Create Your Own Countdown

Google

   
  *** İYİLİK İ«İN KOŞANLARIN YERİ***
  İbrahim UĞURLU
 















http://www.manzaralar.net/turkiye/illerimiz/ARTVIN/Artvin_001.jpg


 

DENİZ FENERİ "HIZIR" GİBİ YETİŞTİ

 



Son nefesimde de yardım etmeliyim

Sağlık problemleri nedeniyle ara verdiği Deniz Feneri programına geri dönen İbrahim Uğurlu hastayken bile yardım çalışmalarına devam ettiğini söylüyor ve ekliyor;
“Nerede ölürsem bu işi orada bırakacağım”


Son nefesimde de yardım etmeliyim

AYSEL YASA
Kanal 7, ilk kurulduğu zaman Uğur Arslan'la birlikte bir yardım programı yapmaya karar veren İbrahim Uğurlu nam-ı diğer Ramazan Ağabey bir süre ara verdiği Deniz Feneri'ndeki çalışmalarına kaldığı yerden devam ediyor. Bel fıtığı ve kalp rahatsızlığı geçirdiği için bir süre ekranlardan uzak kalan Uğurlu, bu arada boş durmadığını anlatıyor. Bu verdiği arada Hacca giden Uğurlu, mahalledeki insanlara yardım etmeye devam ettiğini belirtiyor.

BİR KAMERA BİR TELSİZLE BAŞLADIK

Deniz Feneri'ne ilk başladıkları günü unutamayan Uğurlu, programa başlama öyküsünü şöyle anlatıyor " Kanal 7 ilk kurulduğu zaman ben orada dekoratörlük yapıyordum. Ramazan'a üç beş gün varken bizden bir Ramazan programı istendi. Uğur'la birlikte hiçbir plan yapmadan, bir kamera ve telsiz alıp yola çıktık. Elimizde dört poşetle yardım etmeye başladık". İlk yardım ettikleri teyzeyi unutamadığını yaşlı gözlerle anlatan Uğurlu "Yardım ateşini yakan bizim o günlerde o evlere gitmemiz oldu. Daha sonra bu ateş Deniz Feneri Derneği'ne dönüştü" şeklinde konuşuyor. Gittikleri yerlerde insanların yaklaşımlarının çok güzel olduğunu belirten Uğurlu, "Bize kurtarıcıymışız gibi bakıyorlar. Deniz Feneri'ni devlet olarak görüyorlar. Biz bu yardım işini devletle beraber yapmalıyız. Balık vermek değil de balık tutmayı öğretmek çok güzel." şeklinde konuşuyor.

Ekranlarda yapılan yardım işinde dürüstlüğün önemli olduğunu belirten Uğurlu, günlük hayatta neyse ekranda da o olduğunu dile getiriyor. Ömrünün sonuna kadar yardım etmeye devam edeceğini belirten Uğurlu, “Ben nerede ölürsem bu işi orada bırakacağım." diyor ve ekliyor " Ben yardım dışında hiç birşey yapamam". Uğurlu ayrıca yardım ettikleri kimselerle daha sonra da iletişimlerinin devam ettiğini ifade ediyor. Ayakkabı dükkanı açarak iş sahibi olmasına katkı sağladıkları Mersinli bir babanın arayıp "Burada yardım edebileceğimiz birileri var mı, biz de yardım edelim" dediğini anlatan Uğurlu, böyle telefonlar aldıkça çok daha mutlu olduğunu dile getiriyor. Gördükleri karşısında oldukça etkilendiğini belirten Uğurlu " Bir köyde evlatlarına yiyecek götüremeyen bir babanın isyanı hala kulaklarımda çınlıyor" şeklinde konuşuyor.

Sinema kanımı emdi ama fayda vermedi

Türk sinemasına yaklaşık 40 yıl emek veren İbrahim Uğurlu, sinemaya çok şey verdiğini ancak sinemanın kendisine hiçbirşey vermediğini söylüyor. Uğurlu bir daha sinemaya dönmek istemediğini şu sözlerle açıklıyor; Sinema kanımızı emdi ama bize bir sigorta yapmadılar. Şimdiki gençler de bizim durumumuza düşecekler diye korkuyorum. Bizden çok şey aldı ama birşey vermedi. Bugün bir sinema filminden teklif gelse asla kabul etmem. Benim bu saatten sonra sinemada yer almam yanlış olur. Yardım amaçlı olursa giderim ama başka türlü olmaz.”


