Create Your Own Countdown

Google

   
  *** İYİLİK İ«İN KOŞANLARIN YERİ***
  Enerji bağımsızlığı Banka-Faiz Bağımlılığından kurtarır
 



Gültekin ÇETİNER.Prof.Dr.
 











Prof. Dr. B. Gültekin Çetiner

Prof. DR. B. Gültekin ÇETİNER
Yalova Üniversitesi
http://www.drcetiner.org

drcetiner@gmail.com

http://www.facebook.com/B.Gultekin.Cetiner

@drcetiner



http://birdeburadandinleyin.blogspot.com/
Haber Dem

Gültekin Çetiner (Kısa Biyografi)

 

Prof. Dr. B. Gültekin Çetiner, 1963 yılında Eskişehir’de doğdu. İlk ve ortaöğrenimi Eskişehir’de, liseyi iseEskişehir Teknik Lisesi’nde bitirdikten sonra lisans eğitimini 1985 yılında Gazi Üniversitesi‘nde tamamlayan Prof. Dr. B. Gültekin Çetiner Marmara Üniversitesi‘nde Yüksek Lisans Eğitimini tamamladıktan sonra doktora tez aşamasındayken Milli Eğitim Bakanlığı’nın açtığı sınavla yüksek lisans ve doktora bursu kazanarak 1416 sayılı kanun çerçevesinde Yüksek Lisans ve Doktora öğrenimini sürdürmek üzere 1990 yılında İngiltere’ye gitti. 1991 yılında Manchester Üniversitesi‘nde yüksek lisansını tamamladıktan hemen sonra Cardiff Üniversitesinde (İngiltere) başladığı doktorasını 1996 yılında tamamlayarak yurda döndü ve İstanbul Teknik Üniversitesi Uçak Uzay Bilimleri Fakültesi’nde Yrd. Doçent olarak çalışmaya başladı. 1999 yılında İstanbul Teknik Üniversitesi’ndeyken Üniversitelerarası Kurul’dan Doçent ünvanını aldıktan sonra 2002 yılına kadar İstanbul Teknik Üniversitesi’nde çalışmaya devam etti. 2002 yılında Cidde’de (Arabistan) Kral Abdülaziz Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Endüstri Mühendisliği’nde tam zamanlı öğretim üyesi olarak 2007 yılına kadar çalışırken aynı zamanda kısmi zamanlı olarak İngiltere’nin Sunderland Üniversitesi Cidde Kampüsü’nde de yüksek lisans dersleri verdi. Daha sonra 2007 yılında Malezya Uluslararası İslam Üniversitesi Mühendislik Fakültesi İmalat Mühendisliği Bölümü’nde göreve başladı. 2009 yılının başlarında Malezya’dayken Endüstri Mühendisliği alanında Profesörlük ünvanını aldıktan sonra Bosna-Hersek‘te bulunan Uluslararası Saraybosna Üniversitesi‘ne önce Ekonomi ve Yönetim Bilimleri Fakültesi’ne Dekanolarak atandı. Bir hafta gibi kısa bir süre sonra da aynı üniversitede rektör oldu. Rektörlük yanında vekaleten Dekanlık görevini sonuna kadar yürüttü. Rektörlük görevi sırasında üniversitenin 3 temel işlevlerinden olan toplumsal hizmet-sosyal sorumluluk doğrultusunda sosyal aktiviteler ve ekstra müfredat aktiviteleri konusunda sağladığı açılımlar sebebiyle Avrupa İş Konseyi tarafından “profesyonellik ve sosyal aktivitelerdeki” başarı kriterleri doğrultusunda Avrupa Rektörler Kulübü‘ne aday gösterildi. Yine Rektörlük görevi sırasındaYalova Üniversitesi ve Uluslararası Saraybosna Üniversitesi arasında gerçekleştirilen karşılıklı işbirliği anlaşmasında aktif rol aldı. Yurda kesin dönüş yaparak Ağustos 2010 tarihinde Yalova ÜniversitesiMühendislik Fakültesi altındaki Kimya ve Süreç Mühendisliği’nde göreve başlayan Prof. Dr. Gültekin Çetiner halen Yalova Üniversitesi’nde akademik faaliyetlerini sürdürmektedir. Prof. Dr. Gültekin Çetiner yurt içinde ve yurt dışındaki çeşitli profesyonel kuruluşlara üye olup çeşitli yurt içi ve dışı faaliyetlerde yer almaktadır.

