Create Your Own Countdown

Google

   
  *** İYİLİK İÇİN KOŞANLARIN YERİ***
  TOPRAK TARIM NASIL YOK EDİLİYOR HÜSNÜ YUSUF GÖKALP
 


oktaysinanoğlu hashtag on Twitter

TARIMIN BİLİNÇLİ YOK EDİLİŞİ - 2 -
TARIMIN BİLİNÇLİ YOK EDİLİŞİ 


Hüsnü Yusuf Gökalp Prof.Dr. (@husnugokalp) | Twitter

@husnugokalp

Eski bakandan hükümetlere büyük suçlama:

Türkiye’de tarımı bakan bile kurtaramaz!

“Tarım için gerekli yasaları çıkarmamı engellediler”
diyen eski Tarım Bakanı Hüsnü Yusuf Gökalp,
bir tarım bakanının bile bu düzende
Türk tarımını kurtaramayacağını iddia etti

Kendisi de bir
ziraat profesörü olan Hüsnü Yusuf Gökalp,
57. Hükümette Tarım ve Köyişleri Bakanı olarak görev aldığı yıllarda
başta Tarım Yasası olmak üzere
Türk tarımındaki
birçok eksiği tamamlamaya çalıştığını,


ancak engellendiğini belirtip,

“Bir an önce Siyasi Partiler Kanunu değişmeli.

Bir bakan, kendi sorumluluğuna verilmiş konuda bile konuşturulmuyorsa,  
bir şeyler yapmak istediğinde önü kesiliyorsa,

çok ciddi bir sorun var demektir”
dedi.

Yakın bir zaman önce,
aynı gerekçeleri sunarak
partisi MHP’den de istifa eden
Prof. Dr. Gökalp,
“Yapmak istediklerim,
ABD’nin, AB’nin
yani Batı’nın işine gelmedi.


Yapmak istediğim her şey engellendi”
diyerek,
Türkiye’nin nasıl bir ortama sürüklenmiş olduğunu gözler önüne serdi.

ABD elçisi beni tehdit etti' - Timeturk: Haber, Timeturk Haber ...

ABD elçisi beni tehdit etti' - Timeturk: 

 Bizim dönemimizde
tohumla ilgili çalışma yapınca


Devlet Bahçeli’den bile destek alamadık.

Destek alsaydık,
o kanunları Bakanlar Kurulu’na getirirdik.
O dönem yaptığımız çalışmalar nedeniyle, 
ABD Ankara Büyükelçisi Robert Pearson,

’Nasıl kendi tohum çalışmanızı yaparsınız?
ABD’den buğday neden almıyorsunuz?’


gibi ifadeler içeren mektuplar yazdı.
Ben o mektupları yırtıp attım.

 Biz göreve geldiğimizde
kimyacılar, gıdacılar, ziraatçılar ve
tıpçılardan oluşan
‘Deli Dana Hastalığı İzleme Komisyonu’
kurmuştuk.
Bunlar göreve geldiler
2007 yılında
bize hiçbir yük olmayan,
dünyayı takip eden
Deli Dana Hastalığı İzleme Komisyonunu feshettiler.
O zaman sordum niye feshettiniz diye…

- Ne cevap verdiler?
- Hiçbir izahatları yok.

- Ne iş yapıyordu bu komisyon?
- Dünyada deli dana hastalığı var.
Kurduğumuz komisyon, ‘deli dana hastalığı’ ile ilgili gelişmeleri izliyordu.
Bize durmadan rapor veriyorlar, üstelik devletten 5 kuruş da almıyorlardı.

- Bu kadar yararlı bir faaliyet yapıyorsa
sizce niçin feshetmiş olabilirler?
- Doğrusu anlamakta zorlanıyorum.
-Hem merak ediyorum,
-kime ne zararı vardı bu komisyonun.

Aslında şimdi daha iyi anlıyorum ki,
et krizinin bir hazırlığıymış.


Fakat feshedilen tek komisyon bu değil.

- Başka komisyonlarda mı vardı?

