Create Your Own Countdown

Google

   
  *** İYİLİK İİN KOŞANLARIN YERİ***
  ERBAKAN FARKI
 

İKİ  OLAY    İKİ    UYGULAMA    FARKI 

İDAMLIK GENÇ MISIRA İADE EDİLDİMİ


idam mahkumu genç mısıra uçakla deport ile ilgili görsel sonucu

O işin aslı ne? Kim bu genç? İşte tüm detaylar!

Abdulhafiz Hüseyin hakkındaki haberler: "Türkiye, hakkında idam kararı bulunan bir İhvancıyı Mısır'a teslim etti" şeklinde paylaşıldı! Türkiye'nin İhvan (Müslüman Kardeşler Hareketi) konusunda pozisyon değiştirdiği şeklinde bir algı oluşturulmaya çalışıldı. Peki gerçekler ne?

O işin aslı ne? Kim bu genç? İşte tüm detaylar!

 

Mısırlı idam mahkumu iade mi edildi?

28 yaşında genç bir adam… Uçağın penceresinden bakıyor, elleri arkadan bağlı. Diğer yolcularla aynı kente ama farklı bir istikamete gidiyor. O, Kahire’de idama mahkûm edilmiş Muhammed Abdulhafiz Hüseyin. Mehmet Akif Ersoy'un yazısı...

Hakkında idam kararı bulunan Mısırlı gencin Atatürk Havalimanı'ndan Kahire'ye gönderilmesi büyük tartışma oluşturdu. Özellikle Türkiye karşıtı bazı Arap medya kuruluşları bu haberi; "Türkiye, hakkında idam kararı bulunan bir İhvancıyı Mısır'a teslim etti" şeklinde paylaşarak, Türkiye'nin İhvan (Müslüman Kardeşler Hareketi) konusunda pozisyon değiştirdiği şeklinde bir algı oluşturmaya çalıştı.

Suudi medyasının önemli kanallarından El Arabiya televizyonu internet sitesinde, bu haberden sonra "İhvan içerisinde bir karışıklık olduğunu" iddia etti.

İstanbul Valiliği ise "idama mahkûm edildiği" bilgisini reddeden bir basın açıklaması yayınladı. Açıklamadaki ifade aynen şu şekildeydi: "Adı geçen şahsın havalimanı görevlileri veya polis memurlarına bildirilmiş 'uluslararası koruma' talebi bulunmadığı gibi, Mısır veya başka ülke tarafından yargılandığı bilgisi de bulunmamaktadır."

Sosyal medyada konuyla ilgili birçok senaryo dolaşıyor. Türkiye'de yaşayan Mısırlı araştırmacı ve aktivist Heysem Ganim Youtube kanalında, "Abdulhafiz'in Atatürk Havalimanı yetkilileri tarafından bekletilirken, bazı İhvan yöneticilerine ulaşıldığını ve bu kişilerin Muhammed Abdulhafiz'in İhvan mensubu değil de "cihatçı" olabileceği düşüncesiyle konuyla pek ilgilenmediğini öne sürdü.

Ortada benzer iddialarla dolu ciddi bilgi kirliliği var. Peki, bu iddiaların ne kadarı gerçek?

Türkiye konusunda bazı Körfez ülkelerinin medya diline hâkim olanlar, yazının ilk paragrafını okuduğunda, Türkiye'nin bir idam mahkûmunu Mısır'a iade etmediğini anlayacaktır.

O halde mesele ne?

Abdulhafiz'ı idama mahkûm edildiği şehre gönderen neydi?

KİM BU MUHAMMED ABDULHAFİZ?

14 Şubat 1991 doğumlu Muhammed Abdulhafiz Mısır'da ziraat mühendisi olarak çalışıyordu. 3 Temmuz 2013'te Sisi'nin Mursi'ye yönelik darbesinden sonra hakkında pek çok dava açıldı. Bunlardan en önemlisi, 29 Haziran 2015'te suikasta uğrayan Mısır Başsavcısı Hişam Bereket'in öldürülmesiyle ilgili davaydı. Mısır Cinayet Mahkemesi Temmuz 2017'de 28 kişi hakkında idam kararı verdi. İdama mahkûm edilenler arasında Muhammed Abdulhafiz da (gıyabında) vardı.

