Create Your Own Countdown

Google

   
  *** İYİLİK İ«İN KOŞANLARIN YERİ***
  DR BÜLENT ŞIK
 





Hakkında soruşturma açılan Bülent Şık: Açıkladığım 10'da 1 bile değil 


Türkiye’de kansere yol açan gıdaları açıklayan Bülent Şık:

Soruşturma açılmasını beklemiyordum

Merve Damcı
22/05/2018

677 sayılı Kanun hükmünde kararname ile (KHK)
Akdeniz Üniversitesi’ndeki görevinden ihraç edilen
Yrd. Doç. Dr. Bülent Şık’a,
kansere neden olan ürünlerin
Sağlık Bakanlığı tarafından gizlendiğine dair
yazı dizisi nedeniyle soruşturma açıldı.

Sağlık Bakanlığı’nın şikayeti üzerine
başlatılansoruşturmaya gerekçe olarak

“göreve ilişkin sırrın açıklanması”,
“yasaklanan bilgileri temin”,
yasaklanan bilgileri açıklama” ve
“takdir olunacak diğer suçlar”
gösterildi.

Şık’ın geçtiğimiz Nisan ayında Cumhuriyet gazetesinde

“Türkiye’yi kanser eden ürünleri devlet gizledi, biz açıklıyoruz”
başlıklı yazı dizisi yayınlanmıştı.

Yazı dizisinde Sağlık Bakanlığı’nın, 2011-2016 yıllarında
kanserden ölümlerin dünya ortalamasının üstünde olduğu
Antalya, Ergene ve Dilovası’nda yaptığı
geniş çaplı bir araştırma yer alıyordu.

Şık’a göre halktan gizlenen araştırmada
insan sağlığını tehdit eden
pestisitin
taze fasulye, biber, hıyar, marul,
maydanoz, çilek, erik ve elmada
maksimum kalıntı limitlerini aştığı ortaya çıkmıştı.
“Soruşturma açılmasını beklemiyordum”

Gıda mühendisi Şık,
Sağlık Bakanlığı’nın şikâyeti üzerine başlatılan soruşturmaya ilişkin
Yeşil Gazete’ye şu açıklamalarda bulundu:

“Ben Antalya’da yaşıyorum.
Soruşturma açıldığına ilişkin bilgi bana geçen hafta ulaştı.
Dün suçlamaların neler olduğunu görme şansım oldu.
Bunun üzerine süreci duyurmamın uygun olacağını düşündüm.
Önümüzdeki 10 gün içerisinde İstanbul’daki
Cumhuriyet Başsavcılığı’na ifade vermeye gitmem gerekiyor.
İfade sonucuna göre ya takipsizlik kararı verilecek ya da bu konu bir davaya dönüşecek.
İki ihtimal var, ne olacağını birlikte göreceğiz.

“Bu sonuçlar halk sağlığı açısından
çalışmanın yapıldığı bölgelerdeki problemli noktalara işaret ediyor

” Benim önsezim böyle bir konunun asla herhangi bir soruşturma ya da dava konusu olmayacağına yönelikti. Deseniz ki bunu nereden böyle düşünüyorsunuz?

Bakanlığın bu konunun daha da büyümesini istemeyeceğini düşünüyordum.

Ama soruşturma açmaları bu konuyu daha başka bir çerçeveye taşıdı.
Davaya dönüşürse belki olay daha da büyüyecek

. Nihayetinde şunu düşünmek gerekir ve her fırsatta da bunu söylüyorum.
Burada konu benim yaptığım açıklamanın niteliğinden öte
burada muazzam bir çalışmanın sonuçları var.

Bu sonuçlar halk sağlığı açısından
çalışmanın yapıldığı bölgelerdeki problemli noktalara işaret ediyor.

“Kamuoyuna açıklamak ve böyle bir çalışmanın varlığına dikkat çekmek istedim

” Bakanlığın bu konuyla ilgili bir ara rapor çıkarmaması,

kamu kurumlarını önlemler alınması için
harekete geçirmemesi
bir sorun.

Yani normal bir ülkede,
herhangi bir kamu kurumunun yapması gereken işleri
yapmaması
sorun edilir.