Canlı yayında Gazze'ye gemi uğurluyoruz

 

  
20 / 01 / 2009 - 1

image

 

Deniz Feneri programı bu akşam (20 Ocak 2009, Salı) yaklaşık bir aydır İsrail zulmüyle ezilen Filistin için canlı yayınla ekranlarınıza geliyor.

Eyüp- Feshane’de devam eden Deniz Feneri Filistin kermesinden yapılacak canlı yayını Muhsin Bay sunacak.

Programa Haydarpaşa Limanı'ndan bağlanacak olan İbrahim uğurlu ise Filistin'e gitmek üzere yüklenen gemide süren hazırlıkları canlı yayında izleyenlere aktaracak. Yeryüzü Doktorları derneği Genel Başkanı Prof. Dr. İhsan Karaman da Haydarpaşa Limanında Ramazan Ağabeyin yanında olacak.

Programa ayrıca İkbal Gürpınar, Hüsnü Mahalli, Hüseyin Öztürk, Dursun Ali Erzincanlı, Mustafa Özcan ve Gündoğar gibi ünlü konuklar da katılacak.

 

 












 

15.08.2006



Türk usulü Robin Hood

Deniz Feneri'nde Uğur Arslan'la birlikte "zenginden alıp yoksula veren" İbrahim Uğurlu, Robin Hood olduklarını kabul ediyor ama ekliyor; Zorla değil, rica ve rızayla...

O daha önce Yeşilçam'ın kötü adamıydı. Ancak yaklaşık 6 yıldır Kanal 7'deki Deniz Feneri'nin yardım meleği olarak çıkıyor karşımıza. Uğur Arslan'la hazırladıkları programın yükünü çeken adam. İbrahim Uğurlu'nun Kanal 7 ile bağı, kanalın kuruluşuna kadar gidiyor.

Kuruluşta set görevlisidir. Daha sonra kanala gelen Uğur Arslan'la tanışırlar. Arslan'dan Ramazan programı yapması istenir. Konuşurlarken İbrahim Uğurlu, zenginden alıp fakire verelim diye bir teklif getirir. Bir nevi Robin Hood'luk yapacaklardır. Ancak bir farkla. Zorla değil, rica ve rızayla... Teklif kabul edilir. Aynı gün bir kamerayla dışarı çıkarlar, bir bakkala girerler ve yapmak istediklerini anlatırlar.

"Adam sanki birilerinin onu harekete geçirmesini istiyormuş gibiydi" diyor, İbrahim Uğurlu. Yağ, salam, çay poşetlerini alıp bir gecekonduya giderler. Çaldıkları ilk kapıda perişan haldeki 5 çocukla hasta bir anne bulurlar. O anda çocukluğu gelir aklına Uğurlu'nun. Annesi vefat ettiğinde 6 çocuk babasıyla kalırlar. Onlara da komşuları yardım eder. Babasının çocuklarına yiyecek bir şeyler bulamayınca ağladığı günleri hatırlar ve kendini koyverir.

Programın kaderi ilk günden belli olur

O gün iki eve giderler ve çektikleri görüntüler o gece TV'de yayınlanır. Aslında başlangıçta bunların yayınlanıp yayınlanmamasını tartışırlar. Ve sonunda yayınlamaya karar verirler. "Söz gelimi senede 500 aileye ulaşırsak, görüntüleri gösterdiğimiz zaman bu rakam 2- 3 bine çıkar diye düşündük. İnsanlar yardımlarını yerine ulaştığını görünce ikna oluyor çünkü. Ben kamerayı hiç sevmiyorum ama ona da ihtiyacımız var." diyor Uğurlu. Program yayınlandığı akşam kanalın telefonları kilitleniyor. Heryerden yardım teklifi yağıyor. Bütün bunlar hemen ertesi günü olur. Ve, bir kamerayla çıktıkları yol onları bugüne getirir.

Adı Ramazan'dır artık

İlk dönem programın adı
'Şehir ve Ramazan'dır.
Bu nedenle de
İbrahim Uğurlu'nun adı 'Ramazan'
olarak kalır.
1997'de programın ismi Deniz Feneri olur.

Bir yıl sonra da ilk defa bir yardım programı derneğe dönüşür. Yaklaşık 7 yıldır insanlara yardımcı olmaya çalışırlar. Yardım eden insanların sayısı hep artmaktadır ancak, yardıma muhtaçların sayısı da artmaktadır. Hepsine ulaşamadıkları zaman da acı duyar Uğurlu. Bazen öyle görüntülerle karşılaşırlar ki avazı çıktığı kadar bağırmak ister. Uyuyamadığı geceler ise her geçen gün artmaktadır.