Abdulhafiz üç sene önce Mısır'dan kaçarak önce Sudan'a, ardından Somali'ye geçti. Bu süreçte Mısır pasaportu taşıyordu. Mısır'daki nişanlısı da bir süre sonra yanına gitti. Somali'de evlendiler ve bir çocukları oldu. Uzun süredir ailesiyle birlikte Somali'den çıkmayı planlayan Abdülhafiz'in, yeni doğan çocuğuna pasaport çıkarması gerekiyordu; fakat hakkındaki idam kararı nedeniyle oğlu için Mısır'dan pasaport çıkarması mümkün değildi. Somali'de birileriyle temas kurarak oğluna sahte bir Suriye pasaportu hazırlattı.

İDAMA GÖTÜREN YOKSULLUK!

Abdülhafiz'in kendisini idam mahkûmu olduğu Mısır'a götüren yolculuğu, arkadaşlarının; "transit bilet alarak İstanbul'a gelmesi" yönündeki tavsiyesiyle başlıyor.

Önce, Mogadişu-İstanbul-Kuala Lumpur bileti almayı planlıyorlar. Yani ilk niyetleri Abdülhafiz'ı Malezya'ya geçirmek. Zira Mısır vatandaşları, Malezya'ya havaalanından elektronik vize alarak girebiliyorlar. Türkiye için ise durum farklı. Sadece 18 yaş altı ve 45 yaş üstü Mısırlılar internetten elektronik vize alabiliyor. Bunun dışındakilerin Kahire'deki büyükelçiliğe başvurması gerekiyor. Türkiye'nin Mogadişu Büyükelçiliği de Mısırlı birine Somali'den vize veremiyor. Bu nedenle Abdülhafiz'ın yasal olarak Türkiye'ye girmesi mümkün gözükmüyor.

Kendisinin veya yakınlarının bir sığınma başvurusu ve hakkındaki idam kararına ilişkin Türk makamlarına ilettiği herhangi bir bilgi de bulunmuyor. Abdulhafiz ve arkadaşlarının Malezya'ya seyahat planı oldukça makul görünüyor. Ancak bir sorun var! Mogadişu'dan İstanbul aktarmalı Kuala Lumpur biletleri oldukça pahalı. Bilet parası çıkışmıyor. Ucuz bilet arayışına giriyorlar ve yeni bir plan yapılıyor. Arkadaşları Abdulhafiz'e, o an çok daha ucuz olan Mogadişu'dan İstanbul aktarmalı Kahire bileti almasını öneriyor. Bilet 860 Dolar…

Yeni plana göre Abdülhafiz İstanbul'da uçaktan inecek, Kahire uçağına hiç binmeden, arkadaşları onu "bir şekilde" İstanbul'a sokmaya çalışacak.

Deniyorlar…

Abdülhafiz 16 Ocak akşamı İstanbul'a iniyor. 17 Ocak tarihinde Kahire'ye bileti varken elbette o uçağa binmiyor. Atatürk Havalimanı'ndaki pasaport kontrol noktasına geliyor. Gelmeden önce (geçersiz olduğunu bildiği halde) elektronik vize başvurusu yapıyor. Pasaportunda ABD veya Schengen Vizesi olsa, giriş yapmasında bir sorun olmayacak. Ama o da yok…

Abdülhafiz polis kontrol noktasında takılıyor.

Vizesi olmadığı, Türkiye'ye giremeyeceği ve Kahire'ye uçması gerektiği söyleniyor. Zira bileti zaten Kahire'ye…

"Kahire'ye dönemem, hakkımda idam kararı var. Mısır'da hayatım tehlikede" diyor.

Bu Abdülhafiz'ın arkadaşlarının iddiası, ilgili polis memurlarıysa kendilerine böyle bir bilgi verilmediğini söylüyor.

Bu arada Abdülhafiz "idam" kararından söz etmiş olsa dahi, resmi bir belge, bilgi, not olmadığı için oradaki polis memurunun buna itibar etmemesi, Türkiye'ye girmeye çalışan bir yabancı olduğu zannıyla prosedürü uygulamış olması ihtimal dahilinde.

Muhammed Abdülhafiz Türkiye'de mukim değil, deport yok, iade yok…

Arkadaşlarının onu sürüklediği zayıf plan, güvenlik sistemine takılıyor.

