Create Your Own Countdown

Google

   
  *** İYİLİK İÇİN KOŞANLARIN YERİ***
  Uzmanın Nükleer Enerji Araştırması
 




Erhun Kula] Nükleer maceraya atılmadan iyi düşünelim  
Üniversitemde israfı önlemek için fotokopi makinelerinin üzerinde şu uyarı bulunmaktadır: "Fotokopi kullanırken lütfen çocuklarınıza ve torunlarınıza bırakacağınız YEŞİLİ düşünün". Küçük de olsa bir israfın önüne geçmek için doğru bir uyarı. Peki israfların ve tehlikelerin en büyüğü olan nükleer enerjiye girişin eşiğinde olduğumuz bu sırada vatandaşlarımıza ve bu işin öncülüğünü yapan hükümetimize ne gibi bir uyarıda bulunmalı?
 
 

Sayın Başbakan, 2008'in son günlerinde önümüzdeki yerel seçimlerde AKP'yi temsil edecek bazı adayları kameralar karşısında halka açıklarken başka bir açıklamada daha bulundu: "Evelallah Türkiye'ye çok hizmetler yaptık ve yapmaya da devam edeceğiz. Bu meyanda Türkiye'ye ilk fırsatta nükleer enerji getirerek halka ucuz enerji temin edeceğiz..." Demek ki Sayın Başbakan, bu işi aklına koymuş ve sonuçları ne olursa olsun Türkiye'yi bu yola sokmak istiyor.

Şunun bilinmesi gerekir ki; nükleer enerji Türkiye'de elektriği ucuzlatmayacak, bilakis pahalandıracaktır. Okuyuculara birkaç misal vermek istiyorum bu konuda. Bağımsız akademisyenlerin hesabına göre Batı dünyasında nükleer santrallerde üretilen 1 kilovatsaat elektriğin maliyeti halen 0,067 dolar, kömür yakarak üretilen elektriğin maliyeti ise 0.042 dolar civarında. (1) Türkiye'de üretilecek nükleer enerjinin 1 kilovatsaatinin maliyeti ise aynı şekilde doğalgaz, linyit, petrol ve barajlar vasıtası ile üretilen elektrikten daha pahalı olacak. (2) Bu maliyete sigorta sübvansiyonu, ömrünü dolduran nükleer santrallerin sökülmesi, radyoaktif atıklarının binlerce sene özel mezarlarda depolanmasının ve olabilecek kazaların gerektireceği masraflar dahil değil. Eğer bunları da hesaba katarsak, ki katmamız lazım, nükleer enerjinin dudak uçuklatacak bir maliyeti var.

Peki, bu nükleer enerji konusu nasıl ortaya çıktı? İkinci Dünya Savaşı başında Nazi Almanya'sı nükleer teknolojiyi düşmanlarına karşı kullanmak için gayretlerini hızlandırdı. Bunun üzerine 1939 yılında Albert Einstein, ABD Başkanı Roosevelt'e bir mektup yazarak kendisini Nazilerin kötü emelleri konusunda uyardı. Roosevelt, derhal zamanın büyük beyinlerini bir araya getirerek nükleer teknoloji konusunda Almanya ile bir yarışa girdi. Neticede Enrico Fermi ve arkadaşları, Chicago Üniversitesi'nde bu teknolojinin altyapısını oluşturdu. Nükleerin ilk kullanımı maalesef yıkıcı gayelerle Japonya üzerinde patlatılan atom bombaları ile başladı.

Savaştan sonra ABD ve diğer gelişmiş ülkeler, nükleer teknolojiyi elektrik üretimi için kullanma kararı aldı. Dünyanın ilk nükleer elektrik santrallerinden biri 1957 yılında Pennsylvania'nın Shippingport bölgesinde hayata geçti. İngiltere, Kanada, Fransa ve Federal Almanya aynı gayelerle nükleer enerjiye geçiş sağladı. O zaman Batı dünyasında hakim olan görüş; çok ucuz olan nükleer elektriğin insanlığın tüm enerji problemini çözeceği idi. "Nükleer elektrik sayaç kullanılmasını dahi gerektirmeyecek kadar ucuzdur" iddiası dünyanın en saygın gazetelerinde ve dergilerinde yer buldu. Fakat zaman bu fikrin yanlışlığını, aksine nükleer enerjinin, arz ettiği tehlikelerin yanında son derece pahalı olduğunu gösterdi.

