Create Your Own Countdown

Google

   
  *** İYİLİK İİN KOŞANLARIN YERİ***
  Mustafa TEKCE Dr. Ruhsal Plasenta-Ruh Eşimiz
 


Dara Düştüğünde değil Hergün Hakkı Hatırla...
Dünya Fani
Ölüm ise Haktır...

 








DR.MUSTAFA TEKÇE
 

ÖZEL WEB SİTESİ



Gönüllüler

DERNEĞİ WEB SİTESİ


 - Maksat gönüllüler bir olsun


DR.MUSTAFA TEKÇE  DEN
UNUTULMAZ BİR  HAYAT DERSİ

   

 Ruhsal  Plasenta

 

RUHSAL  PLASENTA  

   YA DA  

 RUH EŞİMİZ İLE YOLCULUK

 

                                                                                       Dr. Mustafa Tekçe  

 

Kadın Doğum Kliniği Hocası kliniğin ameliyathanesinden bana telefon açarak ameliyata alacağı bir hasta için acilen değerlendirme yapmamı rica etti. Dahiliye kliniğindeki odamdan hızla çıkarak Kadın Doğum Kliniğinin olduğu binaya koşarcasına  yetiştim. Doğum katındaki  ameliyathanenin kapısında telaşla bekleyen hasta yakınları beni görünce daha bir heyecanlandılar. Yaklaşık on beş yıl önce kanamalı bir hastasına kendi kanımı verdiğimden dolayı simasından tanıdığım  biri hemen önümü kesti.

- Mustafa Hocam bizi tanıdınız mı? Tabii dedim.

-Hocam bizim kız doğum yapacaktı başka bir yere götürdük önce normal doğum dediler.. sonra çocuğun eşi önce geliyor.. durum ciddi Kartal’a yetiştirin dediler ambulansla buraya geldik.. gelir gelmez ameliyathaneye aldılar. Aman Hocam hanımı kurtarmıştın, kızımı da kurtarın ne olur..  diye elime sarıldı.

Şifa Allah’tan inşallah biz üzerimize düşeni yapacağız diyerek  kıyafetimi sterillerle  değiştirip içeriye girdim.

Kadın Doğum Kliniğindeki doktor arkadaşlar ilk bilgiyi verdiler. Hasta 22 yaşında, 39 haftalık gebe , kanamalı, gecikmiş bir plasenta previa  vakasıydı. Genel durumu iyi değildi. Kanaması devam ediyordu. Tansiyonu düşük ve  hasta şoka meyilliydi. Hastayı süratle ameliyata alacak bir tedaviyi planlayarak orderimi yaptım. Bir süre yaptığımız tedaviyi kontrol ettim. Genel durumunun biraz toparlanmaya başladığını görünce, orada kliniğimizin asistan doktorlarından birini de bırakarak  hasta ameliyathaneye alınırken düşüncelerle dolu dolu olarak ana binaya oradan da  kendi odama döndüm.

Odamda hastaya şifa için
dua ederken dalmışım.

Birdenbire odamın ortasından bir bahçe açıldı. Güller ve yaseminler arasından yürüyordum. İlerdeki zümrüt gibi yem yeşil  bir asmanın yapraklarıyla yerlere kadar sarkan üzümlerinin  altında üç kişi oturuyordu. Önlerine kadar yaklaştım. Birinin eli ellerimin tıpkısıydı. Birinin yüzü sanki bendim . Diğerinin oturuşu vücudunun görünüşü de benim gibiydi. Ama ben değildim. İyice yanlarına yaklaştım. El ileriyi işaret ediyor, yüz ileriye bakıyor, vücut da o tarafa doğru dönmüş duruyordu. İşaret edilen tarafa doğru yürüdüm.

Bahçenin tam ortasında güller, lale ve rengarenk karanfillerle çepeçevre kuşatılmış ortasından  berrak sular fışkıran bir pınarın başında Hazreti Pir ile Hacı Maksut Efendi, Hacı Salih Efendi  etraflarındakilerle oturmuş Makam-ı Mahmud üzerine sohbet yapıyorlardı. İyice yaklaştım sohbet sanki gönlüme ılık ılık işliyordu. Sohbet meclisinin hemen etrafında halkalanmış  büyük  insanlar arasında himmetleri üzerimizde olsun,  hepsini rahmet ve şükranla andığımız  Şemsi Baba (Hüseyin Şemsi Ergüneş), Adem Efendi (Adem Bahadır) ve Azizim Taner Abi (Ahmed Taner Oğuz) de vardı. Rahmetli Mustafa Erzurumluoğlu’nun tatlı nağmelerle okuduğu   Şemseddin Sivasi hazretlerinin ilahisinin sesi derinden derinden geliyordu.