İstanbul Valiliği son açıklamasında, Muhammed Abdulhafiz Ahmed Hüseyin'in ülkesine gönderilmesine ilişkin, işlemin incelenmesi ve soruşturulması için komisyon oluşturulduğunu, 8 polis memurunun görevden uzaklaştırıldığını bildiriyor.

MISIR MUHAMMED ABDÜLHAFİZ'İ YENİDEN YARGILAMAK ZORUNDA

Abdülhafiz 18 Ocak'ta Kahire Havalimanı'na indi, kendisi ve bir arkadaşı tutuklandı. Yakınları, darp edildiklerini ve işkence gördüklerini aktardı.

Başsavcı Hişam Bereket suikastı nedeniyle aldığı idam cezası, gıyabında verilmiş bir karardı. Mısır yasalarına göre şimdi yeniden yargılanması gerekiyor.

Muhammed Abdülhafiz'in Hişam Bereket suikastıyla ilgisi var mı bilmiyoruz. Ancak darbe yönetimi beş yılı aşkın süredir başta Müslüman Kardeşler Hareketi olmak üzere, muhalif pek çok ismi bir şekilde "terörle" ilişkilendirmeye çalışıyor. Kaynaklar, Abdülhafiz'in gençlik yıllarından itibaren Müslüman Kardeşler teşkilatı ile yakın ilişki içerisinde olduğunu ise doğruluyor.

Şaşırabilirsiniz ama bu acı hadiseyi; "Mısır'da istihbarat ve polis çok fazla insanı öldürdü. Bunlar kayıtlara hep "faili meçhul" olarak geçti. Muhammed Abdülhafiz meselesinin bu şekilde yayılmış olması, onun en azından polis tarafından katledilmesini önledi. Artık Mısır Abdülhafiz'i bir şekilde yargılamak zorunda" diyerek değerlendiren dostları da var.

Bakalım, uçaktaki görüntüsüyle zihinlere kazınan Abdülhafiz'in yolculuğu nasıl sonuçlanacak? Zira karısı ve çocuğunu bir Afrika ülkesinde bırakmış genç adamın kaderi artık Mısır'daki cunta mahkemelerine bağlı.

BAŞSAVCI HİŞAM BEREKET SUİKASTI NEYDİ?

Muhammed Mursi'ye yapılan 3 Temmuz 2013 darbesinden sonra Mısır başsavcılığı görevine getirilen Hişam Bereket, aldığı kararlarla ve açtığı davalarla adından çokça söz ettirmişti. En önemli kararları arasında, darbeye karşı direnenlerin oturma eylemi yaptığı Rabia ve Nahda meydanlarının Ağustos 2013'te dağıtılması vardı.

Hişam Bereket başsavcılık görevine, darbeden sonra cunta uygulamalarının yargı ayağını yürütmek üzere getirildi. Bu bağlamda yüzlerce kişinin idamla yargılandığı davalar onun eseriydi. Devrik Cumhurbaşkanı Mursi'yi "yabancı taraflar adına casusluk yapmak" suçlamasıyla mahkemeye sevk eden de, Müslüman Kardeşler teşkilatı ve yöneticilerinin malvarlığına el konulması kararını alan da Hişam Bereket'ti. (5)

Başsavcı Bereket, 29 Haziran 2015'te başkent Kahire'nin "Heliopolis" denen bölgesinde kendisini taşıyan konvoya yapılan saldırı sonucu hayatı kaybetti. Suikastla ilgili önce Sina Vilayeti örgütünün adı geçse de, Mısır yönetimi başsavcı Bereket suikastını İhvan'a yükledi ve hareketle ilgili terör propagandası için bu suikastı kullandı.

Mısır yönetimi darbeden sonra Müslüman Kardeşler'i yok etmek için her yolu denedi. Bunların başında Müslüman Kardeşler'i terörize edip, ülkedeki bütün şiddet eylemlerinden onları sorumlu tutmak vardı. Ana akım medyada, DAEŞ'in üstlendiği eylemler dahil bütün şiddet olaylarında (Hişam Bereket suikastında olduğu gibi) İhvan'ın parmağı olduğu iddia edildi.

