Create Your Own Countdown

Google

   
  *** İYİLİK İÇİN KOŞANLARIN YERİ***
  GÖNÜLLÜ NEDİR -KİMDİR GÖNÜLLÜ ?
 







  “Ya bu insanlar bu dünyada yaşamıyor,
         ya da bizim sanal yalancı bir dünyamız var.” 

















  İNSAN ;GÖNÜLDÜR
GÖNÜL,ERDEMDİR-VERMEKTİR


 

 

  • Yaşam koşulları çok ağır,

  • hepimiz bunun altından kalkabilmek için çok yoğun çalışıyoruz. Eğer bu yoğun çabalar içinde başarılı olursak, başarının verdiği motivasyon ve başarıyı sürdürme telaşı bizi daha yoğun bir yaşama zorluyor. Başarısızlık ise yarattığı sorunlar ile yaşam koşullarını daha da ağırlaştırıyor.

  • Bu ağır yaşam koşullarını hafifletmenin ve mutlu olmanın en güzel yollarından birisi zaman zaman işten kaçmak ve yaşama gönüllülük duygusunu katmaktır.


  • Gönüllülük, insanların başka insanlara hizmet etmek amacıyla bilgi, birikim, deneyim, emek, zaman ve maddi manevi olanaklarını kullanmaları demektir.

  • Gönüllülüğün en önemli koşulu,

  •  

  • verdiklerimizin karşılığında vermenin mutluluğundan başka hiçbir şey beklememektir.

  • Eğer verdiklerinizden teşekkür dahil herhangi bir karşılık beklerseniz yaşamınız bu beklenti içinde geçer.

  • Vermenin mutluluğuna ulaşamaz, mutluluğunuzu başka insanların takdirine bırakmış olursunuz.

  • Halbuki gönüllülük çok yüce bir duygudur.

  • Sizin gönlünüzde doğar ve cömertliğinizle yaşar.

  • Gönüllü hizmetleri insanı yücelten, geliştiren, insanlarla bütünleştiren ve yaşamı güzelleştiren çalışmalardır.

  •  

  • Gönüllü hizmetlerinde başka insanlara yararlı olmak, buna karşın kişisel çıkar ve yarar gözetmemek ana ilkedir.

  •  

  • İnsanlar, en verimli oldukları dönemlerinde, kendilerini profesyonel çalışmalara kaptırır, kazanç peşinde koşarlar.

  • Gönüllülük insanları bu koşudan kısa bir süre çıkarıp nefes aldıran, yarar, çıkar ve kâr kavgasından uzaklaştıran, mutluluğa ulaştıran sihirli bir yoldur.


  • Yaşamına gönüllü hizmetler katan insanların hal ve tavırlarında önemli değişimler oluyor.

  •  

  •  

  •  

  • Daha neş’eli,

  • huzurlu,

  • sevinçli cömert ve

  • sevgi dolu bir yaşam sürdürüyorlar.

  •  

  •  

  • Yaşamları yeni renk ve boyut kazanıyor.

  • Çok çalışıyorlar, hizmet ediyorlar ve

  • yaşamın yeni ve farklı zevklerini keşfediyorlar.

  •  

       ***   SAĞLIK KAZANIYORLAR        ***


                      ***  ÖRNEKMİ ? ,***


        İsmail TOPKAR 
        Türkiyedeki Dünyanın en iyi insanı sayfasında
        ****

  •  
  • Denemek istermisiniz ?
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  

 

İyilik yap sağlık bul
27.02.2013

 

 

Başkalarına iyilik yapan

insanların kalp

sağlığında iyileşme

görülüyor

 

 

 

Kanada’daki Vancouver Üniversitesinde yapılan bir araştırma, iyilik yapmanın kalp sağlığına iyi geldiğini ortaya çıkardı.

Araştırmayı yürüten Hannah Schreier, gönüllüler arasında en fazla empati ve diğergâm davranışlar gösterenlerin kalp sağlığında da en fazla iyileşme kaydettiklerini söyledi.

Daha önceki araştırmalar, stres ve depresyonun kalp hastalıklarında önemli rol oynadığını ortaya çıkarmıştı.

Schreier ve arkadaşları, hafta sonlarında bir saat ilkokul çocuklarına okul sonrası programlarında yardım eden 53 lise öğrencisinin vücut kütle indeksi, tansiyon ve kolesterol seviyelerini ölçtüler. Öğrenciler aynı zamanda özgüven, zihin sağlığı, ruhsal durum ve empati yönünden de kontrol edildiler.

On haftalık çalışmadan sonra bu sonuçlar programa katılmayan 53 öğrencinin bulgularıyla karşılaştırıldığında, gönüllü öğrencilerin diğerlerine nispetle daha iyi durumda oldukları gözlendi.                





 

İyiliğin Mucizesi


 

.Ne mutlu kıssadan ders alabilene.

'İyilik yap, iyilik bul' diye bir söz vardır. Kapadokya Dedeman Oteli'nde dinlediğim bir gerçek hayat hikayesi yapılan iyiliğin bazen mucize yaratatabileceğini bana bir kez daha ispat etti. 

Güneş Sigorta Acenteler toplantısında 'Pazarlama Vizyonu' başlıklı bir sunum yapmak için Kapadokya'ya gitmiştim. Sabah yapacağım sunuma zinde çıkmak için akşam yemeğimi erken yiğip odama çıkıp erken yatmak istiyordum. 

Otelin restoranına indim. Türkiye'nin dört bir yanından gelmiş dörtyüze yakın acente oradaydı. Gruplar halinde oturmuş hem yemek yiyor hem de gülerek, şakalaşarak hararetli sohbetler yapıyorlardı. Sol köşede mutfak kapısına yakın bir masada tek başına oturmuş bir acente gözüme ilişti. Yanına gittim oturdum. 

"Afiyet olsun" dedim.

Çorbamı içtim.

Sıcak yemeğime başladım. Yanımdaki acente hiç konuşmuyordu. Sanki bir derdi vardı. Diğer acentelerden uzakta bir köşede boş bir masayı seçmesi belki de zihninde yaşadığı fırtınalarla boğuşuyor olmasındandır diye düşündüm. 

