Create Your Own Countdown

Google

   
  *** İYİLİK İÇİN KOŞANLARIN YERİ***
  Abdüllatif ŞENER-Türkiyenin Kirada Oturan TekProf. Maliye Bakanı
 


Prof.Dr. Abdüllatif Şener
Abdüllatif Şener
Türkiye Cumhuriyeti Maliye Bakanı





BELGESEL- ORADAYDIM- 
ADULLATİF ŞENER
http://youtu.be/pi4jfxLhiN8


Şener: "Erdoğan İsrail ile aynı safta"

http://youtu.be/0hOV5Ohd4fk




Videoyu izlemek için lütfen tıklayın: 
http://www.timsah.com/Abdullatif-Senerin-Gezi-Parki-direnisi-yorumu/nTPMVguWD_r 




BŞBKN KAYBETTĞİ DAVA




   AKİT  YAZARI
 SN. LÜTFLÜ OFLAZ; -- MAZLUM GELDİ, ZALİM GİECEK
  
   https://www.facebook.com/servis.sendikasi/posts/169634079879742



Abdüllatif Şener'in Tarihi Halk TV Konuşması 3 Haziran 2013



http://youtu.be/1X03KSa918E





ABDÜLLATİF ŞENER AKP GERÇEĞİNİ ANLATIYOR HALK TV-05052013-2137


Türkiye Partisi<<TIKLAYIN





Abdüllatif Şener (d. 1954, Yıldızeli, Sivas, Türkiye), Türk siyasetçi, akademisyen, eski TBMM milletvekili, eski başbakan yardımcısı, eski maliye bakanı ve Türkiye Partisi'nin kurucusudur.

59. Hükümet ve 58. Hükümet Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı, öncesinde 54. Hükümet Maliye Bakanı, TBMM 19. Dönem ve 20. Dönem Refah Partisi, 21. Dönem Fazilet Partisi, 22. Dönem AKP Sivas milletvekilidir.

1954'de Yıldızeli'nde doğdu. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi'ni bitirdi. Gazi Üniversitesi'nde doktora yaptı. Gazi Üniversitesi Bolu İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi'nde dekan yardımcısı oldu. Hacettepe Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Maliye Bölümü'nde öğretim üyeliği yaptı. Maliye Bakanlığı'nda Gelirler Kontrolörü olarak çalıştı. AKP kurucu üyesidir. Fransızca bilir. Evli ve 4 çocuk babasıdır.

AKP ile yaşadıkları görüş ayrılıkları sonrası 2007 yılında yapılan seçimlerde aday olmamıştır. Yeni bir parti kurma girişiminde olan Şener birçok üniversitede öğretim üyeliği yapmıştır. 25 Mayıs 2009 itibariyle Türkiye Partisi kurucusu ve genel başkanıdır.






 
























 


Abdüllatif Şener

(eski başbakan yardımcısı ve maliye bakanı):


“Onunla ilk kavgamız

özelleştirme ile bağlantılıydı.


 
Ben Başbakan Yardımcısı olurken

bütün bakanlardan peşin istifa dilekçesi almıştı.

Ben de vermiştim.

Daha sonra iki bakanı

o dilekçelerlegörevden aldı.


Dilekçem çantasındayken bile

beni görevden alacak gücü yoktu…”


İslamcı aydınların durumu nedir bugün?


“Bunların çıkar ilişkileri önemlidir.

 
AKP menfaat dağıtıp

hoşlanmadıklarını cezalandırdığı için,
 
İslamcı aydın geçinenlerin hepsi
 
daha fazla çıkar elde etmek için
 
ilkelerini bir tarafa bırakmış durumda.
 
Gençliğin bunlara itibar etmemesi gerekir.”



İktidarın dış politikası?



“Şu anda doğrudan doğruya
 
İsrail’in yapmak istediklerini yapıyorlar.


İsrail’in genişleme alanına hizmet eden bir


dış politika  eksenine oturmuş durumdalar.
 

Başlangıçtaki çizgilerinikoruyamadılar.
 

Milli Görüş gömleğini çıkarmış olmak da
 
bu anlama geliyor zaten.


Ben İslamcı bir bakış açısına sahibim.
 

Bunlar yoldan sapmış bir güruh.



AKP dünya kapitalist sisteminin


yerli işbirlikçiliğini üstlenmiş,

İsrail’in çıkarlarına hizmet eden bir partidir.”



* * *
Başlangıçta sizin de bulunduğunuz

AKP iktidarı geçmişten bu yana nasıl bir değişim gösterdi?



“Başladığı gibi gidiyor!

Başlangıcında biz de olduğumuz için
 
bazı günahlarına ortak olduk,
 
bazılarına direndik.

Ortak olduğumuz günahlar için
 
gece gündüz tövbe istiğfar etmemiz gerekir.


Aklımıza geldikçe de tövbe ediyoruz o dönemle ilgili.


Başladığı andan itibaren bu iktidarın siyaseti şudur:
 

----

Birincisi,
 
uluslararası güçlerin arzuları doğrultusunda

İslam dünyasını perişan etmek.

 
İlk anından itibaren bu vardır AKP’nin tarihinde.
 

---Irak tezkeresi budur.

Başbakan bu tezkerenin

Meclis’ten çıkması için


***korkunç çaba harcadı.***
 
***Buna oy vermeyenleri hain noktasına getirmişti.”***


---Tezkere çıkmadı!---


“Bugün olsa hiçbir AKP milletvekili
 

gıkını çıkaramaz ve herkes oy verir.


 
İkincisi, Suriye politikası.
 

Bu, Suriye’yi parçalama işidir.
 

Büyük İsrail’e zemin hazırlayan sürecin ismidir.
 


Bu sürecin sonunda İsrail mesafe alacaktır ve


Başbakan bunun

bir numaralı  savunucusudur.


Çok ilginçtir,


Erdoğan
 
‘Ey Batılılar, ey NATO neredesiniz


, niye vurmuyorsunuz burayı’
 

diye bağırıyor.
 

Bir Müslüman ülkeyi


gayrimüslimlerin vurması için çağrı yapıyor…
 


Ve halen de

bunun çizgisinin

İslami bir çizgi olduğuna inanıyor bazıları!”



Ya parasal olaylar?


“Paraya pula çok düşkün bir iktidar.
 