Evet.
Zirai Mücadele, Hayvan Sağlığı,
Et ve Süt Komisyonları
gibi komisyonlar kurmuştuk.


Hepsini feshettiler.

- Et konusuna girmişken et ithalatı konusunda ne düşünüyorsunuz?
- Türkiye’yi bu hale getirdiler ya.
Yazıklar olsun.
Bunların hazırlıklarına
ta 2004-2005 yıllarında başlandı. 

Dışarıdan süt tozu getiriliyor.
Buza yemi adıyla yurda sokuluyor,
ancak bunlar süt tozu.
Bunların hepsi sanayiye girmeye başlayınca
doğal olarak sütün fiyatı düştü.

Süt fiyatları düşünce,
bütün düveler kesime gitti.
Karınlarından danalar çıktı.
Sığırlar, koyunlar kesime gitti.


Bu süreci böyle hazırladılar.

’ El insaf!     Merhamet.

- Kuş gribi ve domuz gribi konusunda ne düşünüyorsunuz?
- Her ikisi de küresel ekonomik bir soygun. Tavukçuluk ve yem sektörü
CP Piliç’in eline geçti. 

- Çözüm?
- Sorunları çözmek için paraya bile gerek yok.
Aşk, beyin ve yürekle çözülür. 


Oktay Sinanoğlu Sözleri – Yaşanacak Dünya



Sakalar İskitler(Gizlenen Eski Anadolu Halkı) auf Twitter: "Bir ...

Oktay Sinanoğlu'nun Nobel Ödülüne 2 Kez Aday Olduğu ve Nobel ...




 

TOPRAK NASIL ÖLDÜRÜLÜR!


Onlarca yıldır Japonya’dan Meksika’ya, (Türkiye de dahil) endüstriyel sistemin tüm çiftçilere önerdiği şey kimyasal gübre kullanmak.


Ne de olsa gübre zehir degil ya. Onun için çiftçiler kendilerince etik değerlerine uyarlar, içleri rahattır. Gidip bir çuval gübre alınır. Bunun adı tüm dünyada NPK gübresidir, genellikle 3 adet ana element, bazen de birkaç iz element içerir. Ana elementler N(azot), P(Fosfor), K(potasyum).


Azot uçucu bir gazdır, yerinde durmaz, havaya karışır. Ama aldığımız gözenekli naylon çuvalın içinde nasıl gaz olabilir?


Potasyum suya temas edince yanıcıdır,

Fosfor havayla temas edince yanıcıdır. Ama, çuvalın içinde hep birlikte, öylece dururlar.


Çünkü azot, fosfor ve potasyum kararlı olarak bekleyebilsinler diye, tuz kristalleri ile karıştırılmış olarak üretilirler.


Tuz kristalleri olarak genellikle tuz bileşikleri kullanılır, örneğin Cadmium tuzu. Tuz kristallerine bindirilen N, P, K bir arada dengeli ve katı halde tutulur. Bu kristaller suda çözülebilir yapıdadır, bu sebeple, toprağa atılan gübre sulanıncaya kadar toprakta kuru halde durur, bir etkinlik göstermez.


Tuz bileşikleri, sulama veya yağmur ile suda çözünür ve toprak altına inip köklere ulaşır. Fakat bitkinin kılcal kökleri tarafından alınamaz, çünkü köklerin alabileceği mineral yapısında değildir. Bu sebeple kazık kökler tarafından alınır.


Kazık kökler yapıları gereğince hidrolik pompa gibi çalışırlar. Kökler; “-suyun içinde çok tuz var” demez, gelen suyu emer. Böylece gübreli ve bol tuzlu suyu içmesi için bitkiyi zorlamış oluruz.


Ama neyse ki zehir değil diye çiftinin içi rahattır. Çünkü sadece gübre verdik!! İşte burada dananın kuyruğu kopar!


