Create Your Own Countdown

Google

   
  *** İYİLİK İ«İN KOŞANLARIN YERİ***
  Can KIRAÇ
 



















 
  MUTLULUK PAYLAŞMAKTIR
 
 
SUNA'ya MEKTUP!

İYİ Kİ DOĞDUN SUNA!


Sevgili Suna,


Hayat yolunda yürümeye devam edenler, zaman zaman arkalarına bakarak yaşadıkları kimi güzel, kimi anlamlı, bazısı ders alınacak olayları hatırlamak isterler. Bu anılarla yeniden mâziye döneceklerini umarlar. Sana bu mektubu yazarken ben de aynı umuda kapıldım, otuz yılı aşmış olan dostluğumuzu örgüleyen, bazen didişmeli, bazen inatlaşmalı ama her zaman saygılı ve sevgi dolu beraberliğimizi anımsadım.


1967 yılının Eylül ayında, Büyükdere ye bir baba edasıyla gelerek, Sadberk Hanım ve Vehbi Bey den seni İnan a eş olarak istediğim zamanki duygularımı hiç unutmadım!


İşte, bir kayınpeder edasıyla başlayan, sonra sıcak bir çalışma arkadaşlığına yönelen ilişkilerimizden küçücük bir olayı, bu vesile ile sana hatırlatmak istedim!


Yıl 1988. Artık Nakkaştepe deyiz. Koç Holding in Fındıklı daki binası, zaman içinde
( ama anılar dışında ) eskimiş, her yönüyle çağ dışı kalmıştı. Bu yüzden Nakkaştepe ye taşındığımızda kendimizi cennete gelmiş sanmıştık! Hele üst yönetimdeki arkadaşlarımızın keyiflerine diyecek yoktu! Bürolarımızın yanında duşlu birer dinlenme odası bulunuyordu. Otuzyedi yıllık bir didinmeden sonra benim bir dinlenme odasına sahip olmam İnci yi de sevindirmişti. Vehbi Bey sık sık tavsiye eder, öğlenleri mutlaka uyuyun der. Sen artık belirli bir yaşa geldin, kendine dikkat etmen gerekiyor. Madem dinlenme odan da var, sana yastık, çarşaf ve pike vereyim, yemekten sonra bir saat uyursun teklifi yapmış ve bu teklif bana da câzip gelmişti. Ancak, öğlen uykusuna yatacağımı söylediğim zaman sekreterim Aylin bile şaşırmıştı! Alışılmamış şeyleri yapmak hayli zor olacağa benziyordu. İlk gün, bir hayli merasimden sonra dinlenme odama geçtim. Aylin, çarşaf ile pikeyi hazırlamıştı. O sırada, aklıma Rahmi Koç un bir öğüdü gelmişti! Öğle uykusuna yatmadan önce tamamen soyununuz ve pijamınızı giyiniz! Ben pijama getirmemiştim. Buna rağmen Patronun dediği daima doğrudur! Diyerek soyunmaya karar vermiş ve iç çamaşırlarımla pikenin altına girmiştim. Tam içim geçerken kapının tıklandığını fark etmiştim. Aylin senin beni görmek istediğini heyecanla haber veriyordu: Suna Hanım kapıda bekliyor! Aylin e Yattığımı söyleyemedin mi? diye çıkışırken o da bana; Söylemez olur muyum? Hatta, Vehbi Bey in öğlen uykularını kitabında tavsiye ettiğini bile hatırlattım demiş ve şöyle devam etmişti: Suna Hanım; Vehbi Bey kitabında yapılacak doksan şeyden daha bahsediyor, Can Bey onlara uysun, öğlen uykusu da kusur kalsın! diyor. Böylece, benim öğle uykusu keyfim, senin uyarınla beklenmedik şekilde son bulmuş, yastığı, çarşafı ve pikeyi eve geri götürmüştüm.


Aradan birkaç yıl geçtikten sonra, 1992 yılında, emeklilik hayatımla beraber öğlen uykusu konusu tekrar gündeme giriyordu. İnci; Artık rahatsın, sana karışacak Suna da yok! Öğlenleri muhakkak uyuyacaksın ikazında bulunmuştu. Doğru söze ne denir? Düşüncesiyle ben de yemekten sonra, bu defa pijalarımı da giyerek yatağa uzanmıştım. Ancak, uykuyu bir türlü tutturamıyordum. O zaman gerçeği anlamaya başlamıştım. İnsan, 41 yıl öğlen uykusu uyuyamamışsa 42. yılda da Suna nın etkisinden kurtulamıyor, uyuması mümkün olmuyordu!

*

Sevgili Suna,


Bu anılar demetini senin de çok sevdiğini, bildiğim Küçük Prens in bir yorumuyla tamamlıyorum:


Yıldızlar bütün insanlarındır! Ama her insan için aynı değillerdir. Yolcular için yıldızlar yol göstericidir. Ötekiler için yalnızca gökyüzündeki pırıltılardır. Bilim adamları için her biri incelenecek sorunlar demetidir, işadamları için birer her biri incelenecek sorunlar demetidir, işadamları için birer zenginliktir. Ama bütün yıldızlar sessizdir. Birgün sen, yalnızca sen yıldızlara herkesten farklı sahip olacaksın. Çünkü, yıldızların birinde sen yaşıyacaksın.


GAZETTE 13 / Temmuz-Ağustos 2006






ckirac@superonline.com

*Hayâllerime gelince !

