Create Your Own Countdown

Google

   
  *** İYİLİK İ«İN KOŞANLARIN YERİ***
  Hızır Nedir-Nasıldır-Nerede Yaşamıştır
 

Kuran-ı Kerim - Hz. Hızır Kıssası







CERN'deki deney Kuran'ın da emri

 

Deneyin ilk aşaması başarıyla sonuçlandı

Deneyin ilk aşaması başarıyla sonuçlandı


 Mahmut SANCAK EKONOMİ 11.09.2008

En büyük parçacık hızlandırıcısı, ilk ışın deneyini saat yönünde gerçekleştirdi. CERN Sözcüsü Gillies'e göre, sistemin tam kapasiteyle çalışması için 1 yıl daha gerekiyor.. Dünyanın en büyük parçacık hızlandırıcısı (LHC) sonunda sorunsuz bir şekilde çalıştı! İsviçre'nin CERN Araştırma Merkezi'nde gerçekleştirilen ilk ışın deneyi oldukça kısa sürdü. Zira yüksek hızda ilerleyen ışın "kısa tur" adı verilen ilk test aşamasını göz açıp kapayıncaya kadar tamamladı.

Öğleden sonra Türkiye saati ile 13.25-14.15 saatleri arasında ise ışın 27 kilometrelik tünel sisteminin tamamını dolaştı. CERN Baş Sözcüsü James Gillies, "Işın paketi planlandığı gibi tünel içinde saat yönünde hareket etti. Bir sonraki denemede ise ışını aksi yönden göndererek sistemi sınayacağız. Bu tür deneylerde olabilecek en büyük felaket tünel içinde hareket eden ışının kontrolden çıkmasıdır. Ancak bu bir durum sistem tam kapasite çalıştığı zaman olur ki, o aşamadan en az 1 yıl uzağız" dedi. Gillies'in açıklaması deneyin bir yıldan önce yapılmayacağı yönünde değerlendirildi. Düşük hızlarda gerçekleştirilecek ilk çarpışma ekimde olacak.

BİR SANİYEDE  11 BİN TUR

Tam kapasiteyle asıl çarpışma ise 2009 bahar veya yaz ayında gerçekleşecek. Sistem tam kapasite ile çalıştığında ışınlar tünel içinde 300 bin kilometre hızla hareket edecek. Işınlar bu hıza ulaştıklarında bir saniyede 27 km.'lik tüneli 11 bin kere turlayacak. Deney, 13.7 milyar yıl önce meydana geldiği düşünülen Büyük Patlama'dan hemen sonraki kainatın başlangıç şartlarını oluşturup, maddenin sır perdesini aralamayı amaçlıyor.

sabah


Yüzyılın deneyinin dehaları

 


Yüzyılın deneyinin dehaları

Big Bang teorisinin temelini Einstein attı, maddeye kütle kazandıran parçacığı Peter Higgs keşfetti.. İşte CERN'in tüm dehaları..

Big Bang teorisinin temelini Einstein attı, radyasyonu Penzias ile Wilson buldu, maddeye kütle kazandıran parçacığı Peter Higgs keşfetti ve “Yüzyılın Deneyi”ni Lyn Evans başlattı.

10 Eylül’de CERN’de başlatılan ‘Yüzyılın Deneyi’ ile maddenin sırlarının açığa çıkarılmasında dev bir adım atılmış oldu. Bir süredir durdurulan ve 2 ay sonra yeniden başlanacak deneyle, evrenin yaklaşık 14 milyar yıllık hikayesininin eksik kalan bölümünde neler olduğu anlaşılmaya çalışılacak. Aynı zamanda evrenin ve maddenin yapısına ilişkin bulmacanın en temel parçaları ortaya çıkacak. Bu gelişmelerin arkasında bir yüzyıl içinde çığır açan bilimsel buluşlar ve bu buluşlara imza atan dehalar var.

ALBERT EINSTEIN: BIG BANG’İN ALTYAPISINI OLUŞTURDU

Bugün bilim çevrelerince geniş kabul gören Big Bang teorisinin temelinde Einstein’ın genel görelilik kuramı yatıyor. Einstein genel görelilik kuramı temel olarak kütlenin dört boyutlu uzayı eğip büktüğünü ortaya koydu. Zamanında inanılması güç olan ama daha sonra farklı gözlemlerle kanıtlanmış pek çok öngörüyü beraberinde getiren olan genel görelelik kuramı ile evrenin ortaya çıkışı ve yapısı hakkındaki bugünkü bilgilerimizin de temeli atılmış oluyordu. Ancak ilginçtir Big Bang teorisini altyapısını oluşturan kurama imza atan Einstein başlangıçta evrenin genişlen değil sabit bir yapıda olduğunu düşünüyordu. Daha sonra Einstein’da doğruladığı Big Bang teorisini birbirinden bağımsız olarak iki biliminsanı farklı zamanlarda ortaya attı.

ALEXANDER FRIEDMAN: BIG BANG’İN BABASI

Einstein’ın genel görelilik kuramı üzerinden uzayın sabit değil değişken bir yapıda olduğunu ilk ortaya atan Rus kozmolog ve matematikçi Alexander Friedman oldu.

1888’de St. Petersburg’da doğan Friedman yaşamının büyük bir bölümünü doğduğu kentte geçirdi. Birinci Dünya Savaşı’nda savaş pilotu olarak görev alan Friedman savaş sonrasında matematik ve kozmoloji çalışmalarına tekrar döndü. Görelilik kuramı üzerine yaptığı çalışmalar sonucunda evrenin sanıldığı gibi durağan değil sürekli genişleyen bir yapıda olduğunu öne sürdü. Bu iddiayı ilk süren kişi Friedman’dı ancak iddiası yalnızca teorik hesaplamalara dayanıyordu ve gözlemle desteklenmiyordu. Uzmanlık alanı olan matematik ve kozmoloji dışında meteorolojik deneylere de katılan bilim adamı 1925’te, o yıllar için bir rekor olan, 7bin 400 metre yükseğe balon gönderme deneyinde bulundu. Alexander Friedman aynı yıl, 37 yaşında hayata gözlerini yumdu.

GEORGES LEMAITRE: EVRENİN GENİŞLEDİĞİNİ KANITLADI

Birçok kişi için Big Bang teorisini ilk ortaya atan kişi olarak görülen Georges Lemaitre 1894’de Belçika’da doğdu. 17 yaşında Leuven Katolik Üniversitesi’nde mühendislik eğitimine başladı. Ancak Birinci Dünya Savaşı’nın başlamasıyla eğitimine ara vererek savaşa katıldı. Savaş sonrasında bir taraftan fizik ve matematik almaya, bir yandan da papazlık eğitimi almaya başladı. Yaşamı boyunca bilim insanı ve papazlık taşıyacağı iki farklı unvan olacaktı. Bu bakımdan Lemaitre bilim tarhinde modern dönemlerin ilginç kişiliklerinden biri kabul edildi. 1923-25 arasında İngiltere ve Amerika’nın saygın okullarında devam eden çalışmalarından sonra ülkesine döndü ve fizik ve matematik çalışmalarına başladı. 1927 yılında görelelik kuramı üzerinde yaptığı çalışmalar sonucuında, Friedman’ın 1922’de bulduğu gibi evrenin genişlediği sonucuna vardı. Aynı yıl Solvay’da düzenlenen fizik konferansında Einstein’la karşılaşan Lemaitre, beş yıllık gecikmeyi ünlü fizikçiden duydu. Lemaitre’in bu gecikmesi Big bang teorisinin geliştirilmesindeki rolünü azaltmadı. İyi bir matematikçi olan Friedman 1922’de evrenin genişlediği sonucuna varmıştı ancak bunu matematiksel kanıtlara dayandırmış, astronomik gözlemlere dayandırmamıştı. Lemaitre ise teorisini oluştururken astronomlarla çalışmış ve teorisini test edilebilir ve zamanının gözlemlerine uygun olarak kurmuştu. 1931’de teorisi İngilizce’ye çevrilen Lemaitre, teorisi için ‘İlkel Atom’ adını kullanıyor ve bunun için; ‘yaradılış anında patlayan Kozmik Yumurta’ tanımını yapıyordu. Teorinin bugün bilinen ‘Big Bang - Büyük Patlama’ adı İngiliz astronom Fred Hoyle’a aittir.

EDWIN HUBBLE: FARKLI GALAKSİLERİN VARLIĞINI KANITLADI

Big Bang teorisinin kanıtlanması 1964’ü bulmuştu ancak Friedman ve Lemaitre’in gösterdikleri evrenin genişlediği teorisinin kanıtları 1929’da bulundu. Evrenin tarihinin ve yapısının anlaşılmasındaki bu önemli kanıtı bulan kişi ABD’li fizikçi Edwin Hubble’dı. 1889’da Missori’de doğan ünlü fizikçinin Friedman ve Lemaître ile ortak olan yanı yalnızca Big Bang teorisine olan katkısı değildi. Hubble’da da diğer meslektaşları gibi Birinci Dünya Savaşın’da aktif görev almış ve savaş sonrasında astro-fizik çalışmalarına hız verdi. Hubble’ın bilime en önemli katkısı galaksiler üzerine yaptığı çalışmalardı. Onun zamanında evrenin büsbütün Samanyolu’ndan ibaret olduğu düşünülüyordu. Ancak Hubble, yaşamının büyük bölümünde Wilson Dağı’ndaki gözlemevinde yaptığı çalışmalarla Andromeda’nın da içinde bulunduğu birçok farklı galaksinin varlığını kanıtladı. Böylelikle evrenin büyüklüğü ile ilgili görüş temelden değişmiş oldu. Amerikalı astronom birçok galaksinin olduğunu kanıtlamakla kalmadı aynı zamanda bu galaksilerin birbirinden uzaklaştığını da kanıtladı.


