Create Your Own Countdown

Google

   
  *** İYİLİK İİN KOŞANLARIN YERİ***
  Prof.Dr.Ali ERCAN SSM 2002
 






Dünyada ve Türkiye'de Savunma Sanayisi Üzerine Genel Bir Değerlendirme
06-08-2002   Benim de söyleyecek sözüm var!  İlgili diğer dökümanlar Savunma Sanayii Müsteşarı Sayın Prof. Dr. D. Ali ERCAN'ın Milli Güvenlik Akademisi' nde 11.06.2002 Tarihinde Verdiği Konferansın Özeti
1. GİRİŞ

Mustafa Kemal Atatürk, sanayi ile savunma arasındaki ilişkiye değinerek, 1 Kasım 1937 Türkiye Büyük Millet Meclisi açılış konuşmasında şunları söylemişti:

“…Harp sanayii tesisatımızı daha ziyade inkişaf ve tevsi için alınan tedbirlere devam edilmeli ve endüstrileşme mesaimizde de ordu ihtiyacı ayrıca göz önünde tutulmalıdır…”

Türkiye’nin bir yandan savunmasını kuvvetlendirirken, diğer yandan ekonomik alanda geri kalmaması gerektiğini işaret etmiştir. Bugün bu ilişkinin en iyi örneğini Amerika Birleşik Devletleri göstermektedir. Savunma ve sanayi ilişkileriyle, bir taraftan yurt içi katma değeri yaratmak, istihdamı arttırmak, diğer taraftan da milli güvenliğin en önemli unsurlarından olan milli savunma sanayisini geliştirmek şeklindeki modeli başarı ile yürütmektedir. Ama bu modeli uygulayamayan Sovyetler Birliği ekonomik anlamda çökmüştür. Sadece savunmaya önem veren, savunma ile sanayiyi (işlevsel anlamda) bağdaştıramayan Sovyetler Birliği modeli bu bakımdan kötü örneği teşkil etmektedir.

Sayın Cumhurbaşkanımız A. Necdet SEZER Ekim 2000'de T.B.M.M. açış konuşmasında, savunma sanayisinin önemine işaret ederek, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin bölgesel caydırıcı güç konumunu muhafaza etmesi, hatta küresel güç durumuna erişmesi gerektiğini ifade etmişler, özellikle de yerli katkı oranının giderek arttırıldığı bir savunma sanayisini vurgulamışlardır. Savunma Sanayisinde özellikle offset uygulamalarının sürdürülmesi gerektiği ve tüm tedarik ve modernizasyon projelerini finans kaynağı olarak destekleyen Savunma Sanayii Destekleme Fonu (SSDF)’nin zedelenmeden, sağlıklı bir şekilde ayakta tutulması gerekliliğine işaret etmişlerdir.

Kamuoyunda şu veya bu şekilde duyulan savunma projelerimiz ve savunma sanayimiz konusunda, eksik bilgilerden veya yanlış yönlendirmelerden kaynaklanan bir bakış açısı bilinmektedir. “Gerçekte durum nedir?” sorusunu yanıtlayabilmek için önce dünyadaki genel duruma bakmakta fayda vardır. Savunma konusunu ele alırken, gereklilik ve önem sıralaması polemiklerine girmek istemiyorum. Yaşamı güvence altında olmayan insanların ne sağlığından, ne eğitiminden ne de kültürel hayatından bahsetmenin mümkün olmadığı da bir gerçektir. Bütün bunlar için öncelikle hayatta kalmak, yaşamak lazımdır. Dünyadaki genel duruma bakıldığında şu tabloyu görmekteyiz. (Şekil 1)

Şekil 1. Dünyada Nüfus/Gelir Dağılımı.
Dünya nüfusu yaklaşık 6 milyar civarındadır ve yaklaşık her 30 yılda bir ikiye katlanmaktadır. Yani bundan 30-40 yıl sonra 12 milyarlık bir dünya nüfusu olacağını öngörebiliriz. Dünyadaki ekolojik sistemi tamamen çökertmeden, dünya gelirinin 40 trilyon doları aşması beklenemez. O halde bu 40 trilyon dolarlık gelir pek artmayacağından, 21. yüzyılın esas anlaşmazlık meselesi üretimden çok bölüşüm meselesi olacaktır. Bu gelir dağılımında çarpıcı olan husus, yıllık geliri 10.000-20.000 dolar arasında orta halli dünya devletinin hemen hemen hiç olmamasıdır. Dünya toplam gelirlerinin %20’lik kısmını dünya nüfusunun %80’i paylaşmaktadır. Bu durumda dünyamızın genel gelir dağılımı aslında tipik geri kalmış bir ülkenin gelir dağılımına benzemektedir. Türkiye de, kişi başına düşen gelir oranı ile bu büyük fakirler grubunun içerisinde yer almaktadır. 1995-98 yılları arasında fert başına geliri 3.000 dolar olan 1,5 milyar insan sayısının 2001 yılında 500 milyona indiği farkedilmektedir. Dünyada, yıllık geliri 20.000 doların üzerinde olanlar ile fakirler grubu arasındaki uçurumun giderek büyüdüğü, bölüşüm savaşının en acımasız şekilde devam ettiği ve bundan sonra da süreceği anlaşılmaktadır.

