Create Your Own Countdown

Google

   
  *** İYİLİK İ«İN KOŞANLARIN YERİ***
  TÜKETİCİ HAKLARI OSMANLIDA NASIL UYGULANDI-
 


Muhtesiblik

bugün tüm dünyada önemini giderek artıran

tüketici haklarının da,

kamu denetçiliğinin de,

bu anlamda ülkemizde da temeli,

tarihteki çıkış noktasıdır.

Osmanlı döneminde
satışa sunulan
sebze ve meyveye narh konulması, *Birleşmiş Milletler Teşkilatınca kabul edilmiş
evrensel tüketici haklarıkapsamında
çok önemli hakkın,

"tüketicinin bilgilenme hakkı"nın gözetilmesi için
satışa çıkarılan ürünlere etiket koyma ve fiyat tarifesi bulundurma zorunluluğunun

*tarihteki
ilk sistemli uygulamasının da
 yine

*İslam devletlerinde olduğunu bildirmektedir.

Tüketiciyi koruyan kanunlar
ilk defa Osmanlılar döneminda

*İhtisab Kanunnameleri*
ile ortaya çıkmıştır.

 

 

 

Osmanlı yönetim sistemi içinde muhtesibin uygulamaları

*ürünlere *Standard getirilmesi gibi işleri de içermiştir ki

 bu husus da başlı başına günümüz manasında 

*tüketici hakları açısından son derece önemlidir.

 

 



Daha önemlisi Muhtesiblik

İslam Toplum Düzeni'nin olmazsa olmazıdır.


TÜKETİCİ HAKLARININ TEMİNATI DA

MUHTESİBLİKTİR!


Muhtesiblik;

OSMANLI iHTiSAB SiSTEMi 


Muhtesiblik
(İyiliğe çağırma; kötülükten men etme işinin kurumsallaşmış şekli) olmadan hiçbir düzende İslam tam olarak yaşanamaz.

Muhtesib eylemde; TÜM İYİ ŞEYLER GERİ GELSİN DİYE..

Muhtesiblik

bugün tüm dünyada önemini giderek artıran

tüketici haklarının da,

kamu denetçiliğinin de,

bu anlamda ülkemizde da temeli,

tarihteki çıkış noktasıdır.

Daha önemlisi Muhtesiblik

İslam Toplum Düzeni'nin olmazsa olmazıdır.

İmam-ı Gazali Hazretleri(K.S.A.)'nin muhtesiblik hakkında muhteşem görüşlerini merak edenler lutfen TIKLAYIN

Site admini Suzan ÇELİK tarafından hazırlanarak daha önceki tüketici hakları konulu sitelerimizden birinde 2 sene yayınlanan ve bu vesile ile ombudsmanlıkla ilgili bir sitede makale olarak sunulan şu metin de muhtesibliğin ne olduğunu ve ne denli önemli olduğunu anlatmaktadır;

2010 ylında hazırlanmış bulunan bu metin şu adreste halen

yayınlanmaktadır: 
http://www.ombudsman.gen.tr/haber_detay.asp?haber_id=75

Bu metin aşağıdaki gibidir:

TÜKETİCİ HAKLARININ TEMİNATI DA MUHTESİBLİKTİR!

"Muhtesib" kelime anlamı ile "hesaba çeken, sorgulayan" demektir.

Tüm isimleriyle.. El-Hasib esmasıyla herkese yeten, insanların yaptıklarını koruyup hesaba çeken Yüce Allah (C.C.) Kur'an-ı Kerim'de Ali İmran Suresi'nin 110'uncu Ayeti'nde şöyle buyurmaktadır: "Siz, insanların iyiliği için ortaya çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz; iyiliği emreder, kötülükten men eder ve Allah'a inanırsınız..."

"Kötülükten sakındırmak, iyiliği teşvik etmek" düsturu doğrultusunda "Muhtesib"in Hakk adına halk adına üstlendiği işlev, Peygamber (S.A.V.)'in; "Günâh işleyeni gören, eli ile mâni olsun. Buna gücü yetmezse, dili ile mâni olsun." Buyruğunu anlatan ve günümüz sıkıntılarının da çözüm mantığını içeren bir büyük hadis-i şerife dayanmaktadır.

Muhtesib, İslam Devleti içinde ciddi bir konuma sahiptir. O, önemi çağları aşan ve bir büyük sistemi temsil eder. İhtisab sistemi olarak adlandırılan bu sistemin içinde hisbe teşkilatı yer almaktadır.

En büyük otorite adına üst düzeyde muhtesib tarafından temsil edilen bu teşkilatlanmanın hedefi ise kamu düzeninin sağlanması ve adaletin tesisidir ve hem iktisadi, hem de sosyal hayata yön vermek üzere kurgulanmıştır.

Muhtesib Kime Denir?

İhtisab'ın kelime anlamı "Hesaba çekmek, sorgulamak"tır. İşte İslam ve Osmanlı Devletinde bu önemli görevi resmen yerine getiren kişi "muhtesib"dir.

Emr-i ma'rûf ve nehy-i münkeri el ile yapmak muhtesib gibi idarecilere, dil ile yapmak din adamlarına, kalp ile yapmak ta her Müslüman'a farzdır.