A. PENZIAS VE R. WILSON: RADYASYONU BULDU

Yüzyılın önemli buluşların biri olan, evrenin ilk oluşum zamanlarına ait radyasyonun keşfinin tesadüflere dayalı ilginç bir hikayesi var: İki bilim adamı büyük bir antenin üzerinde çalışıyorlardı. Bir süre sonra antende tanımlayamadıkları radyo sinyalleri almaya başladılar. Teknik bir hatanın olduğunu düşünerek sistemleri birçok kez kontrol ettiler. Bu günleri anlatan iki bilim adamı seslerin nedeninin, antendeki güvercin pisliklerinden kaynaklanmış olabileceğini dahi düşündüklerini ve anteni temizlediklerini ancak gelen seslerde bir değişiklik olmadığını söylüyorlar. Yaptıkları tüm kontrollerden sonra bunun evrenin ilk oluşumunda ortaya çıkan radyasyonun izleri olabileceğini düşündüler ve yaptıkları hesaplamalardan sonra bu iddialarını kanıtladılar ve yayınladılar. Artık Big Bang’in gözlemlenmiş fiziki kanıtlarına ulaşılmıştı. İki bilim adamının bu büyük buluşu kendilerini 1978’de Nobel Ödülü’nü getirdi.

PETER HIGGS: MADDEYE KÜTLE KAZANDIRAN HIGGS PARÇACAĞI’NI KEŞFETTİ

Evrenin yaklaşık yüzde 96’ını kapladığı varsayılan karanlık madde ile bilinenler çok az. Maddenin yapısı ile de ilgili bilinmeyen çok şey var. Bugün kuantum fiziği sayesinde atomaltı parçacıklar hakkında bir çok bilgi bulunuyor fakat maddeye kütle kazandıran parçacıklar yalnızca teorik olarak ortaya konulmuş ve henüz gözlemlenememiş durumda. Maddeyle ilgili tüm bu sorular araştırmacıları yeniden Big Bang’e götürüyor. Çünkü Büyük Patlama’nın saniyenin çok küçük bir bölümünde oluşan ortam bu soruların cevabını içeriyor. CERN’deki deneyde de asıl yapılmaya çalışılan bu ortamın inceleme yapılacak bir şekile yeniden yaratılmaya çalışılması. Böylelikle aranan cevapların gözlemlenebilmesi dolayısıyla da kanıtlanması sözkonusu olacak. Bu teorilerden en önemlisi Higgs Bozonu olarak bilinen ve maddenin kütle kazanmasını açıklayan teori.

LYN EVANS: YÜZYILIN DENEYİNİ BAŞLATTI

Şüphesiz ki evrenin oluşumu ve yapısıyla ilgili bilinenlerin arkasındaki büyük bilimsel buluşlara katkı yapan başka birçok büyük bilim adamı daha var. Birçokları bu sırların peşinden koşmaya devam ediyor. Bugün CERN’de devam eden deneyde binlercesi görev alıyor. Binlerce bilim adamının oluşturduğu takımın başında ise Galler’de doğan bir bilim adamı bulunuyor.

LHC deneyinin başındaki isim olan Dr. Lyn Evans, 1945’de Galler’de yer alan küçük bir kent olan Aberdare’de madencinin oğlu olarak dünyaya geldi. Kendisiyle yapılan röportajlarda, çocukluğunun kendince deneyler yaparak ya da bir şeyleri havaya uçurmaya çalışarak geçtiğini söylüyor. Eğitimini doğduğu ülkede Swansea Üniversite’sinde tamamladı. CERN’de görev alamadan önce bir süre Fransa’da kaldı. BBC’ye verdiği demeçte bu yıllara hayatının en kötü yılları olduğunu söyledi: “Kariyerimin en kötü zamanlarında bir üniversitede aldım görev nedeniyle geldiğim Fransa’da yaşadım. Benim için gerçek bir kabustu. Ancak ironik bir biçimde CERN’e katıldıktan sonra da zamanımın yarısını Fransa’da geçiriyorum.” Başında bulunduğu ekiple yaptığı çalışmalar ise Evans için güç olmasına rağmen bugüne kadar yakaladığı en büyük fırsat ve şu anda yer aldığı projenin büyüklüğü karşısında hâlâ şaşırıyor. Projedeki rolünü Evans şöyle tanımlıyor: “Milyarlarca dolarlık bu projenin tasarımından ve inşasından sorumluyum. Bu dünyanın en büyük parçacık hızlandırıcıdı LHC (Large Hadron Collider-Büyük Hadron Çarpıştrıcısı). Yaşamım boyunca büyük projelerde yer aldım ama aşağıya tünelin içine girdiğimde adeta donup kaldım. Her gün binlerce kişinin çalıştığı dev bir laboratuarda koşturup duruyorum. Ayrıca hızlandırıcıyla ilgili yapılan diğer işlemlerin de kontrol edilmesi gerekiyor. Bunun için dünyanın dört bir yanından gelen yüzlerce bilim adamı ve mühendisin aralarındaki koordinasyonun sağlanmasına bağlı. İşim bir başka bölümü de bol bol seyahat etmemi gerektiriyor. Geçenlerde Çin Başkanı’yla tanıştım. Bu da Aberdare’den çıkan bir Galli için hiç de fena olmayan bir şey.”

internethaber













Resim






http://antwrp.gsfc.nasa.gov/apod/image/0709/freeflyer_nasa_big.jpg








HZ HIZIR VE HZ MUSA

İŞTE HZ HIZIR

1. HIZIR OLAYI KUR ANDA

2.TÜRKİYE/ANTAKYA DA YAŞANMIŞTIR

3.HIZIR   OLUŞMA  ÇEŞİTLERi

4.Prof.Dr.Haluk NURBAKİ HOCAMIN 
HIZIR ANISI
  

   a.Peygamber
   b.Melek
   b.İnsan
   c.Doğa
   d.Devlet







 


. Hz. Hızır Kimdir? Hz. Musa ve Hz. Hızır Kıssası. 




 
Bilinmeyen, Serhat Ahmet 21.07.2011 HABER TÜRK 
 

Serhat Ahmet Tan

zaman-yolcusu-hizir.jpg




1.
Kuran'da Hz. Hızır Kıssası

Kuran-ı Kerim'de, Hz. Musa ile Hz. Hızır'ın yolculuğudetaylı olarak bildirilmiş, Hz. Hızır'ın Allah'tan bir nimet olarak sahip olduğu "İlm-i ledün" ve bu ilimle verdiği hikmetli kararlar açıklanmıştır. Konuyla ilgili bir ayet şu şekildedir:

Derken, Katımızdan kendisine bir rahmet verdiğimiz ve tarafımızdan kendisine bir ilim öğrettiğimiz kullarımızdan bir kulu buldular.
(Kehf Suresi, 65)

Kehf Suresi'nin bundan önceki ayetlerinde, Hz. Musa'nın bir yardımcısıyla birlikte yaptığı yolculuk bildirilmektedir. Bu ayette Hz. Musa ve yardımcısının Hz. Hızır ile karşılaştıkları bildirilmektedir. Hz. Hızır Allah'ın kendisine rahmet verdiği bir kişidir. Yüce Allah'ın Rahman ve Rahim sıfatı Hz. Hızır üzerinde tecelli etmektedir. Allah, Hz. Hızır'a Kendi Katından üstün bir ilim vermiş ve onu üstün bir kul kılmıştır.

Musa ona dedi ki: "Doğru yol (rüşd) olarak sana öğretilenden bana öğretmen için sana tabi olabilir miyim?"
(Kehf Suresi, 66)

Ayetlerde yer alan bilgilerden, Hz. Musa'nın buluşacağı bu kutlu kişi hakkında daha önceden vahiy ile detaylı bilgi aldığı anlaşılmaktadır. (Allahu alem) Söz konusu durumu ortaya koyan pek çok delil vardır. Örneğin Hz. Musa, bulunduğu yere göre oldukça uzak olmasına rağmen buluşacağı yere gitmek için bir çaba sarf etmiştir. Çünkü orada buluşacağı kişinin kendisine çok fazla fayda vereceğine emindir. Bunun herhangi bir buluşma olmadığını, çok özel bir buluşma olduğunu bilmektedir. O nedenle her türlü zorluğu göze almakta, uzun bir yol katetmektedir.

Ayrıca Hz. Musa, buluşur buluşmaz karşısındaki kişiyi hemen tanımış, onun üstün ahlakını ve ilmini fark etmiş ve kendisine tabi olmayı talep etmiştir. Bu da karşısındaki kişinin ilim öğretilen, kutlu bir kişi olduğunun kendisine önceden bildirilmiş olabileceğini göstermektedir. (En doğrusunu Allah bilir.)

Buluşacağı bu kişinin doğru yolda olan ve doğru yola ileten bir kişi olduğu, bu kişiye tabi olması gerektiği ve ondan bilgi öğrenmesi gerektiği Hz. Musa'ya vahiy yoluyla bildirilmiş olabilir. (En doğrusunu Allah bilir.) Üstelik ondan aldığı bu bilgi ve ilim ile Hz. Musa'nın doğru yola ulaşacağını da bildiği anlaşılmaktadır. Bu nedenle de o şahsı gördüğünde, ona tabi olmak istediğini hemen söylemiştir.

Dedi ki: "Gerçekten sen, benimle birlikte olma sabrını göstermeye güç yetiremezsin." (Kehf Suresi, 67)

Ayetlerde bildirildiğine göre, Hz. Hızır da Hz. Musa hakkında detaylı bilgiye sahiptir. (Allahu Alem) Üstelik konuşmalarından, Hz. Hızır'ın geleceğe dair bilgilere de Allah'ın bildirmesiyle sahip olduğu anlaşılmaktadır.

Hz. Hızır, Hz. Musa'nın talebini dinledikten sonra, öncelikle ona kendisiyle birlikte olmaya sabır gösteremeyeceğini söylemiştir. Daha hiçbir olay olmadan, Hz. Musa'nın nasıl bir tavır göstereceğini bilmeden ve görmeden Hz. Hızır'ın böyle bir açıklamada bulunması çok dikkat çekicidir. Bunun nedeni ise Rabbimiz'in bir lütfu olarak Hz. Hızır'ın geleceği bilmesidir. (En doğrusunu Allah bilir.)

