Create Your Own Countdown

Google

   
  *** İYİLİK İİN KOŞANLARIN YERİ***
  ULUSAL ŞIDDETI ANLAMAK KONGEK ZEYNEP REVA 2018
 








1 22-24 Mart 2018 III. Ulusal Şiddeti Anlamak Kongresi Bildiri Özet Kitabı 1

2 III. ULUSAL ŞİDDETİ ANLAMAK KONGRESİ BİLDİRİ ÖZET KİTABI Mart 2018, İSTANBUL İstanbul,

3 KURULLAR KONGRE BAŞKANLARI
Prof. Dr. Oğuz Polat Prof. Dr. Havva Karagöz

DÜZENLEME KURULU Prof. Dr. Oğuz Polat Prof. Dr. Havva Karagöz Av. Kaan Apak Altıntop Cem Turhan Av. Hande Yavuz Ar. Gör. Cem Uysal Ar. Gör. Salih Günler Ar. Gör. Sercan Çavuşoğlu Ar. Gör. Ece Alpay

KONGRE SEKRETERYASI Apak Kerem Altıntop Lerzan Tuğdem Berna Tuğba Duvar Buket Zengin DANIŞMA KURULU Prof. Dr. Nur CENTEL Koç Üniversitesi Prof. Dr. Özlem ÇAKMUT Özyeğin Üniversitesi Prof. Dr. Bihterin DİNÇKOL Marmara Üniversitesi Prof. Dr. Yener ÜNVER Özyeğin Üniversitesi 3

4 Prof. Dr. Şeyda AKSEL Ege Üniversitesi Prof. Dr. Gökhan ORAL İstanbul Üniversitesi Prof. Dr. Halis DOKGÖZ Mersin Üniversitesi Prof. Dr. Ersi Abacı KALFOĞLU İstanbul Yeniyüzyıl Üniversitesi Prof. Dr. Hakan KAR Mersin Üniversitesi Prof. Dr. Kerem DOKSAT Beykent Üniversitesi Prof. Dr. Ümran TÜZÜN İstanbul Üniversitesi Prof. Dr. Nadi BAKIRCI Acıbadem Üniversitesi Prof. Dr. Ayfer Uyanık MEF Üniversitesi Prof. Dr. Şanda ÇALI Kıbrıs Doğu Akdeniz Üniversitesi Prof. Dr. Murat YAYLA Dicle Üniversitesi Prof. Dr. Yasemin ALANAY Acıbadem Üniversitesi Prof. Dr. Işıl BAŞ Boğaziçi Üniversitesi Prof. Dr. Levent AVTAN İstanbul Üniversitesi Prof. Dr. İnci User Acıbadem Üniversitesi Prof. Dr. Ozan Erözden MEF Üniversitesi Doç. Dr. Güçlü Akyürek MEF Üniversitesi Doç.Dr. Işıl PAKİŞ Acıbadem Üniversitesi Doç. Dr. Figen Demir Acıbadem Üniversitesi Doç. Dr. Şeyda DÜLGERLER Ege Üniversitesi Yrd. Doç. Dr. Neslim DOKSAT Beykent Üniversitesi Yrd. Doç. Dr. Güliz KOLBURAN İstanbul Aydın Üniversitesi Yrd. Doç. Dr. Asiye Selcan Ataç Maltepe Üniversitesi Kongre Web Sitesi: İMDAT Şiddeti Önleme ve Rehabilitasyon Derneği: MEF Üniversitesi: 4


5 İÇİNDEKİLER Kurullar.

3 Kongre Davet Metni 6 Bilimsel Program.. 8 Sözlü Sunumlar.. 11 Poster Sunumlar Bildiri Özetleri. 22 İMDAT Şiddeti Önleme ve Rehabilitasyon Derneği 105 MEF Üniversitesi 106 5

6 Kongre Davet Metni Değerli Katılımcılar, Gerek gündelik hayatımızda gerek toplumsal boyutuyla küresel çapta şiddetin her türlüsünü yoğun ve acı bir şekilde tecrübe ettiğimiz bir yılın ardından, yeniden şiddeti anlamak ve bir kez daha şiddet konuşmak için sizlerle bir araya gelmek istiyoruz. İnsanlık tarihinin en başından beri şiddet; bazen güçlünün güçsüze, bazen de güçsüzün güçlüye ve hepsinden önemlisi insanın kendisi gibi olmayana yönelttiği bir kuvvet dışavurumu olarak var oldu. Şiddeti anlamak, onu ortadan kaldırmak için alınacak tedbirlerin tespitinde vazgeçilmez derecede önemlidir. Bu sebeple bizler bu tedbirleri doğru saptamak adına şiddet sorununu ısrarla konuşmak, tartışmak ve çözüm önerileri üretmek zorundayız. Şiddet sorunu ile ilgili, 2015 yılının Kasım ayında I. Ulusal Şiddeti Anlamak Kongresi ni düzenledik. Bu kongrede farklı alanlardan geniş bir katılımla, şiddetin sebepleri, etkileri ve çözüm önerilerini tartıştık yılının Mart ayında ise II. Ulusal Şiddeti Anlamak Kongresi ni düzenledik. Bu kongrede toplumsal cinsiyet ve cinsiyet ayrımcılığı kavramları üzerinden, cinsel yönelim, cinsel kimlik gibi kavramların şiddet ile ilişkisini ve bu konulara ilişkin çözüm önerilerini sunduk. Şiddet devam ettiği sürece, biz şiddeti tartışmayı ve çözmek için çare aramayı sürdüreceğiz. Bu sebeple bu yıl da III. Ulusal Şiddeti Anlamak Kongresi ni düzenliyoruz. Bu yıl düzenleyeceğimiz kongrede, şiddeti, şiddetin taraflarını, nedenlerini, etkilerini ve sonuçlarını tespit etmeye çalışacak ve çözüme belki bir adım daha yaklaşacağız. Bu yılki ana temamız Mağdur-Saldırgan İlişkisi olacak. Şiddeti ortadan kaldırmanın yolu şiddeti anlamaktan geçer. Şiddeti anlamak için ise saldırganı ötekileştirmek yerine, mağdur ve saldırgan arasındaki ilişki dinamiğini en ayrıntılı şekilde analiz etmek gerekir. Bu sebeple mağdur-saldırgan ilişkisini tartışmak ve sosyolojik, psikolojik, felsefi yönleriyle incelemek niyetindeyiz. Şiddeti Önleme ve Rehabilitasyon Derneği (İMDAT) ile MEF Üniversitesinin ortak çalışmaları sonucu Mart 2018 tarihleri arasında gerçekleşecek kongremizde; konu ile ilgili oturumlar, paneller gerçekleştirilecek sözlü ve yazılı bildiriler ve posterler yer alacaktır. Ayrıca 21 Mart 2018 tarihinde; psikolog, psikiyatrist, hukukçu ve adli tıp uzmanları tarafından eş zamanlı olarak, iki grup halinde Çocukla Görüşme Teknikleri kursu gerçekleştirilecektir. Kurs sonunda katılımcılara katılım belgesi verilecektir. Önceki kongrelerimizde olduğu gibi sağlık, tıp, hukuk, psikoloji, sosyoloji, sosyal hizmet, çocuk gelişimi ve diğer tüm meslek gruplarına yönelik, multidisipliner bir çalışma ortaya koyacağız. 6

 

7 Şiddet hayatımızın bir parçası olmak zorunda değildir. Şiddetle hem bireysel hem toplumsal çerçevede mücadele edilmelidir. Bu konudaki sorumluluk hepimize aittir. Şiddetle mücadele için katılımcılarımızın katkı ve desteği çok değerli olduğundan, sizleri aramızda görmekten memnuniyet duyacağız. Saygılarımızla

Prof. Dr. Oğuz POLAT
İMDAT Derneği Başkanı

Prof. Dr. Havva KARAGÖZ
MEF Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanı 7


8 BİLİMSEL PROGRAM 22 MART 2018 PERŞEMBE 8

9 23 MART 2018 CUMA 9

10 24 MART 2017 CUMARTESİ ÇOCUKLA GÖRÜŞME TEKNİKLERİ KURSU - 21 MART 2018 ÇARŞAMBA 10

11 SÖZLÜ SUNUMLAR 22 Mart 1. Sözel Oturum (Saat: 16:00 18:00) Oturum Başkanı: Doç. Dr. Figen Demir S01- Takdiri İndirim Nedenleri (TCK M.62) Ve Uygulama Sorunları Yrd. Doç. Dr. Asiye Selcen Ataç Maltepe Üniversitesi, Hukuk Fakültesi S02- Hukuki Yönüyle Nekrofili Av. Zeynep Reva Acıbadem Mehmet Ali Aydınlar Üniversitesi, Adli Tıp ve Etik Bölümü Yüksek Lisans S03- Çocuk Cinsel İstismarıyla Mücadelede İnterpol Yaklaşımı Dr. Bülent Tansel Psiklojik Danışman, İNTERPOL Genel Sekreterliği S04- Çocuğunu Öldürmek: İntikam Motivasyonu ile Gerçekleştirilen Filisid Vakalarında Disiplinlerarası Yaklaşım Yrd. Doç. Dilek Çelik Gedik Üniversitesi, Psikoloji Bölümü S05- Göçmen Kaçakçılığı: Kavramlar, Veriler ve Aktörler Apak Kerem Altıntop* Ece Çim* Elçin İstif* Yasin Özbey* *İstanbul Üniversitesi, Göç ve Göçmen Politikaları Uygulama ve Araştırma Merkezi S06- Sağlık Çalışanlarının Cinsiyet Ayrımı Ve Kadına Karşı Şiddet Konusundaki Tutumları Yrd. Doç. Dr. Elif Okşan Çalıkoğlu 11

12 Atatürk Üniversitesi, Tıp Fakültesi S07- Eş Şiddetiyle Başa Çıkmada Ketlenmeler Ve Olası İhtiyaçlar: Eş Şiddetine Karşı Yöntemler Endeksi (Eşye) Kullanılarak Bir İnceleme Arş.Gör. Nermin Taşkale* Doç. Dr. Özlem Sertel-Berk* *İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Psikoloji Bölümü 23 Mart 2. Sözel Oturum (Saat: 13:30 15:30) Oturum Başkanı: Doç. Dr. Işıl Pakiş S08- Bilişsel Esneklik Ve Mizah Kullanım Becerileri Arasındaki İlişkinin Değerlendirilmesi Yrd. Doç. Dr. Güliz KOLBURAN Yrd. Doç. Dr. Engin Eker Arş. Gör. Burak Akdeniz İstanbul Aydın Üniversitesi, Psikoloji Bölümü S09- Patolojik Kumar Ve Alkol Kullanım Bozukluğu Olgusunda Cinsel İstismarı Ve İhmalin Etkisi Yrd. Doç.Dr. Neslim Güvendeğer Doksat Beykent Üniversitesi Psikoloji Bölümü S10- Çocukluk Dönemi Ev Kazalarının İhmal Boyutu: Bir Alan Çalışması Tuğba Duvar Acıbadem Mehmet Ali Aydınlar Üniversitesi, Adli Tıp ve Etik Bölümü, Yüksek Lisans S11- Sekonder (İkincil) Travma Uzm. Kli. Psk. Ecem Nadir Acıbadem Üniversitesi, Adli Tıp ve Etik Yüksek Lisans Programı 12

13 S12- Çocuk Hakları İle İlgili Farkındalık Bilgi Araştırması Makbule Kurt Acıbadem Üniversitesi Yüksek Lisans Programı, Okul Öncesi Öğretmeni S13- Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesinde Kişisel Verilerin Korunmasının Önemi Ve Yeri Av. Kaan Apak Altıntop Şiddeti Önleme ve Rehabilitasyon Derneği, Apak&Ceylan Hukuk Bürosu S14- Pedofili Semih Erkan Acıbadem Mehmet Ali Aydınlar Üniversitesi S15- Bir Uygarlık Eleştirisi Olarak Dövüş Kulübü Filminde Şiddetin Kullanımı Aykut Birol İstanbul Üniversitesi, Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Doktora Programı S16- Bir Vakıf Üniversitesi Öğretim Elemanlarının Siber Zorbalık Konusundaki Duygu Ve Düşünceleri Yrd. Doç. Dr. Işıl Işık* Yrd. Doç. Dr. Güliz Dirimen Arıkan* Volkan Ayaz* Işılay Can* Yeditepe Üniversitesi, Sağlık Bilimleri Fakültesi S17- Suça Sürüklenmiş Çocuklara Toplumun Bakış Açısının İncelenmesine Yönelik Saha Çalışması Hilal Dilek* Dila İğne* Öykü Acar* Alara Işıl Apak* 13

14 Eylül Elif Gergin* MEF Üniversitesi, Hukuk Fakültesi, Lisans 23 Mart 3. Sözel Oturum (Saat: 16:00 18:00) Oturum Başkanı: Doç. Dr. Güçlü Akyürek S18- Türkiye'de Meydana Gelmiş Olan Mutilasyon Vakalarının Analizi Lerzan Tuğdem Berna Acıbadem Mehmet Ali Aydınlar Üniversitesi, Psikoloji Bölümü, Lisans S19- Israrlı Takip Ve Taciz (Stalkıng) Konusunun Saldırgan-Mağdur İlişkisi Yönünden İncelenmesi Ve Değerlendirilmesi Dilan Orak* Cemre Sude Özdek* *MEF Üniversitesi, Hukuk Fakültesi, Lisans S20- Şiddetin Anatomisi: Failden Mağdura Toplumsal Sorumluluk Av. Doğuşcan Aydın Aygün İstanbul Barosu S21- Hukuk Öğrencilerinin İnsan Ticareti Konusundaki Bilgi Düzeyi Melis Ruzin Tezel Acıbadem Mehmet Ali Aydınlar Üniversitesi, Adli Tıp ve Etik Yüksek Lisans S22- Engellilerin Siyasi Katılımında Duygusal Şiddetin Yeri Duygu Nur Beşel* Cansu Güneş* *Acıbadem Mehmet Ali Aydınlar Üniversitesi, Sağlık Bilimleri Fakültesi, Hemşirelik Lisans 14

15 S23- Öğretmenlerin LGBTİ Öğrencilere Bakış Açısının İncelenmesi Havvane Şama Psikolojik Danışman

S24- Genetik Faktörlerin Şiddete Etkilerinin Olgu Sunumlarıyla İncelenmesi Tuğba Akbaba Acıbadem Mehmet Ali Aydınlar Üniversitesi, Adli Tıp ve Etik Yüksek Lisans S25- Çocuk Cinsel İstismarı Olguların İstismarcı ve Mağdur İlişkisi Psk. Damla Tonya Acıbadem Mehmet Ali Aydınlar Üniversitesi, Adli Tıp ve Etik Yüksek Lisans S Yüzyıl Başında Ege de Şiddet Dolu Bir Eşkıya Takibi: Çakırcalı Mehmet Efe nin Öldürülmesi Hasan Çolak İstanbul Üniversitesi, Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Doktora Programı S27- Öğretmenin Şiddet Algısı İle Öğretmene Uygulanan Veli-Öğrenci Şiddeti Üzerine Bir Çalışma: İstanbul Örneği Psk. Serkan Akman - Psikolog Tülay Karagöz Havvane Şama Psikolojik Danışman

POSTER SUNUMLARI P01

- Diyojen (Öz Bakım) Sendromu Burcu Vreskala İstanbul Bilim Üniversitesi, Fen Edebiyat Fakültesi, Psikoloji Bölümü, Lisans P02- Vurma Konuş Projesi Fatma Büşra Erbil - YÖRET Vakfı 15

 

16 Feyzanur Savaş - YÖRET Vakfı Süeda Küçük - YÖRET Vakfı P03- Bipolar Bozuklukta Ceza Ehliyetinin Değerlendirilmesi Sezer ÇEKİÇ* Ebru Yaşat AKSAY* Prof. Dr. Hakan KAR* Prof. Dr. Halis DOKGÖZ* Prof. Dr. Nursel GAMSIZ BİLGİN* *Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı P04- Hastane Dışı İlaç Uygulaması Sonucu Anaflaktik Şok Tablosuyla Acil Servise Başvuran Olgu Sunumu Arş. Gör. Dr Şahnur SERAP* Betül ALBAYRAK ACAR* Prof. Dr. Halis DOKGÖZ* Prof. Dr. Nursel GAMSIZ BİLGİN* Prof. Dr. Hakan KAR* *Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı P05- On Dört Bin Yıllık Hukukumuz Ve Hayvan Hakları Deniz Atar Avukat P06-Yakın İlişkide Şiddete Olay Temelli Yaklaşımlar ve Şiddet Olaylarının Yakın Öncülleri Ölçeği Mağdur Formu (ŞOYÖM). Arş. Gör. Nermin Taşkale, Doç. Dr. Özlem SERTEL-BERK İstanbul Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, Psikoloji Bölümü 16

17 P07- Hukuki Yönüyle İnfantisit: Bebeğini Öldüren Annenin Cezai Sorumluğu Av. Zeynep Reva Acıbadem Mehmet Ali Aydınlar Üniversitesi Adli Tıp ve Etik Yüksek Lisans P08- Şiddet 4.0 : Robotların Şiddet Suçlarında Konumlanması Av. Zeynep Reva Acıbadem Mehmet Ali Aydınlar Üniversitesi Adli Tıp ve Etik Yüksek Lisans P09- Yaşlı İhmali ve İstismarı Melis Ruzin Tezel Acıbadem Mehmet Ali Aydınlar Üniversitesi Adli Tıp ve Etik Yüksek Lisans P10- Yeni Nesil Sentetik Uyuşturucu Flakka, Zombi Hapı, Gravel, Α-Pvp (Alfa- Pirolidinovalerofenon) Ve Adli Tıp Boyutu Tuğba Duvar Acıbadem Mehmet Ali Aydınlar Üniversitesi Adli Tıp ve Etik Yüksek Lisans P11- Göçün Karanlık Yüzü: İnsan Ticareti; Nedenler, Aşamalar ve Veriler Elçin İstif* Ece Çim* Yasin Özbey* Apak Kerem Altıntop* İstanbul Üniversitesi, Göç ve Göçmen Politikaları Uygulama ve Araştırma Merkezi P12- Popülizm Ve Politik Sözel Şiddet Olarak Göçmen Karşıtı Söylemler: Hollanda Ve Fransa Örneği Yasin Özbey* Apak Kerem Altıntop* Elçin İstif* Ece Çim* İstanbul Üniversitesi, Göç ve Göçmen Politikaları Uygulama ve Araştırma Merkezi 17

18 P13- Suç Mağduriyeti Korkusunun Modern Hayattaki Yansımaları Elif Gül Şahin İstanbul Medipol Üniversitesi P14-183'e yapılan Çocuk İhmali İhbar Olgusu Makbule Kurt Acıbadem Mehmet Ali Aydınlar Üniversitesi Adli Tıp ve Etik Yüksek Lisans P15- Eşe Karşı İşlenen Nitelikli Cinsel Saldırı Suçu Ve Suçun Türk Ceza Kanunundaki Yeri Cemre Sude ÖZDEK* Dilan ORAK* MEF Üniversitesi, Hukuk Fakültesi, Lisans P16- Çocuk Yaşta Evliliklerin Nedenlerinin Ve Sonuçlarının Değerlendirilmesi Cemre Sude ÖZDEK* Dilan ORAK* MEF Üniversitesi, Hukuk Fakültesi, Lisans P17- Cinsel Saldırgan Tipolojisi Lerzan Tuğdem Berna* Sena Oymak* Acıbadem Mehmet Ali Aydınlar Üniversitesi, Psikoloji Bölümü, Lisans P18- Dünyada ve Türkiye de Suça Sürüklenen Çocukların Değerlendirilmesine Hukuksal Yaklaşım ve Çocuğun Yüksek Yararı Gülşen Yıldız Birol İstanbul İl Sağlık Müdürlüğü P19- Çocuk Cinsel İstismarının Tespit Sürecinde Hemşirenin Rolü Gamze KARS* 18

19 Ayşe Nur ERGON* Acıbadem Mehmet Ali Aydınlar Üniversitesi, Sağlık Bilimleri Fakültesi, Hemşirelik Bölümü P20- Yaşlı İstismarı Ve İhmalinin Saptanmasında Sağlık Çalışanlarının Rolü Duygu Nur Beşel* Cansu Güneş* Acıbadem Mehmet Ali Aydınlar Üniversitesi, Sağlık Bilimleri Fakültesi, Hemşirelik Bölümü P21- Mobbingin Mağdur Açısından İncelenmesi: Mobbingle Mücadele Yöntemleri Ve Çözüm Öneriler Selin POMAK* Aynur KAYA* Acıbadem Mehmet Ali Aydınlar Üniversitesi, Sağlık Bilimleri Fakültesi, Hemşirelik Bölümü P22- Israrlı Takibin (Stalkıng) Saldırgan Ve Mağdur Açısından İncelenmesi Meltem Gündoğdu* Arzunur Eroğlu* Acıbadem Mehmet Ali Aydınlar Üniversitesi, Sağlık Bilimleri Fakültesi, Hemşirelik Bölümü P23- Mağdur Hakları Konusunda İyi Bir Uygulama Modeli : Kanada Nil Polat University of British Columbia P24- Çocuk İstismarı Sena Savuncu* Ayşenur İlik* Düşün Altuntaş* 19

20 MEF Üniversitesi, Hukuk Fakültesi, Lisans P25- Kadına Yönelik Ekonomik Şiddet Deniz Çelik Acıbadem Mehmet Ali Aydınlar Üniversitesi, Adli Tıp ve Etik Yüksek Lisans P26- Denetimli Serbestlik Uygulamasında Psikoloğun Görevleri Ve Dünya Uygulamaları Buket Zengin Doğuş Üniversitesi, Klinik Psikoloji Yüksek Lisans P27- Cinsel Saldırıda Kullanılan İlaçlar (Tecavüz İlaçları) Buket Zengin Doğuş Üniversitesi Klinik Psikoloji Yüksek Lisans Tuğba Duvar - Acıbadem Mehmet Ali Aydınlar Üniversitesi Adli Tıp ve Etik Yüksek Lisans P28- Evsizlere Yönelik Şiddet Garod Balcı MEF Üniversitesi, Hukuk Fakültesi, Lisans P29- Çocuk Cinsel İstismar Olgularında Hemşirelerin Yaklaşımı Egemen Tepeli Acıbadem Mehmet Ali Aydınlar Üniversitesi P30- Munchausen By Proxy ve Muchausen Sendromu Gökçen Burgu Acıbadem Mehmet Ali Aydınlar Üniversitesi P31- Aile İçi Cinsel Şiddet Av. Mehtap Acar Ankara Barosu P32- Kardeş İstismarı 20

21 Psk. Damla Tonya Acıbadem Mehmet Ali Aydınlar Üniversitesi, Adli Tıp ve Etik Yüksek Lisans P33- Patoloji mi, Çocuk İhmali mi? Çocuk İhmalinin Sonucu Olarak Tepkisel Bağlanma Bozukluğu Psk. Betül Sümeyye Kayıcı Acıbadem Mehmet Ali Aydınlar Üniversitesi, Adli Tıp ve Etik Yüksek Lisans P34- Fetişizm Ve Cinsel Şiddet İle Olan İlişkisi Emre Akkaya MEF Üniversitesi, Hukuk Fakültesi, Lisans P35- Kadın Hangi Şiddet Türleri ile Karşılaşıyor? Betül Vurucu Acıbadem Mehmet Ali Aydınlar Üniversitesi P36- Öğretmenlerin Okullarda Karşılaşabilecekleri Psikoşiddet Üzerine Bir Çalışma: İstanbul Örneği Serkan Akman - Psikolog Tülay Karagöz - Havvane Şama - Psikolojik Danışman P37- Üniversite Öğrencilerinin Çocuk İstismarı Hakkında Bilgi Düzeylerinin Değerlendirilmesi Metincan Erkaya, Nilsu Güvencer, Mehmet Malik Bilgili Acıbadem Mehmet Ali Aydınlar Üniversitesi, Tıp Fakültesi, Lisans P38- Savaş ve Çocuk Burcu Vreskala - İstanbul Bilim üniversitesi, Fen Edebiyat Fakültesi, Psikoloji Bölümü Tuğba Duvar - Acıbadem Mehmet Ali Aydınlar Üniversitesi, Sağlık Bilimleri Enstitüsü, Adli Tıp ve Etik Yüksek Lisans 21

22 BİLDİRİ ÖZETLERİ 22

23 1- BİLİŞSEL ESNEKLİK VE MİZAH KULLANIM BECERİLERİ ARASINDAKİ İLİŞKİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ Yrd. Doç. Dr. Güliz KOLBURAN Yrd. Doç. Dr. Engin Eker Arş. Gör. Burak Akdeniz Öğretim Üyesi, İstanbul Aydın Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi, Psikoloji Bölümü

Anahtar Kelimeler: Bilişsel esneklik, mizah kullanım becerisi, mizah stilleri. Bilişsel esneklik belirli durumlara uyum sağlamak, bir düşünceden diğerine geçme becerisi ya da değişik problemlere çok yönlü stratejilerle yaklaşma kapasitesi olarak değerlendirilmektedir. Aynı zamanda seçeneklerin farkında olmak, yeni durumlara uyum sağlamak ve bu durumlara ilişkin kendisini yetkin hissetmek olarak da tanımlanan bilişsel esneklik, otomatik tepkileri engelleyen ve mevcut durumları bağımsızca yönetebilme kapasitesi olarak da görülebilir. Araştırmalar bilişsel esnekliğin, sözel saldırganlığı azalttığını, özellikle sosyal etkileşim ve iletişimde problem çözücü bir etkisinin olduğunu ortaya koymaktadır. Mizah konunda alan yazındaki pek çok çalışma, mizahın gerek stresle başa çıkmada gerekse stresin yol açtığı olumsuz sonuçları azaltmada önemli işleve sahip olduğu yönünde bulgulara sahiptir. Benzer çalışmalarda mizahın öfkeyi azaltma yönündeki etkisi de belirtilmiştir. Psikoloji bilimi açısından mizahın bilişsel, duygusal ve sosyal yönleri inkar edilemez. Mizah, kaygı verici yaşantıların duygusal sonuçları (davranış) üzerinde etkilidir. Mizah duygusu ile bilişsel işlev arasında güçlü bir ilişki bulunmaktadır. Mizahın temel dinamiğinin eleştirel düşünce olduğu pek çok araştırmacı tarafından ifade edilmiştir. Kısaca eleştirel düşünme gibi mizah da kendi içinde örgütlü, amaçlı bir zihinsel etkinliktir ve geliştirilebilir bir beceridir. Amaç: Bu çalışmanın amacı bilişsel esneklik düzeyi ile tercih edilen mizah stilleri arasındaki ilişkinin incelenmesidir. 23

24 Gereç ve Yöntem: Çalışma grubunu üniversitelerin çeşitli fakülte ve bölümlerinde öğrenim gören toplam 272 öğrenci oluşturmuştur. Araştırmada veri toplamak amacıyla Bilişsel Esneklik Ölçeği ve Mizah Stilleri Ölçeği kullanılmıştır. Verilerin analizi için SPSS 20 programından yararlanılmıştır. Bulgular: Araştırma sonucunda bilişsel esneklik düzeyi arttıkça, olumlu mizah tarzlarının kullanımının arttığı (Tablo: 3) te gösterilmiştir. Ayrıca bilişsel esneklik alt boyutlarında ve tercih edilen mizah stillerinde kadın ve erkek katılımcılar arasında farklar bulunmuştur. Sonuç: Öfke ve saldırgan davranışla başa çıkma yollarından bir tanesi de bilişsel esneklik ve mizah yeteneğinin geliştirilmesidir. Bu amaçla planlanacak eğitim programları öfkenin davranışa dönüşmesi sürecinde önemli bir alternatif oluşturacaktır.

2- TAKDİRİ İNDİRİM NEDENLERİ (TCK m.62) VE UYGULAMA SORUNLARI Yrd. Doç. Dr.Asiye Selcen Ataç Maltepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi

Anahtar Kelimeler: takdiri indirim nedeni, cinsel suçlar, cezanın bireyselleştirilmesi, Amaç: İşlenen suçun haksızlık içeriğinin ceza yargılaması sonucunda belirlenen yaptırımla karşılanması gerekir. Ancak her suçun işleniş şekli ve failleri farklıdır. Kanun bu farklılıkları önceden belirleyemez. Bu nedenle cezayı bireyselleştirme aracı olarak takdiri indirim nedenleri kabul edilmiştir (TCK 62). Takdiri indirim nedenlerinin uygulanmasına ilişkin olarak ceza hukuku teorisi ile yargı kararları karşılaştırılarak olması gereken ve olan arasındaki farklılığı ortaya koymak, bazı suç tipleri bakımından (ör:cinsel suçlar) 62.maddenin uygulanmasını tartışmaya açmaktır. Gereç ve Yöntem :Çalışmada konuya ilişkin literatür çalışması yapılmış, konuyla ilgili mahkeme içtihatları incelenmiş, veri tabanları taranmıştır. 24

 

25 Bulgular: TCK m. 62 cezanın bireyselleştirilmesi aracı olarak gerekli bir hükümdür. Ancak takdiri indirim nedeni uygulanması ya da uygulanmamasına dair verilen kararlar ekseriyetle gerekçeden yoksundur. Özellikle failin yargılama sürecindeki hal ve davranışlarına ilişkin takdiri indirim nedeninin, kanun normlarının konuluş amacına aykırı olarak, hak, adalet ve nesafet kurallarına aykırı biçimde uygulandığı örnekler görülmektedir. Sonuç: TCK 62. maddede düzenlenen takdiri indirim nedenlerinin uygulanmasına / uygulanmamasına ilişkin kararlar gerekçeli olmalıdır. Ancak gösterilen gerekçeler hak, adalet ve nesafet kurallarıyla uygun olmalıdır. Hâkimin indirim nedeni olarak kabul edeceği hususların makul olması ve hukuk kurallarını ihlal etmemesi, kanunun amacına aykırı düşmemesi ve kamu vicdanını zedelememesi gerekir. Özellikle cinsel suçlarda takdiri indirim nedeni uygulanmamalıdır.

