Create Your Own Countdown

Google

   
  *** İYİLİK İ«İN KOŞANLARIN YERİ***
  Ayhan YAVRUCU En Başarılı CEO
 














Arabam, tüfeklerim köpeklerimle her an ava gidecek gibiyim







Arabam, tüfeklerim köpeklerimle her an ava gidecek gibiyim
  •  
  • 12.01.2010
Kaymakam olmayı hayal ederken kendisini maliyede bulan Kayseri Develi doğumlu Ayhan Yavrucu, bir çay davetiyle adımını attığı Alarko'da tam 33 yılı geride bıraktı
CESUR İNSANLAR
Yaptığım bu söyleşilerin amacı, gençlere gelecek için ümit aşılamaktır. Burslu okuyup, bugün iş dünyasının saygın kurumlarında zirveye çıkan insanların zorlu yaşam öykülerini aktararak bunu yapmaya çalışacağım. Söyleşiler içindeki kimi ipuçlarının, yollarını aydınlatacağını umuyorum. Bunların aynı zamanda iş dünyasının da istifade edebileceği ayrıntılar içerdiğinden kuşkum yok.İç dünyalarını ve deneyimlerini bizlerle paylaşma cesareti gösteren Türk CEO'lara da teşekkür borçluyum. Onların ülkenin en önemli sorunu ve çözüm önerileri ile CEO'ların global ekonomik krizdeki paylarına ilişkin görüşlerini de dizinin sonunda sizlerle paylaşacağım. Saygılarımla...

"Kayseri'nin Develi kazasında 1948'de doğdum. Memur çocuğuyduk. 3 kardeşiz. O günün koşullarında okul bulmak gitmek zor. Bugünün Türkiye'sinde maşallah her şey var. Artık okul seçme ve beğenme gibi bir tercihiniz var. O yıllarda böyle bir tercih imkanınız yok ki. Okulu bulup da gidebiliyorsanız, özellikle ilkokuldan sonra ortaokul ve liseyi buluyorsanız o müthiş bir şeydi" diyerek yaşam öyküsüne başladı Ayhan Yavrucu. Okuyabilmenin ne büyük bir şans olduğunu ilave etti Ayhan Bey. Arkası şöyle geldi:

SİYASAL'DA BURSLU OKUDU
"Bizim şansımız, Develi'de o yıllarda ortaokul ve lise vardı. Türkiye'de birçok vilayette bile olmayan bir imkan. Develi'de zaten okur yazarlık oranının Türkiye ortalamasının çok üzerinde olması ve orada kişilerin büyük kısmının üniversiteye gidebilmesinin nedeni, 50'li, 60'lı yıllarda orada ortaokul ve lisenin olmasıydı. Bizim okumamızı sağlayan buydu. Yoksa bir memur çocuğunun hele birkaç tane olduktan sonra üniversiteye taşınması o günün koşullarında olağanüstü zordu." Sonra Ankara'ya geldi, Siyasal Bilgiler Fakültesi'ni kazandı. Maliye Bakanlığı'ndan da bursu olmasına rağmen, karşılıksız olduğu için Türk Eğitim Vakfı bursuyla okudu. Yurtta kaldı. Gerisini kendisinden dinleyelim:

'HAYALİM KAYMAKAM OLMAKTI'
"Babam devlet memuru olduğu için benim hayalim kaymakam olmaktı. Siyasal Bilgiler'e girdim. Birinci sınıfın sonuydu, bir ağabeyimiz geldi, Doğu'da bir kazada kaymakammış. Anlattıklarını duyunca, tüylerim diken diken oldu ve kaymakamlığa gitme sürecini değiştirdim. Hatta bunu bir süre babama da söylemedim. Üçüncü sınıfta bölümlere ayrılırken, iktisat maliye şubesine geçtim. Babama söylediğimde, 'Peki senin kararın ama böyle devam etseydin daha memnun olurdum' dedi. İnanılmaz kötü koşullar. Anadolu'dan geldim, koşulları bilmiyor değilim ama bir anda kafanızdaki o kaymakam ideali değişiveriyor." 1972'de Maliye'ye hesap uzman muavini olarak girip sınavla hesap uzmanı olan Ayhan Bey, 5 yıl Maliye Bakanlığı'nda çalıştı. Devlette kalıp yükselmeyi hedefleyen Yavrucu, "Bir gün yolum Üzeyir Bey ve İshak Bey'le çakıştı. Bir görüşme yaptım, 1977'de ayrılarak Alarko'ya geldim. Şansa da kadere de inanırım" diyor.

33 YIL SONRA HÂLÂ İŞE YENİ GİRMİŞ GİBİYİM
Genel Muhasebe Müdürü olarak başladığı işinde, özellikle yıl sonlarında çok muhasebe fişi kestiğini anımsayan Yavrucu, 25 yıl geçirdiği Üzeyir Bey ve 33 yıldır birlikte olduğu İshak Bey'in patron gibi değil, bir ağabey, bir iş arkadaşı gibi davrandıklarını anlattı. Ayhan Yavrucu, "Burası benim gerçek anlamda bir yuvamdır. Her akşam yorgunluğunu stresini unutup, 33 yıl sonra hâlâ her sabah bugün yeni başlıyor gibi inançla işe geliyorum"dedi.

CEPTE HURMA ÇEKİRDEĞİ TAŞIYOR
Uğur getirmesi için cebinde nazar boncuğu ve hurma çekirdeği taşıyor ve bunu insana iç huzuru veren bir inanç olarak ifade ediyor. Emeklilikte mesleğine yönelik anılarını yazmayı planlıyor. Fırsat bulursa bir üniversitede bilgi ve deneyimlerini öğrencilerle paylaşacak. Galatasaraylı. Öğrenciliğinde Gülhan otobüsleri ile maç izlemek için çok İstanbul'a gelmişliği var. Gençlerin çok çalışmalarını ve yükselmek için sabırlı olmalarını istiyor.

KÖPEKLERİM TÜM STRESİMİ ALIYOR
Ayhan Bey 15 yaşından beri avcılığa meraklı. Bu tutkuyu babası aşılamış. Daha çok kuş avına giden Yavrucu, "3 av köpeğim, bir kangal köpeğim var. Av köpeklerim şirketin bahçesindedir. Arabam, fişeklerim, tüfeklerim, giysilerim, köpeklerim ne zaman fırsat bulabilirsek gidecek şekilde o umudu taşıyoruz. Umuda yolculuk derler ya Gitmesem bile gidebilmek umudunu canlı tutmak bana yetiyor. Akşam 10-15 dakika o köpeklerimle meşgul olmak müthiş stres atar" diyor.












Ayhan Yavrucu 'En Başarılı Ceo'
Cnbc -E Business Dergisi, 236 Üst Yönetici (Ceo) Arasında Yaptığı Araştırma Sonunda, En Başarılı Ceo Olarak Alarko Holding Üst Yöneticisi Ayhan Yavrucu'yu Seçti.
CNBC-E Business Dergisi, 236 üst yönetici (CEO) arasında yaptığı araştırma sonunda, en başarılı CEO olarak Alarko Holding Üst Yöneticisi Ayhan Yavrucu'yu seçti.

CNBC-E Business Dergisi son sayısında en başarılı CEO seçtiği Alarko Holding Üst Yöneticisi Ayhan Yavrucu'yu kapak yaparak, röportaj gerçekleştirdi.

Son yaşanan global krizde Alarko Holding'i yüzde 10'un üzerinde büyütmeyi başaran ve CNBC-E Business'ın 236 CEO arasında yaptığı araştırmada en başarılı CEO olarak seçtiği Yavrucu, röportajda, 2012'den önce yeni inşaat projelerine başlamayacaklarını çünkü Türkiye'de şu anda oldukça sorunlu ve büyük bir gayrimenkul sektörü bulunduğunu söyledi. ''Firmalar ellerindeki gayrimenkulleri bugünkü piyasa fiyatlarıyla satmaya kalksalar büyük miktarda zararı realize etmek durumunda kalacaklar'' diyen Yavrucu, iddia edildiği gibi inşaat sektöründe canlanma olmadığını bildirdi.

Kriz de nasıl hareket ettiklerine ilişkin değerlendirmede bulunurken Türkiye'de 1987, 1991, 1994, 1998, 2001 ve 2008 yıllarında krizler yaşandığını belirterek, şunları kaydetti:

''Biz 1987'de de gelişmeleri izleyerek olabilecekleri önceden tahmin etmiş ve o sıra elimizde bulunan bazı gayrimenkulleri satarak likiditemizi güçlendirmiştik. Kredilerimizi olabildiğince azaltıp, mali yapımızı sağlamlaştırmıştık. Ve 1987 krizi bize şunu öğretti. Her şeyden önce ekonomik krizden etkilenmemeniz mümkün değildir. Fakat finansal açıdan güçlüyseniz o zaman krizin etkileri görece olarak azalır ve size birtakım fırsatlar sunar.''

Yavrucu, ''1987'den beri aynı kriz reçetesini mi uyguluyorsunuz?'' sorusuna verdiği yanıtta ise, Alarko'nun konservatif bir kurum olduğunu, düşünce sistematiğini ve prensiplerini zamanın şartlarına uygun olarak zenginleştirip geliştirebildiğini, ancak radikal şekilde değiştirmediğini kaydetti.
(Anadolu Ajansı)






Alarko hangi özelleştirmeye göz dikti
Alarko hangi özelleştirmeye göz dikti
Ayhan Yavrucu, enerji, gayrimenkul ve turizmde büyüyeceklerini söyledi








Alarko Holding Genel Koordinatörü Ayhan Yavrucu, enerji alanında yurtiçi ve yurtdışında büyüme planları olduğunu ve özelleştirme kapsamındaki kömür ve hidroelektrik santrallerinin tamamına teklif vermeyi planladıklarını söyledi.
Ayrıca taahhüt, gayrimenkul ve turizm alanındaki büyüme planları kapsamında da Galataport ihalesine teklif vereceklerini Kazakistan, İstanbul ve Kıbrıs'ta da otel projelerini hayata geçireceklerini kaydetti.
ENERJİDE BÜYÜME HEDEFİ
Reuters ile söyleşisinde, enerji alanındaki büyüme stratejileri kapsamında hedeflerinin şu anda 210-220 megawatt (MW) olan üretimlerini 5 yıl içinde 2 bin MW'ye çıkarmak olduğunu belirten Yavrucu, "Hamitabat özelleştirmesi ile ilgilenmiyoruz. Çünkü gaz santralimiz zaten var. Ama Hamitabat dışında kalan kömür ve hidroelektrik santrallerinin tamamıyla ilgiliyiz, teklif vereceğiz" diye konuştu.






Ayhan Yavrucu
“Müteahhitlikte aslında tuzak var”
Türkiye’nin önde gelen özel sektör kuruluşları arasında yer alan Alarko Holding’in CEO’su Ayhan Yavrucu, “Türkiye’nin CEO’ları konuşuyor” dizimizin bugünkü konuğu. İnşaatta canlanma beklemediğini ifade eden Yavrucu, sektörde arz fazlası nedeniyle oluşan stokların ancak 2010 yılında tüketileceğini ve yeni inşaatlara 2011 yılında start verilebileceğini kaydetti. 2009 yılında projelerin azalacağını ve rekabetin daha da sertleşeceğini söyleyen Yavrucu, [...]
Türkiye’de inşaat sektöründe durum nedir?
Türkiye’de de ciddi bir arz fazlası var. Son alınan teşvik kararları biraz talep yaratabilir ama buna rağmen yap-sat dediğimiz gayrimenkul geliştirme sektöründeki büyük arz fazlası sıkıntı yaratacak. Ben bunun 2011′den önce toparlanabileceğini sanmıyorum, çünkü gerçekten büyük bir fazla oluştu. Bir de dünyada müteaahitlik yapılabilmesinin bazı kriterleri vardır. ‘Ben arsa satın alayım da burada konut yapayım’ [...]
Gayrimenkul fiyatları daha düşecek
Alarko Holding’ın CEO’su Ayhan Yavrucu:”Türkiye’de bütün varlık fiyatları düştü. Tek direnen gayrimenkul. Ama mümkünü yok gayrimenkul fiyatları da düşecek”


