Create Your Own Countdown

Google

   
  *** İYİLİK İ«İN KOŞANLARIN YERİ***
  Muhsin YAZICIOĞLU.Kazamı- Suikastmı ?
 



Yazıcıoğlu nun eşi ekranda patladı - YouTube


"Kardeşim demekle kardeş olunmuyor"


Muhsin Yazıcıoğlu'nun eşi, helikopterin düşmesi olayının üstünün kapatılmaya çalışıldığını söyledi


Gülafer Yazıcıoğlu'ndan hükümete tepki


Muhsin Yazıcıoğlu’nun eşi Gülefer Yazıcıoğlu, kazanın aydınlatılmamasından

**hükümeti sorumlu tuttu.**

  
Yazıcıoğlu nun eşi ekranda patladı - YouTube


Gülafer Yazıcıoğlu'ndan hükümete tepki

 

Yazıcıoğlu,

 5 yıllık süreçte adam gibi bir muhatap bulamadık. Türkiye Cumhuriyeti'nde kişiye, zamana, duruma göre değişen bir adalet sistemi varmış. Biz, bu adaleti kendimiz için de istemedik; Türkiye için istedik. Ama siz üzerini örttükçe örtmeye çalıştınız. Önce karla örttünüz, sonra da farklı şekillerde örtmeye çalıştınız.” 

dedi.




ŞOK! Muhsin Yazıcıoğlu öldürüldü mü? Mehmet Ali Önel'in ilginç analizi!


 
Birileri anladı ki, kanı kaynayan vatan millet sevdalısı gençleri bir kez daha kullanmak zor olacaktı. Artık önlerinde yılların deneyimine sahip Yazıcıoğlu gibi bir engel vardı.
31.03.09 17:18
MUHSİN YAZICIOÄěLU ÖLDÜRÜLDÜ MÜ?  

Türkiye'de son 30 yılda onlarca faili meçhul cinayet işlendi. Ama hiç bir hükümet döneminde bu cinayetlerin aydınlatılması için önemli bir çaba gösterilmedi.  

Süreç içinde medyayı da iyi kullanan asıl failler, bu cinayetlerle ilgili hep yanlış yönlendirmeler yaptı. Genellikle Türkiye içinde yuvalanmış İran bağlantılı dinci terör örgütleri adres gösterildi.  

Bu adres şaşırtmacası çok da başarılı oldu. Bir taşla iki kuş vuruldu. Hem Türkiye yıllar yılı kendi komşularıyla gergin dış siyaset izlemeye itildi, hem de içerideki yükselen muhafazakar kesimin yolu terör bağlantısı ile kesilmek istedi. 

Bu cinayetler bazı toplum mühendisliği projelerinin hayata geçirilmesi içinde altın fırsat olarak değerledirildi.  

Ne acıdır ki, yıllar yılı herkes bu zokayı yuttu. En başta da medyaya yön veren önemli kalemşörler düştü bu tuzağa. Bir hedef gösterilirken asıl hedefin gizlenmek istenebileceği pek akıllarına gelmedi. Ya da bu aldatmaca onların da işine geldi.  

Ama belli ki artık yolun sonuna gelindi. Ergenekon soruşturmasıyla Türkiye tarihi bir fırsat ele geçirdi. Eğer bu soruşturma sulandırılmaz, yanlış yerlere çekilmez, ucu bir yerlerine dokununca avaz avaz bağrılmaz, hukuka saygılı olunursa, batılı anlamda gerçek demokrasinin de kapısı aralanmış olacak. 

Öncelikle faili meçhul cinayetlerin arkasında yatan hesaplar ortaya çıkacak. Türkiye'yi derin bir karanlığa çekmek isteyen yabancı güç odakları ve onların işbirlikçileri açığa çıkacak. Vatan millet adına işlenen suçlarla bu ülkeye ne büyük kötülük yapıldığı daha iyi anlaşılacak. Ve belki vatana millete olan sadakatları istismar edilerek kandırılan, eline silah verilen, cinayet işlemeye yönlendirilen gençler de nasıl bir oyuna düşürüldüklerini farkedecek. 

Aslında bu oyunu Türkiye'de ilk farkedenlerden biri BBP Lideri Muhsin Yazıcıoğlu'ydu. Gerçek bir milliyetçi olan, dürüstlüğüne samimiyetine, yiğitliğine kimsenin laf edemediği Yazıcıoğlu, bıyıkları henüz terlemişken geçmişti bu tezgahlardan. Üniversite öğrencisyken kardeş kavgasının tam ortasına düşmüş, vatanı kurtarmak adına yeri gelmiş ölmeyi öldürmeyi göze almıştı.   

Sonuç olarak yıllarca hapis yatmış, gençliğini hücrelerde geçirmişti. Ama mücadele içinde geçen ömrü ona çok önemli deneyimler kazandırmıştı. Türkiye'de oyunu kuran, kuralları belirleyen, kökü dışarıdaki güç odaklarının ve onların yerli figüranlarının kimler olduğunu mıh gibi kazımıştı hafızasına.  İşte o nedenle son yıllarda yeniden sahnelenen büyük oyuna düşmedi.  

Nasıl mı? Trabzon'da işlenen Rahip Santoro cinayetini iyi hatırlayın. Gencecik bir çocuk eline aldığı hayalet silahla üç beş misyoner faaliyette bulundu diye bir din adamını gözünü kırpmadan öldürdü. Bu genç, milli duyguları güçlü, kandırılmış eline silah verilmiş, bir delikanlıydı. Attığı kurşunlarla vatanına hizmet ettiğini sanıyordu.  

Çok geçmeden yine Trabzon'dan yola çıkan bir başka genç Ermeni Gazeteci Hrant Dink'i öldürdü. Onu da cinayet işlemeye yönlendiren ağabeyleri vardı. O da bir Ermeniyi öldürerek ülkesini kurtaracağına inandırılmıştı.  

Saf gençlerin eline silah vermenin, cinayet işletmenin daha ikna edici bir yolu olabilir miydi?  