Böyle bir iktidar yapısının


daha önce geldiğini zannetmiyorum.
 

İşin içinde,

Bakanlar Kurulu’nda olduğum için biliyorum.

Pek çok şeyi de konuşmam gerekmez.


Türkiye’de halkın malı korkunç bir şekilde yağmalanmıştır
 

ve bu yağma devam etmektedir.
 

Özelleştirmelerin her biri bir yolsuzluk hikayesidir.
 

Mevcut iktidar yapısını

İslami saymak,

 
İslam’a
 
leke vurmaktır.
 

Aksitakdirde
 

‘İslam ;

--yolsuzluktan, hırsızlıktan ibaretmiş’


diye kayıt düşülür tarihe.



Bir gün


--‘Bu Müslümanlar ne kadar aç gözlüydü,
 

korkunç bir yağma yapıp gittiler’
 
diye yazılır.


Çünkü bu olup bitenler

günün birinde hep ortaya dökülecek.



---Siyasetçi-işadamı işbirliği ile

devlet kesesinden


gayrimeşru yağma  yapılarak zenginleştiler…


Sadece siyasetçiler ve işadamları değil,
 

İslamcı aydınlar bile!..”



* * *
Bu konuda nelere tanık oldunuz?


“Bir ABD Başkanının
 
belgesiz ve kayıtsız

5-10 bin dolar bile
 
harcama yetkisi olduğunu zannetmiyorum.
 

Bu ülkenin Başbakanı

ise hiçbir kayda, hiçbir belgeye geçmeyen
 
örtülü ödenekten


senede yarım katrilyon para harcıyor.


Bu 500 trilyon demektir.


İstediği yere harcıyor.


Belge melge yok.


‘Bu para usulüne uygun harcanmıştır’
 
diye bir tutanak düzenler,

altına imza atar.
 
Varsa harcama evrakları,
 
onlar yırtılır ve çöpe atılır.


***Sadece o tutanak kalır kayıtlarda,**

 
başka hiçbir şey yok!



Şimdi soruyorum,


Hazreti Peygamber’in
 
böyle bir yetkisi
 
veyaharcama biçimi


var mıydı?

Hazreti Ebubekir’in,
 
Ömer’in

Osman’ın,

Ali’nin


böyle bir harcama prensibi var mıydı?


Bu miktar,

daha önceki harcamaların


yüz bin katı fazla harcamadır.


Ben Erbakan Hoca döneminde

Maliye Bakanı idim,


biliyorum rakamları.


Bu rakamları da biliyorum


çünkü hükümette idik,
 
Bakanlar Kurulunda idik.
 

Başbakan Yardımcısı olarak



***ekonomik işlerde trafiği gören bendim.”***



Başka ne gibi yolsuzluklar var?


“Artık hükümetin üzerinde

ne medya denetimi var,
 
ne de kamuoyu denetimi.


Nasıl olsa hiçbir şey ortaya çıkmıyor diye



****yağma yapılıyor. ***


*******Cumhuriyet dönemi boyunca
 

           bu kadar büyük yağma olmadı.*******



Herkesin cebindeki paranın

üçte birini iktidar kullanıyor.
 

Başbakan ve bakanların harcadığı paralar,
 

herkesin

yıllık gelirinin yüzde 30’u kadardır.


****Eleştirilemeyen,

****vatandaşın baskısını üzerinde hissetmeyen
 
****siyasal iktidarlar
 
****ve güç sahipleri,

****giderek azgınlaşır…


*****Ve şu anda

******azgınlaşmış bir iktidar partisi vardır.******



Bunların para pul işleri

çürük olduğu için,

uluslararası tehditlere de
 

açık hale geliyor

ülkenin başındaki insan!


****Wikileaks belgelerinde ortaya çıktı…***
 


Küresel güçler ona diyor ki
 

----‘İsviçre’de tam sekiz adet banka hesabın var.
 

---Biz senin saçının telini bile biliyoruz.
 

Uyumlu ol

--ve görevlerini yerine getir.
 

---Yoksa itibarın 10 dakikada paçavraya döner.‘”---




* * *
Suriye ve Davutoğlu konusunda ne diyeceksiniz?


“Davutoğlu

tam bir fiyasko ve
 
yüzkarasıdır.


Birleşmiş Milletler’e gidip


‘300 milyon dolar harcadık,
 
desteğinizi bekleriz’ diyebildi!
 

Amaç Esad’ı devirmek değil,
 


Suriye’yi parçalamaktır.



Suriye’de kimdir bu


muhalif dediğiniz adamlar?
 

Parayla tutulmuş,
 
oradan buradan giden adamlar.


Yüzde 80’i zaten Suriyeli değil
 
ve çoluk çocuk katliamı yapıyorlar.


Nerede
 
ipsiz sapsız, yağmacı eşkıya varsa muhaliflerin içinde.


Muhalefet
 
ilk günden beri

elinde silahlarla çıkmıştır ortaya.


Hangi devlet elinde

silahla ortalığı tarayan insanların varlığına izin verebilir.


Devletin birinci görevi onu yok etmektir.
 

Kimin ülkesinde olsa aynı şeyi yapar


.
Türkiye,

NATO ile birlikte aylarca
 

Libya’yı vurdu ve 60 bin insan hayatını kaybetti.
 

Başbakan Meclis’e tezkere gönderdi ve geçti.


İktidarda

Tayyip Erdoğan değil de
 
örneğin Bülent Ecevit olsaydı,
 

Libya bombardımanları aylar önce bittiği halde
 

Cuma namazından sonra


Türkiye’nin bütün camilerinde
 

iktidara ve başbakana yönelik
 
protestolar devam ediyor olurdu.


Asıl isyan edilmesi,

demokratik eylemlerin yapılması gereken ortam
 

bugünkü ortam.




Bu ülkede
 
Müslümanların
 

duyarlığını öldüren bir


siyasi iktidar ve Başbakan var.”



 


 

  •  
    AKİT YAZARI
    SN.LÜTFÜ OFLAZ


    MAZLUMGELDİ,
                                         ZALİM GİDECEK



    Haftalık sohbetleri Akit’te yayınlanan Lütfü Oflaz,
     
    Tayyip Erdoğan ile AKP medyasını her zamanki gibi çok ağır eleştirdi.