Bitki, köklerinden emdiği tuzlu suyu dengelemek için daha fazla su emer. Biz nasıl tuzlu yediğimiz zaman susarız, aynen öyle. Bol su alması, görünüşte bitkiyi hızlı bir büyümeye teşvik eder, çiftçi de sevinir. Yapraklar canlanır, parlar, irileşir. Bitki, gübre sayesinde aşırı şişer…


Bu aşamada kök işlevleri yavaşlar, daha fazla su çekmemek için. Topraktaki iz elementleri (eğer varsa) alamaz.


Aşırı şişen ve sudan dolayı canlı görünen aynı cins bitkiler, etraftaki tüm böceklerin ilgisi çeker, ki, bu da monokültürün diğer bir olumsuz sonucudur.


Ördeklerin sulu yer araması ve suyu bulunca oraya koşmaları gibi, birçok böcek, er veya geç, bitkilerdeki suyu farkeder ve su kaynağından faydalanmak için bitkiye hücum eder. Böceklerin niyeti bitkiye zarar vermek değildir. Onlar bitkideki suya ulaşmak isterler. Bir de bakarsınız ki, bitkileriniz böcekler tarafından istila edilmiştir.


O kadar yatırım ve harcama yapıldı, bitkiler böceklere teslim edilecek değil ya, etikten birazcık uzaklaşmak o kadar da ayıp değil diye:), böcek ilacı püskürtülür. İlaç sadece bitki üzerindeki böcekleri öldürmez, yerçekimi ile toprağa işler. Karıncalar, solucanlar ve diğerleri ölmeye başlar. Sonra sırayla toprak yapısını düzenleyen ve aralarında simbiyotik ilişkiler olan mikroorganizmalar yok olur.


Halbuki tüm bu canlılar toprakta hava delikleri açan, birbirlerine gıda zincirleri ile bağlı yaşam formlarıdır. Toprağı canlı yapan bunlardır. Toprak altındaki canlılığın öldüğünü çiftçi hemen farketmez, çünkü bitkiler hala sağlıklı görünüyordur, ama topraktaki minik yardımcılarımız ölüp gitmiştir.


Bir süre sonra yağmurlar başlar. Veya siz sulama yaparsınız. Suyla şişmiş bitkileriniz artık mantara çok hassas hale gelmiştir. Siz bu zamana kadar sentetik gübreye ve böcek ilacına çok harcama yaptığınız için mantar yüzünden ürününüzden olmak istemezsiniz değil mi? Hemen mantar ilacına başvurursunuz.


Birkaç yıl bu döngüde ilaçlama yapılan toprakta, er veya geç, zamanla tüm mikrobiyolojik canlılık ölür. Toprağa işleyen mantar ilacı, topraktaki kalan diğer organik canlılığı da öldürür.


Sağlıklı toprağın her metrekaresinde birkaç kilometre mantar ağı bulunur. Bunlar, köklerin ulaşamadığı mesafelerden bitki köklerine besin getirmekten de sorumludur. Bitkiye besin getirerek karşılığında karbonhidrat (=şeker) alırlar. Topraktaki canlılığın ölmesi, bu alışverişi durdurur, böylece bitkiye besin taşıyan mantar kalmaz. Ayrıca, canlılığın yok olması, toprağın hava deliklerinin kapanmasına, toprakta su tutma kapasitesinin düşmesine ve sonunda toprağın sıkışmasına sebep olur. Toprakta gözenek azalınca, bitkiye verilen su veya yağmur suyu toprağa işlemez ve yüzeyden akar. Toprağımızı erozyonla kaybetmeye başlarız.


Toprak bu durumda, bizden ümidi kesip, kendi doğal çözümünü devreye sokar. Hepimizin nefret ettiği, “yabani ot” diye küçümsediğimiz bitkileri çıkarır ve bu bitkilerin kökleriyle, sıkışan toprağı gevşetmeye, toprağı yeniden canlandırmaya çalışır. Aslında insana verdiği mesaj şudur: “İçimdeki canlılığı öldürdün, ben yeniden otlar çıkararak, onların kökleri sayesinde toprağı gevşetmeye, hava ve su delikleri yaratmaya çalışıyorum”. Ama, insan bunu anlayamaz ve yabani otlar için ot ilacı kullanır. Toprak iyice zehirlenir.


