Create Your Own Countdown

Google

   
  *** İYİLİK İİN KOŞANLARIN YERİ***
  D,İ.B.Hac -Umre. CANLI-KABE
 


 

www.baktube.tr.gg


RESME TIKLAYIN




 

Kabe’yi sadece onlar açıyor

Muhammed Mustafa'nın kabri saadeti görüntüleri ilk kez yayınlandı.TNT'de Ömer Çelakıl'ın katkılarıyla yayınlanan görüntüler dünyada bir ilk. Peygamber Efendimizin kabri saadetinin görüntüleri izleyenleri duygulandırdı.


 

 

T.C.
DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI
HAC DAİRESİ BAŞKANLIĞI

*********************************



Vakfe Duası

Ana Sayfa

Diyanet İşleri Başkanlığı Ana Sayfa

 
 

*Bir kuran**-ı** kerim tefsiri (tercümesi) birçok dillerde yapılmış,
istediğiniz sureyi seçip sonra dili seçin, ardından mousu üzerine tutun
tıklamadan tercümesini göreceksiniz.*

*Lütfen yerli ve yabancı sevdiklerinize gönderin**…** *

*
*

  http://tanzil.info<<TIKLA
   















Hac ibadetinin mizahı olur mu, oldu!



Harun Çelik - En Büyük Hacı Bizim Hacı<<TIKLA |


Harun Çelik -En büyük hacı bizim hacı

Karadenizliler nereye gittiler de farklarını ortaya koymadılar ki! Babasının yerine Hacca giden Trabzonlu yazar Hac'da Karadenizli olmanın farkını bu kitapla ortaya koydu!


Daha önce "Bize her yer Trabzon" kitabını yazan Harun Çelik, Hac ziyaretinden yeni bir kitapla döndü.
Vefat eden babasının yerine Hacca giden Harun Çelik'in Haccının kabul olduğundan şüpheli. Çünkü kitabın önsözünü yazan yakın arkadaşı Bülent Akyürek bile tekrarında fayda olduğunu düşünüyor...
Haber 7 kitap sayfası ekibi olarak bizi ilgilendiren yazırın Haccının sahih olup olmadığı değil, ortaya çıkan malzemenin okunmaya değer olup olmadığı....

"Haccın da mizahı mı olur kardeşim, zinhar günahtır" diye düşünüyorsunuz kitabı elinize dahi almamanızda yarar var. Ancak "neden olmasın, üslubüyla, edep dahilinde olabilir" diyorsanız eser sizler için biçilmiş kaftan.. Harun Çelik aslında mizah adına bir şey uydurmuyor, sadece ziyareti esnasında karşılaştığı garip halleri kendi yöresine has üslupla kağıda aktarıyor ve ortaya da mizah çıkıyor...

"En büyük hacı bizim hacı" kitabını zaman zaman gülümseyerek, zaman zaman düşünerek okuyacak ve zaman zaman "aslında yazar haklı" ya da "yok yazar burada iyice zıvanadan çıkmış" diyebileceksiniz...
Kura ile başlayan hac yolculuğuyla başlayan eser, hacı kafilesinin düştüğü haller, THY macerası, konvoyda meydana gelen hadiseler, yolculuk esnasındaki gariplikler, otel sakinlerinin tavrı, "bizim siyah uşakların", Suudların, İranlıların başta olmak üzere tüm dünya Müslümanlarının hacdaki davranış biçimlerini gözler önüne seriyor.
Hac ibadeti esnasında insanların yaşadığı garip halleri, Karadenizli zekası ile gözlemleyen ve süzen yazarın ilginç ve komik anılarından bazı satırlar şöyle:

