Create Your Own Countdown

Google

   
  *** İYİLİK İİN KOŞANLARIN YERİ***
  Aydın TALAY
 


AYDIN TALAY
Bir eski zaman çelebisi
Hayatımızın çizgilerine etkisi büyük hocalarımız vardır. İşte onlardan birine, Aydın Talay Hoca’ya bir portre denemesi.
06 Kasım 2009 Cuma 11:00
 
Yıllar önce Bursa Ziraat Lisesi’nde yatılı olarak okurken tüm öğretmenlerin içinde davranışlarındaki ahenk ve estetikle öne çıkan, insanı daha ilk tanışma anında tesir altında bırakan, bakışlarında ve davranışlarında bir disiplin ve vizyon olduğu hemen anlaşılan birisi vardı. Okulun ilk günlerinde birçok öğrenci evden ayrılmanın o derin psikolojisi içinde sağa sola savrulurken bizi bir baba şefkatiyle tutan, destekleyen, her zaman güven veren ve benimle birlikte birçok arkadaşımın okuldan ayrılmasını önleyen bu kişi hocamız Aydın Talay’dı. 
Daha sonra müdür yardımcısı olmuştu ve bizimle daha yakından ilgilenmeye başlamıştı. Her sabah o küçük törenlerde sürekli titizlenir, saç kontrolü yapar, mutlaka bir konuda nasihat renginde bir şeyler söylerdi. İnsanı etkileyen, o güne kadar tüm bildiklerinizi mutlaka bir kez daha gözden geçirmenizi sağlayan bir ses tonu ve beden dili vardı. Öğrencilere ve tüm insanlara çok değer verdiği onun davranışlarından hemen anlaşılırdı. Çok sağlam bir misyon ve değerler sistemine sahipti. Her sabah ders öncesi tüm öğrencilerin okulun önünde sıralandığı o kısa toplantılarda konuşan kimse olmasa bile “kes sesi” diyerek konuşmaya başlaması bizi çok güldürürdü. Öğrenciler arasında her hoca gibi o da ismiyle değil her zaman “kes sesi” lakabıyla bilinirdi.   
 
Aydın TalayDavranışlarıyla Örnek Olmak...
Bizleri sürekli okumaya ve araştırmaya özendirirken kendi yaptıklarını anlatmaz, bizim onları yaşamın doğal dengesi içinde bulup çıkarmamızı bekler, adeta bizlere sınırları çizilmiş boş bir çerçeve vererek herkesin onu kendi tarzıyla doldurmasını ve anlamlı kılmasını sağlardı. Bir hafta sonu sabah saatlerinde il halk kütüphanesine bir ödevi araştırmak üzere gitmek zorunda kalmıştım. Tüm öğrenciler gibi ben de araştırma yapmayı pek sevmiyordum. Kütüphaneye girdiğimde Aydın Hoca bir masaya oturmuş ve çok erken saatlerde geldiği hemen anlaşılan çalışma dokümanlarıyla çok dalgın bir şekilde uğraşıyordu. O anı hiç unutamam, kendi tembelliğimden çok utanmıştım. Bizlere derslerde tavsiye ettiği, hayalimizi sürekli renkten renge boyadığı sayısız değer ve malzemeleri özel yaşamında kendisinin de kullanması, beni hayranlıkla karışık bir utancın sularına yüzme bilmeyen birisi gibi itivermişti.
Bizleri sürekli şehir içinde ve dışında bulunan meslek bilgimizi veya ruh dünyamızı sağlamlaştıracak kişi ve yerlere götürürdü. Bu geziler bazen tüm sınıfın katıldığı geziler şeklinde bazen de dar çerçevede kendi seçtiği dört beş öğrencinin katılımıyla olurdu. Bu dar çerçevede genelde beni unutmazdı. Bize yolda giderken ve gelirken sürekli sorular sorar, içimizde yatılı okulun kasvetiyle sıkışan, büzüşen, kullanmaya korktukça daralan bir dünyayı sürekli genişletmeye çabalardı.     
 
