Create Your Own Countdown

Google

   
  *** İYİLİK İİN KOŞANLARIN YERİ***
  Prof.Dr. Sabahattin ZAİM
 


Prof Dr Sabahattin ZAİM   Herzamanki  Bayram Ziyaretlerimizin Birinde Oğlum Rahman Burak Ve Kızım Zeynep Elifle 

Sn.Hasan GÜLBARAN Beyle            Sn.Mustafa
TOGEM Açılışında
                               İSLAMOĞLU


 

Bir Bayram Ziyaretinde                 Sn.İsmail KAHRAMAN
Burak ve Elif
Rah.ZAİM Hocamla

 

 

 











  Sabahattin Zaim web<< TIKLA 


Rah.Hocamın Bilgi Okyanusu


 


 
 


Sebahattin Zaim Prof. Dr.

Sabahattin Zaim iktisatçı.
Hocaların hocası unvanıyla anılır.

Ailesi zeamet sahibi olduğundan Zaim olarak anılır.

10 Aralık 2007 de saat 04.15 de
81 yaşında vefat etti.

Zaim, evli ve 5 çocuk babasıydı.

1 Hayatı
2 Akademisyenliği
3 Diğer Çalışmaları
4 Aldığı Ödüller
5 Kronolojik Özgeçmişi
6 Akademik Görevleri:
7 Devlet Görevleri
8 İş Hayatı Tecrübeleri
9 Sosyal Faaliyetleri
10 Kitapları
11 Makaleleri
12 Cenazesi
13 Bakınız
14 Kaynaklar

Hayatı

1926 yılında Osmanlı Devletinin
Rumeli Vilayet-i Celilesine bağlı
İştip kasabasında doğdu.

]Köken olarak tamamına yakını türk olan bir şehirde büyüdü.
Selçuklunun asil ailelerinin yerleştirldiği
bir yerleşim yerinde yaşıyordu.

[1] Ailesi ile birlikte 1934'te
İstanbul'a göç etti.
Yüksek öğrenimini
Ankara Ü. Siyasal Bilgiler Fakültesi İdari Şube kısmında (1947) tamamladı.

Akademisyenliği 1953 tarihinde
İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Sosyal Siyaset Kürsüsü'nde asistan oldu

ve 40 yıl doktor, doçent, profesör ve kürsü başkanı olarak görev yaptı.

Suudi Arabistan'daki Melik Abdülaziz Üniversitesi'nde misafir öğretim üyesi, Sakarya Üniversitesinde de İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi'nin
kurucu dekanı olan Zaim,

1998 yılında emekli oldu.

Zaim, 1998-2000 yıllarında
YÖK üyeliği yaptı.

Başbakan Tayyip Erdoğan ve Cumhurbaşkanı Abdullah Gül 'ün akademisyenliğinde hocanın etkisi vardır.

Diğer Çalışmaları
1991-1994 yılları arasında
Zaman Gazetesi'nde üst kurul üyeliği
ve başkanlığı yaptı. Samanyolu Televizyonu'nun kuruluşunda
yönetim kurulunda bulundu.

2003 yılında
Uluslararası Saraybosna Üniversitesi'nin kurucu rektörlüğü görevini yürüttü.

Aldığı Ödüller
1990 yılında
Türkiye Milli Kültür Vakfı tarafından
Türk Milli Kültürüne
Hizmet Şeref Ödülü
ne,

1990 yılında
İslam Kalkınma Bankası Dünya Ödülüne,

1996 yılında
Lariba Banking Los Angeles Ödülüne,

2002 yılında
MÜSİAD Üstün Hizmet Ödülüne,

2003 yılında da
Türkiye Yazarlar Birliği Hizmet Ödülüne layık görüldü.

Kronolojik Özgeçmişi

İstanbul Fethiye, 16. İlkokul,
1937 İstanbul Vefa Lisesi,
Klasik Şube ( Latince İngilizce ),
1943 Lisans :
Ankara Üniversitesi, Siyasal Bilgiler
Fakültesi,
1947 Lisans :
Ankara Üniversitesi, Hukuk Fakültesi,
( muadelet ),
1950 Doktora:
İstanbul Üniversitesi, İktisat Fakültesi,
1955 İstanbul ve Sakarya Üniversiteleri

Emekli Öğretim Üyesi
Kuveyt Türk, Ö.F.K. Denetçisi

Akademik Görevleri:
1 YÖK (
Yüksek Öğretim Kurulu Üyesi ), 1996-2000

2 Sakarya Üniversitesi İktisat Fakültesi Dekanı ve Öğretim üyesi 19931998

3 İstanbul Üniversitesi, İktisat Fakültesi, Öğretim Üyesi 19531993

4 Misafir Profesör: Melik Abdülaziz Üniversitesi, Mühendislik Fakültesi, Cidde Suudi Arabistan, 19801982,

5 Misafir Öğretim Üyesi: Batı Almanya, Münih Üniversitesi, 1963 1964

6 ABD CORNELL Üniversitesi Misafir Öğretim Üyeliği, 19551957

7.İstanbul Üniversitesi, İşletme Enstitüsü Öğretim Üyeliği 1973 1993

8 Bursa Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi, 1976 1986

9 Sakarya, Kadıköy, Işık Mühendislik Akademileri

10.Galatasaray Y. İktisat ve Ticaret Akademileri, 1967 1980

11.Türk İş Sendikacılık Koleji, Öğretim Üyeliği, 19651976 Ankara

12.İşçi-İşveren Seminerleri:
Konferansları, 1955 1980

14. İslam Kalkınma Bankası Yöneticileri Seçme ve Değerlendirme Komitesinde parttime Müşavirlik, 19771978

15. İslam Konferansı (OIC), İslam Bankacılığı Temsilciliği, 1981 1982

16. Ankara, Orta Doğu Teknik Üniversitesi Mütevelli Heyeti Üyeliği,19771979

17. Milletlerarası İslam Üniversitesi, Mütevelli Heyeti Üyeliği, İslamabad, Pakistan, 1985'ten beri devam ediyordu.

18. YÖK ( Yüksek Öğretim Kurulu ) Üyeliği, 1996 2000

19. Milletlerarası Sarajevo Üniversitesi Kurucu Rektörlüğü, Saraybosna 20032004


Devlet Görevleri

1 Milli Prodüktivite Merkezi Yönetim Kurulu Üyeliği, 1975 1977

2 Türkiye Milli Birlik Komitesi Sosyal İlişkiler Sivil İşler Komitesi Başkanlığı, 19601961

3 İstanbul Maiyet Memurluğu,

4 Eyüp Kaymakamlığı,

5 Malatya'nın Kahta Kaymakamalığı,

6 Sinop'un Ayancık Kaymakamlığı,

7 Kastamonu'nun Abana İlçeleri Kaymakamlıkları, 1947 1953

İş Hayatı Tecrübeleri

1 Pancar Motor, Yönetim Kurulu Üyeliği, 1958 1963

2 Koç Holding İşçi İşveren Münasebetleri, 1966 1967

3 Anadolu Cam Sanayii A.Ş. Murakıplığı, 1975 1978

4 Uzel Traktör Sanayi Murakıplığı ve Yönetim Kurulu Üyeliği, 1977 1980

5 TÜMOSAN Yönetim Kurulu Üyeliği, 1977 1979

6 SOYTAŞ ve SOYTUR A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanlığı, 1975 1980.

7 FAİSAL FİNANS KURUMU A.Ş. Yönetim Kurulu Başkan Vekili, 1998 2001


Sosyal Faaliyetleri

1 Milletlerarası Endüstri İlişkileri Cemiyeti, İsviçre.

2 A.B.D. Milletlerarası Endüstri İlişkileri Cemiyeti.

3 Milletlerarası Müslüman Sosyal Bilimadamları Cemiyeti, İndiana, A.B.D. 1977'den Beri

4 Milletlerarası İslam İktisatçıları Cemiyet Kurucu Üyesi, Leicester, U.K.

5 İlim Yayma Vakfı, Mütevelli Heyeti ve Kurucu Üyesi.

6 Türkiye Milli Kültür Vakfı Kurucu Üyesi.

7 Türkiye Aydınlar Vakfı Kurucu Üyesi.

8 İslami İlimler Araştırma Vakfı, Kurucu Üyesi.

9 Mülkiyeliler Birliği Üyesi, No.367.

10 Türkiye Yeşilay Cemiyeti, Üye No.6985.

11 Vefa Lisesi Mezunları Vakıf Kurucu Üyesi.


Kitapları

1 Çalışma Ekonomisi, 1965, 1968, 1972, 1975, 1978, 1983, 1986, 1990, 1992, 1997. İ.Ü. İktisat Fakültesi Yayını, Filiz Kitapevi, İstanbul 10. Baskı.

2 Türkiye'nin Ücret ve Gelirler Siyaseti, Türkiye İşveren Konfederasyonu Yayın:28, 1974.

3 Bölge Şehir Planlaması Yönünden İstanbul Sanayi Bölgeleri, İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Yayın No:1781/304,1971.

4 Türkiye'nin Nüfus Meselesi, Boğaziçi Yayınları, No:13,1973.

5 İstanbul Mensucat Sanayiinin Bünyesi ve Ücretler, İstanbul Üniversitesi, İktisat Fakültesi, Yayın No:655/83, 1956, İstanbul.

6 İşletme İdaresi ve Moral ( İngilizce'den tercüme ) Roothlisberger, İşletme İdare Enstitüsü Yayını, 1960 )

7 İslam, İnsan ve Ekonomi, Yeni Asya Yayınları, 1992, 1995, İstanbul.

8 Türk ve İslam Dünyası'nın Yeniden Yapılanması,Yeni Asya Yayınları, 1993, İstanbul, Nil Yayınları, 1997, İzmir.

9 Dünya İslam Ticaret Merkezi, Ankara, 1985.

10 Sabahattin Zaim'in Bütün Makaleleri, 3 Cilt, İşaret Yayınları, İST, 2005.

Makaleleri

1 Türkiye'nin Milli Ücret Siyaseti, Sosyal Siyaset Konferansları, İstanbul Üniversitesi, İktisat Fakültesi, Cilt 20, 1968.

2 İktisadi Devlet Teşebbüslerinde Prodüktivite ve Rantabilite, Sosyal ve Ekonomik Konferanslar Heyeti, 1968, Ankara.

3 Sanayileşmenin Türkiye'nin Sosyal ve İktisadi Gelişmesine Tesiri, Sosyal Siyaset Konferansları, Yayın No: 1122/166, 1965, İstanbul.

4 Sanayileşme de Beşeri Faktör, Sosyal Siyaset Konferansları, 1960, İstanbul.

5 Avrupa Ortak Pazarı ve Türkiye, Galatasaray Yüksek Ticaret Okulu Yayın No:3, 1970, İstanbul.

6 Türkiye'de Montaj Sanayinin İktisadi Yönü, Refik Şükrü Suvla'ya Armağan İçinde İstanbul Üniversitesi Yayın No: 1620/295, Sh.123 124, 1977, İstanbul.

7 Türkiye'de Toplu Sözleşme Düzeninin İktisadi ve Sosyal Sahadaki Tesirleri, İ.Ü. İktisat Fakültesi Sosyal Siyaset Konferansları, İstanbul.

8 Çalışma Barışı, Fındıkoğlu'na Armağan İstanbul Üniversitesi Yayın No: Sh. 123124, 1977, İstanbul.

9 İslam Ülkeleri Arasında İktisadi İşbirliği İmkanları, Orhan Tuna'ya Armağan, Kitabında: Cilt; 31, Sh:5567, İstanbul.

10 Toplu Sözleşmelerde Değişken Ücret Uygulaması ( EŞELMOBİL ), İ.Ü. İktisat Fakültesi, Sosyal Siyaset Konferansları, Cilt:3233, İstanbul, sh:143.

11 İşçi, İşveren Kuruluşlarının Sosyo Ekonomik Önemi, MESS Yayınları, No:94, 1985, İstanbul, Sh:87110.

12 SocioEconomic Problems Of Rapid Urbanization, " The Middle East City, Ancient and Tradations a Modern World", Paragon House Publishers, Newyork, 1987, Sh:305324.

13 Vakıflarımızın İktisadi ve Sosyal Açıdan Değerlendirilmesi, İstanbul Üniversitesi, İktisat Fak. Sosyal Siyaset Konferansları, Cilt:3738, İstanbul, 1992, Sh:18.

14 Integration of the Masses in the Development Process, Procceedings of Internatıonal Seminar on Development from Below, Magosa, KKTC, 1987 (İslam bankaları ile ilgili)

15 Mimar Sinan Döneminin İktisadi Durumu, VI. Vakıflar Haftası, Vakıflar Genel Müdürlüğü, 1998, Sh:4764.

16 "Modern Education In Turkey " Survey of Muslim Education: TURKEY IN THE Islamic Academy Cambridge U.K. p.p.:29.1985.

17 Türkiye'nin İktisadi Meselesi
İç Borç Faiz Sarmalı, Yeni Türkiye Mecmuası. Ankara, 1999.

18 Türkiye'de Demokratik Rejimin İktisadi ve Sosyal Düzenlemesi, Yeni Türkiye Mecmuası.1999


Cenazesi

Fatih Camii'ndeki cenaze namazına, Sabahattin Zaim'den eğitim almış Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'dan başka, Maliye Bakanı Kemal Unakıtan, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş, Sanayi Ticaret eski Bakanı Ali Coşkun ile siyaset, eğitim ve ekonomi camiasının tanınmış simaları katıldı.