Böyle bir genel yapı içerisinde Türkiye’nin durumu Tablo 1’de özetlenmektedir. Gelişmişlik ölçeklerinde önemli bir bölen olan nüfusa bakıldığında, 1970-90 arasında ülkemiz nüfusunun yıllık %2,3’lük düzenli bir artış gösterdiği ve 2001 yılında 68 milyona ulaştığı bilinmektedir.

Tablo 1. Dünya-Türkiye Karşılaştırması.
Buradan, nüfus artış oranında giderek azalma olmasına rağmen, toplam nüfusun artmaya devam edeceğini ve 80 milyon sınırına ulaşacağını söyleyebiliriz. O halde Türkiye’nin yönetiminden sorumlu olanların ülkenin bütün planlarını bu nüfusa göre yapmaları gerekmektedir. Türkiye maalesef, 2020-2030 yıllarına kadar bu nüfus artışının getireceği sosyo-ekonomik sıkıntıları azalarak da olsa yaşamaya devam edecektir. Nüfusun sürekli artışı planların dinamik olmasını gerektirmektedir. Avrupa’nın bize göre bir avantajı statik planlar yapmasıdır; çünkü nüfus hep aynı kalmakta, enerjiden eğitime, sağlıktan savunmaya kadar her alanda hazırlanan planların uzun ömürlü, geçerli ve isabetli olma şansı yüksek olmaktadır. Dünya nüfusunun binde 11’ine sahip olan ülkemizin toprakları dünya topraklarının binde 6’sı mertebesindedir. O halde topraklarımız dünya ortalamasına göre yarı yarıya az veya nüfusumuz topraklarımıza göre iki misli fazla denilebilir. Dünyadaki tüm erişilebilir enerji kaynaklarını 1000 birim sayarsak, Türkiye’deki tüm enerji kaynakları 2 birimdir. Yani nüfusumuza göre enerji potansiyelimiz beş kere azdır. Enerji potansiyeli böyle düşük bir ülkenin sanayileşmesi kolay değildir; çünkü sanayinin en önemli girdilerinden biri enerjidir. Bu noktada Türkiye’nin nasıl bir sanayiye yönelmesi gerektiği, nasıl bir strateji takip etmesi gerektiği dikkatle ele alınmalıdır. Türkiye, 2000 yılı verilerine göre kişi başına düşen yıllık 3000 dolar mertebesindeki geliri ile de dünya ortalaması 6.000 doların çok altında kalmaktadır. Dünya ortalaması olarak savunma gideri kişi başına 120 dolar civarında, yani gelirlerin %2’si durumundadır. Türkiye’de fert başına savunma gideri yine 120 dolar olmasına karşın, bu oran Gayri Safi Milli Hasıla (GSMH)’nin %4’ü civarındadır. Ancak içinde bulunduğumuz bölgenin jeostratejik özellikleri (Ortadoğu, Kafkaslar, Balkanlar) bu değerlendirmelerde gözönünde tutulmalıdır.

Tablo 2. Türkiye’nin ABD, Japonya ve AB ile Kıyaslaması.
Türkiye’nin diğer birkaç önemli parametresinin gelişmiş ülkelerle karşılaştırması Tablo 2’de verilmektedir. Tablodaki kırmızı renkli rakamlar ülkelerin dünya sıralamasındaki yerlerini göstermektedir. Bu tablo incelendiğinde, Türkiye’nin dünyanın 21. büyük ekonomisi olduğu, fert başına gelir ile 28. sırada, dış borçları ile 7. sırada, savunma bütçesinin GSMH’ye oranı ile yine 7. sırada yer aldığı görülmektedir. Nüfusu ABD’nin yarısı kadar olan, ancak GSMH, fert başına gelir ve savunmaya ayrılan para ile ABD’den sonra ikinci sırada bulunan Japonya’nın dünyanın ikinci büyük gücü olduğu görülmektedir. Tablodan, fakir ülkelerin zenginlere olan dış borçlarının 3 trilyon dolara yaklaştığı ve zenginleşmiş ülkelerle geri kalmış ülkeler arasındaki uçurumun gittikçe arttığını söyleyebiliriz.

