Create Your Own Countdown

Google

   
  *** İYİLİK İİN KOŞANLARIN YERİ***
  Osman BÖLÜKBAŞI Anadolu Fırtınası
 


*



 Güne damgasını vuran özlü söz




 

  • "Koltuğunun altında ‘haç’ taşıyan,

  • fakat ‘hacı’ görünmeye çalışan,

  • ‘gavur’ diye öldürtüp,

  • ‘şehit’ diye namaz kıldıran

  • siyasetçilerden

  • sakınılmalıdır".


 

*ANADOLU FIRTINASI*

Osman Bölükbaşı'nın rekoru
hâlâ kırılamadı

 

DÜZCE MEYDANINDA

8 SAATLİK KONUŞMASI


9 Eylül 1973 günü hem partisinden, hem de milletvekilliğinden istifa etti.

Artık, "Anadolu Fırtınası" dinmişti.

Koca Bölükbaşı, o gün bugün şunları mırıldanır:

Kulluk, gîran (ağır) geldi dünyada kula,

Hürriyet aşkı ile düştük bir yola,

Sonunda leylâmız gitti bir pula,

Bize inkisârı (kırgınlık), hicrânı (keder) kaldı.



Bölükbaşı, şehirlerde düzenlediği meydan mitinglerinde,

çok büyük izleyici kitlesine hitap eder,

yanında taşıdığı belgelerle, insanları hayret ve dehşete düşürürdü.

 

"Alkışlar bize ama, oylar başkalarına..."





 

 Fransa'daki Nancy Üniversitesi'nden 'matematik' diploması alan Bölükbaşı, bir süre Kandilli Rasathanesi'nde asistan olarak çalıştı. Üstün hitabet yeteneği olan Osman Bölükbaşı 1946 yılında DP'nin kuruluşuna katıldı. 1948'de MP kurucuları arasında yer alan


Bölükbaşı, 60'lı yıllarda



***Düzce Meydanı'nda,

 ***8 saat durmadan konuştu.


Cumhuriyetimiz 78. yılını tamamlayıp, bir asra doğru yol almaya başladı. Demokrasimiz ise, yarım asrı devirip, 56. yaşına ulaştı. Özellikle, çok partili rejime geçtiğimiz 1946 yılından bu yana, Türk siyaset sahnesi, sinesinde pek çok kahraman barındırdı. Ama hiçbirisi, Osman Bölükbaşı'nın hızını yakalayamadı, Düzce Meydanı'nda hiç durmadan yaptığı 8 saatlik konuşma rekorunu kıramadı.

 

Evet, Osman Bölükbaşı, Türk siyasetinin en hızlı politikacısıdır.

 

Bölükbaşı, politika hayatımızın en uzun konuşan, en fazla nükte yapan ve eteğinde hiç taş bırakmayan bir siyaset adamıdır.

 

"Anadolu Fırtınası" diye anılan bu ünlü politikacı, bugün, ömrünün 89. yılında Ankara Tıp Fakültesi'nin İbn-i Sina Hastanesi'nde yaşam mücadelesi veriyor.

 

Osman Bölükbaşı, siyasete 1946 yılında Demokrat Parti saflarında atıldı. Henüz 33 yaşındaydı. DP'nin ilk Büyük Kongresi'nde söz alan bu genç politikacı, kürsüden şöyle haykırıyordu: "23 yıllık Kızıl Sultan idaresine artık son!"

 

***

 

"Yeter, söz milletindir!" sloganıyla kurulan Demokrat Parti'nin bu genç hatibini gazeteci ve politikacı Cihad Baban, şöyle tarif ediyordu:

 

"Özellikle, cesur. Meydanlarda rakip tanımayan, sözünü esirgemez ve söz söylemede usta bir politikacı. Ateşli bir hürriyetperver. Sonra, güçlü bir hâfızaya sahip ve nüktedan, hazırcevap. Yalan ve ikiyüzlülükten uzak. Fikir cephesinde değil ama, aksiyon bakımından üst düzeyde, yorulmak bilmeyen bir savaşçı."

 

 

Siyaset dünyasındaki matematik öğretmeni

Bölükbaşı, 1913 yılında Kırşehir'in Hacıbektaş ilçesinde dünyaya geldi. Çocukluğu, Hacıbektaş'ta geçti. İlk öğrenimini de burada yaptı. Orta öğrenimini ise, İstanbul Erkek Lisesi'nde tamamlayarak, Fransa'ya gitti. 1937 yılında, Nancy Üniversitesi Fen Fakültesi Matematik Bölümü'nü bitirdi.

 

Bölükbaşı, Türkiye'ye dönünce, İstanbul'a yerleşti. Kandilli Rasathanesi'nde, ünlü Fatin Gökmen Hoca'nın asistanı oldu. Aynı zamanda Haydarpaşa Lisesi'nde matematik öğretmenliği de yapıyordu. Fakat bu işler, Bölükbaşı'na göre değildi. Bir süre sonra İstanbul'dan ayrılıp, Kırşehir'e döndü. Toprakla uğraşmaya başladı. Ama, yine tatmin olmadı.

 

 

Aklı-fikri politikadaydı

Ancak, önünde büyük bir engel vardı. Babası Hacı Ahmet Ağa, oğlunun politikaya atılmasını istemiyor; ona, "Bu devirde, akşam, nikâhları üzerine yemin edip söz vererek, sabah da sözlerinden rahatça dönebilecek insanlar çoktur. Siyaseti de, böyleleri ele geçirir." diyordu.

 

1946 yılında Demokrat Parti'den aldığı davet üzerine, babasının tüm kaygılarına rağmen, kalkıp Ankara'ya gitti ve Sümer Sokak'taki Parti genel merkezine ulaştı.

 

Bölükbaşı'nı, DP kurucusu Prof. Fuat Köprülü'ye tavsiyen eden Kandilli Rasathanesi Müdürü Fatin Gökmen, bu genç matematikçi için şu referansı vermişti: "Ağzı iyi lâf yapan bu adam, size çok lâzım olur." Nitekim DP'liler, genç matematikçiyi Parti'ye çağırmış, o da gelmişti.

 

 

Denendi ve beğenildi

Fatin Gökmen'in, "Orta Anadolu'yu çok iyi bilir." dediği Bölükbaşı, işe profesyonelce başladı. 500 lira maaşla "DP Parti Müfettişi" olarak görevlendirildi. "Anadolu Fırtınası", artık Ankara'dan esmeye başlayacaktı. Özellikle Orta Anadolu'yu adım adım dolaşacak, o güne kadar alışılmamış sert bir üslûpla, yıllar yılı Tek Parti baskısı altında yaşamış ve artık bunalmış insanların cesaretlerini ateşleyecek, bu arada halkın hayranlığını da kazanacaktı.

 

Evet, Osman Bölükbaşı'nın "politika serüveni" başlamıştı. Bu serüven, 28 yıl boyunca, kelimenin tam anlamıyla, fırtınalar içinde geçecekti.

 

Bölükbaşı, 1946 yılında DP'nin kuruluşuyla birlikte, bu partinin Orta Anadolu ve Karadeniz il örgütlerinin kurulmasında büyük rol oynadı. Üstün konuşma yeteneği ile kısa sürede gönülleri fethetti. Genç politikacı, olağanüstü cesareti ve sürükleyici konuşmalarıyla, artık yurdun dört bir yanında kitleleri hop oturtup, hop kaldırıyordu.

 

Yeni kurulan DP'nin tüm ülkede bir anda yarattığı coşku, 23 yıldan beri iktidarda olan CHP'nin gözünü korkutmuştu. Hiç değilse, 4 yıl daha iktidarda kalabilmek için, 21 Temmuz 1946'da "baskın seçim" yapılması kararlaştırıldı.

 

 

Bölükbaşı, DP'den umduğunu bulamadı

DP, hiç beklenmedik bir anda sandığın ortaya konulduğunu görünce, alelacele adaylarını belirledi. Mareşal Fevzi Çakmak, İstanbul listesinin birinci sırasında bağımsız aday oldu. DP'nin dört büyük kurucusundan Celâl Bayar ile, Prof. Fuat Köprülü de bu ilden seçime gireceklerdi. Adnan Menderes Kütahya, Refik Koraltan ise İçel listesinde yer almış, Osman Bölükbaşı da Yozgat'tan aday gösterilmişti.

 

21 Temmuz 1946 tarihinde yapılan seçimlere eksik adayla katılan DP, 66 milletvekili çıkarabildi. Fakat, aralarında Osman Bölükbaşı yoktu. Çünkü Yozgat'ta seçimleri CHP kazanmıştı. Aslında Bölükbaşı, sadece 1946 seçimlerinde değil, DP'de de aradığını ve umduğunu bulamamıştı. Bu arada, '46 seçimlerinin hileli geçtiği dedikodusu, rejimi sarsmaya başladı.

 

Bölükbaşı'na göre, iktidardaki CHP'nin, muhalefete dostluk önerdiği ünlü "12 Temmuz Beyannamesi", DP ileri gelenlerini yumuşatmıştı. Ayrıca, Mareşal Fevzi Çakmak, DP yönetimi tarafından bir kenara itilmek isteniyordu. Kısacası DP'nin, CHP'den pek farkı kalmamıştı.

 

Osman Bölükbaşı, DP'den 1947 yılının sonbaharında istifa etti. Bu ayrılık, henüz bir yaşındaki partide, Bölükbaşı gibi düşünen başkalarının da varlığı ortaya çıktı. Onlar da DP'den kopup, 20 Temmuz 1948'de Bölükbaşı ile birlikte Millet Partisi'ni kurdular. Bu yeni partinin genel başkanlığına Hikmet Bayur getirildi. Mareşal Fevzi Çakmak ise, MP'nin fahri genel başkanı oldu.

 

 

"İnönü ve Bayar öldürülecek" iddiası

MP'ye, 5 Temmuz 1949'da TBMM'deki "Müstakil Demokratlar Grubu" da katıldı. Aynı günlerde, Afyon'da kurulmuş olan "Özdemokratlar Partisi" de bu yolu izleyince, MP'nin Meclis'teki sandalye sayısı bir anda 18'e ulaştı.

 

Bölükbaşı, DP'deki performansını, kurucusu olduğu MP'de de aynen sürdürüyor; güçlü belleğine yerleştirdiği atasözleri, bilmeceler ve fıkralarla ördüğü ateşli konuşmaları büyük ilgi ile izleniyordu.

 

Bölükbaşı, siyaset sahnesinde kendisine iki büyük rakip seçmişti. Bunlardan birisi, Türkiye'nin 2. Cumhurbaşkanı ve CHP Genel Başkanı İsmet İnönü, diğeri ise, eski Başbakan ve DP Genel Başkanı Celâl Bayar'dı. "Anadolu Fırtınası", her konuşmasında, bu iki lidere acımasızca hücum ediyordu. Pervasızlığı ve sivri dili, bir gün başına iş açacaktı. Nitekim öyle de oldu.

 

1946'da DP'den seçilip, daha sonra MP kurucuları arasında yer alan Denizli Milletvekili Reşat Aydınlı'nın 16 Kasım 1946 günü ortaya attığı müthiş bir iddia, politika kulislerini sarsacak, ertesi günkü gazetelerin birinci sayfalarına manşet olacaktı. İddia şöyleydi:

 

 

"İnönü ve Bayar'ın hayatlarına kastetmek isteyenler var!"

Reşat Aydınlı'ya göre, İnönü ve Bayar'ın hayatlarıyla oynayan üç isim şunlardı: MP'li Sâdık Aldoğan, Fuat Arna ve Osman Bölükbaşı.

 

Reşat Aydınlı'dan kaynaklanan bu iddiaya göre, bazı MP'liler önce DP Genel Başkanı Celâl Bayar'ı öldürecek, ardından da bu eylemin Cumhurbaşkanı İsmet İnönü tarafından yapıldığını iddia edeceklerdi. İş bununla da bitmeyecek; yeni bir tertiple, İnönü de ortadan kaldırılacaktı. Bütün bu eylemler gerçekleştirildikten sonra, "Mareşal Fevzi Çakmak" imzasıyla bir bildiri yayınlanacak ve hemen ardından da, MP'liler iktidarı ele geçireceklerdi.

 

 

Osman Bölükbaşı tutuklanıyor

Bu, çok korkunç ve akıl almaz bir iddia idi. MP'li Reşat Aydınlı, ortalığı bir anda karıştırmıştı. Hemen soruşturma başlatıldı. MP Afyon Milletvekili emekli general Sâdık Aldoğan'ın evi arandı. Bu arada, İstanbul'da oturan, ünlü ayakkabı boya imalatçısı Nuri Leflef ile MP'nin Kadıköy İlçe Başkanı İzzet Mühürdaroğlu'nun evlerinde ve bürolarında da aramalar yapıldı.