Insanlarla iliski kurmak bana hep heyecan ve keyif vermistir. Insanlari anlamaya, onlarin düsünce dünyalarina ulasabilmeye daima özlem duymusumdur.Can KIRAÇ*

           
            Sayın KIRAÇ;
          Nasılsınız.
         -Bende aynı duygular adına ;hanımefendinin rahatsızlığı adına bir mektup göndermiştim.cevap alamadım.

       Sağlık Başarı Huzur
Dileklerimle.

Saygılar.

Abdurrahim BARIN
E.Ask.
www.hiziracil.tr.gg


BEN CAN KIRAÇ

1927 yilinda Ankara'nin Etimesut'unda simdiki adi "Atatürk Orman Çiftligi" olan topraklar üstünde dünyaya geldim...Babam Ali Numan Kiraç ziraat mühendisiydi ve o yillarda Gazi Mustafa Kemal'in emrinde "Gazi Çiftligi"nde görev yapiyordu.

Ben, böyle bir ortamda dünyaya gelmekten ötürü iki sekilde ödüllendirilmis oldum! Birincisi, ismimi "Can" olarak Mustafa Kemal Pasa vermis. Ikincisi, babamin Eskisehir'deki "KuruZiraat" çalismalarindan dolayi soyadimiz da Atatürk tarafindan "Kiraç" olarak bizlere onur kazandirmis. Çocuklugum bütünüyle Eskisehir'de çiftlik hayati içinde geçtigi için "toprak"la kucak kucaga yasadim! Meslek olarak baba ugrasi olan ziraat egitimini seçmem de bu yasam seklinden kaynaklandi. 1946 yilinda Galatasaray Lisesi'ni, 1950 yilinda da Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi'ni bitirdim. Ayni yil Ankara'da Koç Ticaret Sirketi Otomobilcilik Subesi'nde, Bernar Nahumun "çiragi" olarak çalisma hayatina atildim.

1949-1950 yillarinda, üniversite ögrencisiyken, Türkiye Milli Talebe Federasyonu baskanligi yaptim.

1952 yilinda Atatürk ilkelerine bagli kalinmasi için yazdigim bir makaleden dolayi "Türk halkini isyana tesvikten" sanik oldum... 1960'li yillarda Izmir Ticaret Odasi Yönetim Kurulu üyesi olarak "planli karma ekonomiyi" savundum.

70'li yillarda, basinda ve panellerde "Montaj Sanayiinin" avukatligini yaptim. TÜSIAD'in kurulus hazirliklarini yürüten komitede çalistim.

80'li yillarda "Koç'un Can"i oldum!

1991 yilinda Süleyman Demirel'in politikaya girme davetini kabul etmeyerek "Baskanlik tutkumu" söndürdüm ve 1991 yili sonunda da kendi istegim ile kirkbir yillik "profesyonellik" hayatimi nokta-ladim...

41 yil insan hayatinin uzunca bir bölümünü kapsiyor!

Bu yillarin benim için önemli ve anlamli yönü tamaminin Koç Toplulugu'nda geçmis olmasidir! Insan, bu kadar uzun süre ayni ortam içinde yasayinca kendisini çevresi ile bütünlestiriyor. Bunun içindir ki, zaman zaman, basinda çikan yazilarda beni "Koç'un Can"i olarak tanitmalarindan büyük keyif duydum. Arkadaslarim, önümdeki yeni hayata nasil uyum saglayacagimi merak ediyorlardi. Bazilari "Emekli olmaktan vazgeç. Kösene çekilip sakin bir hayat yasamak senin tarzin olamaz!" uyarisi yapmislardi. Bugün, bu arkadaslarimin, emeklilik hayatini severek, mutluluk içinde yasadigimi bilmelerini istiyorum.

Ben, yöneticilik yasamimda hem iyi bir dinleyici olmus hem de degisik fikirleri uzlastirma becerisi kazanmistim. Böyle bir karakter, insani, daima özverili olmaya zorluyor. Iste, çalisma hayatimin beni en çok yoran tarafi da bu uzlastirmaci özelligim olmustu. Bu yüzden, özveriyle çalismaktan bunaldigimi ve yavas yavas kisiligimin derinligini kaybettigimi hissetmeye baslamistim! Artik, bir ömür boyu emek verdigim, ekmegini yedigim Koç Toplulugundan kopma kararimi, hak ettigim "özgürlüge kavusma özlemi" olarak yorumluyordum!

Ben, çocukluk ve gençlik yillarimi, devlet memuru bir babanin sahip oldugu mütevazi sartlar içinde yasadim. Bunun içindir ki, Galatasaray Lisesi'nde okumus olmayi "gençlik çagimin lüksü" olarak hatirlarim!

Simdi, kendimi, "sade vatandasligi" benimsemis birisi olarak görüyorum ve Koç Toplulugu'nda geçen hayatimi "Olgunluk çagimin görkemli dönemi" olarak degerlendiriyorum. Bu vesileyle, sizin de benim su duygumu bilmenizi istiyorum. Koç Ailesinin ve çalisma arkadaslarimin güvenine sahip olarak ulastigim makam ve elde ettigim yetkiler sebebiyle asla büyüklük gururuna kapilmadim simarikligin çirkinligini, kendime, esime ve çocuklarima bulastirmadim. Ikbâl yillarimi böyle onurlu bir çizgide tamamladigim için büyük bir mutluluk duyuyorum

Hayâllerime gelince !

Insanlarla iliski kurmak bana hep heyecan ve keyif vermistir. Insanlari anlamaya, onlarin düsünce dünyalarina ulasabilmeye daima özlem duymusumdur. Hayatimin bundan sonraki bölümünde; yazarak, konusarak, insan olmanin zevkini yasiyorum, özgürlügün coskusu ile kucaklasiyorum. Bu duygularla "Hayatin Yeni Sahilinden" sizlere sevgilerimi sunuyorum.

