Create Your Own Countdown

Google

   
  *** İYİLİK İÇİN KOŞANLARIN YERİ***
  Bize Sadece -Gülümse -Dediler.
 






 

Abdullah Aymaz


 
Bize sadece gülümse dediler

Adanmışların şâhit oldukları ve yaşadıkları olayları sizlere aktarmaya çalışıyorum. Bunlar gerçek olaylar... Bunların unutulmasını istemiyoruz.

 

Sahabe efendilerimiz için "Ormanın Arslanları" isimli kitaplar yazıldığı gibi o fedakârlık ve cefakârlık yolunda yürüyenlerin de hatıralarından "Ormanın Kaplanları" isimli kitaplar yazılabilir. Bilgi kırıntısı olsa bile doğru olan her şeyi hassasiyetle, toplamak, derlemek, anlatabildiğimiz kadarıyla yazıp anlatmak zorundayız. İnşaallah bunlardan belgeseller, film ve dizi filmleri yapılır. Hem gerçekler gözler önüne serilir hem de insanlık için ibret ve ders vesilesi olur...

Avustralya gezimiz sırasında karşılaştığımız eğitim gönüllülerine aynı isteklerimi söyledim. Bazıları kendi el yazıları ile hatıralarını yazıp verdiler. İşte onlardan birisi. Hemşire Emel Öztürk Hanımefendi diyor ki: "Özbekistan Taşkent'te 1996 Eylül'ünde, eşim Ümit Öztürk'ün de şâhit olduğu bir hâdiseyi size beyan ediyorum:

"Saat gece 23 sıralarıydı... Çok hastalanmıştım. Yüksek ateş ve zehirlenme belirtileri iyice bâriz hâle gelmiş; dudaklarım, el ve ayak parmaklarım morarmıştı. Eşim, taksicinin de yardımıyla beni devlet hastanesine götürdü. Taşkent Devlet Hastanesi'ndeki yetkililer, durumumun ciddiyetini anlayınca, bana bakamayacaklarını, hemen şehrin 20 km dışında olan Amerikan Hastanesi'ne götürülmemi söylediler. Ben de bu arada baygınlık geçiriyordum. Saat gece yarısını geçmiş, durumum da iyice ağırlaşmıştı. Taksici bizi Amerikan Hastanesi'nin önünde bırakıp gitti. Hastanenin bütün ışıkları açıktı. Hastanenin iyice yanına vardık ama bütün kapılar kapalıydı. Ortada hiç kimse yoktu. O zaman cep telefonu da yoktu. Saat gece iki olmuştu."

"Eşim beni kucağına alarak, yolun kenarına taşıdı... Şehrin dışındaydık. Sebepler sukut etmişti!.. Tam o çaresizlik anında, upuzun ve beyaz bir otobüs gelip önümüzde durdu. İçerisinden bembeyaz elbiseli iki hemşire, iki doktor indiler. Hiç soru sormadan beni ve eşimi içeri aldılar. İçerisinde dört tane sedye vardı. Bana hemen müdahalede bulundular. İki koluma iki serum takıldı. İki tane de enjeksiyon yaptılar. Sonra tâ şehrin epey dışından, bizi evimize kadar getirdiler. Ama hiç konuşmuyorlardı."

"Eşim onlara 'En azından, bir kartınız, bir telefonunuz varsa, bize verin ki, bir ihtiyacı olan arkadaşımıza yardımcı olursunuz.' dedi. Bize sadece gülümsediler ve gittiler. Ben yaklaşık bir saat sonra kendime geldim... Hayret içinde kaldık... Otobüsün dışında da bir yazı yoktu. Hatta ön tarafında 'Ambulans' yazısı da yoktu!."

"Bu hatıramı, riyâ oluverir hissiyle, kayıt altına almamıştım."

Biz hârika halleri, irhasat, mucize, keramet, meûnet, istidrac, ihanet diye altıya ayırıyoruz. Bu mesele kanaatimce meûnete girer ki, Cenab-ı Hak, zorda kalan mümin kullarına İlahi inayet ve yardımını bir şekilde gönderir. Bu kahramanlar, bu adanmış ruhlar bu inayetlere lâyıktırlar diye derin bir inancım var... a.aymaz@zaman.com.tr

 

21 Kasım 2010, Pazar


 
  *** SİZİ KUTLUYORUZ *** BUGÜN 1113877 ziyaretçi (2394091 klik) MİSAFİRİMİZ OLDUNUZ ***  
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=
haberler haberler


Google Arama
Sitemde Arama
Yaşam ve İnsanlar

İstanbul Servisleri Neden Pahalı ? burakesc
Namaz Kılan Minik ile burakesc
GİMDES Helal Gıda Ramazan Buluşması burakesc