Create Your Own Countdown

Google

   
  *** İYİLİK İİN KOŞANLARIN YERİ***
  Şakirin Camii
 
 
Mimari 18/05/09
Yaklaşık 3 ay önce önünden geçerken normal camilere göre farklı mimarisi ile dikkatimi çeken Şakirin Camii yakın zamanda Başbakanın eşi Emine Erdoğan ve Diyanet işleri Başkanı tarafından açıldı.
Cami açılmadan dünya çapında bir çok yazılı ve görsel medyaya konu oldu. Bu kadar çok ilgi görmesinin sebebi ise iç mimari ve dekorasyonunu dünya çapında bir çok başarısı olan Zeynep Fadıllıoğlu tarafından yapılmasıydı. BBC’ye bile gökyüzüne bayan eli değdi başlığıyla konu oldu. Dünyada bir ilk olduğu için büyük önem taşıyor.
Fakat nerdeyse her yerde caminin tümünü mimarisi vs. Zeynep Fadıllıoğlu yapmış gibi bir yanlış anlaşılma var. Zeynep Fadıllıoğlu sadece iç tasarımını yapmış Camilerin mimarlarıyla anıldığını göz önüne alırsa Şakirin camiinin mimarı Hüsrev Tayla.
Şakirin Camii
Emine Erdoğan konuşmasında
Caminin her köşesinin muhteşem bir şekilde işlendiğini, her bir noktasına, her bir zerresine, el emeği göz nuru döküldüğünü belirten Erdoğan, ”Şatafata kaçılmamış, abartılmamış. İslam estetiğinden Selçuklu sanatına, Osmanlı kültüründen Cumhuriyet ve çağdaş sanatlara kadar her motif, her dekor ince bir zeka ile nakşedilmiş. Görenleri hayran bırakan, iç huzuru veren manevi dünyamızı dış dünya ile bütünleştiren bu muazzam esere emeği geçen herkesi gerçekten kutluyorum” dedi.
İstanbul’un en modern camisi diye lanse edilen Şakirin camisi sade ve estetik yapısı ile dikkat çekiyor.
Cami’nin Özellikleri
Üsküdar Karacaahmet Mezarlığı’nın girişinde yer alan ve 10 bin metrekarelik bir alana inşa edilen Şakirin Camisi’nin kapalı ve açık otoparkı bulunuyor. Caminin içerisi, 500 kişilik bir cemaat alabilecek kapasitede yapıldı.
Caminin projesi mimar Hüsrev Tayla tarafından hazırlandı. Caminin iç dekorasyon ve tasarımı Zeynep Fadıllıoğlu tarafından yapıldı. Yazıları ise hattat imam Hüseyin Kutlu tarafından tasarlanıp yazılarak kalemkar Semih İrteş tarafından uygulandı.
Arapça ”müteşekkir” anlamına gelen Şakirin Camisi, yaklaşık 4 yılda tamamlandı. Dekorasyonunda Kayseri taşı, bronz-ahşap gibi malzemeler kullanılarak, sade, modern ve estetik bir ibadethane olarak tasarlandı.
35 metre yüksekliğinde 2 tane minaresi olan caminin kapalı ibadethanesinin üzerindeki kubbesi, alüminyum kompozit olarak seçildi. Kubbenin bina yüzeyleri metal döküm olarak yapıldı. Mihrap ve minber dokusu Selçuklu mimarisinden alındı, yaprak motifleriyle hat sanatı gibi çalışıldı.
Şakirin Camii’nin mimarları
Mimarî proje tasarımı Hüsrev Tayla, mimari proje çizimi Mim Yapı AŞ, iç mimari proje Zeynep Fadıllıoğlu, hattat Hüseyin Kutlu, nakkaş Semih İrteş, mihrap ve minber tasarımcı ressam Prof. Dr. Tayfun Erdoğmuş, cam uygulama-avize-bronz kapı uygulaması Orhan Koçan, taş işleri uygulaması Kadir Akorak, alüminyum Selçuk dökme uygulaması Kaya Kalaycı, avize uygulaması Nahide Büyükkaymakçı, şadırvan tasarımı ve imalatı William Pye, ışık tasarımı Arnold Chan, halı Haskul Halı.
Şakirin Cami
Şakirin Camii
 



Cami minaresinde devrim  
Tasarımcı Zeynep Fadıllıoğlu'nun dekore ettiği Karacaahmet'teki Şakirin Camii'nin açılmasına çok az kaldı. Dünya basını başta olmak üzere herkes Fadıllıoğlu'nun peşinde.
 
