Create Your Own Countdown

Google

   
  *** İYİLİK İ«İN KOŞANLARIN YERİ***
  ODTÜ LÜ SELÇUK. DOĞAN NAIL AYDIN
 





1990 yılı. Askerlik bitmiş, Tarsus Mersin otoyolunda çalışmaya başlamıştım. 24 saat, haftada 7 gün. Yalnız 15 günde bir pazar tatil. Akşam 7 gibi mesai bitince, bütün mühendisler doğru lokale koşuyorlar. Dağ başı gidecek başka bir yer yok. Yaklaşık 40 mühendis. En tecrübeliler, yemekte başlıyor içmeye. Gençler yemekten sonra dışarda. Kimisi yandaki oyun salonuna masa kapmaya koşuyor. Bir tavla, bir okey, bir briç masası var, yetmiyor. Bir kaç kişi de tv odasında kim önce kumanda kapacak yarışında. Yemekhaneden genellikle en son ben çıkıyorum. Herkesin umursamadığı hatta bazen fırça attığı ahçı ve garsonlarla kısa bir teşekkür konuşması, gönül alma. Karşılığında tavşan kanı ilk çay bana. Birçok kez yanında özel kurabiyelerle. Her masaya, her odaya uğrarım. Onlar bana takılarak, gel ot gitme şu dünyadan takıl bize hayatını yaşa derler. Ben her defasında işim var diyerek dışarı çıkarım. Hepsi o kadar yoğun ki, ne işin var diye merak ederek gelmezler arkamdan. Gökyüzüne bakarım bazen saatlerce. Konuşurum yıldızlarla. Bazen yürürüm el fenerimle yoruluncaya dek. Çok para kazanıyoruz fakat harcayacak yer yok. Ilk arabamı o günlerde aldım. Benden başka kimsede araba yok. Şantiyede araba çok fakat mesai bitince kullanmak yasak. Ilk akşam santiyeden Tarsus a gideceğim. Yalnız gitmek istemiyorum fakat kafama uygun kimse yok. Arabayı çalıştırdım. O anda camı biri tiklatti. Açtım, baktım Selçuk. Kimseyle konuşmaz, selâm vermez, odasında yalnız yaşar, garip biri. Biraz mahçup, Tarsus a gidiyorsan ben de gelebilir miyim dedi. Yalnız gitmekten kurtuldum. Yolda giderken Selçuğu tanıyabilmek için sürekli soru soruyordum. O da kısa cevaplar veriyordu. Arkadaşlığımız o gün başlamıştı. Birkaç gün, şehir merkezinde ayrılıyor sonra belirli saatde buluşuyor tekrar şantiyeye dönüyorduk. Ben her akşam farklı camiye gidip yatsı namazını kılıp onu bekliyordum. Dönüşte, ben artık gelmeyeceğim Tarsus un her yerini öğrendim dedi. Tatil olan pazar günü geldi. Niyetim Mersin e gitmekti. Fakat yalnız gitmeye çekiniyordum. Diğer arkadaşlar yalvarıyorlar ama onları hep atlatıyordum. Selçuğu zorla ikna ettim. Mersin çok güzel bir şehir. Harika bir yürüyüş yolu var. Ezan okunmaya başlayınca Selçuk'tan müsaade istedim. Ben de gelebilir miyim dedi. Çok sevinmiştim. Şadırvanda abdest alırken birara Selçuk'la göz göze geldik. O an beni izlediğini belkide hayatının ilk abdestini aldığını hissettim. Hiç çaktırmadım. Camiye girdik. Kapının hemen yanına durdum. O da benim yanıma. O gün yatsıya kadar hiçbir şey demeden zaman geçti. Yatsı'da namazdan sonra hoca efendi ameneresulunu öyle içten okuyordu ki tüylerim diken diken olmuştu. Yan gözle Selçuğa baktım, gözyaşlarını saklamaya çalışıyordu. Cemaat dışarı çıkıyor fakat Selçuk yerinden kımıldamıyordu. Sonra hüngür hüngür ağlamaya başladı. Onu yalnız bıraktım. Dışarı çıktım. Bir zaman sonra, Camiden çıktı , gözleri kızarmış bana sarıldı. Aradığımı sonunda buldum dedi. Selçuk anne babadan ayrı ortaokulu, liseyi ve ODTÜ yü okumuş. O ara annesi ve babası birbirinden ayrılmış ve tamamen ortada kalmış. Ilk iş yeri olarak bizim şantiyeye gelmiş. Aradan yıllar geçti. Bugün beni aradı. Annesi, babası çoktan vefat etmiş. Evin tek çocuğu olduğu için yalnız kalmış. Buna rağmen hiç evlenmemiş. O gün Mersin e gelmeseydim, büyük bir ihtimalle canıma kıyacaktım dedi. Anladım ki , Biz farkına varmıyoruz ama kıyıda köşede sessiz kalanlara bir merhaba demeli, el uzatmalı. Gerisi Rabbim'in plân dairesinde işliyor zaten. KAĞIT. VE HAYAT. *KAÇAMAYACAĞIN BİR GERÇEK* Doğum belgesi bir kağıt. Aşı belgesi bir kağıt. Başarı belgesi bir kağıt. Mezuniyet belgesi bir kağıt. Kağıtlar böylece devam edip gidiyor.. Evlilik sözleşmesi bir kağıt. Pasaport bir kağıt. Ev mülkiyet belgesi bir kağıt. İyi hal belgesi bir kağıt. Reçete bir kağıt. Davetiye bir kağıt. Hayatımız kağıt üzerine kağıtlardan ibarettir. Kağıtlar üzerinden günler geçer. Sonra onları yırtıp atarız. Dünya tamamen kağıtlardan ibaret. İnsan kimi zaman bir kağıda üzülür. Kimi zaman da sevinir. Lakin.. İnsanın göremediği tek bir kağıt vardır ki o da şudur: *Vefat belgesinin kağıdı..* Bu belge için çalış. Bu en önemli belgedir. *İmam Ali bin Ebi Talib şöyle buyurdu:* Mü'min kişi için devam etmeyen iki durum vardır: *"Gençliği ve kuvveti."* Her mü'min için faydalı olan iki durum vardır: *"Güzel ahlak ve kendisine saygısı."* Mü'minin şanını iki durum yükseltir: *"Tevazu ve insanların ihtiyaçlarını gidermek."* Belaları gideren iki durum vardır: *"Sadaka ve sıla-i rahim."* Hayatta gülünç olan üç aşama vardır: 1)Erişkinlik(gençlik) dönemi: *Vakit + güç sahibisin.* *Fakat paran yok.* 2)Çalışma dönemi: *Para + güç sahibisin.* *Fakat vaktin yok.* 3)Yaşlılık dönemi: *Para + vakit sahibisin.* *Fakat gücün yok.* İşte hayat böyle.. Sana bir şey verdiğinde, başka bir şeyi senden alır. Daima başkalarının hayatının bizim hayatımızdan daha iyi olduğuna inanırız. Başkaları da bizim hayatımızın daha iyi olduğuna inanırlar. Bu her zaman böyledir. Çünkü bizler hayatımızdaki önemli bir şeyi kaybediyoruz: *"Kanaat."* Eğer mutluluğun satıldığı mekanlar olsaydı, tüm insanların o mekanlara üşüştüğünü ve pahalı fiyatlarla onu satın aldığını görürdün. *Çünkü onlar mescitlerden bihaberdirler..!* Eğer Allah katındaki yerini bilmek istersen, Allah'ın senin kalbindeki yerine bak. *Hayret ediyorum:* Beyaz renk "güzel" demek değildir. Siyah renk de "çirkin" demek değildir. *Kefen beyaz ve ürkütücüdür.* *Kabe siyah ve güzeldir.* İnsan, ahlakıyla insandır, dış görünüşü ile değil. Adamlık yüksek ses ile olsaydı, köpek adamların efendisi olurdu. Kadınlık çıplaklık ile olsaydı, kainatın bu özelliği ile en fazla bilineni maymun olurdu. Gözlerini yükseklere dikmeden ve kaybettiğini Allah'tan istemeden önce, gözlerini aşağı indir ve elindekiler için O'na şükret. Kabirdeki evinin en güzel mobilyaları: *Namaz,* *Sadaka,* *Kur'an.* Allah bizleri ve sizleri bağışlasın ve bizler için ve sizin için ecir(sevap) yazsın.. *İnsan hayatı bir kağıt ile başlar..* Doğduğun zaman, seni annenin karnından çıkaranın kim olduğunu bilmezsin. Öldüğünde de seni kabrine koyanın kim olduğunu bilmezsin. *Şaşılır sana Ey Ademoğlu!* Doğduğunda yıkanır ve temizlenirsin. Öldüğünde de yıkanır ve temizlenirsin. *Şaşılır sana Ey Ademoğlu!* Doğduğunda senin için kimin sevindiğini ve mutlu olduğunu bilmezsin. Öldüğünde de senin ardından kimin ağlayıp üzüldüğünü bilmezsin. *Şaşılır sana Ey Ademoğlu!* Annenin karnında dar ve karanlık bir mekandaydın. Öldüğünde de dar ve karanlık bir mekandasın. *Şaşılır sana Ey Ademoğlu!* Doğduğunda seni örtmek için kumaşa sardılar. Öldüğünde de seni örtmek için kumaşa sararlar. *Şaşılır sana Ey Ademoğlu!* Doğduğunda ve büyüdüğünde insanlar sana diploma ve tecrübeni sorarlar. Öldüğünde ise melekler sana şu sual ile salih amelinden sorarlar: *"Ahiretin için ne hazırladın?" Selam ve Dualar sizlere olsun.

 
  *** SİZİ KUTLUYORUZ *** BUGÜN 1088253 ziyaretçi (2277735 klik) MİSAFİRİMİZ OLDUNUZ ***  
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=
haberler haberler


Google Arama
Sitemde Arama
Yaşam ve İnsanlar

İstanbul Servisleri Neden Pahalı ? burakesc
Namaz Kılan Minik ile burakesc
GİMDES Helal Gıda Ramazan Buluşması burakesc