Türkiye'yi karıştıran, dışarıda çok kötü bir etki bırakan, her iki cinayeti işleyen ve adı karışan gençler belli ki aynı merkezden kumanda edilmişti. Gençlerin taşıdıkları milliyetçi duygularla Muhsin Yazıcıoğlu'na hayranlık duydukları aşikardı. Nitekim içlerinden birilerinin Yazıcıoğlu ile aynı karede görüntüleri bile vardı.  

Anlaşılan birileri yine gençlerin saf duygularını kullanarak iş bitirme peşindeydi. Birileri yine, yeni bir oyun tezgahlamıştı. Bu uyundan içeride de dışarıda da fayda umanlar vardı.  

Ama Muhsin Yazıcıoğlu yılların deneyimi ile oyunu erken farketti. Çevresindeki gençlerin kullanıldığını, tıpkı kendi gençliğinde olduğu gibi, bir kardeş kavgasının fitillendiğini net olarak gördü. İlk işi yakın çevresini uyarmak oldu. Önce pis işlerde kullanılan gençlere sahip çıkmadı. Net bir duruş sergiledi. Ülke üzerinde oynanan oyunları en iyi o anladı.  

Birileri anladı ki, kanı kaynayan vatan millet sevdalısı gençleri bir kez daha kullanmak zor olacaktı. Artık önlerinde yılların deneyimine sahip Yazıcıoğlu gibi bir engel vardı.

Ve o engel kalkmadıkça, Türkiye'nin mümbit tarlası olan, kandırılmaya müsait gençler artık kandırılamayacak, ellerine silah verilemeyecekti.  

Ama onlara göre engeller ortadan kaldırılmalı, oyun devam etmeliydi. Kim bilir belki de öyle yapıldı. Bir büyük engel ortadan kaldırıldı. Sebebi de, daha önce böyle bir tezgaha kurban veren önemli bir ailenin, berbat bir havada ölüme meydan okuyan helikopteri oldu.   

Yani yıllar geçmiş, oyuncular değişmiş, kurbanlar değişmiş, ama oyun değişmemişti. Türkiye üzerindeki büyük oyun devam ediyor.

Mehmet Ali Önel
Deşifre Genel Yayın Yönetmeni



Muhsin Yazıcıoğlu nun kendi sesinden şiir beton çok soğuk üşüyorum  TIKLAYIN






25 Mart 2009 tarihinde içinde BBPGenel Başkanı "Muhsin Yazıcıoğlu" ile birlikte 6 kişinin hayatını kaybettiği helikopter kazası son günlerin en çok tartışılan konularından biri oldu.
ABDULLAH GÜL GÜNDEME GETİRDİ
Abdullah Gül'ün yapmış olduğu açıklamalar ile gündeme gelen helikopter kazası, ortaya çıkan yeni görüntüler ile beraber bir anda gündemin en önemli ilk sırasına oturdu. Kaza mı, suikast mi tartışmalarının yaşandığı şu günlerde merhum Muhsin Yazıcıoğlu'nun eşi de konuyla alakalı olarak çeşitli açıklamalar yapıyor.
"KIZIMIN BİLGİSAYARINI GÖTÜRDÜLER"
Fatih Altaylı'nın hazırlayıp sunduğu Tek Tek programına konuk olan Gülefer Yazıcıoğlu, helikopter kazasından sonra Muhsin Yazıcıoğlu'nun bilgisayarının çalındığını söyledi. İlk olarak kızının bilgisayarının çalındığını ifade eden Yazıcıoğlu: "Herkes evde televizyona odaklanmışken bilgisayar götürüldü. Ama Muhsin Başkan'ın değil, kızımızın bilgisayarını götürdüler. Yanlış bilgisayarı götürdüklerini anlayınca geri getirdiler. O sırada fark ettik" dedi.













Vatan'dan Kemal Göktaş'ın haberine göre; Yazıcoğlu'nun yaşamını yitirdiği kaza sonrası Almanya'dan çağırılan uzman pilot "GPS cihazlarını 10 Nisan 2009'daKaza Kırım Heyeti Başkanı Ferudun Seren'in masasında gördüm" dedi. Seren'le 6 saat görüşen Alman uzmanın ise araştırma yapmaktan vazgeçerek parasını dahi almadan ülkesine döndüğü ileri sürüldü.

BBP lideri Muhsin Yazıcıoğlu ile 5 kişinin öldüğü helikopter kazasından sonra Almanya'dan helikopterin düşme nedenleri konusunda rapor hazırlamak üzere BBP tarafından çağrılan uzman pilot Volkan Sürmeli çarpıcı iddialarda bulundu. Almanya'da yaşayan uzman pilot Sürmeli, VATAN'a yaptığı açıklamada, 28 Mart'ta bulunan helikopterin enkazına ilişkin, aralarında kayıp olduğu söylenen GPS cihazlarının da olduğu parçaları 10 Nisan'da Seren'in masasında gördüğünü söyledi. Sürmeli şunları anlattı:

"8 Nisan'da (2009) enkaz bölgesinde kazayı araştırdık. 9 Nisan'da Ankara'ya geldik. 10 Nisan Cuma günü Uwe Reibel ile birlikte Seren'in masasında o cihazları gördük. Zaten o cihazları bize göstermek için Ankara'ya davet ettiler. Bu konuda Başbakan'ımızın da bir direktifi olmuştu. Başbakanımız da bunu istemişti. Orada bize söylenen şöyle bir şey vardı: "Cihazlar bulundu, fotoğraflar çekildi ve savcıya tutanak tutturuldu..." Bu fotoğrafları bize CD ile birlikte teslim ettiler. Bize o zaman cihazların olduğunu ama hafıza kartlarının olmadığı söylendi. Fakat bugün o cihazlar da yok..."

Sürmeli, kazada hayatını kaybeden gazeteci İsmail Güneş'in helikopter içinde çektiği bazı fotoğraflarda sabit olarak bu GPS cihazlarının açık ve kullanımda olduğunun göründüğüne de dikkat çekti. Cihazları helikopterden söktüğü iddia edilen askerlerle kaza kırım heyetinin bir araçta birlikte göründüklerine ilişkin iddialar da olduğunu söyleyen Sürmeli "Bir sivil hava aracı kazasında, askeri personelin araştırma yetkisi yoktur. Dünyanın her yerinde geçerli bir kuraldır bu. O askerlerin orada bulunması bile başlı başına çok şeyi açıklıyor. Elinde tornovida bulunan bir askerin bir şeyi sökmeye çalışması bütün çarpıklığı gözler önüne seriyor" dedi.

