Create Your Own Countdown

Google

   
  *** İYİLİK İİN KOŞANLARIN YERİ***
  Bensiyon PİNTO
 





                                                                                                                                                                                                                                                              
 











anlatmasam olmazdı bensiyon pinto ile ilgili görsel sonucu

-Acaba Yahudi olmak kötü bir şey miydi?
            - Anlatmasam Olmazdı-




Bir ülkenin, bir toplumun tarihi sadece beyaz veya sadece siyah fotoğraflardan oluşmuyor.
Her ikisini de içeren albümler tarafsızlık ve nesnellik adına okuyucuyu
kendi tarihsel yorumunu yapmaya itiyor.
Bardağın dolu veya boş kısmını görmeyi dikte ettirmiyor,
tam tersine seçimi ona bırakıyor

.“Anlatmasam Olmazdı”

Bensiyon Pinto’nun anıları aracılığı ile, işte bunu başarıyor…

Bir Türk Yahudi’si düşünün,
5 yaşında, babası Yahudi olduğu için
daha doğrusu dini azınlıkların birine ait olduğu için-
Doğu’ya çalışmaya gönderilsin,
geceleri annesinin yalnız odasında hıçkırıklarını duysun.

Bir Türk Yahudi’si düşünün,
7 yaşında Varlık Vergisi memuru tarafından
“Yahudi” diye sınıflandırılmayı hissetsin.

Bir Türk Yahudi’si düşünün,
17 yaşında en büyük rüyası
ünlü bir futbolcu olmak için Galatasaray Kulübü’nde oynarken,
antrenörlerinden birisi kendisine,
“yürüme ulan kramponlarla burada Yahudi!”

dediği için dünyalar kadar sevdiği ülkesini ve ailesini terk etsin,
İsrail’e gitsin.
Orada 3 yıl kaldıktan sonra ailesinin bir “aldatması” ile
Türkiye’ye geri dönsün

ve böylelikle büyük özlemini duyduğu ülkesinde
çok zorlu bir hayata atılsın.

Bir Türk Yahudi’si düşünün,
20 yaşındaki “ben lider olacağım” hedefini
sıfırdan başlayarak ve sert iniş çıkışlardan sonra gerçekleştirsin.

Aynı zamanda mükemmel bir aile babası,
büyükbabası olsun.

Bir Türk Yahudi’si düşünün,

15 yılını Cemaat Başkanı sıfatıyla,
tam 50 yılını Türkiye Yahudi Cemaati’ne
gönüllü olarak hizmet vermekle geçirsin.

Büyük zorluklara göğüs germiş olsun,
sinagog saldırısına kendisi bizzat dua ederken uğramış olsun.


Yetmedi,
neredeyse 1960’dan beri,
neredeyse Türkiye’nin tüm Başbakanları’nın yakından tanıdığı;
geniş toplumda çok aranan ve sevilen bir Türk Yahudi’si olsun.

Yurdışında
Türkiye aleyhine gelişmeler olduğu zaman
yabancı dostlarını hemen devreye sokarak,
haksızlığın giderilmesi için gece gündüz çalışmış olsun…


Bensiyon Pinto…
Hayatı büyük zorluklarla başlayan,
hırsıyla,
tutkularıyla ve
rüyalarıyla ayakta durmaya çalışan
bir 20. yüzyıl Türk Yahudisi’nin
bir iletişim gurusu olarak yaşadıklarını kaleme almaması,
anlatmaması olamazdı.

Zaten anı kitabının ismi de buydu: “Anlatmasam olmazdı”…

Her şeyden önce şunu belirtmeliyim.
Kendisini 1980’den beri çok iyi tanıdığım
ve geçirdiği iş ve cemaat yaşamını yakinen bildiğimden
benim için kitabın özellikle
çocukluk ve gençlik anılarını içeren bölümü çok ilgi uyandırıcıydı.

Aynı zamanda tarihi olayları
nedensellik süzgecinden geçirmeden algılayanlar için,
bu bölüm,
Türk Yahudi Cemaati açısından
zengin bir bilgi mirası niteliğinde.

Bunun yanında, kişiliğinden gelen
duyarlı ve hassas yapısı,
çocukluk anılarında kitabı edebi kaliteye ulaştırıyor.

Yer yer güçlü lirik yaklaşımlar,
duyarlı okuyucuyu sayfalara yapıştırırken,
lirizm esnasında
birden hayatın gerçeklerine ve zorluklarına dönülmesi,
kitabın yine edebi özellik olarak
realizm kulvarında koşmasına neden oluyor.

Tıpkı gerçek hayat gibi!


“Hayat nasıl gelirse öyle almak lazım”

Lirizm ve realizm arasında gidip gelen
çocukluk ve gençlik anılarında,
özellikle babasının Doğu’ya zorunlu gittiği gün
yaşanılanları anlattığı,
annesinin yalnızlığı üzerine yazdığı satırlar;
İsrail’e göç etme yolunda aldığı
ani kararı esnasındaki büyük iç çelişkilerini yansıttığı

vede İsrail’deki İstanbul özlemi,

nostaljisi ile ilgili bölümler gerçekten de çok etkileyici.

“Bir resim göndermişti babam
–siyah beyaz.
Ayakta duruyor.
Yüzünde ciddi mi,
mahzun mu,
nasıl anlamlandırılacağını bilmediğim bir ifade.

Belki biraz küskün
(babasının nedensiz ve ne zaman döneceği belli olmayan 2. kez askere gittiği zamanlar, İ.M.).

O resmi alır,
uzun uzun bakar,
babamı gözümde canlandırmaya çalışırdım.

Arada bir annem elimden tutar,
beni parka götürürdü.
Orada kendi kendime oynarken,
kardeşim bebek arabasından bana bakardı.

Çocukluğumun bütün korkularından arınmış,
en mutlu saatlerimi geçirdiğim yer
o küçük parktı.

Eve döndükten sonra annem ikimizi de yıkar, yatırırdı.

Kim bilir neler düşünürdü biz uyuduktan sonra.

Nasıl bir gelecek hayal ederdi.

Eder miydi?

Annem hayatı büyük bir tevekkülle kabul etti.


‘Hayat nasıl gelirse öyle almak lazım’ derdi…” (s. 37)

“…Dinlemek,
anlamak istemiyorlardı çünkü.

Ben ötekiydim
onlar için.

Eski komşuluklardan
eski bayramlardan eser kalmamıştı.

Kararımı,
akşamın o alacakaranlığının içinde
eve yürürken bir başıma vermiştim.

Gidecektim buralardan…” (s. 52)

“…Dünyanın pek çok yerinden arkadaşı olan
ve onlar tarafından çok sevilen bir delikanlı oldum.

Ama yetmedi.

O ülkede (İsrail’de, İ.M.) bana ait hiçbir şey yoktu.

Tanıdık olan ve bana İstanbul’u hatırlatan tek şey denizdi.

Tel Aviv’e gittikçe saatlerce denizi seyrederdim.

Penceremden görünen Haliç’i düşünürdüm.

Şişhane’yi
Beyoğlu’nu,
İstiklâl Caddesi’ni,
akşam olduğunda fırınlardan yükselen taze ekmek kokusunu,
sokaklarda oynayan çocukların gürültüsünü,
o sokaklarda koşuşturmayı,
terlemeyi,
babamın eve dönüş saatlerinde onu kapının önünde beklemeyi…” (s. 61)

İşte böylesi,
kimi zaman yalnızlıklarla geçmiş
çocukluk ve gençlik yılları.

Kimlik bunalımları,
ayırımcılık hatta antisemitizm,
yoksulluk ve isyan duygularıyla yüklü yıllar.


Bütün bunlar sanırım
Bensiyon Pinto’yu
ileriki yıllarda,
çetin iş ve cemaat hayatında
zorluklar karşısında onu dimdik tutmaya yarayacaktı.



“Yahu Bensiyon, sen de Yahudi’sin ama onlar gibi değilsin!”

Kitabın ikinci kısmı
Pinto’nun iş ve cemaat yaşamlarına ait
anılarından ve düşüncelerinden oluşuyor.

İSKİ skandalı esnasında çektiği büyük sıkıntılarına ve
cemaate ait
vakıf,
okul ve
mezarlıklarıyla ilgili yaptıklarına ait satırlar

ve özellikle 15 Kasım 2003’te
kendisininde de içeride dua etmekte olduğu
sinagog bombalanmaları esnası ve sonrasına aityaşadıkları
bu kısmın en çarpıcı bölümleri.

Lakin bu anıları okur için daha da ilginç kılan,

ülkemizdeki kimi
önyargılı hatta ırkçı ve bilinçli,
bilinçsiz
antisemit tutum ve davranışları
anılarına taşıyıp

buna karşı mücadele eden
bir cemaat liderinin
duygularını ve düşüncelerini içermesi.


“Biri çıkıp dedi ki:

‘Yahu Bensiyon,
sen de Yahudi’sin ama

onlar gibi değilsin!’

Bunu söyleyerek beni öldürdü aslında.

Ben kimdim?
Hepimiz bu ülkenin çocuğu isek
o zaman beni
kendi toplumumdan,
toplumumu da geniş toplumdan farklı kılan neydi?

Beni en çok bu soruya cevap bulamamak üzmüştür…” (s. 141)


“Öteki”yi
veya “öteki” gibi görülen bir insanı

bundan daha güzel tasvir edecek satırlar olabilir mi?


Kendisine bir gün sormuşlar:

“Bu ülkeyi neden çok seviyorsunuz?”


Şöyle cevaplamış kitabında:



“Bu memleket benim memleketim de ondan!”

Fazla söze gerek var mı?...

Ve “nihai söz” sayılabilecek görüşler:

“Biz bu ülkede,
1934 Trakya Olayları’nı,
Varlık Vergisi’ni,
Yirmi Sınıf Asker dönemini,
6 - 7 Eylül Olayları’nı yaşadık da

hiç mi iyi günler yaşamadık?

Tabii ki yaşadık.

Bu topraklarda,
Osmanlı’da da

Türkiye Cumhuriyeti’nde de

Yahudiler çok mutlu bir hayat yaşadı.

Çok güzel komşuluklar,
en güzel gelenek ve görenekler,
en güzel bayramlar,
en güzel dostluklar burada yaşanmakta…

Bardağın dolu tarafını görmeyi tercih ederim…” (s. 250)

 

“Bardağın dolu tarafını görmek isterim”                        

Bu kitap
bardağın dolu tarafını görmek isteyen ama
boş tarafını da yaşamış ve bunu gelecek kuşaklara
cesaretle anlatan

–evet cesaretle-

bir duyarlı insanın anı kitabı.

Bu anlamda,
tarihi olayları anlatma noktasında
son derece tarafsız ve
yazarın gördüklerini,
yaşadıklarını
eğrisiyle doğrusuyla
okuyucuya ileten bir kitap.

Bensiyon Pinto
anılarını kaleme almakla

önemli bir misyonu yerine getiriyor

. Zira tarih,
onu yaşayanlar tarafından anlatılmalı.

Kendisi
“Kitabı,

bir daha    ‘pis Yahudi’ denmesin diye yazdım” diyor.

Bu oldukça zor ama
bunu diyenlerin birini bile düşündürtmeye itmişse
bu kitap hedefine ulaşmış demektir.

Sonuç olarak,
Bensiyon Pinto,
Tülay Gürler’in
başarılı derleme çalışması ile birlikte

ailesine büyük bir kültürel miras bırakırken
cemaatine ve ülkesine tarihi
gerçekler bağlamında önemli bir hizmet veriyor.


Bir ülkenin,
bir toplumun tarihi

sadece beyaz veya sadece siyah fotoğraflardan oluşmuyor.

Her ikisini de içeren albümler
tarafsızlık ve nesnellik adına
okuyucuyu
kendi tarihsel yorumunu yapmaya itiyor.


Bardağın tek bir kısmını görmeyi dikte ettirmiyor,

tam tersine seçimi ona bırakıyor.

“Anlatmasam Olmazdı” işte bunu başarıyor…


Bir gün şoförü,

arabaya bindiğini sanarak onu almadan,

Hahambaşılığın kapısının önünde bırakarak basmış gaza gitmiş.

“Herhalde dünyada

şoförü tarafından unutulmuş tek başkan benim” diyor.

Ama ne bu ülke, ne bu cemaat onu unutmayacak.

 


 
  *** SİZİ KUTLUYORUZ *** BUGÜN 1103930 ziyaretçi (2337588 klik) MİSAFİRİMİZ OLDUNUZ ***  
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=
haberler haberler


Google Arama
Sitemde Arama
Yaşam ve İnsanlar

İstanbul Servisleri Neden Pahalı ? burakesc
Namaz Kılan Minik ile burakesc
GİMDES Helal Gıda Ramazan Buluşması burakesc