Kıbrıslı Hacılar arasında Kıbrıslı Hacı yok
"... Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti bayrağı altında toplanmış bir grup hacı kafilesine denk geldik. Grup KKTC bayrağı altında bir araya gelmişti ama omuzlarındaki çantalarda Türk Bayrağı vardı. Selam verdik yanlarına yanaştık. Bir tanesi üzerimdeki tişörtteki armayı görünce "O Trabzonlu hemşerum" diye yanaştı. Çok koyu Trabzon şivesiyle konuşuyordu. Kıbrıslı birisinin Trabzon şivesi ile konuşması ilginçti. Bir kaç hacı daha yanaştı yanımıza. Derken daha kalabalıklaştık, lakin tuhaf bir durum vardı. Kıbrıs kafilesi diye yanaşmıştık ama Girneliyim, Magosalıyım, ya da Lefkoşalıyım diyen yoktu. Büyük çoğunluk Karadenizli; Trabzonluyum, Giresunluyum, Rizeliyim, kimi de Adanalıyım ya da Mersinliyim diyordu. "Yahu aranızda Kıbrıslı yok mu?" diye sordum. Tam iki yüzkişilik grubun içinde Kıbrıs'ın yerlisi sadece iki kişi vardı..."
Hacı Sabır...

"... Evet, resmen o yaşlı kadınları azarlıyordu. Anaaa, benim artık buna tahammül etmemin mümkünatı kalmamıştı. Derken benim sabır taşım çatlamak üzereydi. Hacı Sabır... Tamam, hacı sabır olmasına sabır da, zillete rıza göstermek ile sabretmek arasında bir çizgi yok mu? Bu yaşlı insanlara reva görülen, bu aşağılayan tavırlara daha sabrım kalmadı ve olan oldu. "Bu adama sabretmek değil, mümkünse onu taşlamak sevaptır" diye düşündüm ve ip koptu..."

Kaçın, bizim siyah uşaklar geliyor!
"Benim siyah inci hacılarımdan bahsediyorum. Daha önce hacca gelmiş tüm dostlardan ve büyüklerden dinlemiştim namlarını. "Güçlü, iri yarı, dev gibi, kolları ayaklarım kadar" diyşe başlayan cümlelerle anlatıyorlardı onları. Tabi ki bizim Afrikalı kardeşlerimizden bahsediyorum. Başta Sudanlılar olmak üzerebiraz irice olan kardeşler....
Tavaf girdabında akıyorduk. Birden bir grup belirdi. Mutaf alanı mermerdendi ama bunlar resmen tozu dumana katarak geldiler!
Teşbihte hata olmaz, düşman kalesine hücuma kalkmış öncü kuvvetler gibiydiler. İri kıyımdılar lakin daha iri olanlarını en öne koymuşlar. Koçbaşı gibi.
Allahu Ekber diyerek gelişleri vardı ki amanın, aklı olan yoldan çıksın. Kabe'iy tavaf etmeye mi geliyorlardı, yoksa tavaf edenlerin tozunu atmaya mı geliyorlardı ben ayırt edemedim. "Bir hışımla geldi geçti, peh peh peh. Kiziroğlu Mustafa Bey hey hey hey!" diyen bir yiğitlik türkümüz var ya hani o misal. Bir hışımla gelip geçtiler ki sormayın. Geçerken, yıktılar, ezdiler, ve hatta silindir gibi dümdüz ettiler herkesi.

Biz Trabzonsporluların en sevdiği topçu tipi dikine oynayan topçudur. Topu alacak ve burnunun dikine dikine gidecek. Bu siyah kardeşlerimizin yıkım timi de aynı bizim dikine oynayan topçular gibi. Biz Kabe'yi tavaf etmeye çalışırken, onlar diklemesine Kabe'ye huruc ettiler.
Niyetlerini anladım. Hacerül Esved'i öpecekler. Hedef büyük yani!... En kutsalı bile olsa, en nihayetinde bir taşı öpmek için Allah'ın yarattığı en şerefli varlık olan insanı ezip geçiyorlardı...."

"Aşkım tavaf yapıyorum"
"Adam, elinde telefon. Kabe ile arasında bir kulaç mesafe var. Ümmet okyonusunun içinde, bırak etrafını, kendisinden geçmesi gerekirken elinde telefon ile konuşuyor. İster istemez, zaten sıkışık, zor hareket ediyorsun, haliyle kulak misafiri oluyorsun. Bugün şahit olduğum bir telefon görüşmesini, tırnak içinde veriyor ve yorum yapmıyorum. Sadece şunu hatırlatmak isterim, bu telefon görüşmesi Kabe'nin nefesini tenimizde hissederken yapılıyor:
"Aşkım biz tavaf yapıyoruz, Tatlım, hani televizyonda izlemedin mi? Hani dönüyorlar ya etrafında. Evet, bebeğim, işte o siyah binanın etrafında dönüyoruz şimdi. Tamam canım, kontürüm yok. Biraz daha döneyim ben seni gene ararım"