Yüksek Öğretim süreçlerinin iç ve dış denetlenmesi (Akreditasyon) süreçleri konusunda 10 yıllık uluslararası deneyim ve uzmanlığa sahip olan Prof. Çetiner “Washington Accord” ve “Bologna” Süreçleri gibi iki farklı uluslararası standartta yer alan 3 ayrı sistemde (Amerika menşeli ABET, Malezya temelli EAC ve Bologna) uzmanlaşmıştır. ABET, EAC (Washington Accord Malezya Bölümü) ve Bologna uzmanı olan Gültekin Çetiner “Washington Accord” süreçleri altında ABET (Accreditation Board for Engineering and Technology) standartları konusunda İstanbul Teknik Üniversitesi ve Kral Abdülaziz Üniversitesi’nde iç denetim konusunda aktif olarak yer almış ve idari görevlerde bulunmuştur. Malezya’dayken Mühendislik Fakültesi altındaki 8 farklı programın akreditasyonundan sorumlu Fakülte Akreditasyon Kurulunda yer almıştır. Ayrıca İmalat ve Malzeme Mühendisliği bölümünde Bölüm Akreditasyon kurulunda 2 ayrı programın akreditasyon hazırlıklarında yer almış öz değerlendirme raporunun (Self Study Report) hazırlanmasında anahtar uzman rolünü üstlenmiştir. Uluslararası Saraybosna Üniversitesi Rektörlüğü sırasında 5ICE (Misyon5ice) diye tanımladığı kendisinin geliştirmiş olduğu 6 misyon altındaki kapsamlı mükemmeliyet çerçevesinde başlattığı Bologna kriterleri ve ABET kriterlerini harmanlayan akreditasyon süreçleri Bosna’da bir ilki teşkil etmiştir. Cidde Kral Abdülaziz Üniversitesi’nde akreditasyon süreçlerinde birlikte çalıştığı uzmanlardan Prof. Dr. Bahaddin Karagözoğu’lunun da çok önemli katkılarıyla 5 günlük yoğun çalıştayın akabinde gerçekleştirilen çalışmalarla Uluslararası Saraybosna Üniversitesi’nin Bologna süreçlerinde öncü olması sağlanmıştır.

Uluslararası çeşitli projelerde yer alan Gültekin Çetiner İstanbul’da, Cidde’de ve Kuala Lumpur’da üniversite dışında pek çok yazılım geliştirme projesinde Kurumsal Kaynak Planlama (ERP) geliştirme ekibini eğitmiş ve proje yöneticiliğinde bulunmuştur. Bilişim Sistemlerinin uzmanlık alanlarından birisi olmasının da etkisiyle Bosna’da rektörlük görevi sırasında ilk SAP Balkan Kullanıcıları grubunun oluşturulması konusunda öncü rolü üstlenmiş Uluslararası Saraybosna Üniversitesi Bosna’daki ilk SAP yetkili eğitim merkezi olmaya hak kazanmış kurum olmuş ve SAP ERP uygulama yazılımları üniversite öğrencilerinin yararına bilgisayarlara kurularak kurslarda başta Endüstri Mühendisliği ve Bilgisayar Mühendisliği olmak üzere dışarıdaki insanlara da öğretilmeye başlanmıştır.

Prof. Dr. Gültekin Çetiner’in başlıca uzmanlık alanları Endüstri/Sistem Mühendisliği, İmalat Mühendisliği, Bilişim Sistemleri, Mühendislik Yönetimi ve Yönetim Bilişim Sistemleridir. Boş zamanlarda hobi olarak sahip olduğu çeşitli sitelerin webmastırlığını da yürütmektedir.

Evli, dört kız ve bir erkek babası olan Prof. Çetiner ileri derecede İngilizce az derecede Arapça ve Boşnakça bilmektedir.
















 

Libya'da Dünya nasıl aldatıldı?