[2] Namazdan sonra Marmara Üniversitesi İlahiyat Dekanı Raşid Küçük de bir konuşma yaptı. Konuşmanın ardından

Sabahattin Zaim'in cenazesi,
Edirnekapı Mezarlığı'ndaki aile kabristanına defnedildi.


Kaynaklar Rumeli Vilayet-i Celilesinin
web sitesi.
Sebahattin Zaim Hakkında Hazırlanan Belgeseller Kahta kaymakamları Şükrü Zeki Oğurtüm (1948-1950)| Sebahattin Zaim (1950-1953)|



Sabahattin Zaim'in görüşleri bir kitapta

 


''Türkiye'nin Yirminci Yüzyılı'

' adlı kitap ''Hocaların Hocası'' olarak tanınan
Prof. Dr. Sabahattin Zaim'in
değişik konulara ilişkin görüşlerini bir araya getiriyor.

 
 

Kitapta, geçtiğimiz günlerde İstanbul'da vefat eden Zaim'in kültürel, sosyal ve iktisadi geleceğiyle ilgili değerlendirmelerinin bulunduğu makale ve konuşma metinleri yer alıyor.

Zaim, kitapta yer alan
Boğaziçi Dergisi için 1984 yılında verdiği röportajında,
''bir uyanış içinde olan İslam dünyasında Türkiye'nin mümtaz bir mevkiye sahip olduğunu, Türkiye, Pakistan, İran ve Mısır gibi bölgenin 4 önemli devletinin, Suudi Arabistan gibi finansman yapısı kuvvetli ülkelerle işbirliği yapmasının bölgede hem sükuneti hem istikrarı sağlayacağı'' görüşünü dile getiriyor.

Röportajında sanayi devrimi sonrası sınıf farklılıkları yaratan kapitalist sisteme karşı, sosyalist ve komünist hareketlerin ortaya çıktığını, ancak İslam toplumlarında batı toplumunun aksine bu gibi kesin sınıf hareketlerinin görülmediğini ifade eden Prof. Dr. Zaim, şu tespitlerde bulunuyor:

''Bizde fakir, okumamış halk kütlesi umumiyetle dini inançlarına sadıktır. Dolayısıyla cemiyetteki mevcut manevi ve kültürel değerleri benimseyen bir yapıda ve bunları muhafaza etmeye mütemayildir. Böylece bu değerleri değiştirecek akımlara da sempati duymuyor. Dolayısıyla ideolojik akımlar ortaya çıkınca kapitalizme karşı olan telakkileri benimseyen partilerin, görüşlerin, grupların bu kütlelere yaklaşmaları halinde beklenen kabul edici davranışı tam göremediklerini görüyoruz.''

Türkiye'deki eğitim yapısının milli bir yapıya kavuşamadığı görüşünü ifade eden Zaim, bu nedenle
''Batı modeliyle eğitilen gençlere ne tam Batı felsefesinin, ne de milli felsefenin verilemediğini'' savunuyor.

Zaim, o dönemde gençlerin
''mana, istikamet ve ideal bakımından bocalamaktan kurtulamadığını'' ifade ederek, ''Türkiye'de ve görebildiğim İslam dünyası ülkelerinde okuyanlar, batıyla çok temas eden zenginler bir formasyon bozukluğuna uğramışlardır. Bu yüzden bu kütlelerde değerlerinden soğuma ve kopma temayülleri tabana nazaran daha çok kuvvetli olmuştur'' görüşünü dile getiriyor.

Sol hareketlerin bahsedilen bu kesimler üzerinde daha etkin olduğunu kaydeden Zaim, röportajında, ''Dolayısıyla Batıdaki sağ kavramını İslam dünyasına adapte etmeye kalktığınız zaman bakıyorsunuz orada sağ diye ifade edilen zengin, kapitalist, dini, askeri, bürokrat zümrelerin buradaki yapıya aynen ve tamamen oturması mümkün olmuyor'' değerlendirmesinde bulunuyor.

-''İSLAM DÜNYASI UYANIŞ İÇİNDE''-

İslam ülkelerinin, Batıda benimsenen akımların kendilerine uymadığını, bir kalkınma gerçekleştiremediklerini yavaş yavaş fark ederek başka çözüm yolları aramaya başladığını, petrolle de zenginleşen bu ülkeler arasında iktisadi, sosyal, kültürel ve politik alanda işbirlikleri yapıldığını anlatan Sabahattin Zaim, ''Bu ülkelerin hemen hepsinde İslama doğru gidiş hareketi olmakla beraber, bulundukları yapı birbirinden farklı olduğu için hepsinin davranış ve yaklaşım biçimleri değişik. Bazıları bakıyorsunuz 'Biz hem Müslümanız ve İslamcıyız, hem sosyalist, hem milliyetçiyiz' diyor ama hepsinde bir uyanış hareketi mevcut'' görüşünü dile getiriyor.

Zaim, İslam dünyasının Marksizme ve komünizme ilgisinin İslam'daki ''Sosyal adalet'' anlayışından kaynaklandığını belirtiyor.

''Hristiyan ülkelerin ateistlerinin fakir İslam dünyasına el uzattıklarına'' değinen Zaim, ''İslam dünyasının da Allah'a inanan Hristiyanlar'a el uzatmak durumunda olduğunu'' kaydediyor. Zaim, ''Hristiyan batı dünyasının bu hareketlerine bir karşılık olmadığı için dengenin de bozulduğunu'' ifade etti.

Batının Müslüman ülkelerdeki halkı İslamiyetten uzaklaştırmaya ve değerlerinden koparmaya çalıştığını anlatan Zaim, şu görüşleri dile getiriyor:

''İslam dünyası uyanış içindedir. Bu İslam dünyasında, Türkiye, mümtaz bir mevkiye sahiptir. Türkiye bu bölgenin ve çevrenin en kuvvetli devletlerinden bir tanesidir. Bana öyle geliyor ki, Pakistan, İran Türkiye ve Mısır gibi bölgenin 4 önemli, nüfusu kalabalık ve tarihi olan devletinin Suudi Arabistan gibi finansman yapısı kuvvetli ülkelerle işbirliği artarsa bu bölgede hem sükunet, hem istikrar sağlanır, hem de iktisadi sosyal kültürel kalkınma gerçekleşir.''

-''TÜRKİYE'DE YENİ BİR NESİL YETİŞMEKTE''-

''Türkiye'de yeni bir nesil yetiştiğini, bunların ciddi eserler okuduğunu ve Türk aydınlarının artık dünyada gerçekte neler olduğunu bildiğini'' anlatan Zaim, ''Türk Milletinin kendi özelliklerini ve İslami değer hükümlerini tartarak pozitif ilmin ışığında batının teknolojisini alıp, çağdaş medeniyetler içinde bunları hallihamur ederek kıvama sokacağına inanıyorum. Bu gayret Türkiye'de gözüküyor'' değerlendirmesinde bulunuyor.

Prof. Dr. Zaim, günümüzde Batı toplumunun bir boşluk ve arayış içinde olduğunu ifade ederek, ''İslam'ın özünü içine koyup kalkınma içinde bir cemiyet meydana getirilebilinirse bütün insanlığa ışık tutulabilineceğini'' kaydediyor.

-GÖNÜLLÜ TEŞEKKÜLLER-

Zaim, Yeni Türkiye Mecmuası'nda 1997 yılında yayımlanan makalesinde ise Türkiye'de demokrasinin tam olarak uygulanması, insan haklarına riayet edilmesi ve bunların hukuki esaslara dayandırılmasının ve bir hukuk devletinin varlığının temel hedef olması gerektiğini vurguluyor.

Fransız İhtilali ve Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Beyannamesi ile benimsenen prensiplerin İslam'da zaten mevcut olduğunu ifade eden Prof. Dr. Zaim, makalesinde şu görüşleri dile getiriyor:

''Fakat bu zahir kabule rağmen hem dünyada hem de ülkemizde insan hakları ihlal edilmektedir ve bundan en fazla inançlı ve muhafazakar kesimler mutazarrır olmaktadır. Buna karşılık yapılacak iş halkın gönüllü teşekküller etrafında teşkilatlanarak hak ve hukukunu muhafaza etmeye çalışması, her türlü demokratik platformda hukuki yollardan hakkını aramasıdır.''

Türkiye'de gönüllü teşekküllerin 1950 yılından sonra çok partili hayata geçiş ile birlikte ortaya çıktığını, bundan evvel ''ilim ve servetten yoksun'' olan inançlı kesimler bulunduğunu belirten Zaim, bugün hem Türkiye'de, hem İslam dünyasındaki esas meselenin milletin devletle tam manasıyla kaynaşamaması olduğunu kaydediyor.

Zaim ''Devlet yönetimine hakim olan bürokratların entel davranışlarla, milletin değerlerine yabancı kalışları, soğuk davranmaları milletin devletiyle bütünleşmesini engellemekte, yönetilenlerle yönetenler arasındaki uyumsuzluk lokomotifin kantarı çekmesini güçleştirmektedir'' tespitinde bulunuyor.

-TÜRK CUMHURİYETLERİ İLE İLİŞKİLER-

Prof. Dr. Sabahattin Zaim, Altınoluk Dergisi'ne verdiği röportajda da, Türkiye'nin Türk Cumhuriyetleri ile ilişkilerini çok ciddi şekilde ele alması gerektiğini vurgulayarak, ''Müslüman Türk Cumhuriyetleri'nin sağlıklı bir şekilde yapılanmalarının şartının ne olduğu'' sorusuna üzerine, ''Türk-İslam ülkelerinde İslam iktisadı modeline dönüşte bir uyanma olduğunu, ancak bu ülkelerde yavaş yavaş bir koordinasyon sağlanması gerektiğini, sistemin kurulması için henüz erken olduğunu'' ifade ediyor.

21. yüzyıla girerken İslam dünyasında işbirliğinin artırılması gerektiğini belirten Zaim, Afrika ülkelerinin de çok önemli olduğunu vurguluyor.

ABD'de, ''Afrika'nın 21. asrın kalesi'' olarak değerlendirildiğini, Afrika'ya sahip olan medeniyetin dünyaya sahip olacağı yönünde görüşlerin dile getirildiğini anlatan Zaim, Hristiyan batı dünyası için Afrika'da komünizm ve İslamiyet gibi iki tehlikenin görüldüğünü ifade ediyor.

''Komünizmin yıkılmasıyla Batı toplumu için bir tek İslamiyet tehlikesi kaldığı'' görüşünü aktaran Zaim, ''İslamiyet Afrika'ya girerse bu kıta batı medeniyeti için ilelebet kaybolur'' şeklinde bir saptamanın da yapıldığını dile getiriyor.

-AB VİZYONU-

Prof. Dr. Sabahattin Zaim, 1990 yılında Aydınlar Ocağı'nda yaptığı konuşmada da, 2. Dünya Savaşı'ndan sonra Türkiye'nin siyasi, kültürel, askeri iktisadi alanda Orta Doğu'dan koparak batı blokunun bir parçası olduğunu anlatarak, ''Türkiye dünyanın süratle gelişen iktisadi ve siyasi bünyesi içinde jeopolitik durumun arz ettiği biçimde çok yönlü bir siyaset izlemeye mecburdur. Türkiye'nin bir asırlık stratejiye sahip olması gereklidir. Bu durumda kendi politikasını oluşturmalı'' ifadesini kullanıyor.

Zaim, konuşmasında şu değerlendirmelerde bulunuyor:

''Türkiye'nin AB ile ilişkilerinde bünyevi bir dengesizlik ve Türkiye'nin aleyhinde bir tutum vardır. Kanaatimce TÜrkiye'nin takip etmesi gereken çok yönlü ve şahsiyetli bir dış politika olmalıdır. Önce komşularıyla iyi geçinmeli, pürüzlerimizi halletmeliyiz. Sonra İslam dünyasıyla İslam Konferansı çerçevesinde ve Türk dünyasıyla münasebetlerimizi geliştirmeliyiz. Büyük komşumuz Rusya ve Uzak Doğu'nun güçlü ülkeleri olan Çin ve Japonya ile de ilişkilerimizi sıcak tutmalıyız. Bu çerçeve içinde de, İngiltere ve Fransa gibi AB sürecinde özelliklerimizi ihtar eden ayrıcalıklı şartlarla AB ile entegrasyona gitmeliyiz. Müzakere safhaları için AB'nin normlarını çok iyi incelememiz ve kendi normlarımıza intikal ettirmek için her konuda ciddi bir hazırlık içinde olmamız gerekir. AB'den kesin cevap alınmazsa Türkiye gümrük birliğinden çıkacağını ima etmeli, gümrük birliğinden çıkarak çok yönlü ve şahsiyetli dış politikasını yürütmeli.''

Kitapta, Prof. Dr. Zaim'in, İslam ekonomisi, İslam dünyasında işbirliği ve iktisadi hareketleri konu alan yazıları da bulunuyor.