Benim de derdim buydu.
Bunu kamuoyuna açıklamak ve böyle bir çalışmanın varlığına dikkat çekmek istedim

.” “Yapılan çalışmaların sonuçlarının gizlenmesi kabul edilemez

” Bülent Şık dün kişisel Twitter hesabından soruşturma ilgili şu açıklamalarda bulunmuştu.

“Soruşturma “Ergene Havzası İlleri, Kocaeli ve Antalya’daki Çevresel Ortamlarda Bulunan
Kanserojen Maddeler” araştırmasının sonuçlarını açıkladığım yazılar için açılmış.

Araştırma projesini yürüten kurum olan Sağlık Bakanlığı
aynı zamanda şikayetçi olarak görünüyor.

“Göreve ilişkin sırrın açıklanması,
Yasaklanan bilgileri temin,
Yasaklanan bilgileri açıklama ve
Takdir olunacak diğer suçlar”
diyor bana gelen savcılık yazısında.

Kapsamlı, sonuçları
milyonlarca insanı ilgilendiren
bir halk sağlığı çalışmasından elde edilen vahim sonuçlar karşısında
Sağlık Bakanlığı tarafından önlem almaya vesile olacak

bir ara rapor yazılmadığı gibi,
ilgili kamu kurumlarını uyaracak herhangi bir girişim de yapılmadı.

Kamu adına iş görmekle mükellef kurumların
yaptıkları çalışmaların sonuçlarını halka açıklamaları,
halk sağlığını koruyucu çalışmaları yapmaları,
gereken önlemleri almaları bir zorunluluktur.

Yapılan çalışmaların sonuçlarının
gizlenmesi kabul edilemez.

Devletin, kamu kurumlarının bu kadar yıprandığı,
halk ve çevre sağlığının bu kadar tahrip edildiği bir ülkede
verilerin gizliliğinden, yasak verileri çalmaktan söz etmekse gülünçtür.

Bir akademisyenin asli sorumluluğu devlete ya da kurumlara değil
halka karşıdır.

Bu sorumluluk içinde olduğumuz şartlarda ne kadar aşındırılmış ve baskı altına alınmış olsa da
hatırlamamız gereken gerçek şudur:

Kamu sağlığını ilgilendiren konularda sır ya da yasak olamaz.


” Bülent Şık kimdir?

Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı bünyesinde faaliyet gösteren çeşitli laboratuvarlarda çalıştı.
2009 yılında öğretim üyesi olarak Akdeniz Üniversitesi’ne geçti.
Üniversitede Gıda Güvenliği ve Tarımsal Araştırmalar Merkezi’nin kurulumu ve
faaliyete geçmesi çalışmalarını yürüttü.
2010-2015 yılları arasında aynı merkezde Teknik Müdür Yardımcılığı yaptı.
Gıdalarda ve sularda katkı maddelerinin ve
çeşitli toksik kimyasal maddelerin kalıntılarının belirlenmesi üzerine çalışmalar yaptı.
Gastronomi ve Mutfak Sanatları Bölümünde öğretim üyeliği yaparken
22 Kasım 2016’da çıkarılan 677 sayılı Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile kamu görevinden çıkarıldı.

Türkiye’yi kanser eden ürünleri devlet gizledi,
biz açıklıyoruz!
İşte zehir listesi – Bülent Şık
Hangi sebzede arsenik, hangi suda tarım ilacı var?



Hakkında soruşturma açılan Bülent Şık: Açıkladığım 10'da 1 bile değil

– Bülent Şık Suyumuzu da zehir ettiler…

– Bülent Şık Bakanlığın gizlediği açıklama:
İşte suyu içilemez 52 bölge!
– Bülent Şık Merve Damcı
(Yeşil Gazete)

Bakanlığın gizlediği açıklama:
İşte suyu içilemez 52 bölge!

