Create Your Own Countdown

Google

   
  *** İYİLİK İİN KOŞANLARIN YERİ***
  ZEYTİN
 



Fotoğraf açıklaması yok.






TUTTUĞUMUZ BALIK
ÜRKÜTTÜĞÜMÜZ KURBAĞA...

Aşılanmamış zeytin ağacına "delice" denir.

Bu ağaçlar doğada kendiliğinden yetişir.
Yüz yaş üstündeki delice ağaçlarının yapraklarının içerisinde "oleuropein" adı verilen yaprağın kuru ağırlığının %14'ünü oluşturan mucizevi bir molekül tespit edilmiştir.
En pahalı kanser ilaçlarının yapımında kullanılır. Delice ağaçlarının uzun yaşamasının sırrı bu molekülde gizlidir.
Bu gizemli molekülün, kanser hücrelerini durdurduğu, antimikrobiyel olduğu ve hücre yenilediği son araştırmalarla kanıtlanmıştır.

Delice ağaçları en çok ülkemizde bulunmaktaydı ! Tabi bu geçmişte kaldı. Yakın tarihimizdeki yaşanan bir olaya kısaca değinelim;

Alıntı Dr Moris Taviki'den...

1951-1952 yıllarında İspanya Hükümeti, Türkiye’den çok yüksek miktarda odun kömürü satın almak istiyor.
O güne kadar İspanya’ya yapılan ihracat kalemleri arasında yer almayan bu talebin bir de özel şartı var.
Kömürler İskenderun’dan Saroz Körfezi’ne kadar Akdeniz ve Ege sahillerinde doğada kendiliğinden yetişen delice ağacından elde edilmesi isteniyordu.
İstek dönemin Hükümeti tarafından yüksek getirisi nedeniyle sevinçle karşılanıyor, ülkemizde bol miktarda bulunan delice kömürü ihraç edilmeye başlanıyordu.
Görgü tanıklarının anlattıklarına göre, limanların üzeri gemi yüklemeleri sebebiyle kara bir bulut ile kaplanıyor göz gözü görmüyordu.

O yıllarda Ankara’da görev yapan ABD Ticaret Ateşesi, dönemin Dışişleri Bakanı’na ihraç edilen kömürün İspanya tarafından nasıl değerlendirildiği ya da nerelerde kullanıldığını araştırıp araştırmadıklarını soruyor.
Aldığı cevap, getirisinin önemli olduğu nerede kullanıldığının Türkiye’yi ilgilendirmediği şeklinde oluyor.
Bunun üzerine ataşe konuyu kendisi araştırıyor ve otoyollarda dolgu malzemesi olarak kullanıldığı bilgisine ulaşıyor.
Bununla yetinmeyip ABD’de tanıdığı mühendislerden bilgi alıyor ve otoyolda kömür dolgunun bir yararı olmadığını öğreniyor.
Öğrendiklerini Bakan’a iletiyor, Türkiye’nin rahatsız olmadığını, gelirden dolayı memnun olduklarını söylüyor, konu kapanıyor.

Delice ağacının zeytin aşılamak için en uygun ağaç olduğunu bilenler Türkiye’ye oyun oynamışlardı.

Sonuç olarak İspanya dünyanın en büyük zeytinyağı ihracatçısı oldu ve ne tesadüf ki aynı yıllarda Türkiye margarinle tanıştı.

 

Ahmet Şen


 

 

EROL AKAR
ŞAKA GİBİ

Son yıllarda üretimin önemli olduğundan sıkça bahsedilir oldu. Aracıyı, komisyoncuyu ortadan kaldırmanın, doğrudan üreticiden tüketiciye erişimin ne kadar çok önemli olduğunu herkes söylüyor. Sağlıklı yaşam için gıda güvenliğinin olmazsa olmaz olduğu konuşuluyor.

            Yerel seçim öncesi belediye başkan adaylarına “En Önemli Programın Ne ?“ diye sorulduğunda tarımı destekleyeceğini, kırsal kesimin kalkındırılması için kooperatifler kurdurulacağını ve kooperatiflerin destekleneceğini anlatıyor.