 

Bir Doğu ülkesinde nasıl olup da bir kadının cami tasarladığı merak konusu. İki yıldır sürekli 'Karşılaştığınız en büyük engel ne?' sorusunu cevapladığını söyleyen Fadıllıoğlu, cami tasarlamanın dayanılmaz tuhaflığını (!) ve Şakirin Camii'nin özelliklerini ilk kez Zaman'a anlattı.

 

 
Tasarımcı Zeynep Fadıllıoğlu: Cami tasarımına kadın eli değdi

Zeynep Fadıllıoğlu, dünyaca ünlü bir tasarımcı. Uluslararası alanda aldığı ödüllerle tanınıyor. Ancak ne dünya basını, ne de ülkemiz medyası, kendisine son iki yıldır gösterdiği ilgiyi daha önce göstermedi. Çünkü Fadıllıoğlu, 2006'dan bu yana cami dekorasyonu üzerinde çalışıyor. Tarihe, cami tasarımı yapan ilk kadın olarak geçti bile. Semiha ve İbrahim Şakir'in oğulları tarafından yaptırılan Karacaahmet'teki Şakirin Camii'nin son işlerini bitirmek üzere... Nisan ayında ibadete açılacak olan camiyi herkes heyecanla bekliyor. Ama en çok yabancı basın kapısını çalıyor Fadıllıoğlu'nun. Ulus'taki mimarlık bürosuna her hafta ya BBC'den, ya CNN International'dan, ya Le Figaro'dan ya da Fransız haber ajansından bir telefon geliyor. Nasıl olup da bir Doğu ülkesinde, bir kadının cami tasarımı yaptığı merak konusu? Kafalarındaki şablona göre Müslüman bir kadına böyle bir görev verilmesi akla hayale sığacak bir şey değil. Çünkü Batı'daki çoğu insana göre İslam, terörizm demek! Kadını hor görmek demek! Üstelik bu kadın sarışın, uzun boylu ve de güzel... Cemiyet hayatının önemli bir ailesine mensup. Tam bir Avrupalı gibi, modern bir duruşu var. Oysa ki Müslüman bir kadının böyle olmaması gerekiyor! Bu nedenle Zeynep Hanım'ın cami tasarımı yaparken yaşadığı sıkıntıları araştırıyorlar. Bütün gazetecilerin kendisine sorduğu ortak soru şu: 'Karşılaştığınız en büyük engel nedir?' Bu soruya 'Hiçbir engelle karşılaşmadım.' şeklinde cevap verdiğini söyleyen Fadıllıoğlu, cami tasarlamanın dayanılmaz tuhaflığını (!) ve Şakirin Camii'nin özelliklerini ilk kez Zaman'a anlattı.

Şakirin Camii'nin artık son aşamasına geldiniz. Nasıl bir cami oldu?

Aslında açılışı daha önce gerçekleşecekti, ama mevzuatı ancak halledebildik. Mimarlık ofisimdeki 18 kişi bu işe emek harcadı. Ayrıca 8 sanatçıyla çalıştım. Dinî anlamda bir hata olmaması için İslam tarihçisi Muhittin Serin'le, Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dekanı Prof. Mustafa Fayda ile ve Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Teoloji kürsüsünü kuran Hüseyin Atay'la görüştük. Estetik bir güzellik oluştururken yanlış bir şey yapmamaya çok özen gösterdik.

Bu yüzyılda yapılan diğer camilerden farkı ne?

Osmanlı sultanları camileri mimarlara yaptırmış. Bu nedenle Sultanahmet, Süleymaniye gibi şaheserlerimiz var. Günümüzde cami yapmak için mahalleden beş kişi bir araya geliyor. Bir mimar bile yok. Bu olacak şey mi? Minareler yıkılacakmış gibi duruyor, estetik yoksunluğu içinde yapılıyor. Oysa ki tam tersi olması gerekmez mi? Tabii ki güzel camiler var ama çoğunluğu kötü yapılıyor.