Vâsıl olmaz kimse Hakk’a cümleden dûr olmadan
Kenz açılmaz şol gönülde tâ ki pürnûr olmadan 

Sür çıkar ağyârı dilden tâ tecellî ede Hakk
Pâdişâh konmaz saraya, hâne mamûr olmadan 

Hakk cemalin Kâbe'sini kıldı âşıklar tavaf
Yerde Kâbe, gökyüzünde Beyt-i mamûr olmadan 

Mest olanların kelâmı kendiden gelmez veli
Ya niçin söyler Ene’l-Hak, kişi Mansûr olmadan? 

Mest olup meydane geldim ta ezelden ta ebed
İçmişem aşkın şarabın âb-ı engûr olmadan 

"Mûtû kable ente mûtû"* sırrına mazhar olan
Haşr-ü neşri bunda gördü nefha-i sûr olmadan 

Âşıkın çok derdi amma sırrın izhâr eylemez
Söylemesi terk-i edeb çünki destûr olmadan 

Bir acaîb derde düşmüş tutuşur Şemsî müdâm
Hakk'a makbûl olmak ister, halka menfûr olmadan 

 

Edebimle huzurda öyle durdum. Hazreti Pir ile bir an göz göze geldim. Sessiz ve sözsüz nice şeyler konuştum. İçimde oluşan tüm sorular hakkıyla izaha kavuşmuş gönlüm ışıl ışıl olmuştu. Rahatlamıştım. Bana dönmem için destur verdiğini hissettim. Dönerken asmanın altından geçerken baktım ki o üç kişi kaybolmuştu. Ellerim, yüzüm ve kendim yerli yerince her şey ; her şey onlar olmuştu.

Plasenta ya da halkımızın deyişiyle çocuğun eşi Cenab-ı Allah’ın bir kul yaratmasının nimet, ihsan ve metodudur. Beşeri vücudun ana rahminin koridorlarında sağlıklı bir şekilde oluşup dış dünyaya hazır hale gelmesi için , eş olmazsa olmazdır. Plasenta anneyle bebek arasındaki besin, oksijen ve diğer maddelerin alışverişini sağlayan yapıdır. Plasenta yeni yapıların oluşması için gerekli olan besinleri ve oksijeni hassasiyetle seçer ve bunları her an gelişen ve değişen bebeğe taşırken, atılması gereken maddeleri de ayırarak onları da annenin vücuduna gönderir.

Rahmin içi, gelişen fetus dediğimiz, ana rahmindeki bebeği  koruyan bir sıvı ile kaplıdır.. Bu sıvı sayesinde, hem anne hem de çocuk birbirlerinden sürekli faydalanırlar, zararlı etkilerden de  korunmuş olurlar. Ana ve çocuğun ayrı olan iki dolaşım sistemi arasındaki değiş tokuş kanlar karışmadan gerçekleşir. Plasenta bu iki dolaşım sistemini  ayırır.  Plasenta, annenin kanında bulunan savunma hücrelerinin bebek tarafına geçmesini engelleyen özel bir bariyere sahiptir. Annenin kanından alınan oksijen, gıda maddeleri, elektrolit ve mineraller bu ince boşluklardan  geçerek bebeğe ulaşır. Ama savunma hücreleri daha büyük yapıda oldukları için bu aralıklardan geçemezler. Böylece ana vücudu, bebeğini asli olarak kendi organizması imiş  gibi kabul eder. Bu bir insanın oluşmasında hayati bir kabuldür. Bu kabul olmazsa fetusu yabancı madde olarak algılar, bu durumda fetusa karşı savunma devreye girer, bebek gelişmez ve ölür.

 Plasenta yani eş, doğum sırasında da bekler. Önce çocuk doğar, bir müddet sonra da görevi biten eş kendiliğinden rahimi terk eder. Plasentanın geç kalması anneyi büyük bir tehlikeye sokarken;  Plasentanın  erkenden yani çocuktan önce gelmesi ise hem annenin hem de çocuğun hayatını ciddi bir şekilde tehdit eder. Plasenta ile çocuğun ana rahmi içinde tamamen fizyolojik bir seyirle eşleşmelerinden, beraber seyrinden ve zamanı gelince ayrılmalarından ise hem ana hem çocuk mutlu bir doğumla birbirine kavuşur.