Bu Mezarın Sahibi Kim?
Bir gün tüm sınıfı Bursa’nın tarihi yerlerini gezdirmeye götürmüştü. Yeşil Türbe, Ulu Cami, Hüdavendigar ve akıp giden sayısız tarihi mekânlarda bizlere tarihi ve kutsal sayılan mekânların nasıl ziyaret edileceğini ve tarihini kendisi anlatarak bıkmadan usanmadan akşama kadar koşturmuştu. Tarihi mekânlar hakkındaki derin bilgisi ve üslubu bizi bir kez daha kendisine hayran bırakmıştı. Yıllar sonra birçok kez Bursa’ya gittim ve bu yerleri dolaştım. Her eseri gördüğümde, orada tıpkı ıssız bir yere ilk kez giderek ayak izleri bırakan insanların gururu gibi Aydın Hoca’nın bizleri gezdirdiği o günün gururunu tekrar yaşadım.
Bu mutad gezilerin birinde Bursa’nın dışında sayılabilecek bir mevkide tek katlı evlerin arasına sıkışmış bakımsız ve taşı bile belli belirsiz bir mezar bulup bize bunun kime ait olduğunu sormuştu. Hiç kimseden yanıt alamayınca beni çok sarsan ve üzen bir cevap vermişti, mezar Akşemseddin’in hocasına aitti. Bu büyük insanların gösterişten uzak, adeta bir bilinmezlik ve sır halesiyle örtülü olarak yalnızca gönüllerde yaşamak istemelerindeki mütevazılık ve olgunluk hali içimi acıtmıştı, yakmıştı. Oracıkta oturup ağlamak gelmişti içimden.
Aydın Talay
İlk Tiyatro, İlk Köşe Yazısı
Hayatımızdaki birçok ilklerle onun yardımıyla tanışmıştık. İlk kez tiyatroya gitmek (Ahmet Vefik Paşa Tiyatrosu’ydu ve oyunun adı İbiş’in Rüyası’ydı, daha sonra Yaprak Dökümü vb.), ilk kez bir gazetede köşe yazıları yazmak, ilk kez kendi alanında öne çıkmış ve işinin son temsilcisi insanlarla tanışmak, bilimsel sempozyumlara katılmak, köy yaşamını tanımak, bir şehri kurallarına göre gezmek ve daha hatırlayamadığım ve ancak hayatımızda bir gün karşımıza çıktığında ve biz onu bilemediğimiz eski bir alışkanlık ve ustalıkla yaşadığımızda farkına vardığımız sayısız olaylar hep onun eseriydi. 
 
Aydın TalayKendini İlme Adamış Mütevekkil İnsan!
Aydın Hocam nerede eski bir eser ve üzerinde eski yazı görse hemen koşar merakla okur ve bize anlatırdı. Kendisini bu alanda da yetiştirmişti. O bir ziraat mühendisi olmasının yanında daha çok tarihçi, sanatçı, musikişinas, yazar, seyyah, hitabet sanatında mahir, belki en önemlisi de gönüllerde yer etmesini bilen bir eski zaman çelebisiydi.
Okul lojmanındaki evine zaman zaman giderdim ve kendisini günün her saatinde bir öğrenci gibi kitaplarla haşır neşir halde bulurdum. Her zaman mütevekkil, kendinden ve bu dünyadan geçecek kadar meczup, öteleri yoklayan ve didik didik eden bir tecessüsle hayatın ve sonsuzluğun içinde üzeri toz toprak olmuş, yorulmuş, alın teri, akıl teri ve gönül teri birbirine karışmış halde beni karşılardı.
Hayatında bir insanın başına geldiğinde kolay kolay kaldıramayacağı, altında ezileceği birçok felaket yaşamasına rağmen gözyaşlarını içine akıta akıta ayağa kalkmış, yaşama sıfır noktasından başlama cesareti ve metanetini gösterebilmiş ender şahsiyetlerdendi. Hiçbir dert ve üzüntüsünü belli etmeden tam dört yıl aynı güler yüzlü ve hoşgörülü davranışıyla gönüllerimize yeni yeni dünyalardan ışıltılar ve umutlar taşıdı durdu.
Okul hayatımızda bize kitap tavsiye etmediği, okuduğu bir yazıyı paylaşmadığı bir gün hatırlamıyorum. Hayatımızın her anını kuşatmış, bütün davranışlarımıza bir afyon gibi karışmış, adeta içimizde her gün nefes alıp vererek bizi kendi peşinden hayranlığın görünmez bağlarıyla çekerek ufuktan ufuğa gezdirmişti.
 