Kaynak: Ayhan Yavrucu





KRİZİN EN BAŞARILI CEO’SU



TECRÜBE KAZANDI
Türkiye’nin en uzun sure CEO koltuğunda kalan profesyoneli. Ve krizin en başarılı CEO’su. Cirosunun önemli bir kısmı krizden ağır etkilenen inşaat ve imalat sanayisinden gelmesine rağmen Alarko Holding’i yüzde 10’un üzerinde büyütmeyi başardı. Peki, ama nasıl?
Aslında Jack Welch gibi 20 yıl boyunca aynı şirketi yöneten CEO’ların iktidarının üzerinden epey geçti. Hatta Booz&Compony’nin geçtiğimiz ay yayınlandığı “2009 CEO Değişim Anketi” sonuçlarına göre, ekonomik kriz dünya genelinde CEO’ların ortalama görev süresini 8.1 yıldan 6.3 yıla çekti.
Ama istisnalar her zaman vardır. Krizin en başarılı CEO’su Ayhan Yavrucu da bunun iyi örneklerinden... Yavrucu, tam tamına 33 yıldır Alarko Topluluğu’nda yöneticilik yapıyor. Üstelik 16 yıldır da şirketin CEO’luğunu yürütüyor. Türkiye’nin en uzun süre CEO koltuğunda kalan profesyoneli olma ünvanını şimdiden kazandı. Ama koltuğunda gözü olanlar boşuna heveslenmesin, 62 yaşında da olsa emekli olmaya hiç niyeti yok. Çünkü kendi deyimiyle hayatı ve zamanı Alarko olmuş. O artık Alarko’nun bir parçası gibi.
Yavrucu bir bakışta Alarko Topluluğu’nun genel müdürlük binasına benziyor aslında. Bu benzetme tuhaf geliyor olabilir ama karar vermek için acele etmeyin.
Yolu Alarko Topluluğu’nun gene müdürlük binasına düşenler bilir. İstanbul gece hayatının kalbinin attığı yerde, Türkiye’nin en popüler gece kulüplerinin birinin tam karşısındadır. Ama yüksek taş duvarlar görüşünüzü engeller ve sanki buzlu bir camın arkasından bakıyor gibi binayı göremezsiniz. Gözlerinizi duvarların üstünde gezdirseniz dahi binanın etrafını çeviren sık ağaçlarla örülü koru, kamuflaj görevini iyi yapar.
Alarko binasına dar ve kıvrımlı bir yoldan çıkılır. Yolun sonunda dikkatinizi hemen binanın karşısındaki sundurmanın altında duran, çoğu klasik olmaya aday, ondan fazla uzun gövdeli Alman ve Amerikan otomobilleri çeker. Önünde durduğunuz bina Türkiye’nin en büyük holdinglerinden birine aittir. Ne var ki, içerisi terk edilmiş kadar sessiz ve loştur. Sanki birileri bu koca araziyi etrafta patronmuş gibi kendinden emin adımlarla dolaşan kedilere ya da kuşlara bağışlamışır. Oysa büyük bir sessizlik içinden yürütülen hummalı bir mesai hakimdir binaya.
Ayhan Yavrucu da iş dünyasında tıpkı bu bina gibi hep göz önünde olup aynı zamanda görünmez olabilmeyi başardı. Topluluğun kurucuları olan Alaton ve Garih isimlerinin popülerliği Yavrucu’ya sık ağaçların Alarko binasına saldığı kamuflaja eş bir görünmezlik kazandırdı. Ama bununla yetinmedi. Tıpkı Alarko binasındaki mesailer kadar sessiz oldu Yavrucu. 33 yılı aşan kariyer yolculuğunda parmaklarının ucunda yürüyen bir adamdan farksızdı. Sessiz ve çabuk adımlarla işlerini yürüttü. Aslında hep ordaydı ama sadece istediğinde göründü. Şimdi 62 yaşında ve sundurmanın altındaki otomobiller kadar klasik, değerli ve performansı ile hala çok iddialı.
236 CEO arasında yaptığımız araştırmanın sonuçları, krizin en başarılı CEO’sunun Ayhan Yavrucu olduğunu işaret ediyor. Aslında küresel mali kriz ortaya çıktığında Alarko’nun iki önemli handikabı vardı. Cirosunun önemli bir kısmı inşaat ve imalat sanayisinden geliyordu. Yani krizden ilk ve en ağır şekilde etkilenen sektörlerden... Peki, buna rağmen Alarko nasıl krizin en iyi performans gösteren şirketi oldu?
ALARKO KENDİ ŞİRKETİM GİBİ
33 yıldır Alarko’dasınız. 16 yıldır da CEO koltuğunda... Sizi tanıyanlar her gün işe ilk günkü heyecanla başlayabildiğinizden bahsediyor...
Çok klasik geldiğinin farkındayım ama inanın tamamen doğru.
Bu koltukta sıkılıp yönünüzü kaybettiğiniz, hedefsiz kaldığınız olmadı mı hiç?
Sıkılmak ya da hedefsiz kalmak daha çok çalıştığınız kurumun iş kültürüne bağlı sanırım. Alarko’nun hissedarları üst yöneticilerine önemli sorumlulukların yanı sıra geniş bir yetki alanı da verir. Mübalağ etmiyorum yıllardır Alarko’yu kendi şirketimmiş gibi yönetiyorum. Artık onun bir parçasıyım. İnsan kendi şirketinden sıkılır mı?
Halka açık 236 şirketin CEO’ları arasında krizin en başarılı CEO’su seçilmek sizin için şaşırtıcı oldu mu?
Hoş bir süpriz oldu. Diğer şirketlerin performanslarını detaylı bilmiyorum. Ama bana böyle bir araştırma hazırladığınızdan bahsetseydiniz ilk beşe gireceğimi tahmin edebilirdim. 2009 iyi sonuçlar aldığımız bir yıldı. Konsolide olarak yüzde 10’un üzerinde büyüdük.
Nasıl bir kriz stratejisi izlediniz?
Bir-iki mikro ölçekli önlem dışında Alarko’nun rutin kriz prosedürünü takip ettik.
KRİZ KAHİNİ
Prosedürün detayları nedir? Her krizde aynı prosedürü mü uyguluyorsunuz?
Alarko 56 yıllık bir şirket ve krizler konusunda büyük bir tecrübesi var. Hatırlayabildiğim kadarını size sayayım. Türkiye’de 1987,1991,1994,1998, 2001 ve 2008 yıllarında kriz yaşandı. Biz 1987’de de gelişmeleri izleyerek olabilecekleri önceden tahmin etmiş ve o sıra elimizde bulunan bazı gayrimenkulleri satarak likiditemizi güçlendirmiştik. Kredilerimizi olabildiğince azaltıp, mali yapımızı sağlamlaştırmıştık. Ve 1987 krizi bize şunu öğretti: Herşeyden önce ekonomik krizden etkilenmemeniz mümkün değildir. Fakat finansal açıdan güçlüyseniz o zaman krizin etkileri görece olarak azalır ve size birtakım fırsatlar sunar.
1987’den beri aynı kriz reçetesini mi uyguluyorsunuz yani?
Alarko konservatif bir kurumdur. Düşünce sistematiğini ve prensiplerini zamanın şartlarına uygun olarak zenginleştirebilir, geliştirebilir ama radikal şekilde değiştirmez. Ama omurgasını hep korumuştur. Alarko’nun iş yapma kültürü bellidir. Dış finansmanı kaldıraç olarak kullanan, borçla büyümeyi hedefleyen bir topluluk değiliz. Özkaynak ve yabancı kaynak dengesini her zaman kabul edilebilir oranların altında tutarız. Çünkü biliriz ki, dünyada ortalama her beş yılda bir ekonomik kriz olur ve kimse krizin etkilerinden kaçamaz. Alarko’nun temel prensibi ve bizim öncelikli hedefimiz şirketin finansal parametrelerini her zaman üst seviyede tutmaktır. Bizim bir sihrimiz varsa, o da budur.
1987’deki krizde de gelişmeleri izleyip olabilecekleri önceden tahmin ettiğinizi söylediniz. 2008’in Eylül ayında patlak veren mali krizi ne zaman öngördünüz?
Tam bir gün veremem ama 2007 yılının sonlarına doğruydu, 2008 yılının büçesini ve yatırım planını hazırlamadan önceydi.
Roubini bir yıl önceden krizi tahmin ettiği için krizin kahini ilan edildi. Bu söyleşinin ardından size de kahin Türk yakıştırması yapılır mı acaba?
Roubini kahin falan değil, sadece hangi göstergelere bakması gerektiğini bilen ve trendleri çok iyi takip eden bir ekonomist. Paul Krugman, Joseph Stiglitz gibi ekonomistler de aynı uyarıyı benzer zamanlarda yapmışlardı.
Siz hangi parametreleri takip ederek krizin gelebileceğini bir yıl öncesinden tahmin ettiniz?
Bakın, ekonomideki kötüye gidiş fiyatlarla ortaya çıkar. Hisse senetleri, gayrimenkul, kıymetli metal, petrol gibi varlık fiyatlarının artış ortalaması milli gelirdeki artıştan daha fazla olmamalıdır. Bir ülkenin serveti üretiminden daha fazla artıyorsa, reel ekonomi ile ilişkisi kopmuş, başka faktörlerden etkileniyor demektir. Zaten ekonomik kriz dediğiniz de esasen ülkeyi yeniden reel ekonomi ile ilişkiye zorlayan bir çeşit düzeltmedir.
2 MİLYAR DOLARLIK ENERJİ YATIRIMINI ERTELEDİK
Daha karmaşık bir formül bekliyordum. Bu verilere TV’den bile ulaşabilirsiniz. Ama krizi kimse sizin kadar erken göremedi. Acaba herkes yanlış yere mi bakıyor?
Sizi hayal kırıklığına uğratmak istemem ama ekonomik dengesizliği fiyatlardan başka görebileceğiniz bir yer yok. Roubini de diğer ekonomistler de fiyatlardan izliyor.
2008 bütçesi için toplandığınızda tam olarak ne olduğunu anlatabilir misiniz?
Toplantıda ortak görüşümüz fiyatların tepe noktada olduğuydu. Fiyatlarda bundan sonraki trendin aşağı doğru olacağı konusunda hemfikirdik. Sadece krizin ne zaman başlayacağını kestiremiyorduk. Kesin olan, fiyatlar bu kadar bu kadar şişmişken, büyük balonların er ya da geç büyük bir sorunu kapımıza taşıyacağıydı. Toplantının sonucunda yeni yatırımlarımızı 2008 bütçesinden çıkarma kararı aldık.
Hangi yatırımlardı bunlar?
İlk çıkardığımız 2 milyar soları aşan büyüklükteki enerji yatırımıydı. 2008 yılında yatırıma başlarız diye düşünürken vazgeçtik. İkinci kararımız sanayi kolumuzda genellikle yatırım malları üretiyoruz. Ürün yelpazemizde ısıtma, soğutma, havalandırma ve su basınçlandırma gereçleri var. Ekonomik kriz önce sanayiyi ve yeni yatırımları vuracağından, bizim ürünlerimizin satışlarına da etki edeceği kesindi. Stoklarımızı azaltmamız, diğer yandan alacaklarımızı da düşürmemiz gerektiğini konuştuk. Bu konuda başarılı da olduk. Ardından inşaat sektöründe hiçbir yeni yatırıma başlamama kararı aldık. Devam eden projelerimizle ilgili ödenekleri de bir miktar kısma kararı alarak, finansal varlıklarımızı güçlendirdik.
Ve gardını almış boksör gibi beklemeye başladınız. Peki, ilk yılın sonunda çıkardığınız hasar raporunda neler yazıyor?
Daha önce de söylediğim gibi kriz herkesi etkiler. İmalatta yüzde 22’lik bir daralma oldu. Bu yılın sonuna kadar bunun yarısını kapatırız diye tahmin ediyoruz. 2008 rakamlarını yakalamak 2011’e kaldı. İnşaatta krizin etkisini ölçmemiz şu anda güç. Biliyorsunuz inşaat, yapısı gereği krizden önce etkilenip, en son çıkan sektördür. Türkiye’de inşaat sektöründe 2012’den önce bir canlanma beklemiyorum. Yurt dışında işlerimiz iyi gitti. Devam eden 400 milyon dolar büyüklüğünde taahhüt işimiz var. Ayrıca en iyi fiyat teklifini sunarak birinci olduğumuz ancak henüz nihai imzaların atılmadığı 1.6 milyar dolarlık projeler var. Her şey yolunda giderse yurt dışı taahhüt portföyümüz 2 milyar doların üzerine çıkacak. Ama çok daha fazlasını hedefliyoruz. Turizm’de ise 2008’den de iyi bir yıl geçirdik. Yüzde 14 civarında büyüdük, bu yıl da yüzde 7 tahmin ediyorum. Turizmde de yeni yatırımlar yapmayı planlıyoruz.
BATIYA DEĞİL DOĞUYA YATIRIM
Yurt dışı taahhüt işlerinde daha büyük hedefleriniz olduğundan bahsettiniz. İlgi çeken büyük projeler mi var?
En aktif olduğumuz anlardan biri yurt dışı taahhüt. Biz Kuzey Afrika, Ortadoğu, Rusya ve Bağımsız Devletler Toğluluğu’nda iş yapıyoruz. Yeni hedefimiz daha da doğuya mesela Hindistan, Vietnam, Malezya’ya gitmek. Afrika’da da birkaç ülkede araştırma yapıyoruz, içlerinden bazılarını seçeceğiz.
Neden daha doğuya da batıya değil?
Yeni dünya düzeninde Avrupa ve Amerika’nın bilgi üreten bir konumda yer alacağını düşünüyorum. Trend üretim ciddi oranda Türkiye ve Uzakdoğu’yu kapsayacak gibi görünüyor. AB’yi düşünün... Almanya’yı, hadi hakkını yemeyelim biraz da Fransa’yı çekin üretimden, geriye ne kalır acaba?
Turizmde ne büyüklükte bir yatırım planlıyorsunuz?
Bize Kıbrıs’ta Yeni Erenköy adı verilen bir yerde büyükçe bir arsa tahsis edildi. Büyük bir tatil köyü yapmayı planlıyoruz. Kabaca 200 milyon doların üzerinde yatırım. Bir de İstanbul Avrupa yakasında bir arsa ile ilgileniyoruz Sonuç alabilirsek içinde kongre ver sergi merkezlerinin olacağı büyük bir iş oteli yapmayı planlıyoruz. Bu proje için de tahminen 200 milyon doların üzerinde harcama yaparız.
Tüm söyledikleriniz içinde devasa bir enerji yatırımını askıya almanız beni şaşırttı. Malum enerji Türkiye’de krize rağmen yatırımda hız kesmeyen tek sektör...
Bizim yapımı devam eden Kırıkkale’de 85 milyon dolarlık bir doğalgaz santral, projemiz var. Bir de Adana Karakuz’da 80 MW gücünde bir HES yatırımımız söz konusu. Yıl sonuna doğru inşaata başlarız. Tahminen 130 milyon dolara mal olacak bir yatırım. Esas büyük yatırımımızda Çanakkale Karabiga’da 1200 MW’lık kömür ve 500 MW gücünde gaz santralleriydi. 2011’den itibaren tekrar gündemimize alırız. Bu iki projede toplam yatırım miktarı 2 milyar doların üzerinde.
Yüksek proje maliyeti nedeniyle mi bu iki yatırımı ertelediniz?
Biz 20 yıldır enerji işinin içindeyiz ve çok ihtiyatlı davranıyoruz. Bakın Karabiga’daki arsayı alalı beş yıl oldu ama yatırımı erteledik. Neticede bu yatırımlar para ile yapılıyor. Günü gelince o borçları ödemeniz istenecek, ne ile ödeyeceksiniz?
Bahsettiğiniz geçici bir durum değil mi? Her krizde sanayinin kapasite kullanım oranlarına paralel olarak enerji talebi de düşmez mi?<
Doğru, kriz muhakkak etkiledi ama şu anda kriz nedeniyle oluşan kayıp kapanmış durumda. Biz Konya Meram’da dağıtım işi de yapıyoruz ve elektrik kullanımı 2008 seviyesine doğru geliyor. Yani elektrik talebindeki düşüş kapanmış durumda ama elektrik fiyatları artmıyor. Cevabını bulmanız gereken soru bu fiyatlarla nasıl kar edip, kullandığınız krediyi ödeyeceğiniz. Öte yandan Türkiye’nin bir büyüme temposu ve buna paralel olarak artan bir de enerji itiyacı var. Geçmişte tekstilde, turizmde yaşadığımız şeyin aynısı bugün enerjide oluyor. Herkes bu sektöre yatırım yapıyor. Biz enerjide gelecekte çok büyük problemler yaşanacağını düşünüyoruz. Zaman veremem ama kesin bir konsolidasyon olacak ve birçok kişi bu işten zararlı çıkacak.
AVCI CEO
Günde kaç saat çalışıyorsunuz?
Her şirket gibi Alarko’nun da önceden belirlenmiş mesai saatleri var. Fakat üst düzey yöneticiler için önceden belirlenmiş mesai saatlerinin gerçekte hiçbir anlamı olmaz. Dünyanın neresinde olursanız olun mesainizi, o gün yapacağınız işlerin başarısı için gereken zaman belirler. Gerekirse tatil günü de çalışırsınız. Hele bir de şirketinin parçası haline gelmiş profesyonellerden biriyseniz, zamanın size ayrılan kısmı giderek azalır.
Soruyu tersten sormak daha doğru olacak galiba. Kendinize günde kaç saat ayırabiliyorsunuz?
Bu da size çok klasik gelecek biliyorum ama başka bir cevabı yok. Benim zamanım ve hayatım Alarko. Ama bundan hiç şikayetçi değilim. Her akşam şirketten çıkmadan önce mutlaka o gün yaptıklarımın muhasebesini yaparım. Sabah işe gelirken ise arabada arkadaşlarımdan gelen notları ve raporları okur, yanıtlamam gerekenler için kısa notlar hazırlarım. Zaman kalırsa hobilerimle meşgul olurum.
Hazır konu açılmışken hobileriniz neler?
Gençliğim Kayseri’nin Develi kazasında geçti. Bizim oralar gerçek bir av cennetidir. Gençken ben de ava çok meraklıydım. Şimdi de fırsat buldukça kuş ya da domuz avına çıkarım. Maksat avdan ziyade çoğu zaman arkadaşlarımla doğada bir gün geçirip, eski av maceralarımızdan bahsetmek. Bilirsin avcıların her zaman anlatacak bir hikayesi vardır. Zaten eskisi gibi av bulmak da mümkün değil. Kafamızı boşaltıp rahatlıyoruz işte.