3- PATOLOJİK KUMAR VE ALKOL KULLANIM BOZUKLUĞU OLGUSUNDA CİNSEL İSTİSMARI VE İHMALİN ETKİSİ Yrd. Doç.Dr. Neslim Güvendeğer Doksat Çocuk ve Ergen Psikiyatrı Beykent Üniversitesi Psikoloji Bölümü

Anahtar Kelimeler: kumar, istismar, alkol Amaç: Olguda, çocukluk dönemi cinsel istismarı ve ihmalinin gençlikte patolojik kumar ve alkol kullanım bozukluğu gelişmesi üzerindeki etkisinin literatür eşliğinde gözden geçirilmesi amaçlanmıştır. Olgu: U. E, Eylül 2000 doğumlu erkek hasta, ablası ve babası tarafından ağustos 2017 tarihinde getirilmiş olup, psikiyatrik muayenesi gerçekleştirilmiştir. Öyküye göre U.E de son dört aydır artan şekilde sinirlilik, huzursuzluk, sıkılganlık ve ders çalışmak istememe belirtilerinin varlığı, bir sene önce bahis oyunlarına başladığı, son dört aydır daha büyük meblağlarda bahis oynadığı, eve geç geldiği, son bir yıldır alkolü sık 25

26 kullanmakta olduğu, son dört aydır alkol tüketimini arttırarak, haftanın en az 3 günü en az 3 büyük bira tüketecek şekilde alkol kullandığı öğrenilmiştir. Babasının, U.E bir yaşındayken adam öldürmek suçundan cezaevine girip 12 sene yattığı öğrenilmiştir. Ablasından, U.E nin sekiz yaşındayken, yedi yaş büyük olan amca oğlu tarafından altı ay cinsel istismara maruz kalmış olduğu öğrenilmiştir. On iki yaşındayken, annelerinin akut beyin kanamasıyla vefat ettiği, bir sene sonra tahliye edilen babasının halalarının torunuyla evlendirildiği, bu evlilikten UE ye bahsedilmediği, tüm çocukların anneannenin evinde kaldığı, U.E nin bir kardeşi daha olması üzerine babasının yeniden evlenmiş olduğunu öğrendiği, son zamanlarda bahis oyunlarının dozunu arttırdığı, eve geç geldiği ve alkol kullandığına dair bilgiler alınmıştır. Psikiyatrik muayene; 17 yaşında erkek, düşünce içeriğinde, kaybetme korkuları ve babaya öfke saptanmıştır. Annesini özlediğini, sekiz yaşındayken amcasının oğlunun zorla porno film seyrettirdiğini, cinsel organını kendi arka deliğine sürtüp masturbasyon yaptığını, aile bireylerine bahsetmemesi için tehdit ettiğini, çok korktuğunu, ablasının sayesinde kurtulduğunu belirtti. Güvensiz olduğunu, para kazanmak için bahis oynamaya başladığını, oynayamazsa gerildiğini, çok kazanmak için büyük oynadığını, alkolü önceleri rahatlamak için, şimdi sevdiği için içtiğini ifade etti. Tartışma: U.E ye cinsel istismar ve ihmal, patolojik kumar, alkol kullanım bozukluğu, depresyon teşhisleri konmuştur. Olgu, çocuklukta ihmal ve cinsel istismar yaşayan bireylerde gençlik döneminde kumar oynama ve alkol kullanım bozukluğu gelişmesi yönündeki ilişkiye işaret eden çalışmaları desteklemektedir.

4- GÖÇMEN KAÇAKÇILIĞI: KAVRAMLAR, VERİLER VE AKTÖRLER Apak Kerem Altıntop* Ece Çim* Elçin İstif* Yasin Özbey* İstanbul Üniversitesi, Göç ve Göçmen Politikaları Uygulama ve Araştırma Merkezi 26

27 Anahtar Kelimeler: Göçmen Kaçakçılığı, Kaçakçılık, Göç, Sınır Amaç: Bu çalışmada göçmen kaçakçılığına dair kavram kargaşasının giderilmesi ve boyutunun ne kadar büyük olduğunun ortaya konması amaçlanmıştır. Bu bağlamda göçmen kaçakçılığının kavramsal olarak tanımlanması, süreçteki aktörlerin ortaya konması ve Türkiye ve dünyaya dair son verilerin paylaşılarak meseleye insan gözüyle yaklaşılması hedeflenmiştir. Yöntem: Tanımlamanın sağlıklı yapılabilmesi, verilerin paylaşılması ve aktörlerin tespit edilmesi için Birleşmiş Milletler, Uluslararası Göç Örgütü, Türkiye Göç Raporu, Türkiye Göç İdaresi nin raporları başta olmak üzere uluslararası ve ulusal raporlar incelenmiş ve buna dair literatür araştırılmıştır. Bulgular: Küreselleşme ile birlikte Türkiye göç veren bir ülke konumundan transit veya hedef ülke olarak göç alan ülke konumuna gelmiştir. Göçmen kaçakçılığı, göçmenlerin kendi iradeleri aldığı kararlar sonucu yaşanmakta olup süreç içinde niteliği değişebilmektedir. Bunun yanı sıra göçmen kaçakçılığı sürecindeki aktörlerin kullanılan rotaya göre değişmektedir. Yaklaşık aktörün yer aldığı karmaşık ve tehlikeli bir süreçtir. Bu aktörler, organizatörden kaçakçıya, gözlemciden otel sahiplerine, ev sahiplerinden can yeleği satıcılarına kadar çeşitlenmektedir. Fiyatlar yolun tehlikesi, siyasi politikaların uygulanma sertliği, kaynak ülkedeki çatışma, kriz vb. durum, sınır denetimi ve diğer parametrelere göre değişmektedir. Örneğin, Pakistan dan İtalya ya Türkiye yi transit olarak kullanmak isteyen bir kaçak göçmen için fiyat dolar arasında değişmektedir. Sonuç: Göçmen kaçakçılığı, göç hareketleri devam ettikçe varlığını devam ettireceğe benzemektedir. Göçmen kaçakçılığını ortadan kaldırmak, göç hareketlerinin sistemsel, toplumsal, ekonomik, siyasi vb. nedenlerinin doğru olarak tespit etmekle mümkün olabilir. Çözüm, insanları çatışma ve kriz bölgelerinde tutsak etmek manasında değildir. Aksine küresel ölçekte yer alan eşitsizlik ve yoksulluk başta olmak üzere diğer yapısal problemlerin giderilmesi ve siyasi ve kültürel vb. politikaların insani bakış açısıyla gerçekleştirilmesini kapsamaktadır. 27

28 5- ÇOCUKLUK DÖNEMİ EV KAZALARININ İHMAL BOYUTU: BİR ALAN ÇALIŞMASI Tuğba Duvar Acıbadem Mehmet Ali Aydınlar Üniversitesi, Adli Tıp ve Etik Bölümü

Anahtar Kelimeler: Çocukluk dönemi, ev kazası, ihmal, çocuk istismarı Dünya Sağlık Örgütü ev kazalarını evde ve evin çevresinde meydana gelen kazalar olarak tanımlamaktadır. Yeterli önlemler alındığında kazaların %90 ın önlenebilmektedir. Fakat çocuklardaki kaza geçirme insidansının yüksek olması ebeveynlerin yaptığı ihmalin göstergesidir. İhmal, bakmak ile yükümlü kişilerin bu yükümlülüğü yerine getirmemesi, bireyin fiziksel ya da duygusal olarak ihmal etmesidir. İhmalin ortaya çıktığı alanlar fiziksel sağlık, ruhsal sağlık, gözetim, bakım, ev kazalarına yol açan tehlikeler, ev hijyeni, kişisel hijyen ve beslenmedir. İtalya da 2000 yılında ev kazası meydana gelmiştir, ev kazaları ölümlerinin diğer ölümlere oranı %29,1 dir. Japonya, Venezüella ve İrlanda da kaza orijinli ölümlerin %15 ini ev kazaları oluşturmaktadır. Kuzey İrlanda da kazaların %41 i ev kazaları olduğu belirtilmiştir. Bu ev kazalarının %19,42ünün 0-5 yaş grubu çocuklardır. Yani çocukların risk grubunda olduğu ve ilk sırada düşmenin yer aldığı, aynı zamanda da %66 sının ev içinde %34 ünün ise ev çevresinde meydana geldiği saptanmıştır. Türkiye de ulusal düzeyde ev kazaları istatistiklerini verebilecek bir veri tabanın olmayışı ev kazaları istatistiklerine doğru şekilde ulaşmayı zorlaştırmaktadır. Ankara da 0-5 yaş grubu çocukların incelendiği çalışmada ev kazası geçirenler %49.6 ve daha çok erkek çocuklarının (%52.1) ev kazası geçirdiği ve çocuk sayısının fazla olduğu, gecekonduda yaşayan, geniş aile olanların ev kazası geçirme riskinin fazla olduğu belirtilmiştir. İzmir de Adli Tıp Kurumu nda ev kazası nedeniyle ölen 415 olgunun otopsi sonuçlarına göre en çok zehirlenme (%34.5) ardından yanıklar (%27.7) ve künt travma (%28.4) ve asfiksi nedeniyle ölümler (%9.4) olduğu saptanmıştır. Ev kazalarına bağlı ölümlerin en çok 0-3 yaş arasında olduğu belirtilmiştir. Bu çalışmada Tekirdağ ilinde bir özel gündüz bakımevindeki ebeveynlere birebir görüşme yöntemiyle anket çalışması şeklinde yapılmıştır. Ebeveynlerin yaptığı ihmal, özensizlik ve dikkatsizlik gözlemlenmeye çalışılmıştır. Anket sonuçlar SPSS programıyla analiz edilmiştir. 28

29 6- HUKUKİ YÖNÜYLE İNFANTİSİT: BEBEĞİNİ ÖLDÜREN ANNENİN CEZAİ SORUMLUĞU Zeynep Reva Avukat, Acıbadem Sigorta, Acıbadem Mehmet Ali Aydınlar Üniversitesi, Adli Tıp ve Etik Bölümü

Anahtar Kelimeler: infantisit, postpartum psikoz, cezai sorumluluk. Çocukların öldürülmesiyle ilgili literatürde üç temel kavram bulunmaktadır. Psikiyatri literatüründe farklı olmakla birlikte bu kavramlar genel olarak şu şekilde tanımlanmaktadır. 1)Neonatisit :Çocuğun doğumu takip eden ilk 24 saat içinde öldürülmesi. 2) İnfantisit:12 aylıktan küçük çocukların öldürülmesi. 3) Filisit : 12 aydan büyük çocukların ebeveynleri tarafından öldürülmesi. Anneler, doğum anından başlayarak yaklaşık altı hafta süren postpartum dönemde hem fiziksel hem de ruhsal sağlık sorunlarıyla karşı karşıya kalmaktadırlar. Bu durum annelerin doğumla birlikte yaşadığı ani bedensel değişimin yanı sıra hastalık geçmişleri, yenidoğan bakımından kaynaklanan gerekler ve kültürel baskı etmenlerinden kaynaklanabilmektedir. Postpartum dönemde yaşanan ruh sağlığı sorunları içinde en şiddetli olanı postpartum psikoz olarak belirtilmektedir. Postpartum psikoz etkisindeki anne; bebeğinin şeytani olduğu ve içindeki şeytanı öldürmesi gerektiği, bebeği yoğun bir ıstıraptan ve ümitsiz bir gelecekten kurtarmak gayesiyle hareket ettiği, gaipten gelen bir sesin ona bebeği öldürmesini emrettiği ve hatta doğan bebeğin aslında kendi çocuğu olmadığı gibi iddia ve sanrıların etkisiyle bebeğini öldürebilmektedir. Postpartum psikoz etkisindeki annenin cezai sorumluluğu hukuki bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. Bebeğini öldüren anne kasten öldürme suçundan mı, nitelikli kasten öldürme suçundan mı yoksa taksirle öldürme suçundan mı yargılanacaktır yoksa annenin cezai sorumluluğunu ortadan kaldıran bir hal mi olacaktır? Eski Türk Ceza Kanunu (TCK) ndan farklı olarak annenin bebeğini öldürmesi namus için çocuk 29

30 öldürme kapsamına girerek indirim konusu olmayacak ve hatta yeni TCK madde 82 gereğince ağırlaştırılmış ceza söz konusu olacaktır. Şu kadar ki annenin postpartum psikoz etkisinde olduğu yani ruh sağlığının yerinde olmadan bu suçu işlediğine dair rapor verilmesi halinde TCK madde 34 kapsamında geçici bir nedenle, işlediği fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılayamadığı veya bu fiille ilgili olarak davranışlarını yönlendirme yeteneği önemli derecede azalmış olduğundan anneye ceza verilmeyecektir. Bebek ölümlerinin hukuki olarak kasten öldürme mi, nitelikli öldürme mi, ihmali davranışla öldürme mi, taksirle öldürme mi yoksa ceza ehliyetini kaldıran hal mi olduğu vaka bazında değerlendirilmelidir.

7- TÜRKİYE'DE MEYDANA GELMİŞ OLAN MUTİLASYON VAKALARININ ANALİZİ Lerzan Tuğdem Berna Acıbadem Mehmet Ali Aydınlar Üniversitesi, Psikoloji Bölümü Öğrenci

Anahtar Kelimeler: mutilasyon, cinayet, parçalama Tarih boyunca sayısız metod ile cinayetler işlenmiştir. Bununla beraber işlenmiş olan cinayetin izlerini de yok etmek için yine pek çok sıra dışı yöntem uygulanmıştır Mutilasyon, bir şeyi çok ciddi bir biçimde yaralama hatta vahşice bir parçasını kopartma olarak tanımlanmaktadır.1 (University of Cambridge). Mutilasyon, diğer bir deyişle ceset parçalama dünya genelinde çok sık rastlanan bir olgu değildir. Ceset parçalama tanımı saldırganın kurbanın bedenini parçalara ayırması veya bedenin bir bölümünü kesmesi anlamına gelir. Fakat burada bir kaza veya patlama sonucunda cesedin parçalara ayrılması mutilasyon olarak değerlendirilmemelidir.2 (Konopka, Bolechał, Strona, & Kopacz, 2016) Bu çalışmada ülkemizde meydana gelen 3 mutilasyon vakası analiz edilecektir. Araştırmaya dahil edilen üç vaka medyada yer verilmiş haberlerin ışığında hazırlanmıştır. İncelenen üç vakanın ikisinde fail erkek, mağdur kadın iken; bir vakada 30

31 ise fail henüz kesin olarak tespit edilememiş, mağdur ise bir erkektir. İki vakada mağdur ve fail birbirlerini tanırken, bir vakada ise birbirlerine yabancı iki kişidir. Cinayetlerin sebeplerine bakıldığında ise yine iki vakada bir tartışma olduğu görülürken, bir vakada ise failin psikotik sanrıları olduğu belirtilmiştir.(bu kişinin daha sonrasında yapılan incelemeler sonucunda herhangi bir ruhsal bozukluğu olmadığı belirlenmiştir). Bahsedildiği üzere mutilasyon cinayetlere çok fazla rastlanmamaktadır. Bu çalışmanın amacı bu konuda ülkenin durumunu ve bu suçu meydana getiren olası faktörleri değerlendirmektir. Burada özellikle cinayetin işlenme nedenine, mağdur/fail ilişkisine, ve mutilasyonun ne amaçla uygulandığına odaklanılacaktır.

8- SEKONDER (İKİNCİL) TRAVMA Ecem Nadir Uzman Klinik Psikolog


Anahtar Kelimeler: istismar, travma, sekonder, ikincil İnsanların, beklenmedik bir anda başına gelen, kişide çaresizlik hissi yaratan, yaşamlarına uç boyutlarda olumsuz etki eden ve insanlarda ruhsal bağlamda sarsıcı bir durum yaratan deneyimlere ruhsal travma denir. Kişiye sıkıntı veren her türlü olayı travmatik olarak nitelendirmek doğru değildir. Bir kişi kendisi veya bir başkası ile ilgili fiziki bütünlüğün bozulması kapsamında değerlendirilecek bir olay ile karşı karşıya kalmışsa, ölüm tehlikesi durumu yaşamış veya tanık olmuşsa, bu olaylar ruhsal travma kapsamında değerlendirilir. Bununla beraber, ruhsal travma tepkisel açıdan ele alındığında, kişinin yaşadığı olay; kişide korku, çaresizlik ve dehşet hissiyatına kapılmasına neden olmalıdır. Ruhsal travmaya neden olan olayların başında gelen durumlar, deprem, sel, heyelan, kasırga gibi doğal afetler, cinsel veya fiziksel istismara maruz kalma durumları, çocukluk döneminde yaşanan istismar olayları, zorunlu göç, trafik ve iş kazaları, kişinin 31

32 hayatının ve kişinin yakınlarının hayatlarının tehlikeye girmesi durumlarıyla karşı karşıya kalma ve benzeri nitelikteki olaylardır. Sekonder travma olarak nitelendirilen durum ise insanların kendi ellerinde olmayan sebeplerden ötürü deneyimlemek zorunda kaldıkları yıkıcı olayların sorumlusunun, kendileri oldukları düşüncesi ile oluşmaktadır. Diğer bir yandan ikincil travma, başka insanların kendilerini dolaylı yoldan bu olaya dahil etmeleri ile başlar. Bu durumda ikincil travma, bir takım kişilerin yaşanan destrüktif olaydan, olayda mağdur olan kişiyi sorumlu tutması ile ortaya çıkar. Özellikle cinsel istismar vakalarında bu şekilde davranmamış olsaydı bu olayı yaşamamış olurdu düşüncesi en sık karşılaşılan tavır olarak nitelendirilebilir. Gerek medyadan gerekse toplumun her kesimi tarafından gelebilme olasılığı olan bu biçimdeki yorumlar, mağdur durumda olan kişiyi çok daha yıkıcı bir süreci yaşamaya iter. Diğer bir yandan mağdur olan kişiye inanmamak, uygun olmayan sorular sorarak yaşadığı olayı anlattırmak, yardım çağrısı neticesinde geç kalmak veya yardıma ulaşımı geciktirmek, ona travmayı hatırlatacak unsurlar arasında yer almakta ve süreci son derece olumsuz etkilemektedir. Bu noktada mağdurun yaşamış olduğu olay sonrasında; sağlık çalışanları, hâkim, savcı, kolluk kuvvetleri, avukat, öğretmenler ve okul idaresi, sosyal çalışma görevlileri gibi meslek gruplarının yanında aile ve sosyal çevresi ile kurduğu temas neticesinde aynı travmayı tekrar tekrar yaşaması, ikincil travmanın ortaya çıkmasında büyük ölçüde rol oynamaktadır. Türkiye de medyaya dahi yansıyan bir takım örneklerle sabit olan bu durumu değiştirebilmek adına iki aşamada çalışarak bu sorunu ortadan kaldırmak en büyük hedeftir. İlk aşamadaki hedef, farkındalık yaratmak ikinci aşamada ise bu alanda çalışan profesyonellerin daha duyarlı ve bilinçli olmaları adına eğitim programları düzenleyerek bu sorunu ortadan kaldırabilmektir. Örneğin; tıp öğrencilerinin lisans programlarında mevcut olan hasta-doktor ilişkisi dersine adli tıp alanı kapsamında mağdurla görüşme teknikleri konusu eklenebilir. Bu örneği hukukçuların ve benzer kamu çalışanlarının alanlarına göre uyarlayabilir ve hedefe ulaşma konusunda büyük aşamalı bir adım atılabilir. Bu bağlamda detaylı ve kapsamlı bir çalışma ile sekonder (ikincil) travma konusu daha sağlıklı bir şekilde ele alınmalıdır. 32

33 9- ÇOCUK CİNSEL İSTİSMARIYLA MÜCADELEDE İNTERPOL YAKLAŞIMI Dr. Bülent Tansel Psikolojik Danışman İNTERPOL Genel Sekreterliği

Anahtar Kelimeler: İNTERPOL Yaklaşımı, Çocuk Cinsel İstismarı. Bu çalışmada, çocuk cinsel istismarı ile mücadelede INTERPOL ün (Uluslararası Kriminal Polis Teşkilatı) yaklaşımı üzerinde durulmaktadır. İNTERPOL Çocuk Cinsel İstismarıyla Mücadele birimi, 1992 yılında Dakar da düzenlenen 61. İNTERPOL Genel Kurulu nda alınan kararla kurulmuş, avukat, psikolog ve bilişim uzmanlarından oluşmaktadır. Çocukların cinsel istismardan korunması amacıyla, mağdur merkezli yaklaşım esas alınmaktadır. Çevrimiçi araştırma ve soruşturma, çocuk mağdurların tespit edilerek koruma altına alınması ile önleyici hizmetler alt bölümlerinden oluşmaktadır. Alanda çalışan uygulayıcılara yönelik eğitim programları düzenlenmekte, toplumsal politikaların oluşturulmasına ve mücadelede etkin stratejilerin oluşturulmasına da katkı sağlanmaktadır. İnternet üzerinde yayınlanan çocuk cinsel istismar materyallerinin araştırılması ve soruşturulmasında; G8 ülkeleri ve AB tarafından finanse edilen Uluslararası Çocuk Cinsel İstismar Materyali Veri Tabanı ICSE-DB kullanılmaktadır. Çocuk cinsel istismarına ilişkin her türlü görsel fotoğraf ve videolar 7/24 esasına göre ICSE ye aktarılmaktadır. Teknolojik açıdan sürekli yenilenen ICSE ye, ülkemizin de yer aldığı 53 üye ülke tarafından erişim sağlanmaktadır. Cinsel istismar mağduru çocukların tespit edilip, istismarcılar ve cinsel istismarın meydana geldiği yerler arasında bağlantı kurulmasını sağlamaktadır. Yüksek teknoloji kullanılarak oluşturulan sistemde yer alan forum üzerinden her türlü bilgi, anında kullanıcılar arasında paylaşılabilmektedir. Mağdurların tespiti ve koruma altına alınması kapsamında; mağdurlar tespit edilerek, 33

34 koruma altına alınmakta ve ilgili ülkelerle bağlantı kurularak yasal işlemler başlatılmaktadır denberi kullanılmakta olan ICSE-DB üzerinde yapılan operasyonel araştırmalarda, sadece 2018 yılı Ocak ayı içerisinde 916, toplamda mağdur çocuk tespit edilerek, koruma altına alınmaları sağlanmış ve istismarcıları hakkında yasal süreç başlatılmıştır. ICSE-DB de yer alan materyallerin, gerçek bir çocuğa ait olması, çocuğun 13 yaş veya altında olması, genital bölgelerini içermesi halinde üç ayrı uzmanın ortak kararıyla, etkin önleme aracı olan BASELINE veri tabanına aktarılmaktadır. BASELINE da aktarılan materyaller, elektronik imza olarak saklanmaktadır. Yapılan ikili anlaşmalarla, BASELİNE da yer alan veriler, kamu ve özel sektörde ki kurumların veri tabanları ile belli aralıklarla karşılaştırılmaktadır. Herhangi bir isabet halinde ilgili kullanıcı tespit edilip, yasal işlem başlatılmaktadır.


10- EŞ ŞİDDETİYLE BAŞA ÇIKMADA KETLENMELER VE OLASI İHTİYAÇLAR: EŞ ŞİDDETİNE KARŞI YÖNTEMLER ENDEKSİ (EŞYE) KULLANILARAK BİR İNCELEME Arş.Gör. Nermin Taşkale Psikolog/ İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Psikoloji Bölümü Doç. Dr. Özlem Sertel-Berk İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Psikoloji Bölümü

Anahtar Kelimeler: Kadına yönelik şiddet, başa çıkma yöntemleri, indirgenmiş model, hayatta kalma kuramı Amaç: Kadınların heteroseksüel ilişkideki eş şiddetiyle başa çıkarken aldıkları konum yıllar içerisinde farklı bakış açılarıyla ele alınmıştır. İlk dönemlerde mağdurların şiddet sürecinde aldığı konum pasif olarak değerlendirilirken zaman içerisinde kadınların aldığı bu konumun aktif ögeler barındırdığı ve yalnızca pasif olarak değerlendirilemeyeceği düşünülmeye başlanmıştır. Kadının şiddet yaşantısındaki konumundaki bu değişim kadınları kurban olmaktan öteye taşımış ve hayatta kalmak 34

35 için çabalayan bireyler olarak tanımlanmalarına yol vermiştir. Bu bakış açısıyla geliştirilen Eş Şiddetine Karşı Yöntemler Endeksi (EŞYE) kadınların şiddete karşı kullandıkları yöntemleri ve bunları ne denli yararlı bulduklarını inceleyen bir endekstir. Bu yöntemler resmi bağlantılar, yasal, güvenlik planlaması, gayriresmi bağlantılar, karşı koyma ve yatıştırma biçimindedir. Amerika Birleşik Devletleri nde farklı alt kültürlerde kullanılan endeks madde ve boyutlarının kullanım sıklığı ve yararlılık puanları çalışmalar arasında genel anlamda benzer bulgular sunmuştur. Gereç ve yöntem: Bu çalışmada Ankara, Çanakkale ve İstanbul illerinde kartopu örneklemesiyle erişilen şiddet mağduru 99 kadının EŞYE başa çıkma yöntemlerini kullanıp kullanmadıkları ve yararlı bulup bulmadıkları incelenmiştir. Bulgular: Çalışma sonucunda erişilen bulgulara göre; EŞYE boyutları en sık kullanılandan en seyrek kullanılana doğru yatıştırma, karşı koyma, gayriresmi bağlantılar, yasal, resmi bağlantılar ve güvenlik planlaması biçiminde sıralanmaktadır. Yararlı bulunma sıralaması ise resmi bağlantılar, yasal, gayriresmi bağlantılar, güvenlik planlaması, yatıştırma ve karşı koyma biçimindedir. Sonuç: Çalışmaya katılan şiddet mağduru kadınların EŞYE yöntemlerini kullanım sıklığı ve yararı bulma oranlarının batılı kadınlarla genel anlamda benzer olduğu düşünülebilir. Bununla beraber, toplulukçu kültür yapısıyla örtüşebilecek biçimde toplumsal alandaki yöntemlerin bireysel alandaki yöntemlere görece daha yararlı bulunduğu bildirilmiştir. Türkçe formunda, uluslararası alan yazınla genel anlamda tutarlı bulgular sunan endeksin hem uygulama hem akademik alanda kullanımına ilişkin daha fazla veriye ihtiyaç duyulmaktadır. Bu noktada saha çalışanlarının endeksle tanıştırılarak endeksin alan çalışmalarına olası katkıları üzerinde durulmasına ihtiyaç duyulmaktadır. Bir ölçek değil endeks olması nedeniyle şiddetle başa çıkmayı durumsal ve devingen olarak ele alan EŞYE nin literatüre kuramsal ve uygulama anlamında önemli katkı sağlayabileceği düşünülmektedir. 35

36 11- YAKIN İLİŞKİDE ŞİDDETE OLAY TEMELLİ YAKLAŞIMLAR VE ŞİDDET OLAYLARININ YAKIN ÖNCÜLLERİ ÖLÇEĞİ MAĞDUR FORMU (ŞOYÖM). Arş.Gör. Nermin Taşkale Psikolog/Akademisyen Doç. Dr. Özlem Sertel-Berk İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Psikoloji Bölümü

Anahtar Kelimeler : Kadına yönelik şiddet, yakın öncüller, etkileşim, sadakat, faktör Amaç: Yakın ilişkide şiddeti anlamak üzerine çalışmalar son yüzyılda büyük gelişim göstermiş ve farklı kuramsal yaklaşımlardan temel alan açıklamalar sunulmuştur. Bu açıklamalarda başvurulan kavramsal ve kuramsal değişkenler arka plan, güncel yaşam koşullarına ilişkin ve en yakın öncüler olarak gruplanabilmektedir. Bireysel ya da gözden geçirme çalışmaları bu açıklamalar arasında şiddet anına dair öncülere değinen değişkenlerin şiddeti anlamada açıklayıcı gücü en yüksek olanlar olduğuna işaret etmektedir. Şiddet Olaylarının Yakın Öncülleri (ŞOYÖ) bu öncüleri işlemsel olarak tanımlamada başvurulabilecek bir formdur. Ölçek orijinal çalışmada failler için geliştirilmiş ve hipotez edildiği üzere şiddetin araçsal ve tepkisel öncülerini kabul edilebilir düzeyde temsil ettiği düşünülmüştür. Bununla beraber, yakın ilişkide şiddeti açıklanmada başvurulan değişkenlerin mağduriyetteki varyansı açıklamada failliğe görece daha güçsüz kaldığı düşünülmektedir. Buradan hareketle söz konusu ölçek Şiddet Olaylarının Yakın Öncülleri Mağdur Formu (ŞOYÖM) adıyla mağdur diline uyarlanmış ve Türk kültüründe ortaya çıkan faktör yapısı incelenmiştir. Gereç ve yöntem: Çalışma kapsamında 101 şiddet mağduru kadının verisi ele alınmıştır. Ölçeğin faktör yapısının incelenmesinde katılımcıların ŞOYÖM ve Çatışma Çözümlerine Yaklaşımlar Ölçeği-2 fiziksel şiddet (ÇÇYÖ-F) ve yaralanma (ÇÇYÖ-Y) boyutlarından elde edilen puanlara başvurulmuştur. Bulgular: Ölçeğin sırasıyla araçsal ve tepkisel öncülleri temsil eden etkileşim (ŞOYÖM-E) ve sadakat (ŞOYÖM-S) anlaşmazlıkları boyutlarından oluştuğu gözlenmiştir. ŞOYÖM, ŞOYÖM-E ve ŞOYÖM-S puanları ÇÇYÖ-F; ŞOYÖM, ŞOYÖM-E puanları ÇÇYÖ-Y puanlarıyla ilişkili bulunmuştur. 36

37 Sonuç: Türkçe formun faktör yapısının orijinal çalışmanın hipotezleriyle örtüşen iyi uyum gösteren bir yapı sunduğu düşünülebilir. Gelecek çalışmalarda yakın ilişki şiddetini olay temelli ve bakış açısıyla incelemede fayda sağlayabileceği umulan ŞOYÖM ün faktör yapısının ötesinde güvenirlik ve geçerlilik çalışmalarının gerçekleştirilmesine gereksinim duyulmaktadır. Ayrıca; ölçeğin fail formunun da kültürümüze uyarlanmasına gereksinim vardır. Bu yolla yakın ilişkide şiddet bağlamında olay temelli yaklaşımın, aktör partner ilişkisi kapsamında incelenebilmesine katkı sunulabileceği düşünülmektedir.