Enerji bağımsızlığı 
devletleri uluslararası bankacıların borç tuzağından kurtaracaktır



Libya’nın işgal edilmesinin asıl nedeni petrol mü yoksa merkez bankası/bankacılık sistemi midir?

Libya’daki Kaddafi rejiminin bütün dünyanın gözü önünde oldu bittiye getirilerek devrilmesi ve kendisinin linç edilerek yaşamına son verilmesinin yankıları devam ediyor. Devam edecek gibi de görünüyor.

Bu tartışmalar içerisinde “Kaddafi neden devrildi?” sorusuna aranan cevap neredeyse ortak tek kanaat olarak Libya’nın petrolü olduğu şeklinde. Ancak daha önce söylediğimiz üzere Rango’nun suyu takip ettiği gibi parayı takip ettiyseniz çok daha önemli bir şey bulacaksınız. Bunun için de Google Alert’inizi “Libya Central Bank” yani Libya Merkez Bankası olarak kurmanız yeterli. Hatta aynı kurguyu “Syria Central Bank” ve “Iran Central Bank” gibi hedefteki ülkeler üzerinde kurarsanız önümüzdeki günlerde ortaya çıkacak olayları daha iyi anlamanızı sağlayacaktır.

Arapların yalancı baharı diyerek daha önce de sorguladığımız süreçte batılıların olaylara nasıl müdahil olduğunu analiz etmiştik. Libya olaylarında bunun şansa bırakılmadığı ve isyancıların “bypass” edilerek işin tamamlanmasının bizzat NATO ve BM kuvvetlerince gerçekleştirildiğini biliyoruz. Soros gibi finansörlerin isyancılara yaptığı eğitim, finansman, lojistik ve silah yardımlarının en üst düzeyde gerçekleştirildiğini daha önce ifade etmiştik.

Libya’da petrolden daha önemli olan şey ne?

Batılı ülkelerin bu denli hırsla işe sarılmalarının ana nedeninin petrol olduğuna inanılmakta. Ancak borca dayalı para sistemi (BDPS) dediğimiz küresel finans sisteminin çöküşünü ve uluslararası bankacıların krizden çıkış arayışlarını takip edenler olarak böyle düşünmüyoruz.

Dünya’da Merkez Bankacılığı temelli uluslararası bankacılığın egemen olmadığı 7 önemli ülke vardı. Bunlar Afganistan, Irak, İran, Kuzey Kore, Sudan, Küba ve Libya. Afganistan ve Irak gitti. En son Libya da gitti denilebilir ki yazının asıl konusu ve düşüncemize göre Kaddafi rejiminin süratle halledilmesinin sebebi de budur. 8 ay süratli, çünkü yazımızda anlatıldığı üzere Kaddafi gibi birisinin rejiminin içeriden yıkılması belki imkânsız olmasa bile çok zordu.

Yeniden ifade edersek Libya olaylarının arkasında petrolden çok daha önemli şeyler vardı. Neden daha önce yapılmayıp bu işin aceleyle gerçekleştirildiğini izah edebilecek bir şey olmalı. Bunların en başında Saddam’ın devrildiği günlerden önce yapmaya çalıştıkları akla geliyor.

O günlerde Saddam petrol satarken diğer ülkelerden ABD doları yerine Avro istemişti. Sonraki süreci hatırlıyorsunuz. Irak işgalinde ilk yağmalanan Irak Merkez Bankası olmuştu. ABD daha sonra bilgisayar donanımlarına ve tefrişatına varıncaya kadar Irak Merkez Bankasını yeniden kurmuştu. Gelişen süreçler neticesi Irak’ın yeni hali malum. Artık küresel bankacılık sistemine eklemlenmiş durumda.

Kaddafi ise daha ileri gidip tüm Afrika’da altın dinar temelli yeni bir ortak para birimine geçme planını uygulamaya kalkıştı. Onun yaptığı ABD dolarının ömrünün sayılı olduğunun sıkça söylendiği şu dönemde affedilemeyecek bir hataydı. 

Bahsettiğimiz gruptan Ellen Brown başta olmak üzere para sistemiyle ilgilenen pek çok yazar çarpıcı tespitlerde bulundular. Biz de attığımız twitlerde okurların parayı takip etmelerini söyledik.