Hatırını sorarak konuşmayı ben başlattım. Ben sordukça o cevap verdi. Cevaplar yeni soruları getirdi. Dinledikçe ilgim arttı. İlgim arttıkça daha derin sorular sormaya başladım.

Yanında oturduğum kişi, 1957 Urfa doğumlu, Güneş Sigorta Adapazarı Acentesi Halil Doğan'dı. 'Adapazarı depreminin sıkıntıları geçti mi?' diye sorduğumda bana hayretle baktı. 

"Depremi unutmamız mümkün değil. Çok can aldı. Kalbimizde ve beynimizde ömür boyu unutamayacağımız derin yaralar açtı" dedi.

Deprem günü başından geçen bir olayı bana anlattı.

O anlattıkça lokmalar boğazıma takıldı. Hayretler içinde kaldım. İyilik yapmanın mükafatını Tanrı'nın bir şekilde iyilik yapana vereceğine inandım. 

Deprem günü Halil Doğan'ın yaşadıklarını onun ağızından size anlatmak istiyorum.

"Sabah erken kalktım. Eşim Kadriye benden önce kalmış bana kahvaltı hazırlamış. Masaya oturduğumda eşimin eliyle yanağını tuttuğunu, acı çeker gibi yüzünü buruşturduğunu gördüm. 'Dişim çok ağrıyor. Hemen çektirsen iyi olacak' dedi. Bizim orada dişçiler muayenahelerine öğleden sonra saat dörtte gelirler. 'Hanım bir ağrı kesici al. Dişini sık, sabret. Saat dörtte gelip seni alır dişçiye götürürüm' diyerek evden çıktım. 

16 Ağustos 1999, o gün yapacak çok işim vardı. İşe dalıp hanımı ağırıyan dişi ile evde unutmamam gerekiyordu. Dişini muhakkak çektirmeliydim. Sigortaları bitecek müşterilerimi arayıp poliçelerini yenilemek için telefon görüşmeleri yapmaya başladım. 

İşe dalmıştım. Büroma fabrika sahibi işadamı müşterim Ahmet Bey'in girdiğini farketmemişim. "Halil Bey, selamın aleyküm. Hayırdır dalmışsın" sözleriyle kendime geldim. Ahmet Bey benim en iyi sigorta müşterilerimden biriydi. Uzun yıllar boyu tüm sigorta işlerini bana yaptırıyordu. 

"Ahmet Abi, bu gün içimde bir sıkıntı var. Niyedir bilmiyorum. Öğleden sonra eşimin dişini çektireceğiz. Belki ondandır" dedim.

Ahmet Bey 'Ben de sana bir teklifte bulunmak için geldim' dedikten sonra beni şaşırtan teklifini söyledi. 'Halilciğim, senden benim Cebeci'deki yazlık evimi satın almanı istiyorum' 

Herhalde içimdeki sıkıntının nedeni bu teklif olacakmış diye düşündüm. Benim yazlık falan alacak maddi durumum yoktu. Ne cebimde ne de bankada bu işe yetecek param yoktu.

Koca fabrika sahibi Ahmet Abi neden bana evini satmayı teklif ediyor diye meraklandım. 

"Ahmet Abi, hayırdır. Niye evini bana satmak istiyorsun?'" diye sorduğumda duyduklarımla sıkıntım bir kat daha arttı.

"Halil'ciğim, benim işler iyi gitmiyor. Mali sıkıntılarım var. Bu yetmiyormuş gibi annem hasta. Onun tedavisi için bu güne kadar çok para harcadım. Helalı hoş olsun. Annemdir, ne yapsam hakkını ödiyemem. Annem kanser. Alman Hastanesinde yatıyor. Çok çekti. Bu gün hastaneden doktoru aradı. Annenizi gelin alın. Artık yapacak birşeyimiz yok. Annenizin fazla ömrü kalmadı. Huzur içinde ölsün. Tanrıdan ümit kesilmez. Son günlerini sevdikleriyle geçirsin dedi. Annemi hastaneden çıkartmam gerekiyor. Paraya ihtiyacım var" 

Başımdan sanki kaynar sular boşaldı.

Ahmet Beye yardım etmem gerekiyordu. Benim de param yoktu. O anlatıyordu, ben de hem onu dinliyor hem de ne yapabilirim, nasıl yapabilirim diye aklımdan seneryolar geçiriyordum. Bu gün işi bitirip parayı hastaneye götürmem gerekiyor, diyordu. 

Bu durumda bir insana, benim de param yok, kusura bakma sana yardımcı olamıyacağım demek istemiyordum. Allahım bana bir yol göster, bize yardımcı ol dediğim sırada aklıma eşim geldi. Bu gün dişini çektirecektim. Ağrısı çoktu. 

"Ahmet Abi sana vadeli çek yazsam hastanede işini görür mü?" diye sordum.

Hemen hastaneyi aradı sordu. Olur demişler.

"Abi eve ne kadar para istiyorsun?" diye sordum.

Bir rakkam söyledi. Bana rakkam biraz çok geldi. Ağzımı açıp fiyat konusunda hiç bir söz söyleyemedim. 

Bir adam ezilmişse onun zor durumundan yararlanmak günahtır diye düşündüm. Madur durumda olan bir insanla pazarlık edersem ne söylesem kabul etmek zorunda olduğundan içinde bulunduğu zor durumdan yararlanıyor durumuna düşerdim. 

Fırsatçı bir insan durumuna düşmek istemedim. Ağzımı bile açmadan çekmeceden çek defterimi çıkarttım. Söylediği rakkamı yazdım. Çeke kırkbeş gün sonrasının tarihini attım ve ona uzattım.

Telefonu açtım. Evi aradım. Eşim sesimi duyar duymaz dişçiye gidiyormuyuz diye heyecanlandı. Hayır dedim. Dişçiye gitmiyoruz. Ama başka bir yere gidiyoruz. 
Sana hediye olarak bir yazlık aldım. Eve gelip seni de alıp evin tapusunu almaya gideceğiz. Eşim Kadriye, önce şaka yaptığımı zannetti. Çocukları da hazırla, birlikte çıkalım dediğimde ciddi olduğumu anladı. Bana kızmak istedi. Kızma dedim. Yaptığımız iyiliği öğrenince bana hak vereceksin, sevineceksin diyerek telefonu kapattım. 