 

Bölükbaşı, o tarihte yeni evliydi. Ankaralı Mediha Hanım'la, 1949 yılının başında hayatını birleştirmişti. Oğulları Ahmet Deniz, henüz 20 günlüktü. Bölükbaşı ailesi bir akşam vakti sofraya yeni oturmuştu ki; evlerinin kapısı çalındı. Bölükbaşı kapıyı açtı, karşısında polisleri gördü.

 

Ankara Emniyeti'nden gelen polisler, evi didik didik aradıktan sonra, Bölükbaşı'nı alıp götürdüler. Bölükbaşı, Fuat Arna ile birlikte tutuklandı. Sâdık Aldoğan ise, milletvekili dokunulmazlığı nedeniyle, tutuklanmaktan kurtuldu.

 

Soruşturma, çok hızlı bir şekilde sürdürüldü ve sonuçlandı. MP Milletvekili Reşat Aydınlı bir anda iddiasını inkâr etti. Beş gün tutuklu kalan Bölükbaşı ile Arna, özgürlüğüne kavuştu.

 

Bu olayın hemen ertesinde Bölükbaşı, Arna ve arkadaşları, Ankara'daki Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi'nin önünde, DP lideri Celâl Bayar'la karşılaştılar. Basında çıkan haberlere göre, Bayar'ın üzerine yürüdüler, hakaret ettiler.

 

 

Bölükbaşı, yıllar sonra bu olayı şöyle anlattı:

"Basın, o olayı çok yanlış aksettirdi. Demokrat Parti'nin aslında 4 değil, 5 kurucusu var. Bunlardan biri de benim. DP yöneticileri, benim, halkın nezdinde kazandığım sevgiden rahatsız oldular. Gelecekte, kendilerini gölgeleyeceğimi zannedip, bana iftira attılar. Güya ben, Moskova'dan yardım alıyormuşum. Tutuklandım, cezaevini boyladım. Yargılanıp, aklandım.

 

 

DP iktidarda, Bölükbaşı Meclis'te

Cezaevİnden tahliye olduktan sonra, Kızılay'da yürürken, sanki randevu vermiş gibi o şahısla karşılaştık. Burun buruna geldik. Ben sadece şunu söyledim: Yazıklar olsun!"

 

Türk siyaset tarihinin en önemli dönüm noktası olan 14 Mayıs 1950'ye gelindi. Yurttaşlar, seçim sandıklarının başına gidip, özgür iradeleriyle oylarını kullandılar. İlk defa oylama gizli, sayımlar ise, açık şekilde yapıldı. Sonuçta DP, 23 yıllık Tek Parti yönetimine son verip, iktidara geldi.

 

MP, ağır toplarından Kenan Öner'i 1949'da, Mareşal Fevzi Çakmak'ı ise seçimden bir ay önce yitirmişti. Dolayısıyla MP, bu seçimlerde umduğunu bulamadı. Oyların sadece % .'ünü alabildi.

 

Sadece bir şehir vardı ki; orada çoğunluğu MP, daha doğrusu bir kişi kazandı: Osman Bölükbaşı.

 

Kırşehirliler, "Anadolu Fırtınası" ünvanlı hemşehrileri Osman Bölükbaşı'nı sahiplenip, kendisini TBMM'ne taşıdılar.

 

Bölükbaşı milletvekili seçilmiş, ama partisi karışmıştı. MP İstanbul İl Kongresi, 14 Nisan 1951'de "Fatihâ" okunarak açılınca, Parti'nin ılımlı kanadından Hikmet Haznedar, "Bir siyasi partinin hitabet kürsüsü, cami kürsüsüne benzemez." diyerek isyan etti.

 

27-29 Haziran 1953 günlerinde Ankara'da toplanan Büyük Kongre, MP'nin adeta sonunu getirdi. Atatürk reformlarına saygı gösterilmesini isteyen ılımlılarla, bu reformlara karşı olan tutucular, kılıçlarını çektiler. Parti, açıkça ikiye bölünmüştü.

 

 

'Keramet Yalnız Anasında mı?'

Bölükbaşı, 1946'da "su katılmamış" bir Demokrat Partili'ydi.

 

Yazar ve politikacı Samet Ağaoğlu ile içtikleri su ayrı gitmezdi. Ağaoğlu, O'na biraz da hayrandı. Her ikisi de, Parti'nin maaşlı müfettişi olup, şehir şehir dolaşır, propaganda yaparlardı.

 

Bölükbaşı adını, kısa sürede tüm ülkeye duyurmuştu.

 

1946 yılında, doğup büyüdüğü Kırşehir'de bir mitingde konuşuyordu. Onu dinleyen coşkulu kalabalık arasında babası Hacı Ahmet Ağa da vardı. Kürsüdeki Bölükbaşı, öylesine değişik bir üslûp kullanıyor, o güne kadar hiç söylenmemiş sözler sarfediyordu ki; bir köylü, aşka gelip;

 

"Hey... Seni doğuran ana cennete gitsin!" diye bağırdı.

 

Hacı Ahmet Ağa, bu sözleri söyleyen köylünün yanıbaşındaydı. Dayanamadı;

 

"Keramet yalnız anasında mı, babasının hiç mi hissesi yok?" diye tavrını koydu.

 

 

Osman Bölükbaşı'ndan Veciz Sözler

Kural dinlemeyenlerin karşısına, kural dinlemeyenler çıkar.

 

İmamın güldüğü yerde, cemaat kahkaha atar.

 

Katıra sormuşlar, "Baban kim?" diye, "At dayımdır" cevabını vermiş.

 

 

"Benim bağrım, Karacaahmet Mezarlığı'na döndü"

Türkiye'de siyaset hayatı, 1946 yılında çok partili rejime geçtikten sonra, toplumumuz renkli simâlara tanık oldu. Ama, bu 60 yıllık zaman dilimi içinde, diyebiliriz ki; Osman Bölükbaşı gibi bir politikacı henüz siyaset sahnesine çıkmadı.

 

Bugün, genç kuşağın ismen ve cismen pek tanımadığı bu ünlü politikacı, arkasında şan ve şöhret dolu bir isimle, derin bir iz bıraktı.

 

"Şöhret, onu hak edene verilmeli." derler. Osman Bölükbaşı, bu şöhreti fazlasıyla hak etti.

 

50 yaşın üzerindeki insanlarımız, Osman Bölükbaşı'nın ismini işitince, önce tebessüm ederler. Bu tebessüm, Bölükbaşı'nın renkli siyasi kişiliğinden kaynaklanır. Bölükbaşı, kendine özgü bir politikacıdır. Buna eskiler, "nev-i şahsına münhasır" derler. Evet, Bölükbaşı da işte öyle...

 

Bölükbaşı, Türkiye'nin gelmiş geçmiş en hızlı politikacısıdır. Nüktedandır, hazırcevaptır.

 

Siyaset hayatımızda, "Millet Partisi" adı, Osman Bölükbaşı ile özdeşleşmiştir. Çünkü Bölükbaşı, bu partinin kurucusu ve genel başkanıdır.

 

Aslında Osman Bölükbaşı, siyaset hayatına Demokrat Parti ile atılmış, daha sonra bu kadro ile yolunu ayırmıştır.

 

60 yıllık siyaset hayatımızda, meydan mitinglerinin "en çok izleyici toplayan" konuşmacısı olmuş, TBMM kürsüsünde de yüksek hitabet kabiliyeti ile egemenliğini hiç kimseye kaptırmamıştır.

 

Bölükbaşı, aslında müzmin bir muhaliftir. Yaşantısı araştırıldığı zaman görülecektir ki; Bölükbaşı, siyasi hayatı boyunca hiç dalkavukluk yapmadı, dalkavuğa da arkadaşlık etmedi.

 

40'lı yıllarda CHP ile, 50'li yıllarda DP ile amansız bir mücadeleye girişen Bölükbaşı, 60'lı yıllarda ise, kendisine ihanet edenlerle savaştı. Bu savaş, her geçen yıl daha da büyüyordu.

 

Ardı arkası kesilmeyen ihanetler, Osman Bölükbaşı'nı ruhen çökertmişti. Kendisinin siyasete soktuğu, parlamentoya taşıdığı pek çok milletvekilinin MP'den ayrılması üzerine, isyan noktasına geldi. Ama daha sonra bu ihanetleri, çok anlamlı bir cümlenin içine hapsetti: "Benim bağrım, Karacaahmet Mezarlığı'na döndü."

 

Bölükbaşı, 1946 yılında başlattığı siyaset maratonunu, 1973 seçimleri sırasında noktaladı. Çünkü, artık tahammülü kalmamıştı. "Köhne vücudumun, haysiyetime yük olduğunu gördüğüm anda, bombayı, göbeğimde kendi elimle patlatırım." diyordu. Aslında, bu sözleri, kendisine siyaseten ihanet edenler için söylemekteydi.

 

Osman Bölükbaşı, bugün 89 yaşında. Hayatı, ibret sahneleriyle dolu. Siyaset bilimi üzerine araştırma yapacak akademisyenler için, bulunmaz bir hazine...

 

Bölükbaşı, yıllardan beri peşine düşen basın mensuplarına anılarını vermemekte direndi. "Hâtıralarım, benimle toprak olacak." dedi. Bu arada arkadaşımız Hulûsi Turgut, kendisi ile yaklaşık 35 yıldan beri sürdürdüğü dostluk ilişkileri kapsamında, derlediği bilgileri genç kuşaklara aktarmak, olgunluk çağındakilerin anılarını tazelemek için kaleme aldı. Ortaya, zevkle ve heyecanla okunacak bir "Osman Bölükbaşı Belgeseli" çıktı.

 

Uzun bir süreden beri tedavi gören Bölükbaşı, arkadaşımız Hulûsi Turgut'a son defa şunları söylemişti: "Volkan da olsan, sonu bir avuç kül olmak... Biz de öyle olduk."

 

Evet, şimdi bu volkanın öyküsü izleyelim...

 

 

YARIN

DP iktidarı, Bölükbaşı'nın memleketi Kırşehir'i niçin ilçe yaptı

 

Kırşehir Emniyet Müdürü, Bölükbaşı'nın yakasına niçin yapıştı

 

Bölükbaşı'nın, milletvekilliği dokunulmazlığı niçin kaldırıldı

 

Hulusi TURGUT

 

 

Kırşehir Bölükbaşı'nı seçince, küme düşürüldü

 

 Bölükbaşı, 1950'den itibaren TBMM'de fırtınalar estirmeye başladı. 1953'te ise, MP'nin bileti kesildi; Parti, mahkeme kararıyla kapatıldı. Bölükbaşı ve arkadaşları, bu defa "Cumhuriyetçi Millet Partisi"ni kurdu. CMP, 1954 seçimlerinde 5 milletvekilliği kazandı.

Kırşehirliler, büyük bir oy desteğiyle Bölükbaşı'nı tekrar TBMM'ye gönderdi. DP iktidarı, Bölükbaşı'nın bu zaferi karşısında hiddete kapıldı. Kırşehir ili, duygusal bir karar ve 1954'de çıkarılan bir Kanun'la "ilçe"ye dönüştürüldü.

 

Osman Bölükbaşı, 1946-1950 arasında İsmet Paşa ile, 1950'den itibaren de Celâl Bayar ve Adnan Menderes'le siyasi kavgaya tutuşmuştu. Bu yüzden, gerek CHP, gerekse DP iktidarları, Bölükbaşı'na adeta göz açtırmıyorlardı.

 

Savcılık, 1953'te MP hakkında soruşturma açtı. Bu arada, başta Genel Merkez olmak üzere, İstanbul ve İzmir il binaları polis tarafından basılıp, arandı. Parti yöneticilerinin ifadeleri alındı. İş bununla da kalmadı; yöneticilerin evleri dahi aramaya tâbi tutuldu.

 

Bölükbaşı, o günleri şöyle anlatır:

 

"1953 yılı Temmuz ayında, Menderes'le TBMM'de söz düellosuna giriştik. Menderes, kürsüden şunları söylüyordu:

 

- 'Partilerinin başına bir iş gelmezse, seçimlerde buluşuruz.'

 

Başbakan'ın bu konuşmasına şu karşılıkta bulundum:

 

- 'Diktatör, kararını verdi.'

 

Meclis'teki bu çatışmamızın hemen ardından, Ankara Sulh Hukuk Mahkemesi kararı ile Millet Partisi'ni kapattırdılar."

 

Bu gelişmelerden sonra Ankara 5. Sulh Ceza Mahkemesi, MP'ni 27 Ocak 1954 günü "Dinî esaslara dayanan ve gayesini saklayan bir cemiyet" olduğu gerekçesiyle, temelli kapattı. Osman Bölükbaşı'nın, dinî esaslara dayanan siyaset yapması aslâ söz konusu değildi. Kendisi, kelimenin tam anlamıyla, sözünü esirgemeyen, çağdaş bir politikacıydı. Ama, dilinin ucunda, dokunanı yakan bir iğne vardı.

