Create Your Own Countdown

Google

   
  *** İYİLİK İÇİN KOŞANLARIN YERİ***
  Doyumsuzluk Örneği
 












Yetinmemek
 
  • Yatılı bölümü bulunan bir özel okulda öğretmen olan arkadaşım anlatıyordu: “Bizim okulda çoğunluk zengin çocuklarından oluşuyor. Büyük bir bölümü hiç mal kıymeti bilmiyor. Orta öğretimde okuyan çocuklar dünyanın en ünlü markalarını giyiyorlar ve bunları okulun her köşesinde unutuyorlar. Hademeler buldukları giysileri kayıp eşya ofisine getirirler. Aylarca arayan, soran olmaz. Yılda iki kez kayıp eşyalardan bir sergi açarız. Çok az çocuk gelip bakar ve kayıp eşyasını sahiplenir. Sergiyi açmadan önce sahiplenilmeyen eşyaların, temizlenip ütülendikten sonra Doğu’daki bir bölge okuluna bağışlanacağını ilan ederiz. Ben 15 yıldan beri bu okuldayım, hemen hemen her yıl iki kamyon dolusu giysi göndeririz. Hem de dünyanın en pahalı markalarını taşıyan giysilerle dolu iki kamyon…” “Sence bunun nedeni çocuklardaki doygunluk ve tokluk mudur?” diye sordum. “Hayır, her yeni şeye, yeni markaya, ürüne karşı doyumsuz bir açgözlülük içindeler. En büyük zevkleri alış veriş yapmak. Birbirlerini izlerler, birinde gördükleri değişik şeye kendileri sahiplenemezlerse çok üzülürler.”
    Büyük, küçük ayırmadan aynı doyumsuzluk hepimizde mevcut.
  • Yakından tanıdığım bir hanımefendi vardır. Eşiyle birlikte bir apartmanın aynı kattaki 250 şer m2 lik iki dairesini birden kullanırlar. Dairelerden biri onun giysileri ile doludur. İki oda dolusu ayakkabı, bir oda dolusu manto, kürk, bir oda dolusu ceket, tayyör, salon ise yüzlerce elbise doludur. Hâlâ en büyük zevki alış veriş yapmak, en rüküş giysilere avuçlar dolusu para harcamaktır. Moda rehberleri ise, ondaki bu zaafı keşfeden uyanık tezgâhtarlardır.
  • “Hanımefendi bu giysi sizi çok zayıf, çok genç gösterdi” dedikleri anda hemen alıyormuş.

  • Aslında hepimiz yiyeceğini, giyeceğini, içeceğini önerilerle, örneklerle ve reklâmlarla belirleyen insanlar konumuna girdik.
  • Bizim şantiyedeki işçilere bakıyorum, öğle yemeklerinde her biri neredeyse yarımşar litre kola türü içecek içiyorlar. Esprileri ise “Bununla her şey daha iyi gider.” Babalarının, atalarının içtiği, sağlık kaynağı, binlerce yıllık geçmişi olan ayranımız dururken aynı parayı boyalı içeceklere veriyorlar. Sebep; reklâmların yıkadığı beyinler ve herkesi o içecekleri içerken görmeleri…

  • Bir arkadaşım “Bir haftadan beri dolmuşlarda, otobüslerde sürünüyorum” dedi. Nedenini sordum. Üniversitede okuyan oğlu bir trafik kazası yapmış, arabasının tamiri 15 gün sürecekmiş. “Ben arabasız yapamam” deyince, babası arabasını ona vermek zorunda kalmış.
  • Bizim şirketten birinin Antalya’ya gitmesi gerekiyordu. Gideceği gün için uçakta yer bulamamışlar. “Ben uçaksız Antalya’ya gidemem” demiş. Uçak bileti bulununcaya kadar seyahatini ertelemiş.
  • İşlerimizi yapan mühendislik bürosunda bilgisayarlar arıza yapmıştı, “Hiçbir iş yapamayız” diye o gün ofisi tatil etmişler.

  • Şu anda kullandığımız ve “Onsuz yapamam” dediğimiz şeylerin kimi 20, kimi 50, kimi 100 yıllık bir geçmişe sahiptir. Onbinlerce yıllık insanlık tarihinin yanında geçmişleri saniye kadar kısadır. Yenilik, kolaylık, reklâm, onbinlerce yıllık alışkanlıkları bir anda değiştirebiliyor. Dünyanın en yüksek binalarından biri olan Sears Towers’ın statik hesapları yapılırken, değil bilgisayar, bu günkü hesap makineleri bile yokmuş. Kollu hesap makineleri ve bugün varlığı dahi unutulan sürgülü hesap cetvelleri kullanılmış. “Arabasız okula gidemem” diyen gencin dedesi hiç otomobil görmemişti. Yüzlerce elbisesi olan hanımefendinin doğduğu günlerde o kentte yaşayan tüm hanımların toplamının tek başına onun sahip olduğu elbiseler kadar elbisesi yoktu.
  • Dünyanın en pahalı markalarını okulda bırakıp, bir daha aramayan çocukların babaları belki de üç yıllık liseyi bir tek ceketle, dirsekleri yamalı tamamlamışlardı.

  • Gazeteler, televizyonlar, üreticiler, reklâmcılar her gün bizi ayrı bir şeye alıştırıyor, vazgeçilmez ihtiyaçlar yaratıyorlar. Yeni gördüğümüz her şeye, mala, mülke, yiyeceğe, giyeceğe, içeceğe bağımlı insanlar haline geldik.
  • Yaşamımızdaki çeşitlilik çoğaldıkça, isteklerimiz daha çok artıyor, mutluluğumuz daha zorlaşıyor. Bu gidişle mutluluğa hiç ulaşamayacakmış gibi görünüyoruz.

  • Mutluluk için sadeleşmemiz, gerçek ihtiyaçlarımızı belirlemeyi ve onlarla yetinmeyi öğrenmemiz gerekiyor.

  •  
      *** SİZİ KUTLUYORUZ *** BUGÜN 1198993 ziyaretçi (2651611 klik) MİSAFİRİMİZ OLDUNUZ ***  
     
    haberler haberler


    Google Arama
    Sitemde Arama
    Yaşam ve İnsanlar

    İstanbul Servisleri Neden Pahalı ? burakesc
    Namaz Kılan Minik ile burakesc
    GİMDES Helal Gıda Ramazan Buluşması burakesc
    Bu web sitesi ücretsiz olarak Bedava-Sitem.com ile oluşturulmuştur. Siz de kendi web sitenizi kurmak ister misiniz?
    Ücretsiz kaydol