01.07.2010-CNBC-E BUSINESS


 



Ayhan Yavrucu'dan BORYAD'a Özel Değerlendirmeler PDF Yazdır E-Posta
12 02 2008
 “Otoyol ve köprülerden büyük pay alma hedefindeyiz”
Alarko; İstanbul’da bir şehir otelinden Alkent 2000’e, nükleer santralden otoyol ve köprü ihalelerine uzanan projeleriyle büyümeye hız veriyor. Yeni stratejilerini BORYAD için değerlendiren Alarko Şirketler Grubu Genel Koordinatörü Ayhan Yavrucu, Türkiye ekonomisi açısından 2008’in geçen yıldan daha zor olacağı görüşünde.
Gayrimenkul yatırımları açısından önümüzdeki dönemde Türkiye iklimini nasıl öngörüyorsunuz? Şu an için devam eden gayrimenkul projelerinizden bahseder misiniz?
Alkent 2000 projemizin üçüncü fazını oluşturan Göl Malikaneleri tamamlandı sayılır. Sadece ufak tefek eksiklikleri kaldı; önemli bir kısmı da satıldı. Kalanların da bu yıl içerisinde satılacağını düşünüyorum. Gayrimenkul sektörü, 2003 yılının sonlarından itibaren çok canlıydı. 2007’de bir duraklama dönemine girdi. 2006’nın ortalarında yaşanan dalgalanma ve faizlerin 4 puan artırılması, gayrimenkul sektörüne olan talebin azalmasına neden oldu. Ama bu azalmaya rağmen, işin arz kısmında inanılmaz bir artış yaşandı. Hızlı bir yükseliş trendinde olduğu için birçok sektörden inşaata geçiş oldu. Oysa ki bir duraklama dönemi başlamıştı. Meslekten olmayan birçok kişi ve kuruluş, başta konut olmak üzere farklı alanlarda faaliyet gösterme yoluna gitti. Gayrimenkulde ciddi oranda arz fazlası yaratıldı. İçinde bulunduğumuz konjonktür daha olumsuz yöne doğru giderse, bu arz fazlası sektördeki kuruluşların yükünü katlayacaktır. Sektörün durumu iyi olsa bile 2008’de yeni projelerin devreye gireceğini tahmin etmiyorum. Hatta bu tahminimi 2009 için de tekrarlamak mümkün. Çünkü öncelikle elimizde olan stokun tüketilmesi gerekmekte. Arz fazlası tüketilmeden gayrimenkul sektöründe bir canlanma beklemiyorum. Ama bu noktada şu detayı da belirtmeliyim: Bu yorumlarım genel gayrimenkul projeleri için geçerli. Örneğin, Bağdat Caddesi ya da Etiler gibi popüler diyebileceğimiz lokasyonlarda bir proje yaparsanız, hiçbir dönemde satış problemi yaşamazsınız. Kısaca özetlemem gerekirse; sektörün büyümeye katkısı önceki yıllar gibi olmayacaktır.
Türk yatırımcısının gayrimenkul yatırım ortaklıklarına (GYO) olan talebini yeterli buluyor musunuz?
GYO’lar Türkiye’de yeterince anlatılamadı. Bu noktada bir eksiklik varsa bundan hepimiz sorumluyuz. GYO’ların yapısı, ortaklık şekli, projeleri, geleceğe yönelik planları hem yerli hem de yabancı yatırımcıya çok yönlü bir şekilde aktarılamadı. Fakat buna rağmen yabancı yatırımcı, özellikle 2006’nın ikinci yarısından itibaren GYO’lara ilgi duymaya başladı. Blok halinde hisseler aldılar. Ancak bu alımlar da GYO’larda yapısal değişiklere yol açabilecek boyutta değildi. Yabancı ilgisinin istenilen düzeyde olmamasında, mortgage krizi sonrasında ortaya çıkan faktörlerin de etkisi var. GYO’lar kurulurken, kurucu sermayedar gruplarının kontrolü ellerinde tutma isteği de yabancı ilgisini negatif anlamda etkiledi. Bu sorunlar aşıldığı takdirde, Türkiye’ye olan yabancı ilgisinin artacağı kanaatindeyim. Çünkü Türkiye çok önemi bir yatırım alanı.
Türkiye’nin turizm alanında olması gerektiği yerde olmadığı herkesçe dile getiriliyor. Turizm yatırımlarına önem veren bir şirketsiniz. Türkiye’nin turizm konusunda eksikleri nelerdir?
Türkiye’de turizm 1980’lerin ortalarından sonra çok ciddi bir sıçrama yaptı. Bahsettiğim dönemi öncekiyle kıyaslarsanız, farkın ne kadar büyük olduğunu anlarsınız. Ancak bu hızlı gelişmenin doğurduğu olumsuz sonuçlar da oldu hiç kuşkusuz. Örneğin, turizm işini bilmeyen müteahhit, tekstilci gibi çok farklı alanlardan kimselerin bu alana yönelmesi… Turizm çok önemli ölçüde profesyonellik gerektiren bir sektör. “Herkesin oteli, tatil köyü var, bir tane de biz yapalım” mantığıyla girilecek bir iş değil. Bu tesisler, belirli bir strateji izlenerek de yapılmadı. Kredi teşvikleri, tekstil ve inşaat sektöründeki sorunları turizme kayarak dengeleme isteği, bu girişimlerin başlıca nedenleri oldu. Hayatında hiç turizm işletmesi yapmayan kişi ve kuruluşlar, sektöre adım attı. Sektöre yeni adım atan turizmcilerin, Türkiye’deki tesisleri yurtdışında çok ucuza pazarlamaları önemli ölçüde sorunlar yarattı. Aslına bakarsanız bu sorunlar halen de devam ediyor… Maalesef Türkiye ucuz bir turizm ülkesi olarak tanıtıldı. Bunun sıkıntıları daha uzun yıllar çekilecektir. Belirli bir strateji olmadan, kısa vadeli planlarla yapılan “ucuza hizmet satma” düşüncesi, hepimizin de tecrübe ettiği üzere ciddi sıkıntılar doğurdu.
Ben Türk turizminin en temel probleminin bu olduğunu düşünüyorum. Her işte olduğu gibi turizmde de profesyonel ve uzun vadeli hareket etmek son derece önemli. Bugün güneyde birbirinden güzel birçok otelde, neredeyse Avrupa’da bir öğünlük yemek fiyatına hizmet almak mümkün!.. Bu fiyatlarla para kazanmak, sonra yeniden sektöre yatırım yaparak gelişimine katkı sağlamak neredeyse imkânsız. Kesin bir politika belirleyerek ve bu politika paralelinde doğru girişimlerde bulunarak “ucuz otel” etiketini üzerimizden çıkarmamız lazım. Pazarlama konusunda kayda değer girişimlerde bulunmalıyız. Çünkü Türkiye, turizm açısından çok büyük bir potansiyele sahip. Dünya üzerindeki en önemli destinasyonlardan biri. Böylesine bir tarihi, doğayı, kültürler beşiğini bir arada sunabilen az sayıda ülkelerden biri Türkiye… Tesislerimiz de mükemmel! Yurtdışına gittiğinizde bakıyorsunuz ve “Türkiye’deki tesisler buradakilerden çok daha güzel” diyorsunuz. Ve bu tesisler, bizimkilerin 5-6 katı fiyatına pazarlanıyor. Pazarlama konusundaki eksikliğimizi giderirsek, her şey çok daha güzel olacaktır.
Alarko Turizm Grubu’nun 2008 planlarını öğrenebilir miyiz?
İstanbul’da bir şehir oteli planımız var; bununla ilgili lokasyon çalışmaları yapıyoruz. Yer arama çalışmalarımızı titizlikle, ince eleyip sık dokuyarak yürütüyoruz. Şehir oteli konusuna büyük önem veriyoruz. Çünkü İstanbul, potansiyelini her geçen gün daha da yükseklere taşıyan bir şehir; ticaret ve kültür merkezi olma yolunda hızla ilerliyor. Çok kaliteli otellere ihtiyaç var. Dolayısıyla, içimize sinen arsayı bulduğumuzda şehir oteli projesine başlayacağız. İkinci olarak Kıbrıs’ta çok geniş kapsamlı bir projeye başlamayı düşünüyoruz. İçinde konaklama, konut ve sosyal donatı alanların bulunduğu çok büyük bir kompleks olacak. Turizmde hem Türkiye içinde hem de dışında iyi bir markayız ve bu konumumuza uygun başarılı işler yapmaya devam edeceğiz.
Türki Cumhuriyetler, Cezayir ve Rusya gibi ülkelerde iş yapıyorsunuz. Avrupa ülkeleri ya da diğer başka ülkelere de rotanızı çevirecek misiniz, yoksa faaliyetleriniz bu bölgelerde mi devam edecek?
Bu konudaki politikamızda bir değişikliğe gitmeyi şu an için düşünmüyoruz. Biz 1994-2000 yılları arasında Almanya’da iş yaptık. Frankfurt’ta, Hamburg’da, Berlin’de önemli projelere imza attık. Ancak yurtdışı faaliyetlerimizi ağırlıkla Türki Cumhuriyetler, Fas, Tunus, Cezayir, Rusya, Katar, Kuveyt, Birleşik Arap Emirlikleri gibi bölgelerde sürdürüyoruz. Bucoğrafyayı biliyoruz, buralarda güzel projeler yaptık ve halen yapmaya da devam ediyoruz. Çok içimize sinen projeler gelirse başka ülkelere de gidebiliriz, ama şu an için saydığım bölgelerde iş yapmayı sürdüreceğiz.
Son yılları ele aldığımızda, “neredeyse tüm dev şirketlerin gözbebeği, enerji sektörü” desek yanlış olmaz. Sizin bu alandaki çalışmalarınız uzun yıllara dayanıyor… Altek’i önemli ölçüde büyüterek daha da geliştirme düşünceniz var mı?
Türkiye’nin ilk BOT bazlı hidroelektrik santralını Bolu-Hasanlar’da biz kurduk. O dönemde bu model Türkiye’de hiç bilinmiyordu. Enerji de ilklere imza attığımız bir alan. Türkiye’de dönem dönem “moda” olan sektörler vardır. Böyle zamanlarda bu alanlara aşırı bir yönelme olur ve nihayetinde üretim fazlalığı ortaya çıkar. Daha sonrasında şirketlerden art arda kapanma, devretme gibi haberler gelmeye başlar. Umarım bu defa da aynı durum yaşanmaz. Ben kişisel olarak, makroekonomi açısından bunun bir kaynak israfı olduğunu düşünüyorum. Ne kadar ihtiyaç varsa, o kadar üretim yapılmalı. Siz o kaynağı daha verimli bir alanda kullanabilir, yok olup gitmesini önleyebilirsiniz. Aynı zamanda ülke ekonomisine katkıda bulunur ve büyük ölçüde istihdam yaratabilirsiniz. Enerji, Alarko’nun temel faaliyet alanlarından biri. Enerjide önemli ölçüde büyümeyi öngörüyoruz. Büyüme stratejimiz doğrultusunda Karabiga’da bir arazi aldık; 1260 MW’lık bir kömür santralı kuracağız. Konunun uzmanı arkadaşlarımız çalışmalara başladılar. Ayrıca, Samsun’da 500 MW’lık doğalgaz santralı yeri için müracaatta bulunduk; yer tahsis edilir edilmez zemin etütlerine başlayacağız. Kırklareli’ndeki doğalgaz santralımızın kapasitesini de yüzde yüz artıracağız. Bir diğer enerji projemiz de, Adana ili Körkün Irmağı üzerinde bulunan Karakuz Hidroelektrik Santralı. Yaklaşık 100 MW kurulu gücünde planlanan santralın yatırım tutarı, 100-130 milyon dolar civarında olacak. Karakuz ihalesiyle ilgili olarak diğer rakip firmalar bir dava açtı, davanın sonuçlanmasını bekliyoruz. Dava lehimize sonuçlanırsa bu yatırıma da hemen başlayacağız; tüm ön hazırlıklarımızı bitirmiş durumdayız.Nükleer santralle ilgili yasa çıktı, yönetmeliğin çıkmasını bekliyoruz. Nükleer santral konusunda uzman ABD’li, Avrupalı ve Koreli firmalarla görüşmelerimiz devam ediyor. Bu firmalardan biriyle anlaşarak ihalede yer alacağız.
Altyapı projelerine yatırım amacıyla bir fon kurmak için Alarko Holding ile Standard Ünlü Menkul Değerler arasında mutabakat metni imzaladı. Bu alandaki çalışmalarınız hangi aşamada? Bu fondan beklentileriniz neler?
Otoyol özelleştirme ihaleleri, bu yılın ortalarına doğru başlar. Boğaziçi ve Fatih Sultan Mehmet köprüleri de, özelleştirme çalışmalarına dahil edildi. Biz öncelikli olarak otoyol ihalelerinde yer almayı düşünüyoruz. İhalelere de kurduğumuz bu fon aracılığıyla gireceğiz ve büyük oranda pay almayı planlıyoruz. Boğaz Köprüsü, İzmit Köprüsü ve çevre yolları ile Bursa ve İzmir otoyolları ihalelerinde yer alma hedefindeyiz. Bunların yanı sıra biraz önce değindiğim enerji projelerine de bu fonla girmeyi düşünüyoruz. Fon üzerindeki çalışmalarımız hâlâ devam ediyor. Bu yılın ortalarına doğru detaylar daha netlik kazanacaktır.
Grubun geçmişten beri buy-back uygulamasına destek verdiğini biliyoruz. Türkiye’de şirketlerin kendi hisselerini geri alması henüz mümkün değil, ama bir kanun taslağı hazırlandı. Konuyla ilgili neler söyleyeceksiniz?
Buy-back’in gerekliliğini birkaç maddede sıralamak mümkün; ilk olarak şirketinizin hisseleri bazı zamanlarda hak etmediği şekilde düşebiliyor. Böyle durumlarda sizin de bir rol üstlenerek kötü gidişe müdahale edebilmeniz gerekiyor. Hissedarlarınıza karşı da bir sorumluluğunuz var çünkü. İkinci neden de, çalışanlarınıza bu hisseleri bonus olarak verebilirsiniz. Ama Türkiye’de hisselerinizi geri alamadığınız için böyle bir şey yapamıyorsunuz. Oysa yurtdışında, özellikle ABD piyasalarında çok yaygın bir yöntem bu. Çalışanları da şirketin hissedarı gibi düşünmek gerek. Şirketler çalışanlarına bonus ödemeleri yaparak hem çalışanların şirkete olan bağlılıklarını hem de motivasyonlarını artırıyorlar. Dünyayla entegre olma yolunda hızla ilerleyen ülkemizde de bu metotların uygulanmaya başlaması şart. Bu ve benzeri adımların, şirketlerin profesyonelleşmesi adına büyük katkıları olacağına inanıyorum.
Alarko topluluğunda faaliyet gösteren şirketlerin borsa performanslarını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bizim borsada işlem gören 3 şirketimiz var: Alarko Holding, Alarko GYO ve Alarko Carrier. Ben borsadaki performansımızı yeterli bulmuyorum; yükseltmemiz gerektiğini düşünüyorum. Çünkü elimizdeki projeler bu yükselişi sağlayacak potansiyele sahip.
Alarko Holding’in geçen yıla göre kârında düşüş olduğu haberleri yer aldı. Nasıl bir yıl geçirdiğinizi sizden dinleyebilir miyiz?
Aslında 2007, hedeflerimizin gerçekleştiği bir yıl oldu. Turizmde, enerjide yer yer hedeflerimizi aştığımızı bile söyleyebilirim. Ama bizim işlerimiz dövize dayalı. Türk Lirası’nın döviz karşısında değer kazanması, bizim kârımızda ciddi ölçüde kayba yol açtı. Hedeflerimizin üstüne çıkmamıza rağmen kârımızın azalmasının tek açıklaması bu. Kurun getirdiği negatif etkilere rağmen; verimliliği artırarak, tasarruf yoluna giderek, önemli işlere imza atarak kârımızı belli bir çizgide sürdürebildik. 2008’de yükseliş trendimizin yükselerek devam edeceğini öngörüyoruz. Elimizdeki işler de bu öngörümüzü destekliyor. Ama kurlar daha da aşağılara inerse negatif etkisi olacaktır; ancak daha fazla düşeceğini pek zannetmiyorum.
Alarko, Türkiye’nin önde gelen şirketlerinden biri. Kurumsal yönetim çalışmalarınızda bu öncülüğünüze katkı sağlıyor mu?
Kurumsal yönetim, bir şirketin işleyiş politikasının temellerinden biri. Artık şirketin büyük hissedarları da kendilerini diğer hissedarların konumunda görüyorlar. Yani şirketin mal varlığı ve hareket alanıyla kendilerinkini ayırıyorlar. Şirketin yönetimi, objektif kriterlere göre çiziliyor ve herkes o kurallara uyuyor. Şirketin karar alma mekanizmalarında profesyoneller daha çok ön plana çıkıyor. Şirkete şeffaflık geliyor. Sorumluluk ve hesap verilebilirlik, şirketin işleyişine yerleşiyor. Herkes kendini hesap vermek zorunda hissediyor. Kurumsal yönetim ilkelerinin uygulanmadığı bir şirketin sahibi, kime hesap verecek? Hiç kimseye tabii… Kimseye karşı bir sorumluluk duyması da beklenemez. Bir kimse hem hakim hem de davacı olamaz. Oysa kurumsal yönetim; işin felsefesini, iş yapma yöntemini bütünüyle değiştirerek farklı bir platforma taşıyor. Dolayısıyla şirketler daha profesyonel yönetilerek daha uzun ömürlü oluyor. Şirketlerin ömrü, sahiplerinin ömrüyle sınırlı kalmıyor.
2008 Türkiye ekonomisi hakkında genel bir değerlendirme alabilir miyiz?
Her şeyden önce 2008’in 2007’den zor olacağı muhakkak. Bu sadece Türkiye’den kaynaklanan bir durum değil… Artık dünya o kadar küçüldü ki; ülkelerin ekonomilerini birbirlerinden bağımsız ele almak neredeyse imkânsız. Sadece kendi ülkemiz değil, dünya ekonomilerinin tamamı takip edilerek ona göre adımlar atılıyor. ABD’de başlayan ve dünya piyasalarına yayılan mortgage krizinin boyutları henüz daha netlik kazanmadı. Bununla ilgili olarak açıklanacak rakamlar, dünya ekonomisinin gidişatında belirleyici olacaktır. Zararın büyük olduğunu herkes tahmin ediyor, ama kimse ‘ne kadar büyük’ olduğunu bilemiyor. ABD ekonomisinde bir resesyon olması durumunda Asya ve Avrupa piyasaları bundan kötü etkilenecektir. Dolayısıyla, 2008 Türkiye için de zor bir yıl olabilir. Umarım böyle bir durum yaşanmaz. Ama şunu açıklıkla söyleyebiliriz: Bu yıl, 2007’den daha küçük bir büyüme olacak. Türkiye daha çok euro bölgesine ihracat yapan bir ülke. Dolar/euro paritesinde yaşanan gelişmelerin Avrupa ihracatını etkileyeceği muhakkak. Çünkü bu gelişmeler Avrupa’nın büyüme hızında bir azalma yaşanmasına neden olacak; bu da Türkiye’nin ihracat rakamlarına yansıyacaktır. Ama bunun ölçülerini kestirmek çok zor. Diğer taraftan, 2008’de Türk Lirası’nın dolar ve euro karşısında %5-10 civarında değer kaybedeceğini düşünüyorum.
Son Güncelleme ( 12 02 2008 )







“TEMKİNLİ İYİMSERİZ AMA FRENE BASMAYIZ”

          Metin




Alarko Topluluğu Genel Koordinatörü AYHAN YAVRUCU, 2012 yılı hedeflerini "temkinli iyimser" bir yaklaşımla belirliyor. Alarko 2012’de yüzde 7-8 büyümeyi planlıyor. Yavrucu, "Bu yıl frene basmıyoruz, basmayı da düşünmüyoruz" diyor. Alarko’yu bu yıl genel konjonktürden farklı bir yere koyan Yavrucu, "Finansal yapımız sağlam. Büyüme enerji ve yurtdışı müteahhitlik işlerinden gelecek" diyor. Yavrucu, bu iki sektör dışında turizm alanında yurtiçinde ve Avrupa’da yeni fırsatlar peşinde olduklarını ve mevcut köprü ve otoyolların özelleştirme ihalelerine gireceklerini de belirtiyor.