Bir Sohbet Hatırası...
Bir ikindi vakti beni ve birkaç arkadaşımı kendi arabasıyla Uludağ’ın eteklerinde dağlık bir alanda küçük evlerin yer aldığı bir yere götürmüştü. Geniş bahçeli bir evin dış kapısında bulunan zili çaldığımızda kapıyı genç bir üniversite öğrencisi açmıştı. Bahar mevsimiydi ve ağaçlar yeni yeni çiçek açıyordu. Eve geldiğimizde kapıda aksakallı, zayıf, ince ve uzun boylu yaşlı bir adam kapıda bizi karşılamıştı. İçeriye girdik ve geniş bir salonda duvar dibinde oturduk. Yaşlı adam bize doğru yere diz çökerek oturdu ve yanında küçük bir tüplü ocakta demlenen çayı yoklayarak konuşmaya başladı. Saatler adeta bir kar tanesinin elimize düşünce erimesi gibi eriyip gitmişti. Konuşan kişinin çok güzel bir anlatım tarzı vardı. Saatlerce diz çökerek karşımızda oturması, o kocaman demlikten bize ve kendisine hizmet eden ve hepsi tıp fakültesinde okuyan öğrencilerine elleri hiç titremeden çay doldurması beni çok şaşırtmıştı. Bir arı camdan girerek yaşlı adamın koluna konmuş ve saatlerce kımıldamadan orada kalmıştı. Belki de o büyülü havaya kendini kaptırarak bizim duyamadığımızı duyarak, göremediğimizi görerek o anın tesiriyle sarhoş olup yerinden kalkamamıştı. Daha sonra bu yaşlı adamın önemli bir meşrebin son temsilcilerinden olduğunu öğrenmiştim.
Yıllar sonra İstanbul’da bir hastanede çalışırken bu yaşlı temsilcinin doktor bir öğrencisi de benimle aynı hastanede çalışmaya başlamıştı. Tanışıp dost olduktan sonra birden yatılı okul yıllarında Aydın Hoca’nın bizi götürdüğü o yaşlı zatın o gün evinde olan ve bize çay ikram eden kişinin bu doktor arkadaş olduğunu hatırladım ve bunu kendisine sorduğumda şaşkınlıkla o günü nasıl unutmadığımı sordu. Aydın Hoca hayatımızda olaylar ve yaşamlar arasında anlamlı, uzun vadeli, stratejik ve derin bağlantılar kurmaya bizi özendiren, bunu öğreten ve yaşatan kişiydi.  
 