Bu anlamda her Müslüman kendi boyutunda bir muhtesibdir denilebilir.

İlk Muhtesib Kimdir?

Muhtesibin İslam Devleti'nin daha ilk yıllarında Asr-ı Saadette ve her yönüyle aynı kaynaktan beslenmiş şanlı Osmanlı'daki uygulamaları tarihten günümüz dünyasına ve geleceğine vurulmuş bir damgadır.

İhtisab müessesesinin temeli Hz. Peygamberin, Allah Resulü(S.A.V.)'nün, Hz. Ömer (R.A.)'i, Medine muhtesipliğine atamasıyla atılmıştır.

Meşhur Medine çarşısı'nın düzeni, Allah C.C.'nin "celal" sıfatının bir tecelligahı olan, ismi "adalet" kelimesiyle birlikte anılan eşsiz Sahabe Hz. Ömer (R.A) ve onun görevlilerince sağlanmıştır.

Prof. Dr. Ziya KAZICI, Hz. Ömer (R.A.)'le birlikte Şifa Bint-i Abdullah (R.A.)'ın da "muhtesib"lik yaptığını bildirmektedir.

Bir hanımın Hz. Peygamber (S.A.V.) tarafından kötülükten sakındırmak gibi çetin biriş için görevlendirilmiş olması ilginçtir.

Yiyecek-içecek maddelerine hile karıştırılıp karıştırılmadığı, ölçü ve tartıların doğruluğu.. Hz. Ömer (R.A.)'in görevlilerince kontrol edilmiştir.

İslamiyetin ilk yıllarında toplu yaşanan ve topluluk sayısı 40'ı geçen yerlerde hisbe teşkilatının kurulduğu anlaşılmaktadır. Hz. Ömer (r.a.)'in halifelik döneminde tam teşkilatlı bir müessese haline gelen hisbe, Kur'an-ı Kerîm'deki "el-emr bi'l-marif ve'nnehy ani'l münker" âyetinden ve aynı yöndeki Hadis-i Şerif'den beslenerek İslam devlet yönetimlerinin tümünde önemini korudu.

Muhtesib Türk-İslam Sentezi içinde nasıl konumlanmıştır?

İlk Müslüman Türk devletlerinden Karahanlılar ve Gaznelilerde ihtisab sistemini görmekteyiz.

Muhtesib, hem Büyük Selçuklularda hem de Anadolu Selçuklularında devlet divanında yer almıştır.

Tarihi kaynaklar Muhtesib'in Osmanlı devlet ve toplum düzeninde de önemli bir yeri ve etkinliği olduğunu anlatmaktadır.

Osmanlı İhtisab kanunnamelerinde, muhtesibin "Allah neyi yaratmışsa hepsini görmek zorunda olduğu" hükmü ön plana çıkmaktadır.

Daha Osmanlı Devleti kurulurken, Osman Gazi şura heyetine danışarak pazara kanun gerektiği hükmüne vardı ve bu doğrultuda ihtisab sisteminin temelini atmış oldu.

Böylelikle denilebilir ki Büyük Osmanlı İmparatorluğu hisbe teşkilatıyla doğmuş oldu.

Osman Gazi'nin koyduğu pazar vergisini içeren kanun Osmanlı'daki ihtisab müessesinin çıkış noktasıdır.

Evliya Çelebi kaynakları Vezir-i Azam Mahmut Paşa'nın ileri gelenlerle toplanarak meyve ve sebzeye narh koyduğunu bildirmektedir.

Muhtesibin modern manada insan haklarının bir cüzü olarak kabul edilen tüketici hakları ile ilgisi nedir?

Osmanlı döneminde satışa sunulan sebze ve meyveye narh konulması, Birleşmiş Milletler Teşkilatınca kabul edilmiş evrensel tüketici hakları kapsamında çok önemli hakkın, "tüketicinin bilgilenme hakkı"nın gözetilmesi için satışa çıkarılan ürünlere etiket koyma ve fiyat tarifesi bulundurma zorunluluğunun tarihteki ilk sistemli uygulamasının da yine İslam devletlerinde olduğunu bildirmektedir.

Tüketiciyi koruyan kanunlar ilk defa Osmanlılar döneminde İhtisab Kanunnameleri ile ortaya çıkmıştır.

Osmanlı yönetim sistemi içinde muhtesibin uygulamaları ürünlere Standard getirilmesi gibi işleri de içermiştir ki bu husus da başlı başına günümüz manasında tüketici hakları açısından son derece önemlidir.

Muhtesib, Fatih döneminde tebliğ edilen bir kanunnamede şehri yöneten 8 kişi arasında yer almıştır. Muhtesibin şehrin iktisadi ve sosyal hayatının düzenlenmesi adına böylesine önemli bir işlevi vardır.

Öte yandan muhtesibi Osmanlı'nın esnaf teşkilatı olan ve namuslu ticaretin simgesi olan ahiliğin oluşmasında etkisi bulunan fütüvvet müessesi içinde de görmekteyiz.

Fütüvvet kurumlarında bölgeden bölgeye farlılık olmakla beraber teşkilatlanmada kadıdan sonra muhtesib gelir. Fütüvvetin mantığında da zulüm ve kahır görmüşlere sahip çıkma ve bu yolda gözünü budaktan esirgememe gibi hususlar vardır.