Tespitlerden en ilginci Libya’daki isyancı grupların daha isyanların başladığı ilk günlerde henüz hükümet olmamalarına rağmen Merkez Bankası kurmaya fırsat bulmalarıydı. Bunu Robert Wenzel “Economic Policy” dergisinde şöyle ifade etmekteydi.

“Daha hareketin ilk haftalarında isyancı bir grup tarafından Merkez Bankasının kurulduğunu ilk defa duydum. Bu, karşımızda sıradan bir isyancı grubunun değil de çok karmaşık ve organize önemli etkiler olduğunun kanıtıdır.”

Wenzel’e göre bu, isyancı muhalifleri Guinness rekorlar kitabına sokacak kadar önemli bir şeydi. Hakikaten dünyanın neresinde görülmüş isyancı bir hareketin Merkez Bankası kurduğu? Libya gibi bir ülkede hele Merkez Bankası yaklaşımının diğer ülkelerden farklı olduğu ve para basmanın devletçe yapıldığı Libya gibi bir yerde bu isyancılar “know-how”ı nasıl elde etmişlerdi?

Diğer önemli tespit ise Yeni Amerikan gazetesindeki Alex Newman’a ait.

“İsyancılar geçen hafta yayımladıkları bir açıklamayla 19 Mart'ta düzenledikleri bir toplantının sonuçlarını bildirdiler. Alelade oldukları zannedilen bu devrimciler diğer şeyler arasında Bingazi Merkez Bankasının kurulduğunu, bu bankanın para politikaları kapsamında yetkili parasal otorite olarak belirlendiğini ve Libya Merkez bankasına bir valinin atanarak bu süre içerisinde geçici bir merkezin Bingazi’de olacağını anons ettiler.

Newman yazısında CNBC kıdemli editörü John Carney’in sormuş olduğu şu soruyu hatırlatmakta: 

"Devrimci bir grubun siyasi güç kavgasının ilk başlarında bir Merkez Bankasını kurması görülmüş bir hadise midir? Bu kesinlikle çağımızda merkez bankacılarının nasıl olağanüstü bir güç haline geldiklerinin göstergesidir.” 

Diğer bir anormallik ise Libya’ya karşı silah kullanmak için yapılan resmi gerekçeyi içermektedir. Gerekçe insan hakları ihlalleri üzerine ancak kanıtlar çelişkilerle doludur. Hatta Fox News internet sitesinde 28 Şubat tarihinde yayınlanan bir makaleye göre:

“Birleşmiş Milletler, protescuları sindirmeye çalışan Libya lideri Muammer el-Kaddafi’yi kınamak üzere hararetli çalışmalar sürdürürken, Birleşmiş Milletlerin İnsan Hakları konseyi Libya'nın insan hakları sicili için övgü dolu geniş bir raporu kabul ediyor. 

Bu rapor, Libya’ya insan haklarının "öncelik" haline gelmesini ve "anayasal" çerçevede iyileştirilmesini ve eğitim fırsatlarının geliştirilmesini tavsiye etmektedir. İran, Venezüella, Kuzey Kore, Suudi Arabistan ve aynı zamanda Kanada da dahil olmak üzere bir çok ülke, vatandaşlarına tanınan yasal korumalar için Libya’ya olumlu notlar verirken şimdi aynı vatandaşlar rejime karşı kanlı şekilde mücadele ediyorlar.”

Brown’a göre de, Kaddafi'nin kişisel suçları hakkında ne söylenebilirse söylensin, Libya halkının gelişen bir toplum olduğu görünmekte. Örnek olarak da Rusya, Ukrayna ve Beyaz Rusya sağlık profesyonellerinden oluşan bir heyetin, Rusya Devlet Başkanı Dimitri Medvedev ve Başbakan Vladimir Putin’e yazdıkları bir itirazda Libya hayatı ile tanışmalarının ardından, sadece birkaç ulusun böylesine konfor hayatı içinde yaşadığı kanısına vardıklarını ifade etmeleri.