Öğlen olmuştu. Eve gittim. Üç kızımız, Nura, Sadet, Sıdıka ve oğlumuz Abdülhakanim ile birlikte eşim ve ben arabamıza atlayıp satın alacağımız yazlığın bulunduğu İzmit'in Kandıra kasabasının Cebeci köyüne hareket ettik. Eşim yola çıkmadan önce iki ağrı kesici içti. Dişini unutmaya çalıştı. 

Hem arabayı sürüyor hem de bu gün başıma ne geldiğini ona anlatıyordum. Olayı duyduktan sonra bana kızmaktan vazgeçti. Yaptığımız işe hem gülüyor hem de doğru mu yaptık yanlış mı yaptık taratışıyorduk. Eşim bir taraftan süt emme ihtiyacı olan bebeğimiz Nura kızımızı yolda emziriyor bir yandan da bana laf yetiştiriyordu. 

Cebeci köyüne öğleden sonra saat dörtte ulaştık. Tapu dairesi bu saatte işlem yapmam dedi. Ahmet Bey annesinin durumunu anlattı. Rica etti. İşlemi yaptılar. Tapu işlemleri bittiğinde saat altı olmuştu. Ahmet Bey çeki alıp hemen İstanbul'a Alman hasanesinden annesini almaya gitti. Ben de buraya kadar gelmişken ne aldığımızı bilmeden, görmeden aldığımız yazlık evi gidip görmek istedim. 

Yazlık eve gittik. Bahçe içinde üç katlı bir evdi. Bahçesi çim ve ağaçlıktı. Evin içi dayalı döşeliydi. Evde yaşamak için her şey vardı. Sağa sola bakarken vaktin nasıl geçtiğini anlamadık. Eşim hadi dönelim dediğinde havanın karamakta olduğunu gördüm. 

İçimden bir ses bana karanlıkta gitme burada kal diyordu. Eşime bu gece burada kalalım. Bak evde her şey var. Fırında bir börek yaparsın. Çocuklar da rahat eder. Dinleniriz. Yarın gündüz gözüyle döneriz dedim. Kabul etti. Börek yapmak için mutfağa girdi. 

Böreğimizi yedik. Televizyon seyrettik. Çocuklar uyudu. Ben gece yarısı saat ikide uyumak için yattığımda gözüme uyku girmedi. Kalktım. Ev içinde dolaştım. Dolapları karıştırdım. Çekmecelerin içlerini inceledim.

Yanılmıyorsam gece yarısı saat 03:15 cıvarıydı, üst kata çıkmak için merdivenlerden yukarı çıkarken yer altından müthiş bir gürültü duydum.

Allahım bu da neydi?

Nasıl bir sesti bu?

Sanki havalarda uçuyordum. 

Ayaklarım yere basmıyordu.

Sanki melek olmuş uçuyordum.

Trabzanlara sıkı sıkı sarıldım. Deprem oluyordu. Eşim Kadriye de uyanmıştı. Çocuklarımız mışıl mışıl uyuyorlardı. Saniyeler geçmiyordu. Gürültü korkunçtu. Yer yerinden oynuyordu. 

Ayakta durmak mümkün değildi. Eyvah dedim. Bu sarsıntıya hiç bir şey dayanamazdı. Her şey yerle bir olacaktı. Sonumuz geldi dedim. Dua etmeye başladım. Sanki dakikalar saatler kadar uzamıştı. Bitmek bilmiyordu. Neden sonra sarsıntı yavaşlamaya başladı. O sırada aklıma Adapazarı'ndaki evimiz geldi. Hemen telefona sarıldım. Adapazarında evimizin karşısına bulunan binada oturan komşumuz doktoru cep telefonundan aradım. 

Doktorun söyledikleri ile yıkıldım.

"Halil Abi, burası çok fena. Ben aşağıda arabama ulaşmaya çalışıyorum. Sizin oturduğunuz bina yerle bir oldu. Arkanızdaki ev de çöktü. Elektrik yok. Zifiri karanlık. Çığlıklar duyuyorum. Abi kapatmak zorundayım. Allah bizi korusun........." 

Aklıma Urfa'da oturan annem geldi. Hemen onu aradım. 'Anneciğim, Adapazarında deprem oldu. Biz orada değildik. Bize birşey olmadı. Bizi merak etme' dedim. Telefonu kapatıp eşimin yanına gittim.

Birbirimize sarıldık.

Dua ettik.

Sabahı zor bekledik.

Sabah hava aydınlanır aydınlanmaz, eşimi ve çocukları evde bırakıp ben Adapazarına doğru son sürat yola koyuldum. Her zaman iki saatte gittiğimiz yolu tam beş buçuk saatte zor gidebildim. 

Adapazarı şehir içine girmek için denediğim ilk yol kapalı çıktı. Devrilmiş bir minare yolu kapatmıştı. Yolları iyi bildiğim için bir başka yolu denedim. Orası da kapalıydı.

Yıkılan bir evin enkazı yolu geçilmez hale getirmişti. Her girdiğim yolda sokakların kenarında yüzlerce yaralı, ölü yatıyordu. İnleme sesleri, bağıran, çığlık atan insanların kulağımı yırtan sesleri her tarafı sarmıştı. Enkazların altından ölüleri çıkartıyorlardı. Dört beş değişik yol denedikten sonra evimin bulunduğu sokağa ulaştım. 

Ben diyeyim üçyüz, sen de beşyüz ceset bizim evin sokağında yol kenarına sıralanmıştı. İnsan cesetlerini bu kadar çok görünce içim bulandı.

Enkazların altından haykırma sesleri geliyordu. Yıkılmış evimizin yanına geldiğimde enkaz altında bağırışan seslerin bazılarını tanır gibi oldum. 

Bildiğim seslerdi.