12- YENİ NESİL SENTETİK UYUŞTURUCU FLAKKA, ZOMBİ HAPI, GRAVEL, Α-PVP (ALFA-PİROLİDİNOVALEROFENON) VE ADLİ TIP BOYUTU Tuğba Duvar Acıbadem Mehmet Ali Aydınlar Üniversitesi, Adli Tıp ve Etik Yüksek Lisans

Anahtar Kelimeler : Uyuşturucu, α-pvp Alfa-pirolidinovalerofenon, Zombi Hapı, Flakka, Sentetik Adli tıp için alkol ve madde kullanımının saptanması, olayın nasıl meydana geldiğinin araştırılmasında kritik bir değer taşımaktadır. Maddenin kendisinin veya metabolitinin vücutta varlığı sıklıkla fiziki delil olarak kullanılmaktadır. Genel anlamda bağımlılık bir nesneye veya kişiye duyulan önlenemez istektir. Madde bağımlılığı, vücut fonksiyonlarını olumsuz etkileyen, zarar verdiği halde kullanımının bırakılamamasına denir. Bilinç durumunu etkileyen, algıyı bozan, genelde ağrı acı ve ızdıraptan kurtulma amacıyla kullanılan keyif verici maddelerdir. Flakka, Zombi Hapı ve Gravel gibi sokak isimleriyle anılan α-pvp (alfapirolidinovalerofenon) sentetik bir uyuşturucu türüdür. Flakka, İspanyolca da ince zayıf çekici kadın ve Gravel da çakıl anlamına gelmektedir. Α-PVP ikinci nesil katinon türevidir. Genelde beyaz toz ve kapsüle hap şeklinde piyasa bulunmaktadır.banyo tuzları, bitki gıdası, böcek savar, gübre, mücevher temizleyicisi, leke çıkarıcı ve 37

38 araştırma kimyasalları şeklinde etiketlenerek ve insan tüketimi için değildir ibaresi yer alarak piyasa satılmaktadır. Tablet ve kapsül şeklinde alınması, burun yoluyla, intravenöz, intramüsküler enjeksiyon ile, rektal olarak ve sarma şeklinde alımlar bildirilmiştir. Banyo tuzu olan MDPV (3,4-Methylenedioxypyrovalerone) ile molekül formülü benzerlik göstermektedir. α-pvp güçlü bir uyarıcıdır. Kokainden daha riskli bir biçimde kötüye kullanım ihtimali öngörülmektedir. Sentetik katinonlar ölümcül yan etkilere neden olabilmektedir. Kötüye kullanımda deliryum, taşikardi, hipertermi, böbrek yetmezliği, ajitasyon, sanrı, intihar ve cinayete sebebiyet verebilecek kadar fazla şiddet davranışları görülmüştür. İdrar, kan ve dokudan analiz yapılmaktadır. Uyuşturucular dünyada yasalar ile kontrol altına alınmaya çalışılan, buna rağmen gençleri ve çocukları etkileyen ve geri dönüşümü çok zor etkilere neden olan maddelerdir. Her geçen gün sayıları artmaktadır. Flakka ile ilgili henüz yeterli çalışmalar mevcut değildir, fakat bağımlılık potansiyelinin olabileceği öngörülmektedir. Bu yeni nesil sentetik katinonun kötüye kullanılması ihtimalinin yüksek olması ve topluma tehdit unsuru olması nedeniyle önlem alınması gerekmektedir. Bu çalışmamızda, alfa-pirolidinovalerofenon un metabolizması, toksisitesi, farmakolojisi ve adli boyutu incelenmiştir.

13- ÇOCUĞUNU ÖLDÜRMEK: İNTİKAM MOTİVASYONU İLE GERÇEKLEŞTİRİLEN FİLİSİD VAKALARINDA DİSİPLİNLERARASI YAKLAŞIM Yrd. Doç. Dilek Çelik Akademisyen Gedik Üniversitesi Psikoloji Bölümü Anahtar Kelimeler : Filisid, Çocuk Ölümleri, İntikam, Aile içi Şiddet 38

39 Amaç: Filisid, çocuğun ebeveynlerince öldürülmesi eylemi olarak tanımlanır. Birçok araştırmacı ebeveynlerin çocuğunu öldürme eyleminin arkasında yatan sebepleri anlayabilmek için öldürme eylemdeki motivasyonel ve dürtüsel faktörlere ilişkin sınıflandırma sistemleri geliştirmeye çalışmıştır. Bu sınıflandırma çalışmalarının öncülerinden biri olan Resnick e göre (1969), filisid olguları motivasyonel özelliklerine göre özgeci, akut psikoza bağlı, istenmeyen çocuk, kazara ve eş intikamı olmak üzere olmak üzere 5 grupta sınıflandırmıştır. Bu çalışma kapsamında, Resnick (1969) sonrası yapılan sınıflandırma sistemlerinin bazılarında (ref) misilleme amaçlı filisid olarak da ele alınan babaların eşten intikam almak amacı ile gerçekleştirdikleri filisid vakaları incelenecektir. Yöntem: Bu çalışma kapsamında Türkiye de babaların eşten intikam almak amacı ile gerçekleştirdikleri filisid vakalarına ilişkin veriler, son 1 yıl içerisinde dijital ve basılı medya kaynaklarından elde edilen ilgili haber içerikleri taranarak elde edilmiş ve içerik analizi yöntemi kullanılarak analiz edilmiştir. Sonuç: İncelenen vakalarda filicid eylemi öncesinde ebeveynlerin çatışmalı bir boşanma süresinde oldukları, öldürme eylemini gerçekleştiren babanın eşe karşı yoğun bir şiddet uyguladığı ve çocuklara zarar vermek konusunda tehditlerde bulunduğu, konuya ilişkin adli mercilere gerekli tedbirlerin alınması için başvurularda bulunulduğu ancak bu tedbirlerin tebliğ edilmesinde ve/veya uygulanmasında önemli ölçüde eksikliklerin bulunduğu gözlenmiştir. Vakaların bir kısmında filisid eylemini babanın intiharı veya intihar girişimi takip etmektedir. Vakaların medya yansımasında olaya münferit nitelik katan trajedi söyleminin çokça yer aldığı ve bu durumun sistematik olarak gerçekleşen cinsiyet temelli şiddetin çocuklar üzerindeki sonuçlarını tartışma zeminini zedelediği düşünülmektedir. Tartışma: Ulusal düzeyde yapılan akademik çalışmaların büyük bir kısmında olguların demografik ve adli psikiyatrik özelliklerinin ön planda olduğu, cinsiyet temelli şiddet ve boşanma süreçlerinde baba tarafından anneden intikam almak motivasyonu ile gerçekleştirilen filisid vakalarının tartışılmadığı görülmektedir. Filisid vakaları ile mücadelede sadece adli psikiyatrik yaklaşımların yeterli olmayacağı, konunun önleyici tedbirleri, sosyal politikaları, cinsiyet temelli şiddetle mücadeleyi ve çocuk odaklı disiplinlerarası bir işbirliğine gerektiği düşünülmektedir. 39

40 14- ŞİDDET 4.0 : ROBOTLARIN ŞİDDET SUÇLARINDA KONUMLANMASI Zeynep Reva Avukat Acıbadem Mehmet Ali Aydınlar Üniversitesi, Adli Tıp ve Etik Bölümü

Anahtar Kelimeler : Sanayi 4.0, Şiddet 4.0, robotların cezai sorumluluğu. Dördüncü sanayi devrimini sembolize eden Sanayi 4.0, çağdaş otomasyon sistemlerini, veri alışverişlerini, üretim teknolojilerini ve yapay zekalı robotik sistemleri içermektedir. Robotik sistemler üçe ayrılmaktadır. 1) Otonom olmayan: İnsanlar tarafından uzaktan kumanda edilen, iradesi ve karar alma yeteneği olmayan sistemlerdir. 2) Yarı-otonom: Makine yapay zekasının ve insan zekasının ortak kullanıldığı sistemlerdir. En güzel örneği insansız hava araçlarıdır. 3) Tam otonom: İnsanın karar alma sürecine dahil olmadığı, bütün kararları yapay zekanın kendisinin aldığı sistemlerdir. Dijitalleşen dünyada robotlara vatandaşlık verilmeye başlanınca robotlara hukuki kişilik verilmesinin uluslararası düzlemde tartışılması kaçınılmaz olmuştur. Otonom olmayan robotlar hukuki kişilik tanınmasına dair hukuki tartışmaların dışındadır. Ancak yarı-tam otonom robotlar için durum farklıdır. Çünkü yapılan çalışmalar bunların insanlar gibi önyargılara sahip olabileceğini, üreyebileceğini, yeni bilgiler öğrenip bu bilgileri insan yardımı almadan işleyebileceğini, kendi iradesiyle hedef belirleyip bu hedefi vurma kararını yine kendisinin verebileceğini ve insanların yapabildiği daha birçok şeyi yapabileceklerini göstermektedir. Bütün bunlar robotların ve insanların beraber yaşayıp aynı hukuka tabi olacağını göstermektedir. Hukuki kişilik kazandırılan robotların şiddet suçlarının faili ve/veya mağduru olabileceğini de dikkate alarak düzenlemeler yapmak gerekecektir. 40

41 Bilinçli hareket edebilen tam otonom bir robot, bir insana şiddet uyguladığı takdirde hukuki kişilik kazandırılacak olan bu robotların cezai sorumluluğunun da düzenlenmesi ihtiyacı doğacaktır. Ya da tam otonom bir robot kendisine zarar vermek isteyen bir insana karşı koyarken o insanın ölümüne veya yaralanmasına neden olursa öz savunma sayılabilecek midir? Ya da bilinçli robotlar cinsel saldırı suçlarının faili olabilecekler midir? Robotlar şiddet suçlarının mağduru olabilecek midir? Robota şiddet uygulayan bir insanın cezai sorumluluğu olacak mıdır? Yakın geçmişte seks robotları üretilmeye başlanmıştır, seks yetenekleri gelişen robotlara karşı cinsel suç işlenebilecek midir? Robotlara vatandaşlık verilmesinin bir sonraki aşaması robotlara hukuki kişilik kazandırılması olacaksa bir sonraki aşamanın da özellikle şiddet suçları bakımından robotların fail ve/veya mağdur olarak konumlanmasına dair yasal düzenlemelerin getirilmesi olmalıdır.

15- ÇOCUK HAKLARI İLE İLGİLİ FARKINDALIK BİLGİ ARAŞTIRMASI Makbule Kurt Okul Öncesi Öğretmeni Acıbadem Mehmet Ali Aydınlar Üniversitesi, Adli Tıp ve Etik Yüksek Lisans Öğrencisi

Anahtar Kelimeler: Çocuk Hakları, Farkındalık, Anket, Eğitim, Sözleşme, Katılım, Yüksek Yarar, Eğitim Toplumu yetiştirdiği nesil ve aktardığı bilgiler ile şekillenir.toplumları değiştirme ve geliştirmede kılavuzluk rolünü çocuklar üstlenir. Toplumun niteliğini belirlemede etkin bir rol oynayan çocukların aktif katılımı ve tüm temel gereksinimlerinin yanı sıra psikolojik ve sosyolojik ihtiyaçlarının da karşılanması gerekmektedir. Bu gereklilikten hareketle, çocukların sözü edilen gereksinimlerinin karşılanmasını ve onların korunmasını sağlayan hakları bulunmaktadır. Bu haklar çocukları koruyan yasal bir metinde toplanmıştır. Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi, dünyada en yaygın ve sözleşmenin 41

42 oluşturduğu şartlar gereği en hızlı kabul görmüş, günümüzde de en çok ihtiyaç duyulan sözleşmedir. Türkiye Cenevre Beyannamesinden bu yana sözleşmeyi imzalayan devletler arasındadır ve Çocuk Hakları Sözleşmesi'ni 2 Ekim 1995'te uygulamaya başlamıştır. Çocuk Hakları sözleşmesini belirleyen temel kavramlar; ayrım gözetmeme, çocuğun yüksek yararı, yaşam ve gelişme, koruma ve katılımıdır. Bu sözleşmeye göre; daha erken yaşta reşit olma durumu hariç 18 yaşına kadar her insan çocuktur. Çocuk Hakları Sözleşmesi, ulusal ve uluslararası alanlarda çocukları önemli bir yere koymuştur. Temel olarak korunmasını hedef alarak başlayan sözleşme, günümüz koşullarında, çocuklarla ilgili olumlu yönde algı değişikliği de sağlamıştır. Sözleşmeyi imzalayan devletler, çocuğu ilgilendiren kararlarda; çocuğun yüksek yararına hareketlerde bulunacak ve sorumluluklarını yerine getirmelerinde ailelere, kurumlara yol gösterecek olan çalışmaları hassasiyetle yapmak zorundadır. Çocuklar değişimin itici gücüdür. Öğrendikleri bilgilerin niteliğine göre hayatlarını şekillendirir, yol ayrımlarını, bilgilerini deneyimlere katarak seçer, güçlenir. Çocuklar büyürken bilgileri ve deneyimleri onların en önemli kılavuzlarıdır. Çocuklara haklarını öğretmek yetişkinlerin ve çocukla temasa geçen herkesin asli görevidir. Çocuk Hakları Farkındalık çalışmasında İzmir bölgesinde yaşayan 18 yaş üstü bireylerin çocuk hakları ile ilgili bilgi ve görüşleri ölçülmek istenmektedir. Çocukların temel hakları ile başlayan anket çalışmasında korunma hakları ve istismar gören çocuğun başvuracağı birimlerle ilgili sorular bulunmaktadır. Ulaşılan istatistik sonuçlarına ve ihtiyaçlara göre ; çocuk,aile,ve eğitimcileri kapsayan Çocuk Hakları Eğitim Programı hazırlanması planlanmaktadır.anket 700 ile 1000 kişi aralığında bir kitleye ulaşmayı hedeflemektedir. 42

43 16- KARDEŞ İSTİSMARI Damla Tonya Psikolog Acıbadem Mehmet Ali Aydınlar Üniversitesi, Adli Tıp ve Etik Bölümü

Anahtar Kelimeler: Aile içi şiddet, Kardeş istismarı, İhmal, Ebeveyn Tutumları,Zorbalık Kardeşler arasındaki anlaşmazlıkların şiddet olarak tanımlanabilmesi için cinsel, sosyal, sözel, psikolojik veya fiziksel olarak zarar verici davranışların kasıtlı olarak yapılması gerekir. Kardeşler arası şiddet aileler tarafından gelişimin normal bir parçası olarak değerlendirilir. Bunun kardeşler arası rekabet olduğunu zaman içerisinde sona ereceği düşünülür. Kardeşe yönelik şiddete neden olan bazı faktörler bulunmaktadır. Bu faktörler; 1) Sahip olunan gücün kötüye kullanılması, 2) Uygun olmayan beklentiler içerisinde olma, 3) Küçük kardeşin sorumluluğunun büyük kardeşe verilmesi, 4) Ebeveyn davranışlarını model alma veya taklit etme, 5) Ebeveynlerin kendi problemleri ile bunalmış olması, 6) Fiziksel ve mental hastalıklar, 7) Ekonomik durumlar, Ebeveynlerin etkisiz müdahaleleri, 9) Mağdur edilen kişinin tepkisi, 10) Davranışın normalleştirilmesi, 11) Öfkenin kabul edilemeyen şekilde dışa vurumu, 12) Medyanın etkileri'dir. Bir davranışın kardeş istismarı olup olmadığını anlamak için öncelikle salt davranışı tanımlamak gerekir. Bir davranışın istismar edici davranış olup olmadığını ayıran en büyük kriter olan davranışın yapılan yaş için uygunluğudur. Bununla beraber davranışın amacının ne olduğu sorgulanmalıdır. İstismarcı davranışı normal davranıştan ayırmak için şu soruları sorabiliriz : 1)Davranış hangi durumda meydana geldi?, 2) Davranıştan önce ne oldu?, 3) Yaşanan olayda mağdurun olaya katkısı neydi?, 4) Fail herhangi bir şeyi veya gördüğü bir şeyi mi taklit ediyordu?, 5) Davranış planlı mıydı yoksa kendiliğinden mi oldu?, 6) Davranış daha önce de oldu mu?, 7) Mağdur olanlar hakkında ne hissetti?, Yaşanan olayla ilgili failin tepkisi ne oldu?, 9) Fail bu davranışla geçmişte karşılaştı mı?. 43

44 Bazı aileler yaşanılan istismar durumlarına etkili müdahalenin nasıl yapılacağını bilmemektedirler. Böylece istismarı kontrol edemez veya durduramazlar. Ailelerin hangi davranışların normal, hangi davranışların istismar olduğunu belirlemeleri ve buna yönelik tutum sergilemeleri gerekir. Soruları yanıtlamak istismarı değerlendirmek için genel bir yol gösterici olabilir. Kriterler davranışın normal olduğunu gösteriyor ama bir ebeveyn çocuğunun davranışından rahatsızlık duyuyorsa, benimsenecek en güvenilir yaklaşım davranışa potansiyel olarak istismar edici gözüyle bakmaktır. 17- KADINA YÖNELİK EKONOMİK ŞİDDET Deniz Çelik Avukat Anahtar Kelimeler: Kadına Yönelik Şiddet, Ekonomik Şiddet, Cam Tavan Kadına yönelik ekonomik şiddet, diğer şiddet türlerine oranla daha az konuşulmasına rağmen kadına yönelik birçok şiddet türünün de temelinde yer almaktadır. Ekonomik şiddet, paranın ve ekonomik kaynakların kadın üzerinde kontrol aracı, tehdit ve yaptırım olarak kullanılmasıdır. Bir defaya mahsus eylemlerden ziyade süreklilik arz eden bir durumu ifade eder. Evin masraflarını karşılamamak, kadının çalışmasına izin vermemek ya da zorla çalıştırmak gibi eylemler ekonomik şiddete örnek verilebilir. Cumhuriyet Üniversitesi nin psikiyatri polikliniğine başvuran 300 evli kadın üzerinde yapılan bir çalışmada; 16 29 yaş gurubundaki kadınların, %32 sinin ekonomik şiddete maruz kaldığı belirlenmiştir. Kadınların ekonomik anlamda sömürülmesi ilk olarak aile içinde başlamaktadır. Kız çocuklarının eğitimden yoksun bırakılarak çalışma yaşamına sokulmaması, ev eksenli çalışmalarda sosyal güvenceden yoksun bırakılmaları buna en temel örneklerdir. Kadının eğitimli olması da büyük bir çoğunlukla kadını bu şiddetten koruyamamaktadır. Kadınlar erkek meslektaşlarıyla aynı ücreti alamamakta, eşit işe eşit ücret uygulaması sadece sözde kalmakta ve Anayasa nın 10. Maddesiyle korunan eşitlik ihlal edilmektedir. Kadının ailesi ve kariyeri arasında tercih yapması gerekirse ailesini tercih edeceği düşüncesi cam tavan kavramını ortaya çıkarmştır. Bu kavram, kadınların hak ettikleri halde cinsiyet ayrımı nedeniyle üst düzey yönetime 44

45 ulaşamamalarını ifade etmektedir. Sonuç olarak bu durum, onların ekonomik anlamda tercihlerinin, hak ve özgürlüklerinin ihlalini gösterir ki bu da şiddeti kapsar. Erkek nüfusla karşılaştırıldığında kadınların kamusal alanda işsiz kalma oranları daha fazladır. Bu durum kadınların yoksullaşması olarak adlandırılmaktadır. Türkiye İstatistik Enstitüsü nün 2007 işsizlik oranı ve cinsiyet oranı verilerine göre kent nüfusunun %16.0 sını kadın işsizler oluştururken %10.7 ini erkek işsizler oluşturmaktadır. Toplumsal yaşantımızda önemli bir yere sahip olan kadınları, hak ettikleri statüye kavuşturmak için sosyo-kültürel ve ekonomik ilişkileri yeniden kurgulamalı ve onları destekleyen, onları güvenceye alan ve koruyan hizmetler geliştirilmelidir. Çünkü uygulanan her türlü şiddet, toplumlarda sağlıksız bireyler yaratmaktadır.


18- ÇOCUK CİNSEL İSTİSMARI OLGULARIN İSTİSMARCI VE MAĞDUR İLİŞKİSİ Damla Tonya Psikolog Acıbadem Mehmet Ali Aydınlar Üniversitesi, Adli Tıp ve Etik Bölümü

Anahtar Kelimeler: Çocuk Cinsel İstismarı, Cinsellik, Damgalanma, Acizlik, İhanet, Korku Çocuk cinsel istismarı olgularında faillerin büyük çoğunluğu akrabalar, öğretmenler, komşular gibi çocuğun tanıdığı ve güven duyduğu otorite figürleridir. İstismarcı ile mağdur çocuk arasındaki yakınlık ve ilişki, çocuk üzerinde kalıcı ve yıkıcı hasarlar meydana getirebilir. Cinsel istismara uğramış çocuk, istismar ortaya çıktıktan sonra istismarın başlangıcından itibaren yaşadığı tüm olayları aydınlatmaya başlar. 1) Acizlik : Çocuğun isteği ve iradesi dışında, istismarcının çocuğa yaklaşmak onu istismara hazırlamak için belirlediği yöntemleri kullanarak mağdur ettiği çocuğu cinsel doyumu için kullanmıştır. Bazı istismarcılar mağduru fiziksel ve genital temas içermeyen şekillerde de istismar ederler. İstismarı engelleyemeyen çocuk kendisini 45

46 çaresiz ve aciz hisseder. İstismar esnasında tehdit, korkutma gibi farklı yöntemler kullanması çocuğun süreğen ve gizli kalan bir istismar ortamında kalmasına sebep olur. Sevdiklerine gelebilecek zararı önleme isteği, ailesinin vereceği tepkiden korkan çocuk istismarın açığa çıkmasıyla bu durumun istismarcının benimsettiğinin tam tersi olduğu gerçeği ile karşılaşır. 2) İhanet Duygusu : İstismara uğrayan çocuk, kendisini istismar eden kişiye karşı duyduğu güven olayın ortaya çıkması değişmeye başlar. İstismarcının çocuk zihninde normalleştirmeye çalıştığı eylemin aydınlatılmasıyla çocukta 'dünyanın çok kötü bir yer olduğu' algısı oluşur. 3) Zedelenmiş Cinsellik : Kendisinden yaşça büyük kimse tarafından istismara uğrayan çocuk cinsel duygu ve tutumlarından normal gelişimlerine uygun olmayan davranışlara sahip olabilir. Cinsel kimlik, işlev bozukluğu, aşırı ilgi veya ilgisizlik gibi durumlar ile sık karşılaşırlar. Özellikle hamilelik, cinsel yolla bulaşan hastalık gibi durumlar ile sonuçlanan istismar olgularının etkileri daha fazladır. 4) Damgalanma : Kötülük, utanç, suçluluk gibi kavramlar cinsel istismara eşlik etmekle birlikte bu kavramlar zamanla istismara uğrayan çocuğun benlik algısına karışır ve çocuk kendisini bu kavramlarla damgalanmış olarak algılamaya başlar. Kültür ve medya gibi etkenler çocuğun toplum hayatına geri dönmesini zorlaştırır ve istismarın psikolojik etkilerini arttırır. Mağdurun ailesinin olaya tepkisi ve sosyal desteğin varlığı oldukça önemlidir.