 

14 Aralık 2007, Cuma



Sabahattin Zaim, İslam ekonomisinde otorite haline geldi

 

Devlet-i Âliye-i Osmaniye'nin yavaş yavaş sendelediği 17. yüzyılda Anadolu topraklarının manevi şehri Konya'dan, bir grup sipahi, atlara binerek Balkanlar'a doğru yol alır.

 

 

Bu cengâverlerin içinde Aslan Zeamet (zahmet sahibi) isimli bir yiğit vardır. Bu yiğit, Üsküp'ün Bulgaristan'a doğru uzanan İşkip şehrinde kendine yer tutar. Aslan Zeamet'in soyu, Keresteci Mehmet Bey'e kadar ulaşır. Kereste ticareti ile meşgul olan Mehmet Bey, Balkan Harbi çıkınca dedeleri gibi cepheye koşar. İlk önce Balkan Harbi'nde sonra da Birinci Cihan Harbi'nde savaşır. O yıllarda Mehmet Bey'in Sabahattin ismini verdiği oğlu doğar. Yıl 1926'dır. Harbin akabinde Yugoslavya'nın Müslümanlara uyguladığı zulüm sebebiyle Mehmet Bey ailesiyle Türkiye'ye döner. Şeceresini tüm detaylarıyla bilen Sabahattin Zaim, yaşadıklarını ve annesinin de Kafkasya'dan geldiğini ne zaman anlatsa 'Biz göçmen değil muhaciriz.' diyordu. 1934 yılında Türkiye'ye geldiklerinde Fatih'te dedesinin evinde oturmaya başlar. İlkokula Yugoslavya'da başlayan Zaim, burada Makedonya'nın Cumhurbaşkanı Kiro Gligorov ile aynı sınıfta okur. 3. sınıftan sonrasını Fethiye okulunda tamamlar. Daha sonra Arapça ve Farsçanın okullardan çıkartıldığı Batılılaşma döneminde Vefa Lisesi'ne yazılır. 1940'lı yıllarda hayata geçirilmeye çalışılan Batılı sınıfların ilk öğrencilerinden biri Odur. Eğitim sisteminin ağır müfredatına dayanamayan öğrenciler okuldan uzaklaşırken, Zaim ve 13 kişi okulu bırakmaz. Nurettin Topçu ve Reşat Ekrem Koçu gibi dönemin en iyi isimlerinden dersler alır. Zaim hoca, "Tüm inkılâplar insanları, İslam'la, Osmanlı ile olan münasebetlerini kesme hamleleri üzerine kuruluydu. Hatta resmen Hıristiyanlığı teklif edenler bile olmuştur. Böyle bir dönemde Kur'an okumak ve okutmak yasaktı." diyordu.

1947'de Mülkiye'yi bitirdikten sonra İstanbul'da Fatih kaymakam vekili olarak çalışır. Memuriyetle akademik çalışma arasında birtakım sıkıntılar yaşasa da doktora derslerine devam eder. Ord. Prof. Dr. Gerhart Kessler ve Chris Noysvart gibi hocalardan dersler alır. O yıllar kanunların üniversitelerden geçip sonra Meclis'e gittiği yıllardır. Zaim Hoca o dönemi, "Eğer sendikaların istikameti bizim kürsüde değil de İdris Küçükömer'in kürsüsünde olsaydı Türkiye komünist olurdu." diye anlatır.

Amerika'dan dönünce Türkiye'de ilk kez çalışma ekonomisi dersini vermeye başlar. 1957'de Zeyrek'teki Abdülaziz Efendi'ye gider. Buradaki toplantılarda Necmettin Erbakan ve Korkut Özal'la tanışır. Türk sanayiinde önemli mihenk taşlarından birisi olacak Gümüş Motor projesi bu görüşmelerde ortaya çıkar. Lakin Avrupa ve Amerika Türkiye'ye motor fabrikası satmaz. Pes etmeyen Zaim hoca, Uzel Traktör Sanayii ile Anadolu Cam Sanayi'nin kurulmasına önayak olur. Faisal Finans'ta başkan vekilliği yapar. İslam ülkelerinde her türlü faaliyet için onun ismi öne çıkmaya başlar. Artık İslam dünyasında aranan ekonomi otoritesidir. Çalışma ekonomisi konusundaki kitaplarıyla ayetler ve hadislerle günümüz ekonomisine ışık tutucu çözümler sunar. Örneğin şu tespitleri ciddi kabul görür: "İslamiyet'te borç tavsiye edilmez. Peygamberimiz dua ederken şöyle derdi: 'Ya Rabbi, beni günah işlemekten ve borca girmekten koru, muhafaza eyle'. Şimdi 'Borç yiğidin kamçısıdır' derler. Buna benzer sözlerin hepsi münafıkların sözleridir."

Osmanlı'nın yıkımından yıllar sonra 1969'da ilk defa İslam İktisadı Konferansı düzenlenir. Birçok iktisatçı Cidde'de yapılan bu konferansa katılır. Aynı yıl Riyad'da bu sefer Sabahattin hoca bir kongre yapar. Kongreye Turgut Özal da iştirak eder. Kongrelerin semeresi, Cidde'de Uluslararası İslam İktisadi Enstitüsü, Pakistanlı Ziya-ül Hakk'ın İslam Üniversitesi'ni açması ve İslam Kalkınma Bankası kurulmasıyla alınır. Bundan sonrasını Sabahattin hocanın anlattıklarından öğrenelim: "1990'dan sonra Rusya'nın yıkılmasıyla birlikte tekrar ehl-i küfür İslam'a karşı birlik oldu. İslam dünyası da buna karşı hazırlıklı davranamadı. İslam dünyası başsız kaldı. Kral Faysal, Rıza Şah, Turgut Özal, Ziya-ül Hak öldüler... İslam ülkelerinde, devletle milletler birbirinden kopuktur... Yöneten kadrolar ihlâslı olmayınca milletler arası kurumsal işbirliği de yapılamıyor... Bizim görmemiz, başarılı olmamız şart değil. Karınca misali Kâbe'ye doğru yürüyeceğiz, yürüyebildiğimiz kadar."

NURULLAH KAYA

10 Aralık 2007, Pazartesi



Arkasında, millete hizmet için yetiştirdiği fidanları miras bıraktı

 

Prof. Dr. Sabahattin Zaim, bugün son yolculuğuna uğurlanıyor. Hocaların hocası, Fatih Camii'nde öğle namazını müteakip kılınacak cenaze namazının ardından Edirnekapı'daki aile kabristanına defnedilecek.

 

 

Hayatını insan yetiştirmeye adayan 'hocaların hocası' Prof. Dr. Sabahattin Zaim, kendi ifadesiyle 'diktiği fidanlar'ın ülke hizmetine geldiğini görerek fani dünyadan ayrıldı. Lenf kanseri sebebiyle 15 gün önce İstanbul Özel Sema Hastanesi'nde ameliyat geçiren Prof. Dr. Zaim, önceki gün rahatsızlanarak aynı hastaneye kaldırıldı. Yoğun bakıma alınan Zaim, dün sabaha karşı hayatını kaybetti. Prof. Dr. Zaim'in yetiştirdiği öğrenciler arasında Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Başbakan Tayyip Erdoğan, Başbakan Yardımcısı Nazım Ekren, İçişleri Bakanı Beşir Atalay, Maliye Bakanı Kemal Unakıtan ile eski siyasetçilerden Ali Coşkun, Nevzat Yalçıntaş gibi çok sayıda isim bulunuyordu.

Prof. Dr. Zaim, öğrencilerinin bugün ülkenin idarecileri olacağını hayal edemediğini, ancak onların ülkeye, millete güzel hizmetler edeceklerine inandığını dile getirmişti. Üniversitelerin insan yetiştirme müesseseleri olduğuna inanan Prof. Dr. Zaim, her devletin 5-10 kişi tarafından yönetildiğini, bu sebeple 'insan yetiştirmenin' her şeyden önemli olduğunu ifade ediyordu. 'İktisatın duayeni', 40 yıl görev yaptığı İstanbul Üniversitesi'nde öğretim üyeliği yaptığı sırada öğrenci yetiştirmeye verdiği önemi şu şekilde anlatmıştı: "

1970'li yılların sonlarına doğru Sakarya Üniversitesi'nde İktisat Akademisi kurulmuştu. Ben de kendi üniversitemin yanı sıra burada da ders veriyordum. Buraya 24 kişiyi asistan olarak aldım ve kendime göre bir fidanlık oluşturdum. Aldığım bu asistanlar arasında Cumhurbaşkanı Gül gibi şu anda tanınmış birçok siyasetçi ve bilim adamı bulunuyordu. 24 asistanı aldığım zaman 'Ne yaptın hocam, bu kadar insan alınır mı?' diyenlere, 'Ben bir fidanlık oluşturdum, bu fidanlar yarın büyüyüp meyve vermeye başlayacak.' cevabını vermiştim."

81 yaşında vefat eden Prof. Dr. Zaim, ilerleyen yaşına rağmen emekliliğini konferans vererek, öğrenci yetiştirerek, yurtiçi ve yurtdışındaki sosyal ve kültürel etkinliklere katılarak değerlendiriyordu. Bugüne kadar binlerce öğrenci yetiştiren ve yetiştirdiği öğrencilerin bir kısmı bugün devletin önemli kademelerinde olan Prof. Dr. Sabahattin Zaim, hep mütevazı hayatıyla dikkat çekmişti. 5 çocuk babası, 10 torun sahibi olan Prof. Dr. Zaim, bugüne kadar yetiştirdiği öğrenciler ve iktisat alanındaki 'duayenliği' sebebiyle hep saygı gören bir isimdi.

Özellikle 'İslam Ekonomisi' üzerine yaptığı teorik çalışmaları sebebiyle pek çok ödül alan Prof. Dr. Zaim, İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi'nde görev yaptığı sırada aynı zamanda Milli Türk Talebe Birliği'nde (MTTB) 'Sosyal İşler Başkanlığı' görevini yürütüyordu. Üniversiteden öğrencileriyle MTTB'de görüştüğünü ve dernek çatısı altında iktisat konferansları verdiğini anlatan Prof. Dr. Zaim, "İnsanların en hayırlısı insanlara faydalı olanıdır." hadis-i şerifini hayatına ilke edindiğini her gittiği yerde açıklıyordu.

Prof. Dr. Zaim, bugün ülkeyi idare eden ve bir zamanlar öğrencileri olan siyasetçilere 'ekiplerini' iyi kurmaları yönünde tavsiyelerde bulunuyordu. Cumhurbaşkanı Gül'ü 'beyefendi, sakin, azimli ve vefalı' bir kişi olarak nitelerken, Maliye Bakanı Unakıtan'ın ise yaptığı 'şakalarla' belleğinde iz bıraktığını açıklamıştı. Öğrencilerinden Cumhurbaşkanı Gül'ün kendisi için ayrı bir yeri olduğunu ve hayatının hiçbir döneminde kendisiyle irtibatını koparmadığını belirten Zaim Hoca, "Başbakan olduğu zaman Ankara'ya geldiğim sırada Sayın Gül bana, 'Bir numara olmanın işi zor hocam' demişti. Şu anda işinin çok daha zor olduğunu tahmin edebiliyorum. Ama dualarımızla onun yanındayız." demişti. Zaim, kurucu dekan olarak görev yaptığı Sakarya Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi'nden 1998 yılında emekli oldu, ancak ilimle uğraşmayı bırakmadı. Emeklilik yıllarını 'okuyorum, yazıyorum ve konuşuyorum' şeklinde değerlendirdiğini anlatan Zaim, emekliliğini konferans vererek, öğrenci yetiştirerek, yurt içi ve yurt dışındaki sosyal ve kültürel etkinliklere katılarak değerlendirdi.

 

 

Ölüm döşeğinde bile öğrencilerine yardım için çabaladı

 

 

Prof. Dr. Sabahattin Zaim, yüzlerce bilim adamı ve devlet adamı yetiştirdi. Karakter itibarıyla çok sempatik, güler yüzlü ve sosyal ilişkileri güçlü olan Sabahattin Zaim, öğrencilerinin bütün meseleleriyle yakından ilgileniyordu. Yarım asırdır Zaim'in yanından hiç ayrılmayan Prof. Dr. Nevzat Yalçıntaş, ülkenin gerçek bir ilim adamını kaybettiğini belirtiyor. Vefatından birkaç gün önce kendisini ziyarete giden Yalçıntaş'a öğrencileriyle ilgilenmesini vasiyet eden Zaim, beyefendi kişiliğiyle tanınıyor. "Evlatlarına gösterdiği şefkatin aynısını bize de gösterirdi." diyen Yalçıntaş, hocasıyla ilgili bir hatırasını şöyle anlatıyor:

"Oğlum Murat Yalçıntaş'ı sünnet ettirmek için düğüne karar vermiştik. Bunu duyan hocam düğün masrafları için bankada biriktirdiği parayı bana vermek istediğini söyledi. Karşı çıkmama rağmen benimle Beyazıt'tan Karaköy'e kadar yürüyerek bankadan para çekip verdi." Zaim'in yanında uzun süre asistanlık yapan Doç. Dr. Numan Kurtulmuş, 'hocaların hocası'nın emekli olduktan sonra talebelerine anlattığı hatıratın yakında yayınlanacağını ifade ediyor. 1985'ten 1998'e kadar asistanlığını yapan Kurtulmuş, Prof. Dr. Zaim emekli olduktan sonra bir grup talebesinin 20 hafta boyunca onunla bir araya gelerek hatıratını anlattırdıklarını belirtiyor.