ALMAN UZMAN VAZGEÇİRİLDİ

Cihazları Seren'in masasında gördüğünü hemen avukat Kemal Yavuz'a ve BBP Genel Başkanı Mustafa Destici'ye söylediğini anlatan Sürmeli, Alman uzman Reibel'in rapor hazırlamaktan vazgeçmesine ilişkin de şunları anlattı:

"Ferudun Seren'in odasına Uwe'yi aldılar. 3 saat beni hiç içeri almadılar. Daha sonra bir çay içmek için beni içeri aldılar ama daha sonra yeniden beni çıkarıp kendisiyle bir 3 saat daha görüştüler. Uwe, odadan çıktıktan sonra bu kazaaraştırmasından çekileceğini söyledi ve öyle de yaptı. Bu durumu BBP'ye izah edeceğini ve bu işe karışmamam gerektiğini, karışırsam beni Almanya'da savcılığa vereceğini söyledi.

BBP MAFYAYMIŞ

Bize 'siz hepiniz mafyasınız' dedi. Sanırım o görüşmede BBP ona mafya diye anlatılmış. Daha önce BBP'lileri çok cana yakın bulduğunu söyleyen kişi, o odadan çıktıktan sonra böyle dedi. Hatta kendisine ödenecek meblağlar vardı, onlardan da vazgeçti 'para da istemiyorum' dedi.

Ben durumu dönemin BBP yöneticisi Ahmet Şanverdi'ye anlattım. BBP yönetimi de son ana kadar onu görevde tutmak için çok uğraştı. Ben de telefon ve e-mail yoluyla ulaşmaya çalıştım ama hiçbirine cevap vermedi, bizimle bağlantıyı kopardı.

İlginç olan başka bir şey de Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü'nün bu kazadan sonra helikopter parçalarını Uwe Reibel'in yaşadığı Baden-Baden şehrinde inceletmesiydi. Ama bu konuda asıl merkez orası değildir. Asıl merkez Lufthansa'nın çok gelişmiş merkezi olan Bremen veya Hamburg, Berlin gibi şehirlerdir. Ben, parçaların Uwe Reibel'in yaşadığı şehirde inceletilmesini çok kuşkulu buluyorum" dedi.

SUİKAST DİYOR

Helikopterin kaza nedeniyle değil, suikast sonucu düştüğüne inandığını söyleyen Sürmeli, delillerin karartılmasıyla bazı kişilerin korunmaya çalışıldığını iddia etti. Helikopteri Awacs ve F-16'ların birlikte düşürmüş olabileceklerini öne süren Sürmeli "Awacs helikopteri yanlış yönlendirdi. Çünkü Kayseri Havaalanı'na giden bir helikopterin 60 km hatalı uçması mümkün değil. 1 derece 2 derece hata yapabilirsiniz ama 3-5 km'de bu hata düzeltilir" dedi. Sürmeli, helikopterden cihazların sökülmesi sırasında orada bulunan bir askerin cep telefonuyla çektiği görüntüleri BBP'ye ve Cumhurbaşkanlığı'na postayla gönderdiğini ve "meçhul asker"in de bu kişi olduğunu söyledi. Sürmeli daha önce gündeme getirdiği Seren'in kendisini "Kaza yerinde çektiğimiz fotoğraflar bir yerde çıkarsa sen de biz de yanarız. Bir gün senin de uçak ya da helikopter kazanı inceleriz" diyerek tehdit ettiği iddiasını da tekrarladı.

SEREN'İN KUŞKU YARATAN İFADESİ

Soruşturma kapsamında gözaltına alınan Ferudun Seren ise geçen yıl K. Maraş Savcılığı'na verdiği ifadede, GPS cihazlarını 29 Mart'ta gördüklerini ve fotoğrafladıklarını, ancak iki gün sonra 31 Mart'ta tekrar kaza yerine gittiklerinde cihazların olmadığını gördüklerini ileri sürmüştü. Seren, ancak kayıp cihazların karın içerisinde kaybolmuş olabileceği ve enkaz kaldırıldığında kayıp cihazlara ulaşabilecekleri düşüncesiyle tutanağı sadece kendisinin imzaladığını, arkadaşlarının imzalamadığını söylemişti. Enkazın 15 Mayıs'ta kaldırılmasından sonra da kayıp cihazlara ulaşılamayınca arkadaşlarının tutanağa 20 Mayıs tarihinde imza attıklarını ileri sürmüştü. Sürmeli'nin 10 Nisan'da GPS cihazlarını Seren'in masasında gördüğünü iddia etmesine karşın, Seren'in cihazların kayıp olduğunu 31 Mart'ta gördüklerini, ancak buna ilişkin tutanaktaki imzaların ancak enkaz kaldırıldıktan 5 gün sonra atıldığını söylemesi kuşku çekti.



Yazıcıoğlu kazasında sürpriz tanık konuştu

Muhsin Yazıcıoğlu kazası ile ilgili ifade veren sürpriz tanık askeri hedef gösterdi.




Takvim gazetesine konuşan sürpriz tanık Kasım Dinç, o geceyle ilgili tüm ayrıntıları anlattı.Dinç kazayı duyunca bölgeye gittiklerini ancak askerlerin geri dönün yoksa sizi vururuz dediklerini aktardı.