Bu bilginin Hz. Hızır tarafından bilinmesi, herolayın Allah'ın dilemesiyle gerçekleştiğine de bir işaret niteliğindedir. Çünkü Allah, gelecek hakkındaki bilgiyi ancak dilediği kullarına, dilediği kadarıyla vermektedir. Hz. Hızır'ın gelecekten haber vermesi de ancak Allah'ın takdiriyle mümkündür. Kuran'ın çeşitli ayetlerinde bildirildiği gibi, Allah kullarından dilediğine gaybın haberlerini verebilir.
Hz. Musa'nın, kıssanın sonraki bölümlerinde karşılaşacağı olaylar çoktan sonuçlanmıştır ve Allah Katında her anıyla bilinmektedir. Yaşayacağı olaylar, Hz. Musa'nın kaderinde yazılmıştır. Bu da insanın, Allah'ın kaderinde takdir ettiği dışında hiçbir şey yaşayamayacağına açık bir delildir. Müminlerin, bu ilmi kavramış, Allah'a ve kadere teslim olmuş, mütevekkil kişiler olması gerektiği ayetlerde şu şekilde bildirilir:

De ki: "Allah'ın dilemesi dışında, kendim için zarardan ve yarardan (hiçbir şeye) malik değilim. Her ümmetin bir eceli vardır. Onların ecelleri gelince, artık ne bir saat ertelenebilirler, ne öne alınabilirler. (Yunus Suresi, 49)

(Böyleyken) "Özünü kavramaya kuşatıcı olamadığın şeye nasıl sabredebilirsin?" (Kehf Suresi, 68)


İnsanın gün içinde başına pek çok olay gelir. Zorluklarla, sıkıntı verici durumlarla, neşe ve huzur veren olaylarla karşılaşır. Ancak insanların büyük bir bölümü Allah'ın varlığını ve her olayın Allah Katında bir kader üzere belirlendiğini düşünmedikleri için, başlarına gelen olayları şans ya da tesadüf gibi gerçek dışı kavramlarla açıklamaya çalışırlar. Bu da olup bitenlere hayır gözüyle bakmalarını, yaşadıklarından hikmetli sonuçlar çıkarabilmelerini engeller. Bu nedenle de sürekli sıkıntıya, üzüntüye düşer, mutsuz olurlar. Bu, iman edenlerle iman etmeyen kişiler arasındaki çok büyük bir farktır. Çünkü iman edenler her olayın Allah'ın dilemesiyle ve çok büyük bir hayırla yaratıldığının bilincindedirler.

Unutmamak gerekir ki, Allah sonsuz, insan ise sınırlı bir akla sahiptir. İnsan ancak olayların görünen kısmı ile muhatap olabilmekte ve ancak kendi anlayışı ile bu olayları değerlendirebilmektedir. Bazı insanlar sınırlı bilgi ve anlayışı ile kimi zaman hayır ve güzellik olan bir olayı olumsuz, kötü bir olayı ise olumlu ve hayırlı olarak nitelendirebilmektedirler. Bu durumda doğruları görebilmek için iman eden bir insanın yapması gereken şey, Allah'ın sonsuz akıl ve bilgisine teslim olarak, her olaya hayır gözüyle bakmaktır. Çünkü olumsuz gibi görünen her olay da iman eden bir insan için gerçekte bir "kader dersi"dir. Nitekim Allah bir Kuran ayetinde şöyle bildirmiştir:

...Olur ki hoşunuza gitmeyen bir şey, sizin için hayırlıdır ve olur ki, sevdiğiniz şey de sizin için bir şerdir. Allah bilir de siz bilmezsiniz. (Bakara Suresi, 216)

(Musa:) "İnşaAllah, beni sabreden (biri olarak) bulacaksın. Hiçbir işte sana karşı gelmeyeceğim" dedi. (Kehf Suresi, 69)

Ayette görüldüğü üzere, Hz. Musa, Hz. Hızır'ın söylediği sözler karşısında hemen Müslümanca bir tavır göstermekte ve "İnşaAllah" -yani "eğer Allah dilerse"- şeklinde cevap vermektedir. Bu kelime, müminlerin Allah'a olan teslimiyetlerinin, kaderin her an işlediğini bildiklerinin, Allah dilemedikçe hiçbir şeye güç yetiremeyeceklerinin farkında olduklarının bir ifadesidir.

Kehf Suresi'nin 23 ve 24. ayetlerinde bildirildiği gibi, hiçbir şey için "bunu yarın mutlaka yapacağım" dememek, "Allah dilerse (inşaAllah)" demek Allah'ın bir emridir.

Hz. Musa'nın bu cevabıyla Allah, Müslümanların bir işe başlamadan, bir karar vermeden, ertesi gün için bir plan yapmadan önce mutlaka "inşaAllah" demelerinin önemini bildirmektedir. Çünkü insana o işi gerçekleştirme gücünü ve becerisini veren de, sonuçta başarıya ulaştıracak olan da yalnızca Allah'tır.

Müslümanların bu çok önemli gerçeği bir an bile akıllarından çıkarmamaları, kainattaki her olayın herşeyden haberdar olan Allah'ın kontrolünde ve bilgisinde olduğunu unutmamaları gerekmektedir.

Dedi ki: "Eğer bana uyacak olursan, hiçbir şey hakkında bana soru sorma, ben sana öğütle-anlatıp söz edinceye kadar." (Kehf Suresi, 70)

Hz. Musa ve Hz. Hızır kıssası ile peygambere ve elçilere uymanın önemine bir kez daha dikkat çekilmektedir. Bu tabiyet esnasında müminlerin titiz bir saygı göstermeye ehemmiyet vermeleri gerekmektedir. Ayetlerde elçilere itaatin önemi şu şekilde bildirilmektedir:

Kim Resule itaat ederse, gerçekte Allah'a itaat etmiş olur. Kim de yüz çevirirse, Biz seni onların üzerine koruyucu göndermedik. (Nisa Suresi, 80)

Allah'a ve elçisine itaat edin, ki merhamet olunasınız. (Al-i İmran Suresi, 132)

Müminler, elçiye itaat ederken aslında Rabbimiz'e itaat ettiklerini bilmeli, elçilerin aldıkları her kararı, yaptıkları her işi hayır ve hikmet gözüyle değerlendirmeli ve onlara gönülden tabi olmalıdırlar.

Nitekim Hz. Musa ve Hz. Hızır kıssasındaki ayetlerde de tabi olunan kişinin gerekli gördüğü zaman yaptığı işlerin, aldığı kararların ve söylediği sözlerin hikmetini öğütle açıklayacağı bildirilmektedir. Örneğin Kehf Suresi'nin bu ayetinde, Hz. Hızır'ın "ben sana öğütle-anlatıp söz edinceye kadar" dediği belirtilerek, Hz. Musa'ya karşılaştığı olayların hikmetinin açıklanacağı bildirilmiştir.

Böylece ikisi yola koyuldu. Nitekim bir gemiye binince, o bunu (gemiyi) deliverdi. (Musa) Dedi ki: "İçindekilerini batırmak için mi onu deldin? Andolsun, sen şaşırtıcı bir iş yaptın." (Kehf Suresi, 71)

Kehf Suresi'nin bu ayetinden, Hz. Musa'nın Hz. Hızır ile olan yolculuğu sırasında yanına genç arkadaşını almadığı anlaşılmaktadır. Bu seçimin pek çok hikmeti olabilir. Ancak bunlardan biri, ikili eğitimin önemine işaret etmesidir. (Allahu Alem)

Gerçekten de ikili eğitim, olabilecek en iyi eğitim şeklidir. Kalabalık bir topluluk içindeyken insanların konsantrasyonlarının dağıldığı, dikkatlerini toplamakta zorlandıkları bilinen bir gerçektir. Üç kişi olunduğunda dahi insanın dikkatinin dağıldığı, eğitimini aldığı konuya yoğunlaşmakta zorlandığı bilinmektedir. İşte bu nedenle Kuran'da teke tek eğitime işaret edilmektedir. Bu şekilde kişi çok daha kolay konsantre olur, dikkatini verir ve eğitimi veren kişiyle doğrudan iletişim halinde olduğu için konuları çok daha hızlı kavrayabilir. Nitekim tüm dünyada geçerli olan özel ders alma sisteminin önemi de bu olumlu yönlerinden kaynaklanmaktadır.

Ayette bildirilen bir konu daha vardır: Hz. Musa, Hz. Hızır'ın çok değerli bir kişi olduğunu, hayırla görevlendirildiğini çok iyi bilmektedir.
Ayette bildirilen olay, Hz. Hızır'ın ilk karşılaştıklarında ona söylediği sabır gösteremeyeceği olaylardan birinin kaderinde gerçekleştiği andır. Hz. Hızır'a geleceğe dair verilen bilginin bir kısmı böylece gerçekleşmiştir.