Sanayi Bakanlığı Müsteşarı Prof. Dr. Yusuf Balcı, Türkiye'de belli bir misyona sahip ne kadar insan varsa hepsinde Zaim'in büyük katkıları olduğunu vurguluyor. 1983'ten itibaren Zaim Hoca'nın asistanlığını yapan, doktora tezini de ona veren Balcı, 'hocaların hocası'nın dikkat çeken özelliklerini şöyle sıralıyor: "Konuları, insanların zihninde soru işareti bırakmayacak şekilde halisane anlatıyordu. Uluslararası camiada da çok büyük etkiye sahipti. İslam ekonomisine ilişkin ilk eserleri yayınlayanlardandı."

Öte yandan, Sema Hastanesi Başhekimi Doç. Dr. İlyas Akdemir, Zaim'in son anına kadar Kur'an-ı Kerim okuduğunu belirterek, kendisini en çok mutlu eden durumlardan birinin de Makedonya'da kendi ismini taşıyan okuldan gelen öğrencilerin ziyareti olduğunu söyledi. Sabaha karşı vefat eden Zaim ile ilgili bilgi veren Akdemir, "10 aydır lenf kanseriydi. Kanserin yayılmış olması, hastanın da yaşlı olması sebebiyle kemoterapi uygulanmadı. Sadece ağrı kesici ve beslenmeye yönelik bir tedavi uygulandı. Çok şükür çok ıstırap çekmedi." şeklinde konuştu. Çok önemli kişilere emek verdiği için hastanede kaldığı 3 haftalık dönemde çokça ziyaretçisi olan Zaim'i Başbakan Erdoğan'ın da ziyaret ettiğini belirten Başhekim, Cumhurbaşkanı Gül'ün de sık sık arayarak halini sorduğunu kaydetti. Nergihan Çelen, Servet Dağ, Ercan Yıldız; İstanbul


 

 

[HABER PORTRE - NURULLAH KAYA] İslam ekonomisinde otorite haline geldi

 

 

Devlet-i Âliye-i Osmaniye'nin yavaş yavaş sendelediği 17. yüzyılda Anadolu topraklarının manevi şehri Konya'dan, bir grup sipahi, atlara binerek Balkanlar'a doğru yol alır. Bu cengâverlerin içinde Aslan Zeamet (zahmet sahibi) isimli bir yiğit vardır. Bu yiğit, Üsküp'ün Bulgaristan'a doğru uzanan İşkip şehrinde kendine yer tutar. Aslan Zeamet'in soyu, Keresteci Mehmet Bey'e kadar ulaşır. Kereste ticareti ile meşgul olan Mehmet Bey, Balkan Harbi çıkınca dedeleri gibi cepheye koşar. İlk önce Balkan Harbi'nde sonra da Birinci Cihan Harbi'nde savaşır.

O yıllarda Mehmet Bey'in Sabahattin ismini verdiği oğlu doğar. Yıl 1926'dır. Harbin akabinde Yugoslavya'nın Müslümanlara uyguladığı zulüm sebebiyle Mehmet Bey ailesiyle Türkiye'ye döner. Şeceresini tüm detaylarıyla bilen Sabahattin Zaim, yaşadıklarını ve annesinin de Kafkasya'dan geldiğini ne zaman anlatsa 'Biz göçmen değil muhaciriz.' diyordu. 1934 yılında Türkiye'ye geldiklerinde Fatih'te dedesinin evinde oturmaya başlar. İlkokula Yugoslavya'da başlayan Zaim, burada Makedonya'nın Cumhurbaşkanı Kiro Gligorov ile aynı sınıfta okur.

3. sınıftan sonrasını Fethiye okulunda tamamlar. Daha sonra Arapça ve Farsçanın okullardan çıkartıldığı Batılılaşma döneminde Vefa Lisesi'ne yazılır. 1940'lı yıllarda hayata geçirilmeye çalışılan Batılı sınıfların ilk öğrencilerinden biri Odur. Eğitim sisteminin ağır müfredatına dayanamayan öğrenciler okuldan uzaklaşırken, Zaim ve 13 kişi okulu bırakmaz. Nurettin Topçu ve Reşat Ekrem Koçu gibi dönemin en iyi isimlerinden dersler alır. Zaim hoca, "Tüm inkılâplar insanları, İslam'la, Osmanlı ile olan münasebetlerini kesme hamleleri üzerine kuruluydu. Hatta resmen Hıristiyanlığı teklif edenler bile olmuştur. Böyle bir dönemde Kur'an okumak ve okutmak yasaktı." diyordu.

1947'de Mülkiye'yi bitirdikten sonra İstanbul'da Fatih kaymakam vekili olarak çalışır. Memuriyetle akademik çalışma arasında birtakım sıkıntılar yaşasa da doktora derslerine devam eder. Ord. Prof. Dr. Gerhart Kessler ve Chris Noysvart gibi hocalardan dersler alır. O yıllar kanunların üniversitelerden geçip sonra Meclis'e gittiği yıllardır. Zaim Hoca o dönemi, "Eğer sendikaların istikameti bizim kürsüde değil de İdris Küçükömer'in kürsüsünde olsaydı Türkiye komünist olurdu." diye anlatır.

Amerika'dan dönünce Türkiye'de ilk kez çalışma ekonomisi dersini vermeye başlar. 1957'de Zeyrek'teki Abdülaziz Efendi'ye gider. Buradaki toplantılarda Necmettin Erbakan ve Korkut Özal'la tanışır. Türk sanayiinde önemli mihenk taşlarından birisi olacak Gümüş Motor projesi bu görüşmelerde ortaya çıkar. Lakin Avrupa ve Amerika Türkiye'ye motor fabrikası satmaz. Pes etmeyen Zaim hoca, Uzel Traktör Sanayii ile Anadolu Cam Sanayi'nin kurulmasına önayak olur. Faisal Finans'ta başkan vekilliği yapar. İslam ülkelerinde her türlü faaliyet için onun ismi öne çıkmaya başlar. Artık İslam dünyasında aranan ekonomi otoritesidir. Çalışma ekonomisi konusundaki kitaplarıyla ayetler ve hadislerle günümüz ekonomisine ışık tutucu çözümler sunar. Örneğin şu tespitleri ciddi kabul görür: "İslamiyet'te borç tavsiye edilmez. Peygamberimiz dua ederken şöyle derdi: 'Ya Rabbi, beni günah işlemekten ve borca girmekten koru, muhafaza eyle'. Şimdi 'Borç yiğidin kamçısıdır' derler. Buna benzer sözlerin hepsi münafıkların sözleridir."

Osmanlı'nın yıkımından yıllar sonra 1969'da ilk defa İslam İktisadı Konferansı düzenlenir. Birçok iktisatçı Cidde'de yapılan bu konferansa katılır. Aynı yıl Riyad'da bu sefer Sabahattin hoca bir kongre yapar. Kongreye Turgut Özal da iştirak eder. Kongrelerin semeresi, Cidde'de Uluslararası İslam İktisadi Enstitüsü, Pakistanlı Ziya-ül Hakk'ın İslam Üniversitesi'ni açması ve İslam Kalkınma Bankası kurulmasıyla alınır. Bundan sonrasını Sabahattin hocanın anlattıklarından öğrenelim: "1990'dan sonra Rusya'nın yıkılmasıyla birlikte tekrar ehl-i küfür İslam'a karşı birlik oldu. İslam dünyası da buna karşı hazırlıklı davranamadı. İslam dünyası başsız kaldı. Kral Faysal, Rıza Şah, Turgut Özal, Ziya-ül Hak öldüler... İslam ülkelerinde, devletle milletler birbirinden kopuktur... Yöneten kadrolar ihlâslı olmayınca milletler arası kurumsal işbirliği de yapılamıyor... Bizim görmemiz, başarılı olmamız şart değil. Karınca misali Kâbe'ye doğru yürüyeceğiz, yürüyebildiğimiz kadar."

 

10 Aralık 2007, Pazartesi

 

 

 

 

 
  

 

Fikirleri genç nesillere aktarılacak

21 Aralık 2008 : 08:47
TÜRKİYE

Hayatını insan yetiştirmeye adayan, hocaların hocası olarak da bilinen Sabahaddin Zaim, ölümünün birinci yılında adına düzenlenen sempozyumla anıldı.

 

 

 

 

Oktay Mehmet'in haberi

 

 

İstanbul İktisatçılar Derneği ile Sebahattin Zaim Araştırma Merkezi tarafından düzenlenen 'Prof. Dr. Sabahaddin Zaim'i Anlama' Sempozyumu, Bağlarbaşı Kültür Merkezi'nde yapıldı. Hocaların hocası olarak bilinen Prof. Dr. Sabahaddin Zaim'in ölümünün birinci yılında düzenlenen sempozyuma Marmara Üniversitesi Dekanı Raşit Küçük, Ticaret Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Prof. Sabri Orman, Prof. Dr. Nevzat Yalçıntaş, Sanayi ve Ticaret Bakanlığı Müsteşarı Doç. Dr. Yusuf Balçı, Sakarya Üniversitesi'den Prof. Cihangir Akın, Sebahattin Zaim'in Amerika'daki yakın arkadaşı Rugiub Zaman ile Sebahattin Zaim'in sevenleri katıldı. İstanbul İktisatçılar Derneği Başkanı Halis Yunus Söylet, sempozyumun amacının Sabahaddin Zaim'in profilini gelecek nesillere aktarmak hocayı daha iyi anlamalarını sağlamak olduğunu söyledi. Ersöz, 'Her yıl düzenlenecek sempozyumlarda hocanın sağlığında büyük ilgi duyduğu faizsiz bankacılık, islam ekonomisi, katılım bankacılığı, sosla politika gibi konular ele alınacak' dedi.

BERRAK BİR ZİHNE SAHİPTİ

Bir evlat olarak babası Sabahaddin Zaim'i yakınen tanıdığını belirten Selim Zaim, Osmanlı Coğrafyası olan Makedonya'da doğmuş olmasının babasının karakterinde iki unsurun öne çıkmasını sağladığını söyledi. Bunlardan birinin Müslüman, diğerinin de Türk kimliği olduğunu anlatan Zaim, 'Onun yaşamında Türk ve Müslüman kimliğinin büyük önemi vardı. Ömrü boyunca büyük önem verdiği iki kimliği yüceltmek için ilmi düzeyde mücadele verdi. Hayatını bu uğurda insanlar yetiştirmeye adadı'diye konuştu. Zaim, babasının Türk tarihi, kültürü ve ekonomisini dünya ile olan ilişkisinde sistem yaklaşımı içinde çok iyi analiz etme yeteneğine sahip olduğunu ifade derek, babasının çok berrak ve net bir zihne sahip olduğunu kaydetti.

 

 

Yeni Şafak

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Toplam (1) adet  yorum eklenmiştir.

Abdurrahim BARIN

21-12-2008, 21:09:42

Muhterema Hocamala web sitemde belirttiğim Hidrojen Enerjisinin Türkiyeye Müthiş katkılarını görüşür,bürokratik engellerin aşılması konularında,Rapor verir,fikir ve desteklerini alırdık.İSTANBUL .BM.Hidrojen Enerji Mrk.Bşk. Prof.VEZİROĞLU Kitabını benimle rahmetli hocama göndermişlerdi.Eğitimde çocuk ve gençlerle geleceğe yatırımı isterdi; çocuklarımız, mutlaka kitapla dolu odasını gördüklerinde,çok etkilenirlerdi.Evlatarıda kendisi gibi akademik ve eğitim dünyasında parlıyorlar.Unutamıyoruz.

 






Sebahattin Zaim en iyi öğretmen yarışması



kullan









Küçükçekmece ilçesi Prof.Dr.Sabahattin Zaim Lisesi, adını aldığı Türkiye’nin en önemli fikir ve ilim adamlarından, eğitimcilik hayatını “Güzel İnsan” yetiştirmeye adamış merhum Prof.Dr.Sabahattin Zaim adına ödüllü bir proje yarışması düzenliyor.

Daha çok projelerin öğrencilerle ilgili olduğunu ifade eden Okul Müdürü Ramazan AŞÇI; “ Belki de öğretmene yönelik uygulanan nadir projelerden birisi olacak bu proje.

Bunun nedeni ise, eğitim-öğretimde artık klasik bir yöntemin faydalı olmadığını gözlemlemekteyiz.

Çok verimli olduğuna inandığımız yeni müfredatların uygulamasına yönelik özgün çalışmalar yapan öğretmenlerimiz olduğunu görüyoruz. Bu çalışmaları yapan öğretmenlerimizin proje aracılığıyla güzel çalışmalarını genele anlatma arzumuz var.

İnancım şudur ki; Eğitim, öğrenci merkezli olmalıdır; fakat yönlendirici konumundaki öğretmen müfredata ve tekniklere çok iyi bir şekilde hakim olmalıdır.

Aksi takdirde öğrenci merkezli eğitimin içi boş olur. Bu nedenl özgün öğretim metodları uygulayan tüm öğretmenlerimizin katkılarını sunmasını bekliyorum.

Biz de onların çalışmalarını imkanlarımız ölçüsünde en iyi şekilde ödüllendirmeyi taahhüt ettik. Projenin tüm eğitim camiasına katkıda bulunmasını temenni ediyorum.” şeklinde görüşlerini ifade etti.