 

Osman Bölükbaşı'nın mensubu bulunduğu MP'nin kapatılması, O'nun hiç umurunda değildi. Kendisi, her ortamda ve her zaman doğru bildiği yolda siyaset yapmaya devam edecekti.

 

O, bitti sanıldığı yerde, yeniden canlanıyordu. Hem daha pervasız, daha cesur ve daha hırslı olarak...

 

 

Bölükbaşı'nın seçmeni esaslı bir ceza aldı

Ankara 5. Sulh Ceza Mahkemesi, 8 Temmuz 1953'de, MP'nin geçici olarak kapatılmasına karar verdiğinde; Osman Bölükbaşı, Ahmet Tahtakılıç, Fuat Arna ve Suphi Batur, yeni bir parti kurmak üzere hemen kolları sıvamışlardı.

 

Seçimler yaklaşıyordu. Bölükbaşı ve arkadaşları, alelacele "Cumhuriyetçi Millet Partisi"ni kurdular.

 

DP, 2 Mayıs 1954 genel seçimlerinde ezici bir çoğunlukla yeniden iktidara geldi. CHP ise, sadece 31 milletvekili çıkarabilmişti.

 

CMP, 480 bin dolayında oy alarak, kazandığı beş milletvekilliği ile üçüncü büyük parti oldu. Yine Osman Bölükbaşı'nın başını çektiği Kırşehir listesi birinci sıradaydı.

 

Ama Kırşehirliler, bunun bedelini ağır ödeyeceklerdi. Bu mücadeleci, çok konuşan politikacıyı ikide bir seçip seçip Meclis'e göndermeleri, DP'lileri çok kızdırmıştı.

 

Kırşehir, 30 Haziran 1954'te "il" olmaktan çıkarılıp, "ilçe" yapıldı.

 

Bu karar, Bölükbaşı'nı çileden çıkarmıştı. Hedef aldığı kişilerin başında, artık Bayar değil, Başbakan Adnan Menderes vardı.

 

 

Bölükbaşı, tek başına bir parti gibiydi

Osman Bölükbaşı, MP'de de, CMP'de de parlayan bir "yıldız"dı, ama genel başkan değildi. Oysa bu iki partiyi de, tek başına sırtlayıp götüren kendisiydi. Bölükbaşı ve Kırşehir olmasa, ne MP tek milletvekili çıkarabilirdi, ne de CMP... Evet, Bölükbaşı, tek başına bir parti gibiydi.

 

Öyleyse, neden genel başkan değildi? CMP'nin, 1954 yılında Ankara/Ulus'taki Yeni Sinema'da yapılan Büyük Kongresi'nde, partililerin sevgilisi haline gelen Genel Başkan Ahmet Tahtakılıç'ın karşısına rakip olarak çıktı ve seçimi kazandı.

 

Osman Bölükbaşı, artık "Genel Başkan" olmuştu. Genel Başkanlığı süresince, zaman zaman bu görevinden istifaya kalkışacak, ama partililerin gözyaşlarına dayanamayıp, tekrar bu göreve dönecekti.

 

DP'nin kuruluşundan iktidara gelişine kadar, 4 yıl boyunca daha çok İsmet Paşa'yı hedef alan, zaman zaman da Celâl Bayar'la takışan Osman Bölükbaşı, özellikle 1954'den itibaren DP'ye karşı amansız bir mücadele başlattı. Bunda, bilhassa Kırşehir'in ilçe yapılıp, Nevşehir'e bağlanması vardı.

 

1955 yılının yaz sıcağında, Kırşehir'de bir tarla bulup, miting alanına çevirmiş, kaymakamın bütün engellemelerine rağmen, bir traktörün üzerine fırlamış, bağırıyordu:

 

"Mağrur olma Menderes! Senden büyük Allah var, senden büyük millet var!"

 

Tabii, bütün Kırşehirliler oradaydı ve Bölükbaşı'nı çılgınca alkışlıyorlardı.

 

Bölükbaşı, yine o günlerde, Ana Muhalefet Partisi olan CHP'nin lideri İsmet Paşa ile görüşürken, aralarında şöyle bir diyalog geçiyordu:

 

- "Bölükbaşı, vaktiyle benim için söylediklerin mi daha sertti, yoksa şimdikiler mi?"

 

- "Paşam, sizin devriniz de balla yutulur gibi değildi. Ama iktidar, sizin kılıcınızın hakkı idi. Bugünküler ise, 'Hürriyet' diye işbaşına geldiler. Bu sebeple, onlar hakkında daha sert konuştum."

 

Bir zamanlar DP Milletvekilliği de yapan ünlü gazeteci-yazar merhum Cihad Baban ise, Bölükbaşı'nın o yıllarını şöyle anlatıyordu:

 

"Bölükbaşı, 1950 ile 1960 arasında, Menderes için bir kâbus oldu. Menderes'in herhangi bir rakibi kürsüye çıktığı zaman, aşağıdan bağıran, konuşmacıyı susturmak isteyen DP'liler, Bölükbaşı söz alınca, işi şakaya vururlardı. Yani, tek başına Bölükbaşı, DP Grubu'nu korkuturdu. Aşağıdan lâf atana, öyle bir karşılık verirdi ki; o zat, o sözün altında ömrü boyunca kalırdı. İyisi mi, hazretin gözüne hiç gözükmemekti."

 

DP milletvekillerinden Murat Âli Ülgen, bir tartışma sırasında Bölükbaşı'na, "Erkeksen gel!" diye lâf atmıştı. Bölükbaşı, Ülgen'e şu karşılıkta bulunuyordu: "Erkekliğimin zekâtını versem, sen bile erkek olursun."

 

Osman Bölükbaşı, Murat Âli Ülgen'le ilgili bir başka anısını şöyle anlatır:

 

"Murat Âli, bana hep 'üstâd' derdi. Türk Ceza Kanunu değişikliği görüşülürken, duramadı, bana lâf attı. Ben de, ona 'Sen de mi Brütüs?' dedim. Murat Âli, 'Aynen iade ediyorum. Ağzını topla.' karşılığında bulundu. Söylediğimin, ne anlama geldiğini bilmiyordu. Sezar'ın sözünü, kötü anlama gelen bir cümle zannetmiş olacak ki; böyle bir tepki gösterdi."

 

Bölükbaşı ile DP'liler arasında sık sık cereyan eden tartışmalardan biri, 12 Haziran 1957'de Meclis'te yaşandı. 1954 yılında Kırşehir'i Nevşehir'e bağlayan DP'liler, 1957 seçimlerine giderken, bu eski şehri yeniden "il" yapmak istiyorlardı.

 

Yasa Tasarısı'nın maddeleri görüşüldükten sonra, Bölükbaşı söz alıp kürsüye çıktı. Onu, İçişleri Bakanı Dr. Namık Gedik'in konuşması izledi. Bölükbaşı, sert bir konuşma yapmış, İçişleri Bakanı'ndan da aynı tonda cevap almıştı.

 

 

Meclis koridorunda yumruklaşma

CMP lideri Bölükbaşı, tekrar söz isteyip, konuşmak istedi. Ama, Meclis Başkanı söz vermedi. Ortalık bir anda karıştı. Sonuçta, Bölükbaşı'nın üç celse için, Meclis'ten çıkarılmasına karar verildi.

 

Tartışmalar, bu kez koridora taşmıştı. Bölükbaşı'nın karşısına, DP'nin iri cüsseli Balıkesir Milletvekili Ahmet Kocabıyıkoğlu dikildi. Bir anda yumruklaşma başladı. Kocabıyıkoğlu'nun sağlığı, kavga ve gürültüye müsait değildi. Bir keresinde CHP'li Sırrı Atalay'ı kucakladığı gibi kürsüden aşağıya indirmiş, fakat beş dakika sonra fenalaşıp, kriz geçirmişti. Yani Kocabıyıkoğlu, sağlık riskine rağmen, Osman Bölükbaşı'yla kavgaya tutuşuyordu.

 

TBMM'nin İdare Amirliği, olay gecesi bir tutanak düzenledi. Bölükbaşı hakkında, "Meclis'in manevî şahsiyetini tahkir" ettiği iddiasıyla soruşturma başlatıldı.

 

24 Haziran 1957 Pazartesi günü, TBMM Genel Kurulu'nda, Osman Bölükbaşı'nın milletvekilliği dokunulmazlığının kaldırılması müzakere edildi. Görüşmeler sırasında, İnönü ve bazı CHP'liler, Bölükbaşı'nı savundular. DP'liler ise, karşı görüş bildirdiler.

 

Söz sırası Bölükbaşı'na gelmişti. CMP lideri, tam üç saat konuştu. Bu sırada, Adalet Bakanı Hüseyin Avni Göktürk'ü sözleriyle epey hırpaladı. Kürsüye yakın bir sırada oturan DP'li Samet Ağaoğlu, Bölükbaşı'na lâf atıyordu. Bölükbaşı da, bunu fırsat bilip, Samet Ağaoğlu'nun mâzideki bir tutukluluk olayını gündeme getirdi. Ardından da, şunları söyledi: "Sel gider, kum kalır."

 

TBMM, oy çokluğuyla Bölükbaşı'nın dokunulmazlığını kaldırdı. Bu arada, CHP lideri İnönü, Meclis'teki CMP Grup Odası'na gelip, Bölükbaşı'na, "Geçmiş olsun" dedi. Bölükbaşı ise, İsmet Paşa'ya şu karşılıkta bulundu: "Paşam, dikkatli olun, sıra sizde."

 

Dokunulmazlığı kaldırılan Bölükbaşı, her an tutuklanmayı bekliyordu. Bunun ilk işareti, Adliye'den bir yazıyla geldi. Ankara Sorgu Yargıçlığı, kendisini 2 Temmuz 1957 Salı günü ifadeye çağırıyordu. Bölükbaşı, çok sevindi. Çünkü, 1 Temmuz Pazartesi günü Kırşehir'in tekrar il olması nedeniyle bir tören yapılacak, kendisi de bu törene katılma imkânını bulabilecekti.

 

CMP lideri, memleketi Kırşehir'e gitti. Dr. Namık Gedik ve Celâl Yardımcı'nın da aralarında bulunduğu DP'li birçok bakan, törene katılmak amacıyla Kırşehir'e ulaşmıştı. Fakat Kırşehirliler, bakanlara ilgi göstermiyor, Bölükbaşı'nı ise, omuzlarda taşıyordu.

 

Kırşehir'deki şenlik, siyasî gövde gösterisine dönüşmüştü. Polis, halkın üzerine yürüdü. Kırşehir Emniyet Müdürü, Osman Bölükbaşı'nın yakasına yapışıp, zorla ekip arabasına bindirmeye çalıştı. Bölükbaşı kükredi: "Çek elini, çek! Sen, bir milletvekilinin yakasını nasıl tutarsın? Sonra, milletin intikamı, göğün yere çökmesi gibi, başına çöker."

 

 

Kırşehir meydanında DP-CMP kavgası

BölükbaŞI'nIn bu sözlerini işiten halk, bir anda Emniyet Müdürü'nün üzerine yürüdü. Tekme tokat, birbirine karıştı. Emniyet Müdürü, "Ben de bu memleketin evlâdıyım." diye bağırıyordu. Bu üzücü olayı gören Bölükbaşı, derhal müdahalede bulundu ve Emniyet Müdürü'nü tartaklanmaktan kurtardı.

 

Ankara Adliyesi, 2 Temmuz 1957'de tarihî günlerinden birini daha yaşıyordu. CMP lideri Osman Bölükbaşı, hâkim huzuruna çıkmış, polis de, adliye binasında çok sıkı önlem almıştı. Sorgu yargıcının odasından çıkan Bölükbaşı, çok heyecanlıydı.

 

CMP lideri, daha sonra 3. Asliye Ceza Yargıcı'nın kapısına geldi. Yargıç, kapıyı içerden kilitlemişti. Bölükbaşı, mahkeme kapısında bağırmaya başladı: "Cereyan eden hadiseler karşısında, siz de anlayışlı olunuz." İşte o sırada odanın kapısı açıldı, 3. Asliye Ceza Yargıcı Âdil Güneşoğlu başını dışarı uzatıp, Bölükbaşı'na şu karşılıkta bulundu: "Peygamber öldü, ümmeti yaşıyor, Atatürk öldü, milleti yaşıyor. Bölükbaşı tevkif edilse, ne olur?"

 

Yargıç Güneşoğlu, sonra kapıyı sert bir şekilde kapadı.

 

Bölükbaşı'na, Ankara Cezaevi 'Hilton Koğuşu'nun yolu görünmüştü.

 

 

Osman Bölükbaşı'ndan Veciz Sözler

Bölükbaşı'na, bir Avrupa seyahatinde sorarlar: "Atalarınızın, Viyana kapılarında ne işi vardı?" Bölükbaşı, şu cevabı verir: "Haçlı Seferleri'ni, iade-i ziyaret."

 

Köpekten dost olmaz, dostunu ve düşmanını aslandan seçmelisin.