“Libyalılar ücretsiz tedavi hakkına sahipler ve hastaneleri dünyanın en iyi tıbbi ekipmanını sağlıyorlar. Libya'da eğitim ücretsizdir ve yetenekli gençler devlet burslusu olarak yurtdışında eğitim imkânına sahiptirler. Evlenirken genç çiftler 60.000 Libya dinarı (yaklaşık olarak 50.000 dolar) mali yardım alabilirler. İnsanlara faizsiz devlet kredileri verilmekte olup pratikte süre kısıtlaması yoktur bu kredilerin. Hükümet sübvansiyonları nedeniyle otomobillerin fiyatı, Avrupa'dan çok daha düşük olup, her aile için uygun fiyatlıdır. Benzinin litresi ve ekmek bir kuruştur ve tarımla uğraşanlar için vergi maliyeti yoktur. Libya halkı sakin ve huzurludurlar, içmeye meyilli değildirler ve çok dindarlardır.”

Onlar, uluslararası toplumun rejime karşı mücadele ile ilgili yanlış bilgilendirilmiş olduğunu ileri sürerek. "Söyleyin bize, böyle bir rejimi kim istemez ki? " diyorlar.

Bu sadece bir propagandadan ibaret olsa bile, inkâr edilemeyen gerçek şudur: Libya hükümetinin en azından pek çok popüler başarısı bulunmaktadır.

Kaddafi, NATO uçaklarının isyanlar sırasında bombaladığı Büyük İnsan yapımı Nehir (Great Man-Made River) projesi ile insanlık tarihinin en pahalı ve en büyük sulama projesini gerçekleştirerek çöle su getirdi, tam 33 milyar ABD doları harcayarak. Su Libya’da petrolden bile fazla hayati önem taşımaktadır. Bu proje Libyalılara göre dünyanın sekizinci harikası olarak adlandırılmaktadır.

Sadece Türkiye’nin oradaki yatırımlarının bile 25 milyar ABD doları olduğunu düşününüz. Bütün bunlara rağmen ülkenin yurt dışı borcu olmamasını nasıl değerlendiriyorsunuz? Parayı borç olarak almıyor devlet gerektiğinde üretiyordu. Zaten Libya’daki enflasyon grafiğinebaktığımızda klasik ekonomik modellerle örtüşmediği hemen anlaşılıyor.  

Büyük İnsan Yapımı Nehrin nüfusun %70’inin içme ve sulama ihtiyacını karşıladığını bunu gerçekleştirmek için suyun Libya’nın güneyindeki dev yer altı su havzası sisteminden 4000 kilometre boyunca pompalandığını biliyoruz. Bu da projenin büyüklüğünü göstermektedir. En azından önemli bir şey yapılmış demektir.

Libya üzerine yapılan saldırıların tek nedeninin petrol olduğu suçlamasına gelince Brown bunu sorunlu buluyor ki buna katılmamak elde değil.

Zira Libya tüm dünyada üretilen petrolün sadece %2 civarında olan kısmını üretiyor. Libya petrolü piyasadan yok olsa bile Suudi Arabistan tek başına bu miktarı yedekleyecek miktara sahip.

Ellen soruyor: “Eğer her şey petrol içinse neden Merkez Bankası’nda acele edildi?”

Diğer 2007 kaynaklı nette dolaşan bir bilgi ise ABD Generali Wesley Clark ile yapılan“Democracy Now” mülakatı. Clark mülakatta, 11 Eylül 2001’den 10 gün sonra kendisine Irak ile savaşa girileceğinin söylendiğini ifade ediyor. Clark şaşırarak nedenini sorduğunda “Bilmiyorum. Tahminime göre başka ne yapacaklarını bilmiyorlar.” Cevabını alıyor. Daha sonra aynı generalin kendisine 5 yılda 7 ülkeyi almayı planladıklarını söylüyor. Beş yılda alınacak bu 7 ülke: Irak, Suriye, Lübnan, Libya, Somali, Sudan ve Iran.

Ellen, bu ülkelerin ortak özelliğinin Merkez Bankalarının Bankası denilen BIS (Bank for International Settlements) altında listelenen 56 üye arasında yer almamaları olduğunu belirtiyor. Üye olmadıklarından İsviçre merkezli BIS tarafından para piyasalarını kontrol imkânı bulunmuyor.