Güncelleme Tarihi: 06 Şubat 2019, 12:07


https://www.google.com/url?sa=i&source=images&cd=&cad=rja&uact=8&ved=0ahUKEwil99up8c_gAhVPLBoKHVZgDGEQMwhAKAEwAQ&url=https%3A%2F%2Fwww.haberturk.com%2Fmisirli-idam-mahkumu-iade-mi-edildi-2345215&psig=AOvVaw16i_Lnali-vfBBn7bDoiHT&ust=1550943612362328&ictx=3&uact=3




 



 

ERBAKAN

MISIRDAKİ İDAMI NASIL DURDURDU 

 

 

 

ERBAKAN İDAMDAN KURTARMIŞTI!

38 milletvekiliyle Erbakan 1995'te Mısır'da 10 kişiyi idamdan kurtarmıştı. Şimdi 300 milletvekili ve %50 halk desteğiyle iktidarda olanlar 529 kişi için idam kararı verilen Mısır'a gıkını çıkaramıyor.

11 Nisan 2014 Cuma 09:33< GÜNDEM

 
 

Mısır’da 529 İhvan üyesi günbegün idama doğru sürüklenirken ülkemizdeki “makam sahiplerinin çaresizliği”, “dünyanın sessizliği”ne karışmış durumda. Söz konusu “insanlığın suskunluğu, öğretilmiş çaresizliği” olunca  artık bu durumu yadırgamıyoruz. Ancak “ümmetin göz parıltısı ülkesi”nin dış politikada içine düştüğü çıkmaz, “kendi ayağına vurduğu pranga” gelecek günler için umutsuzluk ve çaresizlik aşılıyor. Hiçbir şey yapılmıyor ama her şey yapılıyormuş algısı oluşturuluyor. Oysa “mikrofonlarda yüksek sesle konuşmadan”, “nara atmadan” da dış politikanın çok daha başarılı yürütülebileceğini 1995 yılına baktığımızda rahatlıkla görebiliyoruz. Bundan yaklaşık 20 yıl önce  Meclis’te yalnızca 38 milletvekili bulunan Refah Partisi’nin Genel Başkanı ve Milli Görüş Lideri Prof. Dr. Necmettin Erbakan’ın yine Mısır’da “sessiz sedasız” idam sehpasından 10 kişiyi nasıl aldığını ulusal bir medya organında ilk kez okuyacaksınız.

HER ŞEYİ HOCAMIZ ORGANİZE ETTİ

1995 yılında yaşananları ilk kez Millî Gazete’ye anlatan Saadet Partisi Genel İdare Kurulu Üyesi Fethullah Erbaş, “Erbakan Hocamız bir anda bizi makamına çağırarak, ‘Mısır’daki kardeşlerimizi idamla yargılıyorlar. Gideceksiniz orada İhvan (Müslüman Kardeşler)’ın avukatlığını yapacaksınız’ dedi. Daha sonra havaalanına gittik ve gördük ki, Erbakan Hocamız her şeyi ayarlamıştı. Hocamız bize 6 kişilik bir jet uçağı hazırlatmıştı. Ahmet Dökülmez ve Mehmet Elkatmış ile birlikte o uçakla Kahire’ye gittik. Orada bizi Hasan el-Benna’nın oğlu Şeyhülislam el-Benna karşıladı” diyerek sürecin Erbakan’ın talimatıyla ve onun dizayn ettiği şekilde nasıl yürüdüğünü anlattı.

 

LİDERİMİZ BİZE SİZİ GÖNDERMİŞ ASSALAR DA ARTIK UMURUMUZDA DEĞİL

Erbaş: Tutuklular o günkü Amel Partisi’nden seçimlere girmekle suçlanıyorlardı. Tutukluluk süresinde 3 yıl cezaevinde kalmışlardı. Sivil mahkemede başlayan yargılama süreci Hüsnü Mübarek’in emriyle askeri mahkemeye alınmıştı. Duruşmanın yapılacağı salona gittik. İdamla yargılanan tutuklulardan birine, ‘Bizi Erbakan Hoca sizin savunmanızı yapmak için gönderdi’ dedim. Daha sonra tutukluların hepsi hüngür hüngür ağlayarak, ‘Bizim liderimiz bizi düşünmüş ve bize avukat göndermiş. Bizi assalar da umurumuzda değil’ dediler. /09

Mısır’daki askeri darbenin ardından çıkan olaylarda kızı Esma’yı şehit olarak ahirete yolcu eden HAP Genel Sekreteri Muhammed el-Biltaci, esir tutulan oğlunu da aylar sonra ilk kez demir kafesin ardından görebilecek.