    Lütfü Oflaz, Gezi Parkı eylemleri ve AKP’nin kapitalist politikasıyla ilgili sorulara şu cevapları verdi :

     

    Lütfü Bey;

    Taksim’deki Gezi Parkı’nda birkaç ağacın sökülmesi üzerine başlatılan
    ve halen sürmekte olan protesto gösterileri hakkında ne düşünüyorsunuz?


    Gezi Parkı’nda birkaç ağacın sökülmesi üzerine
    , çevrecilerin geri kalan ağaçların sökülmesini engellemek için başlattıkları
    ağaç nöbeti eylemi masum bir hareketti.

    Çevreciler Gezi Parkı’nda çadırlarını kurdu,
    kitap okudu,
    gitarlar çalıp şarkılar söyledi.
    Hatta bazı çevreci aileler kaldıkları çadırlara bebeklerini de getirdi.
    Kısacası,
     
    neresinden baksanız çevrecilerin ağaç nöbeti son derece masum, barışçı bir hareketti.
     
    Ne yazık ki bu barışçı hareketin üzerine İsrail vari bir şiddetle gidildi!
     
    Çadırlarda bebeklerin olmasına bile aldırılmadan gaz bombaları atıldı;
    çadırlar yakılıp yıkıldı;
    aşırı bir şiddet sergilendi.
    Bu faşizm değilse faşizm nedir?
    Bunun adı sivil faşizmdir.
    Ve benim için askeri faşizm de sivil faşizm de birdir.
    Geçmişte askeri faşizme karşı nasıl mücadele ettiysem,
    elbette sivil faşizme karşı da öyle mücadele edeceğim.
    Geçmişte askeri zulme karşı nasıl direndiysem, elbette sivil zulme karşı da öyle direneceğim.
    Askeri zulme karşı direnirken nasıl ağır bedeller ödediysem
    , sivil zulme direnmenin bedeli neyse onu da ödeyeceğim.
     
    Fark etmez benim için ha asker ha sivil diktatör.
     
    Ama bakıyorum da dün askeri diktatörlükten,
    askeri vesayetten şikayet eden AKP medyası,
    bugün Tayyip Erdoğan’ın diktatörlere mahsus otoriter tavrına karşı kör!
     
    Tayyip Erdoğan’ın dediğim dedik,
    kestiğim kestik tavrına karşı kör!
     
    Dediğim dedik, kestiğim kestik tavrı,
    diktatörlere mahsus bir tavır değil mi?

    “Karar verdim yıkacağım,
    karar verdim keseceğim”

    şeklinde konuşmak,
     
    diktatörlere has bir konuşma üslubu değil mi?

    AKP medyası bunu görmemezliğe geliyor ne yazık ki.

    AKP medyası diyor ki;

    Gezi Parkı eylemleri dış güçlerin eseri.

    Oysa Gezi Parkı’nda
    kurdukları çadırlarda ağaç nöbeti tutan çevrecilerin üzerine
     
    faşist bir yöntemle gidilmeseydi,
    dış ve iç hiçbir güç, ne yaparsa yapsın
     
    yüz binlerce insanı böylesine sokağa dökemezdi.
     
    Gezi Parkı’ndaki ağaçları korumaktan başka amacı olmayan çevrecileri

    Tayyip Erdoğan,
     
    “Birkaç çapulcu” diye aşağılamasaydı,

    hiçbir dış ve iç güç
    birbirine zıt kutuplardaki insan topluluklarını,

    “Biz de çapulcuyuz”

    dedirterek bir araya getiremezdi.
     
    AKP medyası bu gerçeği görmemeye devam edecek mi?

    Tayyip Erdoğan’ın dostlarının,
     
    bu gidişin hayırlı bir gidiş olmadığını ona söylemesi gerekmez mi?

    Mağdur gelip mağrurlaşan

    Tayyip Erdoğan’a,

    “Bu gidiş hayırlı bir gidiş değil;
     
    gaza basma frene bas” demesi gerekmez mi?
     
    Bu gidişle mazlum olarak gelen

    Tayyip Erdoğan, zalim olarak gidecek!

    Adı tıpkı
    Hitler gibi seçim yoluyla iktidara gelmiş diktatörler arasına girecek!

    ABDESTLİ HIRSIZLARA DA, ABDESTSİZ HIRSIZLARA DA SOYDURDU HALKI!

    Avrupa ülkelerini etkileyen ekonomik krizin ülkemizi etkilememesi,
    Türkiye ekonomisinin büyümeye devam etmesi nedeniyle
    AKP Hükümeti övülüyor. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?


    Türkiye ekonomisi büyüyor da
    halk mı zenginleşiyor?

    Görüyoruz ki zenginler daha da zenginleşiyor,
    fakirler daha da fakirleşiyor.

    Kapitalist büyümenin baba ülkesi ABD’de bile halk,

    “Ülke nüfusunun yüzde 1’i ülkenin gelirinin yüzde 99’unu,
    ülke nüfusunun yüzde 99’u da ülkenin gelirinin yüzde 1’ini alıyor”
    diye isyan etmedi mi?
     
    ABD’de halk,
    “ABD’nin büyümesi yüzde 1’lik kesimin servetini daha da büyütmeye yarıyor;
    bu nasıl adalet” diye sokaklara dökülmedi mi?

    Kapitalist büyüme ABD’de bile lanetlenmedi mi?
     
    Bizdeki de kapitalist büyüme değil mi?

    Hakkını teslim edelim ki AKP Hükümeti kapitalist büyüme anlamında çok başarılı.
     
    Nitekim AKP Hükümeti
    dolar milyarderlerinin servetini de,
    sayısını da kat kat arttırdı.

    Örneğin Japonya’nın geliri Türkiye’nin gelirinden kat kat fazla, ama

    Türkiye’deki dolar milyarderlerinin sayısı
    Japonya’dakinin iki katı.

    Bu da Türkiye’de ne kadar büyük bir gelir adaletsizliği olduğunun kanıtı

    . Üstelik Türkiye’nin bankaları da,
    şirketleri de milli olmaktan çıktı.

    Bugün Türkiye’deki bankaların yarıdan çoğu yabancıların.

    Bugün Türkiye’deki büyük şirketlerin yarıdan çoğu da yabancıların.
     