            Hangi siyasi partiden olurlarsa olsunlar hepsinin tek sihirli formülü sanki kooperatifçilik. Bir bakıma olumlu bir gelişme, önemli bir söylem gibi değerlendirilebilir. Bu söylemler birazda rahatsız edici. Ancak ister istemez şunu gözlemliyorsunuz. Kooperatifçiliği reçete olarak sunanların, bu alandaki bilgisizlikleri, gerçekte konudan ne kadar uzakta oldukları da ortada ayan  beyan. Seçimler şöyle veya böyle bitti. Hep beraber gözleyeceğiz.

            Belki bazı gerçeklerin altını çizmek gerekir. Zincirin en önemli halkası hiç şüphesiz üreticidir. Pazardan yeterince pay alamayan, raflarda fiyatlar artarken geliri artmayan üretici neden üretsin? Samimiyetle bu sorunun cevabını bulmak zorundayız.

            Tarım Ülkemizde maalesef yıllarca ihmale uğramış, sanayileşmenin hep arkasında kalmış Hatta okullarda düzenlenen münazaralarda hep sanayii savunanlar kazanmış, tarımı savunanlarsa hep kaybetmiştir. Batının sanayileşmesi sürecinde o ülkenin tarımı ötelediği zannedilmiş, gelişmiş ülkelerin tarımdan hayvancılıktan, daha doğrusu üretimden asla vazgeçmediği çok geç fark edilmiştir.

            Geleneksel üretim akılcı bir şekilde geliştirilememiş, tarım arazilerimiz yabancı şirketlerin ürettikleri, tohumların, gübrelerin ve tarım ilaçlarının deneme alanı olmuş, kendi tohumlarımızdan, genetik değerlerimizden vazgeçip sadece dönüme verim hesapları yaparak doğanın sağladığı dengeyi kendi ellerimizle bozmuşuz.

            Üniversiteler, araştırma kuruluşları bir rehavet içerisinde tüm bu olumsuz gelişmeleri sadece izlemiş, mevcut bilgiler zenginleştirilememiş, araştırma kuruluşları birkaç kayda değer araştırmanın ötesinde sığ denemelerle uğraşmış, yabancı ilaç şirketlerinin ruhsatlandırma denemelerinin ötesine geçilememiştir.

            Yapılan bazı önemli sayılabilecek çalışmaların sonuçları pratikteki uygulamalara yansıtılamamış, hatta bazıları siyasetin potasında eriyerek kaybolmuştur.

            Çözümdür diye düşünülerek Tarım Bakanlığının reorganizasyonuna gidilmiş hatta bu defalarca yapılmış yeri gelmiş orman teşkilatı ile birleştirilmiş, ayrılmış, tekrar birleşmiş, bir bakmışsınız Bakanlık bünyesinde 30’a yakın genel müdürlük olmuş, bir bakmışsınız 5’e 6’lara kadar düşürülmüş, bir sürü daire başkanlığı şube müdürlüğü bakmışsınız bir anda var olmuş, sonra bakmışsınız yok olmuş. Yıllardır kendini planlayamamış böyle bir teşkilatın tarımı, hayvancılığı, gıdayı ve ormancılığı planlayabileceğini nasıl bekleyebilirsiniz?

            Şimdide Tarımda Milli Birlik projesi adı altında yeniden bir yapılanma çalışması daha. Devletin şirket gibi yönetilebileceğini düşünen bir anlayış. Bilmiyorum ama gerçekten şaka gibi. 18.05.2019  

                                                                                              EROL AKAR

 

 
  *** SİZİ KUTLUYORUZ *** BUGÜN 1088253 ziyaretçi (2277771 klik) MİSAFİRİMİZ OLDUNUZ ***  
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=
haberler haberler


Google Arama
Sitemde Arama
Yaşam ve İnsanlar

İstanbul Servisleri Neden Pahalı ? burakesc
Namaz Kılan Minik ile burakesc
GİMDES Helal Gıda Ramazan Buluşması burakesc