Nasıl başladıydı? İyi niyetle, para kazanmak için monokültür tarım yapacaktık. Bir torba sentetik gübre aldık, işe koyulduk.


Temel yanlışlar: Toprağı değil bitkiyi beslemeye çalışmak, ilaç ve zehirle topraktaki mikrobiyolojiyi öldürmek, yani toprağı öldürmek. Bu yanlış devam edildiği sürece, kısırdöngüden kurtulunmaz, maliyeti yüksek, kalıntısı çok, lezzetsiz, sağlıksız ürünler yetiştirilir, her geçen sene toprak daha da öldürülür. Her geçen sene, daha fazla gübre, daha fazla böcek ve ot ilacı kullanmak zorunda kalınır. Maliyet gitgide artar, bu sürdürülebilir bir durum olmadığı için, sonunda tarla satılır, büyük şehire göçülür ve kapıcı olunur...

 


Çiftçilik zordu imkansızlaşıyor
15.05.2019 00:00:00
 
 
    

Dün Dünya Çiftçiler Günü'ydü. Bu vesileyle ülkemizdeki çiftçilerin durumunu ve tarımın gidişatını gözler önüne seren birçok açıklamalar yapıldı, raporlar sunuldu. Bunlardan bir tanesi de Ziraat Mühendisleri Odası'nın (ZMO) raporuydu. Raporda çiftçilerin sorunları detaylıca şöyle ifade ediliyor:

* Tarımsal üretimde yaşanan sorunlara çözüm bulunmadan, bunlara her geçen gün yenileri ekleniyor. 

* Sorunlara ithalatçı politikalarla çözmeye yönelik kolaycı yaklaşımlar hızla devam ediyor.

* Girdi fiyatlarının yüksekliği nedeni ile kâr edemeyen çiftçilerimiz üretmekten vazgeçiyor.

* Tarım arazilerimizi kaybediyoruz. Son on beş yılda Belçika kadar tarım arazimiz bu nedenle boş kaldığı gibi, var olan tarım alanlarının amaç dışı kullanımına yönelik girişimler ise hız kesmeden devam ediyor. Tarım arazilerinin, meraların, zeytinliklerin amaç dışı kullanımına yönelik istisnalara yer veren yasa teklifleri Meclis gündeminden eksik olmuyor.

* Destekler yeterli değil. Çiftçinin tarım desteklerinden yararlanabilmesi için Çiftçi Kayıt Sistemine (ÇKS) kayıtlı olması gerekiyor. Ancak, Tarım ve Orman Bakanlığı verilerine göre ÇKS`ye kayıtlı çiftçi sayısı 2003 yılında 2,8 milyon iken, 2010 yılında 2,3 milyona ve 2017 yılında 2,1 milyona geriledi. Bu süre zarfında yaklaşık 700 bin çiftçi son derece yetersiz olan tarım desteğini bile almaktan vazgeçti.

* Çiftçiler kanuni haklarını alamıyor. 2006 yılında çıkan Tarım Kanunu ile tarımsal desteklemeler için bütçeden ayrılacak kaynağın milli gelirin yüzde 1'inden az olamayacağı hükmü getirilmiş olmasına rağmen, bu destek bugüne kadar bu miktarın yarısı düzeyinde gerçekleşti.

* Destek alamayan çiftçiler, banka kredilerine mecbur kaldılar, borç batağına saplandılar. 2018 yılında tarıma sundukları kredinin yüzde 71`ini kamu bankaları, yüzde 19`unu yabancı bankalar, yüzde 10`unu yerli özel bankalar sağlamasına karşın, icra takibine düşen kredi miktarı kamu bankalarında yüzde 37, yabancı bankalarda yüzde 33 ve yerli özel bankalarda yüzde 30 oldu. Yerli özel ve yabancı bankalardan kredi kullanan çiftçiler daha büyük bir mağduriyet yaşadı.