Osmanlı zengin bir devletti, bizim malî durumumuz o kadar iyi değil galiba...

Evet, bu işler üç kuruşla olmaz tabii. Para gerekiyor. Bunun da bir çözümü var; dört caminin fiyatına bir tane güzel bir cami yapılabilir. Cami yaptırmak isteyen bütün işadamlarına diyeceksiniz ki; 'Şu meydana bir tane güzel cami yapalım. En iyi mimarla çalışalım, başına da en iyi müezzin ve imamı koyalım.' Bu çok zor değil, yapılabilir. Nevzat Sayın, Hasan Çalışlar gibi en iyi modern mimarlar cami tasarlamak istiyor. Ama kimse kapılarını çalmıyor.

Neleri farklılaştırdınız?

Mesela mihrap yuvarlak. Amaç kıbleye yönelmekse oradaki şeklin önemi yoktu. Minber ise yeşil renkte değil, krem renginde. 12 basamağı var. Her bir basamağın sağ ve sol yanında kainatı temsil etmesi için yapraklar konuldu. Çizgileri daha modern. Mihrap ve minberi, Marmara Üniversitesi Resim Bölümü Başkanı Tayfun Erdoğmuş tasarladı. Avizenin tasarımında üç sanatçı çalıştı. Farklı bir iş çıktı ortaya. Vitray ustası Orhan Koçan cam pleksi (plastik cam) ve metallerini oluşturdu. Nahide Büyükkaymakçı kristalleri yaptı. İç içe geçmiş çok büyük iki daire şeklinde bir avize oldu. Dairenin kenarlarına su damlalarından oluşan kristaller yerleştirildi. Caminin üç yanı camlarla kaplı. İlk kez bir caminin içi dışarıdan bu kadar net görünüyor. Bu camlar Kur'an-ı Kerim sayfaları gibi tasarlandı. Hüseyin hoca (Kutlu) bile görünce çok şaşırdı. Çok beğendi. Topkapı Sarayı'nın kalemkârı Semih İrteş, kubbenin tavanını nakşetti. Mükellef abdesthaneler yaptık. İç avluda küçük bir havuz yapıldı. Sanatçı William Pye, havuzu kubbe şeklinde tasarladı. Caminin iki minaresi var. İkisi de kubbeden bağımsız bir şekilde, sağ ve sol yanında. Caminin ve minarelerin resmi, kubbe şeklindeki bu havuz heykelin üzerine düşüyor.

Birçok insan cami ortamının özendirici olmamasından şikâyet eder. Ayak kokusundan, halılardaki tozlardan, abdesthanelerin, tuvaletlerin hijyenden çok uzak olmasından doğal olarak rahatsızlık duyuyor. Bu anlamda Şakirin Camii özendirici olacak mı?

Olacak. Çünkü bize bu işi veren Şakir ailesi, bu konuda çok titiz. Her ziyaretlerinde bin tane şey çıkarıyorlar. Her şeyin pırıl pırıl olmasını istiyorlar. Tuvaletleri, abdesthaneleri kaç kere denetlediler, fayanslar kiri saklamak üzerine değil de, göstermek üzerine yapıldı. Koyu bir taş koyarsınız kir gözükmez, umumi diye öyle kirli kullanılır. Ama bu camide öyle değil, halının rengi, tuvalet fayansları açık renk yapıldı.

Koku problemini nasıl çözeceksiniz?

Çok cami gezdiğim için beni en çok rahatsız eden şey, beş vakit abdest alan bir milletin camilerinin neden koktuğuydu. Hindistan'da camiler kokmaz. Suriye'nin birçoğunda da kokmuyor. Bizde kokuyor. Çünkü insanlar abdest aldıktan sonra tekrar çoraplarını giyiyor. Suriye ve Hindistan sıcak olduğu için tabii ki bir şey giymiyorlar. Ayakkabılar için kilitli kutular yaptık. Ama çok büyük bir farklılık getiremedik. Pırıl pırıl bir yere girince insanlar daha çok itina eder diye düşünüyorum. Temizliğini tutacağız, özendireceğiz. Belki çorapların üzerine galoş vereceğiz. Daha bir şey şekillenmedi orada.