Tipki halk ozani Asik Veysel'in seslendigi gibi:
"Gün ikindi aksam olur
Gör ki basa neler gelir
Veysel gider adi kalir
Dostlar beni hatirlasin!"





  YAŞANMIŞ OLAYLAR
 
 
Sakalimin Öyküsü!

1993 yilinin son aylarinda, beni, yüzümün büyük bir bölümünü kaplayan bembeyaz bir sakalla görenler hayli sasirmislardi ! Emekli olduktan sonra sergiledigim bazi davranislarimi disiplinli yasama karsi gösterdigim tepki olarak degerlendiren dostlarim, sakal birakmami da böyle yorumlamislardi. Onlara göre, asî bir emekli (!) olmustum ben !

Halbuki, sakal birakmis olmamin ilginç bir öyküsü vardi:
Vehbi Koç'un hayat hikâyesini yazmaya karar verince, kendime, yeni bir görüntü kazandirmak istemistim !

Ve 3 Temmuz 1993 Cumartesi sabahi, Çesme'de, yazi makinemin basina geçince sakal birakmaya baslamistim!..Bundan yillar önce, bir yaz tatili döneminde, gene Çesme'de sakal birakmistim. Ancak, bu defa, birkaç gün sonra yüzümü aynada görünce, yillarin nasil geçip gittigini çarpici bir sekilde anlamis oluyordum! Güzelim kirmizi sakalin "Barbarosso"mun yerini, simdi, aklasmis killar doldurmustu!.. Tabii ilk tepki de esim Inci'den gelmisti: "En az on yil daha yaslandiginin farkinda misin?" dediginde yaptigim hatanin boyutlari ortaya çikmis oluyordu!.. Ben, bu aci gerçege ragmen moralimi bozmamaya çalismis ve Inci'ye, kitabin yazim islerini bitirdigim gün sakalimi kesecegime dair söz vermistim...

Nihayet takvimler 1994 yilinin Nisan ayini gösterdiginde, kitabimi tamamlamis ve Koç ailesinin tepkilerini beklemeye baslamistim... Tepkiye göre sakalimin istikbali de belli olacakti! Öncelikle kitap için seçtigim isim begenilmemisti... Ben, Içimizden Biri, Imparator Vehbi Koç ismini, gerçegi aksettirdigi için çok sevmistim. Çünkü, bana göre Vehbi Koç, hem Içimizden Biri'ydi hem de is dünyamizin Imparatoru'ydu... Kendimden fazlaca bahsettigim için, kitabin biyografik yapisinin zedelendigi de söylenince sakalimin akibeti belli olmustu!. Kitabi tamamlamak için, bu defa sakalimi küçülterek, bir süre daha çalismaya devam etmeliydim. Sakali küçültmekle hem esime verdigim sözü hem de kendime seçtigim hedefi çok fazla degistirmemis olacaktim...

1995 yilinin baslarinda, dostum Aydin Dogan, adini Anilarimla Patronum Vehbi Koç olarak degistirdigim kitabimin Milliyet Yayinlari'nca yayinlanabilecegini söyleyince, bu beklenmedik gelisme beni çok mutlu etmisti. Artik, adagimin kurban edilmesi zamani gelmis oluyordu!.. Ancak, aylardan beri yüzümle bütünlesen sakalimi kesmem hiç de kolay olmamisti.

Nitekim, tras olurken, yanagimin kesilmesini bile önleyememistim... Ben de, bu dikkatsizligi firsat bilip, futbol sezonu açilis törenlerinde sahaya çikan sporlcularin yaptiklari gibi, bir damla kani alnima sürerek, kitabimin basiminin gerçeklesmesi için dilekte bulunmustum !..

Simdi, dilegimin gerçeklestigini görerek, mutlulugumu dostlarimla paylasiyorum...Fakat, sakalimi kesmek için verdigim sözü tam olarak yerine getirmemis oldugumu da burada itiraf etmek istiyorum ! 68 yasin verdigi olgunlugu pekistirmek için, biyiklarimi, bir süre daha muhafaza edecegim!..

*




KOCANIZI MUTFAGA SOKMAYINIZ
(Vehbi Koç'tan özel)