Aydın TalayBir Şahsiyet Mimarı!
Bursa’da çıkan günlük bir yerel gazetede köşe yazarlığı gibi ciddi bir işi yapmamda beni cesaretlendiren ve sık sık gazetedeki insanlarla tanıştıran Aydın Hoca, gerçek anlamda bir lider ve aksiyon insanıydı. Onun vaktini boş geçirdiğine hiç rastlamadım. Dört yıllık okul süresince, her gün bir misyonun telaşı ile artan bir tempoda öğrenciden öğrenciye akan, onları saran, koruyan, yol gösteren bir gökkuşağı gibi doğal renkleriyle o sıkıntılı yatılı okul günlerimizi aydınlatan, içimde her zaman erişilmez olan Aydın Hoca, benim ve yüzlerce öğrencinin paradigmasını, estetiğini, diyalektiğini ve ruh dünyasını kendi seçtiğimiz renklerle boyamamız için bizi özendiren bir ince davranışla şekillendirmişti.
Okulun türkü korosuna katılmamda, etkinliklerde şiir okumamda, dergi çıkarmamda, şiir yazmamda ve daha hatırlayamadığım birçok faaliyetlerde beni cesaretlendirerek farkında bile olmadığım yeteneklerimi açığa çıkarmamda, kendime olan öz saygımı kazanmamda her zaman kanatlarımın altındaki bir rüzgâr, yanı başımda koruyucu bir melek gibi Aydın Hoca’nın bitmeyen ve adeta bir mum gibi eriyen gayretini görmüştüm.
Okulun son günleriydi ve içimizde okuldan ayrılmanın hüznü ile idari katta dolaşırken sınıf başkanı olan arkadaşımız Aydın Hoca’nın odasında, onun masasının çekmecesinde bir mektup bulup bana vermişti. Mektup tam dört yıl önce kendisine bir kez mektup gönderdiğim ortaokuldaki bir bayan arkadaşımdan geliyordu. Mektubu aldım ve yeni geldiğini zannedip açtım. Fakat içindeki tarihi görünce Aydın Hoca’nın bu mektubu tam dört yıl önce alarak okuldaki başarımı ve derslerimi etkilememesi için adeta beni koruma güdüsüyle sakladığını anladım. 
 
Okul Sonrası...
Emekli olduktan sonra kendi memleketi olan Van iline taşınmış, orada çok az yaşamasına rağmen belediye başkanı seçilmeyi başarmış ve o dönemde çok önemli işler yapmıştı. Daha sonra İstanbul’a gelerek Çamlıca semtine yerleşmişti. 
Ziraat Lisesi’nin kurulmasında önemli emeği olan Sultan İkinci Abdülhamit’e vefa borcunu ödemek amacıyla yıllarca kütüphanelerde ve onun eserlerinin peşinde bir seyyah gibi dolaşarak, İkinci Abdülhamit ve eserleri ile ilgili çok değerli bir kitap yazmıştı. Van iliyle ilgili birkaç kitap ve diğer alanlarda eserlerinin yanında sayısız makale kaleme almıştı.
Aydın Hoca her şeyden önce belirli kalıplara saplanmamış, hayata ve olaylara çok geniş açılardan bakabilen, çok yönlü ve zengin bir kişiliğe sahip, kendisini birçok alanda yetiştirmiş (spor, yazarlık, yabancı dil, araştırmacı vb.) kendine has bir tarzı olan ender şahsiyetlerden birisiydi. Bazı insanların isimleri, kurumları, şehirleri ve ülkeleri aştığı gibi Aydın Hoca’nın ismi de her zaman benim içimde yatılı okulun çok üzerinde bir değer ve yer kaplamayı sürdürecektir.
 
Aydın TalayAh Nerde O Eski Hocalar!
Özellikle hafta sonları birçok arkadaşım kahvehanelere gider ve sabahtan akşama dek orada oyun oynarlardı. Aydın Hoca bir araçla gelir ve bu arkadaşları toplayıp okula getirir, onları karşısına alıp uzun uzun nasihatler çekerdi. Hiç kimse gençliğin verdiği tazyikle o zamanlar bu sözleri gereğince anlayamazdı.
Aydın Hoca’nın bizi düşünmesi, okul yıllarıyla sınırlı kalmamıştı. Okuldan mezun olduktan sonra uzun yıllar, adresimize mutlaka bir dergi veya bir kitap gelirdi. Paketi açtığımda bunun Aydın Hoca’dan geldiğini görünce içimi garip bir duygu kaplardı. Her bayram ve özel günlerde mutlaka öğrencilerine kart gönderirdi. Hepimiz nasıl olup da adresimizi bildiğini ve o kadar değişmesine rağmen takip ettiğini bir türlü anlayamazdık.
Hayatımın yollarının zaman zaman çatallandığı her noktasında, Aydın Hoca’nın gülümseyerek doğru yolu gösteren silueti, içimde bir hayal perdesi gibi beliriyor, yoğunlaşıyor, kalbime huzur veren bir karara dönüşerek rahatlıyor.
Ortaokul sonrası evinden ve ailesinden ayrılmanın hipnozu içinde zaman zaman bu uzaklığı tehlikeli özgürlüklere dönüştürmek isteyen öğrencilerin her zaman yanı başında adeta çok hassas yetişen bir bitkiyi saran toprak gibi onları koruyan, bir gölge gibi rahatsız etmeden kollayan, birçok geceler nöbetçi olmadığı halde okul yatakhanesine gelerek önemli bir görevi yapmanın verdiği hazla rahatlayan, her yılsonunda okuldan ayrılan mezunları gözleri nemli uğurlayan Aydın Hoca’nın hayali, yıllar sonra ne zaman okulu görmeye gitsem okulun bahçesinde, koridorlarında ve her yerinde hala nefes almaktadır.
 