19- SAĞLIK ÇALIŞANLARININ CİNSİYET AYRIMI VE KADINA KARŞI ŞİDDET KONUSUNDAKİ TUTUMLARI Yrd. Doç. Dr. Elif Okşan Çalıkoğlu Atatürk Üniversitesi, Tıp Fakültesi, Halk Sağlığı Anabilim Dalı Anahtar Kelimeler: Kadına karşı şiddet, sağlık çalışanları, cinsiyetçi tutumlar

Giriş: Çalışmamız, Erzurum acil servis çalışanlarının kadına yönelik şiddet konusunda 46

47 tutumlarını incelemek ve cinsiyetçi görüşlerle olan ilişkisini araştırmayı amaçlamaktadır. Gereç yöntem: Kesitsel nitelikte olan çalışmanın evrenini Erzurum İl merkezinde acil servislerde çalışan 460 sağlık çalışanı (doktor, hemşire, acil tıbbi teknisyen ve sağlık görevlisi) oluşturmaktadır. Etik kurul izni alınan, gönüllülük esasına dayalı araştırmada Mart-Nisan 2016'da ankete katılmayı kabul eden 370 sağlık çalışanına uygulanmıştır. Tanımlayıcı istatistikler ortalama± standart sapma, yüzde, frekans dağılımları olarak sunulmuştur. Veri analizi Student t testi, Tek Yönlü ANOVA, Pearson korelasyon analizi, Pearson Ki-Kare testi ve doğrusal regresyon analizi kullanıldı. p<0.05 istatistiksel olarak anlamlı kabul edildi. Veri analizi için SPSS 22.0 istatistik paket programını kullanıldı. Bulgular: Katılımcıların yaş ortalaması 29.6 ± 8.0 yıldı.katılımcıların 176 (% 47.6) sı kadın, 194 (% 52.4) ü erkek idi. Sağlık personelinin yarısından azı (% 48.5, n = 173) kadına yönelik şiddeti tanımada ve baş etmede kendini yeterli hissettiğini bildirmiştir. Kadına yönelik şiddet olaylarında katılımcıların % 18.5(n = 67) i mağduru faille uzlaştırmaya çalışacaklarını belirtti. Kadına yönelik şiddet tutum soruları arasında en yüksek ortak yanıt, Kızını dövmeyen dizini döver. atasözünün doğru (% 18.0 katılıyorum, n = 64)luğuna dair idi. En cinsiyetçi tepki, "Evini geçindirmek erkeğin görevidir." öğesine dayanıyordu(% 37.3 katılıyorum, n = 136). Erkeklerin hem kadına yönelik şiddet (20.7 ± 5.2, 16.9 ± 2.8; t = 7.927; p <0.001) hem cinsiyetçi tutumları (24.3 ± 5.3'e karşı 18.6 ± 4.3; t = 1.714; p <0.001) daha yüksekti. Yaş (B = 0.067,% 95 GA: 0.014-0.119; p = 0.013) ve cinsiyet (B = 0.487;% 95 GA: 0.407-0.566; p <0.001) kadına yönelik şiddet tutumu için bağımsız birer belirleyici olarak bulundu. Sonuç: Kadına yönelik şiddet tutumlarını değiştirmek için eğitimler verilmeli, kamu sağlığı önlemleri alınmalı ve sadece şiddet üzerine değil cinsiyet ayrımcılığına da odaklanılmalıdır. 47

48 20- PEDOFİLİ
Semih Erkan Öğrenci Acıbadem Mehmet Ali Aydınlar Üniversitesi Anahtar Kelimeler: Pedofili, İstismar, Michael Jackson Mevcut araştırmada dünyada ve türkiyede çok fazla yaygın ve bir o kadar gizli olan cinsel dürtü bozukluğu, pedofili çalışılmıştır. Pedofili; çocuk genitallerini ellemek, cinsel ilişki, teşhircilik, çocuk fahişeliği vb. çocuğun cinsel sömürüsünü kapsamaktadır.pedofilideki temel özellik çocuğun cinsel sömürülmesinin saldırganda bir saplantı olarak bulunmasıdır.tekrara açık bir suçtur ve psikiyatrik hastalıklar grubundadır. Çocuğa yönelik her istismar pedofili değildir, farklı patolojiler barındırırlar. Pedofilinin temel etiyolojisi bilinmemekle birlikte ve birçok faktörün etkili olduğu gözlenmektedir. Günümüzde artan pedofili olgularına yönelik önlem alınmaması, ailelerin bilinçlendirilmemesi sonucunda; çocuk kurbanlar artmaktadır. Açığa çıkan olaylardan çok, gizli kalan olaylar vardır. Sonucunda mağdur da zamanla farklı boyutlara ulaşan patolojiler ve telafi edilemeyen travmalar oluşmaktadır. Bu araştırmada konu ile ilgili topluma yönelik farkındalık amaçlanmıştır. Aynı zamanda bütün dünyada ses getiren, bir pedofili davası olan ve bu kimliğe sahip olduğu iddia edilen Michael Jackson davasından da kanıtlar içermektedir. Sanatçının özel ve farklı yaşamı, kayıp olarak nitelendirdiği çocukluğu ve özlemi dünya ülkelerinde yürüttüğü çocuk projeleri, çocuksu karakter özellikleri ve çocuklara olan yakınlığı, medya ve para koparma amacı olan kişiler tarafından fırsata dönüştürülüp sanatçı hakkında tekrarlı olarak pedofili davası açılmıştır. Konunun araştırmaya eklenmesinin sebebi; pedofilinin ne olduğu anlatıldıktan sonra Michael Jackson pedofili davasının içeriği, kanıtları, iddiaları ve rapor sonuçları ile bilimsel bir çerçevede pedofilinin ne olmadığınıda göstermektir.araştırmada pedofili ve dava ile ilgili bütün kanıtlar sonuçlar mevcuttur. 48

49 21- DİYOJEN (ÖZ BAKIM) SENDROMU Burcu Vreskala Öğrenci, İstanbul Bilim üniversitesi, Fen Edebiyat Fakültesi, Psikoloji Bölümü

Anahtar Kelimeler: Diyojen Sendromu, Öz bakım Sendromu, Yaşlı Bakımı İhmali, Yaşlı İhmali Yaşlı, kimsesiz hastaların çağın gereklerine yeterince ayak uyduramamaları zaman zaman onların toplum dışına itilmeleri ile sonuçlanmaktadır. Teknolojik gelişmelerin insanları daha bireysel yaşamaya itmesi, tıbbi gelişmelerin insan ömrünü uzatması, yaşlı nüfusundaki artışa ve toplumun bu insanların çok değişik problemleri ile yüz yüze gelmesine neden olmuştur. Bu sorunlardan en uç noktada bulunanlardan ve adı diğerlerine nazaran daha iyi bilinenlerden birisi ise öz bakım sendromu diğer bir deyişle Diyojen sendromudur. Bu sendrom, beynin idari işlevlerden sorumlu olan frontal lobunda meydana gelen bozulmalar sonucu oluşur. Bu hastalar normalde sosyokültürel seviyesi yüksek insanlar olup, bu tip bir davranış bozukluğuna geçişleri çok yavaş olmaktadır. İlk olarak etrafında olup bitenlerle temasını kesen bu insanların zaman içerisinde diğer sosyal duygularında çöküş gelişir. Bu sendromun iki ayrı formu bulunmaktadır. Birinci tipinde bireyin sağlık koşulları hastalığı tetiklemezken ikinci tipinde hastalığı tetikler. Bunlar: Öz bakımda düşüklük, aşırı sosyal kaygı, sosyal anksiyete, obsesif kompulsif eğilim, beslenme bozuklukları, diğer insanlara güvenmeme, sağlıksız ve güvensiz yaşam koşulları dır. Diyojen sendromu ilgili bilgilerin sınırlı olmasının nedeni; bu insanların genellikle kimsesiz ve entelektüel seviyelerinin yüksek olması, bundan dolayı da toplumdan yavaş yavaş kopmaları ve toplumun bunu hissetmemesidir. Ne zaman ki, bir şekilde saldırgan olur diğer insanlar onlardan korkar, pis halleri çevrelerini rahatsız eder, o zaman toplumun ilgisini çekerler. 49

50 Bütün olarak incelenmesi gereken bu insanların sayısının günün koşulları içerisinde daha da artmaktadır. Geriatrinin gelişmesi ve ilgi alanlarının çeşitlenmesiyle özellikle bu grup hastalar için olumlu etki yaratılabilir. Bu çalışmada; yaşlılığa bağlı gelişen ve kendi kendilerini ihmal etme sonucunda ortaya çıkan diyojen sendromununun nedenleri, etkileri ve sonuçları incelenecektir.

22- MUNCHAUSEN BY PROXY VE MUCHAUSEN SENDROMU Gökçen Burgu Öğrenci Acıbadem Mehmet Ali Aydınlar Üniversitesi

Anahtar Kelimeler: Çocuk istismarı, Munchausen Sendrom, Munchausen by Proxy Amaç: Munchausen Sendromu, DSM-IV te psikolojik rahatsızlık olarak belirtilmiştir ve bir kişinin çarpıttığı ya da uydurduğu bir hastalıkla kendisini sağlık kuruluşlarına tanıtmasıdır. Aynı zamanda DSM-IV te Yapay Bozukluk olarak geçirilmiştir. Munchausen by Proxy (MBP) ise kendisinin Munchausen Sendromu olup olmamasına bakmaksızın başka birini hasta varsaymasıdır, hasta rolünü ona yüklemesidir. MBP, çocuk istismarı olarak sayılmaktadır ve teşhisinde hasta geçmişinin rolü önemlidir. MBP, anne babaların ebeveynlikle ilgili yetersizliklerinden kaynaklı olabileceği gibi sonucunda çocuğun ölümüne kadar gidebilmektedir. Sendromu ve MBP, Amerika Birleşik Devletinde sağlık kurumlarında ve polis teşkilatlarında bilinçlendirilmeye ve farkındalığı arttırılmaya başlanmıştır. Ülkemizde Munchausen by Proxy ya da vekâleten Munchausen olarak bilinen sendromun ilk tanısı 1995 yılında yapılmıştır. Bu çalışmada MBP nin teşhisi ve önemi, sağlık kurumlarına ve personeline etkisi anlatılmaktadır. Gereç; Bu çalışmada British Medical Journal (BMJ) ın Çocuk Hastalıkları Arşivi nden, Researchgate den ve Kathryn Artingstall ın Munchausen by Proxy and Muchausen Syndrome Investigation kitabından faydalanılmıştır. 50

51 Yöntem: Bu çalışma MBP ve Munchausen Sendromu üzerine bir derleme olup, Munchausen by Proxy and Muchausen Syndrome Investigation kitabının incelenmesinin ardından detaylandırılarak çeşitli makaleler incelenmiştir. Bulgular: Munchausen Sendromu olan kişiler doğrudan, MBP si olan kişi gördüğü dolaylı ilgiyle tatmin olurlar. MBP çoğunlukla biyolojik annenin çocuğa uyguladığı bir çocuk istismarıdır. Çocuğa; zehir vermek, boğmak, ishale sebep olmak gibi çocuğa zarar veren birçok yöntemi bulunmaktadır. Yapılmış bir araştırmaya göre; MBP tanısı koymuş olan pediatri doktorlarının %85i yaptıkları teşhisten %90 oranında emin olduklarını belirtmişlerdir. Hastanede tanı yaşı yaklaşık 7 olarak belirtilmiştir; ancak istismar anne karnından itibaren bile başlayabilmektedir. Sonuç: Teşhisinin zorluğunun yanı sıra, MBP uygulayıcıları sağlık personelinin ve polis teşkilatının zamanına ve maliyete sebep olmaktadırlar. Bir ailenin birden fazla çocuğu bu istismara uğrayabilmekte, sonucu ölüme kadar gidebilmektedir. Teşhisi kesinleşemeyen birçok vaka bulunmaktadır.

23- ÇOCUK İSTİSMARI Ayşenur İlik- MEF Üniversitesi Hukuk Fakültesi Sena Savuncu- MEF Üniversitesi Hukuk Fakültesi Düşün Altuntaş- MEF Üniversitesi Hukuk Fakültesi

Anahtar Kelimeler: Çocuk istismarı, Pedofili, Çocuk Hukuku Amaç: Dünya üzerinde Çocuk istismarının birçok tanımı vardır. Bu tanımlardan en yaygını bir yetişkin tarafından çocuğa fiziksel, ekonomik, cinsel veya duygusal olarak kötü muamele yapma, genel çocuk sağlığına zarar vermedir. Pedofiliyi Dünya Sağlık Örgütü (WHO) bir yetişkinin bilerek veya bilmeyerek yaptığı, çocuğun sağlığını fiziksel ve psikolojik gelişimini olumsuz etkileyen davranışlar olarak tanımlamıştır. Bu tanımlardan yola çıkarak Türkiye deki pedofili ve çocuk istismarı olaylarını incelemek ve çözüm üretmeyi hedeflemekteyiz. 51

52 Yöntem: Türkiye 20 Kasım 1989 de kabul edilen Çocuk Haklarına Dair Sözleşmeyi 14 Şubat 1990 da onaylamıştır. Onaylayan ülkelerden olmasına ve aynı zamanda Anayasanın 41. maddesinde devletin koruyucu tedbir almasına yönelik ibaresine rağmen çocukların korunma, sağlıklı yaşama, gelişme ve yaşama hakkını çiğneyen suçlardan olan pedofili ve çocuk istismarı artmıştır. Yukarda da bahsedilen yasalar bakımından yeterli derecede korunan çocuk haklarının, kadın hakları gibi yeterli kanunların yetersiz uygulanması sorunu gözlenmektedir. Çocuk istismarında yakın tarihlerdeki olaylarda da uygulanan iyi hal ve saygınlık indirimi gibi ceza indirimleri caydırıcılığı azaltan sebeplerdendir. Bulgu: Kanuni E.A. Hastanesi nde bir sosyal hizmet uzmanının savcılığa ihbarı üzerine ortaya çıkan bilgilerde yılda ortalama 450-500 hamile çocuğun hasta kabul işlemleri yapılmıştır. Aynı sosyal hizmet çalışanının ifadesinde söz konusu çocuklarla ilgili ilk andan itibaren adli bildirim yapılmamıştır. Bu durum söz konusu çocukların ihtiyacı olan ve aynı zamanda hakları olan hizmetlerden mahrum bırakıldıkları, koruma sistemine dahil olamadıklarını bize gösterir. Sonuç: Türkiye de son zamanlarda pedofili vakalarının tehlikeli artışının etkisiyle 79 Sivil Toplum Örgütünün kurduğu Çocuğa Karşı Şiddeti Önlemek İçin Ortaklık Ağı, son zamanlardaki pedofili ve çocuk istismarı olaylarında idam ve kimyasal hadım çözümlerinin önerilmeye başlanmasına karşı çözüm önerilerini sundu Cinsel istismara çözüm: Adalet, Koruma ve Rehabilitasyon isimli kampanyayı başlattı. Biz de Türkiye nin büyük sorunlarından olan pedofili ve her türlü çocuk istismarında uygulanacak cezaların yaptırım gücü yüksek ve indirimsiz şekilde uygulanmasını, şu an da yeterli olan yasalar ışığında çocuğun korunmasını ve yetersiz alanlar için yasa değişikliğine gidilmesini, yaşanan istismar sonrası geleceğimiz olan çocukların rehabilite edilerek bu travmayı atlatmasından yanayız. Gazi Mustafa Kemal Atatürk ün de dediği gibi "Çocuklar geleceğimizin güvencesi, yaşama sevincimizdir. Bugünün çocuğunu, yarının büyüğü olarak yetiştirmek hepimizin insanlık görevidir." 52

53 24- KADIN HANGİ ŞİDDET TÜRLERİ İLE KARŞILAŞIYOR Betül Vurucu Öğrenci, Acıbadem Mehmet Ali Aydınlar Üniversitesi

Anahtar Kelimeler: Kadına Yönelik Şiddet, Şiddet Türleri, Şiddetin Dağılımı Amaç: Kadına yönelik şiddet tüm toplumlarda yaşanan en vahim ve insanlık adına utanç duyulması gereken, kadınlarda fiziksel ve psikososyal sorunlara yol açan 21. yüzyılın en büyük sorunlarından biridir. Bu çalışmada şiddet gören kadınların ne zamandır şiddete maruz kaldıklarını, gördükleri şiddet türlerini belirlemek amacıyla tanımlayıcı nitelikte yapılmıştır. Yöntem: Prof. Dr. Kocacık tarafından Sivas, Adıyaman, Denizli ve Kırklareli illerinin çeşitli mahallelerinden seçilen kadınlar üzerinde anket uygulanarak araştırma yapılmıştır. Bulgular: Araştırmada görüşülen 695 kadının %54 ü ailelerinde şiddet gördüklerini, şiddet gördüğünü söyleyenlerin %35.2 si en az 4 yıl ve daha fazla zamandır şiddete maruz kaldıklarını söylemiştir. Şiddete uğrayan kadınların %42.3 ünün dayak, %40.1 inin tehdit ve küfür, %12.6 sının yaralanma, %3.2 sinin cinsel taciz ve tecavüz, %1.4 ünün eve kapatma ve %0.4 ünün öldürülme tehdidi ile karşı karşıya kaldıkları anlaşılmıştır. Sonuç: Kadınların tümünün şiddete maruz kaldığı her üç kadından birinin fiziksel şiddet gördüğü bir diğeri de her on kadından dokuzunun dayağı haklı görmediği sonucuna varılmıştır. 53

54 25-GÖÇÜN KARANLIK YÜZÜ İNSAN TİCARETİ: NEDENLER, AŞAMALAR ve VERİLER Elçin İstif* Ece Çim* Yasin Özbey* Apak Kerem Altıntop* İstanbul Üniversitesi Göç ve Göçmen Politikaları Uygulama ve Araştırma Merkezi

Anahtar Kelimeler: İnsan Ticareti, Göç, Fuhuş, Kadın, Çocuk, Sınır Amaç: Araştırmada insan ticaretinin tanımının ne olduğu, farklı boyutlarıyla birlikte nedenlerinin, bu ticaretin amaçlarının, insan ticaretinin aşamalarının ve güncel durumun ne olduğunun tespitinin verilerle ortaya konması amaçlanmıştır. Bunun yanı sıra insan kaçakçılığı ve insan ticareti arasındaki benzerliklerin ve farklılıkların ne olduğunun tespiti de çalışmanın amaçlarındandır. Yöntem: Birleşmiş Milletler, Uyuşturucu ve Suç Konusunda Birleşmiş Milletler Bürosu, Uluslararası Göç Örgütü, Türkiye Göç Raporu, Türkiye Göç İdaresi nin raporları başta olmak üzere uluslararası ve ulusal raporlar incelenmiş ve buna dair literatür incelenmiştir. Bulgular: İnsan ticaretinin insan kaçakçılığından temel farkı, insan ticaretinde mağdurun zorlanması, insan kaçakçılığında ise göçmenin rızasının bulunmasıdır. Buna rağmen insan kaçakçılığından insan ticaretine geçişler mümkün olabilmektedir. Örneğin insan kaçakçılığı sürecinde, gidişatın kaçakçı tarafından istendiği gibi gitmemesi de sürecin kaçakçılıktan ticarete kaymasına neden olabilmektedir. Bu iki kavramın temel benzerliği ise insanın bir yerden bir yere nakli ve yasal olmayan kazanç elde etmedir. İnsan ticareti genel manasıyla 4 aşamadan oluşur: (1) potansiyel mağdurların belirlenmesi (2) iyi bir yaşam vaadi (3) Kaynak ülkeden hedef ülkeye ulaşım (4) Tacirler tarafından istismar süreci. Amaçlar ise genel itibariyle zorla çalıştırma, organ ticareti, çocuk askerler, çocuk ticareti, zorla evlendirme ve cinsel 54

55 istismar olmaktadır. İnsan ticaretinin mağdurları 2014 yılı verilerine göre %51 oranında kadınlar, %21 oranında erkekler, %20 oranında kız çocukları ve %8 oranında erkek çocuklarıdır. Sonuç: İnsan ticareti, yüzyıllar öncesinde kaldığı düşünülen köle tipi üretimin hala farklı formlarda da olsa varlığını sürdürdüğünün göstergesidir. Uluslararası ve ulusal çatışma, savaş, yerinden edilme, ekonomik ve politik krizler var oldukça ve bu sorunlara ev sahipliği yapan bölgelere dair görmezden gelme politikalarıyla birlikte uluslararası çıkar siyasetinin konusu yapma eğilimi devam ettikçe bu karmaşık ortamdan istifade etmeye çalışan suç örgütleri de var olmaya devam edecektir. Ayrıca mağdurların %79 unu kadın ve çocukların oluşturduğu bir probleme yönelik çözüm sadece erkek karar alıcıların bakış açısıyla da bulunması mümkün görünmemektedir. Bu ancak, uluslararası, ulusal, toplumsal ve bireysel ölçekte gerekli meslek gruplarını ve toplumları bilgilendirmek ve bilinçlendirmek ile engellenebilir, minimize edilebilir. Fakat yukarıda bahsedilen sorunların çözümüyle ortadan kalkabilir.

26 - HASTENE DIŞI İLAÇ UYGULAMASI SONUCU ANAFLAKTİK ŞOK TABLOSUYLA ACİL SERVİSE BAŞVURAN OLGU SUNUMU Arş. Gör. Dr. Şahnur SERAP, Betül ALBAYRAK ACAR, Prof. Dr. Halis DOKGÖZ, Prof. Dr. Nursel GAMSIZ BİLGİN, Prof. Dr. Hakan KAR Mersin Üniversitesi Hastanesi Adli Tıp Anabilim Dalı

Anahtar Kelimeler: Anafilaksi, Enjeksiyon, İlaç reaksiyonu 55

56 Giriş ve Amaç: Vücudun daha önce maruz kaldığı bir maddeye aşırı duyarlılık kazanarak, aynı etken madde ile 2. kez karşılaşması esnasında meydana gelen, önceden tahmin edilemeyen, ani başlayan, multi sistemik, zamanında ve uygun tedavi edilmezse ölümle sonuçlanabilen hipersensitivite reaksiyonunun neden olduğu klinik tabloya anafilâksi denir. Anafilaksik reaksiyon dünya da en sık gıdalara, 2. sırada ilaçlara bağlı ortaya çıkmakla birlikte ülkemizde en sık ilaçlara bağlı olarak görülür. Bu çalışmada eczanede ilaç uygulaması sonrası kardiyak arrest olarak acil servise başvuran hasta olgusundan yola çıkarak ilaç uygulamalarının mutlaka medikal merkezlerde yapılması gerektiğine değinilecektir. Olgu: 62 yaşında kadın hasta eczaneye boğaz ağrısı şikayetiyle başvurduğu, eczanenin bir ilaç uygulayalım rahatlarsınız dediklerini, 3-4 defa ısrarla ilaç alerjisinin olduğunu beyan etmesine rağmen ilaç uygulandığı ve fenalaştığını ifade etti. Sefalosporin(antibiotik) uygulaması sonrası dış merkez acil servise kardiak arrest olarak başvurduğu, yaklaşık 15-20dk CPR yapıldığı, entübe halde MEÜTFH sevk edildiği, burada da 2 defa arrest olduğu, TA:85/42mmhg NB:130/dk SPO2:%77, entübe, Serebral BT normal, takip, tedavi ve mekanik ventilatör desteği amacıyla genel yoğun bakıma yatışı yapıldığı, takiplerinde nazal oksijene geçildiği, pnömoni gelişen hasta enfeksiyon hastalıklarına devredildiği, takiplerinde genel durumu toparlayan hasta önerilerle taburcu edildi. Adli raporlandırılması Adli Tıp Anabilim Dalı tarafından kişinin yaşamsal tehlikesi vardır şeklinde düzenlendi. Tartışma ve Sonuç: Anafilaksi; ülkemizde en sık ilaç uygulamaları sonrası meydana gelen, acil olarak tanınmaz ve tedavisi edilmezse kısa sürede ölümle sonuçlanabilen bir durumdur. Kişilerin maruz kaldığı zararların tümü travmatik olmayıp; eğitim eksikliği ve yanlış tedavi inanışları da, kişilerin yaşamını tehlikeye uğratacak düzeyde hasara yol açabilir. Kişilerin hayatını riske atmamak adına ilk basamakta önlenebilir olması nedeniyle üzerinde durulması gereken bir konudur. Hastane dışı ilaç uygulamalarında, acil müdahale şartları bulunmadığı için kişilerin hayatı riske girmektedir. İstenmeyen durumlarla sonuçlanmaması için her türlü ilaç uygulamasının tam donanımlı medikal merkezlerde yapılması gerekmektedir. 56

57 27- BİPOLAR BOZUKLUKTA CEZA EHLİYETİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ Sezer ÇEKİÇ, Ebru Yaşat AKSAY, Prof. Dr. Hakan KAR, Prof. Dr. Halis DOKGÖZ, Prof. Dr. Nursel GAMSIZ BİLGİN Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı, Mersin

Anahtar Kelimeler: Ceza ehliyeti, bipolar bozukluk, psikiyatrik muayene, manik dönem GİRİŞ-AMAÇ: Mani ya da hipomani ile dönüşümlü olarak giden depresif dönemler bipolar bozukluk olarak tanımlanmaktadır. Bipolar bozuk değişken mani ve depresyon dönemleri ile süren, arada normal evreler içeren süreğen bir hastalıktır. Manik dönemde hastalarda uyku gereksiniminde azalma, fazla konuşma, fikir uçuşmaları, riskli dürtüsel davranışlarda artış gibi durumlar gözlenmektedir. Manik dönemde kişi kontrol edilemeyen dürtüsellik nedeniyle sıklıkla suç faili olabilmektedir. OLGU: Tarafımıza farklı tarihlerde farklı davalar nedeniyle gönderilen A.Y. isimli hastadan; 23.05.2016 tarihinde işlemiş olduğu iddia edilen hakaret, cinsel taciz ve kişilerin huzur ve sükununu bozma suçlarıyla ilgili ve 29.03.2017 tarihinde işlemiş olduğu iddia edilen kişilerin huzur ve sükununu bozma suçuyla ilgili TCK 32. ve 57. maddeleri gereğince rapor düzenlenmesi istendi. İlk olayla ilgili dava dosyası incelendiğinde; kişinin uzun yıllar öncesinden tanıdığı bir kadına sürekli mesajlar atarak ısrarlı duygusal ilişki teklifinde bulunduğu, 2016 mayıs ayında manik dönemde olduğunu gösteren hastane kayıtları olduğu saptandı. Hasta ve yakınları ile yapılan görüşmeler, dosyanın incelenmesi ve yapılan psikiyatrik değerlendirme neticesinde hastanın suç tarihinde manik dönemde olduğuna ve TCK 32/1 maddesi kapsamında 57

58 değerlendirilebileceğine karar verildi. İkinci dava konusunda ise aynı kadının koruma tedbir kararı aldırmasına rağmen, şahsın kendisine posta yolu ile mektuplar gönderdiği saptandı. Hasta ve yakınları ile yapılan görüşme, dosyada ikinci olay tarihinde yer alan psikiyatrik muayene bulguları incelendiğinde şahsın manik dönemde olmadığına kanaat getirilerek; TCK 32. madde kapsamında değerlendirilemeyeceği ancak TCK 57/3 maddesi kapsamında değerlendirilmesi gerektiğine karar verildi.

SONUÇ:
Bipolar hastalıkta ceza ehliyetinin değerlendirilmesi zor bir süreçtir. Hastalığın manik, depresif ve remisyon dönemleri olduğu için; hastanın suç işlediği tarihte hangi dönemde bulunduğunu değerlendirmek gerekmektedir. Özellikle manik dönemde artmış olan kontrolsüz dürtüsellik sonucu şiddet ve cinsellik suçları işlenebilmektedir. Değerlendirme sürecinde olay tarihinde mevcut hastane başvuruları, görgü tanıklarının ifadeleri önem kazanmaktadır. Manik dönemde suç işlediğine kanaat getirilen hastaların ceza ehliyeti açısından işlediği suçun niteliğine bakılmalıdır. Remisyon döneminde ise TCK 57. madde gereği akıl hastalarına özgü güvenlik tedbirleri uygulanabilmektedir.

28- DÜNYADA VE TÜRKİYE DE SUÇA SÜRÜKLENEN ÇOCUKLARIN DEĞERLENDİRİLMESİNE HUKUKSAL YAKLAŞIM VE ÇOCUĞUN YÜKSEK YARARI Gülşen Yıldız Birol Avukat İstanbul İl Sağlık Müdürlüğü

Anahtar Kelimeler: Çocuk, Çocuk Suçluluğu, Ceza Ehliyeti, Hukuk. Çocuk Hakları Sözleşmesi ne göre 0-18 yaş grubundaki her birey çocuktur. Biyopsikososyal gelişimini tamamlamaması nedeniyle çocuğun öznel hakları vardır ve bu haklardan en önemlisi çocuğun yüksek yararıdır. Çocukla ilgili her türlü hukuksal işlemlerde çocuğun yüksek yararı temel bir yaklaşım olmalıdır. 58

59 Suç, anlama ve algılama yeteneğine sahip bir kişinin kusurlu iradesinin yarattığı bir hareketin meydana getirdiği, yasada yazılı tipe uygun, hukuka aykırı ve yaptırım olarak bir cezanın uygulanmasını gerektiren bir eylemdir. Çocuk suçluluğu ise çocukların yasalara karşı çıkmaları veya suç teşkil eden bir eylemi işlemiş olmaları dolayısıyla ilgili yasalarda belirtilen cezai müeyyidelerle karşı karşıya kalmalarıdır. Suça sürüklenen çocukların Türk Ceza Yasası 31.maddesi kapsamında 12 yaşın altındaki çocukların ceza ehliyeti yoktur. 12 yaş ile 15 yaşını tamamlamamış çocuklar ise doktor muayenesi ile işlediği eylemin hukuki anlam ve sonuçlarını algılayıp davranışlarını yönlendirme yeteneği gelişip gelişmediğinin belirlenmesine göre çocuğun ceza ehliyeti değerlendirilmektedir. 15-18 yaş aralığında ise hala çocuk olunduğu için indirimli ceza uygulanmaktadır. Dünyada suça sürüklenmiş çocukların ceza ehliyeti ile ilgili farklı yaklaşımlar mevcuttur. Gana, İrlanda, Ürdün, Kuveyt, Lübnan, Pakistan ve Sudan gibi ülkelerde 7 yaşından sonra ceza ehliyeti söz konusuyken Belçika, Kolombiya, Panama ve Peru gibi ülkelerde 18 yaşından itibaren ceza ehliyeti söz konusudur. Bu çalışmada; suça sürüklenen çocukların ülkemizde ve dünyada hukuksal değerlendirilmesinin ortaya konularak ülkemizin de imzalamış olduğu Çocuk Hakları Sözleşmesi perspektifinden çocuğun yüksek yararı çerçevesinde bir yaklaşım ortaya konularak ülkemizdeki mevcut uygulamalar tartışılarak irdelenecektir.

