Create Your Own Countdown

Google

   
  *** İYİLİK İ«İN KOŞANLARIN YERİ***
  Muzaffer AVCI Hidrener-Elimsan A.Ş.
 



Geleceğin Enerjisi Hidrojen

Elimsan A.ş. Yönetim Kurulu Başkanı
Muzaffer Avcı,
Enerjide Dışa Bağımlılıktan Kurtulmak İçin
Hidrojen Enerjisine Önem Verilmesi Gerektiğini Belirtti.




 


www.hidrojenturk.com





NİÇİN HİDROJEN ENERJİSİ ?
Söyleşiyi Yapan : Neriman YAVUZ


Hidrojen bilinen en hafif gazdır ve yanıcı özelliğe sahiptir. En önemli özelliği yanarken , diğer yakıtların çıkarttığı karbondioksit gibi zararlı gazları çıkarmaz ve geriye sadece saf su bırakır. Yanarken alevi görülmeyecek kadar şeffaftır.
Hidrojenin tüm insanlık için önem arz eden , en büyük özelliği taşıdığı enerjiyi kolayca elektriğe çevrilebilmesine imkan sağlamasıdır.Hidrojen Enerjisinin önemi ve uygulamaları hakkında Elimsan Şirketler Grubu yönetim Kurulu Başkanı Muzaffer AVCI ile görüştük ve gazetemize şu açıklamalarda bulundu.
21.asrın tüm iletişim ve bilgi akış imkanlarına rağmen ortaçağ karanlıklarında yüzmekteyiz
Elimsan Şirketler Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Muzaffer AVCI’ya göre bu gün artık hidrojen enerjisi cep telefonlarından , dizüstü bilgisayarlara , bisikletlerden otomobillere , uçaklardan gemilere , iş merkezlerinden konutlara kadar her alanda kullanılır hale geldi.
Önümüzdeki bir iki sene içinde otomotiv sektöründe hidrojen enerjisi ile çalışan otomobillerin pazara sürüleceğini söyleyen Avcı, on sene zarfında da tüm otomobillerin hidrojen ile çalışacağını belirtti. Avcı , “Şaşırmayın diye söylüyorum , çünkü toplum olarak bu teknolojiden o kadar uzak tutuluyoruz ki, burnumuzun dibinde gelişen 21. asırın tüm iletişim ve bilgi akış imkanlarına rağmen ortaçağ karanlıklarında yüzmekteyiz” şeklinde konuştu.


“Herkül’ün kaslarını pazılarını düşünürken, Sokrates’in kafasının da büyüklüğünü unutmayın güçlü kaslar , manda da bulunur, ama dolu kafa sadece insanda bulunur”


2000 yılı Nisan ayında İTÜ Mezunlar derneği’nde bir konferans verdiklerini belirten Avcı, şu anda dünyanın belirli ülkelerinde hidrojen enerjisinin konutlara uygulandığını, pilot çalışmaların sürdüğünü ve alınan neticelerin son derece umut verici olduğunu kaydetti. 1984 yılından beri Tokyo’nun belirli bölgesinin 45000kW’lık enerji ihtiyacının , hidrojen enerji sistemlerinden karşılandığını ifade eden Avcı, hidrojen teknolojisinin gelişme aşamasında olduğunu, yüksek bir güç ve cesur bir yatırım olarak değerlendirdi. Avcı, “Şu an koskoca Türkiye’mizde , yani Japonya’yı dünya kupasında eleyen ülkemizde (!!!) 10 kW’lık bir deneme ünitesinin şu ana kadar monte edildiğini duymadık. Sakin kafayla düşünüp bir mukayese yapalım. 45000 kW güç nerede ? Onun 4500 de biri olan 10 kW nerede ? Bu mukayese basit şeylerle avutulduğumuzu ve nasıl geri bırakıldığımızın , milletçe ulusal hedeflerden nasıl soyutlandığımızın delili değil midir ? 10 kW’lık bir ünitenin fiyatı nedir biliyormusunuz ? 10.000 dolar kadar bir şey. İşte ne yazık ki koca Türkiye’mizde her yeri mumla arasanız 10 kW’lık bir enerji seti bulamazsınız. Futbolda onlar kaybediyor bizler kazanıyoruz , onlar 45000 kW’lık tesisi 1984 yılında kuruyorlar , biz ise 10.000 dolara mal olacak 10 kW’lık bir deneme ünitesine , 2002 yılına kadar sahip olamadık. Ama bizler şampiyonuz (!!!) , neyin şampiyonu ve neyin karşılığında , onun kararını siz verin. Türk milli takımı Dünya kupasında ülkemize dünya üçüncülüğünü getirdi, hepsini en içten duygularımızla kutladık. Ulusumuza bu şerefi tattırdılar. Bütün belediyelerimiz de bu gençlerin adlarını parklara , sokaklara verip heykellerini diktiler , bunlar güzel şeyler . Ancak bir şartla , ünlü yazarın dediği gibi , “Herkül’ün kaslarını pazılarını düşünürken , Sokrates’in kafasının da büyüklüğünü unutmayın güçlü kaslar manda da bulunur , ama dolu kafa sadece insanda bulunur” diye konuştu ve şöyle devam etti: Teknolojisi olmayan milletlerin ne ekonomisi , ne kültürü , ne sporu ve ne de savunma gücü olur ve her şeyi tarih sahnesinden silinir gider
“Şimdi sakinleşerek bir düşünelim , dünyada ilk defa enerji sistemlerini rasyonel hale getirip hayata geçiren kimdir biliyor musunuz? Bir Türk’tür, adı da Prof.Dr. Turgut Nejat VEZİROĞLU’dur. Şimdi politikacılarımıza soruyorum ? Hangi biriniz bu ismi tanıyorsunuz , hangi biriniz gururumuz olan değerli insanın adını bir parka , bir caddeye veya kütüphaneye koymayı düşünüyorsunuz ? Zengin iş adamlarımız, sosyal kulüplerimiz, sivil toplum kuruluşlarımız acaba hangibiriniz, dünyada Türk bilim adamlarının adını yücelten bu insana şilt vermeyi düşünüyorsunuz ? Ulusça artık şunu iyice anlamamız gerekmektedir ; riyakarlık , yağcılık, dalkavukluk ve pısırıklık devrini artık kapayalım , kimseden korkmadan , herkes için acı da olsa gerçekleri görelim ve konuşalım. Dünyayı da gerçekçi insanların yönettiği gerçeğini de artık kavrayalım. . Ulusça şunu asla unutmamamız gerekir , teknolojisi olmayan milletlerin ne ekonomisi, ne kültürü , ne sporu ve ne de savunma gücü olur ve her şeyi ile tarih sahnesinden silinir gider. Bunun dışındakiler hepsi avutmadır hikayedir” dedi.

 

 


Saf sudan başka hiçbir atık madde bırakmıyor


Bu gün konutlar için , 1kW, 2 kW, 5 kW , 10 kW’lık sistemler üretildiğini ve satılmaya başlandığını açıklayan Avcı, bu pazarın hızla gelişeceğini de sözlerine ekledi. Avcı , her konuta müstakil olarak monte edilen hidrojen enerji sistemlerinin elektrik ve ısınma ihtiyacının tümünü karşıladığını ve saf sudan başka hiçbir atık madde bırakmadığını söyledi. Bu konutların ulusal şebekeden gelen bir arızadan veya elektrik kesintilerinden etkilenmediğini belirtti.
Avcı , “Eğer bu sistemler gelişir ise hiçbir şüphemiz yoktur ki hızla gelişecektir , elektrik enerjisini üreten , ileten ve dağıtan kurumlara ve bunlara hizmet veren sektörlerin tümüne gerek kalmayacaktır.
Elimizdeki elması cam parçasıyla değiştirmeyelim
Avcı “Amerika ve Rusya gibi büyük ve zengin ülkelerin insanları , bizim ülkemiz insanının petrole ödediği bedelin dörtte biri kadar bedel ödemektedirler. Hem zenginler , hem de bizden az bedel ödüyorlar. Peki bu noktada durup biz Türkler, ulusça ne yapmamız gerektiğini bir düşünelim , hangi avantajı arkamıza alıp bu sıkıntıdan , bu girdaptan kurtulabiliriz ? Bunun cevabı ise çok basit –hidrojen”.
Hidrojen elde etmenin bir çok metodu olduğudu ifade eden Avcı, En basit ve ucuz yolunun bor madeni kullanılarak elde edilmesinin mümkün olduğunu açıkladı . Avcı , bu konuda uluslar arası firmaların deneyler yaptığını ve sonuçların umut verici olduğunu sözlerine ekleyip şöyle devam etti : “Bor madenin başka alanlarda da kullanılması mümkündür. Örneğin: Nükleer enerjide. Bu kadar değerli bir madenin en çok hangi ülkede bulunduğunu biliyor musunuz? Sıkı durun dünya rezervlerinin büyük bir kısmı ülkemizdedir. Bu ülkemiz insanının içine yuvarlanmış olduğu uçurumdan kurtulmak için yukarılardan uzatılmış bir kurtuluş halkasıdır. Şimdi aklımızı başımıza alıp bu madenleri elimizden kapmak isteyen dostlarımızın (!!!) ayak oyunlarına gelip , böylesine kıymetli maden rezervlerimiz elimizde varken uydurma seneryolar ile maceraya girip , bor madenlerimizi koruyamayacak duruma düşmeyelim. Bu avantajın ne demek olduğunu biliyor musunuz ? Yakında piyasaya sürülecek olan hidrojen yakıtlı arabalardan bor türevleri (bu konudaki deneylerin sonuçları umut vericidir) ile çalışan bir tanesine sahip olduğunuzda İstanbul’dan Ankara’ya gitmek istediğinizde arabanıza 1 kg’lik bor sülüsyonu koymanız yeterli olacaktır. Bu yakın bir ihtimal mi yoksa uzak mı diye sorarsanız cevabı çok basittir. Ayakları kasları kuvvetli adamların başa , kafaları kuvvetli adamları ayaklar altına almaya devam ederseniz imkansız , aksini yaparsanız 2010 yılına kadar bütün bunların hepsi gerçek olabilir. Ülke de , ulusta bu ekonomik kaostan kurtulur. Mühim olan kaostan beslenenlerin yani ülkemizi ve ulusumuzu mahkum etmek isteyenlerin oyununu bozmaktır” dedi.