Esim Inci ve ben heyecanla aksam olmasini bekliyorduk.1957 yilinin Kasim ayinda,Izmir'de durmadan ve bardaktan bosanircasina yagan yagmurlu bir günün gecesinde evdeyemege misafir agirlamak hiç de kolay bir is degildi. Hele, beklenen misafir "patronum" Vehbi Koç olunca!
Ben, sirket müdürlügüne yeni atanmistim. 1950'li yillarda otuz yasinda bir gencin bir Koç sirketine müdür olabilmesi için on kisinin isini yapma becerisi göstermesi bile yeterli bir referans sayilmazdi! Isak Bey'den "Bu adam çalmaz, dürüsttür!" onayini almak, Mösyö Bernar'dan "Bu çocugun çalisma temposu fena degil sabahin yedisinde ise gelebiliyor!" taktirini kazanmak, Hulki Alisbah'in "Yazdigi raporlarda Türkçesi anlasiliyor!" pâyesini elde etmek ve nihayet Vehbi Bey'in "Ben bu adami alici gözü ile bir defa daha tartayim, ondan sonra karar veririz!" süzgecinden geçmek gerekirdi. Ben, bugün bile,bu imtihani nasil kazandigimi anlamis degilim! Iste, bunu basarmis ve otuz yasinda Egemak sirketi müdürlügüne getirilmis oldugum günlerde Vehbi Bey Izmir'e gelmis ve benim aksam yemegi davetimi kabul etmisti. Bu davet Vehbi Koç için de önemli bir firsat olacakti! Bizim yasam seklimizi görecek, gösterise veya satafata verdigimiz önceligi anlayacak ve esimin becerilikligini tartacakti. Isini teslim ettigi insanlari her yönüyle tanimak Vehbi Koç'un çok önem verdigi bir özelligi idi.
Böylesine önemli bir görücüye çikma hususunda esim Inci'yi ikna etmem kolay olmamisti; "Meraklanma yemeklerin hazirlanmasinda sana yardim ederim" taahhüdünde bile bulunmustum. Vehbi Bey'le basbasa kaldigimiz bu ilk gece tahminimizden de basarili geçmisti. Ben Izmir'in is dünyasi ile ilgili haberler vermistim o da bize basamak basamak yükselerek "refaha" kavusmanin erdemini ve sirlarini anlatmisti! Sira kahve içmeye gelmisti. Vehbi Bey keyifli zamanlarinda yaptigi gibi ellerini dizlerine vurduktan sonra; "Çocuklar size tesekkür ederim. Beni tahminimden daha iyi agirladiniz. Inci Hanim, senin yemeklerin de hosuma gitti, yorulmus-sun, ellerine saglik!" diyerek bizlere iltifat etmisti. Inci de bu samimi duygulara tevâzu içinde mukabele etmek düsüncesi ile; "Beyefendi,sizi evimizde misafir etmekten onur duyduk. Sagolun! Begendiginiz yemeklerin bir kismini da Can hazirladi, benim için hiç yorgunluk olmadi!" itirafinda bulunmustu.
Gecenin keyfi de bu itiraftan sonra kaçmisti! Vehbi Bey'in sevinç ifade eden yüz çizgileri degismis, kizginligini belirleyen sekilde alt dudagi hafifçe asagiya sarkmisti. Biz, Inci ile göz göze bakarak bu âni degisikligin sebebini anlamaya çalismistik. Merakimizi ve endisemizi, Vehbi Bey su açiklamasi ile gidermisti; "Inci Hanim! Sen sen ol bir daha kocani mutfaga sokma! Erkegin isi evinin disinda çalismaktir. Yemek yapmasini bilmiyorsan, kocana söyle sana ahçi tutsun!"
Izmir'in eski evlerinin en görkemli yeri olan mermer dösemeli limonlugunda sanki bir zelzele olmus ve kocaman yali basimiza çökmüstü! Üzüntümüzü fark eden Vehbi Bey, bu defa da bizleri biraz olsun teselli etmek istercesine; "Can Bey'in maasini arttiracagim, bir asçi tutarsiniz" vaadinde bulunmustu. Biz bu olaydan sonra bir on sene daha Izmir'de, "asçi zammini"bekleyerek yasamaya devam ettik! Hem de, Vehbi Bey'i, Sadberk Hanim'i ve çocuklarini evimizde agirlama cesareti göstererek!.. *

 


 

Tavuklarin Intikami
(Inan Kiraç’a ithaf ediyorum !)
*

Ben, bazi olaylarin nasil olustugunu anlamaya ve sebeplerini bulmaya çalisirim. Bu merakim yüzünden, kardesim Inan'in, "mide fitigi" ameliyatindan onbes gün sonra yasanmis olan bir olayi arastirmaya basladim!

Inan'in, ameliyatini kamuoyundan saklamasina ragmen, Avrupa'daki dostlarinin, basta Torino'lu Sinyor Renzo olmak üzere, Amerikan hastanesinde ziyaretçi kuyruguna girdiklerini görünce, dünyanin, gerçekten "globallestigini" anlamis oldum. Kim ne yaparsa yapsin, bizim, "Gümrük Birligi"ne adim attigimiz, artik, açik seçik belli oluyordu! Tabii, bu gözlemimin anlatacagim olayla hiç bir ilgisi bulunmamaktadir. Böylesine bencil bir açiklamayi biraz ögünmek için yaptigimi itiraf etmek isterim ! Biz Kiraç'larin, Inan sayesinde, nasil bir ilgiye ve üne kavustugumuzu belirtirken; Cumhurbaskani Süleyman Demirel'in, Basbakan Tansu Çiller'in, bakanlarin ve taninmis is adamlarimizin gösterdikleri yakin alâkaya hiç deginmiyorum. Aksi halde, olaya, bir "Sosyete Dügünü" haberi havasi vermis olmaktan çekini-yorum...

*
Anlatacagim öykü, Vehbi Koç'un mutlulugu ile baslamis oldu!
Mutlulugun nedenine gelince:

Inan, esi Suna'ya; "Beni Amerikan Hastanesinde Türk doktorlarina teslim et!" deyince bu karara en çok Vehbi Koç sevinmis ve yürüyüs arkadaslarina, küçük damadina olan hayranligini su kelimelerle açiklamisti: "Inan'i çok takdir edi-yorum! Onun sayesinde Amerikan Hastanesi yeniden üne kavusacak, herkes siraya girecek. Böylece, hastanenin yeni sahibi Vehbi Koç Vakfi'nin da yükü hafifleyecek."