* Döviz kurları enflasyonun çok üstünde arttı, en büyük darbeyi çiftçiler yedi. Tarımsal üretimde kullanılan girdilerden mazotta neredeyse tamamen, tarım ilacı ve gübrede çok büyük oranda, özellikle sera tohumlarında önemli düzeyde yurtdışına bağımlı olunması nedeniyle döviz fiyatındaki en ufak bir artış çiftçinin üretim maliyetini önemli ölçüde artırmaktadır.

* Gübre fiyatlarındaki artış gübre kullanımını azalttı. 2017 yılında yaklaşık 5,4 milyon ton olan gübre ithalatı 2018 yılında 4,3 milyon tona geriledi.

* Çiftçinin alım gücündeki düşüş, tarımda makine kullanımını azalttı. Yıllar itibarıyla sürekli artış gösteren traktör üretimi döviz kurundaki artışa ve çiftçinin alım gücündeki gerilemeye paralel olarak, 2017 yılında 72 bin iken, 2018 yılında 48 bine düştü.

* Çiftçinin ürün fiyatları enflasyon karşısında eridi. Ortalama satış fiyatı bir önceki yıla göre buğdayda yüzde 5,5, mısırda yüzde 13,5, kuru fasulyede yüzde 13,1, ayçiçeğinde yüzde 10,9, şeker pancarında yüzde 5,3, tütünde yüzde 14,6, pamukta yüzde 13,3 artarken yüzde 20,3'lük enflasyonun oldukça gerisinde kaldı. Nohutta yüzde 10,9, kırmızı mercimekte yüzde 6,2 ve yeşil mercimekte ise yüzde 11,7 geriledi.

* Ürettikçe kazanamayan, hatta borçlanan çiftçiler tarlasını terk ettiği için tarımın ekonomiye katkısı giderek azaldı. 2010 yılında tarımın istihdamdaki payı yüzde 23,7 iken, 2018 yılında yüzde 18,4'e düştü. Tarımın milli gelire katkısı 2002 yılında yüzde 10,3'ten, 2010 yılında yüzde 9,0'a, 2015 yılında yüzde 6,9`a ve 2017 yılında yüzde 6,1'e kadar geriledi.

Çiftçilerin üretim maliyetleri hızla artmaya devam ediyor. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) çiftçilerin üretim maliyetlerini ifade eden Tarım Ürünleri Üretici Fiyat Endeksi'nin Nisan ayı sonuçlarını açıkladı. 

Buna göre maliyet, geçen yılın aynı ayına göre yüzde 30,75 artış gösterdi. Bunun anlamı, çiftçilerin gelirleri daha da erirken, tarım ürünlerinin soframıza daha pahalı gelmesidir.

Çiftçiler Günü dolayısıyla bir mesaj yayımlayan TZOB Genel Başkanı Şemsi Bayraktar da, "Türk çiftçisinin, 82 milyonluk ülke nüfusunu, 5 milyonu aşkın sığınmacı, mülteci ve yabancıyı, 45-50 milyon turisti doyurmak için gece gündüz çalışmaktadır. Tarım demek gıda güvencesi demektir. Gıda güvencemizi sağlamak için çiftçilerimizi desteklemek zorundayız" dedi ve "çiftçimiz kazanırsa ülke kazanır" vurgusunu yaptı.


 
  *** SİZİ KUTLUYORUZ *** BUGÜN 1190065 ziyaretçi (2633288 klik) MİSAFİRİMİZ OLDUNUZ ***  
 
haberler haberler


Google Arama
Sitemde Arama
Yaşam ve İnsanlar

İstanbul Servisleri Neden Pahalı ? burakesc
Namaz Kılan Minik ile burakesc
GİMDES Helal Gıda Ramazan Buluşması burakesc
Bu web sitesi ücretsiz olarak Bedava-Sitem.com ile oluşturulmuştur. Siz de kendi web sitenizi kurmak ister misiniz?
Ücretsiz kaydol