Create Your Own Countdown

Google

   
  *** İYİLİK İİN KOŞANLARIN YERİ***
  BATI MEDENIYETİ
 




Görüntünün olası içeriği: oturan insanlar



EFES DEKİ   GENEL TUVALET





İNGILIZ BÜYÜKELÇILİĞİ  NEDEN TRABYAYA GÖNDERILDI NEZAMAN-NEDEN  TAKSİME. MÜSADE EDILDI

ABD DE BANYO YASAKLANMIŞTI

İZABELLA YAŞAMINDA İKİ KEZ YIKANMIŞTI

-GÖKTEN KEDİ KÖPEK YAĞDI- DEYİMİ 

KİM DEMİŞ BATI MEDENİ DİYE?.

Bir dahaki sefer ellerinizi yıkarken suyun sıcaklığı tam istediğiniz gibi değilse eskiden İngiltere'de bu işlerin nasıl yapıldığını düşünün,

1500'lerde İngiltere'de işler şöyle yapılıyordu:

İnsanların çoğu Haziran'da evleniyordu

Çünkü senelik banyolarını
Mayıs ayında yapıyorlar,

Haziran'da hala çok kötü kokmuyorlardı .

Ama yine de kokmaya başladıkları için
gelinler
vücutlarından çıkan kokuyu
bastırmak amacıyla

ellerinde bir buket çiçek taşıyordu.


Banyolar
içi sıcak suyla doldurulmuş
büyük bir fıçıdan meydana geliyordu.

Evin erkeği
temiz suyla yıkanma imtiyazına sahipti.

Ondan sonra oğulları ve diğer erkekler,
daha sonra kadınlar,
sonra çocuklar ve

en son olarak ta bebekler
aynı suda yıkanıyordu.

Bu esnada su
o kadar kirli hale geliyordu ki
içinde gerçekten bir şeyleri kaybetmek mümkündü.

İngilizce'deki

'banyo suyuyla birlikte bebeği de atmayın'

(Don't throw the baby out with the bathwater)


deyimi buradan gelmektedir.






Evlerin çatıları
üst üste yığılmış kamıştan yapılıyor,
kamışların altında tahta bulunmuyordu.

Burası hayvanların ısınabilecekleri tek yer olduğu için bütün kediler, köpekler ve diğer küçük hayvanlar
(fareler, bö cekler)
çatıda yaşıyordu.

Yağmur yağdığı zaman çatı kayganlaşıyor
ve bazen hayvanlar kayarak
çatıdan aşağı düşüyordu.

İngilizce'deki
'kedi-köpek yağıyor'
(It's raining cats and dogs)


deyimi buradan gelmektedir.


Yukarıdan
evin içine düşen şeyleri engelleyecek
hiçbir şey yoktu.

Böceklerin ve buna benzer nesnelerin yatakların içine düşmesi büyük
bir sıkıntı oluşturuyordu.

Etrafında yüksek direkler ve
üstünde örtü bulunan
İngiliz usulü yataklar buradan gelmektedir.


Zemin topraktı.
Sadece zenginlerin
zemini topraktan başka bir şeyden yapılmıştı.

Toprak kadar fakir
(dirt poor)
tabiri buradan çıkmıştır.


Zenginlerin ahşaptan yapılmış zeminleri vardı. Bunlar kışın ıslandığı zaman kayganlaşıyordu. Bunu önlemek için yere
saman (thresh) seriyorlardı.

Kış boyunca saman sermeye devam ediliyordu. Bir zaman geliyordu ki
kapı açılınca saman dışarıya taşıyordu.

Buna mani olmak üzere kapının altına
bir tahta parçası konuyordu ki bunun adı

'thresh hold'
(saman tutan;
Türkçesi eşik idi.


Yemek pişirme işlemi
her zaman ateşin üzerine asılı durumdaki büyük bir kazanın içinde yapılıyordu...

Her gün ateş yakılıyor ve
kazana bir şeyler ilave ediliyordu.

Çoğu zaman sebze yeniyor,
et pek bulunmuyordu.

Akşam yahni yenirse
artıklar kazanda bırakılıyor,

gece boyunca soğuyan yemek

ertesi gün tekrar ısıtılarak
yenmeye devam ediliyordu.

Bazen bu yahni
çok uzun süre kazanda kalıyordu.


' Bezelye lapası sıcak,
bezelye lapası soğuk,
kazandaki bezelye lapası dokuz günlük

' (peas porridge hot, peas porridge cold,
peas porridge in the pot nine days old)

tekerlemesinin menşei budur.



Bazen domuz eti buluyorlar
o zaman çok seviniyorlardı .

Eve ziyaretçi gelirse
domuz etlerini asarak
onlara gösteriş yapıyorlardı.

Birisinin eve domuz eti getirmesi
zenginlik işaretiydi.

Bu etten küçük bir parça keserek
misafirleriyle oturup paylaşıyorlardı.