Tanrım hangi birine yardıma koşsam? Nasıl yardım edebilirdim? Kazmam yok, küreğim yok. Sadece ellerim vardı. Ellerimle nereyi kazabilirdim? Hangi taşı kaldırmam gerekiyordu? Neredeki toprağı eşelemem gerekirdi? Çaresizlik içinde sağa sola koşturuyordum. Hiç bir şey yapamıyordum. 

Çaresiz kalmıştım. Normal zamanlarda tek bir can bile kaybolsa göstereceğim tepkiyi şimdi binlerce canın kaybolduğunu görmeme rağmen gösteremiyordum. Saatler geçtikçe içinde yaşadığım ortamı kanıksamaya başladığımı hissettim. 

Ölü görmek beni etkilememeye başlamıştı.

Yaşayan ölü gibi olmuştum. Yıkılmış evinin karşısına oturmuş, başını ellerinin arasına almış put kesilmiş, mum olmuş, evlerinin enkazına ölü gibi sessiz bakan babalar, anneler, kardeşler gördüm. 

Çaresizliğe, kadere, Tanrı'nın gazabına teslim olmuş, kederlerini içlerine akıtan, hayata küsmüş, acıyı hissetmeyecek kadar kendinden geçmiş insanları gördüm.

Biraz kendime geldiğimde bizim sokaktan sağ kalmış çoluk cocuk kimi bulduysam arabama koydum. Küçük arabama ben hariç on onbir kişiyi sıkış tıkış doldurup Cebeci'nin yolunu tuttum. Onları yeni aldığım yazlık evin bahçesine yerleştirdim. Hanımım evin içinde ne kadar halı kilim varsa bahçeye çıkarttı. Çimenlerin üzerine serdik. Çoluk çocuğu üzerlerine yatırdık. Örttük. Sıcak çorba verdik. 

Ben o gün altı yedi kez Cebeci Adapazarı seferi yaptım. Her seferinde dokuz on kişiyi yazlığın bahçesine taşıdım. Cebeci'den giderken fırından aldığım yüz yüzelli ekmeği arabaya dolduruyordum.

Adapazarına geldiğimde bagajı açar açmaz bir iki dakikada ekmekler etrafıma toplananlardan tarafından alınıp bitiriliyordu. Bütün gün boyunca Cebeci'den Adapazarına ekmek, Adapazarında Cebeci'ye de depremden kurtulmuş insanları taşıdım durdum. 

Son seferimde yıkılmış evinin başında yere oturmuş ağlayan arkadaşımın eşini gördüm. Kocası ve çocukları enkaz altındaydı.

Onu da alıp yazlığıma götürmek istedim. Gelmedi.

Kocasını ve çocuklarını bırakmak istemedi. Oturduğu yerde öylece kaldı. Onu oradan kimse kaldıramazdı. Bir umut. Sevdilklerinin taş yığını altında olduğunu biliyordu. Onları kurtaramıyordu. Sadece dua ediyordu. 

Akşam son seferi yaptıktan sonra bitap düşmüştüm. Cebeci'deki evimizin bahçesinde ben, eşim Kadriye, kızlarım Nura, Sadet, Sıdıka ve oğlum Abdülhakim depremden sonra ilk geceyi bahçede bir kilimin üzerinde birbirbirimize sarılarak geçirdik. 

O gece 45-50 kişi vardı bahçemizde. Hepimiz Tanrı'ya şükrediyorduk. Hepimiz paranın pulun, şanın şöhretin, varlığın, hanın hamamın geçici şeyler olduğunu anlamıştık. Bazılarımız sevdiklerini kaybetmişti. Bazılarımız evini, arabasını. 

Karanlıkta bahçede üzerimizde battaniyeler birbirimize sarılmış oturuken Eşim Kadriye ile bir an göz göze geldik. Sanki ikimiz de aynı şeyi düşünüyorduk. Ağızlarımız kapalıydı. Gözlerimiz konuşuyordu. Onun gözleri bana hala dişinin ağrıdığını söylüyordu. Benim gözlerim ona 'sağol' diyordu. 

Tanrı aynı gün bizim elimizden bir evimizi almış bize bir başka ev vermişti.

Allaha şükür çoluk çocuk hepimiz nefes alabiliyorduk. İkimizin gözleri bunları konuşurken ellerimiz birbirine kavuştu. Avuçlarımın içine aldığım ellerini sıkı sıkı sardım. Sıkıştırdım. Onun varlığını, sıcaklığını hissettim. Yaramız derindeydi. Kısa sürede bu yaranın iyileşmesi mümkün değildi. 

Halil Doğan, bunları bana anlatırken gözleri doluyordu.

Sanki o günleri yeniden yaşıyordu.

Yemek yemek için oturduğum masada ne yediğimin farkında değildim.

"Bülent Bey, yol ne kadar karanlık, yol ne kadar zor olursa olsun, insan doğru yolda gitmek istiyorsa, niyeti ona ışık olur" dedi. 

Hali Doğan'ın yaşlanmış gözlerle bana söylediği bu cümle sonunda çatalı bıçağı elimden bıraktım. Elini tutup, üzülme, sen doğru olanı yapmışsın. Tanrı da sana bu iyiliğinin mükafatını vermiş dedim.

Kadriye hanım'ın ağrıyan dişini depremden bir ay sonra seyyar sıhhiye ekibinin kurduğu çadır hastanede bir diş doktoru çekmiş. Çekmeden önce: 

"Sadece dişini çekerim. Biraz fazla acır. Yerine diş koymak, dolgu molgu gibi şeyleri çadırda yapmıyoruz, haberin olsun. Hala çektirmek istiyormusun?' diye sormuş.

Kadriye Hanım "Evet" diyince, dişini çekmiş. 

Halil Doğan şu anda Güneş Sigorta'nın en başarılı acentelerinden biri. Sigorta işleri yapmaya devam ediyor. Adapazarında yeni yapılmış bahçeli bir ev satın aldı. Beşinci çocuğu dünyaya geldi. Eşi Kadriye ile mutlu bir hayat sürdürüyor... 