Peki tevhid ehli kardeşlerimiz bu her aşaması tevhidi doğumu da andıran fizyolojik doğumdan  ne gibi bir sonuç çıkarmalıdır? Bedensel doğumu bu şekilde  olan bir insanın ruhsal doğumunun şekli  yok mudur? Ana rahmindeki eş ile çocuk arasındaki ilişki bir seyri sülûk  değil de nedir? Bu ilişki ruhumuzla ne arasında vardır?

İnsan vücudunda zahirdeki beşeri vücud ile ona nefyedilmiş ruh bir arada bulunur.Her, nerede olursanız olun sizinle beraberdir. (Hadîd-57/4) Beden zuhurda olarak görünmekte, ruh ise  batında gizlenmektedir. Derinlerde bulunan ruhumuzun sesini işitmek, onu vitrinimize çıkartmak, vitrindeki bedeni ruhun emrine vermek, bunun için gerekenleri sarsılmaz bir irade ve özel bir mimar ile başarmak; Ademiyetin, tevhid yolunun gayesini oluşturmaktadır.

Ruhumuzun  bedenimizin önüne çıkartılmasının metodları nelerdir?

Yapılacak hafriyatın mühendisliği nasıl olmalıdır?

Bu bedensel doğumun seyrindeki anatomi ve fizyolojinin tevhid yolundaki karşılıkları nelerdir? 

Az önce bahçedeki cevabı gönlümüze nakşedilmiş  tüm sorular peş peşe sıralanıyordu.

                                                                     ***

Mahmut Dipşar Efendi Ağabeyimiz Üsküdar H Yayınları’nda yapmış olduğu bizim de katıldığımız bir sohbette anlatmıştı. Pisagor’ un kurduğu İnisiye Okulucahillerce yıkılıp kendisi de ağır yaralanınca öğrencileri başına üşüşürler. Pisagor son nefesini vermek üzeredir. Öğrencileri:

- Efendim artık bizi terk ediyorsun bize son olarak ne söyleyeceksin? derler.

Pisagor, Evlatlarım, insan bu aleme yarım olarak gelir, diğer yarısını bulmak için arar; yazık yazıklar o insana ki  diğer yarısını bulmadan bu alemden geçerse.. der. Bu onun son sözleridir.

Hazreti Peygamber  (S.A.V.) Efendimiz de bir hadisinde ; Ali  ile biz, bir elmanın iki yarısıyız buyurmuştur. Enfüsi olarak da beden ve ruh birbirlerinin yarımlarıdır. Beden olarak dünyaya gelen insan adam iken, Adem olabilmesi için bu kendinde, kendinden de gizlenen diğer yarıyı bulmak, onu tanımak, onu bedenin zulmüne terk etmemek, Sakın ona uyma. Secde et ve yaklaş!.  (Alak-96/19 ) hitabına muhatap olduğunu idrak etmek, O’nun hakikatine arif olmak, bedeni onun emrine hasretmek zorundadır. Zira beden dediğimiz bir elbisedir. Yüce kitabımız ise emretmektedir.Elbiseni temizle. (Muddessir  74/4)

 

Bu yeniden doğum diyebileceğimiz manevi operasyonun kesinlikle mükemmel olarak seyri gerekmekte, ama bu seyir ve süreç asla yalnız başına olamamaktadır. Tıpkı yeni bir insanın bedensel doğuşundaki normal  gebelik ve doğumun süreçlerinde olduğu gibi kendisine, her an eşlik edecek bir plasenta yani bir eş mutlaka gereklidir.

Çok şükür ki, iyi tefekkür ettiğimizde ayetler ufkumuzu aydınlatmakta, bize yol haritalarının ip ucunu  göstermektedir. O, kara ve denizin karanlıklarında kendileri ile yol bulasınız diye sizin için yıldızları yaratandır. Gerçekten biz, bilen bir toplum için âyetleri geniş geniş açıkladık. (En'âm-6/97)

Burada ana, ilmi ledün dür. Ana rahmi, Alemlere Rahmet olarak gelen Yüce Peygamberimiz Hazreti Muhammed (S.A.V.) in yoludur. Her doğan tevhid ehli, bu rahmetin kendisindeki nasibince zuhuru ve himmetidir. Tevhidi Doğum, yüreğimizde bekleyen Ali kapısından geçerek Şehr-i Muhammedi’ye dahil olmaktır. Bu ilmin içinde seyir, içimizdeki Ali’yi ortaya çıkartmak, onu diğer yarım elması ile buluşturmak böylece kendimizde de Kelime-i Şahadetin esrarına vakıf olmaktır.