    Halka ait kaynaklar özelleştire özelleştire,
    milli kuruluşlar yabancılara satıla satıla bu sonuca varıldı.

    Sonuçta bir ekonomik büyüme sağlandı ama,
    bu ekonomik büyüme
     
    halkın yararına mı?
    Sonuçta bir ekonomik büyüme sağlandı,
    ama ortada milli olan bir şey kaldı mı?

    Şirketler,
    bankalar
    , fabrikalar
    yabancıların olmadı mı?
     
    Hadi işin bu boyutunu geçelim.

    Peki abdestli kapitalistlerin
    abdestsiz kapitalistler kadar
    emek sömürücüsü,
    alın teri hırsızı olmasına ne diyelim?
     
    Abdestli kapitalistlerin,
    çalışanların emeğini sömüre sömüre,
    alın terlerini çala çala
    kendilerine servet edinmelerine,
    servetlerini büyütmelerine,
    dolar milyarderleri
    haline gelmelerine ne diyelim?

    Abdestli kapitalistlerin
    abdestsiz kapitalistler gibi
    lüks ve ihtişam içinde yaşamalarına ne diyelim?
     
    Üstelik de halkın bir bölümünün
    yoksulluk,
    bir bölümünün
    açlık sınırında yaşadığı,
    bir kısım halkın çöplüklerden beslendiği Türkiye’de

    abdestli kapitalistlerin lüks ve ihtişam içinde yaşamalarına ne diyelim?

    Türkiye’deki kapitalist büyüme
    abdestsiz hırsızlara da,
    abdestli hırsızlara da soydurdu halkı!

    Abdestli hırsızların
    abdestsiz hırsızlardan
    abdestli oluşları dışında bir farkı var mı?

     










   
  Abdüllatif ŞENER.Kirada Oturan Bir Prof.Dr. Maliye Bakanı.
 



Şener, AK Parti'yi topa tuttu!... (Röportaj)





Şener, AK Parti'yi topa tuttu!... (Röportaj)

Türkiye Partisi lideri Abdüllatif Şener, yumurtalı protestoların demokrasiyi güçlendireceğini söyledi. Şener, AK Parti'nin oy oranını kendisine göre değerlendirdi.

13 Aralık 2010 Pazartesi - 16:07






Nergis Demirkaya'nın röportajı

Dünyayı sarsan Wikileaks belgelerinin Türkiye ayağında en çok tartışılan iki konu Başbakan Tayip Erdoğan’ın İsviçre bankalarında 8 hesabı bulunduğu ve bir bakanın yolsuzluklar nedeniyle istifa ettiği iddiaları oldu.

Belgeler açıklandıktan sonra “O bakan benim” diye ortaya çıkan Türkiye Partisi Genel Başkanı Abdüllatif Şener’in kapısını çaldık. Yolsuzluk arayanlara Devlet Denetleme Kurulu, Sayıştay’ın raporlarını işaret eden Şener “Kim bu yolsuzlukları yapan” sorusu üzerine imalı bir şekilde “Balık baştan kokar” yanıtı verdi.

Başbakan’ın İsviçre bankalarında hesabı olduğu iddiası üzerine söylediği, “Allah’ın bir kuruşu yok” sözlerini hatırlatan Şener, “İsviçre bankalarında kuruş olmaz, yabancı para olur. Orada Allah’ın tek kuruşu olmadığına ben de inanıyorum” diyerek Başbakan Erdoğan’ı küplere bindirecek bir de imada bulundu.

Şener’e göre AK Parti’nin hakkı yüzde 10’un altında oy almak. Eğer bunun üzerinde oy alırsa bu susan sivil toplum ve medyanın kendisine armağanı olacak.

TEHLİKELİ OLAN ATILMAYAN YUMURTALAR

Şener son günlerin ana gündem maddesi yumurta eylemlerini ise sağlık göstergesi olarak gördü. “Tehlikeli olan duyarlılıklarını ifade etmek isteyen öğrencilerin attığı yumurtalar değil, tehlikeli olan atılmayan yumurtalardır” diyen Şener yumurtaların demokrasiyi güçlendireceğini savundu. İnternethaber’e konuşan Şener’in sorularımıza yanıtları şöyle oldu:

- İstifa ettiğinizde neden yolsuzlukları açıklamadınız da şimdi açıklıyorsunuz diye eleştiriliyorsunuz? Neden?

Ben o zaman da her şeyi söyledim. O günlerde onlarca yolsuzluk yazısı kaleme alanlar, ikide bir beni arayanlar şimdi neden bu kadar çok değişti, ben onları anlamıyorum. Ben ilk hafta kavga etmeye başladım. Özelleştirme bana bağlıydı bıraktım. Önüme gelen kararları imzalamadım. Hangi kararları imzalamadığımla ilgili pek çok yazı çıktı. Hatırlıyorum bir günde benimle ilgili ulusal medyada 72 haber çıkmıştı. Galataport olayında yaşananlar ortada… Ben bunları o günlerde de konuşuyordum. Ne yapsanız insanlar yandaşlığına göre yorum yapıyor. Aydınlar sömürge aydınına dönüşmüşse böyle olur. Ben hiçbirine aldırış etmiyorum.

- Belgesi var mı bu yolsuzluk iddialarının?

Yolsuzluk belgesi mi istiyorsunuz. Devlet Denetleme, Sayıştay, Yüksek Denetleme Kurulu’nun bu iktidar dönemine onlarca yolsuzluk raporu var. 92 dosya. Benim dosya ortaya koymama gerek yok. İktidar değiştiğinde dosyalar çıkar. Hesabını vermesi için Meclis çoğunluğunun değişmesi gerek. Türkiye sorumsuz yetkililer ülkesi. Başbakan, Bakan sorgulanamaz, mahkemeye çıkarılamaz. Dokunulmazlığı vardır. Ben sistemi sorgulamayan, 100 dosyayı sorgulamayanlara üzülüyorum.

BALIK BAŞTAN KOKAR

- Peki yolsuzluğu yapanlar kim? Başbakan mı, çevresi mi?


Balık baştan kokar. İktidar sorgulanamaz, yanlışları yazılamaz-çizilemez hale gelirse, şeffaflık kalmazsa yanlışlar azgınlaşır. Bugün azgınlaşma için zemin müsait. Türkiye’de en çok parayı iki kesim kazanıyor. Birincisi iktidarın yandaşları. İhalelerden yüzde 500 kazanıyorlar. Mücavir alanlardaki tarlaları alıp ballı bir imarla 70 sülalerine yetecek kadar kazanıyorlar. İkinci kazanlar yandaşlarla işbirliği içinde olan yabancılar. Kriz döneminde en çok finans sektörü kazandı. Bankacılık yüzde 50, sigortacılık yüzde 100, borsa yüzde 70 yabancılaşmış. Yabancılaşmış sektörler kazanıyor, üstelik vergi ödemeyen sektörler. Yandaşlar ve yandaşların işbirlikçisi yabancılara kazandıran bir ekonomik sistem.

İSVİÇRE BANKALARINDA KURUŞ OLMAZ

- Başbakanın İsviçre bankalarında hesabı olduğu iddiası var? Doğru olabilir mi?


Büyükelçiler raporlamış göndermiş. 8 hesaptan bahseden belgede ‘mutemet, muteber Başbakana yakın iki kişinin verdiği bilgiye göre 8 hesap var’ diyor. Başbakan “Allah’ın tek kuruşu yoktur” diyor. “Allah’ın kuruşu” ifadesini hiç duymadım. Garip ifade biçimi. İsviçre bankalarında kuruş olmaz yabancı para olur. Orada “Allahın tek kuruşu” olmadığına ben de inanıyorum. Ama Türkiye’yi ilgilendiren 8 bin belge var deniliyor, henüz 30’u çıktı. Bekliyoruz, izleyeceğiz.

ÖLMÜŞ AĞLAYANI YOK MEMLEKETİN

- AK Parti’de Köşk sonrası hesaplar var. Ne olur?


Çiviler yerinden oynamış. Bana ‘çiviler yer değiştirince ne olacak’ diye soruyorsunuz, banane. Onu onlar düşünsün.
Türkiye’de kavramlar saptırılmış. Herkes el birliği yapıyor övgü diziyorsa bir sorun var demektir. Afyon da göz ameliyatı olan 7 kişi kör olmuş. Böyle bir durumda o sistemin sorumlusu bakan istifa eder. Ama bizde yedi kişinin kör olması sonrası Sağlık Bakanı ‘yedi kişinin gözünü kör edenlere zılgıtı çekti’ diye kahraman oluyor. Denetleme yapan, ruhsat veren bir güce sahip bakan 7 kişinin gözünü kör ederek kahraman olamaz. Ölmüş ağlayanı yok memleketin.

MECLİS’TEKİ PARTİLERE İTTİFAK ZİYARETİ

- Merkez sağda ittifak konuşuluyor. Var mı somut bir durum?


Bizim seçime hazır bir partimiz var. İttifak seçim taktiği. Şu anda hangi partinin çatısı altında girilebileceği yorumu için çok erken. Ama kim “benim çatım altımda olsun” diyorsa o ittifak istemiyor demektir. Türkiye Partisi olarak bütün partilere eşit mesafedeyiz. Ayrıntılı ittifak görüşmeleri yapmıyoruz. Partilerin bakışı, Türkiye’yi nasıl algıladıkları, nasıl bir siyasi sonuç elde etmek istedikleriyle ilgili ziyaretler yapıyoruz. Erbakan Hoca, Sayın Demirel, BBP lideri DP yöneticileri hatta siyaset dışı isimlere ziyaretler yaptım. Gelecek dönem Meclis’te bulunan partileri de ziyaret edeceğim. Benim açımdan doğru ve sonuç alınır bir ittifak olması önemli. Bunun şartı şudur; ‘Vatandaş baktığı zaman aaa.. olmuş’ demeli. Neye hitap ettiğinizi anlamalı…

AK PARTİ’NİN HAKKI YÜZDE 10’UN ALTI

- AK Parti’ye yüzde 25 oy verdiniz. Hala bu sözün arkasında mısınız?


Daha iddialı bir şey söylerim. İktidar partisinin hakkı yüzde onun altında almaktır. Yüzde 10’un üzerinde kaç oy alırsa bu susan sivil toplum ve medyanın kendisine armağanıdır. Sürekli bütün yanlışlarını rasyonelleştiren, mantıklı hale getiren, partiler arası tartışmalarda iktidarı baskın hale çıkaran medya yapısı ve sivil toplum.

- Medya bir dönem de “İktidar indirip getirdiği” eleştirilerine maruz kalıyordu. Bunu mu yapsın diyorsunuz?

Siyasal’da medya devlet ilişkileri dersi verdim. Medya ve siyasetçiler birbirini sevmez, ama birbirlerine muhtaçtır. Medyanın malzemesi siyaset, siyasetçinin propaganda aracı da medyadır. Ama bu ilişkiler hakimiyet yarışına girer. Patronlar da medyayı kullanarak en çok paranın olduğu yeri, iktidarı sallayarak, tehdit ederek para kazanmaya çalışır. Kim baskın çıkarsa diğerinin üzerinde amacını gerçekleştirmeye çalışır. 28 Şubat’ta baskın olan medyaydı. Medya iktidarı dövmüş ve düşürmüştür. Şimdi ise baskın olan iktidardır. İktidar medyayı sürekli dövüyor.

YUMURTALAR DEMOKRASİYİ GÜÇLENDİRİR

- Yumurta eylemlerine bu sert tepki neden?


İktidar kendi çirkinliklerini yanlışlarını görünmez hale getirmek için bağırma, sindirme, yok etme ihtiyacı içinde. Kamu gücünü de kullanarak özgür eleştiri ortamını sivil duyarlılıkları yok ediyor, bastırıyor, sürekli tehditler savuruyor. Hukuku kullanarak da yaptırımlar uyguluyor. Yumurta eylemlerinde de bu var. Başbakan ve ilgili kişilerin olayla ilgili açıklamaları demokrasi kültürü ile bağdaşmıyor. Demokrasinin d’sinden anlayan kişinin söyleyeceği sözler değil. Türkiye için tehlikeli olan şey protestolar değil tehlikeli olan Türkiye’nin suskunluğudur. Tehlikeli olan duyarlılıklarını ifade etmek isteyen öğrencilerin attığı yumurtalar değil, tehlikeli olan atılmayan yumurtalardır. Veya değişik vasıtalarla yapılmayan protestolardır. Yumurtalar demokrasi yıkmaz demokrasiyi güçlendirir. Şiddete başvurmamak kaydıyla eylemler faydalı, sağlık işaretidir. Sağlıksız olan eylemsizliktir.