Bu ülkelerin en önemli diğer özelliği Ellen’in gözünden kaçmış olmalı ama bizce çok önemli: Bu listedeki ülkelerin hepsi aynı zamanda İsrail’in sıfır güven sorunu için halledilmesi gerekenler. Nasıl olsa borç yoluyla köleleştirilen bir ülke nasıl olsa yerinden kıpırdayamaz. 

Bu grubun içinde en aykırı ve karşı çıkanlar Libya ile Irak. Her ikisi de böylece halledilmiş oldu.

Examiner.com’da yazan Kenneth Schortgen ABD’nin Libya’ya saldırısının arkasındaki gerçek niyetin Libya Merkez Bankasını ele geçirmek olduğunu yazmakta. Aynı yazar şunları ilave etmekte: "ABD Saddam Hüseyin’i devirmek için Irak’a girmeden 6 ay önce bu petrol ülkesi petrol satarken dolar yerine avro kullanmak için adım attı. Bu bütün dünyayı küresel rezerv para birimi olarak domine eden dolar için tehdit anlamına gelmekteydi.

Rusya’daki “Libya’nın bombalanması - ABD dolarını reddetmesi nedeniyle cezalandırılan Kaddafi” başlıklı bir makalede benzer görüşler dile getirilmekte. Kaddafi’nin cesur bir adım attığını ve dolar ile avroyu reddederek Arap ve Afrika ülkelerine yeni para birimi olarak altın dinar hareketini başlattığını ifade eden yazıda devamla Kaddafi’nin birleşik bir Afrika Kıtası içinde 200 milyon insanın kullanacağı ortak bir para birimi oluşturmayı önerdiği belirtilmekte.

Kaddafi’nin fikir babası olduğu tek Afrika para birimi, tek askeri güç ve tek pasaport fikri pek çok Arap ve Afrika ülkesi tarafından kabul edildi. Tek karşı çıkan ise Güney Afrika Cumhuriyeti ve Arap Devletler Ligi başkanı idi. Bu çalışmaya ABD ve Avrupa Birliği tarafından şiddetle karşı çıkıldı. Hatta Fransa Devlet Başkanı Nicolas Sarkozy Libya’yı küresel finans sisteminin güvenliğine karşı bir tehdit olarak değerlendirdi.

Kaddafi aldırış etmedi, Birleşik Afrika’nın ve ortak para biriminin kurulması çalışmalarına devam etti. Bu bizi Libya Merkez Bankası bilmecesinin çözülmesine itmektedir. Market Oracle altında yazdığı “KÜRESEL HEDEF: Libya Merkez Bankası %100 Devlete Aitbaşlıklı makalesinde Eric Encina gözlemlerini şöyle paylaşmakta: “Batılı politikacılar ve medya mensuplarının nadiren dile getirdikleri bir gerçeklik var: Libya Merkez Bankası %100 devlete aittir. Şu anda Libya kendi parası olan Libya Dinar’ını bünyesindeki merkez bankası imkânlarını kullanarak basmaktadır. Libya’nın kendi kaynaklarıyla ekonomik kaderini tayin edebilen bağımsız bir ülke olduğu gerçeğine çok az kişi karşı çıkabilir.

Libya’yla iş yapmak durumunda kalan küresel bankacılık kartelleri için en büyük sıkıntı Libya Merkez Bankasına ve onun parasına başvurma zorunluluğudur. Libya Merkez Bankasını kırma konusunda sıfır güce sahiptirler. Bu yüzden Libya Merkez Bankası’nın yıkılmasını Obama, Cameron ve Sarkozy’nin konuşmalarında bulamazsınız. Fakat emin olun Libya’nın diğer uluslar gibi bankacılık potasında eritilmesi küresel elitlerin en baştaki gündem maddesidir. Libya’nın sadece petrolü yok. Uluslararası Para Fonu/IMF’ye göre Libya Merkez Bankası kasalarında 144 ton altını var. Bu kadar varlıkla kim BIS ve IMF’yi ve onların kurallarını dinler?