Değerlendirme kurulu başkanlığını Doç.Dr. Halil ZAİM'in yarışmada 1. öğretmene 4000 tl, 2. öğretmene 2000 tl., 3. öğretmene ise 1000 tl. para ödülü verilecek. Jüri özel ödülü ise 500 tl.

 

















MTTB BİR ZAFERDİ!

Efsane bir hareketti MTTB!

80 öncesinin nitelikli bir gençlik hareketiydi MTTB. Kitaba duyarlı bir hareket idi.

15 Ekim 2009 Perşembe 09:00

 

 

 

EFSANE BİR TALEBE VE GENÇLİK TEŞKİLATI (MTTB)

CHP için söylenen “devlet kuran parti” sözünü MTTB’ye uyarlayarak “devleti yeniden şekillendiren teşkilat” diyebiliriz. Üstat Necip Fazıl’ın “Bir gençlik, bir gençlik, bir gençlik...Zaman bendedir ve mekân bana emanettir, şuurunda bir gençlik...” diyerek özel bir hitabe ile seslendiği gençlik, soyut olarak Türk gençliği, somut olarak da MTTB gençliği idi. Anadolu konferanslarının tertipleyicisi, katılımcısı dahası  beşinci devrenin kapısı önünde dimdik bekleyen, bütün "dikey"leri "yatay" hale getirecek;
halka değil hakka inanan, halis hürriyeti Hakka kölelikte bulan bir gençlik. "Kim var!" diye seslenilince, sağına ve soluna bakınmadan, fert fert "Ben varım!" cevabını verici, her ferdi "Benim olmadığım yerde kimse yoktur!" duygusuna sahip bir dava ahlâkını pırıldatıcı bir gençlik.”

“Bu gençliği karşımda görüyorum.” diyordu üstat ve şöyle devam ediyordu.  “Maya tutması için otuz küsûr yıldır, devrimbaz kodamanların viski çektiği kamıştan borularla ciğerimden kalemime kan çekerek yırtındığım, kıvrandığım ve zindanlarda çürüdüğüm bu gençlik karşısında uykusuz, susuz, ekmeksiz, başımı secdeye mıhlayıp bir ömür Allah'a hamd etme makamındayım.

MTTB

 

 

 

Surda bir gedik açtık; mukaddes mi mukaddes!

 

 

 

Ey kahbe rüzgâr, artık ne yandan esersen es!..”

Orta öğretimden üniversiteye kadar bütün ülkeye yayılan taşra teşkilatlarıyla, anarşiye, maceraya kapılmadan ve siyasi oyunlara alet olmadan sessiz ve derinden yürüyen MTTB’ye intisap ettiğimde lise 1’de idim. Fazla geçmedi ikinci sene de ilçemde teşkilat temsilcisi oldum.

O zamanlar, bazıları MTTB gençliğini pasiflikle, korkaklıkla suçluyordu, zira elinde silah değil kalem bulunduruyordu MTTB. 12 Eylül 1980 darbesine zemin hazırlayanların arasında yer almadı. Onurlu, büyük bir davaya gönül vermiş kalp ile beyni birleştirmeye çalışıyordu. Zifiri karanlıkta ak sütün içindeki ak kılı fark edecek kadar gözü keskin bir gençlik...

Şimdi birçoğu dede olan bu gençliğe kısaca göz atmak istiyorum? Kimler gelmiş kimler geçmiş?

 

 

 

 

Kuruluşundan Kapanışına Kadar (1916-1980) Milli Türk Talebe Birliği

 

 

 

(M.T.T.B.)

MTTB 14 Aralık 1916 yılında kuruldu. Kuruluştan itibaren Türkiye’nin geçirdiği siyasi ve kültürel dönemlere bağlı olarak MTTB de metot, kadro, amblem değişikliklerine uğradı. Başlangıçta devletin destek verdiği ve üniversite talebelerini organize etmeye yarayan resmi bir kuruluştur. 1936’da izinsiz nümayiş yaptığı için kapatılan MTTB, 1946’da tekrar açılır. Teşkilatın milli, yerel ve islami renk kazanması 1965’te yapılan Genel Kurul'da Genel Başkanlığa getirilen Rasim Cinisli ile başlar. Rasim Cinisli'den sonra 48. Dönem Genel Başkanlığı'na seçilen İsmail Kahraman'la MTTB, 12 Eylül 1980’e kadar sürdüreceği çizgiye yerleşir. Günümüzün birçok akademisyeni, yazarı, şairi, siyasetçisi zamanında MTTB yönetiminde veya çalışmalarında bulunmuş kişilerdir.

MTTBProf. Dr. Erman Tuncer, Prof. Dr. Mustafa Ünaldı, Prof. Dr. Sabahattin Zaim, Eski Kültür Bakanı İsmail Kahraman, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Fehmi Koru, Akif Gülle, Mevlüt Ceylan,  Nurettin Canikli, Numan Kurtulmuş, Mehmet Ocaktan, Arif Ay,  Kayıhan Yayınları sahibi Burhaneddin Kayhan, Ekrem Kızıltaş, Mesut Uçakan, Salih Diriklik, Ramazan Dikmen, Adem Turan, İlhan Kutluer, Nurullah Genç aklıma ilk gelenler. Burada MTTB’nin düzenlediği kompozisyon yarışmasında derece alarak adını duyuran Ramazan Dikmen, Numan Kurtulmuş ve Nurettin Canikli’nin isimleri ayrıca zikredilmeye değer. Sadece bu kadar değil. Sezai Karakoç’un kabul ettiği ilk ve tek ödül de MTTB’ye aittir. Üstat, 48. dönemde ve İsmail Kahraman’ın başkanlığı zamanında düzenlenen MTTB’nin fikir ve sanatta “Milli Hizmet Armağanı” ödülünü kabul buyurmuştur.     

Bizim kendilerine yetiştiğimiz, kongrelerde dinlediğimiz, misafir ve delege olarak kongreye katılan başkanlarımız 54.dönem ve sonraki başkanlardır. Bu isimleri sırasıyla 54.Dönem genel başkanı Cemalettin Tayla, 55.dönem genel başkanı Kasım Yapıcı, 56.dönem genel başkanı Haşmet Oğuzalp ve 56.dönem genel başkanı Vehbi Ecevit olarak sayabiliriz.

Bu arada en büyük ve en etkili talebe teşkilatı olarak kendini ispatlayan MTTB, 62 vilayette ve Kıbrıs’ta üniversiteye giriş deneme sınavı yapmış, milli eğitim bakanlığı ve emniyet ile iş birliği yaparak ehliyet vermiş, üniversiteden mezun olanlar için yüksek lisans ve doktora programlarını yürütmüştür. MTTB’ın düzenlediği bir doktora ders programına bakalım:

 

 

 

 

SOSYAL İLİMLER ENST. 5. ÖĞRETİM YILIÖĞRENİM KADROSU

1  —  Prof. Dr. Sebahaddin Zaim,

2  —  Prof. Dr. Nevzat Yalçıntaş,

3  —  Prof. Dr. Nuri Karahöyüklü

4  —  Prof. Dr. Selçuk Özçelik

5  —  Prof. Dr. Ali Nihat Tarlan

6  —  Prof. Dr. Cevat Babuna

7  —  Prof. Dr. Ayhan Songar

8  —  Prof. Dr. F. Kadri Timurtaş

9  —  Prof. Dr. Tahsin Banguoğlu

10  — Prof. Dr. Nevzat Kor

11  — Prof. Dr. Adnan Ziyalar

MTTB, Çatı12—   Prof. Dr. Mustafa Köseoğlu

13  — Doç. Dr. Salih Tuğ

14  — Dr. Osman Öztürk

15  —Ömer Kirazoğlu

16  — Selâmi Toscuoğlu

17  — Emin Saraç                              

18  — Nahit Dinçer

19 — Bekir Sedek

20 — Ertuğrul Düzdağ

 

 

 

 

Takip Edilen Öğretim  Metodları

a)   Teksir

b)    Münakaşalı Ders                            

c)    Proje  Usulü

d)    Aktif Ders                               

e)    Derslerin teybe alınarak teksir yapımı

f)    Tetkik Gezileri,

g)    Enstitü Kütüphanesi

Çanakkale Şehitlerini Anma, Mehmet Akif Ersoy’u anma, Ayasofya’nın ibadete açılması gibi milli içerikli faaliyetlerle basının ve toplumun gündemini işgal eden MTTB’nin lokomotifi Üstat Necip Fazıl’dır. 1976’da düzenlenen İstanbul’un fethinin 523.yıldönümü münasebeti ile yapılan programın ilan komisyonunda Şeyhmus Durgun, görev alırken protokolden sorumlu kişi de Recep Tayyip Erdoğan’dır.

 

 

 

 

Amblem değişiyor

Bozkurt’tan Kitap’lı ambleme oradan Türk Bayrağı’na

MTTB, LogoMTTB’de görülen misyon ve vizyon değişikliğini amblemden takip edebiliyoruz. 1916’dan 1975’e kadar teşkilatın ambleminde Bozkurt figürü kullanılmıştır. Ancak 1975’te Rüştü Ecevit başkanlığında toplanan genel kurul totemi kaldırıp yerine “Kitap”ı koymayı teklif eder ve bu değişiklik gerçekleşir. Biz MTTB’li olduğumuz dönemde hep bu amblemin mana ve değerini hissettik üstümüzde.  58.dönem diyebileceğimiz yeni dönem nedense bu amblem değiştirildi ve yerine bayrak figürü kondu. 12 Eylül 1980 darbesi ile kapatılan ve daha sonra açılan partiler eski amblemlerini de almış ve devamlılık fikri vermiştir. Devamlılık misyonu vermesi gereken bu teşkilatın amblem değiştirmesi ise anlaşılamamıştır.

56.dönemde (28 Temmuz 1979 – 1 Eylül 1980) genel kurul için İstanbul’a gittiğimizde, İstanbul’da anarşi vardı. Arkadaşım Mehmet Togay’la birlikte Aydın’dan trene binerek gelmiştik İstanbul’a. Gece geç saatlerde Laleli’de otel aradık. Geç saatte olduğu için bizi otele almak istemediler. Ayrı ayrı odalar vardı ve biz iki kişilik oda istiyorduk. Paramız yoktu. Yürüyerek Beyazıt Meydanına geldik. Birkaç genç, nereden geldiğimizi, kim olduğumuzu sordu, üstümüzü aradı. Cebimizden doksan dokuzluk tespih çıkınca, tamam dediler, sizinle işimiz yok; bizim işimiz komünistlerle, dediler. Gelenlerin kim olduğunu anlamıştık. O gün sabaha kadar Beyazıt Camii’nin önünde pinekledik. Ertesi gün yüksek öğrenim gençliğinin kaldığı Rüstem Paşa Yurdu’nda kaldık. Sabah kahvaltısını genel başkanımız Haşmet Oğuzalp ile bu yurtta yaptık. Bana yemek duası yap, dediler. Heyecandan yemek duasını tamamlayamadım. Bu arada unutmadan söylemeliyim. Erenköyü’ne de gittik ve bir evi tavaf ettik ve sessizce oradan ayrıldık. Lise ikide idim ve 57.dönem (1 Eylül 1980 ) için  genel başkanımızı, İstanbul Teknik Üniversitesi talebesi olan Vehbi Ecevit’i seçmiştik. İstanbul’dan döndükten 10 gün sonra ihtilal oldu ve sonra daha neler neler oldu.

Bir zamanlar ihtilale destek veren, 27 Mayıs’ın haklı ve yerinde olduğunu savunan gençlik teşkilatı, bununla yetinmemiş ve konu ile ilgili bir kitap da bastırmıştı. Aradan yirmi yıl geçtikten sonra kendisi de bir askeri darbe ile kapatılacak ve 49 yıl sonra “27 MAYIS DARBESİ HALKIN BAĞRINA SAPLANAN ZEHİRLİ BİR HANÇERDİR!” diyecektir.

 

Şehitlerimiz

Anarşi olaylarının içinde yer almama gayretine rağmen bazı odaklar bu gayreti kendilerince boşa çıkarmaya çalışmış ve provokatörce  eylemler sonucunda bazı MTTB’liler şehit edilmiştir. Mustafa Bilgi, Erdoğan Tuna, Sedat Yenigün ve Şeyhmus Durgun bu şehitlerimiz arasındadır. Haince bir tuzak sonucu öldürülenler bir yana Şeyhmus Durgun’un şehadeti üzerinde ayrıca durulması gerekir.