- Siz hiç yumurta yediniz mi?

Boğaziçi Üniversitesinde bakanlığım döneminde protesto edildim. Bir saat, “Sermaye defol üniversiteler bizimdir” diye bağırdılar. Çıkışta “bizim çocuklar… Kendilerini ifade etmelerinden mutluluk duyarım” dedim. 5 yıl önce yaşandı bu ama bugün yapılan açıklamalara bakınca Türkiye’nin geriye gittiğini görüyorum.

Başbakan eylem yapanları şiddetle eleştirdiğinde bu eleştiri olmanın ötesinde valilere, güvenlik kuvvetlerine talimat anlamı taşır. “Bunları coplayın, yere yıkın, tazyikli su sıkın, biber gazı sıkın” demektir. Başbakan ve ilgilerin suç işlediğini düşünüyorum. Savcıların bunun için dava açması gerekir. Meclis’te grubu bulunan partiler Başbakan’ın bu demeçleriyle ilgili soruşturma önergesi vermesi gerek.

CUMHURİYET TARİHİNİN EN KÖTÜ DÖNEMİ

- Büyümede Avrupa ikincisi olduk. Tablo iyi görünüyor…

Geçen sene de küçülmede Avrupa şampiyonuyduk. En çok küçülen ekonomilerden biriydik. Milli gelir yüz lira iken 90-92 lira oldu. Tekrar büyüme rakamı ile eski yerine gelip birazcık aştık. Büyüme oranını iki seçim arasındaki dönemle değerlendirilmeli. 2007’den bu yana ne kadar büyüdük. Seçimden bu yana ekonomi yerde sürünüyor. 50 yıldır büyüme 5-6 civarında. İktidarın 4 yılda büyüme performansı yılda yüzde 2 gibi. Önce dört yılın yüzde 2’nin hesabı verilmeli. Cumhuriyet tarihinin büyümede en kötü dönemini yaşıyoruz.

- Peki sizce gerçek ekonomik tablo ne?

Şu anda işsizlik 1994-2001 krizinden de yüksek. Asgari ücret, emekli maaşları açlık sınırı altında. Çiftçi üretim yapamaz durumda. Kendi kendine yeten ülke et ithal ediyor. Yıllardır ekilen tütün-pamuk bitti. Pancar, hububat can çekişiyor. Sanayi rekabet gücünü kaybediyor. İhracat yüzde 12, ithalat yüzde 30 artıyor. Gerçek manzara bu.

- Sivasspor ne yapacak?

Yeni teknik direktörümüz Rıza’ya güveniyorum. Zor koşullarda devraldı, ama düşme hattından kurtaracak, bu sezonu atlatacaktır. Sivaslı işadamları destek vermeli.








YORUM.

Prof.Dr.Abdüllatif ŞENER.Dürüsttür. Yapılan işler niyetlere göredir.lafa bakılmaz işe bakılır.Türkiye cumhuriyetinde maliye bakanlığı yapmış, Ankarada kirada oturan,üniversite hocalık maaşıyla geçinen tek  bilim adamıdaır.97 Yılındaki,hükümette maliye bakanlığı yaptı.memeura % 50 zam dediği; hep zamları az bulan medya ilk defa ,-parayı nereden bulacaksınız dedi. - O da benim işim dedi. Gerçekten hiçbirşeye zam yapmadan ,% 50 memur zammını verdi. Bu ülke iyi niyetle yönetildiğinde; İnsanının yüzü gülecek olan ,dünya lideri bir ülke olur.Sn.Hocam.Kıblesi çıkar olmuş,şakşakçı bir toplum sizi anlamak istemez. Allah sizi korusun ,yardımcınız olsun
 






 

Başbakan bana 
açtığı davayı kaybetti


Hulki Cevizoğlu: “Benim telefonlarım da dinleniyor” diye bir sözünüz var mıydı? 

Abdüllatif Şener: Herkesin dinleniyor benim de dinleniyor dedim.

Bunun üzerine Başbakan bana dava açtı.

20 bin liralık tazminat davası.




Kaybetti,


Yargıtay’a götürdü.



Israrla 
takip etti yani davayı. 


Yargıtay’da

da kaybetti.


Böylece benim söylediklerimi tescil etmiş oldu.


                      

Başbakan bana dava açınca herkes haber yaptı ama

davayı kaybedince kimse haber yapmadı bunu.




 


Duayen gazeteci Hulki Cevizoğlu’nun hazırlayıp sunduğu Karadeniz TV’de canlı yayınlanan Ceviz Kabuğu’nun bu haftaki konuğu,Abdüllatif Şener, ” Başbakan Erdoğan, ’Büyük İsrail’tezi için çalışıyor. İsrail ne isterse katmeriyle yapan bir Erdoğan var “ dedi.
Ceviz Kabuğu programında çarpıcı açıklamalar yapan eski Başbakan  Yardımcısı Abdüllatif Şener, “İsrail ne isterse katmeriyle yapan bir Erdoğan var” dedi.

Eski Başbakan Yardımcısı Abdüllatif Şener, “Başbakan Erdoğan, ‘Büyük İsrail’tezi için çalışıyor. İsrail ne isterse katmeriyle yapan bir Erdoğan var” dedi. Suriye sorununda muhalifleri desteklemenin sadece İsrail’e faydası olduğunu ifade eden Abdüllatif Şener, bu konuda medyayı da eleştirerek, “Suriye’nin bölünmesini destekleyen medyanın İsrail askerinden farkı yoktur. Suriye’de muhalif dediğiniz katiller, hırsızlar, çeteciler ve hatta homoseksüellerdir” diye konuştu. Duayen gazeteci Hulki Cevizoğlu’nun hazırlayıp sunduğu Karadeniz TV’de canlı yayınlanan Ceviz Kabuğu’nun bu haftaki konuğu, Genel Başkanı olduğu Türkiye Partisi’ni kapatan, eski Başbakan Yardımcısı Abdüllatif Şener’di.  AKP’den ayrılırken Başbakan hakkında ne düşünüyorsam hâlâ aynı şeyi düşünüyorum” diyen Şener; Başbakan Yardımcılığı yaptığı dönemdeki, Suriye, terör, yolsuzluklar ve Türkiye’nin diğer güncel konuları hakkında şok açıklamalarda bulundu.