Fabrika sahibi işadamı Ahmet Beyin Adapazarı'ndaki evi de depremde yerle bir oldu. Apartmandan kurtulan olmadı.

Deprem olduğu gece kanserli annesini Alman Hastanesinden çıkartmak için İstanbul'a ailece gittiği için Ahmet Bey, annesi, eşi ve çocukları ölümden kurtuldu. 

Ahmet Beyin annesi iki ay sonra Adapazarı'nda depremzedeler için kurulmuş olan Ahmet Beyin çadırında onun kollarında vefat etti...

İyiliğin mükafatı. Halil Doğan'a ailesiyle birlikte yeni bir hayat verdi. Binlerce yeni sigorta poliçesi kesti. İşlerini büyüttü. 

İyiliğin mükafatı. İşadamı Ahmet Beye eşi ve cocuklarını bağışladı. Annesi huzur içinde yanında öldü...

Kimin ne zaman bu dünyadan ayrılacağını sadece Tanrı biliyor.

Adapazarı depreminde hayatını kaybedenler arasında belki yüzlerce kez iyilik yapmış binlerce rahmetli insan vardır. Hepimizin bir alın yazısı var. Kimbilir ne zaman, nerede ve nasıl bu dünyadan ayrılacağız? Hiçbirimiz bilmiyoruz. 

"İnsan iyi yolda gitmek isterse, niyeti ona ışık olur"        