Aydın TalayOkuldan 20 Yıl Sonra
Aradan yirmi yıl geçtikten sonra okul mezunları yine Bursa’da okulda buluşmuştuk. Aydın Hoca da gelmişti o toplantıya. Yine her zamanki gibi titiz, düzenli ve sürekli insanlara bir şeyler verebilmek için çabalıyordu. Toplantıda bir konuşma yaptı ve sözleri yıllar öncekiyle aynıydı. Onun misyonunun hiç değişmemiş olması, hala yıllar önceki amatör ruh ve heyecanını muhafaza edebilmesi beni çok sevindirmişti. 
Zaman ilerleyip içimde yükselen ve yüzlerce tuğlalardan, değerlerden, yaşam tarzlarından oluşan kişilik binasına baktığımda, oraya en çok ve en anlamlı taşları Aydın Hoca’nın eklediğini, o binanın sert ve dar açılı köşelerini daha yumuşak ve insanlara yakın duran, geniş açılı bir mimariye dönüştürdüğünü görüyorum. Bunu ancak yıllar sonra ben de aynı yollardan geçtiğimde, hayatın acı türküsünü dinlediğimde, kalabalığın değil daha az kişinin izlerini takip ettiğimde, kendi yalnızlığımın kopkoyu sis bulutuna daldığımda, hayattaki her çabanın boşa gitmeyerek büyük bir amaç için damla damla birikerek nasıl anlam kazandığını sabırla hissettiğimde çok daha iyi anlıyorum.  
 
Mazinin Yetiştirdiği İnsan!
Aydın Hoca’nın, ihtiyacı olan birisine onun gururunu kırmadan gizlice iyilik yapar gibi gönlümüze ve yolumuza sessizce bıraktığı fedakârlıklar, yıllar sonra hayatımıza anlam katan yaşadığımız en küçük olayların ve davranışların bir anda titreşerek adeta uçlarından ince ve kopmaz iplerle maziye nasıl da sıkı sıkıya bağlı olduğunu, aradan geçen onca zamana rağmen enerjisini sürekli maziden aldığını, yaşamımızda doğru atılan ilk adımların varılacak yolu ne kadar kısalttığını ve emniyetli kıldığını göstermiş, gerçek hayatın keşfinde bize geçmişi defalarca yaşatarak, kurcalatarak, içimizde en acımasız olaylarda bile bir denge noktası oluşturabilen ve bizi ayakta tutan o gizli gücü kazanmamızı sağlamıştı.
Halen günlük işlerimde onun içime bıraktığı yaşam taşlarını, davranış kalıplarını, hüznü, bilgeliği ve sayısız değerleri kullanıyorum. O zaman Aydın Hocam, gümüş çerçeveli gözlükleriyle her zaman okulun önünde hayal ettiğim duruşuyla, bana usulca gülümsüyor, soluğu ve heyecanı yüreğime dokunuyor, benim hayatı anlama ve onun oyunlarına yenilmeden yürüdüğümü görmeye çok benzeyen bir sevinçle, yorgun gözünden bir damla yaş yüreğimin tam üzerine süzülüyor.
 