Afyon’daki 25 şehidin 
hesabı verilecek mi? 
Hulki Cevizoğlu: Türkiye’de çok büyük bir rahatlığa alıştık. Şehit oldu deyip rahatlıyoruz ölen askerlerimizin ardından. Bu rahatlıktan Türkiye’nin bir an önce kurtulması gerekiyor. Afyon’da ne oldu, niye oldu? Bu nasıl askeri ve sivil yönetimdir? Bunun hesabı verilecek mi, verilmeyecek mi? Sayın Başbakanımız niye hâlâ Suriye’yi konuşuyor. “Suriye Kerbela’ya döndü” diyor. Peki Türkiye neye döndü? Siz ne diyorsunuz bu Afyon’daki patlamayla ilgili Sayın Şener, nasıl değerlendiriyorsunuz?
Abdüllatif Şener: Şu ana kadar bilgilendirici bir açıklama yapılmadı ama halkın bilgilenme hakkı vardır. Bu açıklama da hükümetin sorumluluğundadır. Kamuoyunu tatmin edici açıklama yapılmalıdır. 
Hulki Cevizoğlu: Var, bir açıklama var. Su Bakanı’ndan... Veysel Eroğlu bir açılama yaptı o da “takdiri ilahi” şeklinde.
Abdüllatif Şener: Bu, ne olduğunu açıklayan bir açıklama değil.  “Kaza olduğunu düşünmek mümkün değil” diye yorumlar var. “Terör olabilir” şeklinde yorumlar var... Ama bunlar bizim açımızdan meçhul...” 
Hulki Cevizoğlu:  Türkiye bir çok şeyi öğrenemiyor. Siz de AKP’den ayrılmasaydınız biz de birçok şeyi öğrenemeyecektik. Bir Galataport olayı vardı, ne olduğunu bilemedik. Kemal Unakıtan vardı Maliye Bakanı... “Başbakan’la etle tırnak gibi ayrılmaz” diyorlardı ve ayrıldı. Daha bilmediğimiz kim bilir neler vardı?...
Abdüllatif Şener: Türkiye’de ayrıştırıcı bir siyaset belirlenmesini her zaman eleştirdim. Bir ayrışma ülkenin en büyük riski ise böyle bir ortamda iktidara düşen, herkesi kucaklamaktır. İlk başladığı andan itibaren Başbakan kavgacı bir üslubu benimsedi. Ben daha yatıştırıcı üslubu benimsedim. Öfke oyunuzu artırabilir ama ülkenize zarar veriyorsa sorumlu siyasetçi böyle davranamaz. Galataport olayında Başbakan’a rağmen imza atmadım, reddettim ihalenin yapılmasını. Kemal Unakıtan, “Başbakan imzalamanızı istiyor” diye bu konuda bir belge getirdi ama imzalamadım. Bu “ya imzalarsın ya da o koltuktan alırız” demekti. Açıkça da söyledim “Bunu imzalamıyorum, koltuktan alabiliyorsanız alın” diye. Başbakan üç ay konuşmadı benimle. Yurtdışına giderken vekâletini bana veriyordu, tabii durum anlaşılmasın diye, havaalanında yanında oluyordum basın toplantısında ama konuşmuyordu. Sonra düzeldi kendiliğinden. Başbakan alacağı tepkiyi biliyorsa ona göre davranıyordu karşısındakine.
Hulki Cevizoğlu: Bakanlar Kurulu’nda da Başbakan öfkeli miydi? Azarladığı Bakanlar oluyor muydu?

Erdoğan bazı bakanları 
sürekli azarlardı 
Abdüllatif Şener: Bizim dönemimizde bazı Bakanlara karşı nazikti. Bazılarını da sürekli azarlardı. Tepki görmeyeceklerini azarlardı zaten. Bana karşı kırıcı hiçbir sözü olmamıştır...
Çok yoğun bir yolsuzluk ortamı vardı. Bu ortamda olmak istemedim. İhale kanunundaki değişiklik yirmiyi geçmiştir. Bakanlıklardaki teftiş kurumları hâkimiyetini yitirmiştir.  Demokrasi dediğiniz şey bir kişinin her şeye hâkim olmadığı sistemdir.
Hulki Cevizoğlu: “Sayın Şener CHP’de siyaset yapmayı düşünür mü?” şeklinde soru var...    
Abdüllatif Şener: Şu anda mevcut partilerde siyaset yapmayı düşünmüyorum. Medya aracılığı ile gelen teklifler var ama doğrudan bir şey yok. Bunları iyi niyet olarak kabul ediyorum...  Başbakan çağırsa dönmem. Bıraktığım gün hakkında ne düşünüyorsam bugün de değişmiş değildir. Başbakan ne yapıyorsa tersini söylüyor. “Biz herkesi kucaklıyoruz” diyor ama tersine herkesi tokatlıyor. Başbakan’ı anlamak için ne dediğine bakmak lazım, çünkü ne diyorsa tersini yapıyor.

Suriye’nin bölünmesi 
İsrail’i sevindirir 
Suriye’de yaptıkları tam bir İsrail tezidir. İsrail ne istiyorsa katmeri ile yapan bir Erdoğan var. Ama İsrail’le kavgalıymış gibi bir görüntü vermeye çalışıyor. Suriye’deki süreç mevcut yönetimi değiştirmektir. Hedef Suriye’yi parçalamaktır. Bundan en fayda sağlayan İsrail olacaktır. Büyük İsrail’e doğru devam edecek. İsrail, Müslümanların ilk kâbesi Kudüs’ü alıp başkent yapmak için uğraşıyor. Buna en büyük desteği de Başbakan veriyor. Bu olduğu gün Başbakan gene İsrail’e bağıracak. Vatandaş da “Gördün mü Başbakan gene posta koydu” diyecek. 
 “Tampon bölge oluşmalı” diyorlar. “Uçuşa yasak bölge oluşsun önce” diyor Başbakan. Ama bu, Irak’ta bölünmeye neden olmadı mı? Yaşanmış bir örnek var önümüzde.
Hulki Cevizoğlu: Peki kışkırtıcı bir soru sorayım... Kudüs’ün İsrail’in başkenti olmasının ne zararı var?
Abdüllatif Şener: Ortadoğu’da şiddeti artıracaktır. Bu da Türkiye’ye zarar verir. Kudüs, Müslümanların da kâbesidir. Dünyadaki çok sayıdaki Müslüman’ı rencide edecek bir duruma hizmet ediyor Başbakan. Büyük Ortadoğu Projesi, Büyük İsrail’e giden yoldur. 