 

Meşruiyetin karşısına çıkmak, iktidarların imtiyazı değildir.

 

 

"Kezzap Gibi Adamsınız, Paşam!"

Muhalefet partileri, 1955 yılının yaz aylarında, yerel seçimlere katılıp katılmamayı tartışıyorlardı. Cumhuriyetçi Millet Partisi seçimlere girmemeye karar vermişti.

 

Osman Bölükbaşı, CHP'nin bu konudaki düşüncelerini öğrenmek istedi. Öyle kimsenin ayağına gitmez, toplantılara katılmaz, nazlı davranırdı ama, nasıl olduysa İsmet Paşa'yla görüşmek istedi, randevu aldı ve 31 Temmuz günü İstanbul Taşlık'taki evde kendisini ziyarete gitti. Kimse görmesin diye garaj kapısından eve giren Bölükbaşı, o gece saatlerce konuştu. İsmet Paşa ise, sadece dinledi. Ama konuğunun merakını da giderdi. CHP de seçimlere katılmayacaktı.

 

Taşlık görüşmesine tanık olan İnönü'nün damadı gazeteci Metin Toker, "İsmet Paşa'yla 10 Yıl" adlı eserinde, o geceyi şöyle anlatıyor:

 

"...Nefis bir geceydi. Boğaziçi ve taa Adalar'a kadar Marmara gözlerin önünde uzanıyordu. Kurban Bayramı olduğundan şehir yer yer aydınlatılmıştı. Deniz pırıl pırıl parlıyordu. Bölükbaşı terasta beni görünce İsmet Paşa'ya;

 

- 'Aman Paşam, sakın Damat Bey, benim buraya geldiğimi yazmasın.' dedi.

 

İsmet Paşa yarı şaka, yarı ciddi sordu:

 

- 'Neden canım? Ne var bunda?'

 

CMP'nin, vaktiyle DP liderlerini, İsmet Paşa ile muvazaa halinde olmakla suçlamış Genel Başkanı adeta dehşetle;

 

- 'Olur mu Paşam? Sonra herkes, Osman Bölükbaşı'yı İsmet Paşa idare ediyor der.' dedi.

 

İsmet Paşa güldü:

 

- 'Onun kolayı var. Sen dersin ki, İsmet Paşa'yı ben idare ediyorum, biter.'

 

Osman Bölükbaşı, 'alay mı ediyorsun' gibilerden İsmet Paşa'nın yüzüne baktı:

 

- 'Kim inanır ona? Siz, kezzap gibi adamsınız Paşam. Size dayanılır mı?'

 

 

YARIN

* Bölükbaşı, yargılanmayı beklerken, Adliye binasını ansızın niçin terketti

 

* Cezaevi'ndeyken, kızı Hürriyet'in dünyaya geldiğini işitince, arkadaşlarına ne dedi

 

* Cezaevinin "Hilton" koğuşunda, üzerinde pijamalar olduğu halde, ne yemini yaptı

 

 

 

 

Ankara Cezaevi'nde milletvekili yemini

 

 Osman Bölükbaşı, 1957 yılında dokunulmazlığı kaldırıldığı için, Ankara Adliyesi'ne çağrıldı. Mahkeme kapısında beklerken, bir polisin tavrına sinirlenip, ansızın Adliye'den ayrıldı.

Bölükbaşı, siyasi polis tarafından evinde bulunup, tekrar mahkemeye getirildi. CMP Lideri, hâkim huzuruna çıkarıldıktan sonra, tutuklandı.

 

Demir kapı gürültüyle açıldı. Herkesin gözü kapıya dikilmişti. "Gâliba geldi." dedi mahkûmlardan biri.

 

Koğuşun kapısı aralandı. Upuzun boylu bir adam göründü. Yanında gardiyanlar vardı. Başını, kapının pervazına vurmamak için bir hayli eğildi ve içeriye girdi.

 

Mahkûmlardan biri, yeni gelen bu uzun boylu kişiye, "Çabuk geldiniz" dedi.

 

 

"Ankara Hilton"un siyasi konuğu

Evet, çabuk gelmişti. Osman Bölükbaşı, cezaevinde, gazetecilerin "Hilton" dedikleri koğuşa yerleşti. Önce birkaç günlüğüne, sonra birkaç aylığına burada konuk olacaktı.

 

2 Temmuz 1957 gecesiydi.

 

Bölükbaşı, yorgun ve şaşkındı. Koğuştakiler, rahat etmesi için ellerinden geleni yaptılar. Ranzaya uzanan Bölükbaşı, tavanda yanan çıplak ampule bakarken, buraya nasıl geldiğini düşünüyordu.

 

Ankara Adliyesi'nin koridorundaki tahta sandalyede otururken, bir polis memuru gelip, avukatlar dahil herkesin oradan uzaklaşması için Savcı'nın emir verdiğini söylemiş, bunun üzerine Bölükbaşı patlamıştı:

 

"Savcı, böyle bir emri veremez. Sanık, avukatıyla her dakika temas edebilir. Ben hâlâ milletvekiliyim. Hakkımda tutuklama kararı da yok. Bana elinizi süremezsiniz, ben gidiyorum."

 

Bölükbaşı, bu sözlerden sonra, polislerin şaşkın bakışları arasında koridordan merdivenlere, oradan da Adliye'nin dış kapısına kadar ulaştı. Kapıda kendisini bekleyen partililer, "Hürriyet kahramanı, çok yaşa!" diye bağırıyorlardı.

 

Bölükbaşı, bir arabaya atladığı gibi Necatibey Caddesi'ndeki evine gelmişti. Evin önü de, Adliye gibi kalabalıktı. Partililer alkışlıyor, sevgi gösterilerinde bulunuyorlardı.

 

Ev, ziyaretçi akınına uğramıştı. Fethi Çelikbaş, Feridun Ergin, Enver Güreli ve Behçet Kayaalp'ten oluşan Hürriyet Partisi heyeti "geçmiş olsun"a gelmişti. Bölükbaşı, "Hürriyet'in Partisi gelir ama, kendisi gelmez." diyerek, yaşlı gözlerle çocuklarına sarılıyordu.

 

 

Bölükbaşı, Ankara Polisi'ni peşine taktı

Biraz sonra, Ankara Emniyeti'nin Birinci Şube Müdürü Niyazi Bicioğlu, evin kapısında göründü.

 

Ardından halk, polis tarafından copla dağıtılmaya çalışıldı. Bölükbaşı, polis gözetimi altında, ekip arabasına bindirilip Adliye'ye götürülerek, tutuklama kararı eline tutuşturuldu.

 

Kırmızı renkli cezaevi arabası, Adliye'nin arka kapısında O'nu bekliyordu.

 

CHP Genel Başkanı İsmet İnönü, tutuklanışının ilk ziyaret gününde Bölükbaşı'yı görmek için cezaevine geldi. Damadı gazeteci Metin Toker, mahkûmiyetini, "Hilton"da geçirdiği için, Paşa birkaç aydan beri buranın müdavimi olmuştu. Bölükbaşı, mahkûmlarla avukatların görüştüğü hücrede Paşa'yı bekliyordu.

 

İki lider, bir odada uzun uzun konuştular. Paşa, Bölükbaşı'na moral verdi.

 

 

İnönü'den Bölükbaşı'na hapishane ziyareti

Bölükbaşı, bu ziyarete ilişkin anısını, daha sonra şöyle anlatacaktı:

 

"Ertesi sabah, 'Bir misafiriniz geldi.' dediler. 'Kimmiş misafirim?' dedim. Az sonra avukatların odasında, İsmet Paşa ile karşılaştık. Tabii arada tel var. İlk sözü şu oldu: 'Kahraman kardeşim, yüzünü tellere daya, tellerini öpeyim!' Yüzümü tellere dayadım ve öptü. O ânı hiç unutamam."

 

Bölükbaşı'nın avukatı Fuat Arna, bu arada boş durmuyor, müvekkilini tahliye için girişimlerde bulunuyordu. Ankara Ağır Ceza Mahkemesi'ne yaptığı itiraz da reddedilmişti. Yasaya göre, en yakın ağır ceza mahkemesine, bir kez daha itirazda bulunabilirdi.

 

En yakın ağır ceza mahkemesi ise Keskin ilçesindeydi.

 

Arna'nın itirazı üzerine, Sırrı Kalayoğlu'nun başkanlığında toplanan Keskin Ağır Ceza Mahkemesi, dosyayı inceledi, tanıkları dinledi ve Bölükbaşı'nın tahliyesine karar verdi. Karar, telgrafla Ankara'ya ulaştırıldı.

 

Bölükbaşı, birkaç gün sonra tekrar evindeydi.

 

Eşini ve çocuklarını yanına alarak, bu kez İstanbul'daki gerçek Hilton'da dinlenmeye gitti.

 

Ankara'da ise, tutuklama kararı yeniden onaylandı. İstanbul'a haber salındı. İstanbul Hilton'dan alınan Bölükbaşı, bir trene bindirilerek Ankara'ya yollandı. Tekrar "Ankara Hilton"a gelmiş, özgürlüğü ise, yaklaşık 24 saat sürmüştü.

 

Bölükbaşı gibi kabına sığmayan bir politikacının cezaevi günlerinin çok zor geçeceği belliydi.

 

Gazeteleri her gün aldırıyor, son satırına kadar okuyordu. Bir yıl önceye alınan ve 27 Ekim 1957'de, yani 3 ay sonra yapılacak olan genel seçimlere, muhalefet partilerinin işbirliği içerisinde girmek için yaptıkları çalışmaları gazetelerden izliyordu.

 

Dört duvar arasına sıkışmışlığın getirdiği çaresizlik, aile özlemi, eşinin beklediği bebek... İşte bu manzara karşısında, Bölükbaşı'nın sinirleri iyice bozulmuştu.

 

 

Diktafoncu Hasan Efendi, yine işbaşında

Bölükbaşı, her gün yemeğini getiren sâdık ve vefalı partidaşı, "Diktafoncu Hasan Efendi" aracılığıyla, eşine, küçük not kağıtları ile sorular soruyor, o da yazılı cevap veriyordu.

 

Mediha Hanım, bebek bekliyordu. 1957 yılının Eylül ayı başlarında bir kız çocuğu dünyaya getirdi. Adını önceden kararlaştırmışlardı: "Gönül Hürriyet"

 

Haber cezaevine ulaştığında, Bölükbaşı çok sevindi. Koğuştaki arkadaşlarına çay ısmarladı. Ve arkasından konuştu:

 

"Hürriyet dünyaya geldi; inşallah Türkiye'ye de gelir."

 

Bölükbaşı, "Ankara Hilton"da zor günler geçiredursun; genel seçimler gelip çatmıştı. DP, Seçim Yasası'nda yaptığı bir değişiklikle, muhalefet partilerinin seçimlerde işbirliği ve ortak liste yapmalarını önledi.

 

27 Ekim 1957 günü yapılan seçimleri yine DP kazanmış, ancak oy oranı düşmüştü. DP'nin çıkardığı milletvekili sayısı 424, CHP'nin ise 178'di.

 

Seçimlere hapishanede giren Osman Bölükbaşı, yine milletvekili seçilmişti.

 

TBMM'deki yeni dönemin ilk gününde, milletvekilleri yemin ederken, Bölükbaşı da "Ankara Hilton"daki yatağına uzanmış, olan-biteni radyodan izliyordu.

 

 

Hapishane koğuşunda milletvekili yemini

Bİrden yataktan fırladı.

 

Üzerinde pijamaları ile cezaevi koğuşunda, milletvekili "yemin"i etti.

 

Tekrar milletvekili seçilerek, dokunulmazlığı yenilenen Bölükbaşı'nın derhal serbest bırakılması gerekiyordu. Ama seçimi kazanan DP'nin önde gelenleri ise, pek öyle düşünmüyorlardı.

 

Bölükbaşı'nın avukatı ve dâva arkadaşı Ahmet Tahtakılıç, Kırşehir milletvekilleri Osman Canatan ve Hayri Çopuroğlu ile birlikte, o günlerde Başbakan Adnan Menderes'i ziyaret ederek, tekrar milletvekili seçilen Bölükbaşı'nın hapisten çıkarılması gerektiğini anlattılar.

 

Bu ziyaret duyulur duyulmaz, Bölükbaşı'nın rakipleri müthiş bir şekilde kazan kaynatmaya başladı. Cesur ve kabadayı Bölükbaşı, demek ki, Menderes'e yalvaracak hale gelmişti!

 

 

"Ankara Hilton"dan zor kurtuldu

Oysa Tahtakılıç'ın Menderes'i ziyaretinden, Bölükbaşı'nın haberi bile olmamıştı.

 

Bölükbaşı, avukatları Fuat Arna, Niyazi Ağırnaslı ve Ahmet Tahtakılıç'ın yoğun çabaları sonunda nihayet tahliye edildi.