Mesut DOĞAN




Vuslat Dergisi yazarı ve Özel Fm programcısı Aydın TALAY ile son eseri üzerine röportaj yaptık.   
Azmi Ermurat

Armoni Yayıncılık tarafından neşredilen "Eserleri ve Hizmetleriyle II. Abdülhamid" isimli ve oldukça kapsamlı eseri üzerine Dergimiz adına Aydın Talay'la bir röportaj yaparak okuyucularımızı bu konuda bilgilendirmeyi uygun bulduk.
   Hocam, okuyucularımız sizi yıllardır Özel FM de sürdürdüğünüz "Sedirde Sohbet" programı ve dergilerdeki yazılarınız ile tanıyor. Bundan bir müddet önce "Eserleri ve Hizmetleri ile II. Abdülhamid" isimli 65O sayfalık oldukça zaman ve emek vererek meydana getirildiği belli olan bu eseri hazırlamaya sizi hangi duygular itti öğrenebilir miyiz efendim?
   Memnuniyetle Efendim. Yanılmıyorsam sadece bizim ülkemizde değil islâm dünyasının her tarafında bugün eksikliği çekilen en hayati konuların başında liyakatli insan geliyor. Ama bugün geldiğimiz nokta o ki geniş evlerimizde bile eşyaya yer bol ama çoğu zaman ne yazık ki adama yer yok gibidir. Halbuki Nisa Suresinin 58. ayetinde mealen "Gerçekten Allah, size emanetleri ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder..." buyruğunu da hep tekrar eder dururuz. Bildiğiniz gibi halk arasında çok söylenen helva deyimi var. Nekadar un, şeker ve yağınız kaliteli olursa olsun onu çekip idare edecek ve yoğuracak güçlü bir insan bileğinden mahrumsanız nekadar uflayıp puflasanız bile beklediğiniz helvaya kavuşamazsınız. Şüphesiz bunda modernizm hastalığı ve taklitçiliğin yanında büyük hatalarımızın payı vardır. Ne acıdır ki olmazsa olmaz gibi sunulan ve bize has olmayan politikanın cazip görünümünde de ehil insanların yetişmesi gittikçe darboğaza sürülmektedir. İşte ateşle çevrili çevresine ve mâhutların her taraftan açtıkları deliklere rağmen batmakta olan gemiyi 33 yıl ayakta dimdik tutmaya çalışan, itidalini kaybetmeyen ve başkalarının etkisinde kalmayan ehil ele, II. Abdülhamid'e dikkatleri çekmek istedik. Misyonunu kavramış bir hayat, mevlasına her an hesap verebilecek bir şuurun, dünyevî makam sahibi herkes için elbette araştırılması ve üzerinde durulması elzem olacaktı. Onun dönemi ve kişiliği iyi bilinmeden bugünkü Ortadoğu problemler yumağını bile çözmenin imkânı yoktur.
   Sultan II. Abdülhamid hakkında bunca esere rağmen yeniden onu ele almanın ihtiyacını niçin duydunuz?
   Bir kere şunu arzedeyim ki Türkiyede okuma kıtlığına rağmen onun hakkında nekadar eser yazılsa erbabınca hamdolsun takip edilmektedir. Bizim âcizane hedeflediğimiz husus ne onu göklere çıkaracak bir methüsenadan geçirmek ne de yerin dibine batırmaktır.I9.yüzyılın divan şairlerinden Ziya Paşa'nın dediği gibi
   Âyinesi iş'dir kişinin lafa bakılmaz
  Şahsın görünür rütbe-i aklı eserinde