Dedi ki: "Gerçekten benimle birlikte olma sabrını göstermeye kesinlikle güç yetiremeyeceğini ben sana söylemedim mi?" (Musa:) "Beni, unuttuğumdan dolayı sorgulama ve bu işimden dolayı bana zorluk çıkarma" dedi. (Kehf Suresi, 72-73)

Kehf Suresi'ndeki bu ayetlerde, Hz. Hızır'ın konuşmalarındaki kesinlik dikkati çekmektedir. Hz. Hızır, gerçekleşecek olan olayları bildirirken çok emin bir üslupla konuşmaktadır. Hz. Musa'nın hiçbir şekilde sabredemeyeceğini "kesinlikle" diyerek ifade etmektedir.
73. ayette ise herşeyin Allah'ın emriyle gerçekleştiğine tekrar işaret edilmektedir. İnsanın kendi iradesiyle ağzından tek bir kelime çıkması, ya da ağzından çıkacak bir kelimeyi engellemesi kesinlikle mümkün değildir. Çünkü insana nutku veren ve onu konuşturan Allah'tır. Allah canlı-cansız dilediği her varlığa dilediğini söyletmeye güç yetirendir. Nitekim Kuran ayetlerinde Allah'ın kıyamet gününde insanların işitme, görme duyularına ve derilerine nutuk verdiği bildirilmektedir. Bu durum ayetlerde şu şekilde buyrulmaktadır:

Sonunda oraya geldikleri zaman, işitme, görme (duyuları) ve derileri kendi aleyhlerine şahitlik edecektir. Kendi derilerine dediler ki: "Niye aleyhimizde şahitlik ettiniz?" Dediler ki: "Herşeye nutku verip-konuşturan Allah, bizi konuşturdu. Sizi ilk defa O yarattı ve O'na döndürülüyorsunuz. Siz, işitme, görme (duyularınız) ve derileriniz aleyhinize şahitlik eder diye sakınmıyordunuz. Aksine, yaptıklarınızın birçoğunu Allah'ın bilmeyeceğini sanıyordunuz." (Fussilet Suresi, 20-22)

Başka ayetlerde de Allah'ın izin vermesi dışında hiçbir varlığın konuşmaya güç yetiremeyeceğini Rabbimiz şöyle bildirmektedir:

Göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbi Rahman olan (Allah); O'na hitap etmeye güç yetiremezler. Ruh ve meleklerin saflar halinde duracakları gün; Rahman'ın kendilerine izin verdikleri dışında olanlar konuşmazlar. (Konuşacak olan da,) Doğruyu söyleyecektir. (Nebe Suresi, 37-38)

Unutmayı ve hatırlamayı Allah meydana getirir. Allah geçmişten bugüne kadar yaşamış olan tüm insanların zihinsel faaliyetlerinin tamamına hakim olandır. Unutması da, soruyu sorması da Hz. Musa'nın kaderinde an an yazılmıştır. Hiçbir insanın, beynine hakim olup bu unutmanın önüne geçmesi ya da söyleyeceği söze engel olması mümkün değildir. Allah dilediği an, dilediği kişiye, dilediği konuyu unutturur. Dilerse tüm hafızasını bir anda elinden alır, dilerse hiç bilmediği konuları onun hafızasında ilim olarak yaratır. Bunların hepsi Allah'ın dilemesiyle gerçekleşir.

Hz. Musa'nın ayette geçen "bu işimde bana zorluk çıkarma" şeklindeki sözlerinden ise, Hz. Hızır'la olan eğitimin kesilmesini istemediği anlaşılmaktadır.

Böylece ikisi (yine) yola koyuldular. Nitekim bir çocukla karşılaştılar, o hemen tutup onu öldürüverdi. (Musa) Dedi ki: "Bir cana karşılık olmaksızın, tertemiz bir canı mı öldürdün? Andolsun, sen kötü bir iş yaptın." (Kehf Suresi, 74)

Her insana canını veren ve verdiği canı alacak olan sadece Allah'tır. Allah dilemedikçe bir insanın bir diğerini öldürmesi mümkün değildir. Allah Enfal Suresi'nde bu durumu şu şekilde bildirir:

Onları siz öldürmediniz, ama onları Allah öldürdü; attığın zaman sen atmadın, ama Allah attı. Mü'minleri Kendinden güzel bir imtihanla imtihan etmek için (yaptı.) Şüphesiz Allah, işitendir, bilendir. (Enfal Suresi, 17)

Hz. Hızır da Allah'ın emri ve dilemesiyle hareket eden, salih bir kuldur. Yaptığı her hareket, söylediği her söz ancak Allah'ın emriyle gerçekleşmektedir. Üstelik bu ölümün bir cana karşılık olup olmadığını Allah dilemedikçe hiç kimsenin bilmesi mümkün değildir. Aynı şekilde öldürülen çocuğun "tertemiz bir can" olup olmadığını da Allah bildirmedikçe, hiç kimse bilemez.

Dedi ki: "Gerçekte benimle birlikte olma sabrını göstermeye kesinlikle güç yetiremeyeceğini ben sana söylemedim mi?"(Musa:) "Bundan sonra sana birşey soracak olursam, artık benimle arkadaşlık etme. Benden yana bir özre ulaşmış olursun" dedi. (Kehf Suresi, 75-76)

Kullarına dilediği zaman sabır gösterme gücünü veren, dilediği zaman da bu gücü geri alan Allah'tır. Kuran'da müminlerin bu güzel özellikleri pek çok ayette vurgulanmakta, ancak sabrı verenin Allah olduğu belirtilmektedir. Örneğin Bakara Suresi'nde Talut'un ordusunun savaş sırasında sabrı Allah'tan diledikleri bildirilir:

Onlar, Calut ve ordusuna karşı meydana (savaşa) çıktıklarında, dediler ki: "Rabbimiz, üzeri- mize sabır yağdır, adımlarımızı sabit kıl (kaydırma) ve kafirler topluluğuna karşı bize yardım et." (Bakara Suresi, 250)

Kehf Suresi'nin 76. ayetinde ise Hz. Musa'nın, meydana gelen bu durumdan Hz. Hızır'ın rahatsızlık duyduğunun farkında olduğu anlaşılmaktadır. Hz. Hızır'ın yaptığı hatırlatmalara ve sabır gösteremeyeceği yönünde kesinlik arz eden konuşmalarına rağmen, Hz. Musa sabır göstereceğini ifade etmiş, ancak iki olaydan sonra bir çözüm yolu bulmaya karar vermiştir. Bunun için de Hz. Hızır'ın bu eğitimden vazgeçmemesine yönelik yeni bir ikna üslubu kullanmıştır.

Hz. Musa'nın isteği, Hz. Hızır'a güvence ve garanti vererek bu dersten vazgeçmesini engellemektir. Hz. Musa eğitimin olabildiğince devam etmesini ve Hz. Hızır gibi özel ilim verilmiş kutlu bir kuldan mümkün olduğu kadar istifade edebilmeyi istemektedir. Bunun için de ikna edici bir şart koşmayı çözüm yolu olarak bulmuştur.

(Yine) Böylece ikisi yola koyuldu. Nihayet bir kasabaya gelip yemek istediler, fakat (kasaba halkı) onları konuklamaktan kaçındı. Onda (kasabada) yıkılmaya yüz tutmuş bir duvar buldular, hemen onu inşa etti. (Musa) Dedi ki: "Eğer isteseydin gerçekten buna karşılık bir ücret alabilirdin." (Kehf Suresi, 77)

Yollarına devam eden Hz. Musa ve Hz. Hızır, girdikleri kasabada güzellikle karşılanmamışlardır. Bu karşılamadan, yaptıkları yolculuğun çok zorlu bir yolculuk olduğu anlaşılmaktadır. Çünkü kasaba halkı onları konuklamaktan, hatta onlara yemek vermekten dahi kaçınmıştır.

Bu ayette Allah, doğruyu ve faydalı ilmi bulmak için her türlü zorluğa talip olunmasının makbuliyetine işaret etmektedir. (Allahu Alem) Hz. Musa da, Hz. Hızır ile birlikte olabilmek, onun ilminden istifade edebilmek ve öğütlerinden faydalanabilmek için her türlü zorluğa razıdır. Bu tüm inananlar için de bir öğüt niteliğindedir. Müslümanlar da benzer bir durumla karşılaştıklarında aynı kararlılığı ve güzel ahlakı göstermelidirler.

Ayette ayrıca Hz. Hızır'ın son derece yetenekli, maharetli ve süratli bir kimse olduğuna işaret edilmektedir. Bu, hem daha önce gemiyi içindekilere hiç sezdirmeden tahrip edebilmesinden, hem de duvarı inşa ederken yaptığı işin hızından ve dayanıklılığından anlaşılmaktadır. Allah Kuran'da "hemen onu inşa etti" diye bildirerek bu hıza ve tecrübeye işaret etmiştir. Ayrıca Hz. Hızır, gemiyi delerken de çok büyük bir hüner göstermiştir. Gemiyi tahrip etmemiş, sadece birkaç küçük hasarla, karşı tarafın beğenmeyeceği bir hale getirmiştir. Buradan Hz. Hızır'ın duvarın ve geminin yapıldığı malzemeye tam bir hakimiyeti olduğu anlaşılmaktadır.

Ayetin devamında Hz. Musa üçüncü ve son kez Hz. Hızır'a bir soru sormaktadır. Oysa Hz. Hızır ücret alıp almaması gerektiğini zaten Allah'ın kendisine verdiği ilimle gayet iyi bilmektedir.

Bir kişinin yaptığı iş karşılığında ücret alması zarureti yoktur. Bazı durumlarda ücret alınırken, bazılarında alınmayabilir. Bu, duruma ve koşullara göre değişebilir. Mümin tüm yaptıklarını sırf Allah rızası için yapar. Yaptığı herhangi bir iş ücretli olabildiği gibi ücretsiz de olabilir. Ücretli olduğunda da alınan para yine sadece Allah rızası için kullanılır.

Dedi ki: "İşte bu, benimle senin aranda ayrılma (zamanı)mız. Sana, üzerinde sabır göstermeye güç yetiremeyeceğin bir yorumu haber vereceğim. (Kehf Suresi, 78)

Hz. Musa'nın sorduğu bu son soru, aralarında ayrılma vaktinin geldiğinin de bir işareti niteliğindedir. Zaten ayrılma gerekçesini Allah Hz. Musa'ya söyletmiş, tek bir kez daha soru sorarsa ayrılacaklarına dair kendisi söz vermiştir. Gerekçeyi ise Hz. Hızır açıklamıştır.
Bu ayette, Hz. Hızır'ın, Hz. Musa'ya "yorumu yapılmadığı için sabredemedin" diyerek öğütle açıklamada bulunacağı bildirilmektedir. Bu sözleriyle, tüm bunların, hikmetleri açıklanırsa sabredebilecek şeyler olduğunu ifade etmiştir.