Abdestsiz Şeytan taşlanmaz
"Yatsı namazının ardından müftü efendi ve imamlar herkesin otel mescidinde toplanmasını istediler. (..) Müftünün son bombası "Abdestsiz Şeytan taşlanmaz" fetvası oldu. Taşları da mutlaka tertemiz yıkamamız söylendi.
Müftü efendinin bu fetvasına en güzel cevap Trabzonlu bir hacıdan geldi. Otelin lobisinde müftünün şeytanın abdestsiz taşlanmayacağı fetvası konuşuluyordu. Trabzonlu hacım patlattı cevabını: "Ula insan Allah'un karşısına abdestlan çikar. Şeytan taşlanırken nemuza gerek abdest. Mümkün ise şeytanın inadına abdesti pozmak gerekir. Mümkünsa şeytan taşlamaya giderken herkes pozsun abdestini"


Tirabzonsipor
Üsteki ara başlığa bakıp da "Aaa Trabzonspor'u yanlış yazmış" demeyin. Evet, duvarda aşnen böyle yazıyordu. Ne duvarı, ne Trabzonspor'u diyecek olursanız anlatayım. O karmaşa içerisinde şeytanı taşlama derdine düştüğümüz anda, şeytan taşlama mahallinin köşe duvarlarından birinde -ki burası bir iskele ya da vinç olmadan çıkılamayacak kadar yükseklikte bir nokta- oldukça büyük harflerle aynen böyle yazıyordu: "Tirabizansipor"
Bunu yazan her kim ise ve bir yerlerde bu satırları okuyorsa, kendisine selam ediyorum... (...)
Şeytan, bu yazıyı yazan arkadaşı görünce, "terlik atanı gördüm, .aston atanı gördüm, çakmak atanı gördüm ama ilk kez gördüm" diye şaşırmış mıdır acaba?
(Haber 7)








Kabe’yi sadece onlar açıyor

Kabe’nin anahtarı Kureyş kabilesinin elinde

Kureyş kabilesinden Abdulaziz El Eşşeybi'nin 87 yaşında vefat edince anahtar, kardeşine devredildi.

Kabe'nin anahtarını elinde bulunduran Kureyş kabilesinden Abdulaziz El Eşşeybi'nin 87 yaşında vefatı nedeniyle anahtar, kardeşine devredildi.

ANAHTAR DEVREDİLDİ
Kabe'nin anahtarını elinde bulunduran Kureyş kabilesinden Abdulaziz Eşşeybi'nin önceki gün vefatı nedeniyle anahtar, kardeşi Abdulkadir Eşşeybi'ye devredildi.

Kabe'nin anahtarını elinde bulunduran Eşşeybi ailesinin izni olmadan Kabe açılamıyor.

Eşşeybi ailesinin izniyle Müslüman olan yabancı devlet adamlarının Mekke'ye gelişlerinde ve yılda iki kez temizlik için Kabe'nin açılması sağlanıyor.

YABANCI BİRİ AÇAMIYOR
Mekke'de Mektep sorumlusu Ahmet Halebi, Kabe'nin sırlarından birisinin de anahtarda gizli olduğunu söyledi.

Eşşeybi ailesinden başka birinin Kabe'nin anahtarını eline geçirmesi halinde bile Kabe kapısının açamayacağını anlatan Halebi, "Eşşeybi ailesinden bir çocuk gelse kapıyı açabilir. Yabancı bir aile anahtarı eline geçirse bile kapıyı açması imkansız. Kapıyı ancak Eşşeybi ailesinden biri açabiliyor" diye konuştu.

Halebi, Kabe'nin anahtarının yanı sıra Kabe'nin yanındaki Hazreti İbrahim'in ayak izinin bulunduğu taşın yer aldığı Makam-ı İbrahim'in anahtarının da Eşşeybi ailesinde bulunduğunu bildirdi. 