İşte sürpriz tanık Kasım Dinç'in o röportajı

Kasım Dinç, son gelişmeler üzerine yeniden harekete geçti. Dostları, arkadaşları ve bazı çevrelerle görüşerek, kazanın ardından yaşadıklarını yetkililere mutlaka iletmek istediğini söyledi. Dün kendisi ile konuştuk... Son derece önemli iddialarda bulundu. "En baştan anlatayım" diyerek söze başladı:

EN YAKIN EKİP BİZDİK

Ben, TEİAŞ'ta işçi olarak çalışıyorum. Aynı zamanda eski lisanslı futbolcu, King Boksçu ve dağcıyım. Çalıştığımız yer, olay yerine yarım saat mesafede. Olayı duyar duymaz cipimi hazırladım, gerekli malzemeleri koydum ve 5 kişiyle birlikte yola çıktık. Yolda Göksun'un Ocak Başkanı arkadaşımızla karşılaştık. Ondan gerekli bilgileri aldık. Köylülerle konuştuk. Helikopterin düştüğü yeri belirledik.Buraya kadar her şey normal. Dinç'in daha sonra anlattıkları ise inanılır gibi değil... "Olay yerine en yakın ekip bizdik" diye devam etti:

YÜZBAŞI ENGELLEDİ

Enkaza yaklaştığımızda, etrafının askerlerle çevrildiğini gördük. Adeta dağı çepeçevre kuşatmışlar, daha yukarı çıkmamızı istemiyorlardı. O sırada önlerine çıkan bir yüzbaşı kendilerini engelledi. Israr etmeleri üzerine de sert bir ses tonu ile "Biraz daha ilerlerseniz sizi vururum" dedi.

KİMİN NİÇİN ATEŞ ETTİĞİNİ BİLMİYORUM

Bu defa Keş Dağı'nın kuzeyinden yukarı çıkmak için tırmanmaya başladılar. Helikopterin düştüğü yere 1 kilometre kadar yaklaştılar. Ancak, kayalıkları aşamadılar. Bu sırada saat 03:00'e doğru ilerliyordu. Aşağıya, dağın kuzey doğusuna doğru ilerlerken, aralıklarla 4 el silah sesi duydular. Kasım Dinç, "Ne olduğunu, kimin niçin ateş ettiğini bilemiyorum" dedi:

SİLAH SESİ HELİKOPTERİN OLDUĞU TARAFTAN GELDİ

Ama, silah sesi helikopterin düştüğü taraftan gelmişti. Saat 05:00 sıralarında yine askerlerle karşılaştılar. Bu sırada ekipten birinin ayağı burkulmuştu. Arabalarını alıp Göksun'a döndüler. Arkadaşlarını hastaneye bıraktıktan sonra tekrar dağa yöneldiler. Kasım Dinç, "Gittik, ama yine bize yol vermediler" diye konuştu:  

HAYATİ TEHLİKENİZ VAR

Önümüze bir astsubay çıktı. Kendisi ile çok tartıştık. "Bize, hayati tehlikeniz var, size izin veremem" dedi. Biz ısrar edince de silah çekti. Bizde de silah vardı. Biz de silahlarımızı gösterip, "Sizin olabilir, ama bizim hayati tehlikemiz yok" dedik. Buna rağmen, askerlerin engellemesi yüzünden enkaza ulaşamadık. Dinç, bu anlattıklarının ardından iddialarını peş peşe sıraladı:

 Enkazın etrafında sürekli dolaşmamıza rağmen, askerler yüzünden bir türlü helikoptere ulaşamadık.

 ORAYA GİDİLMESİ ENGELLENDİ

Bizim dışımızda da o bölgeye gitmek isteyen başka arama ekiplerine izin verilmedi. Size bizim yaşadıklarımızı aynen yaşayan 50 kişi bulabilirim.   Bana göre askerler helikopterin enkazının çevresini kuşatmışlar, oraya gidilmesini engellemeye çalışıyorlardı. Bu apaçık belli oluyordu.  Yer belliydi. Köylülerin tamamı da orayı gösteriyordu. Buna karşılık, orada arama yapılmadığı gibi başkalarına da izin verilmiyordu.  İlginçtir, daha önce rahatlıkla görüşme yapabildiğimiz o bölgede telefonlar da çekmiyordu. Ayrıca, çevreden uçak sesleri geliyordu. Kasım Dinç, son olarak "Bütün bu yaşadıklarımın ardından olayın normal bir kaza olduğunu düşünmüyorum" değerlendirmesini yaptı. Olayın aydınlanması için her türlü katkıyı yapmaya da hazır olduğunu söyledi.

Savcılar çağırırsa, Allah için bütün bildiklerimi onlara ayrıntıları ile anlatırım...

 

 

Yazıcıoğlu kazasında yeni görüntüler

Helikopter enkazı başında tornavidayla görüntülenen askerlerden sonra yeni görüntüler ortaya çıktı..

30.09.2011 - 08:57
  

25 Mart 2009 tarihinde içinde merhum BBP Genel Başkanı "Muhsin Yazıcıoğlu" ile birlikte 6 kişinin hayatını kaybettiğihelikopter kazasıyla ilgili yeni görüntüler ortaya çıktı.

EKSİĞİMİZ YOK FAZLAMIZ VAR KOMUTANIM

Görüntüler, 26 Mart 2009 tarihinde saat 09.24'te arama kurtarma ekiplerinin otobüsle enkazın bulunabileceği muhtemel bölgeye doğru intikal ederken başlıyor. Otobüste bir konuşma yapan komutan "Bir eksiğimiz var mı?" diye soruyor. Askerler de, "Eksiğimiz yok fazlası var komutanım." diyor. Helikopterdüştükten 1 gün sonra kaydedilen görüntülere göre, arama-kurtarma timlerinin helikopterden yaptıkları çekimler görülüyor.

İşte o görüntüler

SKORSKY HELİKOPTER TERS DÖNMÜŞ DURUMDA

Çevre köylülerinin enkazı bulduğu günün gecesi 28 Mart 2009 tarihinde saat 00.10'da çekilen görüntülerde ise konuşmalar çok net duyuluyor. Aynı gün çekilmiş olan diğer görüntülerde de sabah bir ağacın dibinde konaklama yapıldığı anlaşılıyor. 28 Mart 2009 tarihinde saat 11.00 sıralarında enkaz bölgesine ulaşan Kara Kuvvetleri'ne ait Skorsky helikopter de ters dönmüş bir şekilde görüntülerde yer alıyor.

