Create Your Own Countdown

Google

   
  *** İYİLİK İÇİN KOŞANLARIN YERİ***
  Çocukları Aşırı Korumacı Yetiştirme Örneği
 




findingbalance.jpg




ÖNCE SEVGİ
 


Bir arkadaşımın kızkardeşi vardır. Henüz 50 yaşına ulaşmadı. Fakat yüzündeki derin izler, kırışıklıklar çok ileri yaştaki hanımlardan daha fazla. Göz kapaklarının altında halka halka morluklar var. Saçları neredeyse bir tutam kalmış geri kalanı dökülmüş. Yüzüne baktığınız zaman zannedersiniz ki tüm dünyanın yükünü o çekiyor. Halbuki yıllardan beri izlerim; gözle görülür bir yük çekmediği gibi, dikkatli bakılırsa birçok insandan daha iyi olanaklara sahip olduğu da hemen fark edilebilir. Eski milletvekili olan babasından kalan iyi bir emekli aylığı var. Yine babasından kalan güzel bir daireye sahip. Birkaç dükkândan da kira alıyor. Otuzlu yaşlarda iki evlilik yapmış ve her ikisi de bir yıldan fazla sürmemiş. “Kocalarım beklediğim gibi çıkmadı” diyor. Sürekli Allah’ın şanssız kullarından birisi olduğunu ifade eder, istediği hiçbir şeye kavuşamamış olmanın yarattığı acıları ve özlemi anlatır. Hangi işe başlasa, başında, sonunda veya ortasında mutlaka bir engelle karşılaştığını, ağız tadıyla bitiremediğini söyler. Allah ona 1.70’i aşkın bir boy ve düzgün bir fizik vermiş ama o fiziğini kendi elleriyle çökertip belini bükmüş. Tenindeki matlık ve kırışıklıklar göz ardı edilip bakılırsa hâlâ güzel görünen bir yüzü ve yemyeşil gözleri var. Ama o kendi yüzünde güzelliğini örten mutsuzluk dolu derin hatlar üretmiş, gözlerinin ışıltısını söndürmüş.
Aslında onun “şanssızlık” ve “felaket” diye nitelendirdiği, kendini kederlere kaptırdığı şeyler yalnızca onun değil, herkesin, her durumda karşılaşabileceği olağan olaylar.
O küçüklüğünden beri öyle el bebek, gül bebek yetiştirilmiş, öyle koruma altında büyümüş ki, zorluklarla karşılaşma alışkanlığı oluşmamış. Karşılaştığı en küçük zorlukları bile altından kalkılamayacak sorunlar gibi büyütüyor, her zorluk karşısında hemen paniğe kapılıyor. Annesi ve babası ölünceye kadar hiçbir sorununu kendisi yalnız başına çözmemiş. Tek kız evlat olduğu için hem anne baba, hem de anne-babanın etkisiyle erkek kardeşler onun üzerine titremişler. Anne-baba ve kardeşlerinin gösterdiği özveriyi her iki kocası da gösterememiş. Her iki evliliğinden de çok mutsuz ayrılıp babaevine dönmüş. Hiçbir erkekte babasından gördüğü sınırsız ilgiyi bulamamış. Halbuki o yaşamının tüm ölçülerini ailesinden gördüğü ilgiye göre oluşturmuş olduğu için dışarıda aynı ilgiyi göremeyince kendini çok yalnız ve çaresiz hissetmeye başlamış.
Bu hanımefendinin anne-babasının yaptığı aynı hataları hepimiz yapıyoruz. Çocuklarımızı aşırı koruma altında tutuyor, yaşamın normal koşuları; inişleri, çıkışları, kayıpları, kazançları, sorunları ve sorumlulukları ile karşılaştırmıyoruz. Küçüklükten başlayarak çocuklar üzerinde bir sera kuruyoruz. Onlar soğukla, yağmurla, karla, fırtınayla karşılamadan hep aynı iklim altında büyüyüp gelişen, suyu, gübresi verilen çiçekler gibi yetişiyorlar. Yaşamın gerçekleri ile karşılaştıklarında, dayanamıyorlar, soluyorlar gözlerinin ışıltısı sönüyor, belleri bükülüyor, 50 yaşına ulaşamadan 70 yaşında gibi görünüyorlar.
Ağır ilgi ve koruma altında büyüyen çocuklar tüm ömür boyu kendilerini bu korumaya muhtaç hissediyorlar. Hep aynı korumayı aradıkları için koruma duygusuna bağımlı kalıp özgür olamıyorlar. Bu arayış onlardaki özgüveni azaltıyor. Zayıf, ürkek, tedirgin korkak bir hayat sürdürüyorlar. Girişimcilik yetenekleri zayıflıyor. Hep yanlarında “yürü, başla, çekinme” diyecek birilerini arıyorlar. Cesaretleri azaldıkça yaşamlarındaki anlam ve lezzet de azalıyor. Beklentileri ve korkuları yaşamlarını kısıtlıyor.
Bir başka bayan anımsıyorum. O da 50 yaşlarındadır. Babaları 25 yıl önce ölmüş. 25 yıldan beri anne-kız birlikte yaşamışlar. Babalarının ölümünden sonra birlikteliklerini bozacak her şeye karşı inatla direnmişler. Gençliğinde çok güzel ve varlıklı bir ailenin kızı olduğu için evlenmek isteyen birçok erkek çıkmış. Annesi taliplerin her birinde ayrı bir kusur bulmuş. Yaşı 40’ı aştıktan sonra ise artık hayalindeki erkeklerin hiçbiri ona yanaşmaz olmuş, daha yaşlılar talip olmaya başlamış. Bu kez ana-kız her ikisi birlikte beğenmemeye başlamışlar. Daima yapışık kardeş gibi birlikte yaşamaları onlarda fizik olarak da benzerlikler yaratmış. Aralarında 25 yaş fark olan bir anne kızdan öte, aralarında 5 yaş fark olan iki kardeş gibi görünmeye başlamışlar. Altı ay önce anne öldü. Şimdi kız korkunç pişmanlıklar içinde; “25 yılımı ziyan ettim kendimi yalnızlığa mahkum ettim ” diye hayıflanıyor.
Herkes çocuklarını çok sever. Çok sevmek, onları kanatlarının altına alıp yaşamın tüm gerçeklerinden uzak tutmak değil, yaşamın gerçekleri içinde yaşamalarını sağlamaktır. En dayanıklı, en lezzetli, en güzel meyveler serada değil, doğal koşullar altında yetişendir. Kendinizi çocuklarınıza, çocuklarınızı kendinize bağımlı yapmayınız. Bırakınız özgür olsunlar. Siz onların iyiyi, kötüyü ayırt etmelerine, doğruyu yanlışı kavramalarına önder olunuz. Hatta “bu doğrudur, yanlıştır” demenize bile gerek yoktur. Kendilerinin bulmasını sağlayınız. İyileri ve doğruları sizde izlemeleri için onlara örnek olunuz.


 
  *** SİZİ KUTLUYORUZ *** BUGÜN 1198938 ziyaretçi (2651337 klik) MİSAFİRİMİZ OLDUNUZ ***  
 
haberler haberler


Google Arama
Sitemde Arama
Yaşam ve İnsanlar

İstanbul Servisleri Neden Pahalı ? burakesc
Namaz Kılan Minik ile burakesc
GİMDES Helal Gıda Ramazan Buluşması burakesc
Bu web sitesi ücretsiz olarak Bedava-Sitem.com ile oluşturulmuştur. Siz de kendi web sitenizi kurmak ister misiniz?
Ücretsiz kaydol