Halk adına, halkın çıkarları için çalışan muhtesibin hem gönüllü bir teşekkülün içinde oluşu, hem de öte yandan devlet idaresinde bulunuşu, tüketicinin evrensel manada ittifakla Birleşmiş Milletler Teşkilatı tarafından henüz kabul görmüş olan "temsil edilme hakkı"nın çağlar öncesinde Türk-İslam Devlet düzeni içinde hayata geçmiş olduğuna işaret etmektedir.

Osmanlı'nın ilk dönemlerinde her kadı tayin edilen beldeye bir de ihtisab ağası gönderilirdi.

İhtisab ağası yani muhtesib, kadının icra memuruydu.

Onların emrine Devlet tarafından, Yeniçeri Ocağından seçilen kul oğlanları gönderilirdi. Sadrazam, kadı, muhtesib pazar denetimine çıkacakları zaman yanlarında terazi de bulunurdu.

Böylelikle Sadrazam'ın yanında yer alacak kadar geniş önemli bir konuma sahip olan Muhtesib, çarşı-Pazar esnafının kendi arasında ve müşterilerle ilgili ilişkilerini düzenlerdi.

Muhtesib doğrudan cezalandırma yetkisine sahipti.

Ölçü ve tartıda hile yapanlar anında ve yerinde zamanına göre caydırıcı yöntemlerle cezalandırılırdı.

Yeniçeri ocağının kapatılması ile muhtesib ihtisab nazırı olarak adlandırılmaya başlandı ve ihtisab müessesesi bakanlık düzeyine yükseltildi.

Bu şekilde muhtesib bürokratik yapılanma içinde resmen sadrazama karşı sorumlu konuma yükselmiş oldu.

Bu dönemden sonra ihtisab nazırının emrine ihtisab neferi adında yeni görevliler tayin edildi.

İşte bu görevliler günümüzün zabıta memurlarıdır.

Bu nedenle, ihtisab neferlerinin faaliyetlerinin başladığı 4 Eylül 1826 tarihi, günümüz zabıta teşkilatının başlangıç tarihi kabul edilmektedir.

Hz. Peygamber (S.A.V.)'in talimatıyla piri Hz. Ömer (R.A.) ve Şifa Bint-i Abdullah (R.A.) olan "muhtesib"in uygulamaları her yönüyle, İslam düşünce tarzının kamu düzeninin sağlanması ve özellikle tüketici haklarının korunması adına dünyaya getirdiği eşsiz yenilikleri içermektedir.


Aşağıda yer alanve halen www.muhtesib.netadresinde halen yayınlanmakta olanyazı insan haklarının çok önemli bir cüzü olan tüketici haklarının muhtesiblikle ilgisini anlatmaktadır.

Bu yazıyı muhtesibliğin ne olduğunun ve ne denli önemli olduğunun daha net anlaşılması için okumanızı arz ederim.

Saygılarımla,

Hasibe Nisa (Gazeteci-Yazar) 8 Nisan 2010

MUHTESİBLİK TÜKETİCİ HAKLARININ TEMİNATIDIR!

"TÜKETİCİ HAKLARI BİZİM MESELEMİZ!

(Tüketici haklarına evrensel anlamda ve ülkemiz ölçeğinde farklı bir bakış)


Popülerliği, mağduriyetler oranında giderek artan "tüketici haklarının korunması konusu"nun esasında bizim meselemiz olduğunu anlama yolunda tarihi bir yolculuğa ne dersiniz!

Buyurun lütfen..

Türkiye toprakları üzerinde yaşayan insanların tamamına yakını Müslümandır.

BİZ MÜSLÜMAN MİLLETİZ.

Kur'an-ı Kerim'in indiriliş tarihi bizim dirilişimiz.

Bir de miladımız var;

Ki o da hicretimiz.

O hicretle biz Resul(S.A.V) önderliğinde, Kur'an hükmüyle bir şehri Medine eylemişiz. Ol şehirde insanlığı medeniyyete garketmiş, öylece aleme hukuk dersi vermişiz.

BİZ MÜSLÜMAN MİLLETİZ.

Hukukun üstünlüğüne inanmak ve onu yaşamak; Hakk'a inanmak hakkı yaşamak bizim işimiz.

Budur hukukumuz.

Onun üstüne hukuk tanımayız biz.

Her türlü sıkıntımızda Hakk'a dayanır, Hakk katına başvururuz..

O(C.C.) bize yeter; bunu bilir ve müşkülatımızı o bilgiyle çözeriz.

Mevla'yı bilir; kendimizi biliriz.. Haddimizi biliriz biz.


İslam hukukuyla, fıkıhla çelişmediği müddetçe insanlık için faydalı olduğuna inandığımız her türlü güzel şeyi de hayatımıza almaktan çekinmez, bu konuda asla taassuba düşmeyiz.

Biz gerçek ilmi "Çin'de de olsa.." gider alır hayatımıza katar, ondan istifade ederiz.

Ancak yeni olan, başka deyişle bidat sayılan her ne varsa.. Onu hayatımıza almadan önce kendi hukukumuza döner; İslam hukukuna başvurur, onu şöyle bir tartar, fıkıh süzgecinden geçiririz.