Fethullah ERBAŞ

Müslüman Kardeşler üyesi 10 kişi mevcut Mısır yönetimi tarafından idam cezasına çarptırılmıştı. Bu içler acısı duruma sessiz kalmayan  Milli Görüş Lideri Prof. Dr. Necmettin Erbakan hemen devreye girmiş, Van Milletvekili Fethullah Erbaş öncülüğünde 3 kişilik bir heyeti, idamları durdurmaları için Mısır’a göndermişti.

Mısır’da 529 İhvan üyesi günbegün idama doğru sürüklenirken ülkemizdeki “makam sahiplerinin çaresizliği”, “dünyanın sessizliği”ne karışmış durumda. Söz konusu “insanlığın suskunluğu, öğretilmiş çaresizliği” olunca  artık bu durumu yadırgamıyoruz. Ancak “ümmetin göz parıltısı ülkesi”nin dış politikada içine düştüğü çıkmaz, “kendi ayağına vurduğu pranga” gelecek günler için umutsuzluk ve çaresizlik aşılıyor. Hiç bir şey yapılmıyor ama her şey yapılıyormuş algısı oluşturuluyor. Oysa “mikrofonlarda yüksek sesle konuşmadan”, “nara atmadan” da dış politikanın çok daha başarılı yürütülebileceğini 1995 yılına baktığımızda rahatlıkla görebiliyoruz. Bundan yaklaşık 20 yıl önce  Meclis’te yalnızca 38 milletvekili bulunan Refah Partisi’nin Genel Başkanı ve Milli Görüş Lideri Prof. Dr. Necmettin Erbakan’ın yine Mısır’da “sessiz ve sedasız” idam sehpasından 10 kişiyi nasıl aldığını ulusal bir medya organında ilk kez okuyacaksınız.

Abdurrahman Kocadağ/Ankara

Yeryüzünde Müslüman kanı her geçen gün akarken, ümmetin kardeşine sahip çıkmaması yürekleri acıtıyor. Mısır’dan gelen 529 idam kararı ümmetin içinde bulunduğu acıyı iyice körükledi. Batı, Müslüman coğrafyasındaki kan ve gözyaşının her geçen gün artması için elinden geleni yaparken, Müslüman ülkelerin sessizliği tepkilere neden oluyor. Adeviye Meydanı’nda direnen Mısırlı Müslümanların simgesi haline gelen Rabia işareti, Hükümet tarafından seçim öncesi her fırsatta kullanıldı. Rabia’yı diline dolayan iktidar, idam kararları karşısında sessiz kalmayı tercih ederek, çaresizliğini ortaya koydu.

38 VEKİL İLE İDAMA KARŞI DURDU

Aradan geçen 19 yılın ardından akıllara 1995 yılında yaşananlar geldi. Türkiye, 1995 seçimlerine hazırlanırken, Mısır’da yine İhvan-ı Müslimin üyesi olduğu gerekçesi ile 10 kişi idamla yargılanıyordu. O yıllarda hükümet ortağı bile olmayan Refah Partisi, idamları durdurarak büyük bir başarıya imza atmış ve Müslüman Kardeşler’e sahip çıkmıştı. TBMM’de 38 milletvekili bulunduran Refah Partisi’nin Genel Başkanı ve Milli Görüş Lideri Prof. Dr. Necmettin Erbakan, her zamanki duruşunu sergileyerek, Van Milletvekili Fethullah Erbaş öncülüğünde 3 kişilik bir heyeti, idamları durdurmaları için Mısır’a göndermişti.