Halısı nasıl? Klasik göbekli şekilde mi?

Biz biraz modernize edilmiş bir halı yaptık. Çok sade ve deve tüyü renginde. Rengi korunmazsa değiştirecekler. Çocukluğumda gördüğüm en güzel halılar camilerdeydi, şu anda gördüğüm en çirkin halılar camilerde. Türkiye gibi halısıyla bu kadar övünen bir memlekette olacak iş mi bu?

Ailenin, imam ve müezzin için ev alacağını öğrendik. Bunun sebebi nedir?

Evet, imam ve müezzinin kalacağı evi de aile alacak. Araştırmalarımıza göre kaliteli imam ve müezzinlerin çoğu İstanbul'da yaşamak istemiyormuş. Kiralar çok yüksek diye. Aile, müezzinin sesinin güzel olmasını istiyor. Davetin güzel olması lazım. Bana dünyanın en iyi müezzinlerinin kasetlerini getirdiler, ona göre araştıralım diye. Bizim işimiz değil, ama etrafımıza soruyoruz. Aile Umman'da bir camiyi bile görmemi istedi.

Semiha Şakir'in oğulları İngiltere'de yaşıyor. İşinize müdahil oldular mı?

Kaliteli bir cami olması için hiçbir şeyi esirgemediler. Mesela camiyi en son ziyaretlerinde avize bitmişti, 'Bir katman daha kristal yapalım.' dediler. Fazla para harcayacağız diye düşünmediler. Halka mal olacak değerli bir cami yapmak istiyorlar, bunun için de hiçbir şeyden kaçınmıyorlar. Caminin yanına küçük bir müze bile kurduk.

Nasıl bir müze kurdunuz?

Cami, 400 metrekarelik bir alana kuruldu. Yaklaşık 500 kişiyi alabilecek büyüklükte. Dış mekânlar 1700 metrekare. 100 metrekarelik bir yere de müze yapıldı. Aile, camide sergilenmesi için müzayedelerden önemli eserler satın aldı. Peygamberimiz'in mezarının ve Kâbe'nin örtüsü gibi. Şu anda 6-7 eser var. Ama daha sonra bunları camide sergilemenin doğru olmayacağına karar verdik. Çünkü cami insanın Allah'a yöneldiği bir yer... Bu nedenle yanına küçük bir müze yaptık. Bütün alınan eserleri oraya koyacağız. Ayrıca mevzuat müsaade ederse Şakir ailesi kendi koleksiyonlarındaki eserleri de buraya getirip sergilemek istiyor.

Koleksiyonlarının teması ne üzerine?

Üç kardeşin de (Gazi, Gassan, Gade Şakir) çok ciddi bir sanat koleksiyonu var. Hem İslam eserleri, hem de resim sanatıyla ilgili. Bilhassa Gazi ve Gassan Şakir'inki çok mühim. Kur'an-ı Kerim, Hilye-i Şerif ve hatlardan oluşuyor. Ama aile getirmeye biraz çekiniyor.

Neden çekiniyorlar, mevzuatta ne gibi sorunlar var ki?

Yurtdışından ülkemize koleksiyon getirmek çok zor. Hukukî mevzuatı oturmuş değil. İngiltere'den buraya getirdikten sonra geri alıp alamayacaklarından emin olmadıkları için biraz çekiniyorlar. El konulabilir endişesi taşıyorlar. Bürokratik sistem, işi daha da zorlaştırıyor. Bunların aşılması lazım. İngiltere'de böyle bir sorun yoktur. Ancak şartlı bağış yapabilirsin.

'İki kez camiden kovuldum'

Daha önce tasarladığınız mekânlar; kafe, bar, restoranlardı. Sizi cami tasarlamaya iten şey neydi?

