Create Your Own Countdown

Google

   
  *** İYİLİK İİN KOŞANLARIN YERİ***
  EŞCINSELLIK REKOMBİNANT DNA
 



Image result for REKOMBİNANT DNA GÖRSELLER'


Image result for REKOMBİNANT DNA GÖRSELLER'








Image result for REKOMBİNANT DNA GÖRSELLER'





Geçtiğimiz günler de bir
"Lgbt" sayfası gençlere;

"Eş cinsel olduğunuzu ilk nasıl farkettiniz?" diye sordu.

Ve altına binlerce yorum geldi.

Ben bunların bir kaç tanesini ancak okuyabildim,

dehşetle sayfayı kapattım.

Henüz lise ve üniversite çağında olan binlerce genç
hem cinslerine ilgi duyduğunu,
hatta ilişki yaşadıklarını itiraf etmekle kalmamış birde

"bunun normal bir durum"

olduğunu savunmuşlardı.

Ve şuan bir çok hastaneye cinsiyet değiştirme başvuruları yapılıyor,

kaymakamlıklar isim ve nüfus cüzdanı değiştirme talepleriyle dolup taşıyor.

Bunlar sadece görünen kısmı..

Birde aile ve toplum baskısından çekinip
bu halini gizleyen binlerce genç mevcut.

Bunlardan biri
belki sizin evladınız,
kardeşiniz, akrabanız..

Bilemiyoruz
lakin durum sandığımızdan daha vahim.

Neden kaçmıyor uykularımız?

Elbette normal bir zihnin yada bedenin ürünü değil bu çocuklar.

Peki ama ne oluyor?
Kim fısıldıyor bunları ismi
"Ümmeti Muhammed"
olan gençlerimizin kulaklarına?

Hiç duydunuz mu bilmem..
Ama merhume
Aidin Salih hocamız çok bahsederdi.

"REKOMBİNANT DNA"

Size en yalın haliyle anlatmaya çalışacağım;

Bizim bedenimiz de bulunan dna'nın
bir kopyasını çıkarıyorlar

fakat içine istedikleri mutant hücreleri koyup
izole ettikten sonra
bu genin milyonlarca klonunu üretiyorlar.

Rekombinant dna

bugün öncelikle aşılarda ve çeşitli ilaçlarda bulunuyor.

İnsanın 2 sarmalı olan dna yapısını

12 ye kadar çıkarıyorlar ve

tamamen genleri bozulan mutant bir insan haline getiriyorlar.


Ve en korkunç olan,

dna sarmalı 12'ye ulaşmış bir insanın

bir daha düzelip eskiye dönmesi
im-kan-sız.!

Rekombinant dna

ilk olarak "insülin" ilaçların da kullanılmaya başlandı.

Bu sebeple insüline başlayan insanlar
bir daha bırakamıyor

ve ne hikmettir ki
bugün 5-6 yaşında ki çocuklara dahi şeker hastalığı teşhisi konuluyor.

Hamilelikte kullanılan folik asitler
rekombinant dna yöntemiyle üretiliyor.

Aşıların içeriğinde aynı şekilde bu bela
fazlasıyla mevcut.

Doğduğu andan itibaren
dna sarmalına müdahale edilen bu çocukların

büyüdüklerinde istenilen gibi

"eş cinsel" olmaları aslında bizi çokta şaşırtmamalı..

Sadece bunlar ile de sınırlı değil durum.

Dna sarmalımızı bozan diğer faktörler:

-Lazer epilasyon,

lazer ameliyatları

-Elektromanyetik dalgalar

-Yapay ve kimyasal yiyecekler
(Paket gıdalar)

-Rekombinant dna ilaçları,

aşıları

-Çok müzik dinlemek

-KOKULAR!


Yani bize kısaca diyorlar ki;

-Madem siz bizim istediğimiz
insan formuna
doğal yollarla gelmiyorsunuz,

tek tip insan modelini kabul etmiyorsunuz,

madem Müslümansınız
eş cinsellik size göre değil
ve sizin

"aile kavramı/mahreminiz" var

o zaman dna ve gen yapınızı;

ilaç,
gıda,
spreyleme ile
bozalımda bu şekilde itaat edin bize!

Oysa 
Rabbimiz bizi bu konuda açık açık uyarıyor!

Nisa suresi 118-119. Ayetlerin
tefsirini hiç merak edip okudunuz mu?

Bakın ne söylemiş müfessirler:

-Dna ile oynayıp sarmalı bozarak
farklı yaratıklar elde etmeye çalışacaklar


-Mahluku Halik yerine koyacaklar

-Allah'ın yaratışının değiştirilmeyeceğini
ve kendilerine lanet olunduğunu bilmeyecekler!