29- FETİŞİZM VE CİNSEL ŞİDDET İLE OLAN İLİŞKİSİ Emre Akkaya Öğrenci MEF Üniversitesi Hukuk Fakültesi

Anahtar Kelimeler: Oidepus Kompleksi, Fallus, Cinsellik 59

60 Amaç: Bu çalışma ile olaylar üzerinden fetişist ve fetişistin cinsel hayatında fetişlerinin şiddetle olan ilişkisine ışık tutulmaya çalışılmıştır. Fetişizm terimi tarihte ilk defa 19. Y.Y başlarında Alfred Binet tarafından Bir nesnenin ya da vücudun bazı organlarının tahrik edici olması. açıklamasıyla ortaya çıkmıştır. Günümüzde de hala bu terim kabul görür ve fetişist kişinin seçtiği obje ya da unsur olmadan cinsel zevke ulaşamaması anlamını taşır. Sınırsız derecede fetiş türü olabileceği görüşü hakimdir. Fetişler erkeklerde kadınlardan daha fazla bulunmaktadır ve bunun sebebi hala bilinememektedir. Erkeklerde daha fazla bulunmasının nedenini en kabul görülen şekilde ortaya atan kişi Janine Smirgel dir ve anne-baba ilişkisinde erkek çocuğun annenin babaya ait olması düşüncesiyle gelişememesi sonucu bir sapkınlık yaşaması ve Oidepus Kompleksinin, bu gibi sapkın düşünce ve olaylarla aşılmasından dolayı fetişizmin meydana geldiğini ileri sürer. Buradaki sıkıntı gelişimini normal tamamlayan çocuk babayı içselleştirerek cinsel kimlik olarak fallik-fallusu benimserken gelişiminde anneye bağlı bir problem yaşayan erkek çocuk anal-fallusu benimser ve erkek birey anal-fallusun anal kısmını örtmeye çalışmaktadır. Fetişlerin amacı da bu örtme işlemini sağlamaktadır. Bulgu: Fetişlerin amacı, bireylerin çocukluk döneminde yaşanılan anne kaynaklı süperego problemlerini ergenlik dönemi ve yetişkinlik dönemi boyunca bir fetiş nesnesi sayesinde atlatmaya çalışmalarıdır. Freud a göre fetişler bebeklik döneminin ilk birkaç ayındaki travmalar sonucu oluşurlar ve bu kastrasyon aksiyetisine sebep olur. Bu süreçten sonra birey yarım kalmışlığını cinsellik yoluyla bütünlemeye çalışır. Yapılan olay ve dava incelemelerinde fetişist bireylerin çoğunda anksiyete bozukluğu mevcuttur. Genel olarak fetişist bireyler eleştirilere çok önem veren, kişilik bozuklukları ya da psikiyatrik bozukluklara sahip bireyler olarak karşımıza çıkarlar ve hırsızlık dışında her hangi bir suça ya da şiddet unsuruna meyilli değildirler. Sonuç: İstatiksel olarak bir veri bulunamadığı gibi bilimsel olarak da fetişizm bir şiddete teşvik aracı olarak görülmemektedir. 60

61 30-ŞİDDETİN ANATOMİSİ: FAİLDEN MAĞDURA TOPLUMSAL SORUMLULUK Doğuşcan Aydın Aygün Avukat İstanbul Barosu

Anahtar Kelimeler: Şiddet, Toplum, Mağdur Geçmişten günümüze toplumun en büyük sorunlarından biri şiddettir. Dünya Sağlık Örgütü (WHO) şiddeti, fiziksel güç veya iktidarın kasıtlı bir tehdit veya gerçeklik biçiminde bir başkasına uygulanması sonucunda maruz kalan kişide yaralanma, ölüm ve psikolojik zarara yol açması ya da açma olasılığı bulunması durumu olarak tanımlamaktadır. Psikanalizin kurucusu sayılan Avusturyalı doktor ve psikolog Sigmund Freud, saldırganlığı insan doğasının bir parçası olarak görmek gerektiğini savunuyordu. Freiburg Üniversitesi'nden nörobiyolog ve doktor Prof. Dr. Joachim Bauer e göre şiddetin insanın temel içgüdüleri arasında değerlendirilmemesi gerekir: Normalde insanlar bir başkasına zarar verecek eylemler yapmaktan kaçınır. Ayna nöronları denilen nöronlar nedeniyle insan başkasına verdiği acıyı önce kendisi hisseder. Fakat her insanın saldırgan ve/veya şiddet faili olması mümkün ve tabii ki şiddet mağduru. Şiddetin önlenmesinde bireyden topluma, özelden kamuya sorumluluk düşmektedir. Bu açıdan, devlet kurumunun ve toplumun sorumluluğu dikkat çekmektedir. Devlet kurumu, şiddetin önlenmesine yönelik öncü rol oynamakta olup, bu rolünde etkili olabilmesi için kurucu unsuru olan toplumun yapısını iyi tahlil etmesi gerekmektedir. Ülkemizde ki araştırmalar göstermektedir ki çocuğun ve kadının istismarı her geçen gün artmakta. Bununla birlikte toplumun geçmişten geçen öğreti ve söylemleri de bu istismar ve/veya şiddet vakıalarını normalleştirmekte. Toplumu oluşturan her kademe ve eğitim düzeyinde ki bireyin şiddet konusunda bilinçlenmesi, şiddeti öncelikle kendi mikro hayatlarında önlemesi gerekmektedir. Toplumumuzda bir kadın birey gece vakti erkekler tarafından cinsel tacize uğrar ve/veya hakarete maruz kalırsa kendi aile bireyleri dahi şikayetçi olmamasını 61

62 söyleyebilmektedir. Bu durum toplumun şiddete karşı bilinç seviyesini göstermekte ve mağduru yalnızlaştırmaktadır. Toplumun mikro yapısı olan aile içerisinde dahi mağdurun yalnızlaştırılması ve desteksiz bırakılması uzun vadede aynı ve/veya farklı saldırganlar tarafından istismara uğramasına yol açmaktadır. Şiddete karşı oluşturulacak bu kültürün yönlendirilmesi ve korunması gerekmektedir.

31- ÖĞRETMENLERİN LGBTİ ÖĞRENCİLERE BAKIŞ AÇISININ İNCELENMESİ Havvane Şama Psikolojik Danışman

Anahtar Kelimeler: LGBTİ, öğretmen, eşcinsel, biseksüel, homofobi AMAÇ: LGBTİ(Lezbiyen, gay, biseksüel, transeksüel, interseksüel) kavramları toplumumuzda anlaşılamamış ve kabul görmediğini gözlemlediğimiz cinsel yönelimlerdir. Bireylerin kendilerini ilk keşfettikleri yaşlarda günlerinin çoğunu okulda geçirdikleri ve öğretmenlerle iletişimi göz önüne alındığında, öğretmenlerin bu konuda bilgi sahibi olması beklenmektedir. Bu çalışmada amaç okullarda çalışan öğretmenlerin LGBTİ öğrencilere bakış açısının araştırılmasıdır. YÖNTEM: Çalışmada 5 li likert tipi ölçek kullanılmış olup ölçekteki 1. Kesinlikle katılıyorum, 2. Katılıyorum, 3. Fikrim yok, 4. Katılmıyorum, 5. Kesinlikle Katılmıyorum olarak karşılık bulmaktadır. Anket form Google Formlar üzerinden oluşturulmuş ve katılımcılara ulaştırılmıştır. Elde edilen veriler SPSS istatistik programına yüklenerek analiz işlemleri bu program aracılığıyla gerçekleştirilmiştir. BULGULAR: Çalışmaya 436 öğretmen katılmıştır. Katılım sağlayan öğretmenlerin çoğunun LGBTİ ye karşı belirli bir duyarlılık düzeyleri olduğu düşünülmüştür. Maddeler arası korelasyon değerlerinde en dikkat çeken öğretmenlerin %71.8 inin LGBTİ ye bir hastalık gözüyle bakmadıklarını ifade etmelerine karşın bu öğretmenlerin 62

63 %17.2 si çocuklarını tedavi ettirmeleri yönünde aileleri bilinçlendirebileceklerini ifade etmelerinde çekimser davranmıştır.

Katılımcı öğretmenlerin %20 si LGBTİ nin günah olduğunu söylemiş ve %30.5 i de LGBTİ olmanın öğrenilen bir durum olduğunu ifade etmiştir. Öğretmenlerin %12.6 sı öğrencisinin LGBTİ olmasından rahatsızlık duyarken sadece %3 ü LGBTİ olmanın notlarını etkileyeceğini düşünmektedir.
Katılımcı öğretmenlerin %19.3 ü bir öğretmenin LGBTİ olmaması gerektiğine katılırken, %23.1 i çocuğunun öğretmeninin LGBTİ olmamasını tercih etmektedir. SONUÇ: Sonuç olarak anketin girişindeki LGBTİ kavramlarından homofobik öğretmenlerin katılım sağlamayı tercih etmedikleri düşünülse de olumsuz ifadelere katılan öğretmen sayısı azımsanmayacak miktardadır. Yüksek oranda LGBTİ ye olumlu bir bakış açısı mevcuttur. Ankete katılanlarda bütün sorulara fikrim yok seçeneğini işaretleyen katılımcı da bulunmadığı göz önüne alındığında bir şekilde öğretmenlerin LGBTİ yi gündeme aldıkları ve bu konuda okullarda daha çok çalışmanın yapılması gerektiği düşünülmektedir.

32- VURMA KONUŞ PROJESİ Süeda Küçük, Yıldız Teknik Üniversitesi, YÖRET Vakfı Fatma Büşra Erbil, İstanbul Ticaret Üniversitesi, YÖRET Vakfı Feyzanur Savaş, Marmara Üniversitesi, YÖRET Vakfı

Anahtar Kelimler: çocuk, şiddet önleme, şiddetsiz iletişim AMAÇ: Çocukların şiddetten uzaklaşarak, güvenli ortamlarda, barışçıl davranışlar geliştirmelerini, ders dışı sanat-drama ve oyun etkinlikleriyle kendilerini şiddete başvurmadan ifade etmelerini, akranlarını tanımalarını, dil, din ve kültür gibi farklılıkları kabul ederek bir arada yaşamayı deneyimlemelerini sağlamak; şiddetsiz iletişim bilinci geliştirmek ve çocukların şiddete karışmasını önlemektir. Aynı zamanda çocuklara problemler karşısında alternatif çözüm ve baş etme yolları bulma becerisi kazandırmaktır. 63

64 GEREÇ ve YÖNTEM: Projede görev alacak, üniversitelerin Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik, Psikoloji, Sosyal Hizmetler bölümlerinde okuyan genç liderlere Liderlik ve İletişim Becerileri, Çocuk Hakları ve Kukla Çalışması, Şiddet algısı ve Şiddetsiz İletişim Dili, Doğaçlama Müzik, Doğaçlama Tiyatro ve Yaratıcı Drama konulu 5 tam günlük eğitici eğitimi verildi. Genç liderler 10 oturum x 1,5 saat olarak düzenlenen ve her grupta 16-20 çocuk katılımıyla gerçekleşen uygulamaları belediye ve sivil toplum kuruluşlarında yaptı. Genç liderler düzenli aralıklarla süpervizyon desteği aldı. Çocuklara ön test ve son test uygulanması ile ölçme-değerlendirme çalışmaları yapıldı. BULGULAR: Projenin çocuklar üzerindeki etkileri ön-test ve son-test yöntemi ile değerlendirilmektedir. Projenin devam ediyor olması nedeniyle bulgular henüz elde edilmemiştir. SONUÇ: Dezavantajlı bölgelerde yaşayan risk altında çocuklar, ders dışı etkinlikler aracılığıyla sanat, drama ve oyun ile tanıştırıldı. Çocuklara kendi duygu ve deneyimlerini paylaşabilecekleri ifade alanı açıldı. Çocuklar hakları hakkında bilgilendirildi. Çocuklarla, şiddete yol açabileceği düşünülen ayrımcılık, ırkçılık, cinsiyetçilikle ilgili farkındalık çalışmaları yapıldı. Projenin etkilerini belirlemek için ölçme-değerlendirme çalışmaları yapılıyor.

33. KADINA KARŞI ŞİDDETİN ÖNLENMESİNDE KİŞİSEL VERİLERİN KORUNMASININ ÖNEMİ ve YERİ Kaan Apak Altıntop Avukat Şiddeti Önleme ve Rehabilitasyon Derneği, Apak&Ceylan Hukuk Bürosu


Anahtar kelimeler: Kişisel Veri, Kadın, Şiddet, Tıbbi Veri Amaç: Bu araştırmanın amacı, kadına karşı şiddetin önlenmesinde teknik ve özel önlemler olarak kişisel verilerinin korunmasının öneminin ortaya konmasıdır. Çünkü kadına yönelik şiddet hala günümüzün önemli sorunlarından birisidir ve artarak 64

65 devam etmektedir. Bu artışın yanında farklı formlarda ortaya çıkması ve dijital ortamdan elde edilen verilerin kullanılması da önemli hale gelmiştir. Yöntem: Başta kişisel verilerin korunması kanunu olmak üzere ilgili kanun ve yönetmelikler taranmış, akademik literatür taranmış ve raporlar incelenmiştir. Bulgu: Şiddet gören kadın mağdurların sağlık kuruluşuna (hastane vb.) başvurmaları ideal anlamda olağandır. Ancak sağlık kuruluşuna başvuran kadın mağdurların, şiddet gördükleri eş, sevgili, eski eş vb. tarafından sağlık kuruluşuna başvurmaları nedeniyle tekrar şiddete uğradıkları bilinmektedir. Nitekim yapılan araştırmalarda mağdur kadınların sağlık hizmeti almaktan çekindiği, tekrar şiddet görmekten korktuğu bilinmektedir. Bu bilgiler, doktor, sekreter, hasta kabul vb. çalışanlardan aktarılmaktadır. Sonuç: Bu nedenle hastane başvurularına yönelik verilerin korunması kadına karşı şiddette önlem olarak kullanılması ve bilinmesi gereken bir husustur. Nitekim Kişisel Verilerin Korunması Kanunu na göre tıbbi veriler hassas verilerdir ve kişinin açık rızası olmaksızın işlenemez ve paylaşılamaz. Bu nedenle özellikle mağdurlara yönelik tıbbi verilerin özenle ve titizlikle korunması gerekmektedir. Aksi taktirde saldırgan tarafından bu verilere ulaşılmakta ve bu eylemler başka ve genelde daha kuvvetli bir şiddet davranışıyla cezalandırılmaya çalışılmaktadır. Bu nedenle kişisel verilerin korunamamasından kaynaklanabilecek şiddetin önüne geçilebilmesi için farkındalık çalışmalarının yanı sıra, kişisel verileri açıklamanın cezai ve hukuki sorumluluğuna dair daha ayrıntılı düzenlemeler yapılmalı, meslek içi eğitimler verilmelidir. Ayrıca verilerin kriptolu halde işlenmesinin ve paylaşımının zorunlu olması gereklidir.

34- CİNSEL SALDIRGAN TİPOLOJİSİ Lerzan Tuğdem Berna, Sena Oymak Acıbadem Mehmet Ali Aydınlar Üniversitesi, Psikoloji Bölümü, Lİsans

Anahtar Kelimeler: cinsel istismar, saldırgan, suçlu profili 65

66 Tüm dünyada karşılaşılan cinsel şiddet, mağdurun fizik ve ruh sağlığını olumsuz yönde etkileyen en ağır şiddet suçlarından biridir. Amerikan Psikoloji Birliğine göre cinsel istismar faillerin güç kullanarak, tehdit ederek veya rıza gösteremeyen mağdurlardan yararlanarak uygulamış oldukları istenmeyen cinsel aktivitedir. Ülkemizde cinsel istismarın sayısı her geçen yıl artmaktadır. Adalet Bakanlığı Adli Sicil ve İstatistik Genel Müdürlüğü nün yayınladığı 2016 yılı adli istatistiklerine göre 2006 yılında cinsel taciz suçlarını işleyenlere yönelik toplam 5 bin 243 karar verilirken bu sayı 2016 da 13 bin 347 ye yükseldi. Bir suça neden olan faktörleri kapsamlı olarak bilmeden o suça karşı alınacak önlemler yeterli olamayacaktır. Bu bağlamda cinsel saldırganların kategorileştirilmesi, suça sebebiyet verebilecek faktörlerin belirlenmesi, saldırganın tutuklanması ve bu suçla mücadeleye yönelik belirlenecek politikalar açısından kilit önem taşımaktadır. Cinsel saldırının cinsellik dürtüsü sonucunda meydana gelen bir durum olduğu düşünülmektedir. Halbuki cinsel saldırı üzerine yapılan araştırmalar saldırıda etkili ana faktörün şiddet olduğunu göstermektedir. Buradan da anlaşılacağı üzere cinsel saldırının altında yatan sebepler hakkında yeterli bilgi mevcut değildir. Bu çalışmada, ülkemizde hızlı bir artış gösteren cinsel istismar olgusu ile mücadele edilebilinmesi amacı ile cinsel saldırgan tipolojisini tanımlamak amaçlanmıştır. Bu sayede saldırganın davranışını anlamak, bir sonraki suç davranışını öngörmek ve onu yakalamak daha mümkün hale gelecektir. Saldırganın cinsel saldırıya neden olan bilişsel, duygusal ve kişilik faktörlerini belirleyerek ve suçlu profilini ortaya koyarak gerekli önlemler ve erken müdahale programları oluşturulabilir.

35- ENGELLİLERİN SİYASİ KATILIMINDA DUYGUSAL ŞİDDETİN YERİ Duygu Nur Beşel Cansu Güneş Acıbadem Mehmet Ali Aydınlar Üniversitesi, Sağlık Bilimleri Fakültesi, Hemşirelik Bölümü 66

67 Anahtar Kelimeler: Engelli, siyasal katılım, duygusal şiddet GİRİŞ-AMAÇ: Tüm engelli bireylerin toplumsal hayatta ayrımcılığa uğradığı, engelli olmayan bireylere oranla siyaset gibi temel sosyal kurumlardan daha fazla dışlandığı önemli bir sosyal gerçeklik ve sorundur. Engeli olan kişilerin bazen haklarının istismarı yoluyla aktif şekilde, bazen de kendilerini ifade etme yetisi olmayan kişilermiş gibi davranılarak daha pasif yolla, aslında sosyal süreçlerde yok sayıldıkları görülmektedir. Ayrımcılık, kişinin kendisine söz hakkı tanınmaması ve aşağılayıcı tavırlar ve yok sayma engelliler için ciddi psikolojik tehditlerdir ve bunlar duygusal şiddet içerisine girmektedir. Engelliler bu gibi toplumsal veya yönetimsel tutum ve tercihler sonucu, yaşamın birçok alanında kısıtlama ve engellerle karşılaşırlar. Engellilerin eşit haklara sahip olması kendilerini temsil edebilmeleriyle mümkündür. Bu sayede kendilerini ifade etme, engellilik ve diğer hususlarla ilgili politikalarda karar alıcı olarak rol alma imkanları olacaktır. Bu çalışmada engellilerin siyasi katılımında duygusal şiddetin yerinin araştırılması amaçlanmıştır. YÖNTEM: Ulusal ve uluslararası veri tabanında literatür taraması yapılarak çalışma gerçekleştirilmiştir. BULGULAR: Ülkemizde yapılan bir araştırmaya katılan engellilerin %99 u seçme eyleminde bulunurken, hiçbiri seçilme eyleminde bulunmamıştır. Bu durum ülkemizde engellilerin toplumsal kabul ve fazla çaba gerektirmeyen siyasal eylemlerde bulunma eğiliminde olmalarına karşın, toplumsal kabul ve daha yoğun çaba gerektiren siyasal eylemlerden kaçınma-uzaklaşma eğiliminde olduklarını göstermektedir. Oranın sunduğu bulgular bu kaçınma-uzaklaşma eğiliminin psikolojik bir algılamanın sonucu da olabileceğini düşündürmektedir. Buna göre; engellilerin %98 i siyaset kurumunun engellilerin siyasal yaşama katılımlarını önemsemediğini, %98 i siyasal parti yöneticilerinin engellilerin sorunlarının çözümüyle ilgilenmediklerini, %95,1 i toplumun engellilerin siyasal yaşama katılma davranışlarını desteklemediğini, tüm bunların sonucu olarak %97 sinin siyasal yaşama istedikleri düzeyde katılamadıklarını düşündürmektedir. Engellilerin, gerekli koşulların sağlanması durumunda, siyasal yaşama aktif olarak katılmak istedikleri de ortaya çıkmıştır. SONUÇ: Engellilerin siyasal yaşama katılımının, dünyanın her yerinde olduğu gibi ülkemizde de oldukça düşük kaldığına ilişkin gözlemler yaygındır. Özellikle siyasal alana etkin katılım konusunda önemli güçlükler bulunmaktadır. Siyasal partilere üye 67

68 olmak, parti organlarında görev almak, meclis üyesi olmak, milletvekili seçilmek gibi ölçütlerden bakıldığında engellilerin özellikle dışlandığı görülmektedir. Engellilerin siyasete düşük katılım oranlarının sebeplerinden bazıları damgalama, olumsuz kamuoyu tutumları, ayrımcılık ve yok sayılma gibi duygusal şiddet örnekleridir. Engelliler bu sebeplerden dolayı haklarını sınırlı kullanmaktadırlar. Bu nedenle siyasal yaşama katılım anlayışının engellilik bakış açısı yönünde evirilmesine gereksinim duyulmaktadır.

36- YAŞLI İSTİSMARI VE İHMALİNİN SAPTANMASINDA SAĞLIK ÇALIŞANLARININ ROLÜ Duygu Nur Beşel Cansu Güneş Acıbadem Mehmet Ali Aydınlar Üniversitesi, Sağlık Bilimleri Fakültesi, Hemşirelik Bölümü

Anahtar Kelimeler: Yaşlı, istismar, ihmal, sağlık çalışanları GİRİŞ-AMAÇ: Yaşlı bireyler, toplumun insan kaynaklarının önemli ve değerli bir bölümünü oluşturmaktadır. Yaşlı istismarı ve ihmali hiçbir şekli kabul göremez. İstismar ve ihmal yaşlıları bedenen, ruhen ve sosyal yönden yaralayan önlenebilir bir toplumsal sorundur ve en önemli konu problemin farkında olunmaması ya da saptanmasındaki engellerdir. Bu çalışmada hedefimiz sağlık çalışanlarının istismara ve ihmale uğramış yaşlı bireylerin durumunun saptanmasında sorulacak soruları doğru belirlemesi için farkındalık yaratmak. YÖNTEM: Ulusal ve uluslararası veri tabanında literatür taraması yapılarak çalışma gerçekleştirilmiştir. BULGULAR: Amerika da her yıl 2 milyon yaşlının fiziksel, psikolojik ya da diğer istismar tiplerine veya ihmale uğradığı belirtilmektedir. Kore de yaşlı istismarını belirlemeye yönelik yaptıkları çalışmalarında, 15.230 katılımcıdan 1319 unun fiziksel istismara, 2550 sinin duygusal istismara, 1814 ünün ekonomik istismara, 2292 sinin sözel 68

69 saldırıya, 1625 inin ise ihmale maruz kaldığı belirlenmiştir. Brezilya da yaşlılara karşı uygulanan şiddete ilişkin çalışmalarında, 424 kayıttan, 284 ünde(%67) yaşlıların terk edildiği, %38 inin umursamazlık, %19 unun sözlü saldırı, %16 sının ise fiziksel saldırıya maruz kaldıkları belirlenmiştir. Hollanda dan bildirilen ve bir yıllık istismar oranlarının araştırıldığı bir çalışmada, yaşlıların %5,6 sının istismara maruz kaldığı bulunmuştur. İstanbul da huzurevine müracaat eden yaşlıların %25,6 sının fiziksel istismara maruz kaldığı, bunların çoğunluğunun tokat atma ve şiddetli dövülme şeklinde olduğu ve yaşlıların bu durum karşısında yalnızlık, üzüntü, çaresizlik ve nefret duydukları belirtilmektedir. Sağlık çalışanlarına yapılan bir araştırmada yetersiz bilgileri nedeni ile %60 ının yaşlı hastalara istismar ile ilgili hiçbir soru sormadığı saptanmıştır. SONUÇ: Yaşlı istismar ve ihmalinde en önemli konu problemin farkında olunmaması ya saptanmasındaki engellerdir. Birçok yaşlının incindiği bir durum olan yaşlı istismarı ve ihmali olguları kesinlikle rapor edilmelidir. Genellikle yaşlılar, istismar veya ihmale uğradıklarını bildirmezler. Çünkü bunu söylerlerse; tekrar şiddete maruz kalacaklarını, aile üyeleriyle bağlarının kopacağını ve yakınmanın verdiği suçluluk duygusuyla baş edemeyeceklerini düşünürler. Ayrıca, bu durumu bildirmeleri halinde aileden ayrılıp sosyal bir kuruma gideceklerinden ve polisin bu durumu yeterince önemli bulamayacağından korkarlar. Sağlık çalışanlarının yaşlı istismarını ortaya çıkarmada hangi soruları soracağını bilmemesi, konu ile ilgili bilgi eksikliğinin olması veya sağlık personelinin problemi bildirme ve kaydetmede yetersiz ya da isteksiz olması sağlık çalışanlarından kaynaklı zorluklardır.

37- ÇOCUK CİNSEL İSTİSMARININ TESPİT SÜRECİNDE HEMŞİRENİN ROLÜ Gamze KARS, Ayşe Nur ERGON Acıbadem Mehmet Ali Aydınlar Üniversitesi, Sağlık Bilimleri Fakültesi, Hemşirelik Bölümü

Anahtar Kelimeler : Çocuk İstismarı, Cinsel İstismar, Hemşire 69

70 AMAÇ: Çocukların ihmal ve istismardan korunması, erken tanı ve tedavi aşamalarında tüm sorumluluklar uzman bir ekip işidir ve hemşire bu ekibin bir üyesidir. Hemşirelerin ihmal ve istismar edilen çocuğu tanıyabilmeleri için bu konuya ve çocuğa ilişkin kapsamlı bir bilgiye sahip olmaları, çocuğu çok iyi gözlemeleri, tanıya yardımcı belirti ve bulguları bilmeleri gerekmektedir. Buradan hareketle bu çalışmada çocuk cinsel istismarının tespit sürecinde hemşirelerin rolü araştırılmıştır. YÖNTEM: Çocuk cinsel istismarının tespit sürecinde hemşirenin rolüne dayalı literatür çalışması yapılmış, literatür derlemesi yapılarak özetlenmiştir. BULGULAR: Verilere göre, Dünyada son 4 yılda çocuklara yönelik taciz veya şiddet uygulamalarının %90 arttığı bildirilmektedir. Adliyelerdeki 4 tecavüz davasından biri çocuklarla ilgilidir. Adalet Bakanlığı nın 2014 verilerine göre, her ay Adli Tıp Kurumuna 650 çocuk cinsel istismarı vakası gönderilmektedir. Çocuk istismarı oranı dünyada %1 ile %10 arasında değişirken ülkemizde bu rakam %10 ile %53 arasındadır ve cinsel istismarın %9 oranında görüldüğü bildirilmektedir. Yapılan diğer bir çalışmada ise, hemşirelerin sadece %35,3 'ünün ihmal, %25'inin istismar tanımını bildikleri, %79,4 ünün çocuklardaki ihmal ve istismar olayının önlenmesi için ailelerin eğitilmesi gerektiğini düşündükleri bulunmuştur. SONUÇ: Çocuklara yönelik cinsel istismar mücadele edilmesi gereken önemli bir sorundur. Sağlık ekibi içerisinde hemşireler çocuk istismarını tanıma, önleme ve istismara uğrayan çocuk ve ailesinin bakımında ekibin etkin bir üyesi olarak görev almaktadır. Hemşireler; İstismar ve ihmalin bulgu ve semptomlarını tanıyabilmeli, tam ve düzgün bir tıbbi tanı koyabilmeli, tüm istismara uğramış çocukları yasal organlara bildirmelidir. Ayrıca hemşirelik eğitimi müfredatında, çocuk istismarı ve ihmali ile şüphelenilmesi gereken durumlar, tanılama süreçleri ve bildirim yapılacak kurumlar konusuna daha geniş yer verilmesi, çocukla ilgili birimlerde çalışan hemşireler için konu ile ilgili hizmet içi eğitim programlarının yapılması önerilebilir. 70

71 38- - HUKUKİ YÖNÜYLE NEKROFİLİ Zeynep Reva Avukat Acıbadem Mehmet Ali Aydınlar Üniversitesi

Anahtar Kelimeler: Nekrofili, ölü seviciliği, parafili. Nekrofili adlandırılamayan parafili türlerinden olup, ölüyle cinsel birliktelikten zevk alınması anlamına gelmektedir. Nekrofiliye kimi zaman sadizm, kannibalizm, vampirizm, nekrofaji, nekropedofili, nekrozoofili gibi diğer parafililer de eşlik etmektedir. Nekrofililerin cinsel amaç için kullandığı bedenler yeni ölmüş olabildiği gibi mezarlıktan çıkarılan cesetler ve hatta kemikler dahi olabilmektedir. Nekrofililer genellikle ölüye ulaşmalarını kolaylaştıran işşerde çalışırlar: mezarlık görevlisi, morg görevlisi, ölü yıkayıcısı gibi. Nekrofililer, ölü taklidi yapan biri ile cinsel ilişkiye girmekten zevk alandan, sadece ölülerle cinsel ilişkiye girebilenlere kadar on sınıf altında kategorize edilmektedir. Nekrofiliye neden olan faktörler ise, biyolojik teori ve psikanalitik teoriyi de içeren yedi temel başlık altında toplanmaktadır. Ölü ile cinsel ilişkiye girmek konusunda bazı ülkelerde yasal düzenleme bulunmaktadır. Nekrofili durumunda faile; Kanada da 5 yıla kadar hapis cezası, Fransa da para cezası, Almanya da 3 yıla kadar hapis cezası ve para cezası, Hindistan da 1 yıla kadar hapis cezası ve para cezası, İngiltere de jürisiz yapılan yargılamalarda 6 aya kadar, jürili yapılan yargılamalarda ise 2 yıl kadar hapis cezası verilebilmektedir. Ülkemizde ise nekrofili suçunu düzenleyen bir hüküm bulunmamaktadır. Ancak bu suç 5237 sayılı Türk Ceza Kanunun Şerefe karşı suçlar bölümünde yer alan kişinin hatırasına hakaret ve ölüleri tahkir suçu kapsamında değerlendirilerek faili 2 yıla kadar hapis cezası ile yargılanmaktadır. Ed Gein den, Dennis Nilsen e, Jeffrey Dahmer den Henry Blot a kadar ismi içeren nekrofili tarihi son yıllarda da yaşanan olgularla gündemde kalmaktadır. Nekrofili hakkında çalışmanın en temel zorluğu, literatür eksikliği ve olguların ortaya çıkmasının zorluğudur. Çünkü kişi ölüdür, mağdurun yaşamadığı hallerde suçun ortaya çıkmaması 71

72 veya suçun farkına varılsa da utandırıcı bir duruma düşmemek adına ölenin yakınlarından görmezden gelinebilmektedir. Ancak her ne kadar suçun mağduru hayatta olmasa ve hatta suç o yaşamıyorken işlenmiş olsa da ortada bir suç vardır ve bu suçun failinin ceza hukuku hükümleri çerçevesinde sorumluluğunun olması gerekmektedir. Ayrıca, nekrofili psikolojik temelli bir hastalık olup, tedavi edilmediği takdirde fail bu suçu işlemeye devam edeceğinden tedavi edilmelidir.

