Create Your Own Countdown

Google

   
  *** İYİLİK İ«İN KOŞANLARIN YERİ***
  Prof. Dr.T.Nejat VEZİROĞLU
 




Frame1
NEJAT VEZİROĞLU ile ilgili görsel sonucu

X7IyXKQAwLE <<BELGESEL  TIKLA








*******
NEJAT VEZİROĞLU ile ilgili görsel sonucu

5 Mayıs 2005 Saat 13:48


Prof. Dr. T. Nejat Veziroğlu'nun İsmi Arjantin'de Bir Bölgeye Verildi….

Dünya Hidrojen Enerjisi Derneği ve ICHET (Uluslar arası Hidrojen Enerjisi Araştırma Merkezi) Başkanı Prof. Dr. T. Nejat Veziroğlu'nun ismi, Hidrojen Enerjisi'ne katkılarından dolayı Arjantin'de bir bölgeye verildi. Geçtiğimiz günlerde, rüzgardan hidrojen enerjisi üretimi ile ilgili bir projeyi başlatmak üzere Arjantin'e giden Veziroğlu, burada büyük bir sürprizle karşılaştı. Ülkemizin yetiştirdiği en büyük bilim adamlarından birinin ismi, kendi ülkesinden binlerce kilometre uzakta bir başka ülkede ölümsüzleştirilmişti.



*******




 

Nejat Veziroğlu buruk ayrılıyor
Hidrojen enerjisini dünyaya duyuran Prof. Dr. Nejat Veziroğlu, ICHET'teki görev süresi dolduğu için Amerika'ya dönüyor. Türk Hükümeti'nin 4 yıldır kendilerine arsa tahsis edememesinden dolayı üzüntülü olduğunu söyleyen Veziroğlu, ülkenin ekonomik bağımsızlığını hidrojen enerjisi ile sağlayabileceğini ileri sürüyor.


*******




Dr. V EZİRĞLU buruk ayrılıyor

 

Hidrojen enerjisi konusundaki en önemli çalışmalar otomotiv şirketleri tarafından yapılıyor. Bunlardan Toyota, Cenevre Otomobil Fuarı'nda hidrojen yakıt piliyle çalışan aracını tanıttı.









YENİLENEBİLİR

 

 

 

Nejat Veziroğlu ABD'ye dönüyor

Dr. V buruk ayrılıyor

Hidrojen enerjisini dünyaya duyuran Prof. Dr. Nejat Veziroğlu, ICHET'teki görev süresi dolduğu için Amerika'ya dönüyor. Türk Hükümeti'nin 4 yıldır kendilerine arsa tahsis edememesinden dolayı üzüntülü olduğunu söyleyen Veziroğlu, ülkenin ekonomik bağımsızlığını hidrojen enerjisi ile sağlayabileceğini ileri sürüyor.

Dünya iklim değişimini iliklerine kadar yaşarken, hidrojen enerjisine olan ihtiyaç bir o kadar daha yoğunlaşıyor. Çünkü, iklim değişimine neden olan fosil yakıtlara en önemli alternatiflerinden biri hidrojen. Hidrojen enerjisi denince ilk akla gelen ad, Prof. Dr. Nejat
Veziroğlu. Dünyada Dr. V olarak tanınan Veziroğlu, 1970'li yıllardaki "petrol krizi" sonrası
geliştirilen hidrojenden enerji üretimi projesi fikrinin sahibi. İlk olarak dünyada, son birkaç yıldır da Türkiye'de pek çok kişi tarafından tanınıyor. Veziroğlu, dünyanın ve daha da önemlisi Türkiye'nin kurtulmasının hidrojen enerjisi ile olabileceğine inanan ve bu konuda çalışmalar yürüten bir bilim adamı. En önemli projesi ise Uluslararası Hidrojen Enerjisi Teknolojileri Merkezi'ni (ICHET) kurması. Daha önemli olansa, Birleşmiş Milletler Sınai Kalkınma Teşkilatı'na (UNIDO) bağlı merkezi İstanbul'da kurmuş olması.

Mayıs 1994 tarihinde açılan merkezin ilk işlevi, dünyanın hidrojen ekonomisine geçmesini sağlaması. Bu konuda dünyanın birçok ülkesinde ