Create Your Own Countdown

Google

   
  *** İYİLİK İÇİN KOŞANLARIN YERİ***
  ABD li Çin ve Hintlinin Yaptığını Türk Neden Yapmaz?
 




Prof. Dr. İHSAN IŞIK ROWAN ÜNİVERSİTESİ ÖĞRETİM ÜYESİ


Yorum - İhsan Işık] Güneydoğu'nun kalkınmasında Hindistan modeli uygulanabilir mi?  
Türkiye şu an Ortadoğu'da imajının zirvesinde. Gazze'nin işgali sırasında Türk halkının gösterdiği duyarlılığı ve Erdoğan'ın Davos'taki kararlı duruşunu unutmayan Araplar 'Türkiye'ye Vefa' adında bir kampanya başlatmıştı.
 
 

Bir grup akademisyen, entelektüel, işadamı, gazeteci, öğrenci ve meslek erbabının oluşturduğu 'Türkiye Vefa Girişimi', Arap dünyasına, "Bu yaz Türkiye'de tatil yapın" çağrısı yapmaktadır. Kampanyanın ileri gelenleri, hedeflerini, "Arap ve İslam uluslarını ve kurumlarını Türk malları almaya teşvik etmek, turizm, sanayi, ticaret ve yatırım alanlarında Türk şirketleri ve kurumlarıyla yardımlaşmayı özendirmek, kültürel değişim programlarını desteklemek ve faaliyetlere canlılık kazandırmak" diye tarif etmektedir. Vefa Girişimi, kampanyanın başarıya ulaşması için sokaklara afiş aşılması, el ilanları dağıtılması, Arap televizyon kanallarında Türkiye'yi tanıtıcı kısa filmlerin gösterilmesi gibi bir dizi hazırlık yapmaktadır. Bu gelişmeler, Türkiye için eşsiz fırsatlardır. Milyar dolar paralar harcasak, ancak elimize geçebilecek fırsatlar bunlar. Lakin Fransız bilim adamı Pastör'ün dediği gibi "talih, ancak hazırlıklı olanlara güler". Fırsat değerlendirilirse bir kıymet ifade eder. O halde Türkiye, Ortadoğu'da yükselen bu imajını nasıl fırsata ve nakte dönüştürebilir? "Davos Ruhu" acaba Türkiye'nin kronik sorunlarına, özellikle Güneydoğu'daki geri kalmışlığına bir çare olabilir mi?

Türkiye'nin en gelişmiş ikinci derece illeri genelde ana pazarlara yakın yörelerdir; mesela Kocaeli, Manisa, Eskişehir gibi. Oysa Güneydoğu, ülkenin ana pazarlarına, mesela İstanbul'a, coğrafik olarak çok uzaktır. Ayrıyeten, uzağı yakın edecek bölgenin kara, hava ve demiryolları yeterli değildir. Davos ruhu ve Türkiye'nin komşu ülkelerle sürdürdüğü sıfır problem politikaları Güneydoğu için sınırların ve mesafelerin önemini azaltmış, yeni fırsatlar doğurmuştur. Mardin, Türkiye ekonomisinin en büyük pazarı İstanbul'a 1.094 km, Antep ise 849 km uzaklıktadır. Oysa Antep Şam'a sadece 407 km, Mardin ise 583 km uzaklıktadır. Aynı şekilde, Antep, Beyrut'a 392 km; Mardin, Bağdat'a 551, Tahran'a ise 971 km ötededir. Bu ülkelerle sınırlarımız çok kalın, ilişkilerimiz çok zayıf olduğunda, belli yörelerimiz kuş konmaz kervan geçmez bir yerdi, şimdi ise konumları avantaja dönme aşamasındadır. Ancak fizikî uzaklık artık demode bir kavramdır. Günümüzde ulaştırma, haberleşme ve teknoloji alanındaki baş döndürücü gelişmeler artık uzağı yakın etmiş, Doğu'yla Batı'yı birleştirmiştir. Dünyanın en büyük üreticisi Doğu'da (Çin), en büyük tüketicisi ise Batı'dadır (ABD). Çin'in bugün en büyük müşterisi Amerika'dır. Demek ki üretim yeri ile pazar arasındaki mesafe artık uzak olabiliyor.