AKP’nin dış politikası
Türkiye’yi zora sokuyor 
Hulki Cevizoğlu: NATO’da olduğumuz sürece bunlardan kurtulmamız mümkün değil mi?
Abdüllatif Şener: NATO’dan önce Başbakan koruyor İsrail’i. Olay sadece Suriye işi de değil. Türkiye’ye zaten zarar veriyor. Öyle bir dış politika var ki önce kendinize zarar veriyor. Bunu desteklemek İsrail askeri olmaktan beterdir. Hepsi İsrail safında asker gibidir. Malatya’daki füze rampasının ne işi var Türkiye’de. Türkiye’de Suriye’deki muhalefeti destekleyen medya mensuplarının hepsi İsrail safında asker gibidir. 
Hulki Cevizoğlu: Suriye ile söyledikleriniz doğru. Ama bu Suriye de eli yüzü yıkanmış bir ülke değil. Dün bize karşı PKK’yı desteklerken biz niye bir şey yapmadık? Bugün Suriye’yi destekleyen Rusya, dün PKK’yı destekliyordu. “Başımıza tüm bu dertleri Dışişleri Bakanı açtı” diyenler var.
Abdüllatif Şener: Bu, yanlış. Suriye politikasının tek sorumlusu Başbakan’dır. İşler iyiye gitmedi deyip Dışişleri Bakanı tasfiye edilecek. Kemal Unakıtan dediniz. Ona o işleri yaptıran Başbakan’dır. Unakıtan yıprandı, Başbakan tertemiz duruyor. Dışişleri Bakanı’na aynı şeyi yapmaya çalışıyor şimdi.
İnsanlar terörü konuşmaya cesaret edemez durumda. Erdoğan başa gelmeden önce terör sıfır noktadaydı. Şimdi zirvede. Türkiye’de terör olaylarının artmasının bir numaralı sorumlusu Başbakan’dır. Başbakan medyayı sansürleyerek çözüm bulmaya çalışıyor. Uygulanan iç politika da dış politika da terörü artıracak niteliktedir. Bu kadar yanlış yapan bir iktidarın ayakta kalabilmesini anlamak mümkün değildir. Başbakan, Kürt sorunu ile ilgili tutarsız davranıyor. Bir Habur girişi var biliyorsunuz. Bu olay sırasında Meclis’te grup konuşması yapıyordu. “Gördünüz mü sevinci bizim eserimizdir” gibi konuştu. Sonra da davalar açılmaya başlandı. Şu tutarsızlığa bakın... Böyle devlet idare edilmez ki. 
Hulki Cevizoğlu: Peki ama devletin bir de Cumhurbaşkanı var. Ona ne diyorsunuz?
Abdüllatif Şener: Hiçbir şey demiyorum ona... Politikaları belirleyen hükümet. O politikaları belirliyor, sonra eski kabine arkadaşıyla paylaşıyor olabilir.         
Hulki Cevizoğlu: Teröristlerle kucaklaşmaları var? 
Abdüllatif Şener: Bu yeni bir şey değil. Zaten destekliyorlar, cenazeler oluyor, oralara gidiyorlar. 
Hulki Cevizoğlu: Dokunulmazlıkların kaldırılması konusunda ne diyorsunuz? 
Abdüllatif Şener: Bu ortamda tartışılacak bir şey değil bu. Kişiye özel nedenlerle kaldırılmasını onaylamam. 2003 bu işleri konuşma için doğru zamandı ama şimdi değil. 

Başbakan bana 
açtığı davayı kaybetti
Hulki Cevizoğlu: “Benim telefonlarım da dinleniyor” diye bir sözünüz var mıydı? 
Abdüllatif Şener: Herkesin dinleniyor benim de dinleniyor dedim. Bunun üzerine Başbakan bana dava açtı. 20 bin liralık tazminat davası. Kaybetti, Yargıtay’a götürdü. Israrla takip etti yani davayı. Yargıtay’da da kaybetti. Böylece benim söylediklerimi tescil etmiş oldu. Başbakan bana dava açınca herkes haber yaptı ama davayı kaybedince kimse haber yapmadı bunu.

 




https://www.facebook.com/servis.sendikasi/posts/169634079879742























 









 


 


 

 

 


























 

<script type="text/javascript">
 
  var _gaq = _gaq || [];
  _gaq.push(['_setAccount', 'UA-35901013-1']);
  _gaq.push(['_trackPageview']);
 
  (function() {
    var ga = document.createElement('script'); ga.type = 'text/javascript'; ga.async = true;
    ga.src = ('https:' == document.location.protocol ? 'https://' : 'http://') + 'stats.g.doubleclick.net/dc.js';
    var s = document.getElementsByTagName('script')[0]; s.parentNode.insertBefore(ga, s);
  })();
 
</script>

<a href="https://twitter.com/hiziraciltr1" class="twitter-follow-button" data-show-count="false" data-lang="tr" data-size="large">Takip et: @hiziraciltr1</a>
<script>!function(d,s,id){var js,fjs=d.getElementsByTagName(s)[0];if(!d.getElementById(id)){js=d.createElement(s);js.id=id;js.src="//platform.twitter.com/widgets.js";fjs.parentNode.insertBefore(js,fjs);}}(document,"script","twitter-wjs");</script>

 

 
  *** SİZİ KUTLUYORUZ,,, 876766 ziyaretçi.mizsiniz***  
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=
haberler haberler


Google Arama
Sitemde Arama
Yaşam ve İnsanlar

İstanbul Servisleri Neden Pahalı ? burakesc
Namaz Kılan Minik ile burakesc
GİMDES Helal Gıda Ramazan Buluşması burakesc