– Bülent ŞıkKonuk Yazar
19/04/2018
Bu yazı cumhuriyet.com.tr/ den alınmıştır



Bu yazı dizisinin ilk üç yazısında Sağlık Bakanlığı’nın
2011-2016 yılları arasında yürüttüğü
“Kocaeli, Antalya, Tekirdağ, Edirne, Kırklareli illerinde
Çevresel Faktörlerinve Sağlık Üzerine Etkilerinin
Değerlendirilmesi Projesi” hakkında bazı bilgiler vermiştim.

Bu projenin amacı Ergene Havzasında yer alan Edirne, Kırklareli ve Tekirdağ ile
Kocaeli ilinde sık görülen kanser hastalıklarına
çevrede bulunan kanserojen kimyasal maddelerin neden olup olmadığını anlamak.

Önceki yazılarda
çeşitli gıdalarda ve sularda tespit edilen kimyasal maddelere dair bulgulara yer vermiştim.

İlk yazıda araştırmada analiz edilen gıdalar ve sularda bulunan pestisit kalıntıları,
arsenik ve bazı kimyasal kirleticilere yer vermiştim.

Dün yayınlanan yazıda ise
Edirne, Kırklareli ve Tekirdağ illeri ile Kocaeli ili ve Antalya ilinde
çeşitli yerleşim noktalarından alınan su örneklerinde tespit edilen
arsenik ve alüminyum kalıntılarını ele almıştım.

Bu yazıda öncelikle sularda önem arz eden
bir başka kirletici olan kurşun açısından durumun ne olduğuna değineceğim

. Son olarak neler yapılabileceğini dile getirmeye çalışacağım.

Yukarıdaki grafik
Antalya ilinden alınan su örnekleri ile
Kocaeli ve Ergene Havzasında yer alan Edirne, Kırklareli ve Tekirdağ illerinden alınan
su örneklerindeki kurşun miktarlarını kıyaslamalı olarak gösteriyor.
Grafiği üç ayrı grafiğin üst üste binmiş hali olarak görmeli.

Mavi renkli kısım
Antalya;
turuncu
Kocaeli ve
kırmızı renkli kısım
Ergene Havzası
illerini gösteriyor.

Grafiğin en altındaki 10 rakamı ile başlayan çizgi
1 litre suda
10 mikrogram olarak belirlenen
aşılmaması gereken
kurşun sınırını,
yani maksimum kalıntı sınırını gösteriyor

. Grafikte en solda yer alan mavi renkli kısım
Antalya ilinden alınan 569 su örneğinden kurşun tespiti yapılan
12’sini (%2) gösteriyor.

Antalya ilinden alınan örneklerin hiçbiri kurşun için belirlenen sınırı aşmıyor.

Grafikte turuncu renkli kısım Kocaeli iline ait.
Kocaeli’nden alınan 106 su örneğinin
17’sinde (%16) kurşun kalıntısı tespit edildi.

Grafikte kırmızı renkle gösterilen kısım ise
Ergene havzasında yer alan Edirne, Kırklareli ve Tekirdağ illerini gösteriyor.

Sadece görsel olarak bile farkın ne kadar büyük olduğunu görmek olanaklı.

Ergene’deki 3 ilden alınan 764 su örneğinin
156’sında (%20 ,4)
kurşun tespit edildi

ve bu değer Antalya’dan hem 10 kat fazla ve
hem de tespit edilen miktarlar genelde daha yüksek.

Antalya ilinden alınan örneklerin hiçbiri
kurşun için belirlenen sınır değeri aşmadı.

Kocaeli ilinden alınan örneklerin 2’si;
Ergene Havzası illerinden alınan örneklerin 4’ü

sınır değeri aşmıştır.

Bu suların içme suyu olarak kesinlikle kullanılmaması gerekiyor.

52 bölgenin suyu içilemez

Dün çıkan yazıda
Antalya, Edirne, Kırklareli, Tekirdağ ve Kocaeli ilinde
çeşitli yerleşim bölgelerinden alınan sularda
mevzuatta belirlenen sınır değerlerin üstünde

arsenik ve alüminyum tespit edildiğini yazmıştım.

Bugünkü yazıda ise
kurşun açısından durumun ne olduğunu göstermeye çalıştım.