** Gelişmiş ve geri kalmış ülkeler arasındaki tipik farklılık sorusu üzerine:

Şekilde zengin ve fakir ülkelerin içinde bulundukları ve kolay kolay kıramayacakları sosyo-ekonomik kısır döngüleri (AE-Döngüleri), ve bu gidişatın neden-sonuç ilişkilerini şematik olarak açıklamaya çalışacağım.

Pozitif geri beslemeli kısır döngüdeki en önemli parametre kıtlıktır. Tüm canlı sistemlerin ihtiyaç duyduğu kaynakların yokluğu, azlığı veya tehlikeye girişi insanları korkuya yöneltir. O halde kıtlıktan, yokluktan korku, dehşet, tedirginlik doğar. Bu durum aile hayatı, şirket, toplum, ülke hayatı için geçerlidir. Korku, insanları yalancılığa sürükler. Birşeyleri kaybetme korkusunda olan insanlar gerçekleri gizlemeye çalışırlar. Çoğunluğun yalan söylediği bir toplumda yalanlar gerçek olarak algılanmaya ve insanlar kendi yalanlarına inanmaya başlarlar. Bu insanların hemen her türlü seçimleri yanlışa yönelik olacaktır. Yanlışlıklarla dolu bir toplumda bir çok şey gibi seçimler de yanlış yapılmakta ve yanlış seçimler kötü yönetimlere yol açmaktadır.

Şekil Geri Kalmış ve Gelişmiş Ülkelerde Artı-Eksi Geri Beslemeli Kısır Döngüler
Kötü yönetimin iki özelliği insan kaynaklarını ve maddi kaynakları kötü kulllanmasıdır. Hesaplı ve uzun vadeli planlar yapamaması, adam kayırıcılığı ve nepotizm tipik özellikleridir. Geri kalmış ülkelerdeki pozitif geri beslemeden dolayı sürekli bozunum, gelişmiş ülkelerde negatif beslemeli toplum düzeni, sürekli yapılanımı tetiklemektedir. Kötü yönetimler insanların zamanlarını, beyinlerini ve kapasitelerini değerlendiremez, doğru kullanamazlar. Adam sendecilikten dolayı insan ve para kaynakları savurgan bir şekilde kullanılır yani kullanılmadan elden çıkar. Sonuçta savurganlık kaynakları azaltacağından, kıtlığa yol açar ve döngü oluşur. Bu döngü içerisinde kötü yönetimin yarattığı haksızlık ve haksızlıktan kaynaklanan, liyakat ve mantık esasına dayanmayan atamalar insanlarda haksız beklentiler yaratacaktır. Bu beklentiler insanları yalakalığa özendirecek, bu döngü bu şekilde yalakalar ve yalancılar toplumu oluşturarak işlemeye devam edecektir. Gelişmiş veya zenginleşmiş ülkelere bakıldığında bu kavramların tersine döndüğü ve tersine simetrik işlediği görülecektir. Yanlış seçim yerine doğru seçim, yalanlar yerine gerçekler, korkunun yerine medeni cesaret, beklentiler yerine görev bilinci, kıtlık yerine bolluk, savurganlık yerine tutumluluk ve haksızlık yerine adalet simetriyi oluşturmakta, sonuçta gerçekçi ve saygılı insanlardan oluşan toplum gelişmesini sürdürmektedir.

2. TÜRKİYE VE ÇEVRESİNDE GENEL DURUM
Bu genel değerlendirmeden sonra Türkiye’nin çevre ülkelerle kıyaslamasına bakmakta yarar vardır. Şekil 2’de verilen ve son 5-10 yıllık istatistiklere dayanan bu harita incelendiğinde,

Şekil 2. Ülke Savunma Giderlerinin GSMH’ye Oranı.
Bulgaristan ve Gürcistan’ın %3 mertebesindeki savunma gideri / GSMH oranı dışında, tüm komşu ülkelerin savunmaya ayırdıkları payların Türkiye’den yüksek olduğu görülmektedir. Türkiye’nin savunmaya ayırdığı para, GSMH’sinin %4’ü civarındadır.

Benzer bir kıyaslama NATO ülkelerinin 2001 yılındaki durumları için yapılmış olup, Şekil 3’te verilmektedir. Türkiye, savunma giderlerinin GSMH’ye oranında NATO içerisinde birinci sırada yer almaktadır. Ancak fert başına mutlak savunma giderlerine bakıldığında, NATO’ya yeni giren Portekiz, Polonya, Çekoslavakya, Macaristan hariç, diğer NATO ülkelerinin hepsinin Türkiye’den daha fazla harcadığı anlaşılmaktadır.

Bu noktada, Milli Savunma Bütçemizin genel dağılımına da bakmak gerekir. Türkiye’nin savunma bütçesi Devlet bütçesinin %25-%30’u mertebesindeydi. Bu oran son 4-5 yıldan beri %10’lara kadar düşmüştür. M.S.B. bütçesinin %30’u personele, %30’u tüketime %35’i de yatırıma harcanmakta, %35’lik yatırımın da 1/5’i dış yatırımlara ayrılmaktadır. Dış alımlar için kullanılan kaynak bu bütçenin yaklaşık 1/8’ini oluşturmaktadır. Savunma Sanayii Müsteşarlığı’nın yılda yaklaşık 1 milyar doları bulan fon gelirleri ile birlikte toplam milli savunma bütçemiz 8 milyar dolar civarındadır.

Şekil 3. NATO Ülkeleri 2001 Yılı Savunma Giderleri.

3. TÜRKİYE'DE SAVUNMA SANAYİİ
Savunma sanayimizin ayrıntılarına geçmeden önce savunma ile sanayi arasındaki ilişkiyi, diğer bir deyimle savunma sanayisini tanımlamak gerekir. Sanayi, maddenin bilinçli bir şekilde bir üst forma geçirilmesi sürecidir. Savunma sanayisi de sanayinin savunma amaçlı kurgulanmış şeklidir. Örneğin bir pil bir silah sisteminde kullanılacaksa bu pilin üretimi savunma sanayisi sayılabilir. Dolayısıyla sanayi olmadan savunma sanayisi olmayacağı, sanayi ile savunma sanayisinin ayrılamayacağı gözardı edilmemelidir. Hatta böyle bir ayrımın yarar ve gerekliliği bile tartışılabilir. Türkiye’nin GSMH’sinin yaklaşık 200 milyar dolar olduğu ve bunun da büyük bir kısmının yurt içinden karşılandığı bilinmektedir. Yurt dışı gelirlerimiz sanayi dış satımından %12 ve turizm gelirlerinden de %18 olmak üzere GSMH’nin %30’unu meydana getirmektedir. Yıllık sanayi cirosu 44 milyar dolar, bunun 1/10’u mertebesindeki kısmı olan yaklaşık 4 milyar dolar da kısmen veya tamamen savunma ağırlıklı faaliyetlerin yıllık cirosudur.

Türkiye’de sanayinin aslında sağlıklı bir yapıya sahip olduğu, hemen her konuda birçok girişimlerin olduğu, savunma sanayimizin de kendi çapında ve şartların elverdiği ölçüde gelişmiş olduğu söylenebilir. Az ya da çok savunma sanayiine yönelik olarakta üretim yapan şirketlerimizin yıllık cirosunun yaklaşık yarısı yurt içine, bunun 1/4’ü Türk Silahlı Kuvvetlerine, yaklaşık 1/5’i de ihracata yöneliktir. Yaklaşık 4 milyar dolar yıllık cirosu olan bu sanayi kesiminin içerisinde ¼’ü çekirdek savunma sanayisi olarak görülebilir. Toplam personel 25 bin civarında, yıllık cirosu yaklaşık 1 milyar dolardır. Türk savunma sanayisinde üretime katkı oranları Şekil 4’te verilmektedir. Görüldüğü gibi Ar-Ge’ye ayrılan pay çok zayıf kalmaktadır. Ancak bu durum sadece Türkiye’nin değil, Hindistan ve Çin dışındaki tüm fakir ülkelerin genel manzarasıdır. Bunun sebebi de Ar-Ge’nin çok pahalı bir uğraş olmasıdır. Ancak yakınmak yerine, eldeki imkanlarla olabildiğince Ar-Ge yapabilmek yönünde gayret gösterilmesi de gerekmektedir.

Şekil 4. Türk Savunma Sanayisinde Üretime Katkı Oranları.
Sanayide bir diğer girdi olan malzemenin üretimdeki oranı %36 olarak gerçekleşmekte ama bu malzemenin de %60’lık kısmı yurt dışından sağlanmaktadır. Diğer çarpıcı bir nokta enerjinin savunma sanayi ürünlerinde çok az bir payla yer almasıdır. Enerjinin %6 mertebesinde kalışı sanayimizin “ağır sanayi” niteliğinde olmadığını göstermektedir.