BURAYA HİÇ KİMSE GELEMEZ TAMAM MI

Görüntülerde ayrıca, kırıma uğramış Skorsky'nin arkasında bir helikopterin daha çalışır durumda olduğu görülüyor. Görüntülerin son bölümlerinde ise, bir kişinin muhtemelen cesetlerden birini çıkarırken, "Buraya hiç kimse gelemez tamam mı? Bölük komutanı, bölüğün yarısı hiç kimse, sadece üçümüz tamam mı?" şeklinde konuşmaları yer alıyor. Muhsin Yazıcıoğlu'nun içinde bulunduğu TC-HEK işaretlihelikopter 25 Mart 2009 tarihinde düşmüş, 27 Mart 2009 tarihinde saat 14.28'de Döngel Köyü Muhtarı ile çevre köylerden oluşan 17 vatandaş tarafından bulunmuştu. Arama kurtarma birlikleri enkaz bölgesine ancak 1 gün sonra ulaşabilmişti.

CUMHURBAŞKANI GÜL NE DEMİŞTİ?

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Yazıcıoğlu'nun öldüğü helikopter kazasıyla ilgili insanın aklının almayacağı ayrıntıların ortaya çıktığını vurgulayarak, "Yazıcıoğlu'yla ilgili çok üzücü durumlar ortaya çıktı. Düşen helikopterin beyni (karakutu), yani her şeyi kaydeden o hafızası yok şimdi ortada. Keçiler gelip söküp götürmedi onu. Sökülüp alınmış." demiş, bunun üzerine de Özel Yetkili Malatya Cumhuriyet Başsavcılığı talimatı ile 5 ilde eş zamanlı operasyon yapılmış; toplam 16 kişi gözaltına alınmıştı.



  Yazıcıoğlu kazasında çalınan cihazlar

ODTÜ'de incelenmiş

Muhsin Yazıcıoğlu'nun helikopterinden çalınan cihazlar,

ODTÜ'de incelendiği ortaya çıktı.
29.06.2012 - 14:28  
BBP Lideri Muhsin Yazıcıoğlu ve beş arkadaşının ölümüyle sonuçlanan helikopter kazasıyla ilgili Malatya Özel Yetkili Cumhuriyet Savcılığı soruşturmasını derinleştirirken, çarpıcı bulgular gün yüzüne çıkmaya devam ediyor.
CİHAZLAR ODTÜ'DE İNCELENDİ
Ortadan kaybolan uçuş bilgilerini gösteren cihazların akıbetinin ne olduğu merak edilirken, Cihan Haber Ajansı'nın ulaştığı belgelere göre söz konusu cihazların, Orta Doğu Teknik Üniversitesi'nde kaza kırım ekibiyle birlikte incelendi ortaya çıktı. Konuyu değerlendiren Yazıcıoğlu ailesinin avukatı Selami Ekici, bu durumu skandal olarak değerlendirdi.6 kişinin ölümüyle sonuçlanan helikopterin ilk incelemesi Ulaştırma Bakanlığı'na bağlı Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü'nde görevli kaza kırım ekibi tarafından yapıldı. Kırım ekibinin yaptığı inceleme sonucunda hazırladığı 14 Aralık 2009 tarihli raporuna Büyük Birlik Partisi itiraz etti. O dönem Kahramanmaraş Cumhuriyet Savcılığı'nca yürütülen soruşturma çerçevesinde BBP'nin itirazı haklı görülüp, helikopterde olan cihazların Orta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ)'nde savcılık kanalıyla incelenmesi istendi. ODTÜ'nün 6 Eylül 2010 tarihinde hazırladığı rapora (CİHAN) ulaştı. Söz konusu raporda helikopterden sökülen 'ARGUS 5000 ce' ve 'SKY MAP 3 C' cihazlarında inceleme yapıldığı belirtiliyor. Fakat yapılan incelemede bu cihazların ne işe yaradığı belirtilmiyor. Tam aksine cihazların ne işe yaramadığı belirtiliyor. ODTÜ'de yapılan bilirkişi incelemesinde adı geçen cihazlar ile ilgili şu ifadelere yer veriliyor: 'ARGUS 5000CE' 'Bu cihaz, bir navigasyon gösterme birimidir. Kaza sonrası yer belirleme konusu ile ilgisi yoktur ve bu amaçla kullanılamaz.' 'SKY MAP3 C' cihazı için ise, 'Databese kartı. Kaza sonrası yer belirleme konusu ile ilgisi yoktur ve bu amaçla kullanılamaz.'
DDK CİHAZLAR İÇİN NE DİYOR?
ODTÜ'de yapılan inceleme sonrasında yazılan raporda cihazların ne işe yaradığı sümen altı edilirken, kazayı inceleyen Cumhurbaşkanlığı Devlet Denetleme Kurulu (DDK) cihazların hayati önem taşıdığına vurgu yapıyor. DDK'nın kayıp cihazlar ile ilgili tespiti şöyle: "Kaza mahallinde bulunamayan 'ARGUS 5000CE' cihazının NVM hafızasının olduğu ve son 10 saatlik uçuşa ait pozisyon ve irtifa bilgisi elde edilebileceği dolayısıyla elde edilen pozisyon bilgilerinden son 10 saatlik uçuşuna ait uçuş rotası, iki nokta arasındaki uçuş süresi ve helikopterin muhtemel süratinin tespit edilebilir."
"Kaza mahallinde bulunamayan 'SKYMAP IIIC' cihazının NVM hafızasının olduğu, uçuş pozisyon bilgileri, uçuş başlangıç, uçuş bitiş saati, uçuş tarihi, toplam uçuş süresi ve toplam çalışma süresi bilgilerinin elde edilebileceği, dolayısıyla elde edilen pozisyon bilgilerinden uçuş rotası, son uçuşa ait uçuş süresi ve helikopterin muhtemel süratinin tespit edilebileceği değerlendirilmiştir."
BBP'NİN İTİRAZ ETTİĞİ KAZA KIRIM RAPORUNU YAZANLAR İLE BİLİRKİŞİLER CİHAZLARI BİRLİKTE İNCELEMİŞ
ODTÜ'nün cihazlar ile ilgili hazırladığı rapor, bir başka gerçeği de gün yüzüne çıkardı. Rapora göre kaza kırım ekbinin hazırladığı rapora BBP'nin itiraz etmesine rağmen adı geçen cihazlar ile ilgili ODTÜ'deki inceleme toplantısında Kaza Kırım Ekibi Başkanı Feridun Seren, üyeler Kerem Mumcuoğlu ve Mehmet Sevdim de hazır bulundu. ODTÜ'nün raporunda, kaybolan cihazların 29 Haziran 2010 tarihinde Kaza Kırım Ekibi ile bilirkişilerin birlikte toplantı yaparak incelediği açıkça ifade ediliyor. Rapordaki konuyla ilgili bölüm şöyle: "29.06.2010 günü Bilirkişiler Prof. Dr. Yalçın Tanık, Prof. Dr. Serkan Özgen, Doç. Dr. S. Sencer Koç ve Y. Doç. Dr. İlkay Yavrucuk, Ulaştırma Bakanlığı'nda Kaza İnceleme Kurulu Başkanı Feridun Seren, Mehmet Sevdim ve Kerem Mumcuoğlu'nun katılımlarıyla bir toplantı yapılmış, kaza hakkında bilgi edinilmiş ve adı geçen cihazlar incelenmiştir."
KAZA KIRIM EKİBİNİN RAPORUNDA KAYIP CİHAZLARDAN HİÇ BAHSEDİLMİYOR
Muhsin Yazıcıoğlu ve beş arkadaşının hayatını kaybetmesine neden olan kazayla ilgili kaza kırım ekibinin 9 ay da hazırladığı 14 Aralık 2009 tarihli 181 sayfalık raporunda kayıp olan 'ARGUS 5000CE' ve 'SKYMAP IIIC' cihazlarından hiç bahsetmiyor. Kaza Kırım Ekibi muhtemel kaza nedenini pilotaj hatasına bağlamış 'Yoğun kar yağışlı kontrolsüz sahada pilot Kaya İstektepe'nin VFR uçuşa ısrarla devam ederek oryantasyon (vertigo/his yanılması) kaybına uğraması nedeniyle dağlık alanda araziyle temas etmesini engelleyemediği' olduğunu iddia etmişti. Oysa ki, helikopterde seyahat edenlerden İhlas Haber Ajansı Muhabiri Gazeteci İsmail Güneş'in helikopter düşmeden 4 dakika önce çektiği fotoğraflarda, bölgede kar yağışının olmadığı ve havanın oldukça açık olduğu görülüyor.