İşte bu seyir,  yolumuzu bulduracak yıldızımız olan Ruhsal Plasenta ile Tevhid Yolcusu’nun karşılaşıp buluşması, eşleşmesi, bağlanması, sefere çıkması başka bir ifadeyle bizim hayatımızda  ayrı ayrı bekleyen iki yarım elmanın bir olmasının destanıdır. Bu destanın her aşaması bir bütün olarak enfüs ve afakımızda  tevhid edilerek yollar kat edilir. Bu sefer Hakk’ın kaimiyeti, ikiliğin  Tek- Bir olması için çıkılan yolun  ebedi sonsuz birliğidir.

Bu birliktelik, hakikatte Cenab-ı Hakk’ın bilinmekliğini murad ettiği emrini tüm hücrelerinde duymak, bütün idraklerinde ve hayatında Muhammedi olmayı başarabilmek , yarım olan elmanın diğer yarısına ulaşmak için , kendi eski kabulleriyle oluşturduğu evinden çıkıp, O’nun Beyt’ine  sığınarak hiç puta tapmamış saf ve tertemiz olan  içimizdeki Ali yanını ortaya çıkarabilmek için, mutlak zorunluluktur. Bu emri ve mecburiyeti yüreğinde duyanlar, gereğini hakkıyla yapanlar, yaşarken daimi saadete erenlerdir…

Ruh eşimiz, Ruh ikizimiz, dediğimiz aslında, Peygamberimizin izinde teberrüken bizlere yol gösteren gönlümüzün genişlemesi, ruhumuzun engin ufuklara açılmasını sağlayacak olan kendisini değil de; bize, bizde gizlenen ve bizdekini bulduracak olan yıldızlar, yüce gönüller, kamil mürebbiler, ya da bizim deyişimizle Ruhsal Plasenta larımızdır.

Peki.. Ruhsal Plasenta’mızı nasıl tanıyacağız. O’nun bizim ruh ikizimiz olduğunu nasıl anlayacağız. İşte bütün mesele burada düğümlenmekte.

Nasıl ki beşeri bir insanın gelişimi ve doğumu için plasenta gerekliyse, plasenta olmadan, ne hamilelik ne de doğum olmuyorsa; yani C.Allah bir kul yaratmak murad ettiğinde mutlaka bir plasenta oluşturuyorsa, o zaman bu aleme gelmiş her beşer için bir de ruhsal plasenta oluşturmuş ve ona görev yüklemiştir.

Kıymetli Kardeşlerim;

Annemizin rahminde hiç kendi tercihimiz olmadan nasıl kendi plasentamıza yapışıyor onunla beslenip büyüyorsak; ruhumuzun da plasentası hangi yerde hangi ülkede, hangi şehirde , hangi hata ve yanlışlarla, ya da   hangi doğru ve ulvi düşüncelerde olursak olalım mutlaka karşımıza çıkacaktır.

O karşımıza çıktığında ona yapışamıyorsak, onu tanımıyor, sesini duymuyor,  gönül kapımızı kapatarak  göremeden  atlıyabiliyor isek;  işte o zaman üzülerek ifade ediyoruz ki  Bilge Pisagor’un son sözleri bize de söylenmiş olacaktır.

Yazık! ..  yazık ki ne yazık! ..

Peki ruh ikizimiz kapımızı çaldığında
O’nun bizim yapışacağımız ruhsal plasentamız olduğunu
nasıl anlayacak,
onu nasıl tanıyacağız ?
O’nun tanı kriterleri nelerdir?

O’nun yanında dünya işleri aklımıza gelmez.

O, görüldüğünde Allah ve Resulü hatırlanır.

O’ nun yanına gelirken kafamızda oluşan sorular biz söylemeden

orada açılır ve yanıtlanır.

O, bu hizmeti hiçbir karşılık beklemeden, dünyevi bir çıkar, karşılıklı bir maddi menfaat olmadan yapar.

O, sana kendini değil sende gizlenen hakikatini buldurur.

 İlmi ledünne mazhar kılınmıştır.

Kitaplardan değil gönülden konuşur.

Hiçbir yerde rastlamadığın duyulmamış izahları zaman zaman  yapar.

Maişetini kendi emeğiyle karşılar.

Gelen hediyeleri ortaya döker, ikram eder.

O’ nun yanında sana görülmemiş bir huzur gelir. Ana rahmindeki gibi...

Daha pek çok sayacağımız özellikler bu arada mutlaka hissedeceğin manevi

işaretler senin doğru iz üzerinde olduğunun delilidir.