ANCAK ZALİMLER ALIR
Hazreti Muhammed döneminde örtü ve Kabe'nin anahtarının kimde kalacağı yolundaki tartışmalar üzerine örtü ve anahtarın Hazreti Muhammed'in rızasıyla Eşeyybi ailesine teslim edildiği yazılı kaynaklarda belirtiliyor.

Hazreti Muhammed'in "Kabe'nin örtüsünü Eşeyybi ailesinden ancak zalimler alır" mealindeki hadisi üzerine Kabe'nin anahtarı ve örtüsü o dönemden bu yana söz konusu ailece muhafaza ediliyor.
 




Kalp atışları zikir olduğunda...
Ev ile olan ‘kopuk' ilişkimize mahremiyet kavramı üzerinden yaklaşmaya çalıştığım bir önceki yazımı, “devam edeceğim ama asli evimiz olan Kabe'yi selamladıktan sonra”, diyerek bitirmiştim. Birçok okur, haklı olarak kutsal topraklara gittiğimi sanmış. Bense yazarak ‘uzaktan yakın' bir selam yollayacaktım bayram vesilesiyle.
    Hayır, Kabe'de değilim. Ve fakat geçtiğimiz yıl içinde iki umre ve hac nasip olduğu için, size artık bir daha “orada değilim” de diyemiyorum. Zira, anladım ki, oradan dönmek diye bir şey yok. ‘Asli ev' böyle belki. İlki ve sonu kendine dahil ediyor kolayca. Ne kadar gurbette olursanız olun, ‘orada'sınız, kendi evinizde...
Biraz daha açayım. Dünyanın farklı coğrafyalarından Kabe'ye gelen milyonlarca insanla bir aradayken, bütün yolların kesiştiği bir mahalde olduğunuzu seziyorsunuz öncelikle. Bütün yolculukların kesiştiği bir andır bu. Başlangıçlarla sonlar birbirine eklenir, iç içe geçer. Tüm zamanlar an'ın içine sığar. Somut delil arayanlar için müthiş bir fırsattır bu. Zaman, mekan ve beyan ‘bir' olur sonsuz katmanıyla, sayısız çeşitliliğiyle.
Hakikatin binbir yüzü var, ama kendisi tek. Bu ilahi sır, tavaf ederken her birimize kendi kalp berraklığımız ölçüsünde açılmaktadır.
Ve o zaman, örtüsüne bürünen Kabe gibi, örtümüzün anlam katmanları içinde hışırdamaya başlarız. Hakikatin gölgesi oraya da düşüyormuş, buraya da, şuraya da!  İsterse yetmiş bin perdesi olsun, her değişim ve dönüşüm onun gölgesine izini düşürmeye başlar artık nazarımızda.
Hac esnasında Hz. Hacer'in, İsmail veya İbrahim'in (as) yaşadıklarını sembolik olarak tekrarlarken, bunların geçmişte kalmış hikayeler olmadığını fark etmeye başlarız. Ve farklı versiyonlarını kendi vücut ve nefsimizde yaşayarak, ‘insan olma' serüveninin evrensel basamaklarını adımlamaya başlarız. Gece gündüz, hareket devam etmektedir Kabe'de. İlk insandan beri. Bu devam ediş, bize ezeli ve ebedi bir sabitlik hissi verir, ama tavaf edenlerin sürekli değiştiği bir sabite. İşte tevhidi gerçeğin somutluğa bürünüşü!
Veda tavafından sonra ise Kabe, kalbinizi yeniden genişleterek, gideceğiniz yere gelir sizinle birlikte. Kesretten vahdete, vahdetten kesrete... Geldikleri yere dağılan Hacılarla birlikte her yer Kabe olmaktadır yeryüzünde. O vakit artık Kabe'den dönmek diye bir şey sahiden kalmaz. Kabe'ye bakmaktan kendimizi alamamamızın bir gerekçesi de, onun ‘ev' olmasıdır bizim için. İçinde huzur ve sükut bulduğumuz, kendimizi ait hissettiğimiz ‘evrensel ev.' Kabe dört duvar, basit bir yapı. İçine dahi girmemiz gerekmiyor. Hiç kimse yok orada. Buna rağmen, başlangıcından beri hepimizi içine almış. Ve kıyamete dek, bize ev olmayı sürdürüyor, sürdürecek.