-Hayvanların kulaklarını yaracaklar..

Bakın bu ayet
çok önemli bir bilgi veriyor bizlere.


Şeytan;

"...Kesinlikle onlara emredeceğim de
hayvanların kulaklarını yaracaklar,

emredeceğim de
Allah’ın yarattığını değiştirecekler"
demiştir.

Ayeti Celile'de
"Hayvanların kulaklarının yarılması ile
yarattıkların değiştirilmesinin"

peşpeşe zikredilmesinde büyük hikmetler vardır..

Japonya Kagoşima enstitüsünde

tarihteki ilk kopyalama hücreleri

kulak yarılarak alınmıştır.

Hayvanların kulakları yarılıp,

içerisinden kök hücreleri alınarak

kopyaları üretilmiş ve

daha sonra bu durum geliştirilerek

Avustralya'da donmuş embriyodan

bir kız çocuğu dünyaya getirilmiştir.


Amerika'da ise aynı yöntemle

yapay bir kadın rahmi üretilmiştir.

Ki geçtiğimiz günlerde
Çin'de dünyaya gelen

"genetiği değiştirilmiş
" ikiz bebekler de bunun bir örneğidir.

İnsanlara bu durumu masum göstermek için

"Kök hücre ve klonlama yöntemleriyle
sizin kalıtsal hastalıklarınızı

tespit edip iyileştirmeye çalışıyoruz"

yada

" size daha sağlam bir gen hazırlıyoruz"

yalanları söyleselerde işin aslı;

-Mutant

-Allah'a inancı kalmayan

-Tek tür

-Üreyemeyen

-Eşcinsel

-Düşünme yetilerini yitirmiş,

robotlaşmış

-Uzaktan kontrol edilebilen insanlar üretmek.


Bugün avmlerde,

ayrı atıklarda toplanan
kadın pedlerindeki
adet kanlarından dahi
kök hücreler alınıyor.

Farkında değil misiniz
her hastaneye gidenden illa bir
"biyopsi"
isteniyor.

Bunun için bedeninizden kesilen o parçaların
çöpe atıldığını mı sanıyorsunuz?

Hiç soran oldu mu;
benim biyopsi için verdiğim doku örneğim nerede diye?


-Aa hayır atmadık,

öğrenciler üzerinde yeni hücre üretmeye çalışıyorlar derler..

Eğer dürüstler ise..


(!) Ben size

paket gıdalardan uzak durun,

kimyasal ürünler kullanmayın,

ilaç içmeyin,

aşı yaptırmayın dediğimde

sizden ne çıkarım var

Allah aşkına?


Bir çok ilacın prospektüsünde
yan etki olarak

" kişilik değişimi" yazıyor.

Oturup kafa yoran oldu mu,


yahu nedir bu kişilik değişimi?

Yani üstü kapalı şekilde diyor ki;

bunu içersen eş cinsel olabilirsin,

zina yapabilirsin,

ensest ilişkilere meyledebilirsin
kişiliğin değişir!

Özellikle parkinson ilaçlarında
bu daha nettir!

Bakın güya
her önlemi aldı anneler

ama dönün bakın şu gençliğin haline!

Hangisi kız,
hangisi erkek
ayırt edilebiliyor musununuz?

Fatih Sultan Mehmed'in İstanbul'unda
mübarek ramazan ayında
binlerce kişiyle eş cinsel yürüyüşü yaptılar.

Peki kimdi bu gençler?
Gökten zembille inmediler ya.

Onlar bizim gençlerimizdi.

Her birinin annesi babası anadoludan kopmuş gelmiş insanlardı oysa ki..

Düşmanın planı ve projesi bizim idrakımızın çok ötesinde

ve bunları teker teker uyguluyorlar
evlatlarımızın üzerinde.

Şimdi gönül rahatlığı ile

paket gıdalara devam edin,

aşılarını yaptırın,

her verilen ilacı bitene kadar kullanın..


10 sene sonra yavrunuz da
nelerin ortaya çıkabileceğini
tahmin edebiliyor musunuz?

Rabbimiz bize

"Onları dost edinmeyin!"

Diye emredip uyarırken

biz bırakın dost edinmeyi
herşeyimizi teslim ettik..

Çünkü bir defa bile

Allah'ı ve Rasul'unu anlamaya çalışmadık..

O Allah'ki yarattığı herşeyi güzel yaratmıştı,

kendi ellerimizle ifsad ettik!

(Alıntı-Yağmur Mirzayeva-17.12.2018)




GDO'lar: İnsan ve Hayvan Sağlığını Nasıl Etkiliyor? 