 

Hapishanenin kapısında omuzlara alındı, sevgi gösterileri ve çiçeklerle sarılmış halde evine getirildi.

 

Eşini ve çocuklarını hasretle kucakladı.

 

"Ankara Hilton"daki zoraki konukluğu, artık sona ermişti.

 

Yeniden partisinin başındaydı ve mücadelesine, bıraktığı yerden devam edecekti.

 

 

Ankara Cezaevİ "Hilton" Koğuşu

DP, iktidarının ilk yıllarında basınla iyi ilişkiler içindeydi. Bir süre sonra hükümetin politikaları eleştirilmeye başlanınca, iktidarın basına karşı tutumu da değişti. Basın eleştiri dozunu arttırdıkça, iktidar sertlik dereceseni yükseltiyordu. Öyle ki; "İspat hakkı tanınsın mı, tanınmasın mı?" tartışmaları 1950'li yılların ortalarında DP içinde de gürültülere neden olmuş, azınlıkta kalanlar partiden ayrılıp, Hürriyet Partisi'ni kurmuşlardı.

 

1950-1960 yılları arasında Toplu Basın Mahkemeleri kararları ile gazeteciler, karikatüristler cezaevlerinde konuk oluyorlardı. Yazıları ve çizgilerinden avlananlar, Ankara, İstanbul ve İzmir cezaevlerine konuluyordu. Bunların en ünlüsü, Ankara Merkez Cezaevi'ydi. Buraya düşen basın mensupları yattıkları koğuşa bir de ad takmışlardı. "Ankara Hilton"... Havalandırmaya çıkarıldıklarında volta attıkları yerin adı da "Menderes Bulvarı"ydı.

 

Dönemin ünlü yazar ve çizerlerinden Hüseyin Cahit Yalçın, Ahmet Emin Yalman, Ratip Tahir Burak, Bediî Faik ve Naim Tiralı İstanbul'daki cezaevinde yatarken, Ankaralı gazetecilerin çoğu da "Hilton Koğuşu"nda çile çekiyordu...

 

 

Osman Bölükbaşı'ndan Veciz Sözler

Demokrasinin manevî temeli olan ahlâk ve fazilet bir tarafa bırakılırsa, o zaman demokrasi, yolu sandıktan geçen bir dolandırıcılığın adı olur.

 

"Ben şahıma bağlıyım" diyenler, ne şahı, ne de kendilerini kurtarabilir.

 

Çok zulüm gördüm, ama zelil (küçülme) olmadım.

 

Bölükbaşı'ndan, sözünde durmayan milletvekillerine: "Onların bâkiresi, genelevden emekli."

 

 

YARIN

* Siyasete atılınca, İnönü, Menderes ve Bayar'la çatışan Bölükbaşı, daha sonra niçin sosyalistlerle kavgaya başladı

 

* Cumhuriyetçi Millet Partisi'nin adı, daha sonra niçin Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi'ne dönüştü

 

* CMP lideri, Menderes tarafından DP'ye davet edilince, Bölükbaşı, bu siyasi rakibine nasıl bir cevap gönderdi

 

Hulusi TURGUT

 

 

Bölükbaşı'nın MP'si 'kırk ambar'a döndü 

Osman Bölükbaşı, bir yandan iktidarla uğraşırken, bir yandan da parti içindeki muhalefetle mücadeleye başladı. Bu arada Türkiye Köylü Partisi de, CMP'ye katıldı. Alaeddin Tiritoğlu'nun başını çektiği sosyalistler ise, yeni CKMP'nin, sosyalist doktrin partisine dönüşmesini istedi. 
Osman Bölükbaşı, 1957 seçimlerini cezaevinde geçirmiş ve orada iken milletvekili seçilmişti. Özgürlüğe kavuşup, yeniden Partisi'nin başına geçince, Ankara Cezaevi'ndeki "Hilton Koğuşu"nda geçirdiği zor günleri çabuk unutacak, tekrar fırtına gibi esmeye başlayacaktı.

Bölükbaşı, "Beni cezaevine yollayan, Celâl Bayar'ın kînidir." diyordu.

Siyasi gözlemciler ise, "O'nun üzerinde asıl gözü olan Başbakan Adnan Menderes'tir. Menderes, Bölükbaşı gibi dişli bir rakipten kurtulmanın yollarını arıyor. O'nu ya yanına çekecek, ya da bitirecek." diyordu. Bunun farkında olan CHP ve öteki muhalefet partileri de, kendilerince önlem alma çabasına girmişlerdi.

1958 yılı Ekim ayında Türkiye Köylü Partisi bir bildiri yayınladı. Bildiride, "Eğer, üç küçük parti birleşirse, DP ve CHP'nin dışında üçüncü büyük parti ortaya çıkar." deniliyordu. Yani, Türkiye Köylü Partisi, Cumhuriyetçi Millet Partisi ve Hürriyet Partisi ile birleşmeyi öneriyordu.

Küçük muhalifler, yeni bir parti arayışında 
1952'de kurulan ve genel başkanlığını Tahsin Demiray'ın yaptığı Türkiye Köylü Partisi'nin kurucuları arasında DP listesinden milletvekili seçilen ve bir uçak kazasında ölen Prof. Dr. Remzi Oğuz Arık ile Ord. Prof. Ethem Menemencioğlu, Dr. Cezmi Türk, Muhtar Yazır gibi ünlü isimler vardı.

Tahsin Demiray, muhalefet partilerinin birlikte çalışmalarını veya birleşmelerini sağlamak amacıyla CMP ve Hürriyet Partisi temsilcilerini Baltalimanı'ndaki "Demiray Köşkü"ne davet etti. Parti temsilcileri Köşk'e gittiklerinde, Osman Bölükbaşı'nın da orada olduğunu gördüler.

Toplantıda, Bölükbaşı dışında hemen herkes konuştu. Türkiye Köylü Partisi'nden Prof. Dr. Nihat Reşat Belger, "Bölükbaşı, partinin saldırıcı kuvveti olacak, HP düşünen ve plânlayan kafası. Köylü Partisi, kendi çıkarlarını bilmeyen köylü vatandaşlarımıza şuur aşılayacak. Göreceksiniz, çok başarılı olacağız. Bu işi çabuk realize etmeliyiz." diyordu.

Bölükbaşı ise, hiçbir şey söylemiyor, sadece dinliyordu.

Türkiye Köylü Partisi CMP çatısı altına girdi 
"Demiray Köşkü"ndeki toplantıdan bir sonuç çıkmadı. Çünkü Hürriyet Parti'liler böyle bir birleşmeye karşıydı. Nitekim, kısa sürede büyük kongrelerini yapıp, CHP'ye katılma kararı aldılar. Bu arada, Türkiye Köylü Partisi de Ekim 1958'de Büyük Kongresi'ni topladı ve CMP'ye katılma kararı verdi.

Sıra, CMP'nin Büyük Kongresi'ne gelmişti. Partide, belirgin bir huzursuzluk vardı. Bir yanda Osman Bölükbaşı, Fuat Arna, Ahmet Bilgin, Nurettin Ardıçoğlu, Ahmet Oğuz, Nuri Leflef, Tahsin Demiray, Orhan Arsal, Osman Canatan ve Refik İsfendiyar, öte yanda partinin organizasyonundan yakınan Sâdık Aldoğan, Enver Kök, Hasan Dinçer, Ahmet Tahtakılıç, Seyfi Öztürk, Ethem Menemencioğlu, Alaeddin Tiritoğlu ve Abdurrahman Boyacıgiller olmak üzere parti iki gruba ayrılmıştı.

Bölükbaşı muhalifleri kongrede yenildi 
Suphi Batur istifa ederek CHP'ye girmiş, Genel Sekreter Osman Alişiroğlu, "Bölükbaşı, aşiret bile idare edemez." diyerek partiden ayrılmış, Bölükbaşı ise bu istifalardan çok rahatsız olmuştu.

CMP Büyük Kongresi, 21 Kasım 1958 tarihinde, böylesine karmakarışık bir ortamda toplandı.

Bölükbaşı, her zamanki gibi birkaç saat konuştu. Sonra genel başkanlık seçimi yapıldı. Kongre'nin 1375 delegesinden yalnızca 602'si oy kullandı. Bölükbaşı'na 517 oy çıktı. Sâdık Aldoğan'a 70, aday olmadığı halde Ahmet Tahtakılıç'a 11 oy verilmişti. Parti içi muhalefete rağmen, Bölükbaşı yerini korumuştu. Sadece bir değişiklik olacak, CMP, Kongre'den "Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi" adıyla çıkacaktı.

Partinin adı değişmiş, Bölükbaşı yerini korumuştu ama, CKMP içerisindeki muhaliflerin sayısı her geçen gün artmaya başlamıştı. Önce İsmet Paşa ve CHP'lilerle, sonra Bayar, Menderes ve DP'lilerle mücadele eden Bölükbaşı, şimdi de parti içi muhalefetle uğraşmak zorundaydı. Eski muhalifler yetmiyormuş gibi, bir de "sosyalistler" türemişti. Bunlar, ne Parti'yi beğeniyorlardı, ne de Bölükbaşı'nın yöneticiliğini.

Sosyalistlerin başını Alaeddin Tiritoğlu çekiyordu. Tiritoğlu, CHP'de milletvekilliği yapmıştı. 1946'da Kütahya'da Adnan Menderes'li, Ahmet Tahtakılıç'lı DP listesi karşısında, CHP'den seçim kazanmıştı. Tiritoğlu, 1951'de herkesi şaşırtarak partisinden istifa etmiş, beş yıl sonra da Bölükbaşı'nın partisi CKMP'nin kapısını çalmıştı.

Tiritoğlu'na göre, CKMP'nin bir "doktrin"i yoktu. Sadece "ekmek" ya da "hürriyet" demekle, parti olunamazdı. Partiye yeni bir kimlik kazandırmak gerekiyordu.

CKMP'de, doktrinci terazici kavgası 
Alaeddin Tiritoğlu, Ankara İl İdare Kurulu'ndan Yunus Koçak, Şükrü Bıçakçı ve Niyazi Ağırnaslı ile birlikte Bölükbaşı ve ekibine karşı bir hareket başlattı. Bu amaçla proje hazırladılar. Projeye göre, CKMP "Sosyalist esaslar, 20. Yüzyıl'ın medenî insanlık anlayışına uygun olarak, sosyal adalet ve güvenlik müesseselerinin kurucusu" olmalıydı. Partinin adını da bu yeni projeye uygun olarak seçmişlerdi: "Türkiye Sosyalist Köylü Millet Partisi."

Tiritoğlu, aralarında Menemencioğlu, Tahtakılıç, Dinçer ve Oğuz'un da bulunduğu genel idare kurulu üyelerine bu projeyi sundu.

Toplantıda herkes hayret dolu bakışlarla Tiritoğlu'nu izliyordu. Şaşkınlık bir süre sonra kızgınlığa dönüştü. Hele Ahmet Oğuz iyiden iyiye sinirlenmiş, "Bizim partinin doktorini, terazidir." diyordu. Çünkü, o tarihte CKMP'nin amblemi "terazi" idi.

Bölükbaşı'nın başı, Sosyalistlerle dertte 
CKMP'nin elektrikli toplantısında, konuşmacılar, "doktorin, doktorin" dedikçe, Alaeddin Tiritoğlu, "doktrin" diye düzeltiyordu.

Bölükbaşı, bu beklenmedik gelişmeler karşısında çok hiddetlenmişti. En güçlü olması gereken Ankara'da, karşısına Tiritoğlu ve iki genç avukat çıkmış, kendisine kafa tutuyordu. Böyle şey olmaz; Bölükbaşı, partisinin sosyalizme yönelmesini aslâ kabul edemezdi.

Yunus Koçak ve Şükrü Bıçakçı'ya geçici olarak işten el çektirildi. Tiritoğlu ise, "Sen istifa ettin." denilerek, genel idare kurulu toplantısına alınmadı. Evet, Bölükbaşı'nın partisinde isyan vardı. Sadullah Usumi, Zeki Olcay ve Sadık Batum da istifa etmişlerdi. Onları, Tiritoğlu izledi. Tiritoğlu daha sonra Sedat Ergil ve Şükrü Bıçakçı ile birlikte, "Sosyalist Parti"yi kuracaktı. Tahsin Demiray ise, 1959'un sonlarına doğru partiden ayrılacaktı.

Bölükbaşı, partisindeki sorunlarla uğraşırken; DP, postu Kırşehir'e sermişti. 1954-1957 arasında milletvekilliği yapan Mehmet Mahmutoğlu, DP Kırşehir yönetiminin başına geçmiş, köy köy dolaşarak, "yol, çeşme yapılacak" diye vaatte bulunuyordu.