İnsanlardan hep şunu duyuyorum: 'Keyifle camiye gidemiyoruz.' Çünkü temizlik sorunu var. Birçok insan içeri girmeye çekiniyor. Bazı yörelerde kötü bakışlarla karşılaşıyorlar. Mesela ben iki kere camiden kovuldum. Dış avluda dua ediyordum. Kendini görevli sanan kişi, 'Burada durma!' diye beni uyardı. Bunu değiştirmemiz lazım. Peygamberimiz zamanında kadınlara böyle mi davranılıyordu? Hz. Ayşe ordunun başına geçmişti. Yabancı arkadaşlarıma anlatıyorum bunu, şaşırıp kalıyorlar. Oysa herkes dört kadın meselesini diline dolamış. Erkekleri de kadınları da eğitmek gerekiyor. Camiye eğitim için büyük ekranlar yerleştireceğiz.

Vaaz için mi büyük ekran yerleştireceksiniz?

Evet ama sadece dinî eğitimden bahsetmiyorum. Milletimizi en güzel, camilerde eğitebiliriz. Sadece dinî bilgiler değil, din dışındaki bilgiler de camilerde verilebilir. Ben Anadolu'nun birçok yerinde vaaz dinledim, imamlarda vizyon eksikliği olduğu için halka verdiği o ölçüde oluyor. Bu kadar imam hatip okullarımız var, pırıl pırıl gençler yetişiyor. Vizyonu, misyonu, bakış açısıyla hem dini anlatacak hem de diğer konularda bilgi verebilecek gençler camilere atanabilir. Büyük kitlemizi eğitmemiz lazım; çünkü büyük kitle ne noktadaysa herkes oradadır bence. Bir okul eğitimi gibi vaazlarla kıymetli bilgiler verilebilir.

Cami estetiği neden bu kadar önemli?

Avrupa'da sanatı yönlendiren önce kilisedir, sonra kraliyet ailesi. İnsanın hayatıyla ilgili olan bazı bilgilerin camide verilebileceğini düşünüyorum. Hem dinî hem de estetik açıdan beni ilgilendiren bir yapıdır. Camilerimiz estetik olmadığı zaman bir tek üst sınıf gelişiyor. Uçurum büyüyor, toplumun geneline ana estetik bir türlü ulaşamıyor.

Bu iş, sizi ve çevrenizi nasıl etkiledi?

Kendi çevrem çok iyi karşıladı. Bir-iki kişi 'Niye okul yaptırmıyorsun?' gibi bir şey söyledi, ama ben yatırım yapmıyorum. Arkadaşlarımdan tebrik mesajları aldım. Birden yabancı basının çok ilgisini çektik. Daha tasarımı bilmiyorlar, görmediler, neden bu kadar ilgi gösteriyorlar diye düşünmeye başladım. BBC, CNN, National Radio, El Figaro, Elle hepsi birden devrede. Kıyamet kopuyor, daha bu sabah yine aradılar.

O neden?

Bir kadının cami dekorasyonu yapması ilgilerini çekiyor. Maalesef bugün hepimiz biliyoruz ki, İslamiyet'le ilgili son göstergeler iyi değil. Terörizm dışında bir şeyle anılmıyoruz. Biz yine çok şanslıyız, başka toplumlarda kadın araba bile kullanamıyor. Yabancı basının böyle düşünmesi boşuna değil, ellerinde malzeme var. Kaliteli işler yapmış insanlar öne çıkmıyor. Sanki Müslüman bir kadının mesleği olamazmış, evde oturur, çocuğuna bakar, kocası da kötü davranırmış gibi basit bir mantıkla İslamiyet'te kadının rolü kilitlenmiş durumda.


Camiye katkıda bulunan sanatçılar:

Nakkaş-mimar Semih İrteş, hat sanatçısı Hüseyin Kutlu, Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Profesörü Tayfun Erdoğmuş, cam-vitray sanatçısı Orhan Koçan, mimar-ressam Kadir Akorak, su ve havuz heykeli: William Pye, ışıklandırma: Arnold Chan (isometrix), cam sanatçısı: Nahide Büyükkaymakçı, metal-demir-gümüş sanatçısı: Kaya Kalaycı.