*

Çiçek Pasajinda entellektüel Cavit'in müdavimi olmamakla beraber, Inan'in, ünlü "cerrah- seyyah- yazar" Prof.Dr.Tarik Minkâri'ye büyük güveni, saygisi ve sevgisi vardir... Bu güvenin, eski günlere kadar uzandigi, Inan'in dostlarinca da bilinmektedir. Nitekim, 1987 yili Mart ayinda, benim geçirdigim bir mide kanamasinda, Inan, kis tatilini yarida keserek Isviçre'den Istanbul'a dönmüs ve gecenin ilerleyen bir saatinde,Tarik Hoca'yi Çiçek Pasajinda bulup hastanede basucuma getirmisti... Iste, mâzide, beni hünerli ellerine tevdi ettigi Tarik Hoca'ya, simdi Inan, kendini teslim ediyordu...

Bu karardan Prof.Dr.Tarik Minkâri de büyük keyif duymus ve Inan'in ameliyatina girmeden önce, bana su açiklamayi yapmisti:" Can kardesim! Biliyorsun, bütün israrlarina ragmen, 1987 yilinda seni ameliyat etmemistim! Hakliligimi herhalde anlamissindir. Hâlâ, sapasaglam karsimda duruyorsun! Inan'a gelince; onun muhakkak ameliyat olmasi gereki-yor. Vehbi Bey, bana, 'Inan bize daha bes yil lâzim, ne yap yap onu siki bir tamirden geçir' tâlimati verdi. Inan'in bir bes yil daha çalisabilmesi için her türlü "fitik" riskine karsi önlem almasi gerekiyor! Merak etme, elimden geleni yapacagim..."

Tarik Hoca'nin bu samimi sözleri karsisinda artik söylenecek bir sey kalmamis oluyordu... Heyecanla beklenen ameliyat çok basarili geçmis, Profesör Tarik Minkâri, yaptigi isin sanatsal yönünü de göstermek için, koridorlardan tasan geçmis olsun ziyaretçilerini hastanenin konferans salonuna toplayarak, ameliyatin safhalarini grafiklerle açiklamis ve Inan hayranlarinca uzun uzun alkislanmisti...

*

Istanbul'da bunlar olup biterken, Türkiye'nin baska bir kösesinde, Bursa yakinlarinda, alisilmisin disinda, ilginç gelismeler oluyordu... Inan, yirmi yili asan bir süredir "Kiraç Çifligi"nde yumurta tavukçulugu yapmaktadir. Vehbi Bey, yumurtadan para kazanildigina inanmadigindan, böyle bir ise zaman ayirdigi için Inan'i daima elestirmektedir... Buna karsi, Inan da, zaman zaman savunmaya geçmekte ve tenkitlere söyle cevap vermektedir: "Siz,benim yumurtadan para kazanmadigimi iddia ediyorsunuz! Ama, bu evin masraflarinin nasil karsilandigini da hiç sormuyorsunuz!?" Dogru söze ne cevap verilir ki ?

Iste, Inan Kiraç'in böyle bir inançla savundugu tavuk kümeslerinde, Haziran ayindan beri,önemli bir konu tartismaya açilmisti! Çünkü, Inan Kiraç'in ameliyat olacagi haberi "Kiraç" çiftliginin tavuklarinca ögrenilmisti!.. Hiç sönmeyen 100 watt'-lik eletrik ampulleri yüzünden günü ve saati belli olmayan bir zaman kesitinde, boynundaki ve poposundaki tüyleri dökülmüs bir tavuk, basini kafesinden uzatiyor ve diger tavuk vatandaslarina söyle sesleniyordu: "Arkadaslar! Basimizda bir horozumuz bile bulunmadigi için, bu kümesin en kidemli tavugu olarak, kendimi "Bastavuk" ilân ediyorum!.. Hepimizin ortak izdirabini biliyorum. Bir "horoz aski" yapma hakki bile taninmadan bu çelik kafesler içinde göçüp gidi-yoruz! Yasamimiz boyunca, gecemizi gündüzümüze katarak, bizi durmadan yumurtlatiyorlar! Ülkemizin demok-ratiklesmeye yöneldigi bir dönemde bize reva görülen bu hayvanlik disi tutumu protesto etme zamani gelip geçmektedir.Isçilerin genel grev yaptiklari bir ortamda artik biz de eyleme geçmeliyiz..."

Bu sözlerin kümesi dolduran bütün tavuklarca benimsendigi gidaklamalarin kesilmesinden anlasilmis ve kafesler arkasindan "intikam-intikam" sloganlari yayilmaya baslamisti... Ancak, bu intikam nasil alinacakti?.. Binlerce tavugun bulundugu bir kümeste karar almak hiç de kolay degildi... Bastavuk, çareyi bir "yürütme kurulu" olusturmakta bulmustu... Toplantilari kolaylastirmak için de, Bastavuga komsu kafeslerdeki tavuklar yürütme kurulu üyeliklerine getirilmislerdi...

*

Tavuklarin ilk toplantilari hayli gürültülü geçmisti... Yürütme kurulu üyesi olan tavuklarin, toplanti yapmaktan yumurta yapmaya vakit bulamamalari yüzünden, kritik bir durum ortaya çikmisti... Kümes âmiri, yumurtlamayi durduran tavuklarin kesilmelerine karar verince, kafeslerde büyük bir panik yasanmisti...