İktidar, Bölükbaşı'nı kalesinde vurmaya çalışırken, CKMP liderine, DP İstanbul İl yönetiminden Orhan Akça aracılığıyla da ilginç bir öneri sundu. Uzun lâfın kısası; Menderes, Bölükbaşı'nı yanında görmek istiyordu. Akça, bir gün Bölükbaşı'nı ziyarete geldi. Akça, Menderes'in iltifat dolu sözlerini CKMP liderine nakletti. Menderes'in mesajı şöyleydi: "Bölükbaşı partimize girerse; ülke, bundan büyük fayda görür. Demokratik rejim için noksan olan ne varsa, zamanla ve birlikte giderebiliriz."

Bölükbaşı dinledi, dinledi, sonra da "hayır" dedi. Akça'dan, Başbakan'a bir mesaj götürmesini istedi. Böyle bir öneriyi yapılmamış sayıyordu. Kendisi ve arkadaşları "satın" ya da "teslim" alınabilecek insanlar değillerdi.

Bölükbaşı'nın sözleri, Menderes'e nakledildi. Menderes, Bölükbaşı'nın bu sözleri daha çok ödün koparmak için sarfettiğini düşünüyordu. Akça'yı, bir mayıs gecesi yeniden gönderdi.

Menderes'in elçisi Bölükbaşı'nı kızdırdı 
Bölükbaşı'nın Bahçelievler'deki evinde geç saatlere kadar konuştular. Evin bir köşesinde teyp çalışıyordu. Akça, eğer Bölükbaşı daha da direnirse; Menderes'in onu yalnız bırakmak için çevresindeki arkadaşlarını çekerek başka bir taktiğe başvuracağını söylüyordu.

Bölükbaşı, bu konuşmadan hiç hoşlanmadı. Konya'da yaptığı bir konuşmayı hatırladı. O konuşmada, "Çok hatalı bir yolda ısrar eden DP'yi, önümüzdeki seçimlerde iktidardan uzaklaştırmak, vatana hizmetin en büyüğüdür" demişti. Bu sözlerin gereği yerine getirilmeliydi.

Osman Bölükbaşı'ndan Veciz Sözler 
Demokrat Parti döneminde, bir banka müdürü, Bölükbaşı'na; "Osman Bey, araziniz de var, niye kredi almıyorsunuz?" diye sorar. Bölükbaşı'nın cevabı ise şöyledir: "Ben, siyasette bulunduğum müddetçe, ondan alacağım olsa bile, istemem."

Siyasette korkutacak kuvveti, dağıtacak nimeti olmayanların, ihanet görmeleri kaçınılmazdır.

Osman Bölükbaşı'ndan Menderes'e ığneli sözler 
Osman Bölükbaşı, Başbakan ve DP Genel Başkanı Adnan Menderes'le aralarında geçen ilginç bir diyaloğu şöyle anlatıyordu:

"1955 yılında, Hirfanlı Barajı'nın temel atma töreni vardı. O tarihte, Kırşehir Milletvekili'ydim. Baraj da, Kırşehir il sınırları içinde, Kızılırmak üzerinde inşa edilecekti.

Başbakan Menderes, bir telgrafla beni temel atma törenine davet etti. O tarihte, Kırşehir'e, beni milletvekili seçtiği için ceza verip, ilçe yapmışlardı. Böyle bir törene katılmakla, mânen intiharım sağlanmak isteniyordu.

Tabii, törene katılmadım. O günün akşamı, Ankara Palas Oteli'nde, Irak Parlamento Heyeti şerefine bir resepsiyon vardı. Menderes, Hirfanlı'ya gitmiş, akşam da bu resepsiyona katılmak üzere Ankara Palas'a gelmişti.

Salonun ortasında duruyordum. Menderes geldi, beni görünce şunları söyledi:

'Osman Bey, Hirfanlı'ya gelmeyişinize çok üzüldüm. Sizi, bizzat kendi arabamla götürecektim.'

Başbakan'ın bu sözleri üzerine, kendisine şu karşılıkta bulundum:

'Zararı yok Adnan Bey, bir gün gelir, ödeşiriz.'

Adnan Bey, bu cevabıma karşılık, şunları söyledi:

'İyi mânâda mı?'

Bu sorunun cevabı da şöyle oldu:

'Adnan Beyefendi, onu, zekânızın takdirine bırakıyorum.' "

YARIN 
* Osman Bölükbaşı, 27 Mayıs 1960 İhtilâli'ni nasıl değerlendirdi?

* CKMP lideri, partisine oy vermeyen seçmenleri, hangi sözlerle iğneliyordu?

* Bölükbaşı'nın, "Hayatımın en büyük siyasî fedakârlığı" dediği olay neydi?

 

Namluların ucundaki seçim

 

 CKMP lideri, Gürsel'in cumhurbaşkanlığına "evet" deyişini, şöyle değerlendirdi:"Beni, rejimle devlet arasında ıstıraplı bir tercihe zorlarsanız; devleti tercih ederim. Rejim gidince geri gelir, ama devlet geri gelmez."

Osman Bölükbaşı, Türkiye'nin çok partili rejime geçişi ile birlikte, siyasetin "parlayan yıldız"ı olmuştu. Bunu, kesintisiz 1973 yılına kadar sürdürecekti. Bu yıldız politikacı, maalesef siyaset hayatında umduğunu hiçbir zaman bulamadı. Karşılaştığı bu manzara üzerine, gerek meydan nutuklarında, gerekse özel sohbetlerinde Türk seçmenini şöyle târif ediyordu:

 

"Meydanlarda aşka gelip, Rahman'ı (Allah) alkışlarlar; sandık başında ise, şeytana sarılırlar."

 

Osman Bölükbaşı'nın eteğinde, dökülmedik hiç taş olmadı; çünkü, lâfını esirgemedi. Dün de öyle idi, bugün de öyle...

 

Bölükbaşı, şehirlerde düzenlediği meydan mitinglerinde, çok büyük izleyici kitlesine hitap eder, yanında taşıdığı belgelerle, insanları hayret ve dehşete düşürürdü.

 

"Alkışlar bize ama, oylar başkalarına..."

 

BölükbaŞI, özellikle halkın huzurunda konuşmak için, çok hazırlıklı olma gereğini vurgularken, şunları söylüyordu: "İçinde, 1 gram şekeri olan keçiboynuzu gibi konuşmanın anlamı yok."

 

Bu arada, milletvekillerine de tavsiyede bulunan bu kurt politikacı, siyasilerin kulaklarına küpe olacak, şu sözlerini de dost meclislerinde tekrarlamaktaydı: "10 dakika kürsüde konuşacak bir milletvekili, en az 10 gün kütüphaneden çıkmamalıdır."

 

Bölükbaşı, hiçbir ortamda lâfını esirgemedi. Meydan mitinglerinde, hem rakiplerini, hem de kendisini izleyenleri tenkit ediyordu. Bu tavrını bir seçim döneminde, Kayseri Cumhuriyet Alanı'nda sergileyen MP lideri, izleyicilerin coşkun gösterisi üzerine, şunları söylemişti: "Sapı uzun, tanesi kıt Kayserililer; meydanda veriminiz bol, benden alkışlarınızı hiç esirgemediniz; ama sandık başına gidince, oylarınızı başka tarafa verdiniz."

 

 

27 Mayıs İhtilali, CHP ve CKMP'ye dokunmadı

27 Mayıs 1960 İhtilâli üzerine, DP kadrosu tutuklanıp, Ankara'daki Kara Harp Okulu binasına kapatılmıştı. Eski iktidar kadrosu, daha sonra Yassıada'da yargılanacaktı. Darbe ile birlikte, siyaset de yasaklanmıştı. Ancak, muhalefetteki CHP ve CKMP yöneticilerine dokunulmamıştı.

 

Bölükbaşı, 13 yıl boyunca siyaseten kavga ettiği kadronun başına gelen olaylardan üzüntü duyduğunu ifade ediyor; seçimle gelenlerin, seçimle gitmesi gerektiğini vurguluyordu. Ancak, ortada fiili bir durum vardı. Bölükbaşı, bundan sonraki stratejisini çok iyi belirleyebilmek için plânlar yapıyordu.

 

Ülke yönetimini ele geçiren 38 kişilik Milli Birlik Komitesi, yeni anayasayı hazırlayacak olan bir "Kurucu Meclis" oluşturdu. Bu Meclis'te, Bölükbaşı'nın partisine de 25 üyelik verildi. Kurucu Meclis, 6 Ocak 1961 tarihinde toplanacaktı. Kurucu Meclis toplantısından bir gün önce, hükümet istifa etti. Devlet Başkanı Cemal Gürsel, yeni bir hükümet oluşturmak için çalışmalara başladı. Bu arada, kabineye CHP ve CKMP'den yeni bakanlar alma hazırlığına girişti. Bölükbaşı, bu hükümete üye vermek istemiyordu. Çünkü CKMP'nin, CHP karşısında muhalefet görevi yapmasını plânlamıştı.

 

Bölükbaşı'nın muhalefetine rağmen, yeni hükümette CKMP'li Ahmet Tahtakılıç, Çalışma Bakanı olarak görevlendirildi. Kurucu Meclis, 6 Ocak 1961 günü toplandı. Yeni üyeler, yemin ederek, milletvekili statüsü kazandı. Bu yeni Meclis, 12 Ocak 1961 tarihinde de siyasi partilerin tekrar faaliyete geçmesine karar verdi. 27 Mayıs İhtilâli'nin üzerinden henüz 10 ay geçmişti ki, 15 Şubat 1961 günü Ankara'da 6 yeni parti birden kuruldu. Bunlardan en önemlisi, emekli Orgeneral Ragıp Gümüşpala'nın genel başkanlığında kurulan "Adalet Partisi" idi.

 

 

Bölükbaşı: Ben DP'ye, AP ve YTP'den yakınım

Bu arada, DP eski Maliye Bakanlarından, Hürriyet Partisi kurucularından, ihtilâl hükümetinin Maliye Bakanı Ekrem Alican da "Yeni Türkiye Partisi"ni kurdu. Alican, ihtilâl lideri Cemal Gürsel'den destek görüyordu.

 

Hem AP, hem de YTP'nin kurucuları arasında DP'lilerin eşleri, çocukları, kardeşleri ve yakın akrabaları yer almaktaydı. Her iki parti de, DP'nin boşluğunu doldurmak için yeni bir mücadeleye hazırlanıyordu.

 

1 Nisan 1961 günü, siyasi faaliyetler kısmen serbest bırakıldı. Bu arada, tüm partilerin toplantılar yapıp, kongreler düzenlemesine izin verildi. Bölükbaşı da, yurt gezisine çıktı. CKMP Lideri, gittiği yerlerde DP'ye gönül vermiş kitlelerin AP ve YTP'ye yöneldiğini görüyor, "Ben DP'ye, onlardan bin kere daha yakınım." diyordu.

 

Bu arada Kurucu Meclis, yeni anayasa metnini 27 Mayıs 1961 günü kabul etti. 9 Temmuz 1961 tarihinde de Anayasa, halk oyuna sunuldu. Sandık başına giden vatandaşların % 60.4'ü, yeni Anayasa'ya "evet" derken, % 39.6'sı ise "hayır" oyu kullanıyordu.

 

Kurucu Meclis, genel seçimlerin 15 Ekim 1961 tarihinde yapılmasını kararlaştırmıştı. Yeni Anayasa ile birlikte, Parlamento, "Cumhuriyet Senatosu" ve "Millet Meclisi"nden oluşacaktı.

 

Yassıada'da yargılanan DP kadrosu için 15 Eylül 1961 tarihinde verilecek tarihî karar bekleniyordu. 5 Eylül 1961 günü, siyasi parti temsilcileri Çankaya'da, Devlet Başkanı Gürsel'in başkanlığında bir "yuvarlak masa" toplantısına davet edildi. Bu toplantıda alınan kararlar, kamuoyuna sunulacaktı. Yuvarlak masa toplantısı kararları gereğince, "27 Mayıs Devrimi, siyasi çıkarlara alet edilmeyecek, Yassıada Mahkemelerinden çıkan kararlar da, politik tartışmaların dışında tutulacak"tı.

 

Liderler Zirvesi bildirisinde, CKMP lideri Bölükbaşı'nın imzası yoktu. Bölükbaşı, bu toplantıya "Genel Başkan Vekili" sıfatıyla Ahmet Oğuz'u göndermişti.

 

15 Eylül 1961 tarihinde, Yassıada Kararları açıklandı. DP'nin 15 yöneticisi için idam kararı çıktı. Milli Birlik Komitesi, bunlardan 3'ünü onayladı. Maliye Bakanı Hasan Polatkan ile Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu 16 Eylül 1961, Başbakan Adnan Menderes ise, 17 Eylül 1961 günü idam edildiler.

 

Seçmen, ihtilalin siyasi faturasını CHP'ye kesti

 

TBMM seçimleri, işte böyle bir ortamda, 15 Ekim 1961 günü gerçekleştirildi. Sandıklar açılınca, ihtilâlin siyasi faturasının CHP'ye çıkarıldığı görüldü. Oy dağılımı şöyle idi: CHP: % 36.7- 173 milletvekili, AP: % 34.7 - 158 milletvekili, CKMP: % 13.9 - 54 milletvekili, YTP: % 13.7 - 65 milletvekili.