Ayhan Yavrucu, Türkiye’de en uzun süre üst yönetim koltuğunda oturan isimlerinden biri... 16 yıldır enerjiden turizme, taahhütten gayrimenkule kadar 7 farklı alanda faaliyet gösteren Alarko Şirketler Topluluğu’nun başında bulunuyor. Kriz dönemlerinde bile büyüme yakalayarak öne çıkan Yavrucu’ya göre aslında Alarko’yu yönetmek çok kolay... Kendi işini ise sadece "orkestra şefliği yapmak" olarak tanımlıyor. 2012’nin global ekonomi ve Türkiye için zorlu geçeceğine inanan Yavrucu, bu yıl da Alarko’nun iddialı hedeflerini sürdürdüğünü belirtiyor.

"Genel tablonun içinde Alarko olarak özel durumumuz var. Finansal yapımız sağlam" diyen Yavrucu, 2012’de reel olarak yüzde 7-8 arasında büyüme öngörüyor. Büyümenin de enerji ve yurtdışı müteahhitlik işlerinden geleceğine inanıyor.

Bu nedenle de mesaisinin en önemli bölümünü bu iki alana ayırıyor: "Ekonomik kriz nedeniyle müteahhitlik sektöründe bir daralma var, çok sert bir rekabet yaşanıyor. Dolayısıyla zaman itibariyle ağırlığı yurtdışı müteahhitlik işleri alıyor. İç pazarda enerji işlerimiz var. İki santral üzerinde çalışıyoruz. Bu enerji projelerinde de ekipman tedariği için yurtdışından tedarikçilerle görüşmeler yapıyoruz. Finansman sorunun çözülmesi gibi konularda yoğun olarak çalışıyoruz."

Bu iki sektör dışında turizm alanında yurtiçinde ve Avrupa’da yeni fırsatlar peşinde olduklarını açıklayan Yavrucu, mevcut köprü ve otoyolların özelleştirme ihalelerine gireceklerinin de özellikle altını çiziyor. Yavrucu, "Boğaziçi Köprüsü, Fatih Sultan Mehmet Köprüsü ve mevcut otoyollarla ilgileniyoruz. Henüz kesin karar vermedik ancak yabancı ortakla girmek istiyoruz" diyor.

Alarko Şirketler Topluluğu Genel Koordinatörü Ayhan Yavrucu ile odaklandıkları alanları, büyüme stratejilerini ve holdingin DNA’sını konuştuk:

Alarko üst yönetimi olarak bu dönemde en çok üzerinde durduğunuz, vakit ayırdığınız konular neler?

Bizim bu dönemde en çok üzerinde durduğumuz alanlar, yurtdışı müteahhitlik ve enerji alanları... Ekonomik kriz nedeniyle müteahhitlik sektöründe genelde tüm dünyada bir daralma var, çok sert bir rekabet yaşanıyor. Dolayısıyla zaman itibariyle ağırlığı yurtdışı müteahhitlik işleri alıyor.

Bir de iç pazarda enerji işlerimiz var. İki santral üzerinde çalışıyoruz, 76 megavatlık Karakuz Hidroelektrik Santralinin temelini ocak ayında atıyoruz. Bu, 100 milyon dolarlık bir yatırım olacak. Ayrıca Çanakkale Karabiga’da 1.260 megavatlık ithal kömüre dayalı bir santral için çalışıyoruz. Şu an ÇED raporu almak için son aşamaya gelindi. Rapor alındıktan sonra projeye 2012 yılı içinde başlamayı planlıyoruz. Bu enerji projelerinde, ekipman tedariği için yurtdışından tedarikçilerle görüşmeler, finansman sorunun çözülmesi gibi konularda yoğun olarak çalışıyoruz. Bu iki alan bizim çalışma mesaimizi dolduruyor.

Zaten müteahhitlik ve enerji alanları ciromuzun ilk iki kalemi... En yüksek pay yüzde 35 ile enerjiden gelir. Yurtdışı müteahhitlik alanı yüzde 30 pay alır.

Şirketin yönetimi, organizasyonu anlamında odaklandığınız konular neler?

Çok dinamik bir yönetim şeklimiz var. Bizim organizasyonumuz lego gibi... İşimizin önemli kısmını müteahhitlik oluşturduğu için organizasyonumuz da ihtiyaçlar değişince yeniden şekillenir.

Tabii ki yerleşik merkezi bir organizasyonumuz var ama legolar gibi işe, ihtiyaçlara göre yeni baştan şekil alır. Bu nedenle de yönetimde her an yaptığımız değişikliklerin ötesinde özel bir konu üzerinde çalışmıyoruz.

2012 yılı hedeflerini nasıl bir bakış açısıyla belirlediniz?

Bu yıl ciromuzda reel olarak yüzde 7-8 arasında büyümeyi öngörüyoruz.

Büyüme hangi alanlardan gelecek?

Enerji ve yurtdışı müteahhitlik işlerinden geleceğini düşünüyorum.

Ancak yurtdışı müteahhitlik işlerinde daralma olduğunu söylemiştiniz... Burada nasıl büyüyeceksiniz?

Bizim Fas, Kazakistan, Rusya ve Körfez ülkelerinde 2-3 yıldan beri takip ettiğimiz projeler sonlanma aşamasına geldi. Tabii yüzde 100 alacağız diye bir iddiam olamaz. Ama yüzde 50’nin üzerinde şansımız var. Projeleri A’dan Z’ye bildiğimiz için en iyi teklifi vereceğimize inanıyorum. Eğer stratejilerimiz doğruysa ki doğru olduklarına inanıyorum, bu projelerden önemli kısmını alabiliriz. İşte büyüme de bu projelerle gelecek.

Büyüme beklediğiniz diğer alan enerjide de kârlılıkların çok az olduğundan şikayet ediliyor. Burada istediğiniz ortam oluştu mu?

Enerji alanına çok fazla yatırım yapıldı. Ana faaliyet alanı enerji olmayan şirketler de bu sektöre girdi. Ama ben uzun vadede zayıf oyuncuların ayıklanacağını düşünüyorum. Biz bu alanda yeni değiliz. 1991 yılından bu yana Türkiye’de ilk ‘yap- işlet- devret’ modeliyle santral yaptığımızdan beri bu alandayız. Bu yüzden de hidroelektrik ve kömür santralleri kurarak enerji üretimi yatırımlarına devam ediyoruz. Dağıtım alanında da Konya Meram bölgesini aldık. Dağıtımda yeni ihalelerle de ilgiliyiz. Yalnız bu fiyatlarla değil tabii... Şu anki fiyatlar fizibl değil çünkü... Özelleştirmelerde hidroelektrik santrallerine özel ilgimiz var, almaya çalışacağız. Enerjide kârlılıkların zaman içinde düzeleceğine de inanıyorum. Geçiş dönemlerinde bazen aşırı kârlar bazen de aşırı zararlar olabilir. Ama uzun dönemde kârlar ortalamayı bulur. Devlet elindeki hidroelektrik ve termik santralleri özelleştirdiğinde zaten rekabetçi piyasaya geçilecek ve serbest fiyat oluşacak. Türkiye’nin 2011’de elektrik tüketimi yüzde 9 arttı, her yıl 4-5 milyar doları bu sektöre yatırmamız gerekiyor. Bugün sıkıntılar var ama 2013-2014’te dengeler yerine oturur. Alarko’nun cirosu içinde enerjinin payı önümüzdeki 5 yılda yüzde 40’ları yakalar.

2012 yılında ertelemeye karar verdiğiniz, "Yapmayalım" dediğiniz yatırım olacak mı?

Hayır, bu yıl hiç frene basmıyoruz. Basmayı da düşünmüyoruz. Enerji alanlarında yatırımlar devam ediyor. Bunun yanında müteahhitlik için 25-30 milyon dolarlık makine ekipman yenileme yatırımları da var. Büyüme hedefini yakalayacağız. Bu yıl Karakuz hidroelektrik santrali için 50 milyon dolar ve Karabiga santrali için de 50-60 milyon dolar yatıracağız. Toplamda 100 milyon doların üzerinde yatırım yaparız.

Siz 2012’de Türkiye ekonomisine iyimser bakıyorsunuz...

Hayır. Ben 2012’nin tüm dünyada zor bir yıl olacağını düşünüyorum. Ama Alarko olarak özel durumumuz var. Açıkçası toz pembem yok. Ben 2012 geneli için temkinli iyimserim. Hatta biz Alarko olarak muhafazakar olduğumuz için bizim temkinliliğimiz piyasanın daha üstünde. Dünyada ekonomik krizin yarattığı olumsuz bir hava olduğu, beklentilerin bozulduğu kesin... Benim Türkiye için büyüme beklentim yüzde 4...

Ama ben Alarko’yu bu yıl, kendi planlarımız doğrultusunda farklı bir yere koyuyorum. Finansal yapımız sağlam. Yurtdışındaki projeleri de alabilirsek büyüme hedefimiz yakalanır. Türkiye’nin büyüme oranı bir dezavantaj ama bizim faaliyetlerimizde kendimizi cendereye sokmamızı, küçülmemizi gerektirecek bir risk olarak da görmüyorum.

B planınız var mı?

B planı hep var. Büyümeler gerçekleşmezse, yatırımlarımızı daha uzun zamana yayacağız. Hidroelektrik santralini 2 yılda bitirmeyi planlıyorduk, 3 yıla doğru uzatırız. Yavaşlarız, arabayı devirmeyecek şekilde gideriz. Türkiye’de pek çok şirket, biz de dahil, kriz yönetimini gayet iyi biliyor. Ama ben kriz beklemiyorum.

2011’de holdingin performansı nasıldı?

Alarko Holding’de müteahhitlik işleri hariç performansımız, beklentimizin ötesinde oldu. Müteahhitlik alanında beklediğimiz hedefin yüzde 20-25 gerisinde kaldık. Ama biz 2012’de telafi edeceğiz. Tam rakamlar henüz belirlenmedi ancak toplam holding ciromuz 1 milyar TL’nin üzerinde gerçekleşti.

2011 kârlılık anlamında nasıl geçti?

Bu yıl kâr marjlarının daralacağı muhakkak... 2011 yılı çok iyi bir yıl oldu. 2012 kârlar açısından bu kadar iyi olmayacak. 2012 gibi kârın azaldığı dönemlerde önceki iyi yıllardan yedeklediğiniz fonları, eksik olursa karşılamak için kullanırsınız. Bizim de bu desteğimiz var. Bizim faaliyet alanlarımızda kârlılık oranları çok değişir. Müteahhitlikte yüzde 1-3 kâr aldığınız proje de vardır, yüzde 10 aldığınız da... 2011’de turizm olağanüstü kârlı geçti ama 2012’de Avrupa’daki müşterilerimiz harcamalarını azaltacağı için bu kârlılığı beklemiyoruz. Kârımızı korumak için gayret sarf edeceğiz.

Gelecek 5 yıl perspektifinde Alarko hangi alanlarda hızlanıyor olacak?

Turizm alanında proje oluşturma yönünde ciddi çalışmalar var. 2013-2014 yıllarında gündeme gelir. Gayrimenkul alanında da İstanbul bazlı çalıştığımız ve burada arz fazlası oluştuğu için 2012’de temkinli gidiyoruz. 2013 ve sonrasında yeni projeleri düşünebiliriz. Yurtdışı müteahhitlik işlerinde de gelecekte Orta Afrika’ya önem veriyoruz. Bu bölgede bir ofis kurduk, 1 yılı aşkın süredir arkadaşlarımız Gana, Angola ve Nijerya’da projeleri inceliyor.

ALARKO’NUN YENİ DÖNEM YOL HARİTASI

1- Bu dönemde en çok yurtdışı müteahhitlik ve enerjiye odaklanacağız.

2- Alarko‘nun cirosunda enerjinin payı 5 yıl içinde yüzde 40’ları yakalar.

3- Müteahhitlikte hedefimizin yüzde 20-25 gerisinde kaldık. Bunu 2012’de telafi edeceğiz.

4-Turizm alanında birtakım girişimlerimiz var. Ancak bu projeler 2013-2014 yıllarında gündeme gelir.

5- Gayrimenkulde arz fazlası oluştuğu için 2012’de temkinliyiz. 2013 ve sonrasında yeni proje düşünebiliriz.

6- Ekonomi için temkinli iyimseriz. Muhafazakar olduğumuz için piyasadan daha temkinli bakıyoruz.

7- 2012 yılında ciromuzda yüzde 7-8 arasında reel büyümeyi öngörüyoruz.

8- Bu yıl hiç frene basmıyoruz, basmayı da düşünmüyoruz. 100 milyon dolar yatırım yapacağız.

9- Ama hep bir "B Planı" ile çalışıyoruz. Büyümeler gerçekleşmezse planlanan yatırımları uzun vadeye yayarız.