Devlet sübvansiyonları olmadan özel sektörün bu işe hiç bulaşmayacağı işin başında belli olmuştu. ABD hükümetinin bütün ısrarlarına rağmen özel sektör, sigorta sorunu sebebi ile nükleer teknolojiyi hiç sevmedi. Nükleer santrallerde olabilecek önemli bir kaza milyarlarca dolarlık hasara sebep olabilecek ve sorumlu şirketi tamamen iflas ettirebilecekti. Hiçbir sigorta şirketi, astronomik prim ödenmeden nükleer santralleri sigorta etmek işine yanaşmadı. Sigorta danışmanı Herbert Dennanberg, bir sigorta şirketinin en az 24 milyon dolar yıllık prim talebinde bulunacağını hesap etti (1950 parası ile). Bunun üzerine ABD hükümeti bu işe soyunan özel şirketlerin sadece 500 milyon dolarlık hasardan sorumlu olmasını, geri kalanının devlet tarafından karşılanmasını taahhüt etti. Bu garanti üzerine özel şirketler ABD'de nükleer santralleri kurdu.

ABD ve başka yerde devletin nükleer enerjiye verdiği en büyük sübvansiyon, son derece tehlikeli radyoaktif atıkların depolanması konusundadır. Nükleer santrallerin ürettiği radyoaktif atıklar çok uzun seneler insanlığı tehdit edecektir. Mesela plütonyum-234 yirmidört bin yıl aktif kalan bir maddedir ve çevre ile temas ettiğinde canlılarda kanser ve genetik deformasyon ortaya çıkarmaktadır. Milyonlarca sene aktif olan atıklar da mevcuttur. Bunların çevreye saçılma riski insanlığın önündeki en büyük problemlerden biridir.

Nükleer atık sorunundan en fazla ileriki nesiller etkilenecektir. ABD'li meslektaşım Profesör Shradder Frechette, bizim yarattığımız nükleer atıkların gelecek nesillerin sağlığını ve özgürlüklerini büyük oranda ipotek altına aldığını vurgulamaktadır. Türkiye'nin nükleer maceraya atılması halinde gelecek nesiller riske girecektir. Radyoaktif atıkların korunması santralleri kuracak özel şirketlerin değil, devletin ve vergi mükelleflerinin sorumluluğunda olacaktır. Yani nükleer enerjinin kazancı özel şirketlere gidecek, zararı ise halka mal edilecektir.

Radyoaktif atıkların korunduğu dünyanın ilk nükleer mezarı ABD'de New Mexico eyaletinin Los Medanos bölgesinde inşa edilmiştir. Halen buraya askerî atık sevkiyatı yapılmakta olup mezar 2030 civarında kapatılabilecektir. Ticarî atıklar için Nevada eyaletinin Yucca bölgesinde devasa bir mezar inşaatı sürmektedir. Bu iki nükleer mezar için ABD hükümetinin en az 100 milyar dolar harcayacağı tahmin edilmektedir. Avrupa ülkeleri henüz bu konuda somut bir adım atamadı ve konuyu hâlâ inceliyorlar.