   Yani günümüzde olduğu gibi yağdanlıkların revaç görmesi ve süslü laf ve reklâmlara iltifat edilmesinin bir kıymeti harbiyesi yoktur. Bir kişinin aklının ve ehliyetinin derecesi yaptığı işlerden ortaya çıkacaktır. Bu itibarla onu gücümüz yettiği kadar yerine oturtarak ve şahsından bahsetmeye fazla dalmadan eserlerinin bir kısmının hülasasını vermeğe çalıştık diyebilirim. Bunun için de "Eserleri ve Hizmetleriyle..." ibaresini başa koyduk. Sadece Türkiye'de değil Osmanlının bir vakitler sahip olduğu coğrafyada yer alan bütün ülkelerdeki hizmetlerini taramayı mevlam nasip ettiği gibi çeşitli arşiv kaynaklarından o dönemin kıymetli parası üzerinden bizzat kendisinin kurduğu çiftliklerden elde ettiği gelirlerden harcadığı miktarları da kuruş kuruş kaydetme imkanını bulduk hamdolsun. O dönem kuruş ve parasının isim benzerini bugünle karşılaştıran okuyucularımız yanılacaklardır. Zira bir Osmanlı altın lirasının değeri 25O kuruştur o zaman. I99O yılında Risale Yayınlarından küçük çapta çıkan ve mevcudu kalmayan bu eser istekler karşısında daha da genişleterek yeniden ele alınmıştır.
   Giriş bölümünde işlediğiniz cihad ruhunun Osmanlıyı altı asır şerefli ve payidar kıldığını söyleyebilir miyiz? Bu husus II. Abdülhamid'de ne vaziyettedir.?
   Elbette. Dikkat ederseniz sadece Osman Gazi'nin vasiyetnamesinde değil hemen bütün hükümdarlarında hâkim olan ruh i'layi kelimetullah'tır. Yani Allahın ismini ve emirlerini hertarafta üstün kılmaktır. Hiçbir padişahta dini hassasiyet konusunda
sapma ve zaaf bulamazsınız. Sultan Abdülhamid döneminin sayısız sıkıntılarına rağmen bu husus ana eksendir. Zira ehil ve sadık hizmet ehli olmanın yolu buradan geçmektedir. Yüksek seviyeli asker ve sivil idarecilerden toplam I00 kişiyi güzel bir hatip nezaretinde kendi tahsisatından her yıl Hacca göndererek aşk ve muhabbetin silinmemesine çalışmış bu amaçla Mekke'de bugün Zeki Yamani'nin işgal ederek içinde oturduğu Bilal-i Habeşi Caddesinde ve Tebareke Oteli karşısında beş katlı Misafirhane-i Hümayunu yaptırmıştır. Batılılar islama olan düşmanlıklarını hemen her dönem ortaya koymuşlardır. Bu cümleden olarak o sıralarda Peygamber Efendimizi (s.a.v.) rencide eden piyes ve eserleri II. Abdülhamid durdurduğu gibi şer güçlerin bütün oyunlarına rağmen islam dünyası ile olan yakınlaşma ve bütünleşmeyi de ihmal etmemiştir. Bunun can damarı olan Hicaz Demiryolu, Toplu Taşımacılık sistemi ile başta Allah aşkı ile çarpan yürekler olmak üzere kutsal toprakları, petrolü, yeraltı ve yerüstü servetlerini kaynaştırmanın özüdür. Bunun içindir ki İngilizler II. Meşrutiyeti müteakip insan kıyımından önce bu demiryolunu havaya uçurmanın iğrenç yollarını aramışlardır. Demiryolu ağında Peygamberimize (s.a.v.) olan engin saygısı sebebiyle Medine'ye 7 km kala rayların altına ses çıkmaması için keçe döşetmiştir.
   II. Abdülhamid'in önemli başarı noktalarından bahseder misiniz?
   Bir kere kendisinden önceki hadiseleri ve amcası Sultan Abdülaziz'in katillerini araştırıp küllendirilmek istenen cinayeti ve sabataist-ittihatçı işbirliğini ortaya çıkarmıştır. Zira bugün de bazı firavun kafaların altında yine bu gerçek yatmaktadır. İkinci husus en mahir Gizli Haberalma Teşkilatını ve çok seri telgraf sistemini kurarak dünyanın öbür ucunda meydana gelen hadiselerden ve dönen dolaplardan sıcağı sıcağına haberi olmasıdır. Aynen günümüzdeki IMF'ye benzeyen ve bütün gelir kaynakları ve servetleri sıfıra müncer kılan