Hz. Hızır ve Hz. Musa'nın yol boyunca yaşadıkları, ikisinin de kaderinde belirlenmiş ve Allah Katında yazılmıştır. Bunların hiçbir şekilde farklı yaşanması ihtimali yoktur. İkisinin ayrılma anı da, tıpkı birleşme anı ve birleşme yeri gibi, Allah Katında bellidir. Allah ikisinin de kaderlerinde bu anları sonsuz evvelde belirlemiştir.

"Gemi, denizde çalışan yoksullarındı, onu kusurlu yapmak istedim, (çünkü) ilerilerinde, her gemiyi zorbalıkla ele geçiren bir kral vardı." (Kehf Suresi, 79)

Bu ayette görüldüğü gibi, ayrılma kararını belirledikten sonra Hz. Hızır olayların hayır ve hikmetlerini birer birer açıklamaya başlar. Birinci olayda Hz. Hızır bir gemiyi delmiştir. Ancak bu gemiyi delmesinin çok önemli birkaç nedeni vardır.

Hz. Hızır'ın bu davranışının hikmetlerini açıklamadan önce, onun merhametli karakteri üzerinde durmak gerekir. Hz. Hızır hemen yoksulların yardımına koşmuş, onların sıkıntı içine düşmelerini, zorba kimselerden zulüm görmelerini engellemek istemiştir. Bu hareketi, onun yoksul ve ihtiyaç içinde olanlara karşı duyduğu muhabbeti, şefkatli ve merhametli karakterini ortaya koymaktadır.
Allah'ın üstün ilme sahip kullarından biri olan Hz. Hızır da tüm elçiler gibi şefkatli ve merhametli, Allah'ın Katından rahmet verdiği bir insandır. O nedenle de yoksulluk ve ihtiyaç içinde olan bu insanlara yardım etmek için hemen gemilerinde bir delik açmış, böylece gemiyi eksik ve kusurlu göstererek zalimlerin el koymasından kurtarmıştır.

Hz. Hızır'ın gemiyi delişinde de çok büyük bir akıl, feraset, basiret ve ileri görüşlülük hemen dikkati çekmektedir. Çünkü gemiyi makul ölçülerde, tekrar tamir edildiğinde kolayca kullanılabilecek şekilde tahrip etmiştir. Böylece gemiyi gören kişi kusurlu zannedecek ve el koymaktan vazgeçecektir. Ancak gemi sahipleri zorba kişilerin mallarını gasp etme tehlikesi ortadan kalktıktan sonra gemiyi kolaylıkla yeniden tamir edip, kullanabilecek hale getireceklerdir.

Ayette işaret edilen bir diğer önemli konu ise, yoksul halkın bulunduğu bölgede zorba bir rejim olmasıdır. Yapılan uygulamalardan anlaşıldığı kadarıyla, bu, bir dikta rejimi olabilir. Bu bölgedeki despot yönetim, iman edenlerin mallarını bir gerekçe göstermeden gasp ediyor olabilir. Bu nedenle de müminler zorluk içinde yaşıyor ve bu durumdan bir çıkış yolu bulmakta zorlanıyor olabilirler. (Allahu Alem)

İnsanların mallarının bu şekilde gerekçe gösterilmeden gasp edilmesi, eski dönemlerdeki despot derebeylik veya monarşilerde veya çağımızdaki faşist ve komünist rejimlerde sıkça görülen bir uygulamadır. Söz konusu totaliter yönetimler, savunmasız halkların mallarına el koyarak, onları açlık ve yokluk içinde bırakmışlardır. Bu örnek zorba yönetim anlayışının tarihin en eski dönemlerinden beri gelen bir düşünce olduğunun da bir delilidir.

"Çocuğa gelince, onun anne ve babası mü'min kimselerdi. Bundan dolayı, onun kendilerine azgınlık ve inkar zorunu kullanmasından endişe edip-korktuk." (Kehf Suresi, 80)

Ayette çocuğun ailesinin mümin kimseler olduğu bildirilmektedir. Bu bilgi ile, o devirde de hak dinin olduğuna işaret edilmektedir.
Hz. Hızır'ın çocuğun canını almasıyla ilgili ayetleri açıklarken, üzerinde durulması gereken bir diğer konu ise çocuğun ölümünün Allah'ın bir takdiri olduğudur. Allah, o çocuğun ölümünü kaderinde yer ve zaman olarak yazmıştır. Allah "Sizi çamurdan yaratan, sonra bir ecel belirleyen O'dur. Adı konulmuş ecel, O'nun Katındadır..." (Enam Suresi, 2) ayetiyle insanlara bu gerçeği hatırlatmaktadır. Kuran'da bildirildiği gibi her insanın canını melekler alır. Allah, Enfal Suresi'nde bu gerçeği şu şekilde bildirir:

Melekleri, onların yüzlerine ve arkalarına vurarak: "Yakıcı azabı tadın" diye o inkar edenlerin canlarını alırken görmelisin. (Enfal Suresi, 50)

Ancak meleklerin canı alması da bir sebeptir, gerçekte ise canı alan ancak Allah'tır.

Allah bu çocuğun canının alınmasını Hz. Hızır'ın eliyle takdir etmiştir. Ancak Hz. Hızır olmayıp, başka biri de bu ölüme vesile olabilirdi. Bir kaza sonucu, kalbinin durması nedeniyle ya da düşüp başını yaralayarak bir anda hayatını yitirebilirdi. Allah'ın "... Onların ecelleri gelince ne bir saat ertelenebilirler, ne de öne alınabilirler" (Nahl Suresi, 61) ayetiyle bildirdiği gibi, bir kişinin eceli geldiği zaman, bu tarihi kimsenin engellemesi ya da öne alması mümkün değildir. Ayrıca bu olayda Allah, ölüm meleklerini görünmeyen sebep kılmış, görünen yüzünde ise, Hz. Hızır'ı çocuğun canını alıyor gibi göstermiştir. Gerçekte ise Hz. Hızır vahiyle hareket eden bir kuldur ve Allah'ın emrinin dışına kesinlikle çıkamaz. Allah dilemedikçe, kendi iradesiyle birşey yapması mümkün değildir. Allah bu çocuğun canını almak için onu vesile kılmıştır.

Hz. Hızır ise ileride iman etmeyeceğine dair kesin bilgiye sahip olduğu bir çocuğu, Allah'ın emriyle öldürmektedir. O çocuğun hem ailesine ve çevresine zulmetmesini engellemek, hem de günahlara boğulmasına mani olmak istemektedir. Bunun için Allah’ın izniyle önceden tedbir almaktadır.

Böylece, onlara Rablerinin ondan temiz olmak bakımından daha hayırlısı, merhamet bakımından da daha yakın olanını vermesini diledik." (Kehf Suresi, 81)

İnsanların büyük bir bölümü ölüm, yakınlarını kaybetme gibi olayların hayır ve hikmet yönünü görmekte zorlanırlar. Oysa dünya üzerinde gerçekleşen her olayda olduğu gibi, ölümde de çok büyük hikmetler ve hayırlar gizlidir. Bu hikmetlerden biri ayette "Allah'ın daha güzelini ve daha temizini vermek" istediği şeklinde bildirilmektedir.

"Duvar ise, şehirde iki öksüz çocuğundu, altında onlara ait bir define vardı; babaları salih biriydi. Rabbin diledi ki, onlar erginlik çağına erişsinler ve kendi definelerini çıkarsınlar; (bu,) Rabbinden bir rahmettir. Bunları ben, kendi işim (özel görüşüm) olarak yapmadım. İşte, senin sabır göstermeye güç yetiremediğin şeylerin yorumu." (Kehf Suresi, 82)

Hz. Hızır'ın açıkladığı son hikmet ise öksüz çocuklara ait olan duvarı inşa etmesi ile ilgilidir.

Bu ayette salih müminlere ait öksüz ve yetim çocukların korunmalarına dikkat çekilmektedir. Allah yetimler hakkında Bakara Suresi'nde şu şekilde buyurmaktadır:

... Ve sana yetimleri sorarlar. De ki: "Onları ıslah etmek (yararlı kılmak) hayırlıdır. Eğer onları aranıza katarsanız, artık onlar sizin kardeşlerinizdir. Allah bozgun (fesad) çıkaranı ıslah ediciden bilir (ayırt eder). Eğer Allah dileseydi size güçlük çıkarırdı. Şüphesiz Allah güçlü ve üstün olandır, hüküm ve hikmet sahibidir." (Bakara Suresi, 220)

Ayette de bildirildiği gibi iman edenler yetimlerin hakkını korumada, onların ahlakını güzelleştirmede azami titizlik gösterirler. Bu onların güzel ahlaklarının, Allah'ın emir ve tavsiyelerini uygulamadaki titizliklerinin bir sonucudur. Müslümanlar, "... Hayır olarak infak edeceğiniz şey, anne-babaya, yakınlara, yetimlere, yoksullara ve yolda kalmışadır. Hayır olarak her ne yaparsanız, Allah onu şüphesiz bilir" (Bakara Suresi, 215) ayetinde bildirildiği gibi yetimlere infakta bulunurlar. "Kendileri, ona duydukları sevgiye rağmen yemeği, yoksula, yetime ve esire yedirirler" (İnsan Suresi, ayetinde ise kendileri ihtiyaç içinde bulunsalar bile, öncelikle onları koruyup kolladıkları bildirilmiştir.

Hz. Hızır da İslam ahlakının bir gereği olarak yetim çocukların geleceğini düşünmekte ve onlar için çok önemli bir yatırım yapmaktadır. Eğer Hz. Hızır duvarı tamir etmeseydi, duvar yıkılıp yetim çocukların babalarına ait hazine ortaya çıkacak, çocukların malları da zalim kimseler tarafından yağmalanacaktı. İşte bu nedenle Hz. Hızır hazine için, çocuklar ergenliğe erişinceye kadar korunup, gizlenebilecek sağlam bir yer yapmış, onların gelecekleri için önemli bir tedbir almıştır.

Hz. Hızır'ın yoksullara ve yetimlere gösterdiği bu şefkat ve merhamet daha önce de vurguladığımız gibi, Allah'ın Rahim (sonsuz merhamet sahibi) sıfatının bir tecellisidir. Hz. Hızır'ın bu duvarı sağlam inşa etmesi ile, çocukların mallarını korumak için güçlü bir tedbir almanın önemine işaret edilmektedir. Hz. Hızır Allah'a tevekkül etmiş ve bu nedenle de çocuklar için çok sağlam, Allah Katında belirlenmiş zamana kadar zarar görmeyecek, muhkem bir duvar inşa etmiştir.

Ayrıca bir duvarın yıkılması başta oradan geçen insanlar olmak üzere çevresindeki bitkilere, yakınlarında olan hayvanlara çok büyük zarar verip, ölüm ya da yaralanmalara neden olabilir. Bu ayette de yıkık duvarların tekrar inşa edilirken sağlam yapılmaları gerektiğine işaret ediliyor olabilir. (Allahu Alem)

Ayette ayrıca Hz. Hızır'ın "Bunları ben, kendi işim (özel görüşüm) olarak yapmadım" dediği de bildirilmektedir. Bu, daha önce de vurguladığımız gibi, Hz. Hızır'ın herşeyi yapanın Allah olduğunu, herşeyin kaderde olup bittiğini bildiğini gösteren bir konuşmadır. Hz. Hızır hiçbir kararı kendi dilemesiyle vermediğini en güzel şekilde ifade etmektedir.

Görüldüğü gibi Hz. Musa, Hz. Hızır ile buluşmasında Allah'ın izniyle çok önemli ve hikmetli bir eğitim almış, Hz. Hızır'ın Rabbimiz'in dilemesiyle bazı gayb bilgilerine sahip özel bir insan olduğuna şahitlik etmiştir. Hadislerde yer alan bilgilere, İslam alimlerinin çeşitli açıklamalarına ve İslam tarihi kaynaklarına göre, Hz. Hızır dönem dönem peygamberlere ve Allah'ın salih kullarına yardımcı ve destekçi olmaktadır.

Sonuç

Rabbimiz'in, "... Allah'ın size verdiği nimeti ve size öğüt olarak indirdiği Kitab'ı ve hikmeti anın..." (Bakara Suresi, 231) ayetiyle bildirdiği hükmü gereği bu yazıda Hz. Musa ve Hz. Hızır kıssasının bazı hikmetleri üzerinde durulmuştur. Ayetlerde bildirilen bu hikmetleri anlamaya ve her an yaşamaya çalışmak, aynı zamanda insanlara da anlatmak, tüm Müslümanlar için bir sorumluluktur. Allah Kuran'da şu şekilde buyurmaktadır:

Andolsun, onların kıssalarında temiz akıl sahipleri için ibretler vardır. (Bu Kur'an) düzüp uydurulacak bir söz değildir, ancak kendinden öncekilerin doğrulayıcısı, herşeyin 'çeşitli biçimlerde açıklaması' ve iman edecek bir topluluk için bir hidayet ve rahmettir. (Yusuf Suresi, 111)

*Önemli Not*
HZ. HIZIR HALK ARASINDA

Hızır Aleyhisselam, İslam alimlerinin büyük çoğunluğunun görüşlerine göre peygamber olması kuvvetle muhtemel olan, hikmet ve ilim sahibi mübarek bir şahıstır. "İlm-i ledün" ilmine sahiptir. "İlm-i ledün", bir başka ifadeyle "ilm-i batın", Allah’ın seçtiği kişilere vermiş olduğu özel bir ilimdir. Bu ilme sahip kişiler de, Allah’ın verdiği ilham ile gaybın bilgisine sahip olan özel kişilerdir. Rabbimiz'in takdir ettiği kadarıyla, olayların gidişatını ve gelecekteki sonuçlarını önceden bilir, buna göre hareket ederler.

Kehf Suresi'nin 65. ayetinde "Katımızdan kendisine bir rahmet verdiğimiz ve tarafımızdan kendisine bir ilim öğrettiğimiz kullarımızdan bir kul..." şeklinde bildirilen kişinin Hz. Hızır olduğu konusunda tüm Ehl-i Sünnet alimleri hemfikirdir. Kuran-ı Kerim'de Hz. Musa'nın Hz. Hızır ile buluştuğu, kendisiyle beraber bir yolculuğa çıktığı, Rabbimiz'in Hz. Hızır'a vahyettiği ilimden faydalanmak istediği bildirilmiştir.

Hz. Hızır'ın, Hz. Musa ile olan yolculuğu dışında hadis-i şeriflerde de Hz. Hızır hakkında aktarılmış pek çok sahih (sağlam, güvenilir) bilgi bulunmaktadır. İslam tarihi boyunca Hz. Hızır ile ilgili en çok tartışılan konulardan biri, Hz. Hızır'ın hayatta olup olmadığıdır. Hadislerde yer alan bilgilere ve büyük İslam alimlerinin yorumlarına göre Hz. Hızır hayattadır.

Hz. Hızır'ın hayatta olduğunu ifade eden büyük müçtehid ve hadis alimleri arasında;

• Ünlü hadis alimi, Şehylülislam Takıyuddin Ebu Ömer İbn-üs Salah,

• Büyük hadis hafızı, İbn-i Hacer Askalani,

• Büyük hadis alimi, Kamil El-Hafız Ebu Cafer Tahavi,

• Ünlü hadis, tefsir ve fıkıh alimi ve hafızı, İmam Celalledin Suyuti,

• İmam Rabbani,
• Büyük tefsir alimi, İbn-i Kesir,

• Ruhu'l Beyan Tefsiri yazarı, İsmail Hakkı Bursevi,

• Ünlü İslam alimi, Bediüzzaman Said Nursi

gibi büyük şahıslar bulunmaktadır.

Örneğin İbn-i Kesir, Hz. Hızır'ın hayatta olduğunu şu şekilde ifade etmektedir:

Hızır (a.s)'ın şimdi de hayatta olduğu hakkında cumhurun (alimlerin çoğunluğunun) ittifakı vardır. Bu davaya da vaki olmuş (gerçekleşmiş) birçok haber ve rivayet ve hadiseleri naklederek şahid göstermişlerdir. (El-Bidaye Ve-n Nihaye, 1/328)




Abdurrahman Dilipak
Hızır Bey`i nasıl bilirsiniz?

`Simon Dağı` neresidir desem ne dersiniz? `Musa Dağı` neresi ya da Hızır Bey kimdir? Hızır Reis değil, `Hızır Bey`. Ya da hadi halk deyimi idi `Hıdır`. Hani`Hıdırellez` var ya, onun asıl doğru söylenişi `Hızır İlyas` Hızır ve İlyas Peygamber`in buluşmasını anlatır. Hızır Bey kim? Ben de bilmiyordum, Öğrendim.. Hızır Bey bir mekan adı. Samandağı`ndaki Hz. Musa ile Hz. Hızır`ın buluştuktan sonra Musa Dağı diye anılan dağda bir pınarbaşında, rivayete göre Hz. Musa`nın yere saplayıp sonra unuttuğu, o asanın daha sonra yeşerip dal verip çınar ağacı olduğu yerin adı.. Çınarın dibindeki pınardan hala su akar. Hemen az ileride, 4-5 metre ötede Mustafa Kemal`n büstünü görürsünüz. Çınar dedimse, dev bir çınar, dalları 1,5 dönümlük bir alanı kaplıyor nerede ise.. Çınarın yanında bir diren var, gönderde Türk Bayrağı çekmişler.. Yanında bir kahve.. Hızır Bey dedikleri ise. Hızır Aleyhisselam.. Sanırsın yerel bir bey!  davetli olarak gittiğim Hatay`da `Hızır Bey`i de ziyaret ettik (?!).. İyi ki Hz. Musa Aleyhisselam`a da Musa bey dememişler.. Bay Hızır da diyebilirler mi? Buna da şükür. Ben önce bir Osmanlı beyi sandım. Aslında bey, paşa, efendi, hacı, hoca demek yasak ama, olsun Hz. Hızır`ı Hızır Bey yapmışlar.. Bir de yanına Atatürk büstü, bu iş tamam.. Samandağı, adını hemen arkasındaki Simon Manastırı`ndan alıyor, aslında o dağın adı da Simon Dağı. Gel zaman-git zaman, ArzRum`u Erzurum yaptığımız, Diyarbekir`i, Diyarbakır, El Aziz`i, Elazığ yaptığımız gibi Simon Dağı`nı da Samandağı yapmışız olmuş bitmiş bu iş. Eski kaynaklarda bu bölgenin adı `Süveydiye` olarak geçiyor.. Daha buna benzer yüzlerce  örnek sıralamak mümkün. Neyse

Hz. Musa (AS)`nın Hızır Aleyhisselam`la gezdikleri dağın adı `Musa Dağı` olarak kalmış.Bilmem biliyor mu idiniz,

Hz. Musa`nın Hızır Aleyhisselam`la karaya çıktığı ilk yerin Samandağı ilçesi olduğunu ve dolaştıkları dağların da Hatay`ın sınırları içinde olduğunu

. Size ilginç birkaç bilgi daha. İsevilere Hıristiyan adı ilk kez burada verildi.
Ve ilk kilise yine Hatay`da yapıldı.. Dünyada ilk sokak aydınlatması burada yapılmış..
Doğunun kraliçesi, Şehirlerin kıraliçesi denen Hatay 11 kez yere batmış.
Lut Gölü`nün kuzey ucunda, Amik Ovası`nın kenarında bulunuyor.. Dünyanın en nadide mozayikleri burada.