Bu beklenmedik durum karsisinda, "yürütme kurulu üyesi" olan tavuklarin, popolarinin yirtilmasi pahasina, hayatlarinin en büyük yumurtasini yumurtlamalari kararlastirilmisti. Böylece, kümes âmirinin; "Bunlari kesmeyelim! Baksaniza, hepsi üç sarili yumurtlamaya basladi!" açiklamasi endiselerin dagilmasina yetmisti... Günler akip gidiyor, ama bir türlü "intikam" yöntemi belirlenemiyordu... Nihayet, yürütme kurulunca, Bastavugun, Kiraç Çiftliginin Basdanismani Yusuf Karal ile bir görüsme yapmasina karar veriliyordu...

*

Ameliyat oldugu günün üstünden iki hafta geçince, Tarik Hoca bir durum degerlemesi yapmak istemis ve röntgen çekilmek üzere Inan'i yeniden Amerikan hastanesine davet etmisti... Inan, mide röntgeninin en tatsiz tarafi olan baryum karisigi boza kivamindaki mayii yudumlarken keyifsiz anlar yasamisti... Fakat, Tarik Minkari'nin; "Yahu! Babanda mi ope-ratördü! Bu ne mükemmel sonuç ! Diyaframi oya isler gibi dikmisim! Bravo bana!" sözleri bütün endiseleri yok etmisti... Inan,artik tam olarak sagligina kavusmus oluyordu... Bundan sonra yemek de içmek de serbestti !..

*

Kiraç Çiftligi'ndeki tavuklari temsilen,Bastavugun,çiftlik Basdanismani Yusuf Karal'a ilettigi mesaj söyleydi:"Sayin Basdanisman! Haftalardir Agamiz Inan Kiraç'in ameliyat haberlerini izlemekten perisan olduk.Nihayet,Allah'a sükürler olsun,Ayse Kurt ablamiza ulasarak Agamizin sagligina kavustugunu ögrenmis bulunuyoruz... Bagliligimizi göstermek için,aramizdan seçilecek en semiz kardesimizin kendisine kurban edilmesine karar verdik.

Sizden ricamiz,bu fedakâr arkadasimizi Vaniköy'e götürüp ahçibasi Rifat Efendi'ye teslim etmenizdir !.. Inan Beyimiz bu tavuktan bir parça yedigi takdirde, bütün dünyalar bizim olacaktir! Bu mutluluktan bizleri mahrum etmemenizi dileriz!"

Yusuf Karal tavuklarin bu duygusal ve özveri dolu davranisi karsisinda gözyaslarini tutamamis ve okul arkadasi Yüksel Sungurtekin'e su itirafta bulunmustu: "Yüksel! Biz Galatasaraylilar su tavuklar kadar sevkatli ve vefakâr olamiyoruz! Inan'in büyüklügünü simdi daha iyi anliyorum!.." Böylece, Yusuf ve Yüksel, kesilmis ve büyük bir itina ile yolunmus ve tütsülenmis tavugu, hûsû içinde, çiftlikten Vaniköy'e tasimislar ve ahçibasina teslim ederken de su ricalarini hatirlatmislardi: " Bu tavugu bu aksam muhakkak Inan Bey'e yedirmeye bak !"

*

Inan, geceyi iyi geçirmemisti. Sik sik uyanmis, rüyasinda hep kâbus görmüstü... Sanki, tavuklar ve horozlar Nakkastepeyi istilâ etmislerdi... Nakkastepe'de kâfi sayida horoz bulunmasina ragmen, Inan'in rüyasinda, horozlar merdivenlerden tirmaniyor ve baskanlarin çalisma odalarini dolduruyorlardi!.. Rüya bu ya, gelismeler karsisinda Inan da telâsa düsüyor ve Erdogan Arpacioglu'na; "Horozlari Nakkastepe'ye sokmayacaksin! Gerekli bütün önlemleri al!" talimati veriyordu... Arpacioglu'nun polisiye önlemlerine ragmen, istilâ bir türlü durmuyordu... Ipek, babasindan bu korkunç rüyayi dinle-yince bir sey anlamamis ve olanlari, annesinin kendisine Ingilizce olarak yeniden anlatmasini istemisti...

Ilerleyen saatlerle beraber Inan'in sikâyetleri artiyordu... Yutkunamiyor, su bile içemiyordu!.. Inan Kiraç bu sikintilari yasarken, Tarik Hoca, Ikitelli'deki Milliyet Yayinlari bürosunda "Ünlüleri Nasil Kesiyorum?" isimli kitabinin son düzetlmelerini yapiyordu. Telefonla kendisinin acele Vaniköy'e gelmesi rica edilmisti... Muayeneden sonra, Prof.Dr.Tarik Minkari bile olanlari anlamamisti ! Onun; " Hemen hastaneye gitmemiz gerekiyor!" emrine uyuluyor ve Inan Kiraç, iki hafta içinde besinci defa hastane yolunu tutuyordu... Ancak bu gelip gitmelerden hastane yetkilileri büyük sevinç duyuyorlardi! Zira, her seferinde, Inan'in ziyaretçileri hastahaneyi dolduruyor, sokaktan geçenler "Burada ilginç bir olay var!" diyerek içeriye girince de kendilerini bir doktorun önünde bulup "parali" bir muayeneden geçiriliyorlardi... Vehbi Koç Vakfi adina hastaneyi kontrol eden Evren Artam, durumu söyle anlatiyordu: "17 Temmuz Pazartesi aksamindan beri gelirlerde büyük bir patlama oldu. Inan Kiraç'i yeni üç ameliyata daha ikna ettigimiz takdirde 1966 yili yatirim programizin finansman kaynagi saglanmis olacaktir!"