PROGRAM HAYATINI DEĞİŞTİRDİ

Birçok kişinin hayatını değiştiren bu program İbrahim Uğurlu'nun da hayatını ve iç dünyasını değiştirmiş; Uğurlu başına gelen bir olayı anlatırken, yeniden duygulanıyor... "İç dünyamda çok farklı şeyler yaşamaya başladım. Bunlar daha önce yoktu. Buraya geldiğimden beri çok değiştim. Duygusal bir insandım ancak programa başladığımızdan bu yana dokunsan ağlayacak duruma geldim. Geçen gün yolda giderken bir araba önümü kesti. Adam arabadan indi ve benim arabanın üstüne kapaklanarak ağlamaya başladı. Arabadan indim birbirimize sarıldık, ikimiz de ağlamaya başladık. Allah sizden razı olsun birçok insanın kurtulmasına vesile oldunuz' diyordu büyük bir içtenlikle."


 

Yeşilçam'ın çilesinden beyazcamın çilesine...

İ


İbrahim Uğurlu

nam-ı diğer Ramazan abi,

Deniz Feneri programından aşina olduğumuz ince bir yürek.

Denizin bittiğini gören ve
feneri arayan insanlara
sırtında iyilikler taşıyan Ramazan abi,

umutla donatmaya devam ediyor olmazlığa açılan bütün yürekleri.

Bu yüzden ekranda araladığı acı perdesi,
yoksulluk odasının sadece bir hikâye öncesi.

Asıl hikâye ekrana yansımayan binlerce acının içinde geziniyor.

İbrahim Uğurlu ile çok ızdıraplı ve yoksulluk içinde geçen çocukluğundan,

bine yakın filmde çalıştığı Yeşilçam’ın çilesine ve oradan da

beyaz camın çilesine uzanan yolculuğu konuştuk.

Kendi acılarını başkalarının acılarıyla gizlemeye çalışan Uğurlu’nun
sık sık gözlerinin dolduğu zamanlarda
susmaktan başka büyüten bir şey yoktu beni.

En güzel olay bu abi be, en güzel yaptığım iş bu.
O kadar mutlu oluyorum ki o kadar güzel ki...

Birilerine yardım edip yatağıma uzandığımda ‘oh be’ diyorum.

Yapamadığım zamansa çok kötü oluyorum.

Hatta gece üçte dörtte kalkıyorum, ‘niye olmadı bu iş’ diye kendi kendime soruyorum.  

Bu durumda daha çok hüzün mü var, mutluluk mu?

Hüzün var. Çok üzülüyorum ama. Bende alışkanlık mı yaptı acılar acaba?