BU BİR SKANDAL

Konuyla ilgili Cihan Haber Ajansı'na konuşan BBP Genel Başkan Yardımcısı veYazıcıoğlu ailesinin avukatı Selami Ekici, kayıp cihazların ODTÜ'de kaza kırım ekibiyle birlikte incelenmiş olmasını skandal olarak değerlendirdi. Ekici; "Kayıp olan ve savcılığın da şu anda peşinde olduğu helikopterin neden düştüğünü ortaya çıkartması muhtemel 'ARGUS 5000CE' ve 'SKYMAP IIIC' cihazlarının ODTÜ'de kaza kırım ekibiyle birlikte incelenmiş olması ve şu an itibariyle bu cihazlara ulaşılamamış olması skandaldır. Ayrıca kaza sürecinin başlangıcından itibaren arama kurtarmadaki zafiyetler ve kaza kırım ekibinin yapmış olduğu faaliyetler ve bu çıkan belgeler ile birlikte düşündüğümüzde bu işlerin ancak ciddi bir organizasyonla yapıldığı şüphesini doğuruyor. Kaza kırım ekibi örgüt yöneticiliği, evrakta sahtecilik ve delil karartmadan 7 ay boyunca tutuklu kalmıştır. Bu belgelere göre ve kaza kırım raporunda bu cihazlardan hiç bahsedilmediği dikkate alındığında kaza kırım ekibinin bu organizasyonun içinde çok önemli bir rol sahibi oldukları ortaya çıkıyor. Hatta kaza kırım yönetmeliklerine aykırı olarak 9 kişilik kaza kırım ekibi yerine 3 kişilik kaza kırım ekibi oluşturulması, bunlarında gerekli uzmanlık yeterliliğine sahip olmaması ve bu kaza kırım ekibinin görevlendirme yazısının altında bizzat Ulaştırma Bakanı binali Yıldırım'ın imzasının bulunması kafalardaki soru işaretlerini artırıyor. Ulaştırma ve Haberleşme Bakanı Binali Yıldırım bu ekibe sahip çıktı. Kamuoyunda çok tartışılan CMK 250 nci madde de yapılacak olan değişikliği ilk olarak Ulaştırma Bakanı'nın gündeme getirmesinin nedenlerini şimdi çok daha iyi anlayabiliyoruz. Bu gelişmelerden sonra dosyada yeni gözaltılar ve tutuklamaların olması kaçınılmazdır." ifadelerini kullandı.



ŞOK! Muhsin Yazıcıoğlu öldürüldü mü? Mehmet Ali Önel'in ilginç analizi!


 

Birileri anladı ki, kanı kaynayan vatan millet sevdalısı gençleri bir kez daha kullanmak zor olacaktı. Artık önlerinde yılların deneyimine sahip Yazıcıoğlu gibi bir engel vardı.

31.03.09 17:18

MUHSİN YAZICIOÄěLU ÖLDÜRÜLDÜ MÜ?  

Türkiye'de son 30 yılda onlarca faili meçhul cinayet işlendi. Ama hiç bir hükümet döneminde bu cinayetlerin aydınlatılması için önemli bir çaba gösterilmedi.  


Süreç içinde medyayı da iyi kullanan asıl failler, bu cinayetlerle ilgili hep yanlış yönlendirmeler yaptı. Genellikle Türkiye içinde yuvalanmış İran bağlantılı dinci terör örgütleri adres gösterildi.  


Bu adres şaşırtmacası çok da başarılı oldu. Bir taşla iki kuş vuruldu. Hem Türkiye yıllar yılı kendi komşularıyla gergin dış siyaset izlemeye itildi, hem de içerideki yükselen muhafazakar kesimin yolu terör bağlantısı ile kesilmek istedi. 


Bu cinayetler bazı toplum mühendisliği projelerinin hayata geçirilmesi içinde altın fırsat olarak değerledirildi.  


Ne acıdır ki, yıllar yılı herkes bu zokayı yuttu. En başta da medyaya yön veren önemli kalemşörler düştü bu tuzağa. Bir hedef gösterilirken asıl hedefin gizlenmek istenebileceği pek akıllarına gelmedi. Ya da bu aldatmaca onların da işine geldi.  