*

Yöneticiler "para" derdindeyken Inan Kiraç "can" derdine düsmüstü. Acele yapilan röntgen kontrolünde, yemek borusunu sise mantarina benzeyen bir seyin tikadigi tespit edilmisti!.. Tarik Hoca, büyük bir saskinlikla Suna Kiraç'a su soruyu yöneltiyordu: "Suna Hanim! Inan dün gece sampanya mi içti?"... Inan'in sampanya içmedigi kesindi! Hastaneden eve dönüldükten sonra cosku dolu sölenler yapilmis olmasina ragmen, sampanyali partilere henüz sira gelmemisti... Bu defa, Suna Kiraç, Tarik Minkari'ye soruyordu; "Tarik Bey! Bu olayin sampanya ile ne ilgisi var?"... Bu sert dozajli sorgulama ile karsilasinda, Tarik Hoca su açiklamayi yapma zorunda kalmisti: "Röntgen filmindeki görüntüye göre, yemek borusu ile midenin birlestigi noktada, büyükçe bir mantar görülüyor. Ve bu mantara benzeyen nesnenin ösöfagus'u tikadigi anlasiliyor. Inan, keyfinden sampanya içerken,heyecandan mantari yutmus olabilir mi diye düsündüm de!"

Durumun kesin olarak anlasilmasi için endoskopi yayilmasi gerekiyordu... Bu dalin uzmani olan Dr.Mustafa Iscan yaptigi endoskopilerle Inan'in iç organlarini artik ezbere ögrenmisti... Ucunda gözü bulunan, ince ve uzun siyah hortum Inan'in bogazindan yemek borusuna süzülürken, bütün gözler,endoskopi düzeninin televizyon ekranina çevrilmisti... Görüntüde, siyah hortumun mantar biçimindeki nesneye dayandigi açikça görülüyordu. Dr.Mustafa Iscan'in açiklamasi olayin anlasilmasina yetmemisti: "Sert bir cisimle karsi karsiya bulunuyorum! Zorlamama ragmen tikanikligi açamiyorum. Simdi, tanimlanmasi için bu nesneden bir parça koparacagim!" Gerçekten, bu bilinmeyen cisimden bir parça kopariliyor ve tahlil için laboratuvara gönderiliyordu... Mikroskopta görülenler inanilir gibi degildi! Bu manzarayi, ancak Tarik Minkari yorumlar ve anlatabilirdi! Çünkü, görüntüler, Tarik Hocanin hikayelerindeki kahramanlara benziyordu!

*

Kiraç Çiftligi'nde, anakümeste yapilan son yürütme kurulu toplantisinda su karar alinmisti: "Aramizdan seçecegimiz kurban adayi tavuk vatandasimiz bizlerin intikamini alacaktir! Sonuca ulasabilmemiz için fedai tavuk siki bir egitimden geçirilecek ve 'intikam' duygusunun bütün hücrelere sinmesi saglanacaktir"... Iste, mikroskop laminda görülen manzara, bu zor hedefe ulasildigini kanitliyordu.. Tarik Hoca, yalniz kendisinde bulunan bir düzenle mikroskop altinda yapilan görüsmeleri de dinleyebiliyordu!.. Duyulanlar sasilacak seylerdi! Hücrelerden su sözler yükseliyordu: "Arkadaslar! Kiraç Çiftliginin kahraman fedaisi olan biz tavuk hücreleri! Görevimizi basardik! Inan Aganin yemek borusunu tikayarak gerekli uyariyi yapmis bulunuyoruz!.. Artik, haklarimizi savunma konusundaki kararliligimiz dünyaca anlasilmis olacaktir.

Tüm tavuk uluslarina, bundan sonraki mücadelelerinde basarilar diliyoruz!"
*

Iste, hepimizi heyecanlandiran olayin içyüzü nihayet anlasilmis oluyordu. Hastane dönüsü, Kiraç Çiftligi'nden gelen tavugu, Inan, büyük bir istahla yemisti. Ancak, "intikam"a sartlandirilmis olan tavugun bir parçasi, röntgen öncesi içilen baryum erigiyle birleserek Inan Kiraç'in yemek borusunu tikamayi basarmisti... Prof.Dr.Tarik Minkari, bu ilginç olayi bir basin toplantisi ile kamuoyuna söyle açiklamisti: " Biz doktorlar, zor bir durumu anlatmak için; 'Bu is pismis tavugun bile basina gelmemistir' deriz. Sayin Inan Kiraç'in basina gelenler de böyle bir kaderin sonucudur. Ancak bu defa, pismis bir tavuk Inan'in basini derde sokmus bulunmaktadir. Tibbin gerektirdigi modern bütün önlemler alinarak ösöfagus'u tikayan cisim tahrip edilmis ve hastanin tekrar yemek yemesi saglanmistir. Artik endise edilecek bir durum kalmamistir. Amerikan Hastanesi yönetimi adina, siz vefali ziyaretçilerin sükunet ve huzur içinde dagilmalarini rica ediyorum!"...

*

Bütün bu olanlara ragmen Inan, Kiraç Çiftligi tavuklarinin kendisine kurban göndererek gösterdikleri ince davranisin etkisinden kendisini kurtaramiyor ve "Intikam" senaryosuna kesinlikle inanmiyordu... Bu duygularla, Inan, tavuklarini su sözleriyle yüceltiyordu: "Sevginin ne kadar asil bir duygu oldugunu simdi daha iyi anlamis bulunuyorum. Tavuklarimin bana gösterdigi bu bagliligi asla unutmayacagim. Onlarin daha fazla yumurtlayarak mutluklarini arttirmak için kümeslerdeki ampulleri 100 watt'an 150 watt'a yükseltecegim. Keyiflenmeleri için de her kümese ikiser adet Beko müzik seti koydurarak "Horoz Sesleri" yayini yaptiracagim... Çünkü, ben, tavuklarimi çok seviyorum!"