HOCA’NIN TALİMATIYLA MISIR’A GİTTİK

O dönemde yaşananları gazetemize anlatan Saadet Partisi GİK üyesi Fethullah Erbaş, “Hocamız bir anda bizi çağırarak, ‘Mısır’daki kardeşlerimizi idamla yargılıyorlar. Gideceksiniz orada İhvan’ın avukatlığını yapacaksınız’ dedi. Daha sonra havaalanına gittik ve gördük ki, Erbakan Hocamız her şeyi ayarlamıştı. Hocamız bize 6 kişilik bir jet uçağı hazırlatmıştı. Ahmet Dökülmez ve Mehmet Elkatmış ile birlikte o uçakla Kahire’ye gittik. Orada bizi Hasan el-Benna’nın oğlu Şeyhülislam el-Benna karşıladı” diyerek sürecin Erbakan’ın talimatıyla ve onun dizayn ettiği şekilde nasıl yürüdüğünü anlattı.

LİDERİMİZ BİZİ DÜŞÜNMÜŞ

Erbaş, Mısır’a ulaşmalarının ardından idamla yargılananların nasıl beraatle salıverildiklerine ilişkin süreci şöyle anlattı: “Biz Mısır’a gittiğimizde bugünkü gibi daha karar verilmemişti. Tutuklular o günkü Amel Partisi’nden seçimlere girmekle suçlanıyorlardı. Tutukluluk süresinde 3 yıl cezaevinde kalmışlardı. Sivil Mahkemede başlayan yargılama süreci Hüsnü Mübarek’in emriyle Askeri Mahkemeye alınmıştı. Duruşmanın yapılacağı salona gittik. İdamla yargılanan tutuklulardan birine ‘Bizi Erbakan Hoca sizin savunmanızı yapmak için gönderdi’ dedim. Daha sonra tutukluların hepsi hüngür hüngür ağlayarak, ‘Bizim liderimiz bizi düşünmüş ve bize avukat göndermiş. Bizi assalar da umurumuzda değil’ dediler. Daha sonra hâkimler bizim kim olduğumuzu sordular. Mahkeme heyetine Uluslararası Af Örgütü’nün temsilcisi olduğumuzu ve mahkemeyi takip etmek için Türkiye’den geldiğimizi söyledim. Daha sonra duruşmaya geçildi ve mahkeme tutukluların idam edilmesine gerekçe olarak İhvan-ı Müslimin’in binasına girip çıkmalarını gösterdi. Hâkim mahkemeyi karara bağlamadan duruşmayı birkaç ay sonrasına erteledi. Duruşmanın bitmesinin ardından hâkimlerin odasına giderek, idam için gösterilen gerekçelerin yetersiz olduğundan bahsettim. Bir sonraki duruşmada beraat kararı vermemeleri durumunda, uluslararası kuruluşları mahkemeye getirerek dünyanın gözünü Mısır’a çevireceğimizi söyledim. Bunun üzerine hâkim bizimle ertesi günü tekrar görüşmek istediğini söyledi.

ERBAKAN, DÜNYAYI MISIR’A YIĞACAK

Hâkimlerle ertesi günü buluşmadan önce, hâkimler Hüsnü Mübarek’e “Necmettin Erbakan Türkiye’den heyet göndermiş. Bu heyet aynı zamanda Uluslararası Af Örgütü’nün üyesiymişler. Eğer biz bu tutukluları beraat ettirmezsek, Erbakan dünyayı Mısır’a yığacakmış. Çok büyük siyasi güçleri var” demiş. Mübarek’in de onayını alan hâkimler ertesi günü bize gelerek, bir sonraki duruşmada tutukluları serbest bırakacaklarını söylediler. Bu gelişmenin ardından biz Türkiye’ye döndük ve Erbakan Hocamıza olanları anlattık. Hocamız bundan sonraki süreci de takip etmemiz gerektiğini söyledi. Ardından hâkimler söz verdikleri gibi sonraki duruşmada tutuklu kardeşlerimizi serbest bıraktı. Aradan yıllar geçtikten sonra Erbakan Hocamızın cenaze törenine o gün idamla yargılananlardan bir tanesi İhvan-ı Müslimin’in temsilcisi olarak katıldı.”

Milli Gazete

 
  *** SİZİ KUTLUYORUZ *** BUGÜN 1086409 ziyaretçi (2274321 klik) MİSAFİRİMİZ OLDUNUZ ***  
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=
haberler haberler


Google Arama
Sitemde Arama
Yaşam ve İnsanlar

İstanbul Servisleri Neden Pahalı ? burakesc
Namaz Kılan Minik ile burakesc
GİMDES Helal Gıda Ramazan Buluşması burakesc