 

 

Ekolojik denge bozuluyor


Avcı, bütün bilim dünyasının , ekolojik dengenin bozulduğunu ve bunun en büyük etkeninin petrol kullanımı olduğunu açıkladıklarını belirterek sözlerine şöyle devam etti: “ Dünyamızın oksijen kaynağı olan ve karbondioksiti alıp , bizlere oksijen veren ormanlarımız azalırken , bunun aksine olarak otomobillerimizin sayısı artmaktadır.bunun tabii bir neticesi olarak ta, atmasfordeki karbondioksit oranı, biz insanların aleyhine süratle bozulmakta ve ortaya sera etkisi çıkmaktadır. Dünyamızın adeta güneşin altında camları kapatılmış bir otomobil gibi gittikçe iç ısısı yükselmektedir. Bu ısı yükselmesine bağlı olarak buzullar erimekte ve denizlerin seviyesi şimdilik yılda 1cm yükselmektedir. Bu tempolu gidiş eğer bir şekilde durdurulamaz ise bu asrın sonunda bilim adamları denizlerin seviyesinin 18m artacağını tahmin etmektedirler. Böylesine bir durumun dünyayı ne hale sokacağını artık siz tahmin edin” şeklinde konuştu.
Üretmek yerine hazırını borçlanarak almayı uygun görüyoruz
Hidrojen teknolojisinin batı ülkelerinde bu derece işlemesine rağmen , ülkemizde bu konuda hiçbir çalışma yapılmadığını açıklayan Avcı “Bunun sebebi :
· Batı ülkelerindeki dostlarımız (!!!) ve ülkemizdeki uzantıları Türkiye’nin , kendilerinin haricinde bağımsız bir teknolojiye sahip olmasından hoşlanmazlar
· Bizim insanımızda uzun süreli kültür erozyonuna tabi tutulduğu için batının hoşlanmadığı bu işe girişip batılı dostlarımızı üzmek istemez.
· Borç alarak yaşamayı bir yaşam tarzı olarak benimsediğimiz için aşırı sıkıntıya girip teknoloji üretmek yerine , hazırını borçlanarak almayı uygun görüyoruz” dedi.
Bu nedenle Türkiye’nin bugün bu konuda orta çağ karanlıklarında kaldığını sözlerine ekledi. Bu konudaki açığın kapatılmasını sanayi çarşısındaki tornacı Mehmet ustadan veya doğramacı Hüseyin efendiden beklememizin doğru olmayacağını, sorumluluğu Ankara’yı mesken tutup daha önceki dönemlerde devleti sözde daha çağdaş yapacağız deyip, Türk bilim adamlarını ve mühendislerini yok sayan, Türk teknolojisine güvenmeyen , güç ve kuvvet elindeyken devletin talanına sessiz kalanlara ait olduğuna dikkat çekti. Bu konuda yeni hükümete büyük görev düştüğünü ve orta çağ karanlığından çıkmanın mümkün olduğunu , ancak bunun verecekleri kararlara bağlı olduğunu vurguladı.

Avcı: “Ülkenin kaymağını yiyen holding patronları, dışarıdan yabancı sermaye getiriyorlar "
Ne için ? Yoğurt yapmak için
Ne için ? Su şişelemek için
Ne için ? Çikolata yapmak için
Ne için ? Marketçilik yapmak için , tamamen iç pazara dönük
.


Tüketimi arttıran faaliyetleri olmadığı gibi teknolojik boyutları da yoktur. Bir önemli olay olsa medyamız mikrofonu holding patronlarının ağzına sokacak , efendim bu konuda ne hikmet buyurdunuz diye. Mesela şöyle soru sorsa; Beyefendi bütün dünya hızla hidrojen enerjisi ile kucaklaşırken , cep telefonundan , bilgisayara, bisikletten otomobile , iş merkezlerinden konutlara kadar , siz niçin evinize 10 kW’lık bir hidrojen enerji seti alıp, bu konuda ülkemizde ilk olmak istemiyorsunuz? Veya beyefendi, yol kenarına yurtlar okullar yaptıracağınıza , okullarımıza, niçin batıda olduğu gibi birer “Hidrojen enerji sistemlerinin” deney setlerinden alıp hediye etmiyorsunuz. Duyduğumuza göre bu setlerin fiyatı 500-600 dolar gibi düşük fiyatta imiş , 1000 tane alıp hibe etseniz böyle bir konuda öncülükte bulunduğunuz için sizin soyadınızı bu projeye koyabilirler. Böylelikle hem bu teknolojilerin ülkeye girmesine öncülük etmiş olursunuz, hem de yerinde bir hayır yapmış olursunuz. Konuyu biraz sert dile getiriyoruz ki , ses getirsin . Belki de bu patronlarımız, kendilerini yanlış yerlere park ettiren çağdışı kalmış danışmanlarının kulaklarını çekerler . Böylelikle bizim ikazlarımızda yerini bulmuş olur . Bizden söylemesi , gerisini patronlarımız bizden daha iyi bilirler.



  Hidrojen devrimi kaçınılmaz..

Hidrojen devrimi kaçınılmaz

Hidro|en geleceğin en önemli enerji kaynaklarından biri olarak değerlendiriliyor. Türkiye de bu konuda ciddî çalışmalar yürütüyor; kongreler yapıyor. 8u yılın temmuz ayında "Ulusal Hidrojen Kongresi" İstanbul'da gerçekleşecek,
Kongreyi düzenleyen ve Türkiye'de hidrojene en büyük desteği veren Elimsan'm başkanı Muzaffer Avcı ile konuştuk.
Dünya fosil yakıtlardan sonrasını tartı­şıyor. Petrol ve kömür sonrası hayatın nasıl olacağı şimdiden planlanıyor. Bu planlamada hidrojene de önemli yer veriliyor. Dünyanın pek çok ülkesin­deki bilim adamları hidrojenle ilgili çalışmalar yapıyor. Türkiye ise hidrojen teknolojileri merkezi ve hidrojen kongreleri ile öne çıkıyor. Türkiye'­de hidrojene en büyük desteği verenlerden biri olan Mu­zaffer Avcı, hidrojen devriminin kaçınılmaz olduğunu söylüyor. Elimsan'm yönetim kurulu başkanı olan Avcı, diğer şirketleri de uyarıyor. "Bu devrimden kaçılmaz."
Bu yıl temmuz ayında yapılacak "Ulusal Hidrojen Kongresi" ile ilgili bilgiler de veren Avcı, siyasilerin dü­ğün ve sünnet cemiyetlerine verdikleri desteği kendileri­ne de göstermelerini istiyor.