10- Tam rakamlar henüz belirlenmedi ancak toplam holding ciromuz 1 milyar TL’nin üzerinde gerçekleşti.

"SADECE KÖPRÜ İHALEYE ÇIKSAYDI TALİBİ COK OLURDU"

ÜÇÜNCÜ KÖPRÜ PROJESİ FİZİBL DEĞİL Üçüncü köprü ihalesi ile baştan ilgilendik ancak sunulan yapıyla fizibl olmayacağını düşünerek vazgeçtik. Bizim ilgi göstermemizin iki nedeni şuydu: Bahsedilen 5-6 milyar dolar mertebelerinde büyük bir yatırım, finansmanın bulunması kolay değil... Ayrıca bu büyük yatırım, bizim ilk hesaplamalarımıza göre 3’üncü köprüden geçecek araç sayısıyla kısa sürede fizibl olacak gibi görünmüyor. Yatırımın geri dönüşü 20 yıldan daha uzun bir zaman gerektiriyor. Aslında sadece 3’üncü köprü için ayrı bir ihaleye çıkılsaydı ve otoyolları devlet yapsaydı köprü ihalesine çok talep olurdu.

MEVCUT KÖPRÜLERE İLGİ DEVAM Boğaziçi Köprüsü, Fatih Sultan Mehmet Köprüsü ve mevcut otoyollarla ilgileniyoruz. Mevcut köprü ve otoyolların özelleştirmesinde rol almak istiyoruz. Şu an bir Türk ortakla konsorsiyum yapıyoruz. Bu konsorsiyuma 1-2 yabancı ortak da alacağız. Bu, daha çok yeni bir oluşum.. Henüz kesin karar vermedik ancak yabancı ortakla girmek istiyoruz. Ama ihaleye mutlaka gireceğiz.

" ALARKO’YU YÖNETMEK ÇOK KOLAY"

İŞİM ORKESTRA ŞEFLİĞİ Aslında Alarko’yu yönetmek çok kolay... Nedenini açıklayayım, çok basit... Bizim şirket İshak Bey ve Üzeyir Bey’den gelen çok sağlam bir yönetim kültürüne sahip. Holdingde 20-30 yıldır çalışan, okullarını bitirdikten sonra işe girmiş ve bu kültürle şekillenmiş güçlü, deneyimli ve yetişmiş bir kadromuz var. Orta ve üst düzey yöneticiler şirkette zaten neyin, nasıl olması gerektiğini bilen ve buna uygun hareket eden kişiler... Ben sadece orkestra şefliği yapıyorum.

2012’YE ÖZEL SIKINTI OLMAZ Tabii iç dinamiklerin ötesinde dönemin yarattığı finansman maliyetindeki artış gibi zorluklar oluyor. Bu etkileri de yöneticilerimiz sürekli iş planları içinde değerlendirerek, farklı senaryolarla bütçelerini yaparlar. Bu iş planları ve bütçeler için strateji toplantılarında holding yönetimi ile nihai karar alınır. Ama ben Alarko Holding için 2012 yılına özel bir sıkıntı olacağını zannetmem.

TEK KURALI VAR Krizi yönetmek için de özel bir reçetemiz yok... Şirket yönetmede temel kural, ayağını yorganına göre uzatacaksın. Gerisi sadece teferruat... Elinizdeki kaynakların, işgücünün ve paranın imkan verdiği ölçüler içinde, finansmanda kaldıracı da açgözlülük etmeyecek şekilde kullanarak yatırım yapılmalı. Dağın taşıyla dağın kuşunu vurmayacaksın. Bir yatırım yaparken şirketin parası da o taşın altında olacak. Taşın acısını hissedeceksin. Günü geldiğinde borcu nasıl ödeyeceğinizi düşünmeden yatırım yaparsanız konjonktürün bozulduğu zaman düşersiniz.

YÖNETİME HAYIR DİYEBİLİRİZ Yönetimimiz çok demokratiktir. İshak Bey ya da diğer hissedarlarımız bir alana yatırım yapmak isterlerse bu konuşulur. Eğer holding faaliyet alanları içine entegre olacak bir iş değilse "Biz düşünmüyoruz" diye red edebiliriz. İlla yönetim kurulu "Bunu yapacağız" demez. Şirketin hissedarı İshak Alaton Bey’in perspektifi şirketinkinden çok farklı olabilir. Getirdiği yeni bir iş önerisine "Biz girmeyelim" deriz, o da makul karşılar.

"TURİZM ALANINDA AVRUPA’DA FIRSATLARA BAKARIZ"

ÇOK KELEPİR OLURSA BELKİ Şahsen Avrupa’da şirket almayı çok kelepir olmadıkça düşünmem. Avrupa’daki iş yapış ve konseptle dünyada rekabet etmek mümkün değil... Avrupa artık doymuş bir pazar ve ücretlerin, sosyal hakların çok üst düzeye çıktığı bu ülkelerde bir malı üretip satmak çok kolay bir iş değil... Batı Avrupa rekabet gücünü kaybediyor. Şirket alımına kısa vadede 3-5 yıl olarak bakmamalı. Uzun vadede 40- 50 yıllık bir perspektifte baktığınızda bu yatırım mantıklı değil. Avrupa’dan neden bir tesis, fabrika alayım Türkiye’de kurarım. Ancak çok kelepir bir fiyat olursa şirket bakarız.

ADRİYATİK KIYILARINA BAKTIK Turizm alanında Avrupa’da uygun fiyatlı tesisler bulabilirsek alabiliriz. Turizm bir endüstri tesisi gibi değil, o alanda alımlar olabilir. Aslında 2-3 yıl önce Adriyatik kıyılarında fırsatlara baktık ama o zaman fiyatlar çok yüksekti. Güzel fiyatlar oluşursa yeniden Avrupa’da fırsatlara bakarız. Ama yine turizm alanında aynı konseptle devam ederiz. Çok güçlü ve tutulan bir konseptimiz var, değişikliği düşünmeyiz.

Elçin Cirik



   01.03.2012-Capital







İşadamı İshak Alaton, Türk okullarında yetişen öğrencilerin Türkçeyi iyi bilmelerinin hem kendileri hem ülke adına önemli bir değer olduğunu söyledi.
Email Dünyanın dört bir yanından gelip 9. Uluslararası Türkçe Olimpiyatları'na katılan öğrenciler, Alarko Holding Yönetim Kurulu Başkanı İshak Alaton, yönetim kurulu üyeleri Vedat Alaton, İzzet Garih ve CEO Ayhan Yavrucu ile bir araya geldi. Öğrencileri gayet sıcak karşılayan Alarko ailesi, farklı ülkelerden gelen çocuklarla özel olarak ilgilendi.
FaceBook  PAYLAŞTwitter PAYLAŞ  

       
     
     
         
         
         
         
       
     
    “Patronlar Patronluk Mesleğini Öğrenmeli Uygulayıcıyla Hesap Soranlar Farklı Olmalı”
     

    Alarko Şirketl

     

    er Topluluğu Genel Koordinatörü Ayhan Yavrucu deneyim ve gözlemlerini Dünya ile paylaştı.

     

     

     

    Türkiye’de patronlar genellikle oğulları ile bile kolay kolay anlaşamıyor. Ama siz bir profesyonel olarak yaklaşık 30 yıldır karizması olan patronlarla çalışıyorsunuz. Nasıl değerlendiriyorsunuz bu süreci?

     

    Alarko’ya 1977 başında geldim. Patronlarım, fikir düzeyinde şirketin kendilerinden sonraki senaryosunu hazırlamışlardı. Bu o dönemde en büyük holdinglerde dahi yoktu. Fikir düzeyinde senaryo tamamlanmış olmasının ötesinde uygulama aşamasında da çok şanslıydım. Çünkü patronlar genellikle uygulamada kendi oyuncaklarını bir başkasına vermek istemez. Benim için büyük avantaj, her iki konunun da patronlanmızca halledilmiş olmasıydı. O anlamda ben hazıra kondum diyebilirim.

    Profesyonelin o zaman işi daha mı kolay?

    Patronların yaklaşımı sadece göstermelik değil, yaşam felsefesine dayanıyorsa öyle. Benim patronlarım iki şeyin; karar verip uygulayanlarla hesap soranların kesinkes ayrılması gerektiğini düşünüyorlardı. Bir kişi hem karar verip uygulayan hem de hesabını soran konumda olmamalı. Dolayısıyla patron patronluk mesleğini öğrenmeli. Profesyonel ise belirlenen politika çerçevesince taahhüt ettiklerinin hesabını vermeli, önceliklerini gerçekleştirebilecek gayret ve organizasyonun içinde olmalı. Gerek Üzeyir Bey, gerekse İshak Bey Alarko’nun içerisinde bu anlayışı yerleştirmek üzere birçok toplantı yaptı. Bizim "pembe kitapçık" dediğimiz şirketin politikasını anlatan bir rehberimiz oluştu.

    Ne var o pembe kitapçığın içerisinde?

    Çok enteresan bir kitap. Bana sorarsanız kütüphaneler dolusu, ciltler dolusu yönetim felsefesinin çok iyi özetlenmiş bir prensipler harikası, şirketin temel ilkelerini, felsefesini, kurumun kimliğini, davranış modellerini ve bir anlamda kültürünü orada bulursunuz. Açık söyleyeyim; her okuduğumda yeni bir şey öğreniyorum bu kitaptan, özelde Alarko’nun ama genel olarak bütün yönetim felsefelerinin süzülmüş biçimde en rafine halinde size sunuluğu, her kelimesinden yeni bir felsefi açılım yapabileceğiniz bir kaynak.

    Herhalde o dönemde Türkiye için bir - iki gömlek yukarıda bir yaklaşım...

    Kesinlikle. İşte böyle bir kültürün içerisine geldim ben. Bu kültürün sayesinde çocuklarını da öyle yönlendirdiler. Kurucu birinci nesil sıfır noktasından her şeyi tırnakları ile kazıyarak, birçok şeyden vazgeçmek pahasına bir noktaya getirmiş. İkinci nesil hem bu güçlükleri hem de imkanları bir arada görmüş. Ama ikinci neslin de şöyle bir sıkıntısı var: Her kararın patron tarafından verildiği, organizasyonların sadece el, kol, göz olarak görüldüğü, beyin olarak hâlâ patronun geçerli olduğu sistemleri bu toplumda yoğun biçimde yaşıyor. Bir tarafta da Alarko gibi kurumsallaşmış, kültürü, yönetim prensipleri yerleşmiş bir şirket var. Bu farklılıklar az veya çok herkesi etkiliyor. Fakat gerek Üzeyir Bey’in gerek İshak Bey’in çocukları uygulama ve hesap sormayı birbirinden ayıran bir kültürün içerisinde yetiştikleri için o felsefe süreklilik kazanıyor. Özellikle İshak Bey’in felsefi arka planı ile çok ilginç bulduğum; işlerin yönetimi bakımından "lüzumsuz olabilmek" gibi bir yaşam stili vardır.

    Üzeyir Bey’in kaybedilmesi ne tür gelişmelere yol açtı?

    Üzeyir Bey olağanüstü bir insandı. Yerinin doldurulması mümkün değil. Sadece Alarko için değil, Türkiye için de çok ciddi bir kayıp. Türkiye’nin de bir kültür elçisiydi. Türkiye’nin dışarıda birtakım platformlarda savunulmasına, tezlerinin anlatılmasında yeri doldurulamaz. Ama hayata devam ediyoruz. Bu ağustosta Üzeyir Bey’siz 5 yıl olacak. Alarko, bu süreçte kurumsal kimliğinde hiçbir şey kaybetmeden yoluna devam etti. O kültür de, profesyonel ve çok rahat bir çalışma imkanı sağlayan, her işin sorumlusunu o işin patronu yapan bir kültürdür. Bizde her işin başındaki arkadaş kendi işinin patronudur. O işteki tüm ama kelimenin tam anlamıyla söylüyorum tüm yetki ondadır. İşi yapar ve hesabını verir.

    Türkiye’de sermayenin ve makamın bir rantı vardır. Bilgi değil, hiyerarşi çok daha önemlidir, esastır. Alarko’da son noktayı kim, nasıl koyar?

    Benim kimliğimin çok önemli unsurlarından biri de pes etmemektir. Hayatta pes etmem. Ben profesyonelim, fikir mücadelesini bir yere kadar yaparım, kabul edilmiyorsa ne yapalım, patron öyle düşünmüştür demem. Ama bunu ben kendim icat etmedim. Bu şirkette gördüm. Çünkü gerek Üzeyir Bey, gerek İshak Bey şunu söyler; "Sende farklı bir şey söyle ki, iki kişi olduğumuzun farkına varalım." Hep aynı şeyleri söyleyeceksek bazılarımız bu koltuklarda fazlayız. Hatta bazen suni olarak, sizin tezinizin tersini savunmalıyım ki, acaba o kararı verirken görmediğimiz, o anda tabloya dahil etmediğimiz, sonuçları değiştirebilecek bir başka faktör var mı, onu arılayabilelim. Ben bu 30 yıla yaklaşan periyotta patronlarımdan "Tamam sen böyle düşünebilirsin ama biz şöyle karar verdik" lafını duymadım.