*** Savunma Sanayii AR-GE faaliyetlerinin neden düşük olduğu ve Türkiye genelinde AR-GE durumu sorusu üzerine:

Türkiye’de araştırma-geliştirmeyle ilgili olarak genel bir kavram kargaşası olduğu görülmektedir. Araştırma, insanın sosyal ve doğal ortamlarla daha uyumlu, daha güvenli yaşaması için bilgi, beceri ve araçları edinmek amacını taşır. Araştırma iki açıdan ele alınabilir: 1. Uygulamalı (teknolojik) araştırma, 2. Temel (bilimsel) araştırma. Bilimsel araştırmanın yerinin üniversiteler olduğu ve bu türden araştırmaların bağımsız yürütülmesi gerektiği konusu genel kabul görmüştür. Diğer yandan, teknolojik araştırmanın endüstri tarafından gerçekleştirilmesi beklenir. Gelişmiş ülkelere bakıldığında, endüstrinin ve üniversitelerin üstlenmesi gereken bu konuda Devlet’in doğrudan sorumluluk taşımadığı görülecektir. Oysa Türkiye’de Ar-Ge’nin yapılamayışı, sürekli olarak Devlet’in kusuruymuş gibi gösterilmektedir. Devlet’in bu konudaki görevi olsa olsa organizasyon, denetleme yapmak alanlarında olmalı, doğrudan sorumluluk üniversiteler ve endüstri tarafından paylaşılmalıdır. Uygulamalı araştırmalardan somut, temel araştırmalaradan soyut sonuçlar elde edilir. Sürekli olarak başkalarının ürettiği bilgileri, araçları tüketmek durumunda kalıyoruz. Bilgi üretiminden ziyade başka ülkelerde üretilmiş, (kitaplar halinde paketlenmiş) bilgiler (ezberlenerek) tüketilmekte. Aynı şekilde endüstrimiz de araştırması-geliştirmesi başka yerlerde yapılmış araçların, prototiplerin seri imalatını yapıyor veya kullanımlarına yol açıyor. Dolayısıyla Türkiye aslında Ar-Ge’ye fazlasıyla para ödemektedir; ancak bu para başkalarının araştırma-geliştirmesine gitmektedir. Bir diğer önemli husus da Ar-Ge yapmak için bir geleneğe sahip olmak gerektiği, Ar-Ge’nin zaman boyutunun çok uzun, maddi boyutunun da çok büyük olması gerektiğinin kabul edilmesidir. Özetle Ar-Ge’nin, zamansal ve parasal rahatlığı olmayan ülkelerin kolaylıkla becerebileceği bir iş olmadığı söylenebilir.

Türkiye’de savunma sanayisi alanındaki yatırımlara bakıldığında, 1980’lerden bu yana gittikçe bir gelişim görülecektir. Kıbrıs ve Güneydoğu Anadolu olayları ister istemez Türk savunma sanayisinin gelişimine ivme kazandırmıştır. Türkiye’de son yıllarda savunma alandaki yatırımların yıllık tutarı 300 milyon dolar ve fert başına düşen yatırım da 5 dolar düzeyine erişmiştir. Bugüne kadar gerçekleştirilen toplam 3 milyar dolar mertebesindeki yatırımın yıllara göre dağılımı Şekil 5’te verilmektedir.

Şekil 5. Nüfusa Göre Normalize Edilmiş Ulusal Savunma Yatırımları.
Türkiye genelinde %1 olan Ar-Ge, bazı savunma alanlarında %20’lere kadar çıkmıştır. Yatırımların ne yönde ve ne miktarda devam etmesi kararı önemli bir karardır. Türkiye’nin önemli sorunlarından biri yatırımlar ama bu yatırım eksikliği veya yeni yatırımlar yapılmayışı değil, yapılmış yatırımların verimli kullanılamamasıdır. Genel ortalamada verimlilik ve üretkenlik katsayımız %40’ı aşmamaktadır. İnsan kaynaklarımızın etkin değerlendirilmesine ihtiyaç vardır.

Uluslararası savunma pazarında (Şekil 6) ABD, İngiltere ve Fransa’nın yıllardan beri bu pazarı ellerinde tuttukları gözlenmektedir. Rusya, Almanya, Çin ve İsrail de sayılırsa savunma pazarının %85-90’ının bu 7 ülke arasında paylaşıldığı söylenebilir. Geriye kalan %10-15’lik dilim Türkiye’nin de aralarına bulunduğu 40 ülke arasında bölüşülmektedir. Dünya savunma pazarı giderek küçülmekte olup, 40 milyar dolara kadar inmiştir. Soğuk savaş döneminin hemen ertesinde bu rakamın 60-80 milyar dolar mertebesinde olduğu düşünülürse, yarı yarıya bir azalma olduğu görülecektir; diğer taraftan dünya toplam savunma giderleri de yükselmektedir. Tüm ülkelerin savunma giderleri toplamının 800 milyar doların üzerinde olduğu dikkate alınırsa, buradan her ülkenin savunma sistemlerinin üretiminde gittikçe artan oranda ulusal savunma sanayilerini geliştirme yolunda oldukları sonucuna varılabilir. Diğer bir ifade ile dünya ortalamasında ülkeler, savunma giderlerinin ortalama %5’ini yurt dışından alınan sistemler için harcıyorlar denebilir. Bu rakam bizde %10 civarındadır. Yani olabildiğince yerli katkı, olabildiğince yerli sanayi hedefleri son 15-20 yıldan beri sadece bizim söyleyegeldiğimiz bir model değil, tüm dünyanın uyguladığı bir yaklaşımdır. Pazara hakim 6 ülkenin tümünün nükleer teknolojiye de sahip oluşları ayrıca dikkat çekicidir.