Bugün ilk ulusal kongreye göre hidrojenle ilgili neredeyiz? Ne gibi değişim yaşadı Türkiye?
Bildiğiniz gibi ulusal hidrojen kongresini ilk defa 2002 yılında Ankara'da tertip etmiştik. O günden bu ya­na bir grafik çizersek, hidrojenle ilgili toplumun bilinç­ lendiğini görüyoruz. Ülkemizde konuya ilgi duyan fir­maların sayısı artıyor. Bu ilginin odaklaştığı ürünü me­rak eden kitle sayısı artıyor. Hidrojen tüm dünyada yeni gelişen, genç bir sektör. Bu genç girişimin Tür­kiye'de uzantısını biz görmek istiyorduk; en bü­yük amacımız buydu. Kongreleri bunun için ter­tip ettik. Geçen yıl, Türkiye'deki ikinci hidro­jen kongresi olan, "1. Uluslararası Hidrojen Kongresi"ni gerçekleştirdik. Bu kongreye 1400 bilim adamı iştirak etti. Bu ülkemiz için çok önemli bir gelişmedir. Ama çok ileri bir teknolojide, yeni bir teknolojide I tüm dünyanın bilim adamlarını Türkiye'ye "^toplamak oldukça farklı bir olaydı. Şimdi H   dünyada hidrojenle ilgili tüm firmalar Tür-I kiye'nin de hidrojen teknolojisinde belli bir ' kulvarda koştuğunu kabul ediyorlar.Sonra bu kongrenin ardından düşün­dük; bunları kurumlaştırmaya karar verdik. "Ülkemizde her sene bir hidrojen kongresi ya­palım; bir sene ulusal, ikinci sene uluslararası ol sun" dedik. Dolayısıyla periyot, iki senede bir ulusla­rarası, iki senede bir de ulusal hidrojen kongreleri şek­line dönüştü. Böylece Türkiye dünyada ilk defa her sene hidrojen kongresi tertip eden ülke oldu. Görün­meyen, sanal bir kale burcu düşünün, bu ,kale burcu teknoloji burcu. Bu burcun üzerinde, hidrojen tekno­lojisinde Türkiye'nin bayrağı dalgalanmaya başladı.


Bu kongrelerin size nasıl geri dönüşü oluyor? özellikle uluslararası kongre sonrasında...
Elimsan ülke içinde çalışan orta ölçekli bir firma. Elimsan'ı kimse tanımaz iken, hidrojen kongreleri sonrasında tanınır hale geldi. Bu bir vaka. Aynı duru­mu Türkiye için düşünün. Daha önce Türkiye bu tek­nolojide bir yere konamazken, şimdi tanınır oldu. Do­layısıyla bu kongreler iki hedefli oluyor: Birincisi, Tür­kiye'yi dünyada teknoloji konusunda ön sıralara ge­tirmek. ikincisi de, hidrojenle Elimsan'ı marka olarak veya ürün olarak değil de ülke adına yaptığı fedakâr­lık noktasında, gayret noktasında ön plana çıkarmak. Yani Elimsan bunları kar amacı ile yapmadı. Ülkesini dünya teknoloji kulvarında üst noktaya oturtmak için yaptı. Bunda da oldukça iyi neticeler alıyoruz. İyi bir noktaya geldik. Herkes hidrojen kongresini benimsi­yor. Ve bu kongreler Türkiye'de kurumsallaşıyor.

Siz yaptıklarınızla bir yol açtınız. Peki bu yoldan, peşinizden kimse geliyor mu?
Bu konuda çok önemli gelişmeleri işitmekteyiz, görmekteyiz. Son bir olay; bir hafta evvel (röportajı 13 Nisan'da yaptık) dünya çapında ısı elemanları üreten bir firmamn, doğalgazdan hidrojen, hidrojenden de elektrik elde eden yakıt pili teknolojisini Türkiye piya­sasına verme hazırlığı içerisinde olduğunu duyduk. Bu iyi ve güzel bir gelişme. Ayrıca teknoloji-yoğun ça­lışan büyük bir firmanın da hidrojenle alakalı güçlü ça­lışmalarını işitiyoruz.
Büyük bir otobüs firması hidrojenli otobüs projesinde yer aldı. Yani aşağı yukarı 10 firma kulvara girmiş vaziyette. Bu tip ciddi çalışmalar Türkiye'de başladı. Bütün bunlar Türkiye'nin beş sene içinde dünyanın ilk beş ülkesi arasında olacağını gös­teriyor. Bu çok iddialı bir sözdür, çizin bunun altını. Dünyada bazı ülkeler belli teknolojilerle, marka­larla söz sahibidir. Örneğin İsveç ve Finlandiya cep te­lefonlarıyla; İsveç saatleri ile... Türkiye'nin de düşmüş olduğu bu çukurdan çıkması için kendine özel bir konu seçmesi lazımdır. Bu da bize göre hidrojen tekno­lojileridir. Ayrıca Türkiye bu konuda şanslarını iyi değerlen­dirdi. Birleşmiş Milletler Hidrojen Teknolojileri Mer­kezi (ICHET) Türkiye'de kuruldu. Bu değeri ölçüle­meyecek kadar büyük bir katkıdır Türk insanına. Bir hediyedir. Bu kuruluşun Türkiye'ye gelmesinde çok büyük katkısı ve emeği geçen Sayın Prof. Dr. Nejat Veziroğlu, dünyada hidrojen konusunda bir numara­lı insandır, beyindir. Bu insanın Türk olması da büyük bir kazançtır. Dolayısıyla hidrojen merkezinin Türki­ye'de kurulması, bu merkezin başına dünyada bu işi en iyi bilen Veziroğlu'nun geçmesi ve hidrojen kon­grelerinin burada yapılması insanımızın ufkunu aça­cak konulardır. Bu üç unsur da diğer hiçbir devlette yoktur.

Ulusal kongreyi önümüzdeki temmuz ayında yapacaksınız. Çalışmalarınız ne aşamada?
Bu kongrenin uluslararası kongreden daha başa­rılı olacağını düşünüyoruz. Şu ana kadarki verilerden bunu söyleyebiliriz. Halkımız ve firmaların daha faz­la ilgi odağı olacak bu seneki kongremiz. Kongre, bi­limsel konferanslar ve hidrojenle ilgili ürünlerin teşhir edildiği fuar olarak iki bölümden oluşuyor. Tabii hal­kımızın yeni ürünleri görmesi çok önemli. Geçen sene yaptığımız kongrede Türkiye'ye ilk defa hidrojenle
çalışan bir otomobil geldi. Türk milleti ilk defa böyle bir aracı gördü. Bu çok güzel bir durum. Ulusal kon­grede de bunun bir benzerini yapmayı planlıyoruz. Konferansla birlikte, Türkiye'deki hidrojenle ilgili ürünlerin halkımız tarafından görülmesini, değerlen­dirilmesini organize edeceğiz.

Başvurular nasıl?
Bu noktada fikir beyan etmek için erken. Ama başvurular erken dinlemiyor. Bir hayli müracaat var. Erken de olsa kongreye bir hayli ilgi var.

Daha önceki hidrojen kongrelerine manevi desteğinizin yanı sıra maddi destek de verdiniz. Hatta masrafların çoğunu siz karşıladınız. Türkiye'de hidrojene olan ilgi arttı. Maddi destek görüyor musunuz diğer firmalardan?
En çok desteği devletin kurumlarından bekliyoruz. Daha doğrusu devleti yöneten hükümetin deste­ğini bekliyoruz. Konuya yeteri kadar alaka gösterme­sini bekliyoruz.

 

Hükümetimizin

geçtiğimiz dönem­lerde sünnet cemiyetlerine
, nikâh toplantılarına verdi­ği ehemmiyet kadar
bilimsel toplantılara,

hele hele hidrojenle ilgili bilimsel toplantıya ilgi göstermesi icap eder.

Mesela bizim uluslar arası hidrojen kongresini
Lütfü Kırdar Salonunda yaptık

. O salonu biliyorsunuz 
İstanbul’un merkezinde,

biz orda 1400 yabancı bilim adamını 
çağırdığımız yerde,

Başbakanımız da (Recep Tayyip ERDOĞAN) 

Cuma namazını kılmak için

Dolmahbahçe camisine kadar geldiği halde

bizim toplantıya iştirak etmedi.

Parasal boyuta gelince..

. Bu işin parasal boyutu,
elde edilen veri ile ölçülemeyecek kadar yüksektir.

Biz bunu niçin yapıyoruz?
Para koyup para kazanmak için değil.

Para koyuyoruz kitleyi uyandırmak için,

Türk halkını uyandırmak için
.


Verdiğimiz paranın karşılığını da
kat be kat alıyoruz.

Çünkü toplum uya­nış içinde.

Dileriz bu uyanış dalgası siyası kanatlara da iletilir.

Siyasi kadrolar da bu değişime
yeteri kadar alaka gösterir.

Toplumun
siyasetin önünde gitmesi ters bir durumdur.

Siyasi kadroların
lokomotif gibi toplumu ileriye çekmesi gerekir.

Dolayısıyla
hidrojen kongrelerinde
iktidarı ile muhalefeti ile
siyasi kadro­ların
tamamını görmek istiyoruz
.