Burada Türkiye’yle hızlı bir karşılaştırmada yarar var. Libya nüfusu 6.5 milyon ve kasasında fiziksel olarak tuttuğu 144 ton altını var. Türkiye’nin nüfusu 75 milyon olup daha az miktarda  yani 116 ton altını var. Daha önemlisi, bizdeki altınların belli miktarının ABD’de tutulduğu söyleniyor (ne kadarının Türkiye’de tutulduğunu açıkçası öğrenemedim).

Ellen Brown burada BIS kurallarını ve onların yerel ekonomilere etkilerini mercek altına almış.

BIS sitesindeki bir makale merkez bankaları yönetim ağı içindeki merkez bankalarının tek veya ana amacının “fiyat istikrarını korumak” olduğunu belirtiyor. Bu nedenle politik kaygılardan uzak tutulmasını sağlamak için merkez bankalarının devletten bağımsız olması koşulunu getirmektedir. Fiyat istikrarı insanların ağır borçlar altında ezilse bile ilgili para arzının sağlanması anlamına gelmektedir. Merkez Bankalarının devletin yararına ne direk ne de kredi olarak para basmak suretiyle para arzının genişletilmesine izin verilmemektedir.

2002 yılında “Asia Times Online” altında Henry Liu’nun “Ulusal bankalara karşı BIS” başlıklı bir makalede şöyle demektedir:

BIS düzenlemelerinin sadece tek bir amacı vardır. O da özel bankacılık sisteminin güçlendirilmesi. Bu, ulusal ekonomilerin yok olması pahasına olsa bile. BIS, IMF’nın ulusal para rejimlerine yaptığını ulusal bankacılık sistemlerine yapar. Finansal küreselleşme altında ulusal ekonomiler artık kendi milli çıkarlarına hizmet edemez.

Burada devletin olan eski Libya Merkez Bankası ile diğer merkez bankalarının temel amacını karşılaştırdığımızda Libya Merkez Bankasının para istikrarını diğer merkez bankalarının ise fiyat istikrarını öncelikli amaç olarak ele aldığını biliyoruz. İkisi arasındaki fark ayrı bir yazı konusudur.

Liu şöyle devam ediyor.

Devlet para teorisini uygulamak suretiyle herhangi bir hükümet tüm dahili gelişimini ve tam istihdamını herhangi bir enflasyon olmadan kendi parasıyla sağlayabilir. Devlet para teorisi paranın özel bankalar yerine devletler tarafından basılması demektir.

Liu, devletin kendi merkez bankasından faizsiz para ödünç almasının enflasyonist olacağı varsayılırken bunun yabancı para veya IMF’den faizle borç alındığında neden enflasyonist sayılmadığını haklı olarak şöyle sorgulamaktadır: “Aslında tüm bankalar özel olsun devlete ait olsun ödünç vermek suretiyle para yaratırlar. Yeni paranın çoğu banka kredisi olarak üretilir. Bunu devletin kendi merkez bankasından gerçekleştirirseniz tümüyle faizsizdir. Faizin ortadan kalkmasının kamu projelerinde maliyetin ortalama %50 düşürüldüğünü göstermektedir. Bu Libya’da devlet altında çalışan merkez bankası sistemidir

Libya’nın devlete ait Merkez Bankası ulusal parayı basar ve devlet amaçları doğrultusunda kullanır. Bu, Libya’nın bedava eğitim ve sağlık hizmetlerini, her evlenen çifte faizsiz/uzun vadeli 60 bin Libya Dinar’ını (yaklaşık 50 bin dolar) nasıl sağladığını açıklamaktadır.

Ayrıca Libya’lıların sekizinci dünya harikası diye isimlendirdikleri 33 milyar dolarlık Büyük İnsan Yapımı Nehir projesinin nasıl inşa edilebildiğini de izah etmektedir.

Şimdi soralım: Libya’nın işgal edilmesinin asıl nedeni petrol mü yoksa merkez bankası/bankacılık sistemi midir? Hatta su diyenler de olabilir. Elbette petrolün veya suyun Libya için önemi inkâr edilemez. Ancak bahsettiğimiz nedenlerden ve delillerden dolayı Merkez Bankası çok daha fazla ağır basmaktadır. Aslında borca dayalı bankacılık sistemi yoluyla para, petrol ve suyun üçü ve hatta daha fazlası kontrol altına alınmış olacaktır.