ŞEYHMUS DURGUN, Diyarbakırlı idi. (1954) İlk ve orta tahsilini Diyarbakır’da tamamlamış ve İstanbul Teknik Üniversitesi Genel Makine bölümünü bitirmişti.Yüksek tahsili sırasında, Milli Türk Talebe Birliği’nde (MTTB) çeşitli görevler almış ve MTTB’nin yayın organları ÇATI ve MİLLİ GENÇLİK’te idarecilik yapmıştı. Çatı dergisinde kaleme aldığı yazılardan birisi olan, 15 Nisan 1978 tarihli ‘Bu Böyle Biline’ başlıklı yazısından dolayı; 163. maddeden, ‘devletin temel nizamını İslâm’a uydurmak ve Türkiye’de İslâm devleti kurmak istediği’ gerekçesiyle yargılandı ve 5 yıl hapis cezasına çarptırıldı.Tutuklanarak, önce Bayrampaşa Cezaevi’ne, daha sonra da Çanakkale Kapalı Cezaevi’ne hapsedildi. Çanakkale Kapalı Cezaevi’nde cezasını tamamlarken, 23 Ekim 1985 Çarşamba günü Şeyhmus Durgun’un öldüğü duyuruldu. Cezaevi yönetimi intihar demişti, ancak Şeyhmus Durgun’un cezaevi arkadaşları başka şeyler anlatmıştı. Mektupların şahitliğini manşete taşıyan Milli Gazete’ye tekzip gönderildi ve olay hemen ört bas edildi. Şehidin naaşı 27 Ekim 1985 Pazar günü, çok sayıda arkadaşı ve ailesi tarafından Çanakkale Kapalı Cezaevi yetkililerinden alınarak, 29 Ekim 1985 Salı günü, Diyarbakır’da Et Balık Kurumu Camii’nde kılınan namazdan sonra Diyarbakır Mardinkapı Asrî Mezarlığı’na defnedildi. Şehitlerimize Allah rahmet eylesin.

Bugün geriye baktığımda ben ne görüyorum? MTTB inanmışlar ve adanmışlar hareketi idi. Şimdilerde bu adanmışları hatırlamamız gerektiğini, şehitleri hayırla anmamız ve bundan sonraki yıllar için de geçmişten hız ve ders almamız lazım geldiğini düşündüğüm için yazdım bu tadımlık metni.

Son söz olarak şöyle diyorum: Türkiye böyle bir teşkilat görmedi, bundan sonra da görmeyecektir. İçimiz buruk; çünkü bugün gençliğe vaziyet edecek bu çapta bir teşkilatımız yok. Ve üstelik bu teşkilatta yetişenlerin iş başında olduğu bir zamandayız. Allah encamımız hayreyleye. 

Fotoğraf Galerisi İçin: http://www.dunyabizim.com/gallery.php?id=93

 

Kamil Yeşil anlattı


 

 

Recep KOÇAK

 

 

rkocak@habername.com

Sabahaddin Zaim Hoca M. Zahid Kotku Hocaefendi’yi Anlatıyor

15.11.2010 17:23

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

13 Kasım 1980 ‘de ebedi âleme irtihal eden Mehmed Zahid Kotku Hocaefendi geniş kitleler üzerinde derin izler bırakmış bir mübarektir.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Ülkemizin son 40 yılının yönetiminde söz sahibi olmuş çok sayıda siyaset adamı ve sayısını tahmin bile edemeyeceğimiz kadar ilim adamı, gazeteci, yazar ve sanatçı üzerinde de onun tesirleri uzun yıllar görülecektir.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Yetiştirdiği talebeleri içerisinden çok sayıda üniversite hocası çıkan ve bu yüzden “Hocaların Hocası” ünvanı ile anılan merhum Prof. Dr. Sabahaddin Zaim Hocamız, 13 Kasım vesilesi ile yapılan söyleşilerde Merhum M. Zahid Kotku Hocaefendi ile ilgili hatıralarını anlatırdı.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Şu günler her iki hocamızı da andığımız günlerdir. Zira vefat tarihleri arasında yıl farkı büyük olsa da ay ve gün olarak yakın: 13 Kasım 1980 ve 7 Aralık 2007.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Sabahaddin Hoca’nın hatıraları arasında, Kotku Hocaefendi’nin Almanya seyahati ve Sabahaddin Hoca’nın yıllarca kullanacağı arabasını almasına vesile olan sözleri çok dikkat çekicidir. Sabahaddin Zaim Hoca “araba” ile ilgili hatırasını çeşitli meclislerde, defalarca anlatmıştır.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

O hatırayı Zaim Hoca’nın hayatını konu alan “Bir Ömrün Hikâyesi” kitabında da görüyoruz.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Prof. Dr. Sabahaddin Zaim Hoca, Prof. Dr. Sedat Murat, Dr. İsmet Uçma ve Yasin Beyaz’ın editörlüğünde hazırlanan kitabının, son düzetme ve kontrollerini yapıyor ama 808 sayfalık eserin basıldığını göremeden 9 Aralık 2007’de aramızdan ayrılıyor. 1926 yılında Makedonya’nın İştip şehrinde başlayan dünya yolculuğu İstanbul’da sona eriyor.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

İşaret Yayınları arasında neşredilen eserin 2008 yılında yayınlanan ikinci baskısını yeni edindim. Dolu dolu bir ömürden bir demet hatıra kayda geçirilmiş ve Hoca’nın sevenlerine armağan edilmiş.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Titizlikle hazırlandığı hemen fark edilen bu eserin hazırlanmasında emeği geçenlere teşekkür ederken, Merhum Sabahaddin Zaim Hoca’nın kaleminden Mehmed Zahid Kotku ile ilgili bir bölümü ve meşhur “araba” hatırasını dikkatlerinize sunuyorum.

Bu vesile ile Kotku Hocaefendi’ye ve Zaim Hoca’ya rahmet diliyor, hepinizin Kurban Bayramını tebrik ediyorum.

ZEYREK

1957'den sonra bir hadise daha vardır ki, onu da anlatmadan geçemeyece­ğim: Ailemizin dinî veçhesini daha önceki sayfalarda arz etmiştim. O günlerde he­nüz İskender Paşa camiinde bir faaliyet yoktu. Dayım rahmetli İbrahim Vardar ile beraber biz de Zeyrek camiine devam ediyorduk. Abdülaziz Bekkine Hazretleri (1895-1952) oranın imamlığını yapmaktaydı. Bu sebeple oraya gider, yapılan vaaz ve konuşmaları dinlerdik. Nurettin Topçu da oraya gelenler arasındaymış. Sabah­lara kadar sual sorar, hocayla devamlı cebelleşirmiş. Bize buhranlarını yatıştıracak başka şahıs bulamadığını söylerdi. Bir gün camiye bizim Şadi Pehlivanoğlu da gelmişti. Nurettin Topçu Hoca, Necip Fazıl Kısakürek'le birlikte Abdülhakim Arvasi Hazretleri'ne bağlıymış. Nurettin Topçu Hoca orada tatmin olamayınca, Zeyrek camiine gelmiş. Allah cümlesine rahmet eylesin.

(…)

 

İSKENDER PAŞA

Bir müddet sonra Abdülaziz Bekkine Hazretleri vefat etti, yerine Bursa'dan Mehmet Zait Kotku Hazretleri geldi. Böylece bu makam Serezli Hacı Hasib Efendi'den (1863-1949) başlayarak, Abdülaziz Bekkine Hazretleri'ne (1895-1952İ ve ondan sonra Mehmet Zahit Kotku Hazretlerine (1897-1980) intikal etmiş oldu. Sonra da mekân olarak Zeyrek'ten İskender Paşa camiine geçildi. Osman Çataklı tarafından camiye bir de meşruta yapıldı. Türkiye'nin çeşitli meseleleri orada ma­saya yatırılır, bu meseleler müdavimler arasında tartışılırdı. İstanbul ve Ankara'nın çeşitli kalburüstü inançlı münevverleri, hocaları ve inanmış iş adamları orada olduğu gibi, üniversite hocaları da oradaydı. Prof. Dr. Nazif Gürdoğan buraya, "Görünmeyen Üniversite" adını vermiştir. Hocaefendi hayatımda beni en fazla etkilemiş olan insandı. Daima güler yüzlü, şefkatli ve hoş sohbetti. Çocuklara karşı son derece müşfik ve mültefitti. Nitekim bir gün oğlum Abdülhalim'i sünnet vesilesiyle oraya götürmüş, çocuk da elini öpmek için Hoca Efendi'nin yanına gitmişti. O sırada cemaatten biri gelenlere şeker ikram ediyordu. Tam Abdülhalim'e şeker vereceği sırada Hocaefendi adamı durdurmuş, yanına kadar giderek çocuğa şekeri bizzat kendisi ikram etmişti. Çocuklara olan alâka ve şefkati bu kadar belir­gindi. Mehmet Zahid Kotku Hazretleri, 1897'de Bursa'da doğmuştur.

Birlikte olduğumuz son haccından 6 Kasım 1980 yılında İstanbul'a döndü. Dönüşünden bir hafta sonra 13 Kasım 1980'de (5 Muharrem 1401) Perşembe gü­nü öğleye yakın, dualar, Yasinler, tesbih ve tehliller arasında ahirete irtihal eyledi. Cenaze namazı 14 Kasım 1980 Cuma günü İstanbul Süleymaniye camiinde kılın­dı ve Kanuni Sultan Süleyman türbesi arkasında, kendisinden feyz aldığı hocaları ve üstatlarının yanındaki istiratgâhına defnolundu.

(…)

İskender Paşa'da Hocaefendi'den söz açılmışken onunla ilgili bir başka hatı­ramı da okuyucularıma nakletmek isterim. Profesör olmak üzere 1964'te Alman­ya'ya gitmiştim. Ben oradayken Hocaefendi Necmettin Bey'le beraber Almanya'ya geldi. Patent alma görüşmeleri için Hatz Motor Fabrikası'nı ziyaret etmek üzere randevu aldık. Skoda'nın kalitesi iyi olmadığı için bir Alman firması tercih edilmiş­ti. Hatz Motorları dünyaca meşhurdu. Grafing'de oturuyordum. Beraberce ara­bayla Münih'e doğru yola çıktık. İkamet ettiğim yer, Münih'e yakın küçük bir ka­sabaydı. Orada bulunan Grafing kasabasında Almanca öğreniyor ve kendi saham­la ilgili araştırma ve incelemeler yapıyordum. Eşim ve kızım Mehveş de gelmiş, üç ay benimle kaldıktan sonra geri dönmüşlerdi. O günlerde kafamda bir araba alma düşüncesi vardı. Ama o vakit araba almak için permi gerekiyordu. Perminiz, yani dışarıdaki kazancınız araba almaya yetiyorsa, kendi ülkenize arabayı gümrüksüz olarak ithal edebiliyordunuz. Benim de niyetim bir Wolksvagen alıp Türkiye'ye öy­le dönmekti. Yeni terfi ettiğim için gelir durumum buna müsaitti. Hocaefendi ile birlikte arabada seyir halindeyken yanımızdan Mercedes marka bir otomobil geç­ti. Aramızda hiçbir konuşma geçmediği halde, Hocaefendi arabayı görünce birden "Güzel bir araba... İnşaallah sen de böyle bir Mercedescik alırsın" diye temennide bulundu. Gel zaman, git zaman, Wolksvagen'den vazgeçtim, onun yerine bir Mer­cedes almaya karar verdim. Siparişini 1963'te Münih'te verdim, otomobil Stutgart'ta yapıldı. Hatta tavan yalıtımını da Türkiye'nin iklim şartlarını düşünerek yaptılar. 1964'te memleketime dönerken almış olduğum o otomobili de yanımda getirdim. Hocaefendi'nin her vefat yıldönümünde bu hatıramı dile getirir, "Mercedes otomobilimi bana Hocaefendi aldırdı" diye anlatırdım. O otomobil hâlâ durur. Hayatımda aldığım ilk ve tek arabadır. Başka bir araba almadım. Zaten uzun bir süreden beri araba kullanmıyorum.

 

gumuslale@gmail.com













 

Gül ve Erdoğan hocalarını uğurladı

 

Prof. Sabahattin Zaim, son yolculuğuna öğrencilerinden Cumhurbaşkanı, Başbakan ve bakanlar olmak üzere kalabalık törenle uğurlandı. AK Partililer, “Hocaların hocası” denen Zaim’in AK Parti’nin kuruluşunda etkili olduğunu, ona danışıldığını anlattılar.

 



NTV-MSNBC VE AJANSLAR

Güncelleme: 20:53 TSİ 10 Aralık 2007 Pazartesi

 

İSTANBUL - Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve Başbakan Tayyip Erdoğan, hocaları olan Prof. Dr. Sabahattin Zaim’i son yolculuğuna uğurladılar.

enf kanseri nedeniyle dün İstanbul’da vefat eden

Erdoğan ve Topbaş, cenazeyi arabaya kadar taşıdılar.

Zaim’in cenazesi, Fatih Üsküdar Emniyet Mahallesi’ndeki Fatih Camii’nde kılındı. Cenaze töreninde Cumhurbaşkanı, Başbakan ve çok sayıda bakan ve milletvekili de saf tuttular.

Emin Saraç’ın kıldırdığı cenaze namazının ardından dua okunarak helallik alındı. Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Raşit Küçük, namazın ardından yaptığı konuşmada, Prof. Dr. Zaim’in fani dünyadan gerçek dünyaya uğurlanması için bir araya geldiklerini söyledi. Küçük, Zaim’i anlatmanın çok zor olduğunu belirterek, “Sabahattin Zaim denilince ilim, ahlak, merhamet, şefkat ve bütün güzelliklerin akla geldiğini” kaydetti.

Gül ve Erdoğan ile diğer katılımcılar, namazın ardından Türk bayrağına sarılı Prof. Dr. Sabahattin Zaim’in tabutunu bir süre omuzda taşıdı.

Gazeteciler caminin duvarlarından çekim yaptı.