ve Dolmabahçe Sarayı'nın tavanındaki lüzumsuz I4 ton altın kaplamaya sarfedilen İngiliz borçlarını kısa zamanda ödeyen Reji Sistemini kurmuştur. Şer güçlerin iğfalatına kapılmamaları için Kürt Aşiretlerinin I4-I7 yaş arası çocuklarının manevî ve sosyal eğitimleri için Beşiktaş-Akaretlerde Aşiret Mektebi Hümayunu kurduğu gibi Ermenileri idari görevlere getirip Ermeni adı yerine Millet-i Sadıka ismini vererek onları onurlandırmasını bilmiştir. Ayrıca bölgenin sulh ve sükûnu için Doğuda Hamidiye Alaylarını teşekkül ettirmiştir. Çok kısıtlı imkânların olmasına rağmen şuurlu ve şahsiyetli eğitim ve öğretimi de her seviyede zirveye çıkarmıştır. Fesat kaynağı kiliselerin günümüzdeki gibi güç birliğine engel olmak için onları herzaman birbirine düşürdüğü gibi Filistin Topraklarına ve Irak'ta en kritik Petrol bölgesindeki toprakların tapusuna alınıp satılamayan Memalik-i Şahane kaydı koydurmuştur. Başta hattatlık olmak üzere, mobilyacılık, ciltcilik, sedef kaplamacılık gibi sanatlarda mahir olduğu için başta Amerikanın Washington ilindeki Great Library'ide olmak üzere birçok ülkede islamı ve Türkiye'yi tanıtan pekçok albüm ve eserden müteşekkil özel kütüphaneler kurdurmuştur. Ayrıca Gap Projesi, Boğazdaki Metro ve Köprü Projelerinin bânisi de yine o merhumdur. O dağdağalı dönemde bu sayılanlar üstün başarılarının ancak bir kısmıdır.
   Merhuma atılan birçok iftiralarla birlikte sanırım uzun yıllar hakkında birşeyler yazılamadı değilmi hocam?
   Yasakçılık ve dayatmacılıkla Osmanlıyı kökünden bu nesle unutturmak isteyen zihniyetten o merhum da nasibini aldı.Cennetmekan II. Abdülhamid Han hakkında yazılıp çizilme şunun şurasında çeyrek asırdan biraz.fazladır.Öylesine bir korku salınmıştı ki yetmişli yıllarda ilk cesur çıkışı yapan "Gök Sultan Abdülhamid Han" yazısı ile merhum N. F. Kısakürek oldu.
Kin deryası Fransız Tarihçi Albert Sorel'den mal bulmuş mağribi gibi "Kızıl Sultan" yaftasını kapan ısmarlama tarihçiler buna pinti, cimri, korkak ve hain gibi iftiralarını da ekleyerek körpe zihinleri iğfal etmeye çalıştılar.Hatta bu eseri onun kurmuş olduğu Bursa Ziraat Meslek Lisesinde hazırlayıp okulun kuruluş yıldönümünü de yapmaya başladığım için seksenli yıllarda apar topar tayinimi Çankırı iline çıkarmışlardı..
   Son olarak ne demek istersiniz hocam?
   Gençlerimizin şuur ve şahsiyet sahibi olmalari için kültür değerlerinden dinine, diline, tarihine sahip çıkmaları için hertürlü gayret gösterilmeli artık şeker ve çikolatalı hediyeleşme yerine kitap hediyesini yaygınlaştırmalıyız. Yayınevi ile temas kuracaklar için adres ve telefon verelim isterseniz."
   Armoni Yayıncılık. Çatalçeşme Sok.50/I Cağaloğlu-İstanbul Telf (02I2) 5II 25 04
   Teşekkür ederiz efendim.
   Ben teşekkür ederim.





 
  *** SİZİ KUTLUYORUZ *** BUGÜN 1122844 ziyaretçi (2424787 klik) MİSAFİRİMİZ OLDUNUZ ***  
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=
haberler haberler


Google Arama
Sitemde Arama
Yaşam ve İnsanlar

İstanbul Servisleri Neden Pahalı ? burakesc
Namaz Kılan Minik ile burakesc
GİMDES Helal Gıda Ramazan Buluşması burakesc