39. ISRARLI TAKİP VE TACİZ (STALKING) KONUSUNUN SALDIRGAN-MAĞDUR İLİŞKİSİ YÖNÜNDEN İNCELENMESİ VE DEĞERLENDİRİLMESİ Dilan Orak Cemre Sude ÖZDEK Öğrenci, MEF Üniversitesi Hukuk Fakültesi

Anahtar Kelimeler: Stalking, takip, taciz, saplantı Amaç: Çalışmada son yıllarda sıklıkla gündeme gelen taciz şekillerinden biri olan ısrarlı takibi (stalking) ele alarak hukuki, psikolojik ve sosyal anlamda söz konusu olguyu incelemek, toplumun ısrarlı takip konusunda bilgi ve farkındalık düzeyini değerlendirmek amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Araştırma, yurt genelinde, internet üzerinden yapılmıştır. Araştırma kapsamında 18 yaşın üstündeki tüm yaş gruplarından ve eğitim seviyesinden olmak üzere toplam 100 kişiye ön çalışma niteliğinde anket formu uygulanmıştır. Bulgular: Katılımcıların %76 sı kadın, %24 ü erkektir; %69 u lisans, %13 ü lise mezunudur. Katılımcıların %43 ü Türk Ceza Kanununda Israrlı Takibin (stalking) suç olarak düzenlenip düzenlenmediğini bilmediklerini belirtirken %38 i ise söz konusu eylemin suç olarak düzenlenmediğini ifade etmiştir. Çevrenizde ısrarlı takibe (stalking) maruz kaldığını düşündüğünüz biri/birileri var mı sorusuna katılımcıların %37 si evet cevabı vermiştir. Ankete katılanların %43 ü stalk mağdurunun takipçisini (stalker) bildiğini %13 ü ise mağdurun takipçisinin kim olduğunu bilmeyeceğini düşündüklerini belirtmiştir. Sonuç: Israrlı takip (stalking) olgusu ile ilgili yapılan çalışmalar sınırlı sayıdadır. Dikkat çeken çalışmalardan birine değinmek gerekirse 2000 yılında 16.000 kişi ile telefon anketi yoluyla yapılan bir çalışmada kurbanların %21 i ilişki sonlanmadan 72

73 önce, %43 ü ilişki bittikten sonra, %36 sı ise ilişki bitimi öncesi ve sonrasında ısrarlı takip kurbanı olduklarını belirtmişlerdir. Üniversiteli kadın mağdurları konu edinen bir diğer çalışmada kadınların %13 ü 9 ay boyunca takibe maruz kaldıklarını ve mağdur kadınların %80i kendilerini takip eden erkekleri tanıdıklarını ve duygusal olarak etkilendiklerini belirtmişlerdir. Israrlı takip ve taciz (stalking) kavramı sosyal medya ile gündeme geldiği için yapılan araştırmalarda ısrarlı takibin sadece sosyal medya üzerinden olabileceği yönünde bir algı oluşmaktadır ve suç olduğu düşünülmemektedir; ancak günümüzde ısrarlı takip birçok suçun unsurlarından birini oluşturmaktadır. Sosyoloji ve psikoloji bilimleri açısından değerlendirildiğinde, ısrarlı takip (stalking) olgusu yeni bir kavram olmamakla birlikte, bu kavramın hem hukukî hem de sosyal açıdan değer kazanması çok yenidir ve hukuki anlamda ısrarlı takip ve hukuki statüsü ülkeden ülkeye farklılık göstermektedir. Almanya, Avusturya, Belçika, Danimarka gibi Avrupa ülkelerinde ısrarlı takibe ilişkin özel düzenlemelere yer verilmiş; ancak diğer yandan Fransa, İtalya, İspanya gibi başkaca Avrupa ülkelerinde ısrarlı takip suçuna ilişkin olarak kanunlarında özel bir düzenlemeye yer verilmemiştir.

40. MAĞDUR HAKLARI KONUSUNDA İYİ BİR UYGULAMA MODELİ : KANADA Nil Polat University of British Columbia

Anahtar Kelimeler : Mağdur hakları, Kanada adalet sistemi, ceza adalet sistemi 2015 yılında yürürlüğe giren Kanada Mağdur hakları ile ilgili uygulamalar bir çok açıdan örnek oluşturacak düzeydedir. Mağdur hakları ancak son yıllarda çok fazla tartışılmaya başlanan ve belli prensiplerin uygulamalarda yer almasının hedeflendiği bir alandır. Örneğin Suç mağdurlarının ve ailelerinin onuruna saygı da dahil olmak üzere nezaket, merhamet ve saygı ile muamele görmeyi hak ettikleri, Mağdurların haklarının ceza adalet sistemi boyunca dikkate alınmasının önemli olduğu, Suç mağdurlarının 73

74 haklarının göz önüne alınmasının adaletin düzgün yürütülmesinde faydalı olacağı gibi prensipler mağdur haklarının temel prensiplerinden bazılarıdır. 4 temel alanda mağdurlar için sağlanması gereken hakların çok önemli olduğu vurgulanmaktadır. Bunlar; Bilgi edinme hakkı, Ceza adalet sisteminde mağdurların rolü, Onarıcı adalet programları da dahil olmak üzere mağdurlara sunulan hizmetler ve programlar, Bu Kanun kapsamındaki haklarının ihlali veya reddine ilişkin şikayet hakkıdır. Bunlara korunma hakkını, mahremiyetlerinin gözetilme hakkını ve katılım hakkını da eklemek gerekmektedir. Bu posterde 2017 yılında kabul edilen mağdur hakları konusunda iyi uygulama örnekleri gözden geçirilerek değerlendirilmiştir.

41. ÇOCUK YAŞTA EVLİLİKLERİN NEDENLERİNİN VE SONUÇLARININ DEĞERLENDİRİLMESİ Cemre Sude ÖZDEK Dilan ORAK MEF Üniversitesi Hukuk Fakültesi, Lisans

Anahtar Kelimeler: Çocuk, erken evlilik, cinsel istismar Amaç: Çocuk yaşta evlilikler dünyada her zaman sorun teşkil etmiştir. Çalışmada geçmişten günümüze çözülememiş olan çocuk yaşta evlilikler sorununun nedenleri ve bu evliliklerin çocuk üzerindeki sonuçları hukuki, sosyal ve psikolojik açıdan ele almak amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Araştırma Diyarbakır Kadın Sorunlarını Araştırma ve Uygulama Merkezi (DİKASUM) tarafından Mayıs 2012 yılında Diyarbakır/Hasırlı, Yeniköy ve Aziziye mahallerinde gerçekleştirilen araştırmaya ve literatürde yer edinen diğer araştırmalara dayanılarak yapılmıştır. 74

75 Bulgular: Ülkemizde yapılan birtakım araştırmalardan elde edilen verilere bakacak olursak, Diyarbakır Kadın Sorunlarını Araştırma ve Uygulama Merkezi nin 2012 de Diyarbakır da gerçekleştirdiği araştırmadaki verilere göre erken evliliklerin altında yatan temel nedenlerden biri ailelerin sosyo ekonomik durumudur. Odak grup görüşmeleri ve bireysel derinlemesine görüşmelerde bireyler evlendirilme sebeplerini Evden bir boğaz daha eksilir cümleleriyle ifade etmekte ve araştırmaya katılanların %45,7 si başlık parası karşılığı evlendirildiklerini ifade etmektedirler. Erken yaşta evliliğin bir diğer nedeni de gelenek ve göreneklerden kaynaklanan kız çocuğunun belli bir olgunluğa gelince evlenmesi gerektiği algısıdır. Yukarıda adı geçen çalışmada ocuk yaşta evlendirilen kız çocuklarının %20 ye yakını henüz enliğe girmeden evlendirildiklerini ifade etmişlerdir Sonuç: Çocuk Yaşta Evlilikler olgusu günümüzün önemli çocuk ve kadın sorunlarından biridir. Bu olgunun hukuki, sosyal kültürel, ekonomik, sağlık ve psikolojik birçok boyutu bulunmaktadır ve bu olgu araştırmalara konu olmuştur. Araştırmalara baktığımızda Türkiye de Doğu ve Güneydoğu Anadolu da erken evlilik oranı fazla iken dünyada Güney Asya ülkeleri başta olmak üzere bir çok gelişmişlik düzeyi az olan ülkede de erken yaşta evlilik oranları ve buna bağlı olarak gebelik oranları da yüksektir. çocuk yaşta evliliklerin nedenlerini: sosyo-demografik ve ekonomik nedenler, aile içi şiddet, eğitimsizlik, içtimai değerler, içinde bulunulan kültürün gelenek ve görenekleri, işsizlik, fakirlik ve dinsel inançların yanlış idrak edilmesi gibi farklı şekillerde sınıflandırabiliriz.

42. EŞE KARŞI İŞLENEN NİTELİKLİ CİNSEL SALDIRI SUÇU VE SUÇUN TÜRK CEZA KANUNUNDAKİ YERİ Cemre Sude ÖZDEK Dilan ORAK MEF Üniversitesi Hukuk Fakültesi, Lisans

Anahtar Kelimeler: Cinsel saldırı, Eş, Türk Ceza Kanunu Amaç: Cinsel dokunulmazlığa karşı suçlar dünyada her zaman yoğun bir gündem teşkiletmiştir. Özellikle evlilik birliği içerisindeki eşler arasında gerçekleşen cinsel 75

76 saldırı olayları, günümüzde bütün toplumlar için ciddi bir sorun olma özelliği taşımaktadır. Çalışmada nitelikli cinsel saldırı suçunun eşe karşı işlenmesi düzenlemesinin değerlendirilmesi ve suçun şikayete bağlı olarak düzenlenmesinin altında yatan sebeplerin irdelenmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Araştırma 1996-1997 de İstanbul/Ümraniye ilçesinde, Doğu vegüneydoğu Anadolu nun genelinde gerçekleştirilen ve literatürde yer edinen alanaraştırmasında edinilen verilere dayanılarak yapılmıştır. Bunun yanında karşılaştırmalıhukukta yer alan düzenlemelerden de yararlanılmıştır. Bulgular: Ülkemizde yapılan birtakım araştırmalardan elde edilen verilere bakacak olursak, İlkkaracan ın, Doğu Anadolu da Kadın ve Aile adlı çalışmasında, 1996-1997 de Ümraniye, Doğu ve Güneydoğu da gerçekleştirmiş olduğu alan araştırmasında bölgedeki 19 yerleşim biriminde 599 kadınla yüz yüze görüşülmüştür. Araştırmanın kadınlara kocaları tarafından uygulanan şiddet bölümünde, Kocanız size tecavüz ediyor mu? şeklinde sorulan soruyaverilen cevaplar şöyle gruplanmıştır: Katılanların %16.32ü sık sık tecavüz ettiğini, % 35.6 sı nadiren tecavüz ettiğini, %48.1 ise hiçbir zaman tecavüz etmediğini belirtmişlerdir. Sonuç: Cinsel suçlarla korunan hukuksal değer bireyin cinsel özgürlüğü ve dokunulmazlığı olduğundan bireyin cinsel özgürlüğü ihlal edildiğinde bu mağdurun eşi tarafından yapılsa dahi suç olarak kabul edileceği bir gerçektir. Ancak ceza kanunumuzda şikayete bağlı olan evlilik birliği içinde gerçekleşen nitelikli cinsel saldırı suçlarının çok fazla açığa çıkmamasında, kültürel ön yargıların ve kültürün uygulayıcısı olan toplumun mağdurlar üzerinde baskı yaratması ve bu nedenle mağdurların faili şikayet etmeye cesaret edememesi bu şikayeti dinleyecek ve değerlendirecek kamu görevlilerinin de bu konuda gerekli yardımı ve duyarlılığı göstermemesi nedenler arasında sayılabilir. Bu nedenle suçun aralarında evlilik bağı bulunmayan bir kişi tarafından işlenen nitelikli cinsel saldırı suçu gibi re sen soruşturulup kovuşturulması gerekip gerekmediği hususu tartışmaya açıktır.

43. GENETİK FAKTÖRLERİN ŞİDDETE ETKİLERİNİN OLGU SUNUMLARIYLA İNCELENMESİ Tuğba Akbaba Acıbadem Mehmet Ali Aydınlar Üniversitesi, Adli Tıp ve Etik Yüksek Lisans / Sağlık Sigortası Provizyon Uzmanı 76

77 Anahtar Kelimeler: Şiddet, Kromozom Anomalisi, Maoa Enzimi GİRİŞ: Şiddeti önleme çalışmalarının başında şiddetin nedenlerinin anlaşılması gelmektedir. Yapılan çalışmalarda bireyin şiddete eğilimine çevresel faktörlerin yanında genetik faktörlerin de etki edebileceğini göstermektedir. Ancak yine de tek başına genetik faktörlerin bireyin şiddet uygulamasında etkisi olduğu söylenememektedir. Bilim insanları, psikopat oluşumlarının üç temel bileşen gerektirdiğine öne sürmektedir; Genetik Özellikler, Beyin Yapıları, Çocuklukta İstismar ve/veya Şiddet OLGULAR: Bilinen Klinefelter sendromu (47,XXY), Süper Erkek sendromu (47,XYY) ve MAOA (monoamin oksidaz-a) enzimi eksikliği saptanan olguların şiddet uygulamaya yatkınları olgu sunumları ile incelenmiştir. SONUÇ: Şiddet içeren davranışların gelişmesinde birçok faktör rol oynamaktadır. Bireylerin şiddet uygulamasındaki nedenleri yalnızca genetik yatkınlık, genetik anomaliler, çevresel faktörler ya da aile ile açıklamak mümkün olmamaktadır. Bireyin kişiliğinin oluşumunda bu faktörlerden tamamı etkili olabilmektedir. Genetik faktörler ile birlikte çevresel faktörler bireyin davranış kalıplarını oluşturmaktadır..

44. ISRARLI TAKİBİN (STALKING) SALDIRGAN VE MAĞDUR AÇISINDAN İNCELENMESİ Meltem Gündoğdu Arzunur Eroğlu Acıbadem Mehmet Ali Aydınlar Üniversitesi, Hemşirelik Bölümü

Anahtar Kelimeler; Israrlı Takip,Siber Takip, Şiddet, Takip Suçu Amaç:Bu çalışma yaygınlığı ve mağdur üzerindeki ciddi etkileri nedeniyle önemli bir sorun olan ısrarlı takibe dikkat çekmek,saldırgan-mağdur açısından incelemek ve buna yönelik çözüm önerileri sunmak amacıyla yapılmıştır. 77

78 Yöntem:Ulusal ve uluslararası veri tabanları taranmış ve ısrarlı takip ile ilgili olarak yapılmış çalışmalar kullanılarak oluşturulmuştur. Bulgular:Yapılan çalışmalardan elde edilen verilere göre saldırganların büyük çoğunluğu erkektir ve mağdurla arasında genellikle kişisel bir ilişki mevcuttur.saldırgan ruhsal bozukluğa sahip olabileceği gibi cezai ehliyeti tam da olabilir.kişide düşük özsaygı,kıskançlık ve saplantılı kişilik mevcuttur.takipteki amacı ya intikam almak ya da ilişkiyi tekrar başlatmaktır. Genellikle sosyal ısrarlı takibi mağdurlarına çiçek, çikolata veya duygusal mektuplar göndererek yapmaktadır.siber olarak da kişiye istenmeyen mesajlar atabilir,müstehcen fotoğraflar gönderebilir, bir kişi hakkında yanlış bilgilerle dolu web siteleri kurabilir, kişinin e-mail adresini hackleyebilir ve kişinin sosyal medya hesaplarını sürekli takip edebilir. AB Ülkelerinde 2014 te sonuçlanan kadına yönelik şiddet araştırmasına göre her beş kadından biri tek taraflı ısrarlı takibe maruz kalmaktadır. Her dört tek taraflı ısrarlı takip vakasından üçü polise bildirilmemektedir.türkiye genelinde ise kadınların yüzde 27 sinin yaşamları boyunca en az bir kez ısrarlı takip davranışına maruz kaldığı sonucu ortaya çıkmaktadır.takip edilme mağdurda korkuya veya endişeye sebep olmaktadır.mağdurun özellikle ruh sağlığı etkilenmektedir ve kalıcı ruhsal bozukluklar meydana gelebilir.aşırı stres ve depresyon en sık rastlanan bulgulardır.kişinin günlük faaliyetleri,saldırganın eylemleri sebebiyle önemli derece etkilenmektedir. Sonuç:Teknolojinin ilerlemesiyle son zamanlarda çok sık gündeme gelen stalking kavramı hem sosyal hem de siber olarak karşımıza çıkmaktadır ve ciddi bir suçtur.yapılan çalışmalar gösteriyor ki mağdur tehlike altındadır.israrlı takipte mağdur olayın ciddiyetinin farkına varmalı hemen polise durumu bildirmelidir. Kişi yalnız kalmamalı gereken güvenlik önlemlerini almalıdır.siber ısrarlı takip için de sosyal medya hesaplarını özelleştirmelidir.ayrıca 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun un 2.maddesinde tek taraflı ısrarlı takip mağduru kimselerin korunması amaçlanmaktadır. 78

79 45. ÇOCUK CİNSEL İSTİSMAR OLGULARINDA HEMŞİRELERİN YAKLAŞIMI Egemen TEPELİ Acıbadem Mehmet Ali Aydınlar Üniversitesi Patoloji Laboratuvar Teknikleri Öğrencisi

Anahtar Kelimeler: Çocuk, Cinsel İstismar, Hemşire Çocuk cinsel istismarı, bir yetişkinin kendi arzuları için çocuğun zorla cinsel etkileşimlere maruz bırakılması çocuk cinsel istismarı olarak yorumlanmaktadır. Çocuk İstismarı uzun yıllardır var olan bir şeydir. Yakın geçmişe baktığımızda bu istismar olgularında artışlar gözlenmekte ve aynı zamanda istismarların şiddetlerinde de artışlar meydana gelmiştir. Çocuklarda istismarın fark edilmesi, genellikle ailenin çocuğunu herhangi bir sağlık probleminden ya da çocuklarında gözlemledikleri farklılıklar neticesinde istismardan şüphelenmelerinden kaynaklı sağlık kuruluşlarına başvurması sonucunda, çocuğun bakımı ile ilgilenen hemşirenin çocuktaki fiziksel değişimleri gözlemesi hemşirenin de şüpheci ve dikkatli yaklaşımıyla çözümlenir. Hemşire böyle bir şüpheci yaklaşımda olayın netlik kazanabilmesi için ilk olarak adli işlemler ile başlayan ardında sağlık kontrolleri ile devam eden bu süreçte ancak verilecek olan adli rapor ile istismarın varlığından ya da yokluğundan söz edilir. Hemşiredeki dikkatli yaklaşım verilen adli rapor sonucunda netlik kazanmaktadır. Olayın bu aşamaya gelebilmesi için hemşirelerin yeterli bilgiye sahip olmasının çok büyük bir rolü vardır. Bununla birlikte hemşirelerin eğitim düzeyi arttıkça, mesleki tecrübe ve iş deneyimine bağlı olarak aynı zamanda çalışılan birimlerde karşılaşılan vakalar ile birlikte istismar olguları konusunda ve adli sürecin işlenişi hakkında ki bilgi düzeylerinde de değişiklikler gözlemlenmektedir. Bu tür olgularda istismara uğramış çocuğa yaklaşım ve o çocuklar kurulacak iletişimde çok dikkatli davranılmalıdır. Çocuğun ileri dönük yaşamında fiziksel, ruhsal ve sosyal açıdan etkilenmesinin en minimum seviyede olması için çocuk ile iletişim konusunda oldukça dikkatli ve profesyonel bir şekilde davranılmalıdır. Yapılan bu çalışma ile Hemşirelerin Çocuk Cinsel İstismarı Olgularına yaklaşımıyla ilgili bir sunum yapılacaktır. 79

80 46. BİR VAKIF ÜNİVERSİTESİ ÖĞRETİM ELEMANLARININ SİBER ZORBALIK KONUSUNDAKİ DUYGU VE DÜŞÜNCELERİ Yrd. Doç. Dr. Işıl Işık, Yrd. Doç. Dr. Güliz Dirimen Arıkan, Volkan Ayaz Işılay Can Yeditepe Üniversitesi, Sağlık Bilimleri Fakültesi, Hemşirelik Bölümü

Anahtar Kelimeler; siber zorbalık, siber mağdurluk, öğretim elemanları, kalitatif Giriş Siber zorbalık, özellikle yazılı basında son yıllarda sıklıkla üzerinde durulan bir zorbalık türü olarak karşımıza çıkmaktadır. Kısaca birisine teknoloji üzerinden duygusal acı verme olarak tanımlanan siber zorbalık konusunda yapılan araştırmaların çocuklar ve adölesanlara odaklandığı görülmektedir. Oysa siber zorbalık her yaş grubunda görülebilmekte, mağdurlar ve aileleri için oldukça yıkıcı sonuçlara yol açabilmektedir. Bu araştırma üniversitede çalışan öğretim elemanlarının siber zorbalık ve mağdurluk konusundaki deneyimlerinin, siber zorbalığın önlenmesi konusundaki düşünce ve önerilerinin belirlenmesi amacıyla yapılan niteliksel bir çalışmadır. Yöntem; araştırmanın örneklemini bir vakıf üniversitesinin eczacılık, mühendislik ve sağlık bilimleri fakültelerinde çalışan 16 öğretim görevlisi oluşturmaktadır. Araştırmanın verileri literatür doğrultusunda geliştirilen ve 25 adet açık uçlu sorudan oluşan yarı yapılandırılmış görüşme formu ile toplanmıştır. Bireysel derinlemesine görüşme tekniği ile elde edilen verilerin değerlendirilmesinde içerik analizi tekniği uygulanmıştır. Bulgular; yapılan bireysel derinlemesine görüşmeler sonucunda siber zorbalık türlerinin akademik hayat ile ilgili siber zorbalık ve sosyal hayat ile ilgili siber zorbalık 80

81 olmak üzere ikiye ayrıldığı, öğretim elemanlarının farklı siber zorba tanımlarının olmasının yanında her tür insan ın siber zorba olabileceğini düşündükleri, siber zorbalığın bireyin mesleki ve sosyal hayatına zarar verebileceği ve duygusal yönden kişiyi etkileyebileceği, siber ortamdan kaynaklı nedenlerin ve siber zorbalık konusunda bilgi eksikliğinin siber zorbalığın devam etmesine neden olduğu ve siber zorbalığın normalleştirildiği tespit edilmiştir. Öğretim elemanları siber zorbalığın önlenebilmesi için denetimin, eğitim ve bilgilendirmenin ve hukuki yolla önlemenin önemli olduğunu belirtmişlerdir. Son olarak katılımcılar siber ortamın mağduriyeti arttıran yönleri olduğunu da ifade etmişlerdir. Sonuç; Araştırma sonucunda öğretim elemanlarının siber zorbalık konusunda farkındalıklarının az olduğu gözlemlenmiştir. İlgili literatürde oldukça sınırlı sayıda çalışılmış olan akademik hayata özgü siber zorbalık deneyimlerinin ortaya konulduğu bu araştırmada, siber zorbalığın öğretim elemanlarının akademik hayatlarına büyük ölçüde etkisi olduğu açığa çıkarılarak siber zorbalığın önlenmesi açısından çeşitli önleme yolları tartışılmıştır.

47. MOBBİNGİN MAĞDUR AÇISINDAN İNCELENMESİ MOBBİNGLE MÜCADELE YÖNTEMLERİ VE ÇÖZÜM ÖNERİLERİ Selin Pomak Aynur KAYA Acıbadem Mehmet Ali Aydınlar Üniversitesi- Hemşirelik Bölümü

Anahtar Kelimeler: İşyerinde psikolojik taciz, işyerinde şiddet, şiddet, Mobbing, Mobbingle mücadele Amaç: Bu çalışmada mobbing mağdurlarının biyopsikososyal yönden psikolojik durumlarının incelenmesini ve bunun sonucunda birey, toplum, aile, ekonomik ve kuruma yönelik etkilerinin araştırılarak çözüm önerileri getirilmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Mobbingle ilgili literatür taraması yapılmış ve konu ile ilgili basılı 81

82 kitaplar kullanılarak oluşturulmuştur. Bulgular :İşyerinde psikolojik taciz, bireyin saygısız ve zararlı bir davranışın hedefi olmasıyla başlamakta ve daha sonra tacizcinin saldırgan eylemleriyle devam etmektedir. Bir sonraki aşamada da mağdur, sorunun kaynağı, problemli ya da akıl hastası olarak damgalanmaktadır. Zaman zaman saldırganlığa tacizcinin dışında yönetim veya iş arkadaşları da katılabilmektedir. Genellikle bireyin toplumsal itibarını düşürmeye yönelik saldırgan bir ortam oluşturulmakta ve sistematik olarak baskı yaratılıp işten ayrılması sağlanmaktadır. Psikolojik tacizin birey üzerindeki duygusal ve fiziksel etkilerini; uykusuzluk, sinir bozukluğu, melankoli hali, yoğunlaşma bozukluğu, sosyal yalıtım, kendini küçümseme ve aşağılama, sosyal uyumsuzluk, çeşitli psikosomatik rahatsızlıklar, depresyon, umutsuzluk ve çaresizlik hissi, sinirlilik, öfke, huzursuzluk ve derin keder hâli olarak tanımlanmaktadır. Mobbing insanın mesleki bütünlük ve benlik duygusunu zedeler, kişinin kendine yönelik kuşkusunu artırır, paronaya ve kafa karışıklığına neden olur,kurban kendine güven duygusunu yitirir, kendisini insanlardan soyutlayabilir, huzursuzluk, korku, utanç, öfke ve endişe duyguları yaşayabilir. Mobbing, ağlama, uyku bozuklukları, depresyon, yüksek tansiyon, panik atak, kalp krizine kadar giden sağlık sorunları ve travma sonrası stres bozukluğu yaratabilir. Mobbing mağdurunun yaşadığı sorunları aile ortamına yansıtması, aile içi huzursuzluk ve çatışmalara sebep olabilir. Hatta bu durum aile içi şiddet ve boşanmayla sonuçlanabilir. Yapılan bir araştırmaya göre mobbing mağdurunun sağlık giderleri, kazancın üzerinde bir rakama tekabül etmektedir. Psikolojik tedavi, ilaç, doktor ve hastane masrafları yanında; iş veriminin azalması, hastalık izinlerinin artması gibi sonuçları sebebi ile mobbing ekonomik bağlamda yüksek kayıplara sebep olmaktadır. Türkiye de (%20) mobbinge maruz kalmada yapılmış olan çalışmalarda AB (%15) ile karşılaştırıldığında oldukça yüksek olduğu görülmüş ama olgunun ülkemizde tanı ve doğru şekilde anlatılmadığı düşünülmektedir. Türkiye'de 2008-2009 yılları arasında yapılmış mobbinge maruz kalma anket sonuçları demografik özelliklere göre farklılık göstermektedir. Kadınlarda (%67) erkeklere (%33) göre daha fazla görülmektedir. Eğitim düzeylerinde liselerde (%11), yüksek lisanslarda (%32) en çok üniversitelerde (%57), yaş olarak bakıldığında ise en çok 31-40 yaşları arasında (%36) mobbinge maruz kaldığı görülmektedir. 82

83 Sonuç: Mobbinge maruz kalan bireylerin birey, aile, toplum ve ekonomi yönünden olumsuz etkilendiği görülmekte böylelikle bu durum psikolojik ve ekonomik maliyetlere sebep olmaktadır. Bu nedenle çözüm önerilerinde psikolojik boyutlarından korunma ve önleme yöntemleri üretilmelidir. Mobbingle hem bireysel hem de kurumsal olarak mücadele edilmeli ve buna ek olarak da gerekli hukuksal yollara başvurulmalıdır.