Gdo: Çağdaş Esaret

Dr. Arpad Pusztai Olayı

Bilim dünyasının en kara sayfalarından biri, Arpad Pusztai vakasıdır. 1956 yılında KGB baskısı nedeniyle Macaristan'dan kaçan ve İngiltere'ye sığınan Arpad, 30 yıl İskoçya'nın Rowett Enstitüsü'nde görev yapmış dünyaca ünlü bir GD-gıda uzmanıdır.

Pusztai, 1998 yılına kadar 270'den fazla bilimsel eser yayınlamıştır. Arpad, 1995-1998 yılları arasında daha sonra Axis Genetic adını alacak olan Cambridge Agricultural Genetics Şirketi'nin geliştirdiği, tarla denemeleri Rothamsted'de yapılan bir GD-patates ile ilgili bazı araştırmalar yapmıştır. Bu patatese, kardelen çiçeğinden bir gen aktarılarak, kardelen lektini üretmesi sağlanmıştır. Arpad, önceki yıllarda kardelen lektininin, böcekleri zehirlediğini ancak memeli hayvanlara herhangi bir etkisinin olmadığını göstermiştir.

Pusztai'nin yaptığı araştırmada, sıçanlar 3 gruba ayrılmıştır. Bir grubu normal patates, ikinci grup GD-patates, üçüncü grup ise kardelen lektini, normal patatesle karıştırılarak yedirilmiştir. GD-patates ile beslenen hayvanların sindirim sistemlerinde ciddi hasar ve bağışıklık sistemlerinde bozukluk olduğu saptanmıştır. Oysa kardelen lektini karıştırılan normal patatesle beslenen sıçanlarda hiçbir olumsuzluk saptanmamıştır. Bu nedenle GD-patatesle beslenen sıçanlarda gözlenen bozukluğun, kardelen lektininden kaynaklanmadığı, genetik değişim nedeniyle meydana geldiği sonucuna varmıştır.

Kendi bulgularına şaşıran Dr. Pusztai, 10 Ağustos 1998'de World in Action adındaki bir Tv. programına 2.5 dakikalık bir demeç verir. GD-patatesle beslenen sıçanların büyümelerinin durduğunu, bağışıklık sistemlerinin bozulduğunu, karaciğer, kalp, beyin ve diğer organlarında küçülme görüldüğünü söyler. Ayrıca; ''İmkan olsa hiç GD-besin tüketmem'' ve ''İnsanların kobay olarak kullanılmasını büyük bir haksızlık olarak görüyorum'' demiştir.

Söyleşi akşam saatlerinde televizyonlarda yayınlandığında Enstitü Müdürü Prof. Philip James, Pusztai arayarak tebrik etmiştir. Ertesi sabah enstitü, basın açıklaması yaparak Pusztai'nin kaygılarını destekleyen çok sayıda kontrollü çalışmanın var olduğunu ifade eder. Aradan 48 saat geçer, Arpad Pusztai 30 yıldır çalıştığı enstitüden kovulur. Bütün çalışmalarına ve adı geçen araştırmanın sonuçlarına el konulur. Daha sonraki ifadelerden öğrenildiğine göre, işten atılmadan bir gün önce Tony Blair, öğleden önce ve öğleden sonra olmak üzere 2 kez enstitü müdürünü aramış. Daha sonra Monsanto Şirketi'nin etkisiyle, ABD Başkanı Clinton'un da enstitü müdürünü aradığı söylenmiştir.

Elinden alınan tüm bilimsel sonuçların yanı sıra Arpad'ın, gazeteciler ve enstitü çalışanlarıyla konuşması yasaklanmıştır. Fakat Dr. Pusztai, başka bilim insanlarıyla temasa geçmeye devam etti ve Şubat 1999'da 13 ülkeden 30 bilim insanı Dr. Pusztai'ye destek verdi.

Bugün Dr. Arpad, dünyanın her yerinde çeşitli üniversitelerde misafir öğretim üyesi olarak ders vermektedir. Ayrıca Dr. Puzstai çok saygın Whistelbblower Ödülü'ne layık görülmüştür. Bu ödül, uluslar arası nükleer silah karşıtı hukukçular derneğinin Almanya şubesi ve Alman Bilim İnsanları Birliği tarafından verilmektedir.


 
  *** SİZİ KUTLUYORUZ *** BUGÜN 1086408 ziyaretçi (2274270 klik) MİSAFİRİMİZ OLDUNUZ ***  
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=
haberler haberler


Google Arama
Sitemde Arama
Yaşam ve İnsanlar

İstanbul Servisleri Neden Pahalı ? burakesc
Namaz Kılan Minik ile burakesc
GİMDES Helal Gıda Ramazan Buluşması burakesc