Araştırma çalışmasından elde edilen bilgilere göre

maksimum kalıntı sınırını aşan miktarda arsenik, alüminyum ve kurşun içeren

52 yerleşim bölgesinin suları içilemez niteliktedir.

Bu yerleşim yerlerinin neresi olduğu yandaki tabloda belirtilmiştir.

Bu bölgelerdeki suların
içme suyu olarak kesinlikle kullanılmaması gerekiyor.


Bakanlık inandırıcı değil

Bakanlık bu yazı dizisine verdiği yanıtta
projenin bitmediğini,
elde edilen verileri değerlendirme çalışmalarının
hala devam ettiğini belirtiyor.

Yapılan açıklama inandırıcı değil.
Çalışmanın yapıldığı zamandan bu yana

üç buçuk yıl geçtiğine göre
en azından arsenik, kurşun ve alüminyum miktarlarının
sağlığa zarar verecek kadar çok çıktığı bölgelerde

hangi önlemlerin alındığını açığa çıkarabilmek

için aşağıdaki soruları sorabiliriz

. 1) Yandaki tabloda belirtilen bölgelerdeki
sular içme suyu olarak kullanılmakta mıdır?

2) Bu bölgelerde yaşayan insanlar içme suyu ihtiyaçlarını nasıl karşılamaktadır?

Bu suların içilmemesini sağlamak için gereken önlemler alınmış mıdır?

Bu sular gıda maddeleri üretiminde kullanılmakta mıdır?

3) Sularda bulunan arsenik, kurşun ve alüminyumun kaynağı belirlenmiş midir?

Bu kirleticilerin sulardaki miktarını azaltmak için hangi çalışmalar yapılmıştır.

Bu yazıda Baryum, Bakır, Molibden, Krom ve Nikel başta olmak üzere
ele alınmayan başka kirleticiler de var.

Bu kirleticilerin de Ergene Havzası ve Kocaeli’nden alınan su
örneklerindeki miktarlarının

Antalya’ya kıyasla daha yüksek olduğunu ve daha fazla su örneğinde tespit edildiğini belirtmeliyim.

Elde edilen bilgiler
hangi mahalde ne düzeyde bir kirlenme olduğuna
ve o mahalde bulunan endüstriyel tesislerin çevreye yaydığı kirleticilerle
bir ilişki kurmaya imkân sağlıyor.


 5 milyon insanı doğrudan ilgilendiriyor

Araştırma çalışmasında sadece gıdalar ve sular yok.

Bunlara ek olarak hava kalitesi ölçümleri, atık su ölçümleri,

Ergene Çayı boyunca alınan ölçümler, toprak,
Marmara Denizi’ndeki Enez, Saroz ve İzmit Körfezi’ndeki balıklar ve
deniz suyunda yapılan analiz çalışmaları da var.

Araştırma projesi geniş bir coğrafi bölgede yaşayan en az

5 milyon insanı doğrudan ilgilendiriyor.

Marmara körfezindeki belli bölgelerdeki dip çamurları,
körfezdeki kabuklu deniz canlıları ile
balıklarda yapılan çalışmalar da dâhil edildiğinde
projenin çıktıları
İstanbul ilinde yaşayanları da yakından ilgilendirmektedir.

Buna ek olarak
Türkiye’nin en önemli meyve ve sebze ürünleri üretim bölgesi olan
Antalya ili de hesaba katıldığında
araştırma projesinin sonuçları
ülke genelini yakından ilgilendiren bir noktaya taşınmaktadır.

Bakanlık araştırma çalışmasına dair
elde mevcut veri dosyasının tamamını açıklamalı.

Sadece özet bir değerlendirme raporundan söz etmiyorum.

Tıpkı bu yazı dizisinin ikinci yazısında değindiğim

Avrupa Gıda Güvenliği Otoritesi’nin (EFSA)

raporu örneğinde olduğu gibi
kapsamlı bir değerlendirme raporunun açıklanmasından söz ediyorum.

Bu konularda duyarlılık taşıyan
siyasetçiler,
akademisyenler,
halk ve çevre sağlığını önemseyen kişi ve sivil toplum kuruluşları

Sağlık Bakanlığı’ndan bu

“olağanüstü kapsamlı”

araştırma projesinin sonuçlarının açıklanmasını talep etmelidir.