Peki, Sayın Avcı, teknolojide neredeyiz ülke olarak? Örneğin sizin yakıt pili çalışmalarınız vardı...
Biz bu bilimsel araştırmaları yönetmek üzere, hidrojen grubumuzun haricinde

"Elimsan Bilimsel Araştırma Grubu"

adlı ayrı bir şirket kurduk.

Burada 40 bilimadamı part-time çalışmaktadır
.

Bunlar bir noktaya odaklanmış vaziyettedir. Dünyada ve Türki­ye'de hidrojen teknolojilerinin oturması için bir paza­rın oluşması lazımdır. Bu ne zaman oluşur; diyelim ki beş senede... Biz de beş sene o pazara ürün yetiştirme gayreti içerisindeyiz. Şu an planlama, araştırma safha-sındayız. Ama beş sene sonunda bu pazar oluştuğun­da; yani halkımız, insanlar, "Hidrojen pili, yakıt pili var. Ben bunu evime, aracıma takacağım" dedikleri anda biz de pazara ürünümüzü sunacağız. Şu anda bu 40 bilim adamı ile bu konuda çalışmaktayız.

Ne olacak beş sene sonra? Ne değişecek hayatımızda?
Bu suale ters bir yanıtla cevap vereyim: "Neler değişmeyecek?" diye sorabilirsiniz aslında. Mesela köklü değişikliklerden iki tanesini ben size söyleye­yim. Bu beş senenin de ötesinde, 10 sene sonra konut­larda elektrik tedariki, şehirlerdeki elektrik ihtiyacının sağlanması değişecektir. Şimdi her evde doğalgaz bağlantısı var. Daha önce söylediğim gibi, bir firma evlere konan kombilere taktığı yakıt pili ile doğalgazı ısı ve elektriğe çeviriyor. Bunlar şu an için tecrübe saf­hasında. Ama bunlar yarın, öbür gün pratik hayatımı­za girecek; uygulamaya geçecek.

Evinize gelen doğal­gazı kullanarak elde ettiğiniz hidrojenle evinizin elek­triğini sağlayacaksınız. O zaman elektrik ihtiyacınızı şebekeden, trafolardan veya enerji nakil hatlarından değil de doğalgaz borusundan sağlamış olacaksınız. Böylece her eve konacak yakıt pili ile evin elektrik ih­tiyacı karşılanacak.

Artı, bunlara bağlı olarak, hidrojenle çalışan araç almışsanız, akşam eve geldiğinizde yakıtınızı buradan dolduracaksınız. Bakınız ne kadar hayatı kolaylaştıra­cak, insanları bağımsız hale getirecek uygulamalar. Şe­bekeye, akaryakıt istasyonlarına bağlı değilsiniz.

En önemli değişimlerden biri de araç ve otomotiv endüstrisinde yaşanacak. Örneğin benzinli araçlarda yokuş aşağı giderken fren yapmanız gerekir aracınızı yavaşlatmanız için. Fren yapınca balata ısınır, balata ısınınca duman çıkar. Ama hidrojenle çalışan elektrik­li araçlarda bu böyle değil. Düğmeye bastığınız vakit, tekerlerdeki elektrik motoru bu sefer jeneratör olarak çalışmaya başlayacak. Yokuş aşağı giderken biriktirdi­ği kinetik enerjiyi yakıt pilinize vererek dolmasını sağ­layacak. Elektrikli araçların bu avantajları da var. De­ponuza doldurduğunuz hidrojenle elektrik üretiyor­sunuz. Bu elektriği tekerlere veriyorsunuz. Bunu elek­tronik kumanda ile kontrol ediyorsunuz. Mükemmel hatasız bir araca sahip oluyorsunuz.

Ayrıca, debriyaj, fren, balata, buji, marş motoru vs gibi mekanik çöplükten de kurtuluyorsunuz. Dolayısıyla bü­tün bu sektörler de değişecek. Düşünebili­yor musunuz, buji üreten, krank üreten firmaya ihtiyaç kalmayacak. Piston, şarj motoru, marş motoru yapan fabrikalara ihtiyaç kalmayacak.

Siz de işinizi kaybedeceksiniz o zaman. Çünkü elektrik malzemeleri üretiyorsunuz...
Çok güzel söylüyorsunuz. Yağmur yağacak biraz sonra. Yağmuru bekleme­nin manası yok. Yağmur gelmeden evvel içeriye kaçmak lazım. Biz de firma olarak hidrojenle bunun için alakalıyız. Böyle gi­derse 20 sene sonra bizim ürettiğimiz ürünlere ihtiyaç kalmayacak. Dolayısıyla bunların yerine ne kullanılacaksa onların üzerinde çalışıyoruz; ona kafa yoruyoruz. Diğer arkadaşlarımızı da ikaz ediyoruz. Kimsenin kaçamayacağı bir devrim mey­dana geliyor. Teknolojik bir devrim olu­yor. İşte bu devrim gelmesin diyen firma­lar; "koltuğumuzu kaybetmeyelim, rahatımızdan ol­mayalım" diyen insanlar, hidrojeni 100 senedir bir ka­fese kapatmışlar, kapıyı da üstüne kilitlemişler.

Söyledikleriniz gerçekten köklü değişimler. Devrim niteliğinde gelişmeler. Peki, bu devrim kanlı mı olacak, kansız mı?
Çok güzel söylediniz... Bu insanoğlunun tercihi­ne bağlı. Hidrojen 100 senedir hücrede bekliyor. Ve böyle bir değişimi şartlar zorluyor. Petrol, otomotiv lobileri hidrojenin kapısının açılması için telkinlerde bulunuyorlar. Ama bir güç baskı yapıyor, kapıyı aça­caksınız diye.

Kimdir bu güç?
Dünyada yaşanan çevresel olaylar... Kullanmış olduğumuz fosil yakıtların çıkarmış olduğu atıklar çevre dengesini hızla bozdu. Dünya iklim değişmele­rini yaşıyor; buzullar eriyor. Tabiatın dengesi bozulu­yor. Ve bozulan bu denge karar mercilerini zor du­rumda bırakıyor. Dolayısıyla insanlığın karşılaştığı bu felaketler istesek de istemesek de yeni teknolojileri zo­runlu kılıyor. "Kanlı mı olacak, kansız mı" dediniz. Her durumda bu devrim yaşanacak. Bunun için biz, derginiz vasıtasıyla, Türk toplumuna bir mesaj ver­mek istiyoruz: Bu devrime hazır olun. Bundan kaç­mak mümkün değildir. Hem hazır olun, hem de ön­ceden davranın.

Bir de kamu boyutu var bu işin. Türkiye'de enerji politikalarını orası belirliyor. Türkiye de bu konuda kararını vermiş görünüyor. Öngörülen enerji ihtiyacının nükleer enerji ile karşılanmasına karar verildi. Sizin bu konudaki görüşünüzü almak isteriz...

Her oturmuş, güçlü ülkelerin oturmuş enerji stratejisi vardır. Gelecekle ilgili planı vardır. Ama kendi ülkemiz için bundan bah­setmek söz konusu değildir. Türkiye'nin ulusal güvenliğini sağlayacak, garanti ede­cek ulusal bir enerji politikası maalesef bu güne kadar oluşturulmadı. 40-50 seneden be­ri bu konular ihmal edildi. Bir kere kendi kaynaklarımız varken; bunların üzerine ba­sarak dış kaynaklara atladık. Bu çok büyük bir hatadır. Su kaynağımızı yeterince kullan­madık. Rüzgâr, güneş gibi kaynakların yete­rince teşviki yok. ilerlemiş ülkelerde bunlara büyük teşvikler veriliyor.



Türkiye'de hidrojene maddi-manevi çok büyük destekler veriyorsunuz. Hiç aklınızdan geçiyor mu, "neden hep biz destek oluyoruz, yeter artık" diyor musunuz?
Bu tarih boyunca böyledir. Belli insanlar öncülük yapar, diğerleri sonradan bu olaya iştirak eder. Dolayısıyla bizim yaptıklarımız boşa giden hareketler değildir. Suyun içine atılmış bir taş gibidir; dalga dalga yayılacaktır topluma. Gelecek nesil bu yapılanları anlayacaktır.

Sizi hala hayalcilikle suçlayanlar var mı?
O arkadaşların sesi kesildi artık. Çünkü, hayal dedikle­ri hidrojenle çalışan arabayı getirdik. Biz o hayalleri yıkmak için, o duvarı yıkmak için Hyundai'nin hidrojenli aracını getirdik. O zaman demezler mi adama, "Bunun neresi hayal" diye. Adam yapmış arabayı.