    Ortaklar arası çekilmeler, hatta ortakların eşlerinin, akrabalarının birbirleri arasındaki çekişmelerin ayrılıklara, en hafîf koşulda dahi ciddi kaynak israfına neden olduğunu gözlemliyoruz. Bir ortaklık olan Alarko ise bugün 50 yaşını aştı. Nedir sizce bunun sırrı?

    O sırrı şöyle görüyorum. Bir konuda karar verilince herkes o kararın arkasında durmalı. Tabii o karar kıyasıya tartışılacak, herkes görüşlerini söyleyecek. Fakat bir karar verildiğinde, daha sonra ne olursa olsun, kimse şunu söylemeyecek; "Ben dememiş miydim... Siz inat ettiniz ama benim dediğim gibi yapılsaydı..." İşin sonuçlarını görüp, sonuçtan başa doğru dönmeyecek. Herkesin karara saygılı olması, birbirine tam güveni olması gerekir.

    Doğru veya yanlış, ben çok, sen az çalıştın demeden, verilen kararın arkasında tek vücut olarak durmak ve "Biz müştereken doğru yaptık ya da müştereken yanlış yaptık" diyebilmek. İşte bu denilebiliyorsa, ortaklıklar çok uzun vadeli gidebilir, işin püf noktası budur.

    Alarko’yu bu açıdan bir model olarak görüyor musunuz?

    Gerçekten çok iyi bir model olduğunu düşünüyorum. Ama ne kadar Türkiye şartlarına uyuyor onu bilmiyorum. Mesela çoğu kişi zanneder ki, Üzeyir Bey ve İshak Bey birbirlerine çok benzer. Oysa hiç benzemezler. Ayrı ayrı analiz ettiğimde tamamen iki ayrı kişilik olduklarını, benzer noktaların çok az, ayrıştıkları noktaların çok olduğunu görüyorum. Ve hatta, bana sorarsanız, ortaklığın böyle başarılı bir noktaya gelmesini ve sonra da o felsefe üzerinde devamını temin eden nokta, ortak değerleri olan ama farklı birer kişilik olmalarıdır.

    Ortak değerler derken...

    Biraz önce saydığım konular. Karşısındakine saygı göstermek. Verdiği sözü tutmak. Ortağına sonsuz güvenmek. Ortağının vermiş olduğu kararlara kendisi olmasa bile sonuna kadar sahip çıkmak. Başarıyı da başarısızlığı da paylaşmak gibi... Ama kişilikleri tamamen farklı. Mesela Üzeyir Bey hemen karar verir. Ama İshak Bey hiç acele karar vermez. Üzeyir Bey en uygun, en olumlu koşulları içerisinde ama öyle ya da böyle sonuçlandırılmasını ister. İshak Bey ise etkileri daha uzun bir süreçte incelemek suretiyle karar verir. Üzeyir Bey hiç pazarlıkçı değildir. İshak Bey ise gayet iyi pazarlıkçıdır. Birbirlerinden farklı ama öte yandan birbirlerini çok iyi tamamlayan özellikleri vardır.

    Peki ya bundan sonra?

    Üzeyir Bey aramızdan ayrıldıktan sonra çocukları işin başına geçti. Hiç öyle bir olay olmamış gibi devam etti. Üzeyir Bey’in kızı olsun, oğlu olsun, zaten uzun zamandan beri şirketin içinde. O felsefeyi hazmetmiş oldukları için sorun yaşatacak veya yürüyen çarkta duraksamalara yol açabilecek bir şey olmadı.

    Ya çocukların çocukları işbasına geldiği zaman...

    Allah uzun ömür versin, çocukların çocuklarına geldiği zaman ne olur onu ben bilemem. Burada üçüncü, dördüncü kuşakta, 20-30 kişi olunca ne olur, onu bu günden kestirmek mümkün değil. Şöyle bakmak gerekir; Alarko bir halka açık şirket. Zamanla halka açıklık oranı daha da gelişecek. O zaman belki de insanlar olaya şöyle bakmalı; burada patron olarak kalmak istemeyenler hisselerini aynen Avrupa’da olduğu gibi borsada satmalı ve eline geçenle ne yapmak istiyorsa onu yapmalı. Kurumlar kalıcı olmalı. Çünkü kolay kurulmuyor. Bizim kurumumuzun 52 yıllık geçmişi var. Nasıl kurulduğunu bilmiyorum ama nasıl geliştiğini çok iyi biliyorum.. Para çok zor kazanılıyor ve işletmelerin büyümesi hiç kolay olmuyor. Bir kurum ne kadar iyi ve verimli çalışırsa, üçüncü, dördüncü kuşağın elindeki hisseler o kadar değerli olur. Bunun yolu da kurumsallaşmaktan geçiyor. Bugüne kadar başka yolu keşfedilmedi.

    İshak Alaton’un Önerisini Dinlemediğime Pişmanım

    1990’ların sonuydu. İshak Bey dedi ki, "Antalya ya da Muğla olabilir, güneyde büyük bir yer alalım..." Neden? dedim, Türkiye’nin çok moda bir ülke olacağına inanıyorum" dedi. Türkiye dört mevsim yaşanan bir ülke. Avrupa da yaşlanıyor. İstikrarlı hale geldikçe

    Türkiye çok gözde olacak. Çok büyük bir yer alalım, uydu kentler yaparız, Avrupalılara satarız" dedi. Biz işe hemen asılmadık, arkasından da 2000’nin sonunda kriz çıktı, kaldı o iş. Ama İshak Bey o 2001 krizinde bile, "Bakın bunu atlamayın, tam zamanıdır o yeri alın" dedi. Doğrusunu söylemek gerekirse biz işi kavrayamadık. Gelişimi biz o yönde görmedik. Trendlerin pek öyle olmayacağını, aksine sıkıntılı olabileceğini düşündük. Ama işte çok geçmedi Türkiye geçen yıl tam anlamıyla moda ülke oldu. O gün neredeyse bedavaya alabileceğimiz yerler bugün ateş pahası, çok büyük para kazanabilirdik. Bu iş hayatımızda, üstelik bir hayli tecrübeli olduğumuz bir alanda göremedik bu fırsatı. Ona çok hayıflanırım. Şunu kabul etmek lazım; işadamı dediğiniz kişinin profesyonelden çok temel bir farkı var; sezgi. İşte profesyonelin yapması gereken şey, o sezgiyi matematik modelleme içinde iyi şekillendirmektir. Bu bize çarpıcı bir ders oldu. Ama tabii, her öğrendiğiniz, çıkardığınız her ders sizin hata riskinizi azaltıyor ama maalesef sıfırlamıyor.

    Yemeği Soğutarak Yemeyi Üzeyir Bey’den Öğrendim

    Üzeyir Bey, süratli karar verip süratli uygulamayı öngören bir işadamıydı. Ben de canıtez bir kişiyim. Bir ihaleye giriyorduk. Kendimce hemen planı yaptım ona da anlattım. Üzeyir Bey bendeki heyecanı görünce, “Pasam” dedi, "Haklı olabilirsin. Ama ağabey olarak sana bir öğüdüm var. Olayları gözden geçirirken bu metodu sakın unutma. Yemeği daima soğutarak ye... Ben de senin gibi yemeği sıcak sıcak yemeyi seven biriyim ama ağzım çok yandı. Onun için artık soğutarak yemeğe çalışıyorum. Gel, sen bugün hiçbir şey yapma. Karar verme. Yemeği bir soğut bakalım bu akşam, yarın tadını beğenirsen gene yersin, yemek senin" dedi. Ben önce pek benimsemedim, hatta kızdım biraz, Üzeyir Bey, işi önlemeye çalışıyor diye düşündüm. Ama akşam işin heyecanının, ortamın dışına çıkınca, faktörleri tekrar gözden geçirdim. Gördüm ki, o yemek gerçekten bayatmış. Tadı tuzu yokmuş. Biz onu heyecanımızla büyük bir alevde ısıtmışız. Aceleyle de yemeye kalkmışız. Bunu görünce o işi almadık. Ve eğer o işe girseydik, çok ciddi zarar edecektik. Nihai kararı veren profesyonel, daima şu ilkeden hareket etmeli; iş ne kadar acele olursa olsun, yemeği soğuk yendiğinde lezzetinin ne olduğunu, tabii bir model içerisinde tadıp ona göre karar vermeli. Eğer sıcak andaki parametreleri doğruluyorsa tamam, doğrulamıyorsa kesinlikle vazgeçin.

    Türkiye Yabancı Yatırımcının Gözünde “Faz” Değiştirdi

    Türkiye iyi bir yere geldi. Bakın bu sabah burada bir yabancı grup iş ziyaretine geldi. Bizimle gayrimenkul işi yapmak istiyor. Diyor ki, ilk planda 200 milyon dolar getirelim. Ondan sonrada işin gelişmesine paralel olarak bunu bir milyar dolara çıkarabiliriz. Büyük finans organizasyonları yapan, isimleri çok büyük harflerle yazılan kurumlar ve şunu söyleyeyim, onlar tek örnek değil. Türkiye’de son bir buçuk yıl öncesine kadar, böyle bir şeye şahit olmamıştım. Türkiye’ye büyük rezervasyonla, büyük bir şüphe ile bakılıyordu. Kesinlikle söylüyorum, şu anda o şüphe tamamen değişmiş vaziyette.

    Şu sıralarda belli başlı gelişmekte olan ülkelere önemli bir talep var. Brezilya gibi ülkeler de benzer bir dönem yaşıyor... Bunun da etkisi yok mu?

    Doğru, onun da etkisi var. Uluslararası markette çok büyük para var. Türkiye’de de getiriler oldukça yüksek. Dolayısıyla bu iştah kabartıyor. Fakat bunun yanında Türkiye’deki yatırım ortamının çok hızlı olmasa da değişmekte olduğunu, yabancı yatırımcıların da artık Türkiye’ye yatırım yapmayı, kalıcı yatırım yapmayı arzuladığını görüyoruz. Her hafta üç-dört yabancı ile görüşüyorum bugünlerde. Konuşmalarında bunu açık açık söylüyorlar. Gelen yabancılardan benim edindiğim intiba gerçekten Türkiye’nin bir faz değiştirdiği yönünde. Türkiye’nin artık başka bir düzleme geçtiğini onlar da teyit ediyorlar. Tabii, bizim de bunlara bakıp da çok havalanmamamız gerekir. Daha yapmamız gereken çok şey var. Çünkü, samimi olarak pozitif bir yaklaşım sergiledikten sonra hemen arkasından sordukları soru; Türkiye bunu ne kadar sürdürecek? Sürdürebilecek mi? Çünkü daha önce de yaşandığı gibi önce bir yıldız gibi çıkarsınız ondan sonra aynı hızla yıldız gibi de düşersiniz.

    Peki ne yapmak lazım?

    Türkiye’nin iki sorununu çözmesi lazım; eğitim ve adalet... Bu iki sorunumuzu çözmeden daha ileri gidemeyiz. Eğitim çok kritik Herkesi üniversite kapısına getirerek eğitim sorununu çözemezsiniz. Sanayinin, hizmetler sektörünün aradığı o ara kesime, meslek liselerine ağırlık vermemiz gerekiyor. Ve ezbere dayalı sistem yerine, araştıran, sorgulayan bir temel eğitimi, istisnasız bütün çocuklarımızı kapsayacak şekilde 11 yıla çıkarmamız lazım. Şimdi artık denk ya da denke yakın bütçeler yapmaya başladığımıza göre, faiz dışı fazlamızın, tasarruflarımızın tamamını eğitime ve arkasından adalete aktarmamız gerekiyor. Bunları çözersek Türkiye’nin içine girdiği yeni faz kalıcı olur. Yoksa başarıları bir süre sonra eriyip gider.

    Türkiye’nin başarısını somutlayan neler görüyorsunuz?

    Bakın bugün, Kazakistan’a gidiyorsunuz uçakta yer yok. Avrupa’ya gidiyorsunuz yine uçakta yer bulamıyorsunuz. Dinamik bir süreç yakalandı. Türkiye kalkışa geçti. Düşük kurun sanayimizde yarattığı tahribata, faizdeki sıkıntılara rağmen, sürekli yurtdışında iş imkanları arayan, ihracat, ortaklık, know – how arayışları içerisinde olan ağırlıklı olarak 35-45 yaşları arasında son derece iyi lisan bilen genç bir iş alemi var Türkiye’nin. Artık onları her yerde görüyorsunuz ve bunun çok önemli bir etkisi var. Çünki Türkiye bu kalkışa kendi iç dinamikleriyle, kendi insanıyla geçmiş bir ülke. Ve doğru şeyleri yaparsak bu kalkışı kimse kolay kolay engelleyemez. Bütün mesele bu atmosferi daha aşağılara doğru yayabilmek. Bu dinamizmi, toplumun diğer kesimlerine de nüfuz edebilmesini sağlamak, çeşitlendirerek genişletmek. O yönde bir politika değişikliğine giderse Türkiye, eminim gelişmemizde çok önemli olan araştırma geliştirme de bu ortamdan etkilenecek ve Türkiye’nin gelişimi sürdürülebilir ve kalıcı hale gelecek.