Libya, devletin kendi parasını basmasıyla eğer enerji sorunu yoksa neler yapılabileceğini bütün dünyaya göstermiş oldu. Çoğu ülkenin petrolü yok. Ancak bu ülkeler devletin kendi merkez bankasından sağladıkları faizsiz borca dayalı olmayan para ile alt yapı maliyetlerini yarıya indirerek yeni geliştirilen teknolojiler sayesinde enerji bağımlılığından kurtulabilirler.

Enerji bağımsızlığı devletleri uluslararası bankacıların borç tuzağından kurtaracaktır. Mevcut durumda enerjiye olan bağımlılık ve borçlanmalar nedeniyle de üretim iç pazarlardan dışarıya doğru (ihracata) kaymış durumdadır. Ülkemizin ve benzer durumdaki pek çok ülkenin en büyük ithalat kalemi olan enerji konusu ancak bu şekilde çözülecektir.

Belki hatırlayacaksınız geçenlerde İngiliz Başbakanı David Cameron ve Fransa Devlet başkanı Nicolas Sarkozy sessiz sedasız Libya’ya gitmişti. Orada bulundukları sürede yaptıkları en önemli şey yeni Libya Merkez Bankası’nın talimatname ve yönergelerinin hazırlanmasıyla ilgili işler ve İngilizlerin taslak olarak hazırladığı belirtilen BM çözümünde yeni Libya Merkez Bankasının yetkilendirilmesi hususu.

Söylediklerimizin doğruluğunu zaman ve ortaya çıkan gerçekler gösterecektir. Unutmayın Kaddafi’nin devrettiği neredeyse sıfır dış borca sahip, devlete ait olan Merkez Bankası kasasında 144 ton altını bulunan, eğitim/sağlık gibi hizmetlerin bedava olduğu,  kredilerin faizsiz verildiği bir Libya idi. Çok beklemenize de gerek yok. Gerçeklerin eninde sonunda zeytinyağı gibi su yüzüne çıkma gibi bir alışkanlıkları vardır.

Libya Merkez Bankası’nın BIS’e üye olması, IMF gibi kurumlardan alınacak dış borçlar, milli petrol endüstrisinin özelleştirilmesi, eğitim ve sağlık hizmetlerinin eskisi gibi bedava olup olmaması gibi pek çok parametreyi izleyiniz.

Aslında şimdiden ilk sonuçları görülmeye başladı. Daha düne kadar kendi parasını faizsiz basarak Libya hükümetinin onca yatırımlarını, parasız eğitim ve sağlık hizmetlerini gerçekleştirmesini sağlayan 100% devlete ait Libya Merkez Bankası kendi Libya Dinarını basmak için Mısır Merkez Bankasından yardım talep etmiş ama Mısır Merkez Bankasıkabul etmemiş.

Ne demiştik! Parayı izleyin yeter. Tıpkı Rango’nun yaptığı gibi. O sizi olayların kaynağına götürüp gerçekleri anlamanıza yardım edecektir…

Not: Arap Baharı başta olmak üzere tüm bu olaylara bütüncül bakabilmek için “Global Finans Krizi, Ortadoğu’daki gelişmeler ve Türkiye’miz için fırsatlar” konulu konferansı tavsiye ediyoruz.

Prof. Dr. B. Gültekin Çetiner / Haber 7
http://www.drcetiner.org 
twitter.com/drcetiner


 
  *** SİZİ KUTLUYORUZ *** BUGÜN 1177471 ziyaretçi (2601295 klik) MİSAFİRİMİZ OLDUNUZ ***  
 
haberler haberler


Google Arama
Sitemde Arama
Yaşam ve İnsanlar

İstanbul Servisleri Neden Pahalı ? burakesc
Namaz Kılan Minik ile burakesc
GİMDES Helal Gıda Ramazan Buluşması burakesc
Bu web sitesi Łcretsiz olarak Bedava-Sitem.com ile oluşturulmuştur. Siz de kendi web sitenizi kurmak ister misiniz?
‹cretsiz kaydol