Kabe, içinde bir vakitler yerleştirilmiş putlar gibi bir put olsaydı, temsil ettiği hakikatin ruhtaki yankısı evrensel bir tını taşıyamazdı. Sözgelimi devasa, gösterişli bir yapı olsaydı, etrafına daha büyük binalar inşa edildiğinde söner giderdi. Oysa Kabe'ye hiçbir şey olmuyor, etrafındaki o kadar kuleye rağmen. Kendi biricikliği, aksine daha çok belli oluyor.
Yerle yukarıyı birleştiren siyah bir nuru var Kabe'nin; Hacer ül esved. Bize insanlığımızın kalbini gösteriyor biraz da. Kalp atışlarımızın zikir olması için her nefeste onu cilalamamız gerektiğini hatırlatıyor. Kabe'nin bir temsil oluşu gibi, hayatta yaşadığımız her türlü çelişkilerin ve ikiliklerin de ‘tevhidi temsili' idrak edebilmek için bir sınav olduğunu hissediyoruz. Asıl gurbet, bu tevhidi hakikatten uzak düşmekle başlıyor.
Kabe'de ise her şey, onlarca çeşit, onlarca renk, biçim, tarz, edep birbiriyle uyumlu hale geliyor, aynı organizmanın parçaları oluyor. Aynılıkların değil, farklılıkların birliğidir bu. İyilik ve kötülük gibi içimize aldığımız tüm zıtlıkların tıpkı bir sesin yankısı gibi onunla aynı şey olduğunu fark ettiğimizde, ikiliklerin hükmü kalkıyor usulca kalbimizden. Tevhidin gölgesine giriyor ve ‘bir' oluyoruz her şeyle. Nefesimiz varlıkların işitilmez zikrine dahil oluyor. Anlıyoruz ki, her şeyle her şey arasında bir bağ varmış. Çokların birliği orada görünürleşiyor. Herkesin payına, kendi ikiliklerinden o tevhid çiçeğini koklamak düşüyor usul usul. Bir arada ama tek başına.
İnsanın en mahrem yeridir kalbi. Kabe'nin kalp ile örtüşmesi bundandır biraz da. Evet, Kabe de bizim mahremimiz. Orada huzur bulmak ve nefes alabilmek için onu her şeyden sakınmaya çalışırız. Hep orada olma arzusu duymamızın altında yatanlardan biri de bu duygudur: Evimizi kötülüklerden esirgemek isteriz. Onu ‘olduğu gibi' yani bize emanet edildiği haliyle korumak, kollamak arzusudur bu.
En önemlisi de, onu putlaştırmak değil, paylaşmak isteriz. Temiz tutmak, arındırmak, haramdan uzak tutmak. Ki, konuklarımızı daha iyi ağırlayalım, ikramlarda bulunalım. Kabe, unuttuğumuz, koptuğumuzu sandığımız, uzaklaştığımız, ayrı düştüğümüz ev'imizi bize iade eder. Ona verdiğimiz değer, kendimize ve insanlığımıza duyduğumuz güveni, sadakati ve bağlılığı gösterir. Ve elbette Rabbimize teslim olabilme maharetimizi. İyi bayramlar.
27 Ekim 2012, Cumartesi





























<script type="text/javascript">
 
  var _gaq = _gaq || [];
  _gaq.push(['_setAccount', 'UA-35901013-1']);
  _gaq.push(['_trackPageview']);
 
  (function() {
    var ga = document.createElement('script'); ga.type = 'text/javascript'; ga.async = true;
    ga.src = ('https:' == document.location.protocol ? 'https://' : 'http://') + 'stats.g.doubleclick.net/dc.js';
    var s = document.getElementsByTagName('script')[0]; s.parentNode.insertBefore(ga, s);
  })();
 
</script>

 
  *** SİZİ KUTLUYORUZ,,, 933921 ziyaretçi (1916578 klik) .mizsiniz***  
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=
haberler haberler


Google Arama
Sitemde Arama
Yaşam ve İnsanlar

İstanbul Servisleri Neden Pahalı ? burakesc
Namaz Kılan Minik ile burakesc
GİMDES Helal Gıda Ramazan Buluşması burakesc