Oğuz Han da gelmiş buralara, Büyük İskender de. Hunlar da, Moğollar da, Mesela Timur da!. Evet evet, bildiğimiz Türklerin atalarından Oğuz Han da gelmiş askerleri ile bu topraklara.
. Ben-Hur filmini izleyenler bilir, filmin konusu Hatay`da geçer. Dünyanın en önemli atlı araba yarışlarının yapıldığı Hipodrom buradaydı.
. Belki inanmayacaksınız ama, olimpiyadlara olimpiyad adı da burada verildi ve düzenli olimpiyadlar ilk kez Hatay`da yapılmaya başlandı.
. Sadece İznik Konsülü değil, Hatay Konsülü de var. 341 Hatay Konsülü, İznik Konsülü`nün Ortodoks Hıristiyanlık anlayışının yerine Ariusculuğu benimsemiş.

Hatay`ı Ebu Ubeyde b.Cerrah İslam topraklarına katmış.

Burası Kur`an-ı Kerim`de zikredilen Habib-i Neccar`ın şehri..

Ha! Hz. Ömer devrinde, Anadolu`da ilk cami de burada açılmış..
Hz. İsa`nın havarilerinin de yolu hep Hatay`dan geçmiş.. Barnaba`nın da ayak izleri var burada, Yuhanna`nın da. Aziz Pavlus da. Sırtınızı
dünyadaki ilk kilise olan Sen Pier kilisesine dönerseniz, karşısında Cebrail Aleyhisselam`ın Habib Neccar ve arkadaşlarına zulmeden zalimleri helak ettiği Cebrail Tepesi`ni görürsünüz. Sen Pier, ya da Sen Peter veya Aziz Petrus kilisesi. Aradan bütün bu tarihe tanıklık eden Asi Irmağı akar

. Habib Neccar`ın dostları kim di biliyor musunuz?, Yuhanna (Yahya) ve Pavlus(Yunus) Kur`an-ı Kerim`de sözü edilen 3. kişi; Şemun Sefa(Batris) de Hatay`da Habib Neccar Camii`nin avlusunda yatıyor.
. (Bakınız: Kur`an-ı Kerim: 3/51-52, 36/13-18).Onlara teber, Allah rızası için bir Fatiha! Bir zamanlar şehir surlarla çevrili imiş ve Asi Irmağı üzerinde tarihi köprüler varmış.. Ama hepsini yıkmışız, taşları söküp yakın zamanlarda kışla yapmışız.!? Hatay`da dolaşırken, kendinizi `Zaman tünelinden geçmiş` gibi hissediyorsunuz.. Çevrenizde koşuşturan işportacılar . Daha önce de gittim, ama ilk kez daha yakından görme, tanıma fırsatı buldum.. Hatay`a dair daha yazacak o kadar çok şey var ki.. Nusayriler en yoğun burada yaşıyor mesela. Arap kökenli olan bu halk.. Farklı bir kültür, farklı bir gelenek. Tenasüh inanışının getirdiği farklı bir dünya.. Gizemli(Hafi) bir mezhep.. Dedelik geleneği.. Farklı bir mutfak kültürü.. Birkaç günlük bir seyahat için gittiğim Hatay`da yoğun bir program içinde, sıcak, dostluklar kurduk. Ve İskenderun üzerinden İstanbul`a döndük.. Güneyi-Kuzeyi, Doğusu-Batısı ile dünyayı kıskandıracak kadar zengin bir coğrafyada yaşıyoruz.. Unutmayın, gitmediğiniz yer sizin değildir.. Gidelim ve görelim ve insanlığın bu ortak mirasına sahip çıkalım. Selam ve dua ile.

2005-06-14








Mustafa ÖZCAN
Hızır devlet
Hızır`ın elbette çok boyutları ve sıfatları olmalı. Ama her zaman bir halk sözünde ifade edildiği gibi `Kul sıkışmayınca Hızır yetişmez` sözü doğrultusunda gelir. Hızır`ın gelme şartı kulun sıkışmasıdır.
 
Hızır da çok boyutludur ve çok suretlere girer. Sıfatı akışkan ve değişkendir.

Hızır makamındakiler de bazan Hızır görünürler. Bundan dolayıdır ki, `Her geceyi Kadir, her geleni Hızır bil` demişlerdir.
Hızır`ı küçümsemek, bulduğunda onu kaybetmektir.
Bu yüzden bazan ne aradığını bilemeyenler onu buldukları anda yeniden kaybederler.

O güzel niyettir.

Güzel niyetlerine fesad bulaştıranlar onu yakaladıklarında kaybedenlerdir.

Hızır makamındakiler de Allah`ın görünmeyen askerleridirler
. Bazan rüzgar, ateş, fırtına sel de Hızır makamına
bürünebilir.
Bazan devletler de Hızır makamında olabilir veya görünebilirler.
6 asırlık bir çınar olan Osmanlı da bir Hızır devleti idi. . Benzetmenin ötesinde gerçekleri vardır

. Osmanlı beklenmedik anlarda imdat mevkilerine Hızır gibi yetişmiştir. Tarihte buna dair birçok örnek vardır. Cihan devleti iken cihanın imdadına yetişmiştir. 

Bunlardan birisi Osmanlı`nın İrlanda halkına olan müzaharetidir. Osmanlı Katolik İrlanda halkının beklentilerini hep gerçeğe dönüştürmüştür.
İrlanda`da on yıl kalan ve buradan evlenen bir diplomat çocuğu olan Semih İdiz de İrlandalılar nezdinde Osmanlı`nın bir nevi Hızır olduğuna şahitlik edenlerden. Semih İdiz Milliyet gazetesindeki sütununda
`İrlandalılar Osmanlı`yı neden seviyor?` başlıklı makalesinde tarihin derinliklerinden akıp gelen bu kadim ve taze ilgiyi şöyle izah ediyor:
`Eskiden olduğu gibi, bugün de Türklere sevecen gözle bakıyorlar. Ülkenin prestijli gazetesi İrish Times`ın köşe yazarlarından Paddy Smyth`e bunun nedenlerini sordum. `Eskiden İrlandalılar Osmanlı padişahının kendilerini İngiliz zulmünden kurtaracağına inanırlarmış` dedi. 1800`lü yılların ortasında
İngiltere`nin kötü yönetimi nedeniyle yaşanan ve İrlanda nüfusunun yarıya inmesine neden olan
`Büyük Açlık` sırasında padişahın gönderdiği gıda yardımı da bu beklentiyi iyice körüklemiş.` (Milliyet, 14 Şubat 2006)

Osmanlı en zayıf döneminde;
II. Abdülhamid Han zamanında bile İngiliz boyunduruğu altından kurtulması için İrlandalılara yardım etmiş. Hızır gibi yetişmiş. İrlandalılar da bu cemile ve jestleri unutmamışlar.

Osmanlı`nın kendisine yardımdan aciz olduğu dönemde bile onu Hızır makamında görmüşler.
`Kendisi himmete muhtaç bir dede/ Nerede kaldı gayriye himmet ede?
` dendiği misal Osmanlı da başka bir Hızır`a muhtaç olduğu günlerde dahi kendisi eski alışkanlıkla hep Hızır olarak mütalaa edilmiştir.
Bir misal da Fas`dan.
, İslam içinde Osmanlı`yı öteki olarak gören Faslılar dahi sıkışınca tek kurtuluş çaresi olarak Osmanlı`yı görmüşler ve onu Hızır bellemişler. Manen ona sığınmışlar.
Tihami Vezzani adlı bir Faslı`Ez-Zaviye` adlı bir kitap yazar. Burada Tetvanlı Şuayb adlı bir demircinin
İspanyol işgalcilerle hikayesini ve serencamını anlatır. Hikayenin bir çok boyutu olmakla birlikte bizi ilgilendiren boyutu Osmanlı`nın Hızır devleti olmasıdır. Esbabla bağlarını koparan ve çağında Osmanlı`nın `Hasta adam` olarak nitelendirilmesinden bihaber olan Şuayb, son ümidini yine Osmanlı`ya bağlamıştır. Esbab sükut etmiş ve Fas`ı işgalden kurtaracak sebep namına bir şey kalmamıştır.

Yahya Kemal`in deyimiyle Osmanlı İslamın son ordusudur. Yegane umududur. Cezayirli ustasıyla birlikte Tetvanlı Şuayb Osmanlı`nın Hızır gibi Fas`ın imdadına yetişerek burada şeriatı ve cihadı ikame edeceğine inanır.
(Min tarihi`t tasavvuf el İslami el Mağribi: İşkaliyetü islahi`l fikr`s sufi fi`l karneyn: 18/19, Abdulmecid Sağir, S: 305, Dru`l Afak el Cedide).

Fas`ı ecnebilerin boyunduruğundan yine Hızır makamındaki Osmanlı kurtaracaktır. Osmanlı öldü, ama Hızır`a olan ihtiyaç sürüyor. Allah Hızırsız bırakmasın... 20.02.2006




   
 
 
   
 
 
*** BİR   HIZIR  SEVDALISININ DÜŞÜNCESİ **



27 03 2009

  Hızır MakamI<< Tıkla



Serhat Ahmet Tan




HZ HIZIR VE HZ MUSA
HZ HIZIR VE HZ MUSA
Hızır Makamı

Ben Thomas (Will Smith) herkesin yardımına koşan Hızır misillü, karşılıksız ve hiç bir beklenti içine girmeden, milletin yardımına koştu.

Narnia'yı izlerken " bir sürü kıssa aklına gelen bendenizin Hızır'ı hatırlamaması ayıp olurdu zaten...

Hızır konulu bir senaryo var düşlerimde... Epeydir yazmak istediğim. Ama sadece aklıma fikir geliyor... Fakat içini dolduramıyorum. Çünkü içini doldurmak için dolu olmak gerekiyor. Gerçekten çok boşum...

Senaryomun ana hatları şöyleydi:

1-

Ersin, Hz. Hızır'ı görmeyi çok istiyormuş. Bu isteğini bir bilgeye (arife) açmış. Bilge demiş ki:

"Hızır'ı görmeyi istiyorsan, Hızır gibi, imdada yetişmelisin. İnsanlara hatta hayvanlara bile yardım etmelisin. Sonunda sende yardıma muhtaç olduğun bir anda, Hızır'ı göreceksin"

Ersin, insanlara yardım etmiş. Hem de çok...