Şekil 6. Uluslararası Savunma Pazarı.

4. SAVUNMA SANAYİİ MÜSTEŞARLIĞI

Bu açıklamalardan sonra kısaca Savunma Sanayii Müsteşarlığı’na değinilecektir. SSM, 1985 yılında, 3238 sayılı Kanun’la kurulmuş ve şu ana hedeflere yönlendirilmiştir:

· Savunma sistemlerinin araştırılması ve geliştirilmesi.

· Savunma sanayisinin yönlendirilmesi ve teşvik edilmesi.

· Savunma ihracatı ve offset faaliyetlerinin yönlendirilmesi.

· Modern araç, gereç, donanım üretimi ve tedarik edilmesi.

SSM, Atatürk’ün de işaret ettiği gibi savunma ekonomi örtüşümünden hareket etmektedir. Bunun için savunma araçlarının yurt içinde üretimini sağlayarak, kaynakların yurt içinde kalmasını temin etmeyi görmektedir.

SSM bünyesinde 300’e yakın personel görev yapmaktadır. Doğrudan doğruya Milli Savunma Bakalığı’na bağlı çalışan kurumumuz 10 daireden ve bağlı şubelerden teşekkül etmektedir. Kara Araçları, Hava Araçları ve Deniz Araçları Daire Başkanlıkları altında proje grupları faaliyetlerini sürdürmektedir. Proje grupları modern bir yaklaşımla oluşturulmakta, klasik anlamdaki şubeler yerine modüler bir yapı kullanılmaktadır. Halihazırda devam eden 60’a yakın projenin her birinde en az 10 kişinin görev aldığı düşünülürse, bu toplam 600 kişi eder; oysa bahsedilen modüler yapı ile projeler 200 kişilik mevcutla yürütülebilmektedir. Bunun anlamı bir kişinin 4-5 projede görev almasıdır. Yaş ortalamasının 35 olduğu SSM’de eğitim düzeyi de oldukça yüksektir. Büyük çoğunluğu lisans, yüksek lisans, doktora derecelerine sahip olan personelin 2/3’den fazlasının İngilizce bilgisi çok iyi durumdadır.

Bir projenin işlem akışı kısaca şu şekilde gerçekleşmektedir. Türk Silahlı Kuvvetleri’nin (kara, hava, deniz) ihtiyaçları Genelkurmay Başkanlığı’nın onayı alındıktan sonra tedarik ya da modernizasyon projesi olarak SSM’ye geldiğinde, Savunma Sanayii İcra Komitesi (SSİK) kararıyla resmen başlatılmakta, ilgili Kuvvetle eşgüdüm içerisinde yürütülerek, olabildiğince yerli sanayinin üretimiyle TSK’ne tedarik olarak yansımaktadır. Bu işleyişi biraz daha açacak olursak, TSK’nin ihtiyaçları Genelkurmay Başkanlığı’nda onaylandıktan sonra, hazır alım veya yurt içi üretim ayrımıdan sonra, yurt içi üretime karar alınması halinde SSM’ye, hazır alım kararında MSB-tedarik dairelerine yönlendirilmektedir. Her iki şekilde de tedarik MSB tarafından tek elden yürütülmüş olmaktadır. SSM’ye gelen proje için bir proje grubu oluşturulmakta ve Savunma Sanayii İcra Komitesi’nden proje onayı alınmaktadır; daha sonra proje teklife çağrı dosyası yayınlanıp, firmalardan gelen teklifler değerlendirilerek SSİK’ye sunulmakta, sistem seçiminin ardından hazırlanan sözleşme ile üretimden, teslimata bir döngü işletilmektedir. SSİK, Başbakan başkanlığında, Milli Savunma Bakanı ve Genelkurmay Başkanı’ndan oluşmakta, sekreteryası Savunma Sanayii Müsteşarı tarafından icra edilmektedir. SSİK, SSM’nin üzerinde yer alan, SSM’nin tüm faaliyetlerini denetleyen ve yönlendiren kuruldur. Sistem seçiminde objektif, bilimsel yaklaşımlar kullanılarak SSİK’ya sunulmaktadır.