Dünyanın ilk nükleer mezarlarının ABD'de inşasının sebebi eski başkan Jimmy Carter'in kararı olmuştur. "Nükleer atıklar bizim yarattığımız bir problemdir; bunun çözümünü ileriki nesillere bırakmak gayri ahlakî bir yaklaşım olacaktır." demesinin ardından somut adımlar atılmıştır. Benim Türkiye'de katıldığım nükleer enerji konulu toplantılarda nükleer atık sorunu hiç konuşulmamıştır. Bugün artık ABD'de yeni nükleer santraller inşa edilmiyor. İtalya, Almanya, İsveç ve daha birçok ülke aynı doğrultuda karar aldılar. Peki Türkiye, bu işe niye giriyor? Bunu anlamak çok zor, zira:

- Nükleer enerji, Türkiye'de halen son derece pahalı enerji kullanan iş ve tüketici çevrelerini daha da mağdur edecektir.

- Nükleer enerji, Türk endüstrisinin rekabet gücünü azaltacaktır.

- Nükleer enerji, ülkemize sabotaj dahil büyük riskler getirecektir.

- Nükleer enerji, gelecek nesillere büyük masraflar ve riskler yükleyecektir.

- Nükleer enerji, devletin verdiği sübvansiyonlar ile, çıkar çevrelerine büyük kazançlar sağlayacaktır.

Sinop ve Mersin'de yapılması düşünülen santraller takriben 20-25 milyar dolar maliyet getirecektir. Bu santrallerin ömrü 30-35 yıl civarında olacak ve ondan sonra sökülme ve arıtma safhasına geçilecektir ki; bu işlerin 40-80 yıl sürebileceği Batılı bilirkişiler tarafından tahmin edilmektedir. Dünyada halen 450'ye yakın nükleer santralden henüz hiçbirinin ömrü tamamlandığında sökülüp temizlenmesi yapılmamıştır. Söküm ve arıtma masraflarının kuruluş masraflarından daha büyük olacağı tahmin edilmektedir. Ancak bundan sonra nükleer mezar safhasına geçilecektir. ABD'de bir nükleer mezarın 10.000 yıl dayanıklı olması devletçe istenmektedir.

Türkiye'de nükleer mezarlar nereye ve ne şekilde inşa edilecektir? Kaç paraya patlayacaktır? Lokantaya ziyafete gidenlerin, yiyip içmeden ne hesap geleceğini de düşünmeleri gerekir. Hepimizin yakından tanıdığı "Ben öldükten sonra dünya umurumda değil" diyen bir insan tipi var. Türkiye'de 2015-18 yıllarında devreye girmesi düşünülen ilk nükleer elektrik santrallerinin sökülme, çevre arıtma ve radyoaktif atıklarını mezarda depolama operasyonları 2060 civarında başlayacak ve büyük maliyetlere sebep olacaktır. Yani kabak gelecek nesillerin başında patlayacaktır. Tabii bu işten kazanç sağlayanlar Hakk'ın rahmetine kavuştuktan sonra.

Nükleer maceranın eşiğinde üniversitemdeki fotokopi makineleri üzerindeki uyarıyı acaba şöyle değiştirebilir miyim? "Nükleer enerjiye girmeden önce biraz da çocuklarımıza ve torunlarımıza bırakacağınız Türkiye'yi düşünün."

1) Nivola (2004) 'The political economy of nuclear energy', CFE Policy paper, The French Centre on the USA, Paris.

2) International Energy Agency (2005), Energy policy in IAE countries � Turkey, OECD, Paris.

(*) Profesör Dr. Erhun Kula, Bahçeşehir Üniversitesi'nde iktisat hocası olarak görev yapmakta olup, nükleer enerji konusunda ABD, İngiltere ve İsveç'te uzun yıllar araştırma yapmış ve bu konuda Batı ülkelerinde çok sayıda kitap ve bilimsel makalesi yayınlanmıştır.

PROF
 
  *** SİZİ KUTLUYORUZ *** BUGÜN 1105257 ziyaretçi (2343276 klik) MİSAFİRİMİZ OLDUNUZ ***  
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=
haberler haberler


Google Arama
Sitemde Arama
Yaşam ve İnsanlar

İstanbul Servisleri Neden Pahalı ? burakesc
Namaz Kılan Minik ile burakesc
GİMDES Helal Gıda Ramazan Buluşması burakesc