Ama belli ki artık yolun sonuna gelindi. Ergenekon soruşturmasıyla Türkiye tarihi bir fırsat ele geçirdi. Eğer bu soruşturma sulandırılmaz, yanlış yerlere çekilmez, ucu bir yerlerine dokununca avaz avaz bağrılmaz, hukuka saygılı olunursa, batılı anlamda gerçek demokrasinin de kapısı aralanmış olacak. 


Öncelikle faili meçhul cinayetlerin arkasında yatan hesaplar ortaya çıkacak. Türkiye'yi derin bir karanlığa çekmek isteyen yabancı güç odakları ve onların işbirlikçileri açığa çıkacak. Vatan millet adına işlenen suçlarla bu ülkeye ne büyük kötülük yapıldığı daha iyi anlaşılacak. Ve belki vatana millete olan sadakatları istismar edilerek kandırılan, eline silah verilen, cinayet işlemeye yönlendirilen gençler de nasıl bir oyuna düşürüldüklerini farkedecek. 


Aslında bu oyunu Türkiye'de ilk farkedenlerden biri BBP Lideri Muhsin Yazıcıoğlu'ydu. Gerçek bir milliyetçi olan, dürüstlüğüne samimiyetine, yiğitliğine kimsenin laf edemediği Yazıcıoğlu, bıyıkları henüz terlemişken geçmişti bu tezgahlardan. Üniversite öğrencisyken kardeş kavgasının tam ortasına düşmüş, vatanı kurtarmak adına yeri gelmiş ölmeyi öldürmeyi göze almıştı.   


Sonuç olarak yıllarca hapis yatmış, gençliğini hücrelerde geçirmişti. Ama mücadele içinde geçen ömrü ona çok önemli deneyimler kazandırmıştı. Türkiye'de oyunu kuran, kuralları belirleyen, kökü dışarıdaki güç odaklarının ve onların yerli figüranlarının kimler olduğunu mıh gibi kazımıştı hafızasına.  İşte o nedenle son yıllarda yeniden sahnelenen büyük oyuna düşmedi.  


Nasıl mı? Trabzon'da işlenen Rahip Santoro cinayetini iyi hatırlayın. Gencecik bir çocuk eline aldığı hayalet silahla üç beş misyoner faaliyette bulundu diye bir din adamını gözünü kırpmadan öldürdü. Bu genç, milli duyguları güçlü, kandırılmış eline silah verilmiş, bir delikanlıydı. Attığı kurşunlarla vatanına hizmet ettiğini sanıyordu.  


Çok geçmeden yine Trabzon'dan yola çıkan bir başka genç Ermeni Gazeteci Hrant Dink'i öldürdü. Onu da cinayet işlemeye yönlendiren ağabeyleri vardı. O da bir Ermeniyi öldürerek ülkesini kurtaracağına inandırılmıştı.  


Saf gençlerin eline silah vermenin, cinayet işletmenin daha ikna edici bir yolu olabilir miydi?  


Türkiye'yi karıştıran, dışarıda çok kötü bir etki bırakan, her iki cinayeti işleyen ve adı karışan gençler belli ki aynı merkezden kumanda edilmişti. Gençlerin taşıdıkları milliyetçi duygularla Muhsin Yazıcıoğlu'na hayranlık duydukları aşikardı. Nitekim içlerinden birilerinin Yazıcıoğlu ile aynı karede görüntüleri bile vardı.  


Anlaşılan birileri yine gençlerin saf duygularını kullanarak iş bitirme peşindeydi. Birileri yine, yeni bir oyun tezgahlamıştı. Bu uyundan içeride de dışarıda da fayda umanlar vardı.  


Ama Muhsin Yazıcıoğlu yılların deneyimi ile oyunu erken farketti. Çevresindeki gençlerin kullanıldığını, tıpkı kendi gençliğinde olduğu gibi, bir kardeş kavgasının fitillendiğini net olarak gördü. İlk işi yakın çevresini uyarmak oldu. Önce pis işlerde kullanılan gençlere sahip çıkmadı. Net bir duruş sergiledi. Ülke üzerinde oynanan oyunları en iyi o anladı.  


Birileri anladı ki, kanı kaynayan vatan millet sevdalısı gençleri bir kez daha kullanmak zor olacaktı. Artık önlerinde yılların deneyimine sahip Yazıcıoğlu gibi bir engel vardı.


Ve o engel kalkmadıkça, Türkiye'nin mümbit tarlası olan, kandırılmaya müsait gençler artık kandırılamayacak, ellerine silah verilemeyecekti.  


Ama onlara göre engeller ortadan kaldırılmalı, oyun devam etmeliydi. Kim bilir belki de öyle yapıldı. Bir büyük engel ortadan kaldırıldı. Sebebi de, daha önce böyle bir tezgaha kurban veren önemli bir ailenin, berbat bir havada ölüme meydan okuyan helikopteri oldu.   


Yani yıllar geçmiş, oyuncular değişmiş, kurbanlar değişmiş, ama oyun değişmemişti. Türkiye üzerindeki büyük oyun devam ediyor.


Mehmet Ali Önel

Deşifre Genel Yayın Yönetmeni


Share on twitterShare on facebookShare on googleShare on liveMore Sharing Services






"Kardeşim demekle kardeş olunmuyor"

Muhsin Yazıcıoğlu'nun eşi, helikopterin düşmesi olayının üstünün kapatılmaya çalışıldığını söyledi



Gülafer Yazıcıoğlu'ndan hükümete tepki










Yazıcıoğlu,

5 yıllık süreçte adam gibi bir muhatap bulamadık. Türkiye Cumhuriyeti'nde kişiye, zamana, duruma göre değişen bir adalet sistemi varmış. Biz, bu adaleti kendimiz için de istemedik; Türkiye için istedik. Ama siz üzerini örttükçe örtmeye çalıştınız. Önce karla örttünüz, sonra da farklı şekillerde örtmeye çalıştınız.

 dedi.










2009 yılında helikopterin düşmesi sonucu hayatını kaybeden BBP Lideri Muhsin Yazıcıoğlu ile beraberindekiler için Sivas’ta anma programı düzenlendi. Fidan Yazıcıoğlu Kültür Merkezi'nde düzenlenen program saygı duruşu ve İstiklal Marşı'nın okunmasının ardından Kur’an-ı Kerim tilavetiyle devam etti.