Sistem değerlendirmesinde Tablo 3’te verilen iki temel husus dikkate alınmaktadır. İlki, projenin tutarıdır ve mümkün olduğunca küçük tutulmaya çalışılır. İkinci parametre sistemin karakteristiği veya önemini temsil eden sistem puvanıdır. Sistem puvanı iki ana grupta ele alınır. Bu manada bir sisteme, TSK’nin harekat ihtiyaçlarının yerine getirilmesini gözeten bir teknik istekler dokümanının gereklerini sağlaması ve Türk savunma sanayisinin gelişimi, offset konularının değerlendirilmesiyle puvan verilir. Ayrıca idari ve ekonomik konular da değerlendirilir. Bu şekilde K’yi en küçük yapan sistem en etkin sistem olarak İcra Komitesine arz edilir. Teknik değerlendirme sırasında silah, elektronik, motor, platform, lojistik gibi konular gözönünde tutulmakta ve tümü işlevsel ve yapısal bakış açılarından tek tek ele alınmaktadır.

Tablo 3. Sistem Puvanı Hesabı.
Savunma Sanayii Müsteşarlığı’nın proje yönetiminde izlediği 4 önemli ilke şunlardır:

· Yerli katkının gittikçe artan oranlarda kullanılması ile proje bedellerinin düşürülmesi, dolayısıyla kaynakların etkin kullanımı,

· Proje bedellerinden yerli sanayinin azami pay alması, dolayısıyla Savunma/Ekonomi örtüşümünün sağlanması,

· Proje bedellerinden yurt dışına giden kısmın azami derecede sanayi yatırımlarına dönüştürülmesi, dolayısıyla kalkınma programlarına katılım,

Proje bedellerinden yurt dışına giden oranda Off-set alınarak, Milli (Savunma) Sanayimizin ihracat olanaklarını geliştirmek, dolayısıyla ithalat/ihracat ödemeler dengesinin oluşumuna katkı hususlarıdır. (Tablo 4) te proje toplam tutarının ayrıntıları ve sistem değerlendirilmesinde göz önünde tutulan yerel pay ve sanayileşme tanımları verilmektedir.

Tablo 4. Proje Maliyetinin (Po) ayrıntıları.

Şekil 7. Tamamlanan Projelerde Gerçekleşen Yerel Pay Oranları.
Şekil 7’de ayrıntısı verilen ve 1991-2001 yılları arasındaki 10 yıllık dönemde Müsteşarlığımızca yürütülerek tamamlanan 10 projede, toplam 902 milyon dolarlık yerli katkı gerçekleştirilmiş olup, ortalama %38 yerel pay oranına ulaşılmıştır. Bu kapsamda, sözleşmeye bağlanmış yerlileştirme faaliyetlerinin takibi ve firmalarca gerçekleştirilmeyen taahhütlere ceza uygulanması, yabancı kaynaklı yönetim, malzeme, işçilik ve hizmet bedelleri gibi üretimle ilgili giderlerin azaltılması, ücret, kar, faiz transferi gibi çeşitli isimler altında yabancılara ödenen kaynağın asgariye düşürülmesi için her türlü gayret gösterilmektedir.

Müsteşarlığımızın kuruluşundan bugüne kadar imzalanan 40 adet offset anlaşması kapsamında toplam 3,1 milyar dolar tutarında offset taahhüdü alınmıştır. Alınan toplam taahhüdün gerçekleştirilmesi için şirketlerin ortalama 7 yıllık süreleri bulunmaktadır. Mayıs 2002 tarihi itibarıyla söz konusu taahhüdün şirketlerce gerçekleştirilmesi gereken 2,1 milyar dolarlık kısmının %90'ı gerçekleştirilmiştir. Kalan %10'luk kısım için şirketlerin 2002 yılı sonuna kadar süreleri bulunmakta olup, yıl sonuna kadar vadesi gelen taahhütlerin kapatılması beklenmektedir.

2001 yılında gerçekleştirilen offsetlerin kategorilere dağılımı;

% 27 Savunma sanayisi ürün ve hizmet ihracı,

% 9 Sanayi ürünleri ihracı,

% 13 Teknolojik işbirliği, Ar-Ge, Eğitim,

% 6 Yerli katkı fazlası,

% 45 Diğer döviz kazandırıcı işlemler şeklindedir.