*
Can Kiraç
23 Agustos 1995
Küçük Çamlica
 




 
 
  YAZILAR
 
 
Tas Çorbasi Hikayesi
BERABERCE BIR TAS ÇORBASI IÇMEYE VAR MISINIZ?
*

5 Ocak 1999 Sali gecesi, televizyonda bir program izlerken gazeteci Yavuz Donat’in bir cümlesi bende ilginç bir çagrisim yapti. Yavuz Donat’in beni uyaran cümlesi söyleydi: " Bizim insanlarimiz artik politik didismelerden biktilar. Onlar AS ÇORBASI-TAS ÇORBASI derdine düstüler!"

"As Çorbasi"ni anlamak için kâhin olmaya gerek yoktu, ama "Tas Çorbasi" da neyin nesiydi? Yavuz Donat bu konuya bir açiklik getirmedigi için gelin "Tas Çorbasi"nin hikâyesini ben size nakledeyim:

Evvel zaman içinde, askerin biri, birligini kaybetmis, bilmedigi yollarda siginacagi bir köy aramaya koyulmus ve sonunda, aç ve yorgun bir köye ulasmayi basarmis.. Asker, karsisina çikan ilk evin kapisini çalmis ve kapi araligindan basini uzatan yasli kadindan biraz yiyecek istemis... Yasli kadin; "Halimi görüyorsun, benim yiyecegim yok ki sana vereyim!" demis ve kapiyi askerin yüzüne kapatmis.. Asker, umutsuzluk içinde ulastigi ikinci evin kapisini açan yasli kadindan da; "Ben günlerdir ekmek yüzü görmedim. Senin rizkini Allah versin!" cevabini almis... Üçüncü evin kapisini bir çocuk açmis ve askerin yakaran sözlerini dinledikten sonra annesine; "Kapida bir asker amca var bizden bos bir kazan istiyor!" diye seslenmis... Anne de ogluna; "Bahçede kuyunun yaninda duran bos kazani al, sen de askerle beraber git, isi bitince kazani geri getirin" tenbihatinda bulunmus... Asker ve çocuk, kazani kulplarindan tutarak dere kenarina tasimislar, çaliçirpi toplayarak yaktiklari atesin üstüne koca kazani oturtmuslar... Asker, matarasi ile dereden tasidigi suyla kazani doldurduktan sonra dibine yedi tane tas yerlestirmis! Kendisini hayretle seyreden çocuga da; "Tas Çorbasi yapiyorum, keske biraz tuzumuz olsa!" dilegini açiklamis...

Çocuk kosarak evine gitmis ve annesine; "Anne,anne! Asker amca 'Tas Çorbasi' yapiyor, biraz tuz versene!" demis... Çocuk tastan çorba yapilacagindan öylesine hecanlanmis ki, bagira bagira, konu komsuya "Tas Çorbasi"ni duyurmus. Köyde "Tas Çobasi'nin" yapildigini duyan genç ve ihtiyarlar dere boyuna kosusmus ve elindeki kuru bir dal parçasi ile kaynayan suyu karistiran askeri seyre dalmislar... Sonra, hepsinin akli basina gelmis ve köse bucakta unutulmus, biraz bulgur, birkaç parça kuru ekmek, üç dört bas kuru sogan, patates, pancar ve misiri evlerinden getirerek kazana atmislar...

Çorba, pisip kivama geldikten sonra, bizim asker, kazanin etrafinda beklesen köylülere; "Sagolasiniz! Çorbamiz pisti! Ben bu çorbayi tek basima yiyip bitiremem.. Haydi gelin de beraberce kasik çalalim demis... O günden beri de, o köyün sakinleri, böylesine tadi güzel çorba içmediklerini birbirlerine anlatip durmuslar...

*
Kissadan hisseye gelince;

Bizim, toplum olarak, bugün içine düstügümüz sikintilarin ve umutsuzlugun temelinde dayanisma duygumuzu yitirmis olmamiz bulunmaktadir. Her birimiz, politikacisindan bürokratina, köylüsünden sehirlisine, tüccarindan sanayicisine kisisel menfaatlerimizi kurumsal ve ulusal çikarlarimizin önüne koyuyoruz. Baskalarinin mutlulugu için özveride bulunmayi göze alamiyoruz. Sevgiyi ve basariyi paylasmaktan mutlu olmuyoruz.

Bunun içindir ki, Tas Çorbasinin tadina varmak için, 2000’ne 1 kala, kapimizi çalacak bir "Asker Amca" bekliyoruz.
Can Kiraç
Ocak-1999



   
Yeni Yıl!
Yıldız ekle 
ckirac
<c@com>
Ek 29 Aralık 2011 14:15
Kime: Abdurrahim BARIN <tugra113@gmail.com>
 

Abdurrahim Bey,
Sakallı olduğum için Orduevlerine
allmıyorlar! Yeni yıl için en iyi dileklerimi sunuyorum. Can Kıraç





 
  *** SİZİ KUTLUYORUZ *** BUGÜN 1139981 ziyaretçi (2483236 klik) MİSAFİRİMİZ OLDUNUZ ***  
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=
haberler haberler


Google Arama
Sitemde Arama
Yaşam ve İnsanlar

İstanbul Servisleri Neden Pahalı ? burakesc
Namaz Kılan Minik ile burakesc
GİMDES Helal Gıda Ramazan Buluşması burakesc