  Abdurrahim BARIN 




























TÜSEV’in hazırladığı Sivil Toplum İzleme Raporu

2013 Hollanda Başkonsolosluğu’nun Matra Programı kapsamında sağlanan
finansman desteğiyle gerçekleştirilmektedir. 2 2012-2013 Döneminde Gönüllülük Alanında Yaşanan Gelişmeler VAKA ANALIZI Amacı Türkiye’de gönüllülük bilincinin geliştirilmesi ve gönüllülük faaliyetlerinin artması olan Ulusal Gönüllülük Komitesi gönüllülük alanında çalışan STK’lar, kamu kuruluşları ve bireysel katılımcıların bir araya gelmesiyle 2013 yılında kurularak ulusal düzeyde uygulanacak gönüllülük stratejisinin geliştirilmesi için çalışmalarına başlamıştır. TÜSEV gönüllülük ve STK’larda gönüllülerle çalışma konusuna ilk kez Sivil Toplum İzleme Raporu 2012’de yer alan STK’larda Gönüllülük ve Gönüllü Politikaları vaka analizinde yer vermiştir.5 Son bir yılda aralarında kamu kurumları ve şirketlerin de yer aldığı farklı paydaşların gönüllülük konusuna ilgisinin arttığı gözlemlenirken, gönüllülüğün yasal çerçevesinin belirlenebilmesi için tanım, mevzuat veya politika belgesi geliştirilmesi konusunda somut bir adım atılmamıştır. Çalışmalarını Avrupa Birliği Bakanlığı’na bağlı olarak yürüten ve Gençlik Programı kapsamında Avrupa Gönüllü Hizmeti programının koordinasyonundan sorumlu olan Ulusal Ajans’ın yetkililerinden İbrahim Demirel, gönüllülük alanındaki tanım ve yasal altyapı eksikliğinin “gönüllülüğün belirli bir program dahilinde yapılamaması, görünürlüğünün olmaması, tanınırlık kazanmaması ve yeteri kadar takdir edilmemesine” neden olduğuna dikkat çekmektedir. Sosyal Girişimci Genç Liderler Akademisi kurucularından Timur Tiryaki ise, “tanım eksiklikleri, yasal boşlukların ve gönüllülüğün sadece gençlere özgü bir kavram olarak algılanmasının” bu alanda karşılaşılan başlıca zorluklar arasında olduğunu belirtmekedir. 5 STK’larda Gönüllülük ve Gönüllülük Politikaları Vaka Analizi. Türkiye Üçüncü Sektör Vakfı. http://www.tusev.org.tr/usrfiles/images/STKlardaGonullulukVakaAnaliziTR.06.11.13.pdf TÜRKIYE’DE GÖNÜLLÜLÜK • Türkiye’de gönüllülük tanımını içeren, gönüllülerin hakları ve çalışma koşullarını belirleyen bir mevzuat ya da politika belgesi bulunmuyor. • Bakanlıklar altında farklı girişimler olmasına rağmen, Türkiye’de gönüllülük konusundan sorumlu bir kamu kurumu bulunmuyor. • Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün 2012 verilerine göre Türkiye’de 618 yeni vakıf, 1.007.143 gönüllüyle çalışıyor.1 • Dernekler Dairesi Başkanlığı (DDB) derneklerde gönüllü çalışanların sayısı ile ilgili verileri yayınlamıyor. Üye temelli kuruluşlar olan derneklerin DDB tarafından paylaşılan 2011 verilerine göre, 8.852. 907 üyesi bulunuyor. Üye sayısının Türkiye nüfusuna oranı ise %11,85.2,3 • Charities Aid Foundation’ın 2013 Dünya Bağışçılık Endeksi Raporu’na göre, “gönüllülük için harcanan zaman” ölçüldüğünde Türkiye 135 ülke arasında 116. sırada yer alıyor. 15-24 yaş arası gençler ise en fazla gönüllülük yapan gruplar arasında yer alıyor.4 ! 1 Vakıf İstatistikleri. Vakıflar Genel Müdürlüğü. Erişim Tarihi: 07 Temmuz 2014. http://www. vgm.gov.tr/db/dosyalar/webicerik205.pdf 2 Derneklere İlişkin Çeşitli Grafik ve Tablolar. Dernekler Dairesi Başkanlığı. Erişim Tarihi: 07 Temmuz 2014. http://www.dernekler.gov.tr/tr/AnasayfaLinkler/dernekler-grafik-tablo.aspx 3 ibid 4 Dünya Bağışçılık Endeksi 2013. Charities Aid Foundation. Erişim Tarihi: 6 Ocak 2014. https:// www.cafonline.org/PDF/WorldGivingIndex2013_1374AWEB.pdf 2012-2013 Döneminde Gönüllülük Alanında Yaşanan Gelişmeler VAKA ANALIZI 3 MEVZUATTA GÖNÜLLÜLÜK TANIMI EKSIKLIĞINDEN KAYNAKLANAN CEZALAR Tanım eksikliğinden kaynaklanan sorunlar bazı örneklerde STK’ların ağır para cezalarına çarptırılmalarına neden olmuştur. Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği’ne (ÇYDD) Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı müfettişlerince yapılan incelemede Bakanlık müfettişleri, iş mevzuatında gönüllü tanımı bulunmadığı gerekçesiyle gönüllüleri “sigortasız çalıştırılan işçi” olarak tanımlamış ve derneğe para cezası kesilmiştir. ÇYDD Genel Başkanı Prof.Dr. Aysel Çelikel, Cumhuriyet gazetesine verdiği röportajda bu durumu “Özellikle 2009’dan sonra Sosyal Güvenlik Kurumu’nun (SGK) ağır muamelesine maruz kaldık ve ceza yedik. SGK’nın müfettişleri derneğimize, şubelerimize sık sık baskın yapıyor. Diyelim ki o sırada telefon çaldı ve derneğe üye olmayan bir gönüllü telefona baktı. Telefona bakan kişi ‘kaçak işçi’ muamelesine tabi tutuluyor. Bu kaçak işçi değerlendirmesi yüzünden binlerce lira ceza ödedik” sözleriyle gündeme getirmiştir.6 ! Gönüllülük tanımı ve yapılacak yasal düzenlemelerin çerçevesi konusunda STK’lar ve alandaki diğer aktörler arasında bir fikir birliği bulunmamaktadır. Kısıtlayıcı bir tanım ya da düzenlemenin alanda görülen ihtiyaçlara cevap vermemesi ve halihazırda yürütülmekte olan çalışmalara sınırlamalar getirmesi gibi riskler farklı aktörler tarafından 6 ÇYDD’ye bir kıskaç da SGK’dan!. Cumhuriyet. Erişim Tarihi: 12 Aralık 2013 http://www. cumhuriyet.com.tr/haber/turkiye/18395/CYDD_ye_bir_kiskac_da_SGK_dan_.html dile getirilmektedir. Sosyal İnovasyon Merkezi Kurucusu Suat Özçağdaş konuyla ilgili yorumunu, “gönüllülüğün nasıl ve nerede yapılacağına dair tek tipleştirici ve kısıtlayıcı bir yasal zemin, ihtiyacımız olan en son şey. Ancak gönüllülerin haklarını asgari düzeyde tanımlayan, gönüllüler ile çalışan kurumlara bir yol haritası oluşturacak cesaretlendirici ve kapsayıcı hak temelli bir yasal çerçeve üzerinde düşünülmesi gereken bir konudur.” şeklinde belirtmiştir. Ulusal Gönüllülük Komitesi’ne Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Eğitim ve Araştırma Merkezi’ni temsilen katılan Mehmet Altunbaş ise, yasal düzenlemeler