 

Parlamento'nun 25 Ekim 1961 tarihinde açılması kararlaştırıldı. O günün gündeminde, parlamenterlerin yemin töreni, ardından da yeni cumhurbaşkanının seçimi vardı.

 

"Silahlı Kuvvetler Birliği" adlı cunta, 21 Ekim 1961 günü İstanbul'da toplanarak, bir protokol hazırladı. Bu protokolun 1. maddesine göre, "Türk Silahlı Kuvvetleri, 15 Ekim 1961 günü yapılmış olan seçimlerden sonra, gelecek olan TBMM'ni toplanmadan önce, fiilen duruma müdahale edecek"ti.

 

Yani, ordu idareye el koymak istiyordu. Ankara karışmıştı. Yoğun temaslar birbirini izledi. Devlet Başkanı Gürsel, siyasi parti liderlerini 24 Ekim 1961 tarihinde Çankaya Köşkü'nde topladı. Bu toplantıda, komutanların istekleri, liderlere şöyle açıklandı:

 

* Orgeneral Cemal Gürsel, cumhurbaşkanı seçilmelidir.

 

* Yassıada'da hüküm giymiş eski DP'lilerin affı gündeme getirilmemelidir.

 

Bir yandan Çankaya Köşkü'nde bu pazarlıklar yapılırken, bir yandan da AP'nin cumhurbaşkanı adayı Ord. Prof. Dr. Ali Fuat Başgil'in adaylıktan vazgeçmesi için silahlar konuşturuluyordu. Milli Birlik Komitesi üyesi ve Ulaştırma Bakanı Sıtkı Ulay, Başgil'i silahla tehdit ediyor; bunun üzerine, ortalık birbirine giriyordu. CKMP lideri Osman Bölükbaşı, Cemal Gürsel'in cumhurbaşkanlığına karşı çıkıyordu. CHP lideri İsmet Paşa ile AP lideri Gümüşpala ve YTP lideri Ekrem Alican ise, Bölükbaşı'nı iknâ etmek için yoğun çaba harcıyorlardı. Bölükbaşı, Çankaya'daki bu ısrar üzerine, "Yetkili kurullarımla görüşmem lâzım" deyip, Köşk'ten ayrıldı.

 

Ortada iki seçenek vardı: Ya Cemal Gürsel'in cumhurbaşkanı seçilmesi kabul edilecek, ya da TBMM açılmayacak ve askerî yönetim devam edecek... Siyasi parti liderleri, bu manzara karşısında ne yapacaklarını bilemez olmuşlardı. CKMP Genel Başkanı Bölükbaşı, Gürsel'e karşı büyük direnç gösteriyordu. Silahlı Kuvvetler Birliği'nin verdiği süre de dolmak üzereydi.

 

 

"Hayatımın en büyük fedakârlığını yaptım"

Lİderler arasındaki görüşme, Adalet Bakanlığı binasına taşındı. Bölükbaşı, bu bakanlığa gidip, önce bir odada kendisini bekleyen arkadaşları Hasan Dinçer, Prof. Abdülhak Kemal Yörük ve Fuat Arna'yla buluştu. Kendilerine durumu anlattı, "Arkadaşlar, ne yapalım?" dedi. Bölükbaşı, daha sonra Adalet Bakanı Kemal Türkoğlu'nun makam odasına girdi. CHP lideri İnönü, AP lideri Gümüşpala ve YTP lideri Alican, heyecanla kendisini bekliyordu. CKMP lideri, işi uzatmadan, beklenen cevabı verdi: "Hayatımın en büyük fedakârlığını yapıp, 'evet' diyorum."

 

Liderler, derin bir nefes almıştı. Bölükbaşı, yeni bir ihtilâli önlemiş, demokrasiyi kurtarmıştı. Ancak, Çankaya'da hazırlanan protokolün altını imzalamadı. Bu görevi, CKMP Genel Başkan Vekili Hasan Dinçer'e verdi.

 

 

'Cumhurbaşkanı olmak için, asker olmak lâzım'

1961 yılında, Türkiye'nin 4. Cumhurbaşkanı seçilen Cemal Gürsel, 1966 yılında sağlık nedenlerinden dolayı görevinden ayrıldı. 5. Cumhurbaşkanlığı için, dönemin Genelkurmay Başkanı Cevdet Sunay'ın adı gündeme geldi. Bölükbaşı, Gürsel'e gösterdiği direncin aynısı, Sunay için de sergiledi. Zorlamaya gelemeyen CKMP lideri, şunları söylüyordu:

 

"Bu memlekette, cumhurbaşkanı olmak için, Harp Okulu mezunu olmak gerekir."

 

Osman Bölükbaşı, yaşanan tüm olaylardan sonra ise, şu değerlendirmeyi yapmıştı: "Beni, rejimle Devlet arasında ıstıraplı bir tercihe zorlarsanız; ben, Devlet'i tercih ederim. Rejim gidince geri gelir, ama Devlet geri gelmez."

 

Bölükbaşı, 27 Mayıs'tan sonra yaşanan olayları bir rejim meselesinden çok, devletin bekâsı, yani devamlılığı sorunu olarak görüyordu.

 

Bu endişesini, 40 yıl önce de koruyordu, bugün de...

 

 

YARIN

22 Şubat Darbe Teşebbüsü sırasında, liderler Çankaya'da ne yapıyordu

 

Talât Aydemir, başlattığı darbe teşebbüsünü nerede kaybetti

 

Bölükbaşı'nın partisi, ilk ve son defa nasıl iktidar ortağı oldu

 

 

 

Darbeciler, liderleri Çankaya'da kıstırdı 

Kara Harp Okulu Komutanı Talât Aydemir, 22 Şubat 1962 günü, bir darbe teşebbüsünde bulundu. Olayı öğrenen Cumhurbaşkanı Gürsel, liderleri acele Çankaya'da topladı. 
Süvari Birliği Komutanı Fethi Gürcan, liderleri tutuklamaya kalkıştı. Bölükbaşı, "Topluca Meclis'e gidelim, ön sıralarda oturalım. Gelip bizi oradan tutuklayıp, götürsünler" diyordu.

27 Mayıs 1960 İhtilâli'nden sonra, Türkiye'de darbeler dönemi başlamıştı. Sırada, 22 Şubat 1962 ve 21 Mayıs 1963 darbe teşebbüsleri bulunuyordu.

22 Şubat 1962 günü, Kara Harp Okulu Komutanı Kurmay Albay Talât Aydemir, karargâhındaki subaylar ve Harp Okulu öğrencileri ile birlikte darbe girişiminde bulundu. 27 Mayıs'ın üzerinden henüz 2 yıl dahi geçmemişti. 6 ay önce yeni Parlamento kurulmuş, ihtilâl lideri Cemal Gürsel Cumhurbaşkanı seçilmiş, CHP Genel Başkanı İsmet Paşa da Başbakanlığa getirilmişti.

Osman Bölükbaşı, o tarihte CKMP Genel Başkanı idi. Şimdi, bu tarihî günü Osman Bölükbaşı'nın anılarından izleyelim:

"22 Şubat 1962'de, Talât Aydemir, darbe teşebbüsüne girişti. Hükümet, harekâttan haberdardı. Liderleri, Çankaya Köşkü'ne davet ettiler. Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel, Başbakan İnönü, AP Genel Başkanı Ragıp Gümüşpala, CHP Genel Sekreteri İsmail Rüştü Aksal ve YTP Genel Başkanı Ekrem Alican'la birlikte toplantıda hazır bulunduk.

Albay Talât Aydemir nerede hatâ yaptı? 
Bizler Köşk'te iken, Süvari Birliği, Cumhurbaşkanlığı Muhafız Alayı'nı kontrolu altına almış. Süvari Birliği Komutanı Fethi Gürcan, Harp Okulu Komutanı Talât Aydemir'e, 'Çankaya'da toplantı yapan liderleri tutuklayın.' demiş. Darbe lideri Aydemir ise, 'Serbest bırakın.' emrini vermiş.

Köşk'te, gergin bir havada gelişmeleri takip ediyorduk. Hem Fethi Gürcan'ın, hem de Aydemir'in emirleri, bize intikal ediyordu. Fethi Gürcan'ın sert tavrı karşısında doğrusu rahatsız olmuştuk. Toplantı sırasında İsmet Paşa'ya şu öneride bulundum: 'Paşam, gidelim Millet Meclisi'ne, ön sıralara oturalım, bizi gelip orada teslim alsınlar.'

Ama, Aydemir'in emrini işitince, liderler rahatladı. Bu gelişme üzerine, İsmet Paşa aynen şöyle söylemişti: 'Talât, şimdi kaybetti.'

Çankaya Köşkü'nden kurtulduktan sonra, doğruca Ankara Radyoevi'ne gittik. Radyoda konuşma yaptık, seslerimiz banda alındı. Daha sonra, Radyoevi'nin yakınında bulunan Hava Kuvvetleri Karargâhı'na geçtik.

YTP Lideri Ekrem Alican Aydemir'le pazarlıkta 
Bu arada, YTP Genel Başkanı Ekrem Alican, Talât Aydemir'le konuşmaya gitti. Onların arasında bir hısımlık ilişkisi vardı. Geceyi, Hava Kuvvetleri'nde geçirdik. O sırada, darbecilere karşı hükümet kuvvetlerinin harekâtını Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral İrfan Tansel'in havadan yönettiği söyleniyordu. Halbuki, olay sırasında Tansel Paşa, Eskişehir Hava Üssü'nde uyuyormuş.

Subaylar, bizlere, Hava Kuvvetleri Karargâhı'nda çok ikramda bulundular, vitaminler verdiler. Karargâh'ta sabahlarken, fotoğraflarımızı çekmişler; bunları daha sonra bize gönderdiler."

Talât Aydemir'in darbe girişimi, başarısızlıkla sonuçlandı. Başbakan İnönü, darbeciler için "Haklarında hiçbir işlem yapılmayacak." taahhüdünde bulundu. Bunun üzerine, Harp Okulu Komutanı Aydemir ve arkadaşları, Hükümet kuvvetlerine teslim oldu. Talât Aydemir'le birlikte, darbe girişiminde bulunan subaylar, ordudan emekli edildi.

15 Ekim 1961 seçimlerinden sonra, İsmet İnönü'nün Başbakanlığında kurulan CHP-AP koalisyon hükümeti, 30 Mayıs 1962'de dağıldı. Başbakan İnönü'nün, 22 Şubatçılar'a af sözü vermiş olmasına rağmen, DP'lilerin affına yanaşmaması, koalisyonun bozulmasına neden oldu.

Bu arada, Osman Bölükbaşı da, CKMP'den istifa etti. Bölükbaşı'nın istifa dilekçesinde, 25 Mayıs 1962 tarihi vardı. Dilekçe, Genel İdare Kurulu'na gönderilmiş, Bölükbaşı da partiden elini ayağını çekmişti. Ancak, Genel Başkan'ın istifasının kabul edilip edilmediğine dair en ufak bir işaret çıkmamıştı.

İsmet Paşa, yeniden hükümeti kurmakla görevlendirildi. Bölükbaşı, İnönü başkanlığındaki hükümet modeline kesinlikle karşıydı. CKMP'nin yeni yönetimi ise, İsmet Paşa Hükümeti'ne katılmak istediğini açıkladı. Bunun üzerine, Bölükbaşı taraftarı olan 18 milletvekili ile 7 senatör 3 Haziran 1962'de CKMP'den istifa ettiler.

Bölükbaşı, CKMP liderliğini bırakmıştı ama, İsmet Paşa peşini bırakmamıştı. Yeniden hükümeti kurmakla görevlendirilen İsmet İnönü, partisiz milletvekili Osman Bölükbaşı'nı aramayı ihmal etmedi. Bu ezelî ve ebedî rakibinin ne düşündüğünü ve ne yapmak istediğini öğrenmek istiyordu.

Başbakanlık Özel Kalem Müdürü Necdet Calp, Osman Bölükbaşı'nı telefonla arayıp, İnönü'nün kendisiyle görüşmek istediğini söyledi. Bölükbaşı, Calp'a şu cevabı verdi:

"Ben, CKMP'den istifa ettim. Sadece Ankara Milletvekili'yim. Başbakan'ın, benimle görüşecek neyi olabilir?"

İsmet Paşa, Özel Kalem Müdürü aracılığıyla Bölükbaşı'na şu mesajı iletiyordu: 
"Sayın Bölükbaşı, siyasetten ayrılıp köyüne çekilse bile, memleketin buhranlı bir anında kendisiyle konuşmak ve fikirlerini almak ihtiyacı hissederim."