TÜRKİYE'NİN YİYEMEDİĞİ PASTA

Çin kadar gelişmiş otoyolları, hava ve deniz limanları olmayan, altyapısı yetersiz olan Hindistan ise aynı dili konuştuğu Amerika'ya fiber optik kablolarla/internet yoluyla bağlanmış, ucuz ve kaliteli işgücüyle bu pazarın bilgi işlem, müşteri hizmetleri ve yazılım merkezi olmuştur. Bugün Amerika'dan müşteri hizmetleri için aradığınız birçok firmanın telefonları Hindistan'dan cevaplanmaktadır. Hastanelerde çekilen röntgenler dijital olarak Hindistan'a gönderilmekte, Amerika uyurken orada yorumlanmakta, ertesi sabah doktorların eline ulaşmaktadır. Aynı şekilde, doktorların hastaları hakkındaki raporları ABD'de dijital olarak teybe kaydedilmekte, internet üzerinden ulaştığı Hindistan'da dikte edilmektedir.

DEİK'in Türkiye'ye Amerika'dan yatırım çekmek için 2008'de New York'ta düzenlediği bir işadamları toplantısında Ekonomi Bakanı Sayın Ali Babacan'a latifeyle, "Amerikalı öğrencilerimin Çin ve Hindistan'dan çok korktuklarını ve Türkiye'dense hiç korkmadıklarını ve bunun beni çok rahatsız ettiğini" söylemiş ve "ABD'den Türkiye'ye bilgi teknolojileri alanında hiç iş kaydırılıp kaydırılmadığını" sormuştum. Cevap olumsuzdu. Evet, Hindistan'ın önemli mesafe almasını sağlayan bu büyük pastadan Türkiye henüz yararlanamamaktadır. Bunun birçok sebebi var. En önemlisi dildir. İngilizlerin Hintlilere bıraktıkları en büyük miras belki de İngilizcedir. Hindistan'da çok az okumuş insan vardır ki, İngilizceyi anadili gibi bilmesin. Ortak dil, küresel anlamda, vasat da olsa onların eğitimli insanlarını değerli, süper de olsa bizim eğitimli insanlarımızı faydasız kılmaktadır. Ayrıca Çin ve Hindistan'ın Amerika ve Avrupa'da çok iyi yetişmiş, iyi organize olmuş güçlü diasporaları vardır. Kilit noktalara gelmiş bu Çinli ve Hintliler, artık anavatanlarına önemli ölçüde iş plase etmektedir. Ayrıca bu iki ülke, fenni ve temel bilimlere önem vermiştir. Çok sayıdaki Hindistan Teknoloji Enstitüsü (IIT) dünya klasmanında teknik eleman yetiştirmektedir.

Bizim İngilizce ile Amerika ve AB'den iş aktarmamız çok zordur. Zira, İngilizce bizim ülkemizde bir tabudur ve öğrenilmesi kuş dilinden daha zordur. Ayrıca İngilizce öğrensek bile, Hindistan'la maliyet bakımından rekabet etmemiz mümkün değildir. Yalnız bizim de anadili gibi Arapça konuşan birçok vatandaşımız var. Bunların çoğu da ekonomik olarak sıkıntı çeken illerimizin sakinleri. Mardin, Siirt, Bitlis, Adana ve Hatay'da önemli sayıda Arapça konuşan vatandaşımız var. Körfez ülkelerinin müşteri, bilgi işlem, yazılım işlemlerini Mardin'den ve Hatay'dan halledebilir miyiz? Bu bölgeden danıştığım, Arap kökenli sosyolog Murat Özalçar'a ve yönetim bilimi uzmanı Mehmet Saylan'a göre Mardin'in konuştuğu Arapça, diğer Araplar tarafından kolayca anlaşılabilen bir lehçedir. Hatay zaten Suriye lehçesini konuşmaktadır. Lehçe aslında hiç sorun değildir. İngilizceyi oldukça ağır aksanla konuşan Hintliler, kısa bir eğitimle, telefonda Amerika'nın hangi bölgesine hizmet ediyorlarsa, ona göre konuşabilmektedir. Yalnız dil bilmek tek başına çözüm değildir. Dille bir şey satmanız gerekir. Arapça bilen doktorlara, muhasebecilere, mühendislere, bilgi işlemcilere, tasarımcılara ihtiyacımız var. Ülkemizde hemen hemen her vilayete bir üniversite dikilmektedir. Birinin bir diğerinden pek farkı yoktur. Halbuki, bu üniversitelerin kendilerini pazarın ihtiyaçlarına göre farklılaştırması gerekir. Mesela, Mardin'de Artuklu Üniversitesi kurulmuştur. Arapçanın en iyi konuşulduğu söylenen Mardin'in bu üniversitesinin eğitim dili neden Arapça olmasın? Brezilya dünyaya yıldız futbolcu ihraç etmekte ve önemli paralar kazanmaktadır. Ürdün, Mısır, Lübnan ve Filistin, uzun yıllardır Körfez'e ihraç ettiği nitelikli vatandaşlarının ekmeğini yemektedir. Biz de neden yetiştirdiğimiz iyi Arapça bilen elemanlarımızı Körfez ülkelerine ihraç etmeyelim? Hem bu yeni yaptığımız bir iş de değil. İngilizce eğitimi veren üniversitelerimizden mezun iyi yetişmiş "mamul" elemanlarımızı yıllardır Amerika ve İngiltere'ye ihraç etmekte ve önemli döviz geliri elde etmekteyiz. Ayrıca, bu kaliteli elemanlarımız gittikleri yerde ülkemizi temsil etmekte, iki ülke arasında köprü olmakta, vatana iş plase eder hale gelmektedir. İyi Arapça bilen yetişmiş elemanlar, göç etmeden bölgelerinden iş yapabilirler. Mardin'in Lübnan'da, Suriye'de, Avrupa'da ve ABD'de önemli bir diasporası vardır. İsveç ve Suriye'de bakan bile çıkarmıştır. Yeteri şekilde motive edilirse, Mardin'in güçlü diasporası iş kaydırmaya yardımcı olabilir. Bu anlamda, Hindistanlı firmalardan danışmanlık alınabilir veya ülkemize gelip bu sistemi kurmaları ya da direkt çalışmaları istenebilir.