Verilerin ilgili kişi ve kurumlarca gözden geçirilebilmesi
ve kamusal bir tartışma (olabildiği kadarıyla!) başlatılabilmesi için

bu kesin bir gerekliliktir.

İçinde olduğumuz ve
hukuku, parlamentoyu, kamu bürokrasisini, akademik kurumları,
medyayı felç eden koşulların
kamusal tartışmaları mümkün kılacak
eylem ve çabalardan kaçınmamıza yol açmaması gerektiğine inanıyorum.
her şeyin tarumar edildiği bu dönemde
bizi birbirimizden sorumlu kılacak kamusal bir dilde ısrar etmenin
daha da önemli olduğunu düşünüyorum.
Mücadele etmek için umuda ihtiyacımızın olmadığı zamanlar da var.

Her şeyden önce, bunu yapmak

kimyasal olarak kirletilmiş
o bölgelerde yaşadıkları için
çaresiz hastalıklara yakalanan insanlara karşı da bir borçtur.

Araştırmada sadece su çalışmasından elde edilen bilgiler bile
Ergene Havzası ve Kocaeli ilindeki
yerleşim bölgelerinde
halk sağlığını koruma amaçlı

acil bir eylem planı hazırlanarak
hızla yürürlüğe konulması gerektiğine dair tartışmalara
güçlü bir kanıt sunuyor.



En büyük zarar çocuklara


Kimyasal maddelerle
havası, suyu, toprağı ve gıda maddeleri kirlenmiş bölgelerde

yaşamanın en çok mağdur ettiği kesim çocuklar.

Kimyasal maddelerle kirletilmiş bölgelerde yaşayan çocuklarda
beden gelişiminde
, bilişsel yeteneklerde gerileme olduğu,
astım,
alerjiler ve
obezite gibi
çeşitli hastalıklara yakalanma sıklığının arttığı
çeşitli yayınlarda dile getiriliyor.

Yazı dizisinde değindiğimiz
pestisitler ve ağır metaller gibi

pek çok zehirli madde
hormonal sistem bozucu ve en büyük zararı da çocuklara veriyor.

Dolayısıyla
kimyasal kirlenme meselelerini çözümsüz bırakmak

gelecek nesillerden vazgeçmek anlamına geliyor.


Su yasası çıkarılmalı

Su kalitesinin korunması için yapılması gereken
kontrol ve izleme çalışmalarındaki eksiklikleri
bir an önce gidermek gerekiyor.

Bu çerçevede
öncelikli olarak
su varlıklarını sadece insan için değil
doğadaki bütün canlılar
için güvence altına alan ve

suyu bir meta olarak değil
bir varlık olarak tanıyan

bir “Su Yasası” çıkarılmalı.



Türkiye’de kentsel atıklar,

tarım ve sanayi faaliyetleri sonucu
açığa çıkan ve sulara bulaşması muhtemel
259 kimyasal kirletici madde var.

Bu kirleticilerin 174’ü (%66) için
herhangi bir kontrol ve izleme faaliyeti yapılmıyor.

Dolayısıyla bu kimyasal maddelerin
kalıntılarının sularda bulunup bulunmadığını bilmiyoruz.

Çıkarılacak yasa ile
su kalitesinin korunması konusunda faaliyet gösteren
bütün kamu kurumlarını
tek bir çatı altında toplamak;

kirlilik önleme,
kontrol ve izleme çalışmalarındaki
dağınıklıkları ve eksiklikleri
gidermek mümkün olabilecektir.

En acil işlerden biri budur.

 
  *** SİZİ KUTLUYORUZ *** BUGÜN 956875 ziyaretçi (1967250 klik) MİSAFİRİMİZ OLDUNUZ ***  
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=
haberler haberler


Google Arama
Sitemde Arama
Yaşam ve İnsanlar

İstanbul Servisleri Neden Pahalı ? burakesc
Namaz Kılan Minik ile burakesc
GİMDES Helal Gıda Ramazan Buluşması burakesc