Doğalgazdan elde edilen hidrojenle elektrik üretmek şimdiki sistemlere göre daha mı ucuzdur?
Bu, duruma bağlıdır. Şimdi düşünün, bir yerde püfür püfür rüzgâr esiyor, elektriği bedava elde edi­yorsunuz. Bunu bir yerde kullanmanız lazım. Elektrik fırından çıkan taze ekmeğe benzer. Bu ekmeği biraz sonra sıcacık yemeniz zor olur. Rüzgârdan ürettiğiniz elektriği hidroliz kabında hidrojene çevirirseniz, de-polayabiliyorsunuz. işte bu ucuz oluyor. Örneğin, Ka­nada'nın büyük hidrolik potansiyeli var. Aşırı elektrik üretiyorlar. Elektrik üretmeyip barajlarda biriktirdik­leri suyu boşa da akıtabilirler. Ama bu suyu barajdan bedavaya bırakmaları mı doğru yoksa elektriğe çevir­meleri mi? Onlar sudan ürettikleri fazla elektriği dev hidroliz kaplarında hidrojene çevirip, Avrupa'ya satı­yorlar. O hidrojenin elde ediliş maliyeti çok düşük oluyor. Burada tabii doğalgazın fiyatı önemlidir. Eğer ucuz doğalgaz alınabilirse, maliyeti ucuzsa, doğalgaz­dan hidrojen elde etmek şebekeden elektrik alıp hid­roliz kabı ile hidrojen elde etmekten daha ucuz olabi­lir. Ama rüzgâr veya güneşten elektrik üretiyorsanız hiçbir şeyle mukayese olmaz.

 
2000-2006 @ info@hidrojenforumu.com

Elimsan Group

 

 

 

 

NİÇİN HİDROJEN ENERJİSİ ?

Söyleşiyi Yapan : Neriman YAVUZ


Hidrojen bilinen en hafif gazdır ve yanıcı özelliğe sahiptir. En önemli özelliği yanarken , diğer yakıtların çıkarttığı karbondioksit gibi zararlı gazları çıkarmaz ve geriye sadece saf su bırakır. Yanarken alevi görülmeyecek kadar şeffaftır.
Hidrojenin tüm insanlık için önem arz eden , en büyük özelliği taşıdığı enerjiyi kolayca elektriğe çevrilebilmesine imkan sağlamasıdır.Hidrojen Enerjisinin önemi ve uygulamaları hakkında Elimsan Şirketler Grubu yönetim Kurulu Başkanı Muzaffer AVCI ile görüştük ve gazetemize şu açıklamalarda bulundu.
21.asrın tüm iletişim ve bilgi akış imkanlarına rağmen ortaçağ karanlıklarında yüzmekteyiz
Elimsan Şirketler Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Muzaffer AVCI’ya göre bu gün artık hidrojen enerjisi cep telefonlarından , dizüstü bilgisayarlara , bisikletlerden otomobillere , uçaklardan gemilere , iş merkezlerinden konutlara kadar her alanda kullanılır hale geldi.
Önümüzdeki bir iki sene içinde otomotiv sektöründe hidrojen enerjisi ile çalışan otomobillerin pazara sürüleceğini söyleyen Avcı, on sene zarfında da tüm otomobillerin hidrojen ile çalışacağını belirtti. Avcı , “Şaşırmayın diye söylüyorum , çünkü toplum olarak bu teknolojiden o kadar uzak tutuluyoruz ki, burnumuzun dibinde gelişen 21. asırın tüm iletişim ve bilgi akış imkanlarına rağmen ortaçağ karanlıklarında yüzmekteyiz” şeklinde konuştu.


“Herkül’ün kaslarını pazılarını düşünürken, Sokrates’in kafasının da büyüklüğünü unutmayın güçlü kaslar , manda da bulunur, ama dolu kafa sadece insanda bulunur”


2000 yılı Nisan ayında İTÜ Mezunlar derneği’nde bir konferans verdiklerini belirten Avcı, şu anda dünyanın belirli ülkelerinde hidrojen enerjisinin konutlara uygulandığını, pilot çalışmaların sürdüğünü ve alınan neticelerin son derece umut verici olduğunu kaydetti. 1984 yılından beri Tokyo’nun belirli bölgesinin 45000kW’lık enerji ihtiyacının , hidrojen enerji sistemlerinden karşılandığını ifade eden Avcı, hidrojen teknolojisinin gelişme aşamasında olduğunu, yüksek bir güç ve cesur bir yatırım olarak değerlendirdi. Avcı, “Şu an koskoca Türkiye’mizde , yani Japonya’yı dünya kupasında eleyen ülkemizde (!!!) 10 kW’lık bir deneme ünitesinin şu ana kadar monte edildiğini duymadık. Sakin kafayla düşünüp bir mukayese yapalım. 45000 kW güç nerede ? Onun 4500 de biri olan 10 kW nerede ? Bu mukayese basit şeylerle avutulduğumuzu ve nasıl geri bırakıldığımızın , milletçe ulusal hedeflerden nasıl soyutlandığımızın delili değil midir ? 10 kW’lık bir ünitenin fiyatı nedir biliyormusunuz ? 10.000 dolar kadar bir şey. İşte ne yazık ki koca Türkiye’mizde her yeri mumla arasanız 10 kW’lık bir enerji seti bulamazsınız. Futbolda onlar kaybediyor bizler kazanıyoruz , onlar 45000 kW’lık tesisi 1984 yılında kuruyorlar , biz ise 10.000 dolara mal olacak 10 kW’lık bir deneme ünitesine , 2002 yılına kadar sahip olamadık. Ama bizler şampiyonuz (!!!) , neyin şampiyonu ve neyin karşılığında , onun kararını siz verin. Türk milli takımı Dünya kupasında ülkemize dünya üçüncülüğünü getirdi, hepsini en içten duygularımızla kutladık. Ulusumuza bu şerefi tattırdılar. Bütün belediyelerimiz de bu gençlerin adlarını parklara , sokaklara verip heykellerini diktiler , bunlar güzel şeyler . Ancak bir şartla , ünlü yazarın dediği gibi , “Herkül’ün kaslarını pazılarını düşünürken , Sokrates’in kafasının da büyüklüğünü unutmayın güçlü kaslar manda da bulunur , ama dolu kafa sadece insanda bulunur” diye konuştu ve şöyle devam etti: Teknolojisi olmayan milletlerin ne ekonomisi , ne kültürü , ne sporu ve ne de savunma gücü olur ve her şeyi tarih sahnesinden silinir gider
“Şimdi sakinleşerek bir düşünelim , dünyada ilk defa enerji sistemlerini rasyonel hale getirip hayata geçiren kimdir biliyor musunuz? Bir Türk’tür, adı da Prof.Dr. Turgut Nejat VEZİROĞLU’dur. Şimdi politikacılarımıza soruyorum ? Hangi biriniz bu ismi tanıyorsunuz , hangi biriniz gururumuz olan değerli insanın adını bir parka , bir caddeye veya kütüphaneye koymayı düşünüyorsunuz ? Zengin iş adamlarımız, sosyal kulüplerimiz, sivil toplum kuruluşlarımız acaba hangibiriniz, dünyada Türk bilim adamlarının adını yücelten bu insana şilt vermeyi düşünüyorsunuz ? Ulusça artık şunu iyice anlamamız gerekmektedir ; riyakarlık , yağcılık, dalkavukluk ve pısırıklık devrini artık kapayalım , kimseden korkmadan , herkes için acı da olsa gerçekleri görelim ve konuşalım. Dünyayı da gerçekçi insanların yönettiği gerçeğini de artık kavrayalım. . Ulusça şunu asla unutmamamız gerekir , teknolojisi olmayan milletlerin ne ekonomisi, ne kültürü , ne sporu ve ne de savunma gücü olur ve her şeyi ile tarih sahnesinden silinir gider. Bunun dışındakiler hepsi avutmadır hikayedir” dedi.