Mesela.. Birleşmiş Milletler Teşkilatı'nın kabul ve ilan ettiği kurallar ve buna uyarlanan kanunlarımız çerçevesinde Tüketici haklarının korunması konusu..

Bu konuyu da enine boyuna tartmalı, ölçmeli, biçmeli, ona göre içimize sindirmeli, ya da sindirmemeliyiz.

Hadi bunu birlikte yapalım:

"TÜKETİCİ HAKKI" NE DEMEKTİR?

Tüketici, günümüz anlayışına göre bir mal veya hizmeti ticari veya mesleki olmayan amaçlarla edinen, kullanan veya yararlanan gerçek ya da tüzel kişiyi ifade etmektedir.

Tüketici hakları da işte bu kişinin o mal ve hizmeti üreten, satan kişiler, toplum ve devlet üzerindeki haklarıdır.

İslam ölçüsünde ise tüketici hakları bir cüzdür ki tamamı "kul hakkı"; Mümin olsun olmasın tüm kulların hakkı, yani İNSAN HAKKI'dır.

En büyük davanın bir derin konusudur tüketici hakları ve mahşerdir asıl mahkeme yeri.. Yani ilahi huzur.

TÜKETİCİ HAKLARI NELERDİR?

Birleşmiş Milletler Teşkilatı tarafından kabul ve ilan edilen Evrensel Tüketici Hakları Beyannamesi'nde tüketici olarak talep konusu yapılabilecek haklar şöyle ifade edilmektedir:

1-Temel Gereksinimlerin Giderilmesi Hakkı,
2-Sağlık ve Güvenliğin korunması Hakkı,
3-Bilgi Edinme Hakkı,
4-Temsil Edilme, Sesini Duyurma ve Örgütlenme Hakkı, 
5-Eğitilme Hakkı,
6-Seçme Hakkı, 
7-Tazmin Edilme Hakkı ( Zararın Karşılanması Hakkı),
8-Ekonomik Çıkarların Korunması Hakkı,
9-Sağlıklı Bir Çevrede Yaşama Hakkı,

Ülkemizde halen yürürlükte bulunan 4822 Sayılı Kanun ile Değişik 4077 Sayılı TÜKETİCİNİN KORUNMASI HAKKINDA KANUN da bu çerçevede hazırlanıp yürürlüğe alınmıştır.

İslam'a göre tüketici hakları nelerdir?

İslam tüketici hakkı meselesine "ölçü ve tartıda adalet" prensibiyle yaklaşmaktadır. Kur'an-ı Kerim incelendiğinde bu ölçü ve tartı işinin sadece mallarla ilgili olmadığı, daha geniş boyutta her türlü beşeri ilişkiyle ve hizmetlerle, kamu hizmetleriyle de ilgili olduğu anlaşılacaktır.

Araştırıldığında görülecektir ki, İslam'daki tüketici hakları "günümüz evrensel tüketici hakları"nın tümünü kapsamakla birlikte daha ileri boyutta "gerçek anlamda evrensel tüketici hakları"nı içeren üstün bir adaleti ifade etmektedir. Şöyle ki;

İslam hukuku, tüketiciyi zarara sokacak ticaret şekillerini dahi yasaklamış, böylelikle tüketicinin mağdur olma ihtimalini kökten engellemiştir.

Örneğin, İslam'a göre tahmini satışlar yasaktır (meyvenin dalında satışı.. gibi) (Bugünün tüketici mevzuatında kabul gören fakat en büyük mağduriyet konularından olan kapıdan atışlar, mesafeli satışlar.. bu bakımdan değerlendirilmelidir. Bu tür satışlarda "modern hukuk"da tüketiciye tanınan cayma hakkı kullanılamamakta, cayma bildirimi için yüksek noter ücretleri vs. gibi nedenlerle büyük hak istismarları yaşanmaktadır). İslam hukukuna göre satıcının malını eksiği ve kusuruyla ilan etmesi, ortaya koyması alışverişin ana kurallarındandır. Bu konuda bir hadis-i şerif şöyledir: "Bizi aldatan bizden değildir".

(Bugün ülkemizde etiket ve fiyat tarifesi bulundurma sorununun bile hala çözülememiş olması ne denli anlamsızdır!)

İslam'ın tüketici haklarına (kul hakkına) verdiği kıymetin boyutu ancak Allah(C.C.)'ın adalet ölçüleri perspektifinden anlaşılabilir.

İslam, tüketicinin mağduriyetlerinin önlenmesi konusuna sadece alışveriş ilişkisi düzeyinde bakmamakta, aynı zamanda İslam, alışveriş ortamına tüketici lehine eşsiz ve kusursuz bir düzen vermektedir.

Tüketici haklarının korunması konusundan sorumlu olan muhtesiblerin çarşı-pazarda gelip geçenlere mani olacak şeylerin kaldırılması görevi, ürünlerin damgalanması suretiyle mallara standard getirilmesi gibi uygulamalar bunun güzel bir örneğidir.

İslami hukuk kurallarının hüküm sürdüğü Osmanlı'da dürüst ve namuslu ticaretin simgesi sayılan ahilik içinde muhtesibin teşkilatlanmada kadıdan sonra gelişi, tüketici lehine denetime, bu yolla otokontrole verilen önemi açıklamaktadır.