konusunda kamu kuruluşlarının kolaylaştırıcı bir rol oynayabileceğinin altını çizerek, “kamu kurumları sivil toplum kuruluşlarının gönüllülük aktivitelerinde birtakım yasal süreçleri kolaylaştırmak veya kamuya ait bazı mekanları yasal ve etik çerçeveler dahilinde kullandırmak yoluyla destekleyebilecektir” demiştir. FARKLI AKTÖRLERIN GÖNÜLLÜLÜK ALANINDAKI ÇALIŞMALARI İstanbul Bilgi Üniversitesi STK Eğitim ve Araştırma Merkezi’nden Laden Yurttagüler Gönüllülük ve Vatandaşlık Kavramı adlı makalesinde, gönüllülüğün Türkiye’de sivil alanın genişlemesi ve gelişmesi ile birlikte, öğrenilen, hakkında tartışılan, görünürlüğü artan ve yaygınlaşan bir kurum haline dönüştüğünü belirtmektedir.7 Sosyal İnovasyon Merkezi kurucusu Suat Özçağdaş ise gönüllülük alanında değişen rol ve beklentileri, “geçmişte büyük çoğunlukla tek bir kurumda ya da ağırlıklı olarak kendini bir kurumun gönüllüsü olarak gören, adlandıran ve dillendiren gönüllüler, bugün destekledikleri kurumlar ile farklı bir paydaş ilişkisi içindeler. Gönüllü artık yalnızca sürecin bir unsuru değil bir paydaşıdır.” şeklinde dile getirmiştir. 7 Yurttagüler, Laden. “Gönüllülük ve Vatandaşlık Kavramı”. Türkiye’de Gönüllülük. Birleşmiş Milletler Gönüllüleri Programı (UNV). http://www.tusev.org.tr/usrfiles/files/Gonulluluk.pdf 4 2012-2013 Döneminde Gönüllülük Alanında Yaşanan Gelişmeler VAKA ANALIZI Gönüllülük alanında çalışan grup ve kuruluşlar, bu beklentiler ve gelişmeler ışığında çalışmalarına yön vermektedir. Bu dönüşüm son yıllarda STK’ların yanı sıra kamu, özel sektör ve akademinin de gündemine gelmiş ve gönüllülüğün farklı boyutları ile ilgili çalışmalar yapılmıştır. Vaka analizinin bu bölümünde farklı aktörlerin 2012-2013 döneminde gönüllülük konusunda gerçekleştirdiği çalışmalara yer verilmektedir: • Çalışan gönüllülüğü son yıllarda birçok şirketin kurumsal sosyal sorumluluk programları kapsamında teşvik ettiği bir uygulamadır. Özel Sektör Gönüllüleri Derneği (ÖSGD) üyesi olan 70 şirketin 8000’den fazla gönüllü çalışanı olduğu belirtilmektedir.8 Buna ek olarak, ÖSGD tarafından her sene düzenlenen “Kurumsal Gönüllülük Ödülleri” de şirketler düzeyinde gönüllülük faaliyetlerinin görünürlüğünü artırarak çalışan gönüllülüğünü teşvik etmektedir. TÜSEV’in Şirketlerin Topluma Yatırım Programları başlıklı rehberinde de, çalışanların STK’larda gönüllülük yapması için fırsatlar yaratan şirketlerin sayısında artış olduğuna dikkat çekilmektedir.9 Özel Sektör Gönüllüleri Derneği Koordinatörü Başak Güçlü’ye göre, “özel sektördeki uzmanlığın organize bir şekilde toplumsal alanda fayda sağlamak için değerlendirilmesiyle yaratılan etki son yıllarda katlanarak artmaktadır.” • Üniversiteler tarafından uygulamaya koyulan gönüllülük programları da öğrenciler tarafından benimsenmekte ve gönüllülüğün erken yaşta başlamasını teşvik etmektedir. Çeşitli üniversiterlerde kurulan gönüllü kulüpleri, gönüllülük temelinde yürütülen Toplumsal Duyarlılık Projeleri 8 Güçlü, Başak. “Türkiye’de Kurumsal Gönüllülük.” Türkiye’de Gönüllülük Raporu. Birleşmiş Milletler Gönüllüleri Programı (UNV). http://www.tusev.org.tr/usrfiles/files/Gonulluluk.pdf 9 Şirketlerin Topluma Yatırım Programları. Türkiye Üçüncü Sektör Vakfı. http://www.degisimicinbagis.org/usrfiles/irketlerin_topluma_yat%C4%B1r%C4%B1m_programlar%C4%B1(1). pdf ve üniversitelerin mezunlar derneklerinin yürüttüğü çalışmalar bu alandaki örneklerden bazılarıdır. • 2013 yılında farklı kamu kurumları da yaptıkları çalışmalar ve etkinlikler aracılığıyla gönüllülük konusundaki tartışmalara katkı sağlamıştır. 2-3 Temmuz 2013’te İstanbul Valiliği tarafından düzenlenen Afet ve Acil Durum Önleme, Müdahale ve İyileştirme Planı (İstanbul ADMİP) bünyesinde yer alan İstanbul Güvenli Yaşam Gönüllülük Sistemi için yürütülen çalıştay bu örnekler arasında yer almaktadır. Afetler ve acil durumlarda gönüllülerin katkı sağlayabilecekleri alanların tespit edilmesi hedeflenen çalıştaya valilik, üniversiteler ve sivil toplum dahil olmak üzere birçok sektörden temsilciler katılmış, “gönüllülük işlevleri” ve “gönüllülük genel ilke ve tanımları” gibi konular üzerine çalışmalar yapılmıştır.10 11 Aralık 2013’te Çalışma ve Sosyal Politikalar Bakanlığı ve Birleşmiş Milletler Gönüllüleri tarafından düzenlenen Gönüllülük ve Sosyal Hizmetlere Erişim: Yeni Yaklaşımlar Uluslararası Katılımlı Buluşma etkinliği STK’ları ve kamu temsilcilerini bir araya getirerek gönüllülük kavramının tartışılması için bir zemin oluşturmuştur.11 Etkinliğe dönemin Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin’in yanı sıra Avrupa’nın farklı ülkelerinde gönüllülük alanında çalışan uzmanlar ve Türkiye’den STK temsilcileri katılmıştır. • Çevirimiçi teknolojiler ve platformlar da son yıllarda gönüllülükle ilgili yeni araçlar sunmaktadır. Türkiye’de yapılan gönüllü 10 İstanbul Güvenli Yaşam Gönüllülük Sistemi Çalıştayı Gerçekleştirildi. AFAD. http://www.istanbulafad.gov.tr/icerik/haber-ve-duyurular/istanbulg%C3%BCvenli-ya%C5%9Fam--g%C3%B6n%C3%BCll%C3%BCl%C3%BCk-sistemi- %C3%A7al%C4%B1%C5%9Ftay%C4%B1-ger%C3%A7ekle%C5%9Ftirildi 11 Gönüllülük ve Sosyal Hizmetlere Erişim: Yeni Yaklaşımlar Ulusalararası Katılımlı Buluşma. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı Eğitim ve Yayın Dairesi Başkanlığı. http://eydb.aile.gov.tr/ tr/26133/Gonulluluk-Ve-Sosyal-Hizmetlere-Erisim-Yeni-Yaklasimlar-Uluslararasi-Katilimli-B ulusma-11-12-2013 2012-2013 Döneminde Gönüllülük Alanında Yaşanan Gelişmeler VAKA ANALIZI 5 çalışmaları haritalandırmayı amaçlayan Ben1gönüllüyüm.com, gönüllülerle STK’ları buluşturan bir platform olan C@rma ve bireylerin online imza kampanyaları üzerinden savunuculuk faaliyetlerine destek vermesini sağlayan Change.org bu örnekler arasında yer almaktadır. Gönüllülük için farklı modeller sunan ve STK’ların gönüllülere erişimini kolaylaştıran online araçların ve sosyal medya kullanımının yaygınlaşmasıyla birlikte, “online aktivizm” sivil alanda daha fazla tartışılmaya başlayan bir alan haline gelmiştir. • Birleşmiş Milletler Gönüllüleri Programı’nın (UNV), 2012-2013 döneminde Türkiye’deki çalışmalarını aktif hale getirmesi gönüllülük alanında yeni girişimlerin oluşmasına da olanak sağlamıştır. UNV ve Gençlik Servisleri Merkezi işbirliği ile hazırlanan ve gönüllülük alanının farklı boyutlarını ele alan çeşitli makalelerin yer aldığı Türkiye’de Gönüllülük kitabının yayınlanması ve UNV kolaylaştırıcılığında kurulan Ulusal Gönüllülük Komitesi bu girişimler arasında yer almaktadır. ULUSAL GÖNÜLLÜLÜK KOMITESI (UGK)12 2012-2013 döneminde gönüllülük konusunda yapılan çalışmalar açısından önemli bir diğer gelişme Ulusal Gönüllülük Komitesi’nin kurulmasıdır. Birleşmiş Milletler Gönüllüleri Programı’nın (UNV) kolaylaştırıcılığında STK’lar, bireyler ve kamu kuruluşlarının bir araya gelmesiyle gönüllülük ve gönüllü politikaları konusunda çalışacak komitenin kurulması için çalışmalara 2012 yılında başlanmış ve komite üyelerinin belirlediği öncelikler doğrultusunda bir yol haritası belirlenmiştir. Komite, resmi bir temsiliyetten ziyade Türkiye’de gönüllülük alanıyla ilgili çalışan kurum ve kişileri gönüllülük kültürünün gelişmesi için bir araya getirmeyi 12 Ulusal Gönüllülük Komitesi ve üyeleri hakkında detaylı bilgiye http://www.ulusalgonullulukkomitesi.org/ adresinden ulaşabilirsiniz. amaçlamaktadır. Komite üyelerinden GENÇTUR kurucusu Hülya Denizalp, UGK’nın toplumda ortak bir hareket oluşturarak gönüllülük konusunda farkındalığı artıracağını ve bu konuda kamuoyu oluşturulmasına önemli bir katkı sağlayacağını belirtmektedir. Gönüllülüğün tanınması, güçlendirilmesi ve yaygınlaştırılmasını destekleyen stratejik bir danışma organı olarak yola çıkan UGK, 24 Nisan 2013’te resmi olarak çalışmalarına başlamıştır. Komitenin başta STK’lar olmak üzere çeşitli sektörlerden katılımcıları bulunmakta ve sektörler arası işbirliği açısından da önemli bir örnek sunmaktadır. UGK’nın komite üyeleri tarafından belirlenen öncelikli hedefleri: • Toplumun her kesiminde gönüllü katılımının artırılmasına ve gönüllülüğün yaygınlaştırılmasına katkı sağlamak, • Gönüllülüğü destekleyecek politikaların oluşturulmasına ve yasal çerçevenin iyileştirilmesine katkı sağlamak, • Gönüllülüğün görünürlüğünü artırmak, • Gönüllülerin çalışma koşullarının iyileştirilmesine katkı sağlamak, • Gönüllülük alanında faaliyet gösteren aktörlerin gönüllülerle çalışma kapasitelerinin artırılmasına katkı sağlamak, • Gönüllülük alanında sektörler arası iletişim ve işbirliğinin geliştirilmesine katkıda bulunmak, • Gönüllülük alanında veri toplanması ve araştırma yapılmasını teşvik etmektir. UGK üyeleri, temsil ettikleri kuruluşların çalışma alanları veya bireysel tecrübeleri doğrultusunda çalışma gruplarında görev almaktadır. Komitenin 2013-2014 dönemi için planladığı ve çalışma grupları tarafından gerçekleştirilecek faaliyetler arasında: • Gönüllülüğü geniş kitlelere tanıtacak bir iletişim kampanyası geliştirilmesi ve uygulanması, 6 2012-2013 Döneminde Gönüllülük Alanında Yaşanan Gelişmeler VAKA ANALIZI • Gönüllülük alanıyla ilgili kaynaklara kolayca ve toplu olarak erişilebilecek bir internet sitesi hazırlanması, • Gönüllüğü destekleyecek politikaların oluşması amacıyla kaynakların incelenmesi ve öneriler geliştirilmesi ve • Gönüllü haklarıyla ilgili “ilkeler belgesi” oluşturulması gibi çalışmalar yer almaktadır. Bireysel katılımın yanı sıra, STK’lar ve kamu kurumlarından da temsilcilerinin yer aldığı UGK, gönüllülük alanındaki farklı sektörel görüşleri, öncelikleri ve beklentileri ortaya koymaktadır. TEMA Vakfı Gönüllü Koordinatörü Ayşe Yapıcı UGK’nın yapısını, “yatay bir yapılanma olarak kurgulanan komite, üyesi olan tüm kuruluşların, kamu birimlerinin ve bireysel katılımcıların görüş ve katkılarına aynı önem ve değeri veriyor” şeklinde tanımlamaktadır. Komite, gönüllülük konusunda sektörler arası diyalog ve işbirliği geliştirilmesi açısından da önemli bir örnek oluşturmaktadır. Kanserli Çocuklara Umut Vakfı Gönüllü Koordinatörü Aslı Yıkıcı’ya göre UGK toplantıları, “bu alanda çalışan kuruluş, kamu birimi ve bireyler arasında organik bir bağ oluşmasına fırsat sağlamakta ve komite üyeleri UGK çatısı altında daha sık iletişime geçerek, gönüllülük konusunda yapılan çalışmalarla ilgili daha kısa sürede bilgi edinebilmektedir.” Türkiye Eğitim Gönüllüleri Vakfı Gönüllü Koordinasyon Yöneticisi Eda Çok Öztürk ise “Ulusal Gönüllük Komitesi, gönüllülük konusunun üye kurumların ve kamuoyunun gündemine taşınması noktasında önemli adımlar atmıştır” diye belirtmiştir. Gönüllülük alanında yapılan çalışmaların ulusal ve uluslararası düzeyde karşılaşılan sorunların çözümüne katkı sağlayacağının altını çizen Türkiye Gençlik Federasyonu Başkanı Rıza Tümer, UGK üyelerinin gönüllülük alanında yaşanan sıkıntıları gidermek için bir araya geldiklerini belirtmektedir. Ulusal düzeyde uygulanacak bir stratejinin ve bu strateji çerçevesinde yürütülen çalışmaların Türkiye’de gönüllülük bilincinin gelişmesine önemli bir katkı sağlayacağını belirten UGK üyeleri, Komite’nin faaliyetlerinin önümüzdeki dönemde de devam edeceğini belirtmişlerdir.























 

 

 
  *** SİZİ KUTLUYORUZ *** BUGÜN 1142121 ziyaretçi (2489251 klik) MİSAFİRİMİZ OLDUNUZ ***  
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=
haberler haberler


Google Arama
Sitemde Arama
Yaşam ve İnsanlar

İstanbul Servisleri Neden Pahalı ? burakesc
Namaz Kılan Minik ile burakesc
GİMDES Helal Gıda Ramazan Buluşması burakesc