Postacı kapıyı iki kere çalar…

Yani ruh ikizimiz de, bizi en az iki kere hiçbir gayretimiz olmadan sadece bu beşer aleme geldiğimizden dolayı ilahi bir lütuf gereği ziyaret eder. Bu en kolay eşleşme, buluşma imkanıdır.  Bir nimettir. Cenab-ı Allah’ın insanlığa özel bir ikramıdır. Gönlümüzü, gözümüzü, kulağımızı iyi açalım. Bu nimetin şükrü O’na hemen tabii olabilmektir. Eğer O’ nu tanımazsak; O, hiçbir karşılık istemeden gelen tebliğciye uymazsak, ruhsal plasentamıza bağlanmazsak, ruh eşimiz bize küser. Bizi terk eder.

Senelerce böyle düşündüm.

Ama sonra gönlüme doğdu ki Allah bağışlayıcı ve affedicidir. O halde tevbe kapısını kapatmak kimsenin haddi olamaz. Güzel bir amel, bir gözyaşı, içten bir özür, ya da manevi bir yöneliş bütün kapıları yeniden dizayn eder. Bu manevi yönelişlerin anahtarlarını fakirane ve dervişane, karınca kadarınca daha önceBirdenbire Dergisi’nde de yayınlanan  yazılarımızda özellikle Manevi Genetik Serüvenimiz adlı yazımızda arz etmiş idik. En basit bir iyilik dahi kapanmış kapıları açabilir. Ya da nafilelerle yaklaşarak, oruç ile manevi görünmez ihram kuşanabilirsek bunun ikramı yegane İkram Sahibi’nindir.  Böylece kırgınlık biter, bağış kapısı ardına dek açılır.

Postacı kapıyı iki kere değil artık sonsuz kereler çalar…

Ruhsal plasentan seni Ahlak-i Muhammedi’nin hidayet yoluna bağlar. Sende, derin kuyularda kalmış sendekini, salimen yeryüzüne, bu aleme getirir.  Seferin son aşamasında önce kendisi gelmez, aleme seni gönderir. Senin alemde nefes aldığını duyar. Neş’e içinde, Bu ruh için gereğini, görevimi yaptım çok şükür der . Ama senin her zaman eşin olmaya devam eder. Artık sen ve O bir elmanın iki yarısı olursun. Sen O;  O, Sensin. Daha sonra kendisi de, sen de ilahi âdetullah gereği başka gönüllere  ruhsal plasenta olmak için kanatlarınızı  açar da açarsınız.

Tam bu sırada idrak kapıların ardı ardına vurulur. Gelen Hadi Esması nın zuhurudur. Sende ve cihanda kaybolmuş olan On ikinci İmam Muhammed Mehdikapındadır. Hazreti Pir bahçedeki sohbetten bir an mübarek gözlerini semaya kaldırır. Etrafındakilerle  birlikte şükür sesleri kulaklarında çınlar. Sanki yıllardır o meclis de  olduğunu hissedersin. Gökyüzünde muhteşem bir güneş parıldar. Işıkların arasında Hazreti Pir’in elindeki yarım elmayı fark edersin. Diğer yarısı kimde acaba diye etrafına bakındığın sırada; 

Birdenbire odamın kapısı çalındı.. daldığım düşüncelerden silkinerek kendimi toparladım.

Gelen hastanın yakınıydı.

-Hocam, hocam.. Allah bin kere razı olsun… Kızım kurtuldu şükürler olsun..bir oğlumuz oldu. Adını lütfen siz koyun inşallah.

O an bahçedeki sohbet meclisi bir şimşek gibi gözümün önüne geldi. RahmetliTaner abi neş’e ile keyifli gülücüklerinden birini atıyordu. Hacı Maksûd Efendidûa eder gibiydi.

Hayırlı uğurlu kademli olsun inşallah.

-Adı.. adı.. 

Adı ; Maksûd  Mahmud  Taner olsun.                                                        

                                                                                         



                                                       10.08.2014 - Üsküdar  

                                                                                          Dr.                           Dr.Mustafa Tekçe





 
  *** SİZİ KUTLUYORUZ *** BUGÜN 1143085 ziyaretçi (2494399 klik) MİSAFİRİMİZ OLDUNUZ ***  
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=
haberler haberler


Google Arama
Sitemde Arama
Yaşam ve İnsanlar

İstanbul Servisleri Neden Pahalı ? burakesc
Namaz Kılan Minik ile burakesc
GİMDES Helal Gıda Ramazan Buluşması burakesc