Bölükbaşı, İnönü ile Başbakanlık'ta görüştü. Arkadaşlarıyla birlikte, yeni hükümete katılmayacaklarını, ancak kırmızı oy vermeyeceklerini de ifade etti.

Osman Bölükbaşı ve arkadaşları, mahkeme kararıyla kapatılışından yaklaşık 10 yıl sonra, Millet Partisi'ni yeniden kurdular. Parti kurucuları arasında, Hüseyin Ataman, Ahmet Bilgin, Kâzım Arar, İsmail Hakkı Akdoğan, Mansur Ulusoy ve İzzet Gener de vardı.

Bölükbaşı, Başbakan İnönü ile mücadelede 
16 Haziran 1962'de MP Genel Başkanlığı'na getirilen Bölükbaşı, 2. İnönü Koalisyonu'nun yaman bir takipçisi idi. Salvoları birbirini izliyordu. "Hükümet, partizanlık şirketi haline geldi." diyor, sözlerini şöyle sürdürüyordu:

"Bölükbaşı, görev için hayatını bile verir. Amma, İnönü'nün koltuğu altında haysiyetini aslâ!"

Osman Bölükbaşı, 25 Haziran 1962'de güven oylamasına başvuran CHP-YTP-CKMP ve Bağımsızlar koalisyon hükümetine, daha önce de söz verdiği gibi, kırmızı oy kullanmadı. Ama, YTP ve CKMP'yi, "CHP'nin şubesi" olmakla suçladı.

Başbakan İnönü, 1963 yılının Kasım ayında Başkan Kennedy'nin cenaze töreni için Amerika Birleşik Devletleri'ne gitti. Bu sırada YTP ve CKMP, koalisyon ortaklığından çekildi. İnönü de, 2 Aralık 1963 günü Ankara'ya döner dönmez, istifasını Cumhurbaşkanı Gürsel'e sundu.

Yeni hükümeti kurma görevi, bu defa AP Genel Başkanı Ragıp Gümüşpala'ya verilmişti. Gümüşpala, temaslarından olumlu bir sonuç alamadı. Sıra, yine İnönü'ye geldi. Bölükbaşı, CHP dışındaki partilerin kuracağı bir "milli koalisyon" istiyordu. Fakat İnönü, sayıları çok fazla olan bağımsız milletvekilleriyle 25 Aralık 1963'te yeni bir koalisyon hükümeti kurdu.

22 Şubat Darbe Teşübbüsünün üzerinden 15 ay geçmişti ki; emekli Albay Talât Aydemir ve arkadaşları, yeni bir silahlı teşebbüste bulundular. Harp Okulu öğrencileri, dönemin Genelkurmay Başkanı Orgeneral Cevdet Sunay'ı tutuklamaya kalkıştı. Bu teşebbüs de sonuçsuz kaldı. Aydemir ve arkadaşları tutuklandı, Ankara Mamak Muhabere Okulu'ndaki 1 Numaralı Sıkıyönetim Askerî Mahkemesi'nde yargılandı.

Mahkeme, Aydemir ve 6 arkadaşı hakkında ölüm cezası vermişti. Karar, Askerî Yargıtay'da onaylanıp, Meclis'e intikâl etti. TBMM'de, ölüm cezasının yerine getirilip getirilmemesi konusunda yapılacak oylamadan önce, parti sözcüleri görüşlerini açıkladılar. Bölükbaşı'nın partisi, idamlara karşıydı. Bölükbaşı, Meclis kürsüsünden şunları söylüyordu:

"Atatürk, suçları ve hüviyetleri malûm 150'liklerin dahi idamını istememiş ve onları yurtdışına göndermekle yetinmiştir."

TBMM'deki görüşmelerden sonra, Talât Aydemir'le birlikte, yakın arkadaşı Süvari Birliği Komutanı Fethi Gürcan hakkındaki idam kararları onaylandı, ardından da infaz edildi.

Adalet Partisi Genel Başkanı Ragıp Gümüşpala, 2 Haziran 1964'te vefat etti. AP Genel Başkanlığı'na, 29 Kasım 1964 günü Devlet Su İşleri eski Genel Müdürü Süleyman Demirel seçildi. Demirel, ilk siyasi sınavını hükümeti düşürerek vermek istiyordu. Bunun için de, Millet Meclisi'nde 226 oy arıyordu.

Demirel'in bu siyasi atağına MP Genel Başkanı Osman Bölükbaşı destek verdi. 1965 Bütçesi 13 Şubat günü Millet Meclisi'nde görüşülürken, muhalefet partileri bir oylama sırasında bütçeyi reddetti. Bunun üzerine Başbakan İnönü, görevinden istifa etti.

Yeni hükümet arayışları uzun sürmedi. CHP dışındaki partiler, senatör Suat Hayri Ürgüplü'nün Başbakanlığı için anlaştı. Bu arada, AP'nin yeni lideri Demirel de, parlamento dışından Başbakan Yardımcısı olacaktı.

Bölükbaşı'nın adı, "Tırt Osman"a çıktı 
Ürgüplü, 20 Şubat 1965 günü kabinesini açıkladı. Hükümette, 10 bakanlık AP'ye verilmiş, YTP, CKMP ve Bölükbaşı'nın MP'si de 4'er bakanlık almışlardı. Osman Bölükbaşı, siyasi hayatında ilk kez iktidar yüzü görüyordu. Bu, yaklaşık 8 ay sürecek olan durum, aynı zamanda Bölükbaşı'nın son iktidarı olacaktı.

Ürgüplü Hükümeti'ne ortak olacak dört parti, koltuk pazarlığı yaparken; Bölükbaşı, Turizm ve Tanıtma Bakanlığı'nın partisine verilmesini ısrarla istemiş ve kabul ettirmişti. Tabii bunun nedeni vardı.

TRT, 1 Mayıs 1964'te kurulmuştu.

Osman Bölükbaşı, yasayla "özerk" hüviyet kazandırılan TRT'nin, aslında İnönü'nün emrinde olduğuna inanıyor, bu arada Emirdağ'da yaptığı bir konuşmadan şunları söylüyordu:

"TRT Müdürü, yedi göbek Halk Partili'dir. İnönü, eline bir düdük almış, vermem de vermem diyor. Bu, milletin radyosu değil, Halk Partisi hesabına ve milletin aleyhine çalışan bir müessesedir."

Bölükbaşı, TRT'ye ve ilk Genel Müdürü Adnan Öztrak'a yönelttiği eleştirilerde dur-durak bilmiyordu. Gittiği her yerde TRT'den söz ediyor, Meclis kürsüsünde iki lâfın arasına mutlaka TRT'yi sokuşturuyordu. Artık TRT'den söz açsın açmasın, kürsüde konuşurken, onu kızdırmak için milletvekilleri aşağıdan "Tırt.. tırt..." diye sesleniyorlardı.

"Anadolu Fırtınası"nın adı, yirmi yıl sonra "Tırt Osman"a çıkmıştı.

Bölükbaşı'nın intihar girişimi 
8 Ekim 1963 tarihli gazetelerde Bölükbaşı ile ilgili can sıkıcı bir haber, baş sayfaları işgal ediyordu. Habere göre, Bölükbaşı intihara kalkışmıştı. O günlerde, DDY Genel Müdürlüğü'nce alınacak dizel lokomotifler için şirketler arasında kıyasıya bir mücadele başlamış, ihalede yolsuzluk dedikoduları da ayyuka çıkmıştı.

İşte böyle bir atmosferde Bölükbaşı, yolsuzluk tezgâhlarının önüne dikilme gereği duyuyor, Meclis'te, bunun kavgasını vermeye hazırlanıyordu. Bu amaçla, Meclis Tahkikat Komisyonu kurulmuş, MP'den Memduh Erdemir de üye olarak görevlendirilmişti.

Komisyon çalışmaya başladı. MP Temsilcisi Erdemir, lideri Bölükbaşı'na, yolsuzluk iddialarını içeren dosyada somut kanıtlar olmadığını söyledi. Bölükbaşı ise, yanık kokusu almış olacak ki; işin üstüne gidilmesini istiyordu.

Böylesine gergin bir ortamda Bölükbaşı, ilaçla intihara teşebbüs etti. Gülhane Askeri Hastanesi'ne kaldırılan MP lideri ölümden döndü.

Osman Bölükbaşı'ndan Veciz Sözler 
Zengini hayırsız evlât, politikacıyı kör inat, memuru da süslü avrat batırır.

Köpek, her avcı ile ava gider. Yeter ki, kemik atan bulunsun.

YARIN 
* Bölükbaşı, ses sanatçısı Behiye Aksoy'a âşık oldu mu

* Niçin, "Erciyes Dağı kadar derdim var" diyordu

* Demirel'in konuşma rekorunu hangi meydanda kırdı

Hulusi TURGUT

-----------

26.1.2002






  • "Eğitim cehaleti alır, eşeklik baki kalır".
     

  • Hayatım boyunca bütün sektörleri tetkik ettim, en karlısının "din ticareti" olduğunu gördüm.
     

  • "Siyasi hayatımda beni en çok üzen, ne zaman konuşmaya başlasam İsmet Paşa'nın kulaklığını çıkarıp masaya koymasıydı".
     

  • Bir meclis tartışmasında "Sen erkek misin?" diye soran bir milletvekiline, "Ben erkekliğimin zekatını versem, sen bile erkek olurdun".
     

  • Günümüz siyasetçileri için, "40 yıllık kaşar bunların yanında bakire kalır".
     

  • Günümüz siyasetçileri için, "Bunların en namuslusu genelevden emeklidir".
     

  • Halka hitaben, "Sizin harmanınız büyük de, taneniz çıkmıyor. Burada beni dinlerken aşka gelip Rahman'ı alkışlarsınız, sandık başına gidince şeytana sarılırsınız".
     

  • Meclis kürsüsünde konuşurken kendisine sürekli laf atan DP milletvekili Hüseyin Balık'a: "Oynama Balık, yutarım seni!"

  • İşadamlarına hitaben, "Ah benim aslan görünüşlü, tavşan yürekli büyük sermayem!"
     

  • Yurtdışında, "Atalarınızın Viyana'da ne işi vardı?" sorusuna cevaben; "Haçlı Seferleri'ne iade-i ziyaret!"
     

  • "Türkiye’nin hiçbir vilayetinde yüzde 3’ten fazla oy almayan bir partiye mensup milletvekilini iki seçimde de seçen Kırşehir’in, bir içtimai ve siyasi bünye itibariyle anormallik göstermekte olduğunu inkár etmek mümkün değildir, evet biz açık konuşuruz" şeklinde konuşan Adnan Menderes'e cevaben; "Vilayeti kaldırdınız, bizi de kaldırın da zulmünüz tamam olsun".
     

  • "Koltuğunun altında ‘haç’ taşıyan, fakat ‘hacı’ görünmeye çalışan, ‘gavur’ diye öldürtüp, ‘şehit’ diye namaz kıldıran siyasetçilerden sakınılmalıdır".
     

  • Kendi partisinden seçilip başka partiye geçen vekiller için; "Düğünü biz yapıyoruz, gerdeğe başkası ile giriyorlar"

  • Bir uçak seyahati sırasında kendisinin uçakta olduğunu öğrenen İsmet İnönü torununu Bölükbaşı'na gönderir:
    ÇocukOsman Amca, ben 
    İsmet İnönü'nün torunuyum. Dedem aşağıya biraz para atıp üç-beş fakiri sevindirmeni istiyor.
    BölükbaşıEvladım, ben aşağıya biraz para atarsam üç-beş fakiri sevindiririm. Ama aşağıya dedeni atarsak bütün memleket sevinir!

(İsmet İnönü bu cevaba epeyce güler.)

  • Siyaseti bırakmasının sebebi parti içerisindeki ayrılıklar ve son olarak aktif siyaset arkadaşı olan Hasan Koçdemir'e parti içerinde yapılan haksızlıklar.İçeride geçen bir olay yüzünden önce Osman Bölükbaşı daha sonra Hasan Koçdemir partiyi bırakmışlardır.
     
  • TRT’nin partizanlığına karşı çıktım, adımızı Tırt Osman’a çıkardılar. Hırt’ı çok olan memlekette varsın bir de tırt olsun.
     

  • Evlilik insan hayatının en büyük kumarıdır. Bu kumarda kazandığını söyleyen bazı yalancılara rastlanır. İlk günlerde döperle kazanırsın, sonunda floş royalle kaybedersin. Bu yüzüğün esareti, cellâdın kemendinden daha acımasızdır. Hayattaki en pahalı hovardalık evliliktir.


 
  *** SİZİ KUTLUYORUZ *** BUGÜN 1090079 ziyaretçi (2281401 klik) MİSAFİRİMİZ OLDUNUZ ***  
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=
haberler haberler


Google Arama
Sitemde Arama
Yaşam ve İnsanlar

İstanbul Servisleri Neden Pahalı ? burakesc
Namaz Kılan Minik ile burakesc
GİMDES Helal Gıda Ramazan Buluşması burakesc