Cenaze aracının bulunduğu Fevzipaşa Caddesi’ne kadar yaklaşık 500 metre omuzda taşınan cenaze, Başbakan Erdoğan’ın da yardımıyla cenaze aracına konuldu. Gül ve Erdoğan, Edirnekapı Mezarlığı’na hareket eden cenaze aracını uğurladılar.

Zaim’in cenazesi, camideki törenin ardından Edirnekapı Mezarlığı’ndaki aile kabristanına defnedildi. Dualar eşliğinde defnedilen Zaim’in mezarının üstüne, Medine’den getirilen toprak atıldı.

BAŞBAKANLIK DANIŞMANI DAVUTOĞLU: HERKESİN HOCASI
Cenazeye katılanlardan Saadet Partisi Genel Başkan Yardımcısı Numan Kurtulmuş, basın mensuplarının soruları üzerine, Prof. Dr. Sabahattin Zaim’in Türkiye’de özellikle eğitim alanında çok büyük hizmetleri bulunduğunu söyledi.

Eski Sanayi ve Ticaret Bakanı Ali Coşkun da Zaim’in hayatı boyunca topluma örnek bir insan olduğunu belirterek, Aydınlar Ocağı,

 

Türk Milli Kültür Vakfı, İş Dünyası Vakfı ve birçok sivil toplum kuruluşunda Zaim’le birlikte çalışma şerefine nail olduğunu söyledi.

Başbakanlık Başdanışmanı Ahmet Davutoğlu, “Zaim’in herkesin hocası ve örnek bir bilim adamı olduğunu” belirterek, “toplumun her kesiminden öğrencileri bulunduğunu” dile getirdi. Davutoğlu, Prof. Dr. Zaim’in öğrencileri arasından önemli bilim adamları, siyasetçi ve bürokratlar da yetiştiğini kaydetti.

AK PARTİ’NİN KURULUŞUNDA ETKİLİ OLDU
Eski İstanbul Milletvekili Nevzat Yalçıntaş da, Sabahattin Zaim’in alanında yetkin bir kişi ve bir sosyal iktisatçı olduğunu, bugün pek çok öğrencisinin üst düzey noktalarda görev aldıklarını dile getirdi.

“Bütün arzusu Türkiye’ye bilgili, ahlaklı, idealist kadrolar yetiştirmekti. Bunun gereğine inanmıştı. O hedefe doğru yönelmişti” diye konuşan Yalçıntaş, “AK Parti’nin kuruluşunda etkisi olduğu söyleniyor. Doğru mu?” şeklindeki bir soruya, “Direk değil, endirekt olarak... Öğrencileri kurdu. Sordular. Tüzüğün, programın yazılmasında danıştılar” cevabını verdi.

Yalçıntaş, üst düzey siyasetçiler dahil Zaim’in pek çok öğrencisi bulunduğunu dile getirerek, “Abdullah Bey (Cumhurbaşkanı Abdullah Gül) onun en yakın talebelerinden biri olmuştur. Geride bir büyük bahçe bırakarak gitti. Güzel meyvelerin yetiştiği, çiçeklerin, güllerin yetiştiği bir bahçe bırakıp gitti” dedi.

YOĞUN KATILIM VE GÜVENLİK ÖNLEMLERİ
Prof. Dr. Sabahattin Zaim’in kızı Mehveş Tarım, oğulları Selim, Halim, Kerim ve Halil Zaim ile gelinleri, damadı ve torunlarının taziyeleri kabul ettiği törene, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, İçişleri Bakanı Beşir Atalay, Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım, Maliye Bakanı Kemal Unakıtan, eski Sanayi ve Ticaret Bakanı Ali Coşkun, Başbakanlık Başdanışmanı Ahmet Davutoğlu, Saadet Partisi Genel Başkanı Recai Kutan, Saadet Partisi Genel Başkan Yardımcısı Numan Kurtulmuş, İstanbul Valisi Muammer Güler, Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş, Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah, Bayrampaşa Belediye Başkanı Hüseyin Bürge, Fatih Belediye Başkanı Mustafa Demir, Eyüp Belediye Başkanı Ahmet Genç, MÜSİAD Başkanı Ömer Bolat, Korkut Özal ve Prof. Dr. Nevzat Yalçıntaş’ın da aralarında bulunduğu kalabalık bir topluluk katıldı.

Kutan, törende Gül ve Erdoğan'ın elini sıktı.

Törene, İstanbul Valisi Muammer Güler, İTO Başkanı Murat Yalçıntaş, AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Edibe Sözen ve Marmara Üniversitesi Rektörlüğü’nün de aralarında bulunduğu kişi ve kurumlar çelenk gönderdi. Cenaze töreni nedeniyle Fatih Camisi’nin avlusunda ve çevresinde yoğun güvenlik önlemleri alan polis, helikopterle de havadan denetim gerçekleştirdi. Cenazeye katılanlar ve basın mensupları, cami avlusunda oluşturulan güvenlik şeritlerinin arkasında tutuldu. Katılımcıların, protokolün çıkışından sonra cami avlusundan ayrılmalarına izin verildi.

PROF. DR. ZAİM’İN ÖZGEÇMİŞİ
Prof. Dr. Sabahattin Zaim, 1926 yılında Makedonya’nın İştip kasabasında dünyaya geldi. 1934 yılında ailesi ile birlikte İstanbul’a yerleşen Zaim, 1947 yılında Ankara Üniversitesi Siyasal Bilimler Fakültesi’nden mezun oldu.

Çeşitli ilçelerde kaymakamlık görevinde bulunan Zaim, 1953 yılında İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi’nde asistanlık görevine başladı. İstanbul Üniversitesi’nde öğretim üyeliği ve bölüm başkanlığı yapan Zaim, 1998 yılında emekli oldu. Prof. Dr. Zaim, 1996-2000 yılları arasında YÖK üyeliğinde bulundu. Zaim, 2003 yılında Uluslararası Saraybosna Üniversitesi’nin kurucu rektörlüğü görevini yürüttü.

Prof. Dr. Sabahattin Zaim, ayrıca 1990 yılında Türkiye Milli Kültür Vakfı tarafından Türk Milli Kültürüne Hizmet Şeref Ödülüne, aynı yıl İslam Kalkınma Bankası Dünya Ödülüne, 1996 yılında Lariba Banking Los Angeles Ödülüne, 2002 yılında MÜSİAD Üstün Hizmet Ödülüne, 2003 yılında da Türkiye Yazarlar Birliği Hizmet Ödülüne layık görüldü. Evli ve 5 çocuk babasıydı.

ERDOĞAN GAZETELERE BAŞSAĞLIĞI İLANI VERDİ
Erdoğan, Prof. Dr. Sabahattin Zaim’in vefatı nedeniyle bazı gazetelere başsağlığı ilanı verdi. Erdoğan, başsağlığı ilanında şunları kaydetti:

Cumhurbaşkanı Gül, Erdoğan'la yan yana saf tuttu.

“Milletimizin yetiştirdiği müstesna bir ilim ve irfan adamı olan değerli hocamız, Prof. Dr. Sabahattin Zaim Beyefendi’nin vefatını derin bir teessür ile öğrendim. Bugün ebediyete uğurladığımız merhum hocamıza Allah’tan rahmet, ailesi ve sevdiklerine sabır temenni ederim.”
 

 





YORUM
www.hiziracil.tr.gg.
Muhterem Hocam, Yaşayan Mevlana idi.
Her konuda herzaman başvurularımızı  kabul ederdi.Ülkenin geleceğini ilgilendiren İst.Hidrojen Enerji Mrk.Engelleri konusunda uğraş verdik,başarılı olamadık -www.hiziracil.tr.gg- Bayram ziyaretlerinde çocuklarımıza verdiği,kıvrılmamaış yeni kağıt 5 liraları hala saklarlar.Üsküdar kültür mrk.deki endisini anma toplantısı  onu çok sevndirmişti.Boş şeylerle insanları oyalayan medyanın,Dünyanın tanıdığı,öğrencileri ülkeyi yönetir hale gelmiş,bu değerli hocamıza hak ettiği ilgiyi göstermemesini büyük bir eksiklik.DUAlarımızdasınız.İZİNDEYİZ.

 

 

 

 

 

 

 

Bir ’Beyaz Müslüman’ın portresi: Sabahattin Zaim

 

 

 

 

 

 

 

 

Hürriyet Haber

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Başbakan Erdoğan, bakanlar ve üst düzey bürokratların cenazesine katıldığı Profesör Sabahattin Zaim kimdi? "Hocaların Hocası", "İktisadın Duayeni" diye tanımlanan Prof. Zaim’in ünlü akrabaları kimlerdi? İşte Rumeli göçmeni bir muhacirin yaşam hikáyesi.YIL, 1934. Türkiye’ye o yıl göç etmişlerdi. Dayısı İbrahim Vardar (Gazeteci Ahmet Vardar’ın babasıdır) bir gün onu, Fatih Zeyrek’teki Nakşibendi Şeyhi Hacı Hasip Efendi’ye götürdü. Sekiz yaşındaydı. Ölene kadar Nakşibendi Gümüşhanevi tekkesine bağlı kaldı.
RUMELİ GÜNLERİ

15 Mayıs 1926’da, -bugün Makedonya sınırları içindeki- İştip’te doğdu.

Medrese Mahallesi’nde oturuyordu.

Annesi Saime ev kadınıydı. 

Babası Mustafa Efendi esnaftı. Bir Yahudi’yle ortak kerestecilik yapıyordu.

O zor günlerde Türkler ve Yahudiler birbirlerine yakındı. İki halk da hedefti. Bu güç dönemde, iki halk arasında birbiriyle evlilik yapan bile oldu. Örneğin, bugün İzmir’de yaşayan İştipli İbrahim BeykaAilesi gibi.

Sabahattin Zaim ilkokula, Yeniköy Kilisesi’nin bahçesindeki mektepte başladı. Makedonya’nın ilk Cumhurbaşkanı Kiro Gligorov okul arkadaşıydı.

Okulda öğrenciler "Cita Tursi Azia"Türkler Asya’ya şarkılarını söylüyordu sürekli. Sabahattin’in kendinden dört yaş büyük ağabeyi Burhanettin, bu ırkçı şarkılara, konuşmalara dayanamayıp,"Gávurlarla birlikte okumayacağım!"diyerek İstanbul’a gitti.

Müslümanların, Yahudilerin, Hıristiyanların ortak çıktıkları yağmur duaları çok eskilerde kalmıştı artık.

İki yıl sonra, yıl 1934.

Oğulları Burhanettin gibi Zaim
 Ailesi de baskılara dayanamadı. Paraya çevrilebilen tüm malları sattılar. Paranın dışarıya çıkarılması yasaktı. İmdada Yahudi tüccarlar yetişti, para İstanbul’a gönderildi.

Ve Zaim Ailesi, Selanik’te Atatürk’ün doğduğu evi ziyaret edip, İtalyan mandıralı gemiye binerek Türkiye’nin yolunu tuttu.

Sabahattin Zaim, yaşamı boyunca hiç unutmadı; Kadıderesi’nde Türk ailelerinin kadınlı erkekli tef çalıp oynadıkları; kahkahalar eşliğinde yemek yedikleri piknikleri.

İstanbul Fatih’te dedeleri (annelerinin babası) Ali Vardar’ın -şimdiki Fatih Kız Lisesi’nin olduğu- konağına yerleştiler.

Sabahattin, Fatih Çarşamba’daki Fethiye 16’ncı Mektebi’nin üçüncü sınıfına kaydedildi. İlkokulu 1937 yılında bitirdi. Üç yıllık Fatih Ortaokulu’ndan sonra 1940 yılında Vefa Lisesi’ne başladı. Lisedeki öğretmenlerinden, "İslamcı-
Sosyalist" Nurettin Topçu’nun etkisinde kaldı. Zaten, her ikisi de Zeyrek’teki Nakşibendi Dergáhı’nın müridiydi.

Öğretmeni gibi o da, insanlığın kurtuluşunu ahlaki ve manevi değerlerin yükselişinde görüyordu.

AYNI DERGÁH

Sabahattin Zaim,
 1943 yılında Ankara’ya Mülkiye Mektebi’ne gitti. Mayıs 1947’de okulu bitirip, temmuz ayında İstanbul Maiyet Memurluğu’na tayin oldu. Fatih Merkez Bucağı Müdürlüğü’nde ve Eyüp Kaymakam Vekilliği’nde staj yaptı. Kaymakamlık kursunu bitirdikten sonra, 30 Mart 1950 tarihinde Káhta Kaymakamlığı’na atandı.

Mayıs 1951-Nisan 1952 arasında yedek subay olarak askerlik yaptı. Mayıs 1952 Ayancık, Ağustos 1952’de Abana kaymakamlıklarına getirildi. Fakat kaymakamlığı sevmedi. 

Bir üst düzey bürokratın beş vakit namaz kılması, sık sık camiye gitmesi o günlerde pek görülen olay değildi. Temmuz 1953’te istifa etti. Aynı yıl açılan sınavı kazanarak İstanbul Üniversitesi İktisat Bölümü’nde asistan oldu.

1955 yılında, "İstanbul Mensucat Sanayi’nin Bünyesi ve Ücretler"konulu tezini savunarak "iktisat doktoru" oldu. 