48. 183'E YAPILAN ÇOCUK İHMALİ İHBAR OLGUSU Makbule KURT Okul Öncesi Öğretmeni Acıbadem Mehmet Ali Aydınlar Üniversitesi, Adli Tıp ve Etik Yüksek Lisans

Anahtar Kelimeler: 183, ihbar, çocuğun korunması, ihmal Alo 183 Nedir? Aile,Kadın,Çocuk, Engelli Danışma Hattı; Aile, kadın, çocuk, engelli, yaşlı, şehit yakınları ve gazilere yönelik bakanlığın verdiği hizmetler hakkında bilgilendirme ve yönlendirme yapan bir hattır.ayrıca İhmal, istismar, şiddet vakaları, töre ve namus cinayetleriyle alâkalı ihbarlarda vakanın gerçekleştiği ilin acil müdahale ekip sorumlusuna veya güvenlik güçlerine bildirilerek müdahale edilmesi sağlanmaktadır. 183 İhbar olgusu Ocak ayında izmir de karşılaşılan olguda,akşam 22.00 sıralarında balkonda ağlayan 4-7 yaşlarında olduğu düşünülen 2 çocuk ihbarcının sorgulaması üzerine evde yalnız olduklarını söyler.ihbarcı uzun bir süre bekledikten sonra çevredeki kişilerden çocukların anne ve babalarının boşandığını çocukların anne ile yaşadıklarını,sürekli aynı saatte yalnız bırakıldıklarını öğrenir.bu bilgi üzerine 155 aranarak destek istenmiş fakat polisin gelmemesi üzerine 183 hattına ihbarda bulunulmuştur.bu sırada anne gelmiş, ihbarcının çocukları neden yalnız bıraktığını sorgulaması üzerine anne saldırganlaşmış, ihbarcıya taş atmak istemiş ve hakaret etmiştir. İhbarcı sonraki süreçte ihbarının sonucunu merak etmiş sorgulama üzerine 183 hattı görevlisinde dosyanın ilçe sosyal hizmet birimine yönlendirildiğini öğrenmiş ve 83

84 aldığı takip numarası ile dosyanın ile devredildiği bilgisine ulaşmıştır.yaklaşık 3 hafta boyunca dosya takip numarası ile sonuca ulaşamayan takipçi il yönetiminden dosya ile ilgili karışıklık olduğu ve ilgilenilmediği bilgisini almış, süreci takip etmek istediğini ve çocuklar ile ilgili endişesini dile getirdiğinde dosyanın tekrar gözden geçirileceğine ve en kısa zamanda uzman incelmesi yapılacağına dair bilgi almıştır. Olgudan anlaşıldığı üzere 183 hattı ihbarı almış yetkili kuruma bildirmiş fakat dosya ile ilgilenilmemiştir.ocak ve mart ayında gelişen bu süreçte çocukların süreci takip edilmemiştir. İhbarcı hala ihbar değerlendirmesi beklemektedir.söz konusu çocukların süreçleri ihbarcının hassasiyetine bağlıdır.burada ihbar yükümlülüğü yerine getirildikten sonra sorumluluk kurumlarındır. Çözüm Önerisi 5 farklı kategori de hizmet veren 183 hattı sadece çocuk adına basit kodlanabilecek bir numara ile işleme alınmalı ve ihbar yapan kişi bunun takibimi yapmasa bile bu alanda çalışan sistemi titizlikle denetleyen ve takip eden bir kontrol merkezi kurulmalıdır. Çocuğun korunması toplumun ve devletin ortak sorumluluğudur.

49. ON DÖRT BİN YILLIK HUKUKUMUZ VE HAYVAN HAKLARI Deniz Atar Avukat

Anahtar Kelimeler: Hayvan Hakları, Hukuk, Yaşam Hakkı, Hayvan Sevgisi Günümüzde hayvan hakları gibi bir kavram var olsa da, esasında doğal yaşama kültürünün azalmış olması sebebiyle bu kavram ne yazık ki bir temenniden öteye geçemiyor. Özellikle teknik ve teknolojik imkanların gelişmesi ile doğal hayattan kopan insanoğlu için artık sokaklarda dolaşan hayvanlar, doğal olmayan bir durum oluşturuyor. Bu canlılar yok sayılıyor, aç bırakılıyor ve ne yazık ki yine bu canlılara türlü eziyetler ediliyor. Biz, artık binyıllardır yanımızda olan bu canlıları yeniden fark etmek, onlara en azından yaşama imkanı sağlamakla yükümlüyüz. Çünkü uzun yıllara sari bu ortaklığımız, bir ahde vefayı gerektiriyor. Toplumda son yıllarda özellikle sosyal medya aracılığı ile hayvan sevgisini ve onların hayatın bir parçası olmaları bilincini insanların kampanya yaparak sokak hayvanlarının 84

85 yaşamlarını idame ettirebilmeleri veya sahiplendirilmeleri ile tedavileri için bir araya gelmeleri, meselede toplumsal bir bilincin geliştiğini bize göstermektedir. Ancak bunun yanında hayvanların beslenmesinden, iklim şartlarına uygun olarak barınmasından sorumlu olan belediyelerce adeta katliam yaparak sokak hayvanlarına karşı vicdanları sızlatan, toplumda infial uyandıracak şekilde uygulamalar yapılmaya devam etmektedir. Hayatın vazgeçilmez bir parçası olan hayvanların huzur ve sağlıkları için daha çok hayvan barınağı ve hayvan hastanesi yapılması ve yine bunların yanında, özellikle karayollarında yol güvenliğinin sağlanması, araç trafiğinin işlek olduğu mahallerde hayvanların ani yola çıkışlarını engelleyecek şekilde bariyerlerin konulması ve diğer önlemlerin alınması gerekmektedir.

50. EVSİZLERE YÖNELİK ŞİDDET Garod Balcı MEF Üniversitesi, Hukuk Fakültesi, Lisans

Anahtar Kelimeler: Evsiz, cinsel şiddet, fiziksel şiddet, toplumsal dışlama, şiddetin etkileri. Giriş ve Amaç: Evsizlik bir bireyin temel insan haklarına erişememesi durumudur ve bu sebeple bir insanlık sorunudur, ancak bu insanlık sorunu hem Türkiye de hem de dünyanın pek çok yerinde görmezden gelinmektedir. Bu çalışmada evsizlerin uğradığı fiziksel, duygusal, cinsel ve ekonomik şiddet ve bu şiddetin etkileri incelenecektir. Yöntem: Evsizlere yönelik şiddet ve etkileri hakkındaki literatür taraması yapıldı. Konuyla ilişkili dernekler ve yapılan yardım çalışmaları araştırıldı. Bulgular: Toplumsal Dışlanma: İBB tarafından 2011 yılında yayınlanan verilere göre; %67,9 u herhangi bir güvencesi bulunmadığını, %74,3 ü herhangi bir yardım almadığını, %60,8 i ailesinin olduğunu,%45,6 sı ise çocuklarının olduğunu ifade etmiştir, %24,9 u kronik hastalığı, %21,5 i ise psikiyatrik teşhisi olduğunu, %59,1 i ise herhangi bir sağlık hizmetinden faydalanmadığını ifade etmiştir. Ayrıca kişilerin %39,2 si en az bir kere 85

86 tutuklanma öyküsü olduğunu, %31,3 ü ise hüküm giydiğini söylemiştir; evsizlerin sağlık sorunları, bağımlılık durumları, hijyen sorunları ve suç potansiyeli iş verenler tarafından reddedilmelerine sebep olmaktadır. Fiziksel ve Cinsel Şiddet: Büyük 2008 yılında İstanbul da yapılan bir araştırmada evsiz ölümlerinin %39,76 sının doğal olmayan nedenlerle olduğu saptanmıştır Ayrıca fiziksel sağlık risklerine ek olarak % 79,5 inin yaşamlarında en az bir kez fiziksel ya da cinsel istismara uğradığı bildirilmektedir. Etkileri: Çoğu şiddet içeren; anksiyete, panik bozukluk, madde kullanımı, yeme bozukluğu, kendi kendini yaralama, intihar davranışları gibi psikolojik ve davranışsal sorunlar görülmektedir. Bu sorunların yanı sıra; Hipertansiyon, eklem hastalıkları, periferal damar hastalıkları, KOAH, nörolojik bozukluklar ve yetersiz ağız bakımı, HIV, AIDS, Tüberküloz ve cinsel yolla bulaşan hastalıklara gibi fiziksel sağlık sorunları sıklıkla görünmektedir. Sonuç: Evsizlerin gerek fiziksel sağlık sorunlar gerekse şiddet mağduru olma konusunda büyük risk altında olduğu görülmektedir. Maruz kaldıkları şiddetin bir döngü şeklinde devam ettiği ve hem fiziksel hem de psikolojik sağlıklarını etkilediği görülmektedir. Yardım ve ıslah amaçlı işlevsel uygulamaların gerektiği görülmektedir.

51. SUÇ MAĞDURİYETİ KORKUSUNUN MODERN HAYATTAKİ YANSIMALARI Elif Gül Şahin İstanbul Medipol Üniversitesi, Psikoloji Bölümü, Lisans

Anahtar Kelimeler: Medya, Suç Mağduriyeti, Suç Algısı, Suç Korkusu Maslow un ihtiyaçlar hiyerarşisinde ikinci temel ihtiyaç olarak gelen güvenlik ihtiyacı güvende olma duygusunun insanlar için hayati önemini vurgular. Bu çalışmanın ana konusu olan suç korkusu mefhumu da bireylerin içinde bulundukları topluma mensup bir başkası tarafından işlenen suçun mağduru olmaya yönelik, güvenliklerini tehlikede hissetmeleridir. Kısacası bir suçun mağduru olmaya yönelik duyulan aşırı 86

87 korkudur. Suç korkusu insanların kendilerini ne kadar güvende hissettikleriyle alakalıdır. Peki insanların güvenlik algısı üzerinde neler etkilidir? Bu çalışmada öncelikle bu sorunun cevabını arayacak ve özelde medyanın yarattığı dolaylı mağduriyetin bu algı üzerindeki etkisini araştıran çalışma bulgularına değineceğiz. Bu çalışmanın amacı suç korkusunu psikolojik bir mefhum olarak ele almak, ilişkili olduğu değişkenlere açıklık getirmek ve nasıl önleneceği ile ilgili bireysel ve sosyal politikaları tartışmaktır. Bu, kaynakçada yer alan kitap ve makaleler derlenerek yapılacak; temelde şu sorulara cevap aranacaktır: Suç korkusuna ilişkin temel teoriler nelerdir? Suç korkusunun temel belirleyicileri nelerdir? Suç korkusu ve algılanan mağduriyet arasında nasıl bir ilişki vardır? Suç korkusu, hangi suçlar söz konusu olduğunda en fazladır? Suç korkusunun şiddetinde medyanın ve ülke güvenlik ve adalet uygulamalarının etkisi nasıldır? Suç korkusunun olası sonuçları nelerdir? Suç korkusuyla nasıl baş edilir?

52. AİLE İÇİ CİNSEL ŞİDDET Mehtap ACAR Avukat Ankara Barosu

Anahtar Kelimeler: Aile İçi Cinsel Şiddet, Boşanma, Türk Hukukunda Kadına Yönelik Cinsel Şiddet Çeşitleri 4721 Sayılı Türk Medeni Kanunu m.185/3 hükmünde eşlerin sadakat yükümü cinsel sadakati de kapsamaktadır. Cinsel şiddet içeren davranışlar eşlerin sadakat yükümüne aykırılık teşkil ederek boşanma sebebini de oluşturmakta ve boşanma sürecinde oluşan duygusal hattaki çatışmaların kaydığı ilk alan cinsellik olmaktadır. Türkiye nin ilk imzacılarından olduğu ve 1 Ağustos 2014 tarihinde yürürlüğe giren, kadının cinsel özgürlüğüne karşı işlenen suçların soruşturulması ve cezalandırılmasına yönelik uluslar arası standartları belirleyen İstanbul Sözleşmesi nin 36. maddesinde, ırza geçme de dahil olmak üzere cinsel şiddet eylemlerini, başka bir insanla, rızası olmaksızın, herhangi bir vücut parçasını veya cismi kullanarak, cinsel nitelikli bir vajinal, anal veya oral penetrasyon gerçekleştirmek, bir insanla rızası olmaksızın, cinsel nitelikli diğer eylemlere girişmek, başka bir insanın, rızası olmaksızın, üçüncü bir 87

88 insanla cinsel nitelikli eylemlere girmesine neden olmak şeklinde tanımlanmış ve bu hareketlerin eski veya mevcut eşlere veya birlikte yaşayan bireylere karşı gerçekleştirilmiş eylemler için de geçerli olduğunu vurgulamıştır. Evlilik birliği içinde ise kadını istemediği yerde, istemediği zamanda ve istemediği biçimlerde cinsel ilişkiye zorlamak, cinsel sapkınlıkta bulunmak, başkalarıyla cinsel ilişkiye zorlamak, cinsel organlara zarar vermek, kısırlaştırma, genital muayene, bekaret kontrolü, çocuk doğurmaya veya doğurmamaya, kürtaja, enseste, fuhuşa zorlamak, güven sarsıcı davranışlarda bulunmak, cinsel ilişki sorunları bulunmak, cinsel açıklamada bulunmak, sadakate aykırı davranışlarda bulunmak gibi eylemler cinsel şiddettir. Bu haller aynı zamanda 4320 Sayılı Ailenin Korunmasına Dair Kanun kapsamında yer alan aile içi şiddete konu oluşturmaktadır. 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu m. 102/2 eşe karşı işlenen cinsel saldırı suçunun nitelikli halini oluşturmaktadır. Ancak bu suçun takibi şikayete bağlıdır. 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu, hukuka uygunluk yahut mazeret nedenlerinde sınırı aşmayı daha hafif bir cezayla cezalandırırken, evlenme eşlere bazı haklar vermesine rağmen, kocanın karısının vücuduna rızası olmadan organ sokması eylemini, ya da başka bir ifade ile kocanın hakkını kötüye kullanmasını, kadın üzerine hiçbir cinsellik hakkı olmayan üçüncü kişilerin cinsel saldırısı ile eşit tutarak kocayı 12 yıldan az olmamak üzere cezalandırmıştır. Türk hukukunda, boşanma davalarında cinsel şiddetle evlilik birliğinin sarsılması çoğunlukla esas neden olmasına rağmen, genellikle cinsel şiddet ifade edilmemekte, yargılama esnasında diğer boşanma nedenleri gerekçe gösterilmekte ya da taraflar protokol düzenlemek suretiyle cinsel şiddetten bahsedilmemektedir.

53. HUKUK ÖĞRENCİLERİNİN İNSAN TİCARETİ KONUSUNDAKİ BİLGİ DÜZEYİ Melis Ruzin Tezel Acıbadem Mehmet Ali Aydınlar Üniversitesi, Adli Tıp ve Etik Yüksek Lisans Anahtar

Kelimeler: İnsan Ticareti, İnsan Hakları, Kaçırma, Modern Kölelik İnsan ticareti, hem gelişmiş, hem de geri kalmış ülkelerde olan ve insan haklarına ve güvenliğine zarar vermekte olan küresel bir suçtur. Bugüne kadar yazılmış raporlar ele 88

89 alındığında, insan ticareti mağduru sayıları, bütün dünyada yaklaşık olarak 27 ile 45.5 milyon kişi olarak tahmin edilmektedir. Zorla çalıştırma ve cinsel istismar ABD de önemli bir yasadışı kazanç olarak gösterilmektedir. Ülkelerin coğrafi yapısı ve siyasal durumu, itici ve çekici faktörler suçu şekillendiren etkenler arasındadır. Bu suç uygulayanı ve mağduru açısından, kendi içerisinde birçok itici ve çekici etmenler barındırmaktadır. Ekonomik şartlar, kurbanın yaşı, hedef ülke ve bunun gibi birçok faktör bize bu suçun neden dolayı ve ne şekilde yapıldığının sinyallerini vermektedir. ABD Dışişleri Bakanlığı 2015 İnsan Ticareti Raporu na göre Türkiye, seks ticareti ve zorla çalıştırmaya tabi tutulan kadın, erkek ve çocuklar için bir hedef ve transit ülke olup, nispeten daha az bir ölçüde kaynak ülkedir. İnsan ticareti suçu hem birey hem de toplum üzerinde ağır sonuçlar doğuran bir suçtur. Bu suçun kurbanları kaçırıldıkları, izole edildikleri, uygunsuz şartlar altında yaşanmaya zorlandıkları ve istismar edildikleri için ağır psikolojik ve fiziksel hasarlar alırlar. Uğradıkları istismar ve psikolojik şiddet, birey üzerinde kalıcı sonuçlar doğurabilmektedir. Dolayısıyla bu suçun önlenebilmesi için multi-displiner bir şekilde çalışılması gerekmektedir. Bu suçu çalışan meslek gruplarının ve öğrencilerin, suçun dinamiğini ve karakteristik özellikleri bilmesi elzemdir. Bu araştırmanın amacı ise bu meslek grubu adaylarından biri olan hukuk öğrencilerinin, İnsan Ticareti konusunun dinamiklerini ve karakteristik özellikleri hakkındaki bilgilerini ölçmeye yönelik yapılmıştır. Araştırma, insan ticaretini hukuksal boyutta çalışacak olan hukuk öğrencileri üzerinde yapılmıştır. Öğrenciler Yeditepe Üniversitesi nden Mef Üniversitesi nden ve de Yeni Yüzyıl Üniversitelerinden seçilmiştir. Araştırma materyalleri öğrencilere anket şeklinde verilmiş ve soruları yanıtlamaları istenmiştir. 54. YAŞLI İHMALİ VE İSTİSMARI Melis Ruzin Tezel Acıbadem Mehmet Ali Aydınlar Üniversitesi, Adli Tıp ve Etik Yüksek Lisans Anahtar kelimeler: yaşlılık, bakım, ihmal, suistimal, bakıcı, bakım evi 89

90 Yaşlılık dönemi, insan yaşamının ilerleyen dönemlerinde gerçekleşen değişim dönemi olarak adlandırılır. Yaşlı bireyler, toplumun önemli bir kesimini içermektedir. Ülkemizde yaşlılık dönemi 65 yaş ve üzeri bireyleri kapsar. Yaşlılık dönemi normal bir süreç olmakla birlikte bu dönemde bireyler, fiziksel ve toplumsal işlevlerini yavaş yavaş, geri dönüşsüz bir biçimde kaybetmeye başlarlar. Fiziksel anlamda kaybedilen işlevler, psikolojik ve sosyal kayıplara da yol açar. Her yaşlı birey aynı şekilde ve aynı yaşlarda işlevlerini yitirebilir anlamı yoktur ya da bilişsel ve fiziksel fonksiyonlarını kaybetmeye başlayan her birey toplum tarafından işlevsiz olarak adlandırılamaz. Dolayısıyla, yaşlılık döneminde her bireyin istismar ve ihmale uğrayacağı iddia edilemez. Ülkemizde ve dünyada yaşlı istismarı ve ihmali ancak 1970 lerden sonra toplumun dikkatini çeken bir konu olmaya başlamıştır. Yaşlı istismarı ve ihmali her bireyde farklı şekillerde meydana gelebileceği gibi, özellikle psikolojik ve bedensel sorunları olan yaşlılarda ve bakıma muhtaç bireylerde meydana gelmektedir. Bu anlamda yaşlı istismarını ve ihmalini çalışabilmek ve önleyebilmek adına, istismarın ve ihmalin belirtilerinin neler olduğunu, risk gruplarını ve de sonuçlarının neler olduğunu bilmek gerekmektedir. İstismar ve ihmal türleri en fazla fiziksel şekilde olabildiği gibi, psikolojik ve ekonomik şekillerde de karşımıza çıkar. Yaşlı istismar ve ihmalinin en fazla görüldüğü yerler; huzur evleri, hastaneler, ve yaşlı bireyin ailesiyle yaşadığı haneleri gösterilir. Bunun yanı sıra istismar ve ihmali en fazla gerçekleştiren kişiler olarak, yaşlı bireye bakmakla yükümlü yakınları, sağlık çalışanları ve yaşlı bakıcılarıdır. Ayrıca öz ihmal dediğimiz, çeşitli şekillerde yaşlı bireylerin sıklıkla kendilerini ihmal ettiği ihmal türü de bulunmaktadır. Bu şekilde birey hem kurban, hem de ihmali uygulayan kişi olarak adlandırılır. Bu tarz ihmal ve istismar türleri, gerek birey üzerinde gerekse toplum üzerinde ciddi sorunlara yol açmaktadır. Bu yüzden, bu konunun çalışılması ve de tedbirler alınması gerekmektedir.

55. BİR UYGARLIK ELEŞTİRİSİ OLARAK DÖVÜŞ KULÜBÜ FİLMİNDE ŞİDDETİN KULLANIMI Aykut Birol İstanbul Üniversitesi, Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Doktora


Programı Anahtar Kelimeler: Dövüş Kulübü, Şiddet, Uygarlık, Palahniuk 90

91 Bu çalışma Dövüş Kulübü filminde şiddet temasını ele almayı amaçlamaktadır. Uygarlığın temel kurucu öğesi olarak şiddetin, aynı uygarlığın yıkımına yol açacağının iddia edildiği görüşü savunulacaktır. Chuck Palahniuk un aynı adlı romanından filme uyarlanan Dövüş Kulübü, gösterime girdiği 1999 yılından bu yana popüler kültürde olduğu gibi akademik yazında da ilgiyle karşılanıyor. Hakkında yazılanlarda öne çıkan temalar, tüketim toplumu eleştirisi olduğu, modern toplumda erkeklik krizine dikkat çektiği ve şiddetin önemli bir yer kapladığıdır. Bu çalışma, diğerlerinden farklı olarak, filmde şiddetin faşist bir eğilim veya sado-mazoşist bir çağrışımla değil, uygarlığın bir öğesi olarak yer aldığını öne sürecektir. Çalışmanın ilk kısmında, şiddetin çeşitli tanımlarından ve kavramın kullanılış biçimlerinden yola çıkılarak ortak noktalar tespit edilmeye çalışılacaktır. Bu noktada şiddetin uygarlık ile bağı kurulacak ve sonuç olarak bir kurucu şiddet ile yıkıcı şiddet ayrımına gidilecektir. İkinci kısımda, filmin çizmiş olduğu modern toplum ve modern insan tablosu için bir çerçeve oluşturulmaya çalışılacaktır. Bu aşamada mükemmel insan kurgusu ve bunun bir aracı olarak tüketim meseleleri ele alınacaktır. Bunun yanı sıra sabunun önemli bir metafor olarak kullanıldığı iddia edilerek ima ettiği anlamlara dikkat çekilecektir. Bu kısmın amacı, yıkılması hedeflenen uygarlığın ve barındırdığı şiddetin bir tarifini yapmaktır. Üçüncü kısımda ise filmde şiddetin kullanımı üç aşamaya ayrılarak bunların yönlendiği hedefler tespit edilecektir. Bir önceki kısımda tarif edilen toplumun ve bireyin yıkımı yolunda şiddetin biricik bir yöntem olarak kullanılışı ele alınacaktır.

56. ÜNİVERSİTE ÖĞRENCİLERİNİN ÇOCUK İSTİSMARI HAKKINDA BİLGİ DÜZEYLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ Metincan Erkaya, Nilsu Güvencer, Mehmet Malik Bilgili Acıbadem Mehmet Ali Aydınlar Üniversitesi, Tıp Fakültesi, Lisans 91

92 Anahtar Kelimeler: Çocuk İstismarı, Cinsel Eğilim, Farkındalık, Sağlık Anketleri AMAÇ: Çocuk İstismarı toplumumuzda çoğu zaman gizli kalan, mağdurlarının büyük bir çoğunluğunun bildirilmeyip, belirtilerinin toplum tarafından algılanamadığı, mağdurun damgalanma korkusu, nereye başvurulacağının bilinmemesi, bilgi eksikliği, korku vb. nedenlerden dolayı sosyal tıbbi bir problemdir. Toplumun geleceğini oluşturacak üniversite öğrencilerine yapılan bu anket ile onların bu konudaki bilgi düzeylerinin ölçülmesi ve onlara bu yolla bir dürtü oluşturarak farkındalıklarının arttırılması amaçlanmıştır. METOT: Bu araştırmayı, başta Acıbadem Üniversitesi öğrencileri olmak üzere birçok farklı üniversiteden öğrenci tarafından doldurulması sağlandı. Anket soruları internet ortamından üniversite öğrencilerine ulaştırılmış ve üniversite öğrencilerinin hem anlayabileceği dilden oluşturulmaya çalışılmış olup hem de bu konudaki farkındalıklarını arttırmaya yönelik seçilmiştir. Anketimize katılan 205 üniversite öğrencisinden; %65,9 ı kadın olup %33,7 si erkektir, %0,5 i cinsiyetini belirtmek istememiştir. 82 si tıp öğrencisi olup, 40 ı eczacılık bölümündendir, geri kalan sayı farklı bölümlere dağılmıştır. SONUÇ: Araştırmamızda üniversite gençlerinin büyük çoğunluğunun çocuk istismarı probleminin olduğunu kabul etmekte fakat gereken adımların nasıl atılacağını, neler yapılacağını tam olarak bilmemekle bu konuya yeterince duyarlı olamadıkları ortaya çıkmıştır. Kişinin öğrenimi sürecinde bu konularda eğitimin olması hem bugünümüz hem de geleceğimizde bu tür problemleri artık yaşamamak için önemlidir. 92

93 57. ÜNİVERSİTE ÖĞRENCİLERİNİN ÇOCUK İSTİSMARI HAKKINDA BİLGİ DÜZEYLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ Psk. Betül Sümeyye Kayıcı

Anahtar Kelimeler: Tepkisel Bağlanma Bozukluğu, Çocuk İhmali, Bağlanma İhmal, çocuğa bakmakla yükümlü olan kişinin bu yükümlülüğünü yerine getirmemesi, çocuğu fiziksel ya da duygusal olarak ihmal etmesidir. Bir başka ifadeyle, çocuğun beslenme, tıbbi ihtiyaçlar, duygusal ihtiyaçlar, güven ihtiyacı, barınma, hijyen ve oyun gibi uygun yaşam standardı için gerekliliklerin yerine getirilmemesi olarak tanımlanabilir. Tepkisel bağlanma bozukluğu ise bebeğin duygusal ihtiyaçlarının karşılanmaması durumunda bebeğin ilgi ve sevgiyi ifade etme şeklini öğrenememelerine bağlı olarak gelişen bir bozukluktur. Tepkisel bağlanma bozukluğunun nedenleri arasında çocuğun ihtiyaçlarına cevap verilmemesi, duygusal ihmali, görmezden gelinmesi, sağlıksız bakım gibi birçok neden gösterilebilir. Duygusal ihmalin sonucu olarak da ortaya çıkabilen tepkisel bağlanma bozukluğu klinik tablo olarak çoğu zaman diğer ruhsal veya gelişimsel bozukluklar ile karıştırılmaktadır. Yaygın gelişimsel bozukluk, mental retardasyon, dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu (DEHB) ve dil gelişimindeki bozukluklar en sık karşılaşılan ve ayırt edilmesi gereken durumlardır. 93

94 58. SAVAŞ VE ÇOCUK Burcu Vreskala İstanbul Bilim üniversitesi, Fen Edebiyat Fakültesi, Psikoloji Bölümü Tuğba Duvar Acıbadem Mehmet Ali Aydınlar Üniversitesi, Sağlık Bilimleri Enstitüsü, Adli Tıp ve Etik Yüksek Lisans Anahtar Kelimeler: savaş, travma, çocuklar, tssb (travma sonrası stres bozukluğu) Çocuklar, aktif ya da pasif olarak savaş ve terörün kurbanı olabilmektedir. Bu travma ile karşı karşıya kalan çocuklar, travma sonrası stres bozukluğu belirtileri gösteren ve uygun şekilde ele alınıp incelenmediğinde ise olumsuz durumun gelişerek daha farklı psikolojik sorunlara yol açtığı bilinmektedir. Bununla birlikte yer ve düzen değişiklikleri, alışkanlıkların ve ritüellerin engellenmesi, eşya ve oyuncakların kaybı, evinden, okulundan, sokağından uzaklaşmış olma ve maddi yoksunluklar çocuğu daha güçsüz ve güvensiz bir hale getirerek üzüntü ve yas duygularına yol açmaktadır. Travma sonrasında genellikle oluşan tepkiler; 1) Öfke ve huzursuzluk, 2) Kendini suçlu görme, 3) Tedirginlik, gerginlik, 4) İrkilme durumları 5) Saldırgan davranışlar 6) İstenmeyen olayla ilgili düşüncelerin tekrar tekrar zihinde canlanması 7) Dikkat güçlüğü Uyku problemleri 9) Yeme bozukluğu 10) Organik bir nedene bağlı olmayan bedensel rahatsızlıklar şeklinde olabilmektedir. 0-6 Yaş Arası Çocuk Üzerinde Etkileri. Bu dönem çocuğunun temel ihtiyaçların karşılanması ve güven duygusunun oluşması için yaşadığı ortamın ve kişilerin değişmezliği önemlidir. Ebeveyn bunları sağlamakla görevlidir. Bu destek sağlanamadığı durumlarda çocuk kendini tehlikelere karşı biçare hissedebilir. Okul Çağı Çocuğunun Üzerindeki Etkisi: Bu dönem çocuğu 0-6 yaş grubuna göre karşı aktif olarak karşıya kaldığı ya da haberleşme araçlarıyla izlediği savaşın yarattığı durumları ile baş etmek için daha geniş olanaklara sahiptir. Bu dönem çocuğu kendini çevreden ve kişilerden soyutlayabilir, okulda birtakım problemler (dikkat güçlüğü, ilgi azalması) gibi tutumlar geliştirebilir. Ergenlik Dönemi Çocuğu Üzerindeki Etkisi: Bir 94

95 kimlik oluşturma çabasında olan bu dönem çocuğu, savaşın getirdiği sorumlulukla henüz hazır olmadığı yetişkin rolüne girebilir ya da bunun için çevresi ısrarcı olabilir. Diğer dönem çocuklarının aksine stresle başa çıkabilme yöntemi daha farklıdır. Stresten uzaklaşabilmek için antisosyal davranışlar sergileyebilir. Kendilik değerini fark edebilmesi ve geleceğe yönelik daha olumlu adımlar atabilmesi için uzmanlaşmış kişilerin desteklemesi gerekmektedir. Bu çalışmaları yaparken çocukların güvenliği tam olarak sağlanmalıdır.