İslam hukuku uygulaması içinde tüketici haklarını gözeten muhtesibin tüketiciyi yanıltanlar, aldatanlara yönelik ciddi yaptırım gücü, tüketicinin zararının önlenmesi ve tazmin edilmesi haklarının varlığını anlatmaktadır. Tüketicinin aldatılmasını önlemek adına ölçü-tartı cihazlarının kontrolü vs. gibi konularda Osmanlı'da zaman zaman padişahlar da saltanat koltuklarından kalkmış hatta tebdil- kıyafet etmiş ve ihtisab ağalarının (muhtesiblerin) denetimlerine bizzat iştirak etmişlerdir.

TÜKETİCİ HAKLARI BİR KONU OLARAK ORTAYA NASIL ÇIKMIŞTIR?

Batı tüketici haklarının kaynağı konusunu kendi toplum düzenindeki çarpıklıkların var oluş süreciyle açıklar.

Çağdaş(?) anlamda tüketici hareketinin gelişiminin sanayileşme ile birlikte başladığı kabul edilmektedir.

Onlara göre sanayileşmeyle birlikte yaşanan kontrolsüzlük ve neticede oluşan zulüm düzeninde yaşanan olumsuzlukların ürünü olan tüketici hakkı ihlalleri tüketici örgütlenmesini ortaya çıkardı ve tüketici hakları konusu mağduriyetler nedeniyle gündeme geldi. Yani Batı'da tüketicinin hakkını alabilmesi için mağdur olması gerekti.

1870'li yıllardan itibaren başlayan tekelci uygulamalarla firmaların haksız, aldatıcı ve yanıltıcı uygulamaları karşısında tüketicilerin mağduriyetleri artmaya başladı.

Zavallı Amerikan halkının tüketici olarak yaşadıkları ızdıraplar dayanılmaz hale gelince 1935 yılında Amerika'da Detroitli kadınlar bu gidişe isyan etti, sağlıksız et ve gıda ürünlerini almayarak satıcı ve üreticileri boykot etme yoluna gitti.

1936 yılında ABD'deki tüm tüketici gruplarının birleşmesiyle "Tüketiciler Birliği" oluşturuldu. Böylelikle tüketiciler örgütlendiler ve sıkıntılarını tek tek değil, hepbirlikte haykırmaya başladılar.

Tüketiciler sıkıntılarını haykırdılar, ancak bu haykırışlar yönetim cenahında yankı bulmadı.

Nihayet, tam 30 yıl sonra 15 Mart 1962'de bir Devlet Başkanı ABD Devlet Başkanı John F. Kenedy 15 Mart 1962'de Temsilciler Meclisinde yapmış olduğu konuşmada 4 (Dört) tüketici hakkını açıklama lutfunda bulundu. İşte bu lutuf yalnız ABD için değil tüm dünyada tüketici hakları için bir dönüm noktası sayıldı.

Günümüzde hala o gün, yani 15 mart günü Tüketici Hakları Günü olarak kutlanmaktadır. 
Jonh F. Kenedy'nin Açıkladığı Haklar Şunlardır: 
1-Güvenlik Hakkı,
2-Bilgi edinme Hakkı, 
3-Seçme Hakkı,
4-Temsil Edilme ve Sesini Duyurma Hakkı,

1985 yılında Birleşmiş Milletler Genel Kurulunda o zamanki adıyla "Uluslararası Tüketici Birlikleri Örgütü" nün şimdiki adıyla Uluslararası Tüketiciler Örgütü'nün önerisiyle ve katılanların oybirliği ile, tüketicilerin Uluslararası Anayasası niteliğindeki "Tüketicilerin Korunması İlkeleri Rehberi" ni oluşturan bir dizi ilkeler kabul edildi, Türkiye de bu bildiriye imza koydu.. vs.

Yani Batılı anlamda gelişim sürecinde herkes tüketici hakları meselesinin bir yönüne sahip çıktı ve bugünkü ortama gelindi.


İslam'da tüketici hakları meselesinin gelişimi:


İslam toplum düzeninde tüketici haklarının gelişimi muhtesibin ve onun temsilcisi bulunduğu ihtisab sisteminin ortaya çıkışıyla açıklanabilir.


Muhtesiblik iyiliği emretmek; kötülükten uzaklaştırmak (Emr-i bil mağruf, nehy-i anil münker) demektir. Muhtesib, İslam toplum düzeninde bu işi gerçekleştiren kişidir. İhtisab sistemi ve bunun içinde yer alan hisbe teşkilatı da bu işin bir müessese oluşunu ifade etmektedir.


Kur'an-ı Kerim, daha ilk surede; "Alak" Suresinde Muhtesibin önemine işaret etmiştir.


Yüce Allah C.C. bu surede insanın yaratılış gerçeğine, fıtratına, doğasına dikkat çekmekte ve buradan hareketle, kişilerin dünya ve ahiret mutluluğunu esas olan toplumsal bir sistemde, insanların birbirlerini iyiliğe çağırmalarının, takvaya yönlendirmelerinin önemini anlatmaktadır.