Bu süreçte İktisat Fakültesi’nin dekanı kimdi biliyor musunuz; Prof. Sabri Ülgener! 

Prof. Ülgener, İslam’ın kapitalizmle uyuşabileceğini, yani "İslam Calvenizmini" ilk telaffuz eden akademisyendi.

İşin teorik yanından ziyade, başka bir ilişkiye dikkat çekmek istiyorum:

Prof. Ülgener’in babası Mehmed Fehmi Efendi, Nakşibendi Gümüşhanevi Dergáhı’nın kurucusu Ahmed Ziyaeddin Efendi’nin sağ koluydu! Sabri Ülgener,1911 yılında bu dergáhta dünyaya gelmişti.

Sabahattin Zaim’e, Prof. Ülgener ve dolayısıyla Gümüşhanevi Dergáhı sahip çıkmasın da kim çıksın?

SOĞUK SAVAŞ ÖDÜLÜ

Gümüşhanevi Dergáhı’nın üniversitelerde"örgütlenme" 
süreci, Soğuk Savaş döneminde hız kazandı. Necmettin Erbakan, Turgut Özal, Recai Kutan, Korkut Özal gibi üniversiteliler dergáhın müritleriydi.

Dergáh salt akademik dünyayla ilgili değildi; iş dünyasına da el attı.

23 Ocak 1956’da genel müdürlüğünüNecmettin Erbakan’ın yaptığı "Gümüş Motor" adlı ilk özel teşebbüsü faaliyete geçirdi. Ortaklar arasında Sabahattin Zaim de vardı.

"Gümüş Motor" iflas edip yerine"Pancar Motor" kurulduğundaSabahattin Zaim, şirketin yönetim kuruluna alındı. 

1950’ler, Soğuk Savaş döneminin başladığı yıllardı. İktidarda Demokrat Parti vardı. ABD’den kredi almak için, Türkiye’de komünist tehlikesi varmış havası yaratıldı. Bu nedenle yakalanan bir avuç demokrat aydın, dünya kamuoyuna"tehlikeli komünist" olarak gösterildi.

Kurucuları arasında Sabahattin Zaimgibi "Nakşibendi münevverlerin"olduğu Komünizmle Mücadele Derneği, İlim Yayma Cemiyeti gibi antikomünist örgütler faaliyete geçirildi. ABD, komünizmle mücadele verenlere ödüller yağdırıyordu.

Sabahattin Zaim, 1955 yılında misafir öğretim üyesi olarak, ABD’nin en iyi üniversitelerinden Cornell Üniversitesi’ne gitti. İki yıl kaldı. Döndükten sonra 1957’de doçent, 1960’ta profesörlüğe yükseldi.


27 Mayıs 1960 askeri ihtilalini yapanlardan bakanlık teklifi aldı! Teklif getirenler, 14’ler olarak bilinen ihtilalin radikalleriydi ve Prof. Zaim yanıt vermeden tasfiye edildiler. Ancak Prof.Zaim, ihtilalci askerlere yardım etmekten geri durmadı; Milli Birlik Komitesi Sosyal İlişkiler Sivil İşler Komitesi Başkanlığı görevinde bulundu.

ULYA CINGILLIOĞLU 

10 Eylül 1959’da dünyaevine girdi. EşiUlya, Kayserili Galip Cıngıllıoğlu’nun kızıydı. "Demirbank’ın sahibi" Cıngıllıoğlu Ailesi, Kayseri’de demir, halı ve deri ticaretiyle uğraşırdı. Galip Cıngıllıoğlu’nun dedesi Cıngıllızade Ömer Fevzi, İngilizce bilen, Avrupa ile ticari ilişkileri olan tüccardı. 1923-25 yılları arasında Londra’da yaşamıştı. 

Sabahattin Zaim zengin bir aileye damat olmuştu. Ama o akademik hayatı seviyordu. 1963-64 öğrenim yılında Almanya’daki Münih Üniversitesi’ne misafir öğretim üyesi olarak gitti. Akademisyenliğin yanında, Türkiye’nin önde gelen şirketlerinde de çalıştı. 1966-67 yıllarında Koç Holding’de Sosyal Yardım Vakfı’nda görev aldı. İşçi-işveren ilişkilerinde aktif rol oynadı. 

Bu ilişkiler bugün çok kişiye şaşırtıcı gelebilir ama dün öyle değildi: 1958 yılında Vehbi Koç hacca giderken yanında Gümüşhanevi Dergáhı’nın ŞeyhiMehmet Zahid Kotku vardı.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın danışmanı Cüneyd Zapsu’nun dedesiİbrahim Uzel’in sahibi olduğu Uzel Makina’da danışmanlık yaptı.

Devletin KİT’lerinde, Anadolu Cam Sanayii A.Ş. ve TÜMOSAN’da yönetici olarak bulundu. Milli Prodüktivite Merkezi Yönetim Kurulu Üyeliği yaptı.

CİDDE’YE GİTTİ

Çok çalışkandı. Üniversitelerde ek akademik görevler aldı:

1967 yılından 1980 yılına kadar, Işık Mühendislik Akademisi ve Galatasaray Y. İktisat ve Ticaret Akademisi’nde görev yaptı. 1977-79 yılları arasında Orta Doğu Teknik Üniversitesi Mütevelli Heyeti Üyeliği’nde bulundu. 12 Eylül 1980 askeri darbesinden sonra Suudi Arabistan’a gitti. Cidde’de Melik Abdülaziz Üniversitesi, Mühendislik Fakültesi’nde konuk öğretim üyesi olarak çalıştı. 

Bu ülkeyle kişisel ilişkileri hep iyi oldu. İslam Kalkınma Bankası’nda Yöneticileri Seçme ve Değerlendirme Komitesi’nde müşavirlik yaptı. 1981-82 yıllarında İslam Konferansı, İslam Bankacılığı Temsilciliği’nde bulundu. Görevi Prof.Nevzat Yalçıntaş’a teslim edip Türkiye’ye döndü.

Faisal Finans Kurumu Yönetim Kurulu Başkan Vekilliği (1998-2002) ve son olarak Kuveyt Türk’te murakıplık yaptı.

SAKIZAĞACI KABRİSTANI

Ömrü çalışmakla geçti. Bel ağrısı şikáyetiyle gittiği hastanede "lenf kanseri" teşhisi kondu. Kurtarılamadı.

"Parlamenter sisteme geçtiğimiz 1876’dan beri en iyi hükümet AKP hükümetidir" diyen Prof. Zaim’in cenazesine, Cumhurbaşkanı Gül’den Başbakan Erdoğan’a, bakanlardan üst düzey bürokratlara, belediye başkanlarına kadar binlerce insan geldi.

Edirnekapı Sakızağacı Kabristanı’nda toprağa verildi. Burada "aile mezarlığı"nın olduğu söylendi. Doğruydu; beş yıl önce kaybettiği eşiUlya, ağabeyi Burhanettin v
e kardeşiMustafa’nın mezarı oradaydı. Ama...

Prof. Zaim’in Türkiye’de ilk bağlandığıHacı Hasip Efendi ve daha sonra dergáhın postnişine oturan Abdulaziz Bekine gibi Gümüşhanevi Dergáhı’nın Nakşibendi şeyhlerinin de mezarı oradaydı.

Şeyhlerinden hiç ayrı düşmek istemedi...

Sabahattin Zaim’in çocuklarI

Mehveç Tarım: 1960 doğumlu. 1983 İÜ Tıp Fakültesi mezunu. Marmara Üniversitesi’nde doçent. 1988’de göz doktoru Mesut Tarım ile evlendi. Merve ve Safa adında iki çocuğu var.

Selim Zaim: 1962 doğumlu. İTÜ Makine mezunu. Babası gibi Cornell Üniversitesi’nde doktora yaptı. Fatih Üniversitesi İşletme Bölüm Başkanı’dır.

Anne tarafından akraba; BEKO Dış Ticaret ve Pazarlama Müdürü Funda Gökçin’le evli. Zeynep ve Ulya Elif adında iki çocuğu var.

Kerim Zaim: 1963 doğumlu. İTÜ Sakarya Mühendislik mezunu. Gün Sazak şirketlerinde çalıştı. Sonra kendi şirketini kurdu. Saadet Partisi’nden İstanbul Büyükşehir Belediyesi meclis üyeliğine seçildi. Akrabadan, Kayserili İclal Arslan ile evlendi.

Abdülhalim Zaim: 1969 doğumlu. Yıldız Teknik Üniversitesi bilgisayar mezunu. Boğaziçi Üniversitesi’nde yüksek lisans yaptı. YÖK tarafından doktora yapmak için ABD’ye gönderildi. İstanbul Üniversitesi’nde doçent olarak çalışmaktadır. Özlem Kaya ile evli. Kerem Can, Ekrem ve Ediz adında üç çocuğu var.

Halil Zaim: 1974 doğumlu. İstanbul Üniversitesi İktisat mezunu. Aynı fakültede araştırma görevlisi olarak görev yapmaktadır. Malezyalı Nur Hasimah ile evli. Nur Hatice ve Sabahattin adında iki çocuğu var.

Ünlü akrabalar

- Sabahattin Zaim’in anne soyu iki koldan ilerliyor. Büyük dedesi Köprülü Ali Ağa’nın iki oğlu vardı. Ahmed Ağa ve Emin Ağa.

Emin Ağa kolundan gelen ünlüler arasında; Orgeneral Teoman Koman, Prof. Macit Gökberk, Şükrü Naili Paşa, Prof. Demir Başar, Vali Bedri Oskay, Vali Rıfat Vardar, Yazar Ayten Aygen, Gazeteci Emre Aygen gibi isimler var. 

- Sabahattin Zaim’in teyze oğlu Profesör Cevat Babuna’nın, dört kızı, bir oğlu var: Büyük kızı Ceyda, Prof. Zaim’in yanına asistan olarak aldığı Prof. Tevfik Ertüzün’ün eşiydi. Ertüzün, DYP milletvekilliği yaptı; trafik kazasında hayatını kaybetti. 

Prof. Babuna’nın tüm çocukları, "Adnan Hoca" olarak bilinen Adnan Okyar’ın arkadaşları oldukları gerekçesiyle sık sık medyada yer alıyor.

Diğer teyze oğlu Prof. Cavit Babuna, uzun yıllar İÜ Tıp Fakültesi’nde görev yaptı. Oğlu Aydın Babuna, Boğaziçi Üniversitesi’nde profesör. Diğer oğlu Adnan Babuna, Boğaziçi Üniversitesi makine mezunu. Mekke ve Libya’da çalıştı. Halen Erdemir Şirketi’nin İstanbul temsilcisi.

- Bilgi Üniversitesi rektörlüğünü de yapmış olan Lale Duruiz, Sabahattin Zaim’in babaanne tarafından akrabası.

Bilgi Üniversitesi İktisat Fakültesi Dekanı Prof. Burhan Şenatalar, Sabahattin Zaim’in hem öğrencisi, hem akrabası. İÜ İktisat Fakültesi’nin dekanlığını da yapan Şenatalar, YÖK üyesi.

- Anneanne tarafından akraba iki de üst düzey general var: 1960 İhtilali’ne katılmış, Hava Kuvvetleri Komutanlığı yapmış Orgeneral Ahmet Dural ve halen Kara Kuvvetleri Eğitim ve Doktrin Komutanı Orgeneral Orhan Yöney.

- Ailede ünlü futbolcular da var: Hüseyin Amcalarının küçük oğlu Selahattin Aytaç’ın damadı, Galatasaray’ın Ankaraspor’a kiralık verdiği Necati.

Bir diğer futbolcu ise, babaanneleri Akile Hanım’ın yeğeni, Galatasaray’ın eski kaptanı Cüneyt Tanman. 

- Ağabey Burhanettin Zaim, eski Bakan Ali Coşkun ile dünür. Oğlu Mehmet Zaim, Coşkun’un kızı Işıl ile evliydi. Sina adında oğulları vardı. 1992’deki bir trafik kazasında Ali Coşkun, eşi ve kızı Işıl’ı kaybetti. Mehmet Zaim, yeniden evlendi. Ülker Gıda’da üst düzey yöneticisi.

Burhanettin Zaim’in bir diğer oğlu Halit, Siemens’te Türkiye bilgisayar bölümü müdürü. Kızı Yeşim ise uluslararası bir gözetim şirketinde yönetici olarak çalışıyor.

- Sabahattin Zaim’in küçük kardeşi Mustafa, iş hayatına Eczacıbaşı’nda başladı. Uzel Traktör Sanayi’nde devam etti. Amcasının kızı Mahture’yle evlendi. İki çocuğu da sakat doğdu. Banu 13, Hakan 16 yaşında hayata gözlerini yumdu. Çocuklarının üzüntülerine dayanamayan Mustafa Zaim, 47 yaşında vefat etti.




 

 

 

 

 

 

 

 

 
  *** SİZİ KUTLUYORUZ *** BUGÜN 1104775 ziyaretçi (2341499 klik) MİSAFİRİMİZ OLDUNUZ ***  
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=
haberler haberler


Google Arama
Sitemde Arama
Yaşam ve İnsanlar

İstanbul Servisleri Neden Pahalı ? burakesc
Namaz Kılan Minik ile burakesc
GİMDES Helal Gıda Ramazan Buluşması burakesc