SEVİNÇ ÖZARSLAN
 







Usta mimarlar
Şakirin Camii'nden rahatsız


Tarih: 4 Ağustos 2009 Kaynak: Zaman Yazan: Musa İğrek
Mimar Cengiz Bektaş'a Almanya'dan bir okulun öğrencileri gelir. Kendisinden Ayasofya Camii'ni gezdirmelerini isterler. Gezi yapılır.
Bektaş öğrencilere, "Bundan sonra nereye gideceksiniz?" diye sorar. Öğrenciler de, "Şakirin Camii'ne gideceğiz, en çağdaş cami olmuş." cevabını verirler. Bu kısa anekdot, sözün nereye uzayacağını ele veriyor. Karacaahmet'te mayıs ayında ibadete açılan ve beraberinde pek çok tartışma getiren Şakirin Camii bildiğimiz tüm camilerden farklıydı. Bu yeni yorumu kimileri beğendi, kimileri de eleştirdi. Daha çok caminin iç düzenlemesini yapan Zeynep Fadıllıoğlu konuşuldu. Peki Türkiye'nin usta mimarları aylardır kapılarını ibadete açık bu cami için sular durulduktan sonra ne dedi?
Aylık mimarlık, tasarım dergisi Yapı, ağustos sayısında Şakirin Camii üzerinden, çağdaş cami tasarımı ve mimarlık ilişkisini değerlendiriyor. Usta mimarlar Doğan Kuban, Cengiz Bektaş, Doğan Tekeli ve Behruz Çinici'yi bir masada buluşturan dergi, camiyi enine boyuna ele almış. "Şakirin Camii'nde bir özen var ama ne kadar başarılı?" sorusunun peşine düşen mimarlar, yılların tecrübesiyle bu modern camiyi irdeliyor.
İşin özü usta mimarlar ve caminin mimarı Hüsrev Tayla da Şakirin Camii'nden rahatsız. Kimi içerisine Arap harfli yazı yazmakla bir yere dinî mekân havası verilmeyeceğini söylüyor, kimi bir heyet kurulup bu caminin ele alınmasını, kimi de caminin çağdaş olma endişesi taşıdığını ve buraya cami denilemeyeceğini ifade ediyor. Şakirin Camii'nin ilk bakıldığında bir ibadet mekanına değil, sanki bir gazino gibi açık ferah, çok da şıkırtılı bir yere girildiği hissini verdiğini söyleyen Doğan Tekeli, "Caminin aydınlatılmasında dış camlar filtre edilmiş ama o filtreleme çok zayıf. Adeta 'Burası bir sosyete cami ve kokteylle açılır' gibi bir fikir doğuyor." diyor.
Doğan Kuban ise camiye girildiğinde akvaryum ya da kahve gibi dinî ortamın ciddiyetine pek yakışmayan bir mekanın karşıladığını söyleyip ekliyor: "Bizim camilerde pencereler duvar kalınlığını kullanır. Pencerenin içinde Kur'an okunur. Bu yapının oturduğu platform bir dış bahçe, ancak bütün yüzeyler baştan başa saydamlaştırıldığı için namaz kılan insan bahçede dolaşan insanları ve otomobilleri görüyor. Kıble duvarı aydınlık olur. Ama cami bir kahve değil. Osmanlı cami geleneğinde caminin içi ile dış mekân arasında ilişki kurulur. Şakirin Camii'nde bu iç-dış ilişkisi yapıyı bir bahçe pavyonuna dönüştürmüş."
Dergide Şakirin Camii'nin mimarı Hüsrev Tayla ile de görüşülmüş. Caminin iç dekorasyonu konusunda kendisine danışılmadığını söyleyen Tayla, "Benim mimarimi bozmuşlar. Görünüşü çirkin mi? Belki çirkin olmayabilir; ama benim istediğim etkide değil; onların umurunda değil, mimar kim oluyor diyorlar." sözleriyle durumdan yakınıyor. Şakirin Camii'nın kapıları sonsuza kadar açık lakin bu 'iyi niyetli' çağdaş mimarî eser, zaman geçtikçe daha pek çok tartışmaya da kapı açacak gibi.



 
  *** SİZİ KUTLUYORUZ *** BUGÜN 1143071 ziyaretçi (2494235 klik) MİSAFİRİMİZ OLDUNUZ ***  
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=
haberler haberler


Google Arama
Sitemde Arama
Yaşam ve İnsanlar

İstanbul Servisleri Neden Pahalı ? burakesc
Namaz Kılan Minik ile burakesc
GİMDES Helal Gıda Ramazan Buluşması burakesc