59. 20. YÜZYIL BAŞINDA EGE DE ŞİDDET DOLU BİR EŞKIYA TAKİBİ: ÇAKIRCALI MEHMET EFE NİN ÖLDÜRÜLMESİ Hasan Çolak İstanbul Üniversitesi, Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Doktora Programı

Anahtar Kelimeler: Eşkıya, Çakırcalı Efe, Sosyal Eşkıyalık, Ege Bu çalışmanın konusunu, 20. yüzyılın başında Ege de faaliyet göstermiş ünlü eşkıyalardan Çakırcalı Mehmet Efe yi (1872-1911) yakalamak maksadıyla takibe memur edilen güvenlik güçleri ve takip edilen Çakırcalı Efe nin topluma uyguladıkları şiddetle birlikte bölgedeki Müslüman unsurlar arasında meydana gelen çatışmalar oluşturmaktadır. Çalışmada Çakırcalı Mehmet Efe nin hayatı etrafında kronolojik bir seyir izlenerek bu minval üzere şiddet olayları ön plana çıkarılmıştır. Anısı Türkçe ve Yunanca türkülere konu olmuş, ismi bugün dahi unutulmayan Çakırcalı Efe, II. Abdülhamid ve Meşrutiyet dönemlerinde faaliyet gösteren eşkıyaların en bilinenlerindendir. Gerek gözü pekliği ve acımasızlığı gerekse de muhtaç durumda olanlara yardımlarını esirgememesi, hatta toplumun bir kesiminin haklarının takipçisi olması gibi özellikleri onu diğerlerinden ayırır. Gerek bu faaliyetlerinden gerekse de güvenlik güçlerinin Efe yi yakalamak maksadıyla ona yardımcı olduğunu düşündükleri kimselere eziyet etmesinden dolayı toplumun bir kısmı tarafından sahiplenilirken 95

96 diğer bir kısmının da doğal olarak düşmanı olmuştur ve böyle bir kamplaşma bizzat şiddet kaynağı haline gelmiştir. Bu incelemenin temellendiği referans kaynaklarından ilki, Çakırcalı ve döneminin tanıklarından birisi olan ve konu hakkında detaylı araştırmalar da yapan Halil Dural ın Bize Derler Çakırca isimli kitabıdır. Bunun yanında Ege de eşkıyalık konusunda detaylı araştırmalar yapan Sabri Yetkin in Ege de Eşkıyalar isimli araştırması ve Eric Hobsbawm ın sosyal eşkıyalık kavramını literatüre kazandırdığı çalışması Eşkıyalar dahi incelemenin ana eksenini oluşturan kaynaklardandır.

60. DENETİMLİ SERBESTLİK UYGULAMASINDA PSİKOLOĞUN GÖREVLERİ VE DÜNYA UYGULAMALARI Buket Zengin Doğuş Üniversitesi, Klinik Psikoloji Yüksek Lisans

Anahtar Kelimeler: denetimli serbestlik, psikoloğun görevi, dünya uygulamaları Denetimli Serbestlik Kurumu Adalet Bakanlığı çerçevesinde işlev gören, suçluları kendilerine ve topluma kazandırma esas amacına göre çalışan (uyuşturucu madde bağımlılığı, alkolizm, daha az cezalı suçlar, öfke kontrolü), Batı demokrasilerinde örneğin İngiltere'de yüzyıldan fazladır var olan ve Türkiye'de de son yıllarda gelişmekte olan bir kurumdur. Adalet Bakanlığı tarafından da "Mahkemece belirtilen koşullar ve süre içinde, denetim ve denetleme planı doğrultusunda şüpheli, sanık veya hükümlünün toplumla bütünleşmesi açısından ihtiyaç duyduğu her türlü hizmet, program ve kaynakların sağlandığı toplum temelli bir uygulama şeklinde tanımlanmaktadır. Denetimli serbestlik kurumlarının personeli arasında sosyologlar, öğretmenler, gönüllü çalışanlar, sosyal hizmet uzmanları ve psikologlar bulunmaktadır. Psikologlar da legal ve klinik unsurların iç içe olduğu bir görev alanında faaliyet gösterirler. Mahkeme kuralları çerçevesinde yol kat etme, suçlularla iletişim, tedavi/psikolojik 96

97 destek ve mahkemelere rapor sunma gibi görevleri bulunmaktadır. Gelen her görüşmecinin bir dosyası tutulmakta ve iyileşme süreci düzenli olarak izlenmektedir. Adalet Bakanlığı Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü nün 2016 yılı Birim Faaliyet Raporuna göre, taşra teşkilatı olan ceza infaz kurumları, denetimli serbestlik müdürlükleri ve personel eğitim merkezlerinde 675 psikolog görev almaktadır. Kanuni kadro sayısı 1065 olmasına rağmen 2016 yılında 390 boş kadro gözükmektedir. Yakın zamanda hızla gelişen Türkiye deki denetimli serbestlik kurumları psikologları için önemli görev unsurları olacağı öngörülebilir: Psikometrik test geliştirme, sonuçların diğer kurumsal ve akademik dinleyicilere sunulması, kurumsal boyutta politika öneri raporları sunulması ve kurumun programlarının etkilerini inceleyen araştırma projeleri. Denetimli serbestliğin ülkeden ülkeye değişen uygulama pratikleri olmasına karşın temel olarak denetimli serbestliği, suç davranışı gösteren kişiyi kapalı infaz kurumunun zararlı etkilerinden koruyarak toplum içinde rehabilitasyonunu öngören, denetim ve gözetimini içeren uygulamalar bütünü olarak tarif etmek mümkündür. Denetimli serbestlik sistemi suç davranışında bulunmuş kişileri suçtan caydırmak ve suç tekrarını önlemek gibi beraberinde büyük bir sorumluluk getiren bir misyonu da taşımaktadır.

61 - CİNSEL SALDIRIDA KULLANILAN İLAÇLAR (TECAVÜZ İLAÇLARI) Buket Zengin Doğuş Üniversitesi Klinik Psikoloji Yüksek Lisans Tuğba Duvar Acıbadem Mehmet Ali Aydınlar Üniversitesi, Adli Tıp ve Etik Yüksek Lisans Anahtar

Kelimeler: ilaçla kolaylaştırılmış cinsel saldırı, tecavüz, cinsel saldırı, tecavüz ilaçları, cinsel istismar, ilaç destekli cinsel saldırı Cinsel saldırı; kişinin rızası dışında bedenine temas edilmesi ve/veya penetrasyonda bulunulmasıdır. Fiziksel güç, tehdit le olabileceği gibi alkol veya ilaç ile kişinin direnç 97

98 göstermesini engelleyerek de olabilmektedir. Cinsel saldırıda kullanılan ilaçların rengi, tadı ve kokusu olmamasından kaynaklı kişiye kolaylıkla içirilebilmektedir. Tecavüz ilacı yerine ilaç destekli cinsel saldırı terimi kullanılmaktadır. En yaygın kullanılan cinsel saldırı ilaçları Rohypnol (Flunitrazepam). alprazolam, oxazepam gbi benzodiazepinler, Gamma Hidroksibütirat ve türevleri, Zopiclone, Ketamin Hidroklorid, Zolpidem, Klonazepam, ve Ketamin gibi maddelerdir. Bu ilaçlar kulüp ilaçları olarak da bilinir çünkü gece kulüplerinde, konserlerde ve benzeri yerlerde kullanılmaktadır. Bu ilaçlar renksiz, kokusuz ve kuvvetlidir. Alkol veya diğer içeceklerde hızlı şekilde çözünmektedir. Etkileri alınan miktara ve ilacın farmasotik özelliklerine bağlıdır. Kimi ilaçlar uyuşturucu veya alkolle birlikte kurbana verilmekte ve bu da hayati tehlikeye sebep olmaktadır. Bu tür ilaçlar alındığında çabuk etki etmekte ve etki süresi uzun sürebilmektedir. Bu tür ilaçların vücuttaki etkileri ise; kas gevşetme veya kas kontrol kaybı, motor hareketlerde zorluk, sarhoşluk hissi, konuşma sorunları, bulantı, ilaç verilmişken ne olduğu hatırlayamamak, bilinç kaybı, baş dönmesi, uykululuk, düşük kan basıncı, mide sorunları, ölüm şeklindedir. Mağdur duygusal travma nedeniyle korku, yaşadıklarını red etme, utanma ve güvensizlikten dolayı olayın akabinde güvenlik güçlerine ulaşmak istemeyebilir. Fakat bu tür ilaçlar vücutta çabuk metabolize olup atıldığı için kısa sürede idrar ve kan analizi yapılmalıdır. Daha geç ortaya çıkan ilaçla kolaylaştırılmış cinsel saldırılarda saçtan da analiz yapmak mümkündür. Adli tıp için vücutta alkol ve madde varlığının saptanması, olayın nasıl meydana geldiğinin araştırılmasında kritik bir değer taşımaktadır. Maddenin kendisinin veya metabolitinin vücutta varlığı sıklıkla fiziki delil olarak kullanılmaktadır. Mağdur travma sonrası stres bozukluğu, akut stres bozukluğu, uyum sorunu, uykusuzluk ve depresyon gibi ağır psikolojik rahatsızlıklar yaşamaktadır. Bu çalışmada, cinsel saldırıda kullanılan ilaçların genel özellikleri, adli tıp boyutu ve mağdurların yaşadıkları travma üzerinde durulacaktır. 98

99 62 - ÖĞRETMENİN ŞİDDET ALGISI İLE ÖĞRETMENE UYGULANAN VELİ-ÖĞRENCİ ŞİDDETİ ÜZERİNE BİR ÇALIŞMA: İSTANBUL ÖRNEĞİ Psk. Serkan Akman Tülay Karagöz Havvane Şama

Anahtar Kelimeler: Şiddet, Öğretmen, Eğitim Giriş: Şiddet, bireyin bulunduğu ortamda karşılaşabileceği önemli toplumsal sorunlardan biridir. Öğretmenlerin meslek hayatında karşılaştıkları şiddetin motivasyon ve iş verimi açısından problemlere neden olduğu düşünülmektedir. Bu çalışmanın amacı öğretmenlerin veli ve öğrenci tarafından algıladıkları psikolojik, fiziksel ve cinsel şiddet türleri ile maruz kaldıkları şiddet oranlarının araştırılması ve çözüm önerilerinde bulunabilmektir. Yöntem: Araştırmacılar tarafından hazırlanan sosyo-demografik bilgi formu, şiddet algılarına yönelik 3 lü likert tipi ( Katılıyorum, Kararsızım, Katılmıyorum ) anket formu ve karşılaşılan şiddet türlerine yönelik açık-uçlu ve çoktan seçmeli sorulardan oluşan anket formları kullanılmıştır. Anket seti Google Formlar üzerinden oluşturulmuş ve internet üzerinden veriler elde edilmiştir. Araştırmada yapılan istatistiksel işlemlerdeki analizler SPSS Statistics 17.0 programı ile yapılmıştır. Bulgular: Araştırma örneklemini İstanbul ilinin çeşitli ilçelerinde görev yapan öğretmenler oluşturmaktadır. Araştırmaya 160 kişi katılmıştır. Öğretmenlerin %30.6 sı sınıf yönetimi konusunda donanımlı olan öğretmenlerin şiddete maruz kalmayacağını düşünmektedir. Öğretmenlerin sınıf içerisinde öğrenci tarafından kötü söz söylenmesi durumunda yaptırım gerektiğini belirten katılımcı oranı %96.3 tür. Öğretmenlerin %88.8 i öğrenciye vuran öğretmenin veli tarafından dayak yemesini doğal karşılamamıştır. Öğretmenlerin öğrenciler tarafından maruz kaldıkları şiddet oranları incelendiğinde %8.8 i fiziksel, %44.4 ü psikolojik, %7.5 i ise cinsel şiddettir. Öğretmenlerin veliler tarafından maruz kaldıkları şiddet oranları incelendiğinde; %3.1 i fiziksel, %36.9 u psikolojik, %1.9 u ise cinsel şiddettir. 99

100 Sonuç: Araştırma sonucunun tüm öğretmenlere genellenmesi yanıltıcı olabilir. Bulgular doğrultusunda öğretmenlerin en çok psikolojik şiddete maruz kaldıkları görülmüştür. Bu bağlamda veli ve öğrencilere yönelik önleyici rehberlik hizmetleri kapsamında psikolojik şiddet ile ilgili farkındalık çalışmalarının yararlı olacağı düşünülmektedir. Öğrenciye vuran öğretmenin veli tarafından dayak yemesini doğal karşılamayan katılımcı oranının yüksek olması katılımcıların şiddetin şiddet ile çözülemeyeceği görüşünde olduklarına işaret etmektedir. Sınıf yönetimi konusunda donanımlı bir öğretmenin öğrenciler tarafından şiddete maruz kalmayacağını düşünen ve bu konuda kararsız olan katılımcıların oranları düşünüldüğünde şiddete maruz kalmamanın tek ölçütünün sınıf yönetimi olmadığı ve farklı değişkenlerin de araştırılmasının yararlı olacağı düşünülmektedir. Şiddetin çözümü tek yönlü olmamakla birlikte olayın hukuksal boyutunun işlerliğinin sağlanması, önleyici çalışmaların toplumsal boyutta yapılması gerekli görülmektedir.

63- ÖĞRETMENLERİN OKULLARDA KARŞILAŞABİLECEKLERİ PSİKOŞİDDET ÜZERİNE BİR ÇALIŞMA: İSTANBUL ÖRNEĞİ Psk. Serkan Akman Tülay Karagöz Havvane Şama

Anahtar Kelimeler: Öğretmen, Psikoşiddet, Eğitim Giriş: Okul iklimini, öğretmenin iş verimliliğini ve motivasyonunu olumsuz etkileyebilen işyerinde uygulanan psikoşiddet son zamanlarda önemli bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu çalışmanın amacı öğretmenlerin okul ortamında karşılaşabilecekleri psikoşiddet oranlarının araştırılması ve çözüm önerilerinde bulunabilmektir. 100

101 Yöntem: Araştırmacılar tarafından hazırlanan sosyo-demografik bilgi formu ve karşılaşılan işyerinde psikoşiddet türlerine yönelik açık uçlu ve çoktan seçmeli sorulardan oluşan anket formu kullanılmıştır. Anket formunun üzerinde işyerinde psikoşiddetin tanımı verilmiş ve bu tanıma göre anket soruları sorulmuştur. Anket seti Google Formlar üzerinden oluşturulmuş ve internet üzerinden veriler elde edilmiştir. Araştırmada yapılan istatistiksel işlemlerdeki analizler SPSS Statistics 17.0 programı ile yapılmıştır. Bulgular: Araştırma örneklemini İstanbul ilinin çeşitli ilçelerinde görev yapan öğretmenler oluşturmaktadır. Araştırmaya 167 kişi katılmıştır. Katılımcıların %69.5 i en az bir kez öğretmenlik hayatında işyerinde psikoşiddete maruz kaldıklarını belirtmişlerdir. Maruz kaldıklarını belirten katılımcıların bulguları incelendiğinde; ilk 3 sırada %66.7 ile Öğretmenler arası ayrımcılık yapma, %65 ile Yapılan Olumlu İşlerin Takdir Edilmemesi ve %50 ile Saygı Kurallarını Aşacak Şekilde Hitap Etme bulguları elde edilmiştir. Sonuç: Araştırma sonucunun tüm öğretmenlere genellenmesi yanıltıcı olabilir. Bulgular doğrultusunda öğretmenlerin en çok öğretmenler arası ayrımcılığa maruz kaldıkları görülmüştür. Bu bağlamda okul içi ayrımcılığı önleyici ve okul iklimini olumlu yönde artırıcı etkinliklerin ve hizmet içi eğitimlerin düzenlenmesinin yararlı olacağı düşünülmektedir. Yapılan olumlu işlerin takdir edilmemesi bulgusu ele alındığında, öğretmenlerinin olumlu işlerinin pekiştirilmesi adına ödüllendirilmesi ve motivasyon çalışmalarının iş verimini arttıracağı düşünülmektedir. Saygı kurallarını aşacak şekilde hitap etme bulgusu ele alındığında, iletişim becerilerini arttırıcı eğitim ve etkinliklerin düzenlenmesi bu sorunun çözümünde etkili olacağı ve bir kurum kültürü oluşturmasına katkı sağlayacağı düşünülmektedir. 101

102 64- POPÜLİZM VE POLİTİK SÖZEL ŞİDDET OLARAK GÖÇMEN KARŞITI SÖYLEMLER: HOLLANDA VE FRANSA ÖRNEĞİ Yasin Özbey* Apak Kerem Altıntop* Elçin İstif* Ece Çim* İstanbul Üniversitesi, Göç ve Göçmen Politikaları Uygulama ve Araştırma Merkezi

Anahtar Kelimeler: Popülizm, Söylem Analizi, Fransa, Hollanda, Sözel Şiddet Amaç: Son dönemlerde tartışılan popülizme (özellikle sağ popülizm) birçok ülkede farklı siyasi liderlerle ve hareketlerle özdeşleştirilmektedir. Çalışmada popülizmi yapılan farklı tanımları içerecek şekilde nasıl yorumlandığı ortaya konacak, sağ popülizmin, popülizmden ayrılan yönleri ortaya sergilenecektir. Çalışmanın temel amacı ise Fransa ve Hollanda da iktidara oynayan sağ parti liderlerinden Le Pen ve Wilders in ulusal seçim süreçlerindeki popülist söylemleri incelemek ve politik bir sözel şiddet olarak nasıl göçmen/mülteci karşıtı söylemi nasıl kurguladıklarını ve kullandıklarını ortaya koymaktır. Metodoloji: Metot olarak söylem analizi kullanılacaktır. Seçim sürecinde söylenen ifadelerle nelerin kastetildiği ve hangi amaçla söylendikleri analiz edilecektir. Le Pen ve Wilders in ulusal seçim süreçlerindeki söylemleri ulusal ve uluslararası haber sitelerinden edinilmiştir. Bulgu: Popülizm farklı yazarlarca farklı tanımlanmaktadır. Örneğin, Müller popülizmi hem seçkin karşıtlığı hem de çoğulculuk karşıtlığı olarak tanımlamaktadır. Cas Mudde ise demokratik olmayan liberalizme karşı liberal olmayan demokratik bir cevap olabileceğini ifade etmektedir. Bulgular 3 ana temada toplanmıştır: Ekonomi, Kültür ve Güvenlik. Bu temalara göre, Le Pen ve Wilders in göçmenleri işe yaramayan ekonomik bir külfet, ülkeyi tehdit eden terörist veya şüpheli, Avrupa kültürüne ait olmayan yıkıcı bir tehdit olarak gördüğü belirlenmiştir. 102

103 Sonuç: Le Pen ve Wilders tarafından gerçekleştirilen söylemler, Avrupa da göçmenlere yönelik fiziki ve sözel şiddet eylemlerinin daha görünür olmasında ve artmasında etkili olabilir. Politik liderler tarafından sergilenen tutum ve davranışlar, onları destekleyen kitleler tarafından da kabul edilmekte ve olası eylemler için meşrulaştırıcı bir unsur olarak kullanılmaktadır.

65- SUÇA SÜRÜKLENMİŞ ÇOCUKLARA TOPLUMUN BAKIŞ AÇISININ İNCELENMESİNE YÖNELİK SAHA ÇALIŞMASI Hilal Dilek* Dila İğne* Öykü Acar* Alara Işıl Apak* Eylül Elif Gergin* MEF Üniversitesi, Hukuk Fakültesi, Lisans

Anahtar Kelimeler: Suça Sürüklenen Çocuklar, Cezai Sorumluluk, Suç, Çocuk Bu saha çalışmasının amacı suça sürüklenmiş çocuklar konusunda toplumun onların topluma kazandırılması konusundaki bilgi, tutum ve davranışlarını saptamaktır. Araştırmada kullanılan yöntem bu çalışmaya gönüllü olarak katılım sağlayan katılımcıların yüz yüze yapılacak olan ankette bulunan 17 soruyu kimsenin baskısı veya telkini altında olmadan, cevapları içtenlikle verecek şekilde cevaplama esasına dayanmıştır. Bunun yanında katılımcılara ulaşma yöntemimize ilişkin herhangi bir yer sınırlamamız olmamıştır. Bu çalışmadan elde edilecek bilgiler tamamen araştırma amacı ile kullanılmış olup katılımcıların kişisel bilgileri gizli tutulmuştur. Katılımcılar reşit, gönüllü, farklı yaş ve cinsiyet gruplarından oluşmak üzere 700 kişidir. 103

104 Anketi süresince şu bulgular saptanmıştır: Çocukların onarıcı hukuk sistemi içerisinde, cezalandırılmaksızın iyileştirilmesinin ön planda olması ve çocuğun yargılanma sürecinde yaşam koşullarının göz önünde bulundurulması görüşü çoğunluktadır. Suça sürüklenmiş çocuğun kimliğine ilişkin bilgilerin yayınlanmasını istemeyenler çoğunlukta olsa da suçun boyutu göz önünde bulundurularak, suça sürüklenmiş çocuğun kimliğine ilişkin bilgilerin yayınlanmasını isteyenler de azımsanamayacak boyuttadır. Toplumun büyük çoğunluğu suça sürüklenmiş çocukların ilerleyen zamanlarda kriminal suç işleyen bireyler olacağı kanısında olmakla beraber, düşünceleri sosyal yaşantılarında ilişki içerisinde bulundukları kişilerin, çocuk yaştayken suç işlemiş ve bu sebepten yargılanmış olmasının onlara karşı bakış açısını değiştirmeyeceği yönündedir. Toplumun büyük bir kısmı suça sürüklenmiş çocukların sosyalleşme sürecine yardımcı olmak adına bir projeye katılmak istemektedir fakat azınlıktaki bir görüş de şudur;, bu çocuklarla akran çocuğu olan bireyler, kendi çocuklarının bu projede yer almasını istememektedir. Toplumun büyük bir kısmı çocukların suça sürüklenmelerinin en önemli sebepleri olarak sağlıksız aile ilişkileri, eğitimsizlik ve arkadaş çevresini görmüştür. İdam cezasını toplumumuz genel olarak uygun bulmamıştır. Elde ettiğimiz bulguları değerlendirdiğimizde çocuklarının cezai sorumluluk yaşının yükseltilmesi gerektiği, 12 yaşın çok makul bir yaş olmadığı sonuçlarına varılmıştır.araştırma sonucunda suça sürüklenmiş çocuklara toplumun uyguladığı duygusal şiddet ve boyutu tespit edilmiştir. Çocuk yaşlarda suç işlemiş bireylerin topluma kazandırılması aşamasında toplum, suça sürülenen çocukların onarıcı hukuk sistemi içerisinde iyileştirilmediğini düşündüğünden, onlara karşı ön yargılı davranmıştır. 104

105 İMDAT ŞİDDETİ ÖNLEME VE REHABİLİTASYON DERNEĞİ İMDAT derneği; Prof.Dr. Oğuz POLAT

başkanlığında 2015 yılının nisan ayında farklı meslek gruplarına sahip şiddet karşıtı gönüllüler tarafından kurulmuş bir sivil toplum kuruluşudur. Şiddetle ilgili durum tespiti, rehabilitasyon, verilen hizmetlerin yeterliliğinin incelenmesi, geliştirilmesi ve önleme konularında araştırmalar yapmak, konuyla ilgili eğitim ve danışmanlık hizmeti vermek derneğin ana faaliyet alanları arasında yer alır. Dernek; suça itilen, sokakta ya da güç koşullarda yaşayan çocuklara ve şiddet mağduru kadınlara yönelik durum saptama, rehabilitasyon, araştırma, önleyici ve koruyucu hizmetlerde çözüm odaklı bir yaklaşımı benimser. Emniyetin ilgili müdürlük ve şubelerinin yanı sıra Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü, Sosyal Hizmetler Çocuk Esirgeme Kurumu gibi kamu kurum ve idareleri, üniversiteler ve ilgili bakanlıklarla işbirliği içinde; bu amaçla kurulmuş ya da kurulacak olan dernek ve vakıflarla dayanışma içinde hareket eder. Özetle dernek, toplumdaki her türlü şiddetin önlenmesi için çözümler üretir ve toplumda şiddeti doğuran tüm unsurların ortadan kalkacağı, aslında kendisine ihtiyaç olmayacak bir gelecek için çalışır. Amacı; Öncelikle çocuklara ve kadınlara yönelik olmak üzere, onların şiddetten korunmasını sağlamak, Çocuk ve kadın haklarına ilişkin tüm ulusal ve uluslararası hukuk düzenlemelerini topluma tanıtarak; farkındalık, bilgilendirme ve bilinçlendirme faaliyetlerini yürütmek, Toplumdaki şiddeti önlemek ve şiddet mağdurlarına rehabilitasyon hizmeti vermek, Derneğe destek sağlayacak etkinlikler yaparak bu çalışmaların yaygınlık ve süreklilik gösterecek şekilde sürdürülmesini sağlamaktır. 105

106 MEF ÜNİVERSİTESİ Vizyonu geleceği şekillendirecek, yenilikçi ve girişimci global liderler yetiştirmek olan MEF Üniversitesi nin misyonu; İleri görüşlü, ulusal ve uluslararası düzeyde rekabet yeteneğine sahip, küresel değerlerle ulusal kimliklerini ilişkilendirebilen, kendini sürekli geliştiren, teknolojiye hakim, çevreye duyarlı, toplumsal ve etik değerlere sahip, yaratıcılık, girişimcilik ve liderlik özelliklerini araştırma yeterlilikleri ile birleştirerek uygulayabilen, ulusal ve uluslararası alanda çığır açacak mezunlar yetiştirmek, Eğitime gönül vermiş, uluslararası bilime ve teknolojiye katkı veren, araştırmacı ve lider akademisyenleri bir araya getirmek ve desteklemek, Hedeflerini ulaşılabilir kılmak için akademisyen, öğrenci ve idari personeline gerekli altyapıyı ve motive edici ortamı kurmak ve sürekliliğini sağlamaktır. 2014-2015 Akademik Yılı nda ilk öğrencilerini alan MEF Üniversitesi, farklı eğitimöğretim modeli ile girişimcilik, inovatif düşünce ve yaratıcılığı ön planda tutan, küresel ve yerel ölçekte katma değer yaratan bir üniversite olma yolunda ilerlemektedir. MEF Üniversitesi, uluslararası akademik ve idari yapılanması, dinamik ve ulaşılabilir yönetim yaklaşımı ve fiziksel altyapısını oluşturma konusundaki yenilikçi ve çevreci duruşuyla, çağımızın gereklerine yanıt veren, diploması tüm dünyada geçerli ve saygın bir yere sahip bir üniversite olmak için tüm hazırlıklarını tamamlamıştır. 106

https://docplayer.biz.tr/105966021-22-24-mart-2018-iii-ulusal-siddeti-anlamak-kongresi-bildiri-ozet-kitabi.html

 
  *** SİZİ KUTLUYORUZ *** BUGÜN 1088260 ziyaretçi (2277871 klik) MİSAFİRİMİZ OLDUNUZ ***  
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=
haberler haberler


Google Arama
Sitemde Arama
Yaşam ve İnsanlar

İstanbul Servisleri Neden Pahalı ? burakesc
Namaz Kılan Minik ile burakesc
GİMDES Helal Gıda Ramazan Buluşması burakesc