ARAPLARIN TÜRKİYE'Sİ NEREDE?

Türkiye ile Ortadoğu ülkeleri arasındaki yakınlaşma halihazırda Arapçaya ilgiyi artırmıştır. Mardinli aydınların rivayetine göre, bir zamanlar vatandaşlar Arapça televizyon seyretmesin diye, devlet frekanslarla oynamış. Şimdi ise Arap ülkeleriyle ticarî ilişkilerini artıran işadamları ve Suriye'ye tur düzenleyen firmaların çalışanları Arapça öğrenmek için Antep'te DPT'nin desteklediği dil kurslarına akın etmektedir. Ancak bu, yeterli çözüm değildir. Ortadoğu ile ilişkileri gelişen Türkiye'nin, bu bölgeyle bağları güçlendirecek, bölge üzerine çalışacak, projeler geliştirecek nitelikli üniversitelere ihtiyacı vardır. Davos ruhu kalıcı olacaksa Türkiye, Arap dünyasına fikrî önderlik etmelidir. Selçuklu meşhur dilbilimci Zemahşeri'nin, Ebû Kubeys Dağı'na çıkarak, "Ey Araplar, gelin atalarınızın dilini benden öğrenin" diye meydan okuduğu rivâyet edilir. Bugün, Türk dizileri Arap dünyasında izlenme rekorları kırarken Türkiye, İslam coğrafyasında entelektüel olarak yoktur. Zaman'ın bir haberine göre, geçen yıl Arapçadan Türkçeye çevrilen eser sayısı 337, Türkçeden Arapçaya çevrilen kitap sayısı ise sadece 4'tür. Türkiye birçok yönden, bu bölgedeki ülkelerden ileridedir; ancak su baş aşağı akacağına, yokuş yukarı akmaktadır. Ortadoğu, tarihî olarak bizim hinterlandımızdır. Ne var ki, buralarda şimdi başkaları at koşturmaktadır. Sarkozy, 13 günlük son Ortadoğu gezisinde 7 milyar dolarlık iş anlaşması imzalamıştır. Başucumuzda gökleri delen Dubai'nin ekmeğini İngilizler ve Asyalılar yemektedir. Biz tescilliyiz. Birçok yerde beraber savaştığımız Amerika'ya ihracatımız neredeyse sıfırdır. Amerika'ya canımızı vermiş, malımızı verememişiz. Şimdi de Davos'ta Ortadoğu için ruhumuzu verdik, bakalım malımızı verebilecek miyiz? ZAMAN

Prof. Dr. İHSAN IŞIK ROWAN ÜNİVERSİTESİ ÖĞRETİM ÜYESİ
 
  *** SİZİ KUTLUYORUZ *** BUGÜN 1112540 ziyaretçi (2388427 klik) MİSAFİRİMİZ OLDUNUZ ***  
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=
haberler haberler


Google Arama
Sitemde Arama
Yaşam ve İnsanlar

İstanbul Servisleri Neden Pahalı ? burakesc
Namaz Kılan Minik ile burakesc
GİMDES Helal Gıda Ramazan Buluşması burakesc