Kan duyurularına cevap verebilmek için ihtiyacı olduğu halde, ilaç kullanmamış. Pazardan aldıklarını dağıtır, kendisi pazar artıklarını toplarmış.

Çok mu garip geldi bu son dediğim?

Tasavvufun altın çağlarında bu tür hikayeler o kadar çoktu ki...

Mesela,

İbrahim Ethemlerin, Fudayl İyazların, Cüneyt Bağdadilerin yaşadığı çağda, Bayezid-i Bistami "bu asrın kutbu (bir numarası) kim?" diye merak eder dururmuş. Sonunda Allah, ilham vermiş: "Kutub, Basra'daki Demirci Ebu Hafs'dır".

Bistami, Basra'ya gitmiş. Ebu Hafs'ı görmüş. Hiç okumamış, cahil, ama kara değil, ak cahillerden...

Demirci, demirin kızgın tarafını tutarken, Bistami selam vermiş.

- Selamlar
- Selam
- Demirin kızgın tarafını tuttuğunun farkında mısın?
- Hiç farkında değilim. (demiri hemen bırakır. çünkü farkına vardığı an, eli yanmıştır)
- Neden?
- Dalmışım.
- Niçin?
- Cehennem'i düşünüyorum. Allah, kullarını yakacağına keşke beni yaksa da, hiç bir kimse, Cehennem'e gitmese.

Bistami, Demirci'nin neden kutup olduğunu anlar: "kendisini düşünen bir derviş değil."

İşte bu Demirci, demirden kazandığını dağıtır, akşam da çeşme başına gider, kadınların çeşmede yıkadıklarından arta kalanlarını yermiş...

Hatta bu Demirci, Melamiliğin, Kalenderiliğin hatta ve hatta Mevleviliğin üstadı sayılıyor...

Tarihimizde bu tür örnekler yüzlerce.

Örneklerimizden yola çıkarak bir asri (çağdaş) Hızır hikayesi yazmak istedim böyle... Ama yazamadım.

Neyse, hikayemin sonu şöyle bitecekti.

Ersin, Hızır'ı asla göremeyecekti. Fakat sonunda kendisinin Hızırlaştığını, Hızır olduğunu anlayacaktı.

Zaten bir çok menkibeye göre, Hızır sanılanların çoğu, Hızır Makamı'na ermişlermiş.





Prof.Dr.Haluk NURBAKİ Hocamın

Hızırla ilgili  Anısı.





"HER GECEYİ KADİR BİL; HER GÖRDÜĞ
ÜNÜ HIZIR BİL..."



 Afyon'da Hüseyin isminde "Helva Yiyen" namıvla meşhur olmuş tam manasıyla meczup biri yaşardı.

       Sabahtan akşama kadar sokaklarda dolaşır kimse ne konuştuğunu anlamazdı. Yalnız halk Helva Yiyen'in. bir mana tarafının olduğunu bilirdi. Onun saçma gibi gelen cümlelerinin dahi üzerinde dururlardı. Helva Yiyen gecelerini Afyon'daki nöbetçi eczanelerde geçirirdi. Çünkü Afyon çok soğuk olurdu, geceleri de yegane sıcak yer eczanelerdi.

        Benim de tanışmam ecza ne sohbetleriyle başladı. Ben gece ilaç almaya gidince bakııyorum Hüseyin. dostluğumuz biraz derinden gitti ve pek gönülden sevdik birbirimizi.

      Öyle olmuştur ki ben hastaya giderken "Telaş etme hastan nasıl olsa kurtulur." derdi. Bazen de "Boşuna ; gidiyorsun doktor, kendini hazırla." derdi. Bu söylediklerinin hiçbir tanesi de sekmemiştir. Bunları dostluğumuz itibarı ile zenı yabancı saymadığı için söylerdi. Başka birisi bir şey sorduğu zaman mümkün değil söylemezdi.

        Bir gün çok emek verdiğim bir çocuk hastama gidiyordum. Öleceğini de hiç ummuyordum. Babası ateşi çıkar çıkmaz koşup gelmişti bana. O zaman da penisilin yeni çıkmıştı. Ben telaşla eczaneden penisilin alıp giderken "Telaşın boşuna doktor, çocuk gitti." dedi. Eve faytonla yaklaştığım zaman feryat figanı duyunca çocuğun gittiğini anladım. Çok üzülmüştüm.


       Bu Helva Yiyen'in hususiyeti, gündüzleri çocuklar bunu kovalar, taşlarlardı. Kızdırmak için de "Helva Yiyen" diye bağırırlardı. Helva Yiyen ismi oradan kalmıştır. Helva Yiyen kızdıkça söver, çocuklar da büsbütün üzerine varır taşlarlardı.


      Dostluğumuzun derinleşmesine sığınarak bir gün dedim ki "Hüseyin, bu dervişlikten başka iş yok mu? Sabahtan akşama kadar kendini taşlatıyorsun?" "Eh bunu da artık sen çöz. Bu yaptığım, yapılabilecek şeylerin en güzeli, çok güzel bir şey." dedi. Emin olun çözemedim.


          Daha sonra, zaman içerisinde Helva Yiyen dünyasını değiştirdikten çok sonra anladım. Helva Yiyen Taif'te çocukların Peygamber Efendimiz!! (sav) taşlaması sünnetini yapıyordu. Çocukların attığı taşları kendi vücudunda hissederek sünnet-i Muhammedı'yi yerine getiriyordu.


 

         Böyle müthiş bir mana ehliydi Helva Yiyen. Efendimiz'e (sav) karşı olan sevgisi, Efendimiz'e (sav) karşı olan aşkı "madem o taşlanmıştır, ben de taşlanacağım" diye böyle maceralı bir dervişliği seçmişti.

 (Onkolog Doktor Haluk  Nurbaki)







Sonraki resim için tıklayın >>



Dünyanın en kalabalık ülkesinde gerçekleşen bir inşaat kazasında mucize bir kurtuluş yaşandı. 43 yaşındaki marangoz Lui Jian, Sichuan bölgesinde çalıştığı inşaatta dengesini kaybedince bir demirin üzerine düştü.

Sonraki resim için tıklayın >>

Boynunun hemen altından giren demir çubuk, omuriliğinin altından geçti ve iç organlarına zarar vermeden karaciğerinin altından dışarı çıktı. Hemen hastaneye kaldırılan adam mucize eseri kurtarıldı.





BOZATLI HIZIR


Elaman Mürvet huzura geldik
Yardım eyle bize bozatlı Hızır
Yüz sürüp yerlere yardım diledik
Yetiş yardım eyle bozatlı Hızır

Toplanmış canlar dua ediyor
Hızır gelir diye herkes bekliyor
Çağıran kişiye yardım ediyor
Yetiş yardım eyle bozatlı Hızır

Mümin olan yüzün hep Hakka döner
İrfan meydanında kaynayıp pişer
Diz çökmüş önünde affını diler
Yetiş yardım eyle bozatlı Hızır

Seni seven canlar elini açmış
Hızır günü diye duaya durmuş
Nebilik velilik tek sana gelmiş
Yetiş yardım eyle bozatlı Hızır

Mümin ikrarına sadık olunca
Kusurunu ele alıp gelince
Ağlayıp sızlayıp af dileyince
Yetiş yardım eyle bozatlı Hızır

Kemter derviş diler özüne himmet
Mahrum etme beni eyle mürüvet
Evliya embiyanın yüzü suyu Mürüvvet
Yetiş yardım eyle bozatlı Hızır



BOZATLI HIZIR



Umutsuzların umudu

Yetiş ya Bozatlı Hızır

Gaip erenlerin adı

Yetiş ya Bozatlı Hızır



Bereketi veren sensin

Ağları güldüren sensin

Menzile erdiren sensin

Yetiş ya Bozatlı Hızır



Yolcuya yolunu açan

Dertlilere derman saçan

Günahtan kusurdan geçen

Yetiş ya Bozatlı Hızır



Açları doyurucusun

Kavgayı ayırıcısın

Haklıyı kayırıcısın

Yetiş ya Bozatlı Hızır



Haksın ve hakkın varlığı

Aydınlat bu karanlığı

Zalime göster darlığı

Yetiş ya Bozatlı Hızır



İSYANİ gönül katında

Hem derviş hem pir zatında

Hem zahirde hem batında

Yetiş ya Bozatlı Hızır







Yetiş Medet yetiş Bozatlı Hızır

Üç gün imiş şu dùnyanin sefası
Bağrıma sokuldu hicran piltesi
Niçin bilmem maşuk meyil çilesi
Yetiş Medet yetiş Bozatlı Hızır

Gene daldım dostum gözler yaşına
Gurbetin cilvesi yağdı başıma
Firkatin yùzù sùrùldù yùzùme
Yetiş Medet yetiş Bozatlı Hızır

Acem dağa gitmiş padişah sultan
Adavet şerbeti içmiş mehriban
Yùrù bre bitti kervan dondù devran
Yetiş Medet yetiş Bozatlı Hızır

Imani’yem tükenmez mihnet halı
Gônlùmde bir güzelin zùlfù teli
Maðribde eser mi dostların yeli
Yetiş Medet yetiş Bozatlı Hızır.
Hüseyin ÖZVEREN





GHAMEDİ AYET EL KÜRSİ<<<TIKLA






 

 
 

 
  *** SİZİ KUTLUYORUZ *** BUGÜN 1176544 ziyaretçi (2595041 klik) MİSAFİRİMİZ OLDUNUZ ***  
 
haberler haberler


Google Arama
Sitemde Arama
Yaşam ve İnsanlar

İstanbul Servisleri Neden Pahalı ? burakesc
Namaz Kılan Minik ile burakesc
GİMDES Helal Gıda Ramazan Buluşması burakesc
Bu web sitesi Łcretsiz olarak Bedava-Sitem.com ile oluşturulmuştur. Siz de kendi web sitenizi kurmak ister misiniz?
‹cretsiz kaydol