Buna
'yağ çiğnemek'
(chew the fat) adı veriliyordu.


Parası olanlar
kalay-kurşun alaşımından yapılmış
tabaklar alabiliyordu.

Asidi yüksek olan yiyecekler
kurşunu çözerek
yemeğe karışmasına sebep oluyor,

böylece gıda zehirlenmelerine ve
ölüme yol açıyordu.

Domatesler buna sık sık sebep olduğu için bunda sonraki yaklaşık

400 yıl boyunca
domateslerin zehirli olduğu düşünülmüştü.


Çoğu insanın
kalay-kurşun alaşımından
yapılmış tabakları yoktu.

Onun yerine tahta tabaklar kullanıyorlardı .

Çoğu zaman bu

tabaklar bayat ekmekten yapılıyordu.

Ekmekler o kadar bayat ve sertti ki
uzun zaman kullanılabiliyordu.

Bunlar hiçbir zaman yıkanmadığı için
içinde kurtlar ve küfler oluşuyordu.

Kurtlu ve küflü tabaklardan
yemek yiyen insanların ağızlarında

'tabak ağzı'
(trench mouth)
denen hastalık ortaya çıkıyordu.


Ekmek itibara göre bölüşülüyordu.

İşçiler yanık olan alt kabuğu,
aile orta kısmı,
misafirler de üst kabuğu alırdı.


Bira ve viski içmek için
kurşun kadehler kullanılıyordu.

Bu bileşim insanları bazen
birkaç gün şuursuz vaziyette tutabiliyordu.

Yoldan geçen insanlar bunların

öldüğünü sanıp defnetmek için
hazırlık yapıyordu.


Bunlar birkaç gün süreyle
mutfak masasının üstüne yatırılıyor¸

aile etrafına toplanıp
yiyip-içerek
uyanıp uyanmayacağına bakıyordu.

Buna 'uyanma' nöbeti deniyordu.


İngiltere eski ve küçük bir yerdi,

insanlar ölülerini gömecek
yer bulamamaya başlamıştı.

Bunun için mezarları kazıp
tabutları çıkarıyor,

kemikleri bir
'kemik evi'ne götürüyor ve

mezarı yeniden kullanıyorlardı .



Tabutlar açıldığında

her 25 tabutun birinde
iç tarafta
kazıntı izleri
olduğu görüldü.


Böylece insanların
diri diri gömüldüğü ortaya çıktı.


Buna çözüm olarak

cesetlerin bileklerine
bir ip bağlayıp


bu ipi
tabuttan dışarıya taşıyarak

bir çana bağladılar.


Bir kişi
bütün gece boyu mezarlıkta oturup
zili dinlerdi.


Buna mezarlık nöbeti
'graveyard shift')


denirdi.


Bazıları zil sayesinde kurtulur
('saved by the bell')


bazıları da 'ölü zilci'
(dead ringer) olurdu.



Gerçekler bunlar:

Kim demiş tarih sıkıcıdır diye:

Ortaçağda
Avrupa'daki rahibelerin
yüz ve ellerinden başka yerlerini

yıkamaları kesin olarak yasaklanmıştı.

Kastilya Kraliçesi İsabella bile
50 yıldan fazla süren hayatı boyunca
iki kez banyo yapmıştı.



Kirlilik adeti
Amerika'ya da bulaşmış

Pennsylvania ve Virginia eyaletlerinde

''banyo yapmayı yasaklayan''

ya da belirli kısıtlamalar getiren
kanunlar çıkarılmıştı.

Philadelphia' da ise
kanunla
bir ay içinde

birden fazla banyo yapan insanlar
cezaevine gönderiliyordu.


Tuvaletle henüz tanışmayan
Avrupa'da

lazımlıkları
sokaklara boşaltma adeti
17. yüzyıla kadar sürdü.


Fransa krallarından 14. Louis,
gününün belli bir zamanını

lazımlığında oturarak geçirir,
devlet işlerini de buradan yürütürdü.



1600'lerde İstanbul'a gelen

İngiliz büyükelçiler,
lazımlık kullanma ve bunu da
pencereden boşaltma adetleri yüzünden


şehirden uzak olan
Tarabya'yaki bir konağa gönderilmişti.


19. yüzyıla gelindiğinde,

kesin olarak
tuvalet kullanma sözü

vermeleri üzerine

Taksim'e taşınmalarına izin verilmişti...

Dr. Ali Erkan Balcı.

 
  *** SİZİ KUTLUYORUZ *** BUGÜN 973219 ziyaretçi (2000787 klik) MİSAFİRİMİZ OLDUNUZ ***  
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=
haberler haberler


Google Arama
Sitemde Arama
Yaşam ve İnsanlar

İstanbul Servisleri Neden Pahalı ? burakesc
Namaz Kılan Minik ile burakesc
GİMDES Helal Gıda Ramazan Buluşması burakesc