Hayvanı o şekilde bırakmazlar ya. Onları gördüğüm zaman böyle eziliyorum, acıyorum. Sanki gözyaşım kendiliğinden akıyor, ben karışmıyorum. (Gözleri doluyor yine...)  
Yeşilçam’da rol yapmaya benzemiyor? Ne alakası var kardeşim rolle ya. Hayatın kendisi rol zaten. Orada yapmacık şeyler yapıyorsun; ama burada görüyorsun, iç içesin. Bunlara bakmak kolay mı abi ya. Devlet de sahip çıkmıyor bunlara ya. Bazı insanlara isyan edeceğim geliyor; ama kendimi zor zaptediyorum. İçimden bağırmak geliyor. Sonra ‘oğlum bağırsan ne olur, boşver, sen işini yap’ diyorum.   Ekrana sizin programınızla yansıyan hikâyeler görüyoruz. Peki bunun devamında neler var? Acı çok mu derinlerde? Çok fazla, çook. (Gözlerine biriken yaşları siliyor ve uzaklara dalıyor.) Geçen yıl 20 bin olan başvuru sayısı şu an 49 bine yükselmiş. Başvuranların çoğu da genç insanlar artık.   Her şeyi ekrana yansıtmak zor olmalı? Bilmiyorum; ama insanların bu duruma düşmelerinin en büyük nedenlerinden biri siyaset.Bu kadar olumsuzluğu hâlâ nasıl müdahale edilmez ya. Sen bu milletin anası babası değil misin? Çok acı yani çok. Bu kadar acıya.... (Gözyaşı) Ben dayanamıyorum kardeş.   Ekran karşısında biz dayanamıyoruz o kadar acıya. Siz 60 yaşında ve üstelik olayın içinde nasıl dayanıyorsunuz? Sanki üzüntü beni yaşatıyor ya. Acaba ben diyorum, ben neden ölmüyorum? Neden hasta olmuyorum? Üzüntü bana yarıyor mu? Bilmiyorum yani. Bazen arabayı ormanlık bir yere çekiyorum, düşünüyorum saatlerce. Kendi kendimi parçalayacak duruma geliyorum, avazımın çıktığı kadar bağırıyorum abi. Tıkanıyorum. Biraz dinleniyorum orada, yola devam ediyorum. Tekrar karşıma aynı şeyler çıkıyor.   Yardım alan insanların ruh hâli nasıl? Bazı insanlar var hiçbir şey isteyemiyor; ama arayıp onları buluyoruz. Evine gidiyoruz, ‘nasılsın’ diyorsun, ‘İyiyim, Allah devletimize zeval vermesin.’ diyor. Ama şöyle mutfağı dolaşıyorsun bir lokma yiyecek, pişirecek bir şeyi yok. Aç kalıyor; ama gururuna bir türlü yediremiyor. Bunu kullananlar da çok var. İyice araştırıp rapor tuttuktan sonra yardım yapıyoruz.. Elimden geldiği kadar yardımları gündüz yapmamaya gayret ediyorum. Gündüz yaptığında başkalarının görmesinden rahatsız oluyorlar. Hep gece yapıyorum.   Ama ekrana taşıyorsunuz? Ben asla ekranda olmak istemiyorum. Keşke gizliden gizliye yürüse bu işler. Ama insanları harekete geçirmek için bu da gerekli. Ben Kanal 7’den ayrılsam da bu işi bırakmayacağım. Ölene kadar tek başıma devam edeceğim. Ama kimse farkına bile varmayacak bunun.   Programa başladığınız 96’dan bu yana sizi en çok üzen ve memnun eden olay ne oldu? Deprem bölgesinde yoksul olan bir annemiz, deprem görüntülerimizi izledikten sonra etrafa para toplamaya çıkıyor. 15-20 milyon topluyor işte. Sonra sıra kendisine geliyor, çantadan para çıkmıyor. 1 milyonu varmış herhalde. Onunla beraber evliliğinden kalan yetmiş seksen sene evvelki yüzüğünü o paranın içine takıyor. Onu onlarca kez sarararak bize getirdi. Para üç ay falan bende kaldı. Sonra o para öyle bir yere gitti ki... (Gözyaşları yine yağmur taşıyan bulutlar gibi birikiyor gözlerinde)   Nereye gitti o para? Yetim, küçük bir kız çocuğuna. 4-5 yaşlarında. Hatta onu birisi evlatlık aldı, çok iyi bir yere gitti yani...   Peki programa başlamadan önce böyle bir fakirlik olabileceğini düşünüyor muydunuz? Hayır asla aklımın uçundan bile geçmiyordu. Bu kadar yoksulluğun olduğunu asla düşünmüyordum. Biz Türkiye’yi iki kez tur attık, bu üçüncü turlayışımız yani. Koskoca ülke, zengin toprağıyla olur mu öyle şey diyorduk ama... 70 sene öncede aynıydık şimdide aynıyız. Geldiğimiz noktada aynı. Yalnız görüntü var anladın mı? Başka birşey yok.   Çocuklar sizi çok seviyor bir de. Ben de onları çok seviyorum. Çocuk gördüğüm zaman dayanamıyorum. Elimden gelen her şeyi yapmak istiyorum. Çocuk çocukluğunu yaşamıyor bir kere. Bazısı bana öyle bir sarılıyor ki abi. Koptum, bittim, öldüm. “Amca gitme” diye ağlamaya başladı. (Gözyaşları...)   Peki ne olacak böyle? En önemlisi çocuklar abi ya. Başka geleceğimiz yok, tek onlar ya. Eğitimle başlamak lazım. Bunun başka çaresi yok. Ben çocuktan başka birşey tanımıyorum: Çocuk bir de ihtiyar annelerimiz babalarımız. Onları da terk edip gidiyorlar işte. Evlatları tanımıyor. Seni kim büyüttü? Seni bu duruma kim getirdi be?     H.SALİH ZENGİN


 
  *** SİZİ KUTLUYORUZ *** BUGÜN 1190064 ziyaretçi (2633281 klik) MİSAFİRİMİZ OLDUNUZ ***  
 
haberler haberler


Google Arama
Sitemde Arama
Yaşam ve İnsanlar

İstanbul Servisleri Neden Pahalı ? burakesc
Namaz Kılan Minik ile burakesc
GİMDES Helal Gıda Ramazan Buluşması burakesc
Bu web sitesi Łcretsiz olarak Bedava-Sitem.com ile oluşturulmuştur. Siz de kendi web sitenizi kurmak ister misiniz?
‹cretsiz kaydol