 

 


Saf sudan başka hiçbir atık madde bırakmıyor


Bu gün konutlar için , 1kW, 2 kW, 5 kW , 10 kW’lık sistemler üretildiğini ve satılmaya başlandığını açıklayan Avcı, bu pazarın hızla gelişeceğini de sözlerine ekledi. Avcı , her konuta müstakil olarak monte edilen hidrojen enerji sistemlerinin elektrik ve ısınma ihtiyacının tümünü karşıladığını ve saf sudan başka hiçbir atık madde bırakmadığını söyledi. Bu konutların ulusal şebekeden gelen bir arızadan veya elektrik kesintilerinden etkilenmediğini belirtti.
Avcı , “Eğer bu sistemler gelişir ise hiçbir şüphemiz yoktur ki hızla gelişecektir , elektrik enerjisini üreten , ileten ve dağıtan kurumlara ve bunlara hizmet veren sektörlerin tümüne gerek kalmayacaktır.
Elimizdeki elması cam parçasıyla değiştirmeyelim
Avcı “Amerika ve Rusya gibi büyük ve zengin ülkelerin insanları , bizim ülkemiz insanının petrole ödediği bedelin dörtte biri kadar bedel ödemektedirler. Hem zenginler , hem de bizden az bedel ödüyorlar. Peki bu noktada durup biz Türkler, ulusça ne yapmamız gerektiğini bir düşünelim , hangi avantajı arkamıza alıp bu sıkıntıdan , bu girdaptan kurtulabiliriz ? Bunun cevabı ise çok basit –hidrojen”.
Hidrojen elde etmenin bir çok metodu olduğudu ifade eden Avcı, En basit ve ucuz yolunun bor madeni kullanılarak elde edilmesinin mümkün olduğunu açıkladı . Avcı , bu konuda uluslar arası firmaların deneyler yaptığını ve sonuçların umut verici olduğunu sözlerine ekleyip şöyle devam etti : “Bor madenin başka alanlarda da kullanılması mümkündür. Örneğin: Nükleer enerjide. Bu kadar değerli bir madenin en çok hangi ülkede bulunduğunu biliyor musunuz? Sıkı durun dünya rezervlerinin büyük bir kısmı ülkemizdedir. Bu ülkemiz insanının içine yuvarlanmış olduğu uçurumdan kurtulmak için yukarılardan uzatılmış bir kurtuluş halkasıdır. Şimdi aklımızı başımıza alıp bu madenleri elimizden kapmak isteyen dostlarımızın (!!!) ayak oyunlarına gelip , böylesine kıymetli maden rezervlerimiz elimizde varken uydurma seneryolar ile maceraya girip , bor madenlerimizi koruyamayacak duruma düşmeyelim. Bu avantajın ne demek olduğunu biliyor musunuz ? Yakında piyasaya sürülecek olan hidrojen yakıtlı arabalardan bor türevleri (bu konudaki deneylerin sonuçları umut vericidir) ile çalışan bir tanesine sahip olduğunuzda İstanbul’dan Ankara’ya gitmek istediğinizde arabanıza 1 kg’lik bor sülüsyonu koymanız yeterli olacaktır. Bu yakın bir ihtimal mi yoksa uzak mı diye sorarsanız cevabı çok basittir. Ayakları kasları kuvvetli adamların başa , kafaları kuvvetli adamları ayaklar altına almaya devam ederseniz imkansız , aksini yaparsanız 2010 yılına kadar bütün bunların hepsi gerçek olabilir. Ülke de , ulusta bu ekonomik kaostan kurtulur. Mühim olan kaostan beslenenlerin yani ülkemizi ve ulusumuzu mahkum etmek isteyenlerin oyununu bozmaktır” dedi.

 

 

Ekolojik denge bozuluyor


Avcı, bütün bilim dünyasının , ekolojik dengenin bozulduğunu ve bunun en büyük etkeninin petrol kullanımı olduğunu açıkladıklarını belirterek sözlerine şöyle devam etti: “ Dünyamızın oksijen kaynağı olan ve karbondioksiti alıp , bizlere oksijen veren ormanlarımız azalırken , bunun aksine olarak otomobillerimizin sayısı artmaktadır.bunun tabii bir neticesi olarak ta, atmasfordeki karbondioksit oranı, biz insanların aleyhine süratle bozulmakta ve ortaya sera etkisi çıkmaktadır. Dünyamızın adeta güneşin altında camları kapatılmış bir otomobil gibi gittikçe iç ısısı yükselmektedir. Bu ısı yükselmesine bağlı olarak buzullar erimekte ve denizlerin seviyesi şimdilik yılda 1cm yükselmektedir. Bu tempolu gidiş eğer bir şekilde durdurulamaz ise bu asrın sonunda bilim adamları denizlerin seviyesinin 18m artacağını tahmin etmektedirler. Böylesine bir durumun dünyayı ne hale sokacağını artık siz tahmin edin” şeklinde konuştu.
Üretmek yerine hazırını borçlanarak almayı uygun görüyoruz
Hidrojen teknolojisinin batı ülkelerinde bu derece işlemesine rağmen , ülkemizde bu konuda hiçbir çalışma yapılmadığını açıklayan Avcı “Bunun sebebi :
· Batı ülkelerindeki dostlarımız (!!!) ve ülkemizdeki uzantıları Türkiye’nin , kendilerinin haricinde bağımsız bir teknolojiye sahip olmasından hoşlanmazlar
· Bizim insanımızda uzun süreli kültür erozyonuna tabi tutulduğu için batının hoşlanmadığı bu işe girişip batılı dostlarımızı üzmek istemez.
· Borç alarak yaşamayı bir yaşam tarzı olarak benimsediğimiz için aşırı sıkıntıya girip teknoloji üretmek yerine , hazırını borçlanarak almayı uygun görüyoruz” dedi.
Bu nedenle Türkiye’nin bugün bu konuda orta çağ karanlıklarında kaldığını sözlerine ekledi. Bu konudaki açığın kapatılmasını sanayi çarşısındaki tornacı Mehmet ustadan veya doğramacı Hüseyin efendiden beklememizin doğru olmayacağını, sorumluluğu Ankara’yı mesken tutup daha önceki dönemlerde devleti sözde daha çağdaş yapacağız deyip, Türk bilim adamlarını ve mühendislerini yok sayan, Türk teknolojisine güvenmeyen , güç ve kuvvet elindeyken devletin talanına sessiz kalanlara ait olduğuna dikkat çekti. Bu konuda yeni hükümete büyük görev düştüğünü ve orta çağ karanlığından çıkmanın mümkün olduğunu , ancak bunun verecekleri kararlara bağlı olduğunu vurguladı.
Avcı: “Ülkenin kaymağını yiyen holding patronları, dışarıdan yabancı sermaye getiriyorlar "
Ne için ? Yoğurt yapmak için
Ne için ? Su şişelemek için
Ne için ? Çikolata yapmak için
Ne için ? Marketçilik yapmak için , tamamen iç pazara dönük.
Tüketimi arttıran faaliyetleri olmadığı gibi teknolojik boyutları da yoktur. Bir önemli olay olsa medyamız mikrofonu holding patronlarının ağzına sokacak , efendim bu konuda ne hikmet buyurdunuz diye. Mesela şöyle soru sorsa; Beyefendi bütün dünya hızla hidrojen enerjisi ile kucaklaşırken , cep telefonundan , bilgisayara, bisikletten otomobile , iş merkezlerinden konutlara kadar , siz niçin evinize 10 kW’lık bir hidrojen enerji seti alıp, bu konuda ülkemizde ilk olmak istemiyorsunuz? Veya beyefendi, yol kenarına yurtlar okullar yaptıracağınıza , okullarımıza, niçin batıda olduğu gibi birer “Hidrojen enerji sistemlerinin” deney setlerinden alıp hediye etmiyorsunuz. Duyduğumuza göre bu setlerin fiyatı 500-600 dolar gibi düşük fiyatta imiş , 1000 tane alıp hibe etseniz böyle bir konuda öncülükte bulunduğunuz için sizin soyadınızı bu projeye koyabilirler. Böylelikle hem bu teknolojilerin ülkeye girmesine öncülük etmiş olursunuz, hem de yerinde bir hayır yapmış olursunuz. Konuyu biraz sert dile getiriyoruz ki , ses getirsin . Belki de bu patronlarımız, kendilerini yanlış yerlere park ettiren çağdışı kalmış danışmanlarının kulaklarını çekerler . Böylelikle bizim ikazlarımızda yerini bulmuş olur . Bizden söylemesi , gerisini patronlarımız bizden daha iyi bilirler.

 
2000-2006 @ info@hidrojenforumu.com
Elimsan Group

 

 

 

 

web tasarım

 





 

 

 

 

Küreselleşme ile beraber dünyanın egemen güçler tarafından parsellenmesi, iktidar olmak ile muktedir olmayı tartışılır hale getirdi. Sermayenin enternasyo-nalize olması ile beraber, hükümet edenler ile hüküm verenler birbirinden ayrılır hale geldi. Bu da ulus devletlerin bağımsızlıklarını tartışılır kıldı. Bunlar olurken, küreselleşme karşısında küresel-yerel savları savunan alternatifler doğdu. Ülkemizde de, özellikle hidrojen enerjisinde, küresel düşünüp, yerele uygulayan şirketler göze çarpıyor.

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu bağlamda Türk girişimcisinin, bu ürünleri üretenlere de saygı duyarak, sadece şeker, çikolata, bisküvi üretmediğini, aynı zamanda teknoloji de üretebilecek potansiyele sahip olduğunu gösteren firmalardan biride Elimsan AŞ�dir. Biz de Ekoloji Magazin dergisi olarak Elimsan A.Ş�nin yönetim kurulu başkanı Muzaffer Avcı ile Hidrojen enerjisinde ne tür çalışmalar yaptıklarından, ülke olarak ne durumda olduğumuza ve ne tür zorlukların olabileceğine kadar konuştuk.