HÜKÜMETİ SERT SÖZLERLE ELEŞTİRDİ

Muhsin Yazıcıoğlu ile ilgili slayt gösterisinin ardından anma programı için Sivas’a gelen Yazıcıoğlu’nun eşi Gülefer Yazıcıoğlu, helikopterin düşmesinin üzerinden 5 yıl geçmesine rağmen aydınlatılamamasından dolayı hükümeti sorumlu tuttu.

Konuşmasında 5 yıl geçmesine rağmen kimseye dertlerini anlatamamaktan yakınan Yazıcıoğlu, “Hiç kimse bizi anlamak istemedi. Bu 5 yıllık süre içinde hukuk içerisinde kalarak, hukuku çiğnemek istemedik. Ülkemizde dirlik düzen olsun, huzur olsun, kardeşlerimiz karşı karşıya gelmesin diye çaba sarf etmemize rağmen bu çabamızı kimse görmek istemedi. Buradan Türkiye'yi yönetenlere sesleniyorum; Sizler canınızın istediği zaman her şeyi nasıl yaptığınızı gözümüze soka soka gösterdiniz. Görüyoruz ki 17 Aralık'tan sonra sizlerin canı acıdığı zaman neler yapıyormuşsunuz, nelere kadirmişsiniz. 5 yıllık süreçte 12 tane çocuğun gözyaşlarını ve bizlerin dertlerini bir nebze olsun telafi etme yoluna gitmediniz.” şeklinde konuştu.

“VATANDAŞIN CANI ACIDIĞI ZAMAN NEREDEYDİNİZ?”

Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın, '17 Aralık sonrası yasaları çiğneyen ve yasalara aykırı hareket edenlerle ilgili gereği yapılacaktır.' dediğini aktaran Yazıcıoğlu, şöyle devam etti:
“Peki ben de buradan söylüyorum; 5 yıl önce yasaları çiğneyen Sayın Ulaştırma Bakanı ve bürokratlarınızla ilgili ne yaptınız? Çok kızgınım ve üzgünüm. Aynı zamanda bir din kardeşi olarak gördüğüm insanlara son derece kırgınım. Bu 5 yıllık süreçte sizin canınız acıdığı zaman yasaları çiğneyenlere nasıl muamele ediyorsanız bize gelince yasaları çiğneyenlere neden aynı muameleyi reva görmediniz? İlla sizin canınızın acıması mı gerekiyor? Vatandaşın canı acıdığı zaman neredeydiniz?”

“ÜZERİNİ ÖRTMEYE ÇALIŞTINIZ”

“Muhsin Yazıcıoğlu size gerçek manada kardeşlik yapmıştı. Ama siz, Muhsin Yazıcıoğlu’na kardeşlik yapmadınız, yapmamaya da devam ediyorsunuz.” diyen Gülefer Yazıcıoğlu, “5 yıllık süreçte adam gibi bir muhatap bulamadık. Ülkem adına çok üzgünüm ama şunu gördüm ki Türkiye Cumhuriyeti'nde kişiye, zamana, duruma göre değişen bir adalet sistemi varmış. Biz, bu adaleti kendimiz için de istemedik; Türkiye için istedik. Türkiye'de bir daha böyle vahim olaylar gerçekleşmesin diye istedik. Ama siz üzerini örttükçe örmeye çalıştınız. Önce karla örttünüz, sonra da farklı şekillerde örtmeye çalıştınız. Önce karla örttünüz, sonra farklı şekilde örtmeye çalıştınız.” ifadesini kullandı. 

"SUSTUKÇA BİZİ APTAL MI SANDINIZ?"

Bazılarının ‘Ölüler üzerinden siyaset yapmayın’ dediğini kaydeden Yazıcıoğlu’nun eşi Gülefer Yazıcıoğlu, “Ne kadar acı... Hak aramak şimdi siyaset mi oldu? Siz nasıl hakkınızı arıyorsanız, biz de hakkımızı arıyoruz. Bizi sustukça aptal mı zannediyorlar? Biz aptal falan değiliz. Karşınızda aptal insanlar var zannetmeyin. Biz, ülkede dirlik ve düzenin, huzurun olmasından yana çaba sarf ediyoruz. Kimseyi kışkırtmıyoruz, kimseyi birbirine düşürmeye, kimsenin arasına nifak tohumu sokmaya çalışmıyoruz. Çalışsaydık, bunu helikopterin düştüğü andan itibaren yapardık.” dedi. 

"MUHSİN YAZICIOĞLU'NUN YAPTIĞI KARDEŞLİĞİ BEKLİYORUZ"

Muhsin Yazıcıoğlu’nun yaptığı kardeşliğin aynısını istediğini belirten Gülefer Yazıcıoğlu, “Bu ülkeyi yönetenlere buradan tekrar sesleniyorum; Koca 5 yıl geçti, kardeşim demekle kardeş olunmuyor. Seçimden seçime hatırlanan kardeşliği asla kabul etmiyorum. Buradan bir an önce Muhsin Yazıcıoğlu'nun size yaptığı kardeşliğin aynısını sizden bekliyorum. Sizler, onun nasıl kardeşlik yaptığını benden çok daha iyi biliyorsunuz. Sizler dile getiriyorsunuz bunu. Onun için de Muhsin Yazıcıoğlu'nun yaptığı din kardeşliğinin aynısını tezce, hiç gecikmeden bir an önce teslim edin lütfen." diye konuştu.

Yazıcıoğlu, Muhsin Yazıcıoğlu'nun yol arkadaşlarının seçime girdiğini, kendilerine yakışanın da onların yanında olarak destek vermek olduğunu dile getirdi.


Yazıcıoğlu nun eşi ekranda patladı - YouTube
































 

 
  *** SİZİ KUTLUYORUZ,,, 897649 ziyaretçi.mizsiniz***  
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=
haberler haberler


Google Arama
Sitemde Arama
Yaşam ve İnsanlar

İstanbul Servisleri Neden Pahalı ? burakesc
Namaz Kılan Minik ile burakesc
GİMDES Helal Gıda Ramazan Buluşması burakesc