    Sindirilen Bürokrasi İş Yapmaktan Kaçıyor

    Türkiye, 1990’ların başında bugüne de uzanan çok enteresan bir uygulamaya yöneldi. Bürokrasi üzerinde müthiş bir müfettiş baskısı var. Siyaset bir şekilde geriye çekildi, bürokratlar mahkemelerin önüne çıktı. Bu da korku yarattı ve o kesim tam anlamıyla silindi. Bürokrat, yapmak yerine yaymak, sonlandırmak yerine uzatma metoduna iyice sarıldı. Ölçülebilirliği çok zor ama yaşayan bir insan olarak söylüyorum, Türkiye’nin bürokrasinin bu durumu nedeniyle büyük kaybı var. Bu ancak siyasi kararlılıkla kaldırabilir. Merkezi idarenin çok ciddi bir reform ihtiyacı var.

    İş Alemi Eleştirici Ama Çözüm Üretmede Sınırlı

    İş dünyasıda Türkiye’nin genel felsefesinin dışına çıkıp onu aşamadı. Yaklaşım itibariyle eleştirici, çözüm üretmede ise sınırlı. Hükümet oyuncu, iş alemi seyirci mi? İş alemininde kendi konusunda çözüm önerilerini açıklıkla ve mümkün olan en geniş kesimin yararına olmasında çalışarak ortaya koyacak. Çözümün ne olabileceğini net bir biçimde belirleyerek bunları hüküment nezdinde takip edecek. Özelleştirimizi yapıp, o Çin atasözünde denildiği gibi, karanlığı eleştirmek yerine bir mum yakıp odamızın daha aydınlık olmasına çalışmalıyız.

    Enerji, 10 Yıl İçinde Alarko’nun İşlerinin Yüzde 40’ını Oluşturacak

    Enerji, hayatın esasıdır. Pek çok savaşın da nedenidir. Bugün Türkiye’nin fiilen kullandığı enerji 36-37 bin megavattır. Ülke geliştikçe enerji ihtiyacı da artacak. Bırakın Almanya’yı, Fransa’yı bir Belçika bir İspanya ile karşılaştırdığımızda da kapasite itibariyle çok düşük bir noktadayız.

    Sadece bizim ortak olduğumuz Endesa’nın 60 bin megavat üretim kapasitesi var. Neredeyse Türkiye’nin iki katı. Gerek toplam, gerekse kişi başına kullanılan enerji bakımından henüz işin başındayız. Nüfusun hâlâ yüzde 36’sı tarımda. Gelişmiş bir ülke haline gelebilmemiz için bunun hiç olmazsa yüzde 15 seviyesine gerilemesi gerekiyor. Yani en azından tarımdaki yüzde 20 kadar bir nüfusun hizmetler ya da sanayie aktarılması lazım. Ve bizde nüfus artışı yılda yüzde 1.5 mertebelerinde. Sanayileşmede kat etmesi gereken daha çok uzun bir mesafe var. Kaldı ki, sanayileşme demek zaten enerji kullanımı demek. Hizmetler de öyle. Bu perspektifle diyoruz ki, Türkiye’de en hızlı gelişecek, önü en açık sektör enerjidir.

    Mevcut işlerimizin dışında, şirketimizin gelişimini daha çok enerji ağırlıklı görüyoruz. Gerek elektrik dağıtım, gerekse üretim projelerinin özelleştirmesiyle yakından ilgiliyiz. Enerji önümüzdeki 9-10 yıl içerisinde Aiarko’nun toplam iş hacminde yüzde 40’a ulaşmalı, ilk planda bin megavatlık bir büyüklüğe ulaşmak istiyoruz. Şu anda 4 santralımız var. Bu 110 megavat eder. Bir de Tunçbilek’te ihaleyi biz kazandık. Ama henüz devredilmedi. Oradan da 450 megavat eklenecek. Demek ki, aşağı yukarı 560 megavat. 2010’a kadar bunu bin megavat yapmayı hedefliyoruz.

    Türkiye bir enerji köprüsü olabilir ve bu yönde de önemli adımlar atılıyor. Mesela Bakü-Ceyhan bitti. Türkiye’ye bir kazanç kapısı. Ama bu tür enerji nakil hatları. Türkiye’nin jeopolitik önemini artırır ama o kadar. Enerji sorunlarını çözecek bir faktör olamaz. Oysa, Türkiye bir Afrika ülkesi olmayacaksa, daha çok 10 bin megavatlara ihtiyacı var. Neresinden baksanız önümüzdeki 20 yıl boyunca yılda 4 milyar dolar enerjiye yatırım yapmamız gerekiyor. Ve devletin kendisi de yatırım yapmayı düşünmediğine göre enerjide özel sektöre büyük bir oyun alanı var.

    Kömür, gaz, hidroelektrik santrallar özel sektörün rahatlıkla daha da büyüyebileceği alanlar. Ancak Türkiye, coğrafya kitaplarının öğrettiğinin aksine su kaynakları sınırlı bir ülke. Bu bölge için oldukça avantajlı bir konumumuz var. Ama her şeye rağmen oldukça sınırlı ve su ihtiyacı giderek artıyor. Fert başına kullandığımız su Avrupa ortalamasının üçte biri. Bu mutlaka artacak. Linyit kaynakları da sınırlı. Kömüre dayalı santralları da ancak ithale dayalı olarak kurabilirsiniz.

    Rüzgar hem sınırlı ve çok güvenilir bir kapasite değil. Yedekleme açısından ya da aktif üretimin küçük bir bölümü olarak düşünebilirsiniz. Şehir katı atıklarından enerji üretimi yapılabilir ama o da sınırlıdır. Bunlar, senede yüzde 7-8 mertebesinde artan, 3 bin 500 megavatlık bir enerji ihtiyacını karşılayamaz. Öte yandan, Türkiye doğalgaza da bağlı gidemez. Bence Ukrayna’daki kriz Türkiye’ye gerekli dersi verdi. Geriye ne kalıyor? Nükleer enerji. Türkiye ister istemez nükleer santrallara kayacak.

    Nükleer santrallar özel sektör için gerçekten çok büyük ve çok uzun vadeli. Üretime geçmek için 7-8 yıllık bir yatırım gerekiyor. Hangi kaynağa dayandığına bağlı olarak fark eder ama ortalama bir megavatlık enerji üretmek için 1 milyon dolar yatırım yapmanız gerekir. Yani 100 megavatlık santral için en az 100 milyon dolar diye hesaplamanız lazım. Nükleer santrallarda nasıl bir yol, nasıl bir politika izleneceği net olarak ortaya konulursa yabancı bir ortakla bunu düşünürüz.

    Gönülsüz Koyuna Giden İt, Ya Kurt Getirir Ya Dert

    Mevki ve makam sahibi olarak belki birtakım şeyleri zoraki yaptırırsınız. Ama ona ruh katamazsınız. Başarı ise ruh katmaktan geçer. Bir işe insanların kendini adamasından geçer. Katılımın her inancın olmadığı bir yerde işler bir yere gidiyormuş gibi görünür. Ama bir sure sonra dertler başlar. Teşbihte hata olmaz derler… Anadolu’da çok güzel bir laf var; Gönülsüz koyuna giden it uluyarak, ya kurt getirir ya dert. Hiçbir işe gönülsüz gitmeyecek profesyonel. Inandığı bildiği işi yapacak. Inanmıyorsa, siz onu inandırmak durumundasınız. Yoksa o işten sonuç beklemeyin. Olmuş gibi görünür, şeklen olmuştur ama aslında bir cesettir. Cesedi insandan ayıran nedir? Ruhun olmamasıdır. Eğer yapılacak işin şirket için iyi olduğuna inanıyorsam karşımdakileri de ona inandırmak zorundayım. Bu zaman alır, zor bir iştir, bazı işleri geciktiriyormuş gibi gözükür ama sonuçları itibarı ile en doğru karar verme uygulaması da budur.

    Başarı, Yolda Yürürken Tesadüfen Ayağınıza Çarpan Bir Taş Değildir

    Yönetici adil olmalı. Kriter olarak, niyetiniz iyi olmak kaydıyla yaptığınız işlerin yüzde 30’u yanlışsa bu kabul edilebilir bir düzeydedir. Ancak beraber çalıştığınız kişiler şuna inanmalı, bizim patronumuz yanlış yapabilir. Ama asla bilerek adalet duygularını zedelemez. Hak ve adalet duygularının dışına taşan bir karar vermez.

    Pes etmeyeceksin. İnsanların ortalama akılları birbirine eşittir. Farklılık işi ne kadar istediğinize bağlıdır. En çok isteyen alır, daha az isteyen kaybeder. Biz daima en çok isteyen olduk, Tabi kabul edebilir riskler çerçevesinde... Hesaplanamayan hiçbir riski almayız.

    Başarının olmazsa olmaz koşulu adanmışlık. Başarı öyle tesadüfen yolda yürürken ayağınıza çarpan taş değildir. Başarı inanç istiyor, gayret istiyor, alın teri istiyor. Gücünüzün dörtte dördünü inandığınız işe vermeniz gerekir.

    Başarılar sizin, başarısızlıklar bir başkasının değildir. Başansızlıkları daha çok siz üstlenmelisiniz. Başarılan da arkadaşlarınıza mal etmelisiniz, çalışanın kurum kimliği içerisinde aidiyet duygusunu en üst düzeye çıkaracak bir ortamı hazırlayıp, işi onun eline teslim etmeniz gerekiyor. Bunu sağlarsanız çalışma verimli olur. Sağlayamazsanız insanlar tembelleşiyor.

    Hızlı hareket etmek şart. Bugünün en önemli meselesi büyük olmak değil, hızlı olabilmek. Dünya ile entegrasyonun artması, iletişimin artması müthiş bir rekabet ortamı yarattı. Şimdi hayat da, teknoloji de hız esasına dayanıyor. Fakat bundan daha önemli hale gelmiş olan, hızlı karar verebilme ve hareket edebilme. Hep bir adım önde olmak gerekiyor. Çünkü iş hayatında ormandaki aslan ve ceylanın mücadelesini her gün yaşıyorsunuz. Hızlı karar vermek de bilgiye bağlıdır, iş yapma bilgi ve becerileri gelişmemiş kişilerin hızlı karar vermesi mümkün değil.

    Üç defa ölçüp bir defada biçmek. Aceleci olmadan acele edebilme becerisi çok önemli. Bugün işe başlıyor olsam, aceleciliğimin yerine çok daha sakin bir yapı geliştirmiş olmayı isterdim. Telaş içinde, son sürat işi bitirme çabasının negatif faktör olduğunu gördüm. Hız önemli ama üç defa düşünüp, üç defa ölçüp, bir defa biçmek daha da önemli. İşleri, daha geniş bir çerçevede, daha seri halde, daha sakin düşünerek değerlendirerek yürütmek gerekiyor.

    PORTRE; Ayhan Yavrucu

    25 Haziran 1948 tarihinde Kayseri Develi’de doğdu. 1972 yılında Ankara Üniversitesi Siyasal bilgiler Fakültesi’nden mezun oldu. Aynı yıl Maliye Bakanlığı’nda çalışmaya başladı ve 1977 yılına kadar Hesap Uzmanları Kurulu’nda hesap uzmanı olarak çalıştı. 1 Mart 1977 tarihinde işe başladığı Alarko Şirketler Topluluğu’nda çeşitli kademelerde görev yaptı. Halen şirketin yönetim kurulu üyesi ve genel koodinatörü olarak görevine devam ediyor. İngilizce bilen Yavrucu evil ve iki çocuk babası.

    Hakan Güldağ ile Dünya Sohbetleri
































 
  *** SİZİ KUTLUYORUZ *** BUGÜN 1190067 ziyaretçi (2633324 klik) MİSAFİRİMİZ OLDUNUZ ***  
 
haberler haberler


Google Arama
Sitemde Arama
Yaşam ve İnsanlar

İstanbul Servisleri Neden Pahalı ? burakesc
Namaz Kılan Minik ile burakesc
GİMDES Helal Gıda Ramazan Buluşması burakesc
Bu web sitesi Łcretsiz olarak Bedava-Sitem.com ile oluşturulmuştur. Siz de kendi web sitenizi kurmak ister misiniz?
‹cretsiz kaydol