 

 

 

 

 

 

 

 

Dünya fosil yakıtlarına alternatif yakıt olarak hidrojenin, 21.yy�ın enerji kaynağı olacağı söyleniyor. Sizin de Elimsan olarak Hidrojen Enerji Forumunuz var. Bu forum ne amaçla kuruldu?

 

 

 

 

Batı toplumlarıyla Türk toplumu arasında her konuda olduğu gibi hidrojen enerjisi konusunda da seviye farkı var. Biz Elimsan olarak uluslararası fuarlara katılıyoruz. 2002 yılında Hannover fuarına katıldığımızda, hidrojenle çalışan ürünler bizi şaşkına çevirdi. Burada cep telefonundan otomobile kadar, bireysel konutlardan toplu konutlara kadar, hidrojen kullanım sahasına girmiş. Avrupa�da bu tür çalışmalar olmasına rağmen Türkiye�de fazla çalışmanın olmadığını gördük. Bunun için toplumumuzu hidrojen enerjisi konusunda bilinçlendirmek için hidrojen enerjisi forumunu kurduk. Bu forum çerçevesinde dergiler çıkarıyoruz, toplantılar yapıyoruz, okullara deney setleri tedarik ediyoruz.

 

Elimsan bünyesinde şu an hidrojenle çalışan bir ürün yok. Ama bununla ilgili konferanslar düzenliyorsunuz. Amaç ilk önce dikkatleri bu noktaya çekip, sonra mı ürün üretmek?

Evvela hidrojen enerjisi konusunda çalışacak beyinleri yetiştirmeye ihtiyacımız var. Bununla beraber bu teknolojiyi benimseyecek insanlarda, bilinç oluşturmak gerekiyor. Eğer siz topluma bu teknolojiyi be-nimsetemezseniz, teknoloji toprağa değil de kavonoza atılan bir tohum gibi çürür.

Hidrojen enerjisi konusunda Elimsan olarak yeterince kamuoyu oluşturduğunuza inanıyor musunuz?

Biz bu konuda yaptığımız çalışmalardan çok iyi ne-ticeler aldık. Hidrojen forumu ilk önce 2002 yılında ulusal manada tertip edildi, 2003�de daha güçlü olarak bu forumu düzenledik. Bu forumlardan aldığımız geri bildirimler sonucu, 2005 yılında bunu uluslararası çapta düzenlemeye karar verdik. Batı dünyasında bile bu çapta hızlı bir çalışma mevcut değil. Türk toplumu olarak bilime ve teknolojiye susamış bir toplumuz. Bunu hakim devletler dolaylı ya da doğrudan engelle-yerek, teknolojik gelişmelerin toplumumuzla tanışması engelliyor.

Hidrojen petrole karşı alternatif enerji kaynağı. Bu yüzden hidrojenle çalışan ürünlerin petrol şirketleri tarafından engellenmesi söz konusu olabilir mi?

1960�lı yıllarda Amerika�da hidrojenle çalışan araçlar yapılmış, ancak bundan çıkarı zedelenen petrol şirketleri bunu engellemiştir. Hidrojen bu yüzden 20 sene gündemdeki yerini kaybetmiştir. Fakat, sonraları konvensiyonel yakıtların çevreye verdiği zarar neticesinde, bilinçli insanlar alternatif enerji kaynaklarına yönelmişlerdir. Bu yakıtların çevreye verdiği zararlar bir gün mutlaka hidrojen enerjisine geçmeyi insanları mecbur bırakacaktır.

1992 yılında BM�de, Iklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi imzalandı. Bunu, 1997 yılında Kyoto Antlaşmasının imzalanması izledi. Her iki metine de ABD ve diğer büyük güçler imza atmadı. Çünkü dünyada tüketilen enerjinin % 25�i ABD�nin payına düşüyor ve atmosferdeki sera etkisi yapan gazların %25�i de yine bu ülke tarafından salınıyor. Karşınızda mücadele ettiğiniz böyle bir dev olduğunun farkındasınız değil mi?

Insanların bu yaşadıkları çevre sorunlarının sebeplerini gösterip geriye çekilmek yeter. Bundan zarar gören insanlar da buna sebep olan güçlere karşı bir baskı unsuru oluşturacaklardır. Bir diğeri fosil yakıtların tükenebilir oluşudur. Bunlar tükendiği zaman yakıt olarak ne kullanılacak? Ayrıca petrolün tükenebilir olmasından dolayı petrolün hammadde olarak kullanıldığı plastik ve bunun türevleri nasıl üretilecek? Bu yüzden petrol yakıt olarak değil de, bu ürünleri üretmekte kullanılacak hammade olması zorunluluğu karşımıza çıkmaktadır.

******

Biz hidrojen konusundaki düşünce şekliyle Avrupa�ya daha yakınız. Ancak bugün Avrupa�da 10 ülkede hidrojenle çalışan araçlar yollarda yolcu taşıyor.
Neden bizim ülke-mizde böyle bir çalışma yok?
------------------------------------------------------------------------

Biz Avrupa�daki tüm çalışmaları devletimize sunduk,

fakat bu konuda son derece duyarsız davrandılar.

Bunun yanında toplum bu konuda istekli ve bilgili olmalıdır. Eğer toplumda bir talep yoksa belediye başkanı bu araçları neden getirsin?
***
Örneğin ABD�de şu an Kaliforniya Valisi olan Arnold Schwarzenegger seçim propagandasını hidrojen enerjisi üzerinde yapılandırmış ve bu da seçimi kazanmasında etkili olmuştur.

***
Istanbul�da 2500 tane belediye otobüsü zehir saçıyor.

Mercedes firması hidrojenle çalışan araçları üretti ve
---------------------------------------------------------------------------------
ülkelere üçer-beşer dağıttı.
-------------------------------------------
Istanbul belediyesi buna dahil olabilirdi,
---------------------------------------------------------------
fakat tüm uyarılarımız maalesef etkisiz kaldı.
----------------------------------------------------------------------
***

Peki ekonomik iş çevrelerinin bu konuya bakışı nasıl?
-----------------------------------------------------------------------------------

Sessizlik hakim.
-------------------------
***
Bu da onların kendi geleceklerini göremediklerinden kaynaklanıyor. Teknoloji yoğunluklu çalışmalara yatırım yapmak onlar için çok ağır ve riskli. Bunun dışında hidrojen enerjisi kullanımı başlayınca otomotiv sektörü bundan olumsuz et-kilenecek. Çünkü bu onlar için yeniden yapılanma demektir. Bu yüzden çok sıcak bakılmıyor. Ancak yeni nesil buna çok sıcak bakıyor. Bu yüzden gençlere çok güveniyorum.

Verdiğiniz bilgilerden dolayı teşekkür ederiz.

 

 

 

 

 

 

 

 

Ben teşekkür ederim.


https://www.google.com.tr/amp/www.hurriyet.com.tr/amp/gundem/burnunun-dikine-gitti-yabanciya-orta-gerilim-de-pes-dedirtti-6904341



























TÜRK
 girişimcilerinin cesaretinin en büyük sermaye olduğuna inanan Elimsan Şirketler Grubu Başkanı Muzaffer Avcı’nın 1972’de Yıldız Teknik Üniversitesi Elektrik Mühendisliği Bölümü’nden mezun olmasıyla başlayan girişimciliği, kendi deyimiyle ’take-off’ (kalkış) noktasına geldi. Muzaffer Avcı, sermayesiz çıktığı yolculukta çok önemli deneyimler elde ettiğini ve Türk gençlerinin ’sermayesiz olmaz’ yargısına kapılmaması gerektiğini söylüyor. Avcı şöyle başlıyor anlatmaya: "1950 Sakarya doğumluyum. İlkokulu ve orta okulu Sakarya’da okudum. Liseyi ise İzmit Sanat Enstitüsü’nde bitirdim. Bizim zamanımızda ilkokuldan sonra sanat enstitülerine gidilirdi. Enstitüsü yıllarında bölüm ayrılmazdı ve talebe bütün bölümlerde 3’er ay eğitim görürdü. 12-13 yaşındaki bir çoçuk olarak bizler demir atölyesine girer büyük şahmerdanda demir şekillendirirdik."

ELEKTRİK DİYE TUTTURDUM: Kafkasya göçmeni bir ailenin çocuğu olan Muzaffer Avcı, çoğu zaman eleştirilere konu olan ’Çerkez inadı’na pozitif anlamda küçük yaşlardan itibaren kapıldığını belirtiyor ve şöyle devam ediyor: "Ben orta okul aşamasından sonra mutlaka elektrik bölümünde okumak için inat ettim. Adapazarı’ndakinde bu bölüm yoktu. İzmit’tekinde vardı ama ailem beni Adapazarı’ndan İzmit’e göndermedi. Ben de inadımı sürdürdüm ve 1 yıl bakkalda çalıştım. Sonraki yıl hocalarımın da ısrarı ile İzmit’te elektrik bölümüne gitme iznini kopardım. İzmit’e her sabah trenle gidip her akşam trenle Adapazarı’na eve dönerek okudum. Okulumu ve bölümümü çok sevdiğim için çok çalıştım ve trende ders çalışarak okulun en başarılı öğrencileri arasına girdim."

