Create Your Own Countdown

Google

   
  *** İYİLİK İİN KOŞANLARIN YERİ***
  ANA BABA HAKKI
 




 

DEMEMEK    İÇİN


 
 




GÜNÜMÜZDE TÜM İNSANI DEĞERLERİN HIZLA EROZYANA UĞRAYAN DÜNYAMIZDA
YAKIN GELECEKTEKİ EVLAT ÖRNEKLERİNDEN BİRİSİ
AŞAĞIDAKİ HİKAYEDE İŞLENİYOR

İSLAMİYETTEN UZAK BİR DÜNYADA HAYATTAN BİR KESİT.


Ertesi gün ameliyat olacağı için gündüzden bütün evi dipten bucaktan temizlemiş,
pırıl pırıl yapıp duşunu almış ve biraz uyumak için yatağına uzanmıştı.

Annesi
bir kadının evi her zaman temiz olmalı temizlik diriye de ölüye de lazım
derdi.

Annesi aklına gelince dudaklarına acı bir tebessüm gelip yerleşti ve içinden,
haklısın canım annem bak ben de evimi temizledim
ölürsem herkes evimi temiz görecek,
yaşarsam da kendim evime gelip tertemiz oturacağım diye düşündü.

Son zamanlarda hiç iyi değildi yemek yiyemiyor, hızla kilo kaybediyordu.
Gittiği doktorlar, karaciğer kanserisin mecburen ameliyat olman lazım demişlerdi.

İlk önce kabul etmemiş gittiği yere kadar demiş ama ağrıları dayanılmaz olunca mecburen kabul etmişti.

Oğluna üzülmesin diye kanser olduğunu söylememişti.


Fidan
elli iki yaşında adı gibi fidan bir kadındı.


Babası başlık parasını çok istediği için çok sevdiği kocasıyla kaçarak evlenmiş,
kaçarak evlendiği için de babası tarafından evlatlıktan reddedilmişti.
Kocasının tüm iyi niyet girişimleri ve döktüğü diller babasını yumuşatmaya yetmemiş
Nuh demiş peygamber dememişti.
Zavallı annesinin de çırpınmaları boşa gitmiş,
kocasını inadından vazgeçirememişti.

Evlendiklerinde Fidan on sekiz,
kocası yirmi üç yaşındaydı.

Kocası çok sevecen çalışkan, namuslu; hem yetim hem öksüz bir gençti.
Annesi babası kömürden zehirlenip ölünce anneannesi yanına alıp büyütmüştü.

Evliliklerinin ikinci yılında
Allah nur topu gibi bir erkek evlat vermişti.
Artık mutluluklarına diyecek yoktu.
Küçük bir ev kiralamış kocasının kazancıyla da gül gibi geçinip gidiyorlardı.

Fidan oğlunu çok zor bir doğumla dünyaya getirdiği için kanaması durmamış
doktorlar mecburen ameliyat edip rahmini almak zorunda kalmışlardı
bunun için de başka çocukları olmamıştı.

Karısının çok üzüldüğünü gören adam
"Üzülme canım. Allah bunu bağışlasın yeter" demişti.
Fidan şimdi bunları düşünürken
iyi ki de olmamış bir taneyi zor büyüttük ikinci olsa nasıl büyütecektik diye düşünüyordu.

Güya uyumak için yatağa girmişti ama ameliyatın heyecanıyla uyuyamıyor,
mazi gözlerinin önünden sinema şeridi gibi geçip duruyordu.

Oğlunu el bebek gül bebek büyütmüş çok zor şartlarla yeter ki o okusun deyip
en iyi okullarda okutmuş 
ve okul bitince de sevdiği kızla evlendirmişlerdi. 


Ama bu mutlulukları uzun sürmemiş çok sevdiği kocasını
dört yıl önce gittikleri bir ahbaplarının düğününde
havaya sıkılan bir kurşunun isabet etmesi sonucu kaybetmişti.


Zaten evlendikten sonra sık sık gelmeyen oğlu
babası öldükten sonra arayı daha çok açmış lütfen uğrar olmuştu.

Bir gün oğlunun evine
misafir olarak gittiğinde

gelininin oğluna
-bak canım annen misafir olarak her zaman gelebilir
ama şimdi kocasının öldüğünü bahane edip

yalnızım korkuyorum gibi nedenlerle gelip buraya yerleşmesin
hiç çekemem


dediğini

oğlunun da

-annem gelmez
hem gelirse ben uygun bir dille anlatırım
diye cevap verdiğini duymuş

yüreğine keskin bir hançer saplanmıştı.

Artık oğlunun neden sık sık gelmediğini
neden arayıp sormadığını anlamıştı

. "Allah'ım
beni hiç kimseye muhtaç etme
bu öz evladım olsa dahi..."


diye dua etti.

Saate bakan Fidan
saatin beş buçuk olduğunu gördü;
yedide hastanede olacaktı tüm gece gözünü kırpmamıştı yorgun ve bitkindi.

Ameliyat olacağını oğluna söyleyince o da nasıl olduysa

-"Ben gelir seni hastaneye götürürüm" demişti.

Fidan kalkıp
-yatağını dizip
-abdestini alıp namazını kıldı

artık hazırdı bundan sonrası
Allah'ın bileceği bir şeydi.

İşte oğlu gelmiş kornaya basıyordu

Fidan son kez evine bakıp
kapıdan çıkıp arabaya bindi.

Yol boyu oğlu tek laf etmemişti

oysa
oğlu onun hayattaki tek varlığıydı birbirlerinden başka kimseleri yoktu

iki çift güzel söz söyleyip
annesine moral verebilir,


onun heyecanını yatıştırabilirdi

annesinin çok beklemesine rağmen
yapmadı

taş gibi yol boyunca susup durdu.

Şimdi ise sırasının gelmesini beklerken

iki yabancı gibi yan yana oturuyorlardı.

Tam bu sırada hemşire yanlarına gelip,

-"Buyurun Fidan hanım
sizi ameliyata hazırlamamız lazım" deyince

Fidan ayağa kalkıp oğluna,

-"Yavrum
ölüm dirim dünyası kendine iyi bak.

-Şunu unutma ki
sen benim canımdan cansın."


deyip sarılmak isteyince oğlu,

-"Aman anne
bu kadar duygusallığa gerek yok.
-Lütfen abartma"


deyince
zavallı annenin sarılmak için açılan kolları iki yanına düştü.

-Peki yavrum
dediğin gibi olsun


deyip
uzun uzun
evladının yüzünü seyrettikten sonra


derin bir iç çekip
hemşireyle birlikte yürüyüp gitti.

Artık hıçkıra hıçkıra ağlıyordu
ne olursa olsun onun yavrusuydu sarılamamış kokusunu içine çekememişti.



Annesini hastanede bırakan oğlu
eve gidip karısını alıp
kaynanasına kahvaltıya gitti.


Damadını karşısında gören kaynana,

-"Hayırdır oğlum
annen hastaneye yatmadı mı?"

diye sorunca damadı

-"Evet hastanede.
Sabah götürdüm yatırdım birazdan ameliyata girecek"


deyince
hayretler içinde kalan kadın

-"Aman oğlum neden anneni orada
sahipsiz bırakıp geldin?
" deyip

kocasına döndü ve
-"Bey kalk hemen hastaneye gidiyoruz
-o kadıncağızın bizden başka kimsesi yok
-onu oralarda bir başına bırakamayız.


Bugün ona yarın bize..." derken

kınayan gözlerle hem ,,

-hem de kızına bakıyordu.

Kaynanasının sözleriyle mahcup olan damat

-tamam hadi hep beraber gidelim
deyip hastaneye gelmişlerdi.

Onlar hastaneye geldikten bir saat sonra ameliyathaneden çıkan

doktor

-Fidan Seri' nin yakınları kim
deyince

oğlu ayağa kalkıp

"Ben oğluyum"
dedi.

Doktor başını önüne eğip

"Çok üzgünüm annenizi kurtaramadık.

Maalesef kanser her yerini sarmış
" dedi.

Herkes donup kalmıştı.

Kaynanası
gözyaşları içinde damadına ve kızına dönüp

-"Evet çocuklar
şunu unutmayın ki
anne ve babalar ölümsüz değildir.

Her fani gibi
onlar da bir gün göçüp giderler.


-Onun için kıymetleri
yaşarken bilinmeli;

öldükten sonra geçmiş ola..."

dedi.

Zavallı Fidan
son kez özene bezene temizlediği ve
oturmak nasip olmadığı
evinden alınıp
çok sevdiği kocasının yanında
toprağa verileli bir hafta olmuştu.

Oğlu artık
-gideceği,
arayıp soran kimsesi olmamanın
hayatta tek başına kalmanın
ne demek olduğunu anlamıştı


ama artık çok geçti.

Şimdi annesinin mezarı başında oturmuş

hem ağlıyor
hem de


-"Anne beni affet!
-Nereden bilecektim
-o sarılmak isteğinin son sarılma olacağını."


derken

eğilmiş toprağını öpüyordu.

Evet,

o gün Bayramdı

Ancak

artık elini öpeceği
bir annesi

Yoktu




DEMEDİK HAMD OLSUN





















 
  *** SİZİ KUTLUYORUZ *** BUGÜN 1141634 ziyaretçi (2487472 klik) MİSAFİRİMİZ OLDUNUZ ***  
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=
haberler haberler


Google Arama
Sitemde Arama
Yaşam ve İnsanlar

İstanbul Servisleri Neden Pahalı ? burakesc
Namaz Kılan Minik ile burakesc
GİMDES Helal Gıda Ramazan Buluşması burakesc