Alak Suresinde "Sen, namaz kıldığında kulu (bundan) engelleyeni gördün mü?" ve "Ne dersin, ya o (engellenen kul) hidâyet üzere ise; ya da takvayı (Allah'a karşı gelmekten sakınmayı) emrediyorsa!?" denilmekte..


Bakar mısınız Allah-u Teala'nın gazabını çekecek faaliyetlerin özde ne olduğuna!

Bir insanı toplum içinde yüksek konuma çıkaran "iyiliğe çağırma, kötülükten men etme=muhtesiblik etme" gibi bir meziyetin kaynağındaki Allah(C.C.) korkusuna (bu korkunun bir nişanı olan namaz kılmaya, kulluk yapmaya) kastetmenin cezası elbette Allah(C.C.)'ın gazabı olacaktır.


Zaten namaz kılmak, örtünmek gibi ibadetlere kastedenler de esasta namaz kılanların toplumda üstlendikleri üstün misyonu engellemeye çalışmaktadırlar. Ya da istemeseler de neticede bunu yapmaktadırlar.


Allah(C.C.) kendisine kul hakkıyla gideni kabul etmemektedir. Kaldı ki muhtesibler sadece kendi haklarının peşinde değillerdir, onlar kulların haklarının insan haklarının, tüketici haklarının takipçileridirler.


Hakk için kula hizmetçi olmuşlara, Allah(C.C)'ın dostlarına savaş açmak Allah'ın gazabına muhatap olmak demektir.


Evet.. Alak Suresine göre İyiliği yaygınlaştırma misyonunu engellemeye kastetmenin doğuracağı vahim sonuç şudur; Allah (C.C.)'ın gazabı!;

"Hayır! Andolsun, eğer vazgeçmezse, muhakkak onu perçeminden; o yalancı, günahkâr perçeminden yakalarız."

(Alak Suresi 9 ve 16'ıncı ayetler ve bu ayetlerin arasında geçenler)


Halk arasında şöyle bir söz vardır: "Allah'dan korkmayan kuldan utanmaz, kork ondan korkmaz Allah'dan"

Öyledir; Beşeri ilişkilerde hak ve hukukun korunması gerçek anlamda ancak Hakk'a tabi olmakla mümkündür.

Çünkü insanın nefsi zalimdir. İş kişilerin nefsine kalırsa, neticede ortaya çıkacak olan şey ancak zulümdür! Çünkü nefis sürekli rızık endişeleri gibi bir takım endişelerin vehmine kapılmaktadır.

Rızık kazanma hissi aslında insanı çalışmaya sevketme yolunda itici faydalı bir güçtür.

Ancak bu faydalı his; rızık kazanma hissi nefsin tezkiyeden uzak kalması neticesinde endişeye dönüşmekte ve tüketici hakkı ihlalleri gibi haksızlıklar, hukuksuzluklar yaşanmaktadır.


İşte Kur'an-ı Kerim'in bu ilk suresi; Alak suresi, aynı zamanda tüketici sorunlarının temelinde var olan şeyin ne olduğunu da çok güzel bir şekilde anlatmaktadır.


Kur'an'a göre tüketiciyi istismar edenler, Allah'dan gereğince korkmayan, sakınmayan, kendi nefislerinin onlara yaşattığı rızık endişesinin vehmine kapılan kimselerdir.


Hz. Peygamber(S.A.V.)'de: "Günâh işleyeni gören, eli ile mâni olsun. Buna gücü yetmezse, dili ile mâni olsun." şeklinde emir buyurmuşlardır.


Tüm isimleriyle.. El-Hasib esmasıyla herkese yeten, insanların yaptıklarını koruyup hesaba çeken Yüce Allah (C.C.), Kur'an-ı Kerim'de Ali İmran Suresi'nin 110'uncu Ayeti'nde şöyle buyurmaktadır: "Siz, insanların iyiliği için ortaya çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz; iyiliği emreder, kötülükten men eder ve Allah'a inanırsınız.."

İslâm'da, iyiliğin emredilmesi ve kötülüklerden sakınılmasına nezâret etme, bütün müslümanların yerine getirmesi gereken ortak bir vazifedir (Âl-i İmran, 3/110-114 ve Et-Tevbe, 9/71).


Muhtesibliğin ihtisab sistemine dönüşmesi, müessese haline gelmesi Hz. Peygamber S.A.V.'in Hz. Ömer (R.A.) ve Şifa Bint-i Abdullah(R.A.)'ı Medine muhtesibliğine atamasıyla gerçekleşmiştir.


Peygamberimiz Hz. Muhammed(S.A.V) biri kadın, biri erkek bu iki seçkin sahabeyi Medine Pazarı üzerine görevlendirmiş, onları muhtesib tayin etmiştir.

Bu olay İslam'da Kur'an emri ve Peygamber buyruğu olan muhtesibliğin bir teşkilat oluşunu ifade etmektedir.


Muhtesibin piri kimdir? sorusu bizi daha da eskilere götürmektedir.


Allah-u Teala'nın, Kur'an-ı Kerim'de emr-i bil maruf ve nehy-i anil münkerin(iyiliğe yöneltmek, kötülükten sakındırmak işinin) yanısıra neredeyse aynı zeminde ve şiddetle ölçü ve tartıda adalete dikkat çektiği anlaşılmaktadır.


Kur'an'da ölçü ile alakalı olarak tahmini 33 ayet, tartıyla alakalı da tahmini 16 ayet geçtiği bildirilmektedir.


Yüce Allah C.C. Kuran'ı Kerim'de bir kavmin; Meyden Halkının ölçü ve tartıda adaletsizlik nedeniyle helak edildiğini bildirmiştir.


Araf Suresi 85'inci Ayet-i Kerime'si ölçü ve tartı konusunu muhtesiblikle aynı zeminde şöyle işlemektedir:


Bismillahirrahmanirrahmanirrahim,


"Medyen'e de kardeşleri Şuayb'ı (gönderdik):

‘Ey kavmim, dedi, Allah'a kulluk edin, sizin O'ndan başka bir ilâhınız yoktur.

Size Rabbinizden açık bir delil geldi:

Ölçüyü ve tartıyı tam yapın, insanların eşyalarını eksik vermeyin, düzeltildikten sonra yeryüzünde bozgunculuk yapmayın; eğer inanan(insan)lar iseniz, böylesi sizin için daha iyidir!' "


Bu Ayetle birlikte Araf Suresi'nde Hz. Mevla (C.C.) insanların fakirlik vs. gibi bir takım endişelerle adaletten sapmamaları için ikazda bulunmaktadır.


Allah-u Teala Kur'an-ı Kerim'de herkesin rızkının kendi katında bulunduğu güvencesini vererek, insanlara, haksızlık yapmalarına mazeret olarak nefislerinin öne sürdüğü "fakirlik endişesi"ni ortadan kaldırmaktadır.


Allah C.C.'ın buyrukları birer kanun olduğuna göre, tüketici hakları konusunda ilk bilinen ve Kur'an-ı Kerim'de bildirilen kanun, Allah-u Teala'nın Meyden Halkına ölçü ve tartıda adalet konusunda yapmış olduğu ikazdır denilebilir.


Kur'an-ı Kerim ışığında oluşan üketici haklarının korunmasının gerekliliği fikri, ihtisab siteminin, hisbe teşkilatının ortaya çıkışıyla; Hz. Peygamber(S.A.V.)'in Hz. Ömer (R.A.) ve Şifa Bint-i Abdullah(R.A.)'ın muhtesib tayin edilmesi ve Medine Pazarı üzerine görevlendirilmesi ile fiiliyata geçmiştir.


Tüketicinin korunması konusunda yeryüzünde bilinen ilk teşkilat, muhtesibliği bir müessese haline getiren bu olayla kurulmuştur.


İslam toplumlarında bunun dışında batılı anlamda tüketici hareketi olarak algılanacak bir örgütlenme olmamıştır. Çünkü buna gerek olmamıştır. İhtisab sisteminde var olan otokontrol sistemi İslam Toplumu mensuplarına tüketici hakları istismarı problemi yaşatmamıştır.


Çünkü ihtisab sistemi hem sivil örgütlenmeyi, hem resmi otoriteyi temsil eden ve kapsayan üstün bir sistemdir.


Osmanlı'da muhtesibi namuslu ticaretin simgesi sayılan ve aynı zamanda tasavvufi sivil bir oluşum olan ahiliğin içinde ve aynı anda şehri yöneten 8 kişi arasında görmekteyiz.


Muhtesib hem tüketicilerle ve satıcılarla muhatap olarak günlük hayatın içinde görev almakta hem de meslek kuruluşlarının, belediye yönetimi gibi resmi otoritenin içine girerek orada da tüketici mağduriyetlerinin önlenmesi adına söz söyleme yetkisini kullanmaktadır.


TÜKETİCİ HAKLARININ HAYATA GEÇMESİ İÇİN ASIL GEREKLİ OLAN SORUNU YAŞANMADAN ÖNLEMEKTİR!


Tüketici mağduriyetlerini önlemeye yönelik denetim muhtesiblikle kurumsallaşmış, Muhtesiblik(Hisbe Teşkilatı) tüm İslam devletlerinde, Dört Halife, Emeviler, Abbasiler, Fatımiler, Endülüs, Selçuklu ve Osmanlı'da başarı ile uygulanmıştır.


Çağdaş(?) anlamda ilk defa 1962'de Amerika Birleşik Devletleri Eski Başkanı Jhon F. Kennedy'nin Amerikan Kongresinde yaptığı konuşma ile gündeme geldiği kabul edilen tüketici haklarının korunması konusu dünya için yeni olabilir, ancak bu konu bizim için peygamberler tarihi kadar eski ve bizden bir konudur.


İsmi adaletle anılan Hz. Ömer(R.A.)'in ve bir hanım sahabe olan Şifa Bint-i Abdullah(R.A.)'ın, Peygamber(S.A.V.) tarafından Kur'an buyruğundan hareketle Medine Pazarı üzerine muhtesib olarak görevlendirilmesi ile kurulmuş olan ihtisab sistemi, Osmanlı Padişahı II. Beyazıt Han'ın 1502'de yayınladığı Bursa İhtisab Kanunnamesi ile ve Mecelle ile gelişmiş ve Osmanlı'nın hüküm sürdüğü 3 kıtada tüketici haklarının teminatı olmuştur.


Hal böyle iken her nedense (?) bir dönem sonra işler tersine dönmüş ve tıpkı hammaddesini ürettiği mamul ürünü dışarıdan alan geri kalmış ülkeler gibi tüketici haklarını da batıdan ithal eder olmuşuz.


Bunun sebebini arayalım mı?


Gelin arayalım..


Devletin resmi Türk Dil Kurumu'nun sözlüğüne bakalım..


Muhtesib nedir diye sözlüğü şöyle bir karıştıralım...


Boşa aramayın.. Muhtesib kelimesinin anlamını Türk Dil Kurumu sözlüklerinde bulamazsınız.

Güncel Türkçe Sözlük'de "Muhtesip" diye bir kelime yer almakta fakat onun da anlamı şu şekilde ifade edilmekte;


"muhtesip, -bi

İslam şehirlerinde çarşı ve pazar esnafını din kurallarına göre denetleyen görevli, belediye memuru."

Tanımda geçen ve bağnaz yaklaşımın ürünü olan dar bir kalıbı ifade eden "Din kuralları" sözü muhtesibin kelime anlamını hafızalardan kazımaya yönelik maksatlı bir çabayı ifade etmekte değilse nedir?

Burada "Din kuralları" yerine gelmesi gereken söz "Tüketiciyi koruyan İslam hukuku kuralları" olmalıdır.

Aynı kelime, yani "muhtesip" kelimesi yine Türk Dil Kurumu'nun Tarih Terimleri Sözlüğü'nde ise şu şekilde tanımlanmaktadır: "Esnaf ve zanaatçıların narhlara uyup uymadıklarını, kullandıkları ölçü araçlarını denetlemek ve suçlu görülenleri cezaya çarptırmakla yükümlü görevli"

Bu tanım daha doğru bir tanımdır ancak burada da muhtesib kelimesinin sonuna "p" harfinin getirilmesi suretiyle adeta bir dil cinayeti işlenmiştir.

Türkçe'de tüketici hakları ile ilgili koskoca bir müessesenin, "İhtisab müessesi"nin temsilcisi olan "muhtesib"in işlevini ifade edecek bir kelime yoktur.

Buna rağmen "muhtesib" kelimesi Türk Dil Kurumu sözlüklerine alınmamış ve sanki bu yolla İslam toplum düzeninin olmazsa olmazı olan, tüketici haklarının teminatı olan bir müessese: ihtisab müessessi, muhtesiblik.. hafızalardan silinmeye çalışılmıştır.

Arapça'da "muhtesip" diye bir kelime yoktur. Devletin resmi sözlüğüne alınan ve Arapça kökenli olduğu öne sürülen "muhtesip" kelimesi neyi ifade etmektedir!

Bu bir pervasızlık değil midir(!)

Bu durum olsa olsa bir takım bağnaz düşünceli din düşmanlarının Devlet eliyle ülkemiz tüketicilerine ve Arapça'ya bir millete yaptığı haksızlıktır.

Bu öyle bir haksızlıktır ki dolaylı olarak tüketici haklarının dünyanın gündeminde bir sorun olmasına da katkı sağlamaktadır.


Netice:

Tüm bu bilgiler ışığında şu anlaşılmaktadır: İslam hukukunda tüketicinin yeri kağıtlarda yazılı olan birkaç bildiriden ibaret değildir. O hukuk İslam Toplum Düzeninde bizzat hayatın içinde halkın dilinde ve onun gönlündedir.

Pek tabiidir ki bu yüzden İslam Hukuku'nun uygulandığı dönemlerde tüketiciler asla "Batılı anlamda" mağdur edilmemişlerdir.

Günümüzde tüketici hakları konusunda yaşanan sorunlar bu bilgiler ışığında, bugün evrensel manada kabul görmüş tüketici hakları, İslam Hukuku kalite normları ve Osmanlı'daki uygulamalar incelenerek yeniden tesbite ve bu doğrultuda formüle muhtaçtır.


İSLAM'DA TÜKETİCİ HAKLARININ KORUNMASI KONUSU MUHTESİB'İN İŞİDİR


Bugün her boyutta hasreti duyulmakta olan eşsiz zamanların ve o zamanların çağlar aşan yaşam kalitesinin anahtarı "muhtesib"dedir.

Gerçek manada evrensel boyutta tüketici haklarının teminatı İslam Toplum Düzeni'nin olmazsa olmazı olan "ihtisab sistemi" ve "muhtesib"dir.

Tüketici haklarının gerçek anlamda korunması için muhtesibin temsil ettiği ihtisab sisteminin ülkemizde yeniden tesisi gerekmektedir.

Muhtesiblik bugün birçok çevre tarafından övülen ombussmanlıktan daha geniş kapsamlı ve üstün bir müessesedir.

Yani öyle kağıt üzerinde "şu şu haklar vardır.." demekle iş bitmemektedir.

Marifet hakkı-hukuku gözetip onları hayata geçirmektir.

 
  *** SİZİ KUTLUYORUZ,,, 897650 ziyaretçi.mizsiniz***  
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=
haberler haberler


Google Arama
Sitemde Arama
Yaşam ve İnsanlar

İstanbul Servisleri Neden Pahalı ? burakesc
Namaz Kılan Minik ile burakesc
GİMDES Helal Gıda Ramazan Buluşması burakesc