YILDIZ TEKNİK’TE MÜHENDİS: Muzaffer Avcı, küçük yaştaki inatçılığı yüzünden büyüklerinin ’hep burnunun doğrultusunda gidiyorsun’ diye kendisini eleştirdiğini de belirtiyor ve şöyle devam ediyor: "Ama ben gençlere hep ne olmak istiyorlarsa o konuda inatçı olmalarını öneririm. İyi ki ben öyle yapmışım. Enstitüyü bitirdikten sonra Yıldız Teknik Elektrik Bölümü’ne devam ettim ve 1972’de elektrik mühendisi olarak mezun oldum, Adapazarı’na döndüm. Yine bir konuda inat ettim ve ’hiçbir zaman devlet işinde çalışmayacağım. Kendi işimi kurup ülkeme devletime daha yararlı olacağım’ dedim. Adapazarı’nda bir büro açtım. Ancak Adapazarı’nda inşaatlarda mühendise proje yaptırma mecburiyeti yoktu. İstanbul’dan iş alıp, Adapazarı’nda çizip, para kazanmaya başladım."

İTHALATÇIYA İNAT ÜRETİM: Muzaffer Avcı, bir başka ciddi inadını da şöyle özetliyor: "1973-75’ler ülke döviz sıkıntısı yaşıyor, ithal mallar çok değerli. Doğu Bloku malları bile kapışılıyor. Bir müşterim orta gerilim devre kesicisi istedi. İstanbul’a ithalatçıya gittim. 36 bin voltla çalışan komplike bir sistem. İthalatçı ’saat onikiye kadar para getirirsen malı alırsın, yoksa başkasına satarım’ dedi. Bu benim çok gücüme gitti ve bu üründen bir tane alıp Adrapazarı’a getirdim. Ürünü civatalarına kadar söktük. 250’den fazla parça çıktı. Parçaları imalathanelere dağıttık. Bütün parçaları yaptırdık. Yılda 20-25 tane ithal sattığımız cihazdan ayda 25 tane yerli satar olduk. Yaklaşık 4 sene böyle sürdü ve çok iyi sermaye biriktirdik."

Girişimci mühendisleri ortak aldı, 12 şirket kuluçkada

ELİMSAN Şirketler Grubu Başkanı Muzaffer Avcı, büyüme için de farklı bir model oluşturduklarını söylüyor ve şöyle konuşuyor: Tüm ürünlerin parçalarını yani yan sanayisini kendimiz kuruyoruz. Buradaki arazimiz 750 dönüme çıktı ve 4 fabrika oluşturduk. Yetenekli mühendislere yüzde 55 hisse verip ortak alıyorum, imalat için tesisi kuruyorum ve başına geçiriyorum. Bu şekilde 12 şirketimiz kuluçkada. 3 fabrika ise faaliyete geçti. Grup olarak geçen yıl yüzde 25’i ihracattan 30 milyon YTL ciro yaptık ve geçen ay da Nijerya ile 18 ayda teslim şartlı 60 milyon YTL’lik sözleşme imzaladık. 300 kişilik istihdamımız var, hedefimiz dünyada da yabancı devlerle rekabet edebilmek. 6 bin adet/yıl OG Metal Mahfazalı Modüler Hücre, 6 bin adet/yıl OG Vakumlu ve SF6 Gazlı Devre Kesici ve 3 bin adet/yıl YG Ayırıcı kapasiteye ulaştık. Şimdi hidrojen teknolojileri konusunda da çalışmalara başlıyoruz."   

SAVUNMA SANAYYİNDEKİ HELİKOPTER GİRİŞİMİMİZ ENGELLENDİ              










Elimsan Muzaffer AVCI info@hidrener.com Tel : (262) 375 32 10 Fax : (262) 375 23 22 E-posta : info@hidrener.com Adres : HİDRENER Hidrojen Enerji Sistemleri A.Ş. Uzuntarla-İZMİT / TÜRKİYE

 MUZAFFER AVCI  HELİKOPTER SEVDAMIZ







savunma sanayine el attık, 

ülkenin ihtiyacı olan helikopter konusunu ele aldık


Bu konuda ülkemizin ihtiyacını çözeriz diye devreye girdik. 

Türkiye o gün, 

bizim devreye girdiğimiz günlerde 
batı tarafından, 
Amerika tarafından ambargoya tabi tutulmuştu


Bu ambargoyu kırmak üzere ve 
ambargodan bağımsız olacak bir şekilde 
hareket etmesi içi


bir helikopterin yapılabileceğini 
kanıtlamak üzere kolları sıvadık
.

Alternatif ülkelerden, Rusya’dan, 
dünyanın en gelişmiş helikopterini, 
kendilerini ikna ederek 
Türkiye’ye getirdik, 

6 ay elimizde kaldı,

Ankara’da, İstanbul’da gösteriler yaptık 

bu helikopteri Türkiye’de yapabileceğimizi yetkililere ilettik

Fakat 
Türkiye ağır bir ambargo altında olduğu için
bu konuda bize yeşil ışık yakmad
ı

Hatta yetkililer tarafından, 

bizi seven ve koruyan yetkililer tarafından 

bu işi fazla kurcalamamamız hususunda 
ikaz aldık. 
O nedenle geri çekildik.
 


Halbuki o günkü şartlarda 
o getirdiğimiz helikopterin sivil versiyondan 
on tanesini satmış olsaydık 
bu işi başarırdık


Helikopterlerin bakımı ve revizyonu ile alakalı orduda iyi yetişmiş,
40 yaşında emekli olmuş başçavuşlarımız var,
değerli subaylarımız var, 
bu subaylardan bir kadro oluşturup
hemen faaliyete geçebilirdik,

bunun için hatta temel bile attık 
törene zamanın Savunma Bakanı 
Mehmet Gölhan da geld
i. 

Fakat akabinde pazar konusunda bize bir takım
olumsuz sinyaller gelince vazgeçtik

Olumsuz sinyaller geldiğini söylediniz. 

Birçok insan var, bunları zan altında bırakmamak,

okuyucularımızın da merakını gidermek için

isim vermeden bildiğiniz şeyleri anlatabilir misiniz?


Şu anda bu konuda bir şey söylemek uygun olmaz.

Sadece şunu söyleyebilirim. 

Devletin üst düzey yetkililerinden bizi sevenler 

“bu işi fazla kurcalamayın” dediler
,

bu işin adresi bellidir, 
helikopterlerin nereden alınacağı bellidir. 
Türkiye helikopter ihtiyacını ne şekilde tedarik edecektir 
o da bellidir, 

bu değişmez” dediler


“Bunun için alternatif şeyler getirmeyin.

O günden bu güne Türkiye birçok alternatif şeyler denedi, 
dener, ama

planlanmış şekilden ve
helikopter tedarik etme konusunda daha önce alınmış kararların dışına çıkmazlar.
Başka firmalara da asla gitmezler


Türkiye’nin açtığı helikopter ihalesine birçok firma girer. 

Ama şu kadarını söyleyeyim bir 
Amerikan firmasının ne edeceğini onlar bilirle
r. 

Avrupalı firmalar var,

diğer firmalar var iştirak etmiyorlar. 

Niye? 

Çünkü Türkiye’de oturmuş olan bir zihniyet var. 

Amerikan helikopterlerinden alma kararı kesindir. 

Bu değişmez
… 

Sadece bunları sıkıştırmak 
ve pazarlık yapabilmek için 
alternatif olarak diğer firmaları gündeme aldıkları aşikardır


Bunu herkes bilir. Bugün böyle yarın ne getireceğini bilemeyiz. 



TÜRKİYE’YE HER ŞEY GELİR AMA İLERİ TEKNOLOJİ ŞEYLERİ GELMEZ 







 
  *** SİZİ KUTLUYORUZ *** BUGÜN 1179978 ziyaretçi (2609777 klik) MİSAFİRİMİZ OLDUNUZ ***  
 
haberler haberler


Google Arama
Sitemde Arama
Yaşam ve İnsanlar

İstanbul Servisleri Neden Pahalı ? burakesc
Namaz Kılan Minik ile burakesc
GİMDES Helal Gıda Ramazan Buluşması burakesc
Bu web sitesi Łcretsiz olarak Bedava-Sitem.com ile oluşturulmuştur. Siz de kendi web sitenizi kurmak ister misiniz?
‹cretsiz kaydol