12 Mayıs 2000 tarihinde yürürlüğe giren "Savunma Tedarik İşlemlerinde Offset Uygulamaları Direktifi" ile offsetlerin uygulanabilir nitelikte olması amaçlanmış ve savunma sanayisi alt yapısının geliştirilmesinin yanında ödemeler dengesinde ortaya çıkan olumsuzlukların giderilmesini teminen önemli düzenlemeler yapılmıştır.

Savunma ihalelerine katılan firmaların offset tekliflerinin şeffaflık prensibi ile değerlendirilmesi ve özellikle doğrudan offsetler kapsamında ciddi sıkıntılar ile karşılaşan offset yükümlüsü firmalara uygulama fazında esneklik sağlanması amacına yönelik olarak doğrudan ve dolaylı offset kavramları yerine offset öncelikleri belirlenerek, bir "Offset Teklif Değerlendirme Formülü" oluşturulmuştur. SSM’nin yürüttüğü projelerde kullandığı offset öncelikleri ve değerlendirme formülü Şekil 8’de gösterilmektedir.

Şekil 8. Offset Öncelik ve Ağırlıkları.
Bunun dışında ihraç lisansları önemli bir husus olarak ortaya çıkmaktadır. Çünkü SSM’nin yaptığı anlaşmaların %90’ından fazlası uluslararası anlaşma niteliğindedir. Bu konudaki beklentiler Teklife Çağrı Dosyaları kapsamında ilan edilmektedir.

Savunma sistemlerinin tedarik ve modernizasyon projelerinin finansmanı ve yerli savunma sanayinin kalkındırılması faaliyetlerinin parasal kaynağı olarak SSDF hakkında genel anlamda bilgi vermek açısından; 1985-2000 yılları arasında SSDF’de toplanan 11,6 milyar dolar gelirin yaklaşık %70’i projelerde kullanılmıştır. Bu gelirin 38 milyon dolar gibi çok küçük bir kısmı (%0,4) Ar-Ge’ye ayrılabilmiştir. Kur farkından kaynaklanan yaklaşık 1,5 milyar dolar kullanılamamıştır. SSDF’nin önemli gelir kaynaklarından olan Akaryakıt Tüketim Vergisinden alınan 1,7 milyar dolarlık pay bir Hükümet kararı ile iptal edilmiştir.

Bugüne kadar gerçekleşmiş dağılımdan farklı olarak, 2002 yılında beklenen 700 milyon dolarlık gelirin %90’lık kısmının Türk Silahlı Kuvvetlerinin modernizasyon projelerine harcanması yanında Ar-Ge’ye en azından %2’lik, ayrıca savunma sanayimizin yurt dışı tanıtımı için gerekli faaliyetlerin finansmanına %1’lik pay ayrılması yönünde Savunma Sanayii icra komitesine öneriler yapılmıştır.

SSM tarafından bugüne kadar başlatılan 28 Ar-Ge çalışmasının 25 tanesi tamamlanmış olup, 3 tanesi devam etmektedir. Üniversitelerimiz, araştırma kurumlarımız ve endüstrimizle beraber yürüttüğümüz bu faaliyetlerde kara, elektronik, hava, deniz araçları ve zırh konularında çalışmalar gerçekleştirilmiştir. Toplamı 1087 ayı bulan bu projelerin tutarı yaklaşık 93 milyon dolardır. Ar-Ge poitikası olarak, SSM tarafından yürütülen ana sistem projeleri kapsamında; temel araştırma yerine uygulamalı araştırmaya yönelik, ürün/alt sistem geliştirmeyi amaçlayan, teknoloji ağırlıklı ve yerli katkıyı artırıcı Ar-Ge faaliyetleri münferit yürütülen Ar-Ge çalışmalarına tercih edilmektedir. Diğer bir deyişle, SSM olarak eldeki kısıtlı imkanlarla “Ar-Ge projesi“ desteklemek yerine yürüttüğümüz projelerimizin Ar-Ge aşamalarının Türkiye’de gerçekleştirilmesine çalışmamızın anlamlı olacağı değerlendirilmektedir. Dünyadaki örneklerine bakıldığında, üniversitelerde yapılan çalışmalarda savunma boyutunun daima dikkate alındığı ve savunma sistemleri üretim aşamasında da, benzer şekilde, ürünlerin sivil kullanım olanaklarının araştırıldığı görülmektedir.
(Kaynak: ssm.gov.tr)

 
  *** SİZİ KUTLUYORUZ *** BUGÜN 1113874 ziyaretçi (2394053 klik) MİSAFİRİMİZ OLDUNUZ ***  
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=
haberler haberler


Google Arama
Sitemde Arama
Yaşam ve İnsanlar

İstanbul Servisleri Neden Pahalı ? burakesc
Namaz Kılan Minik ile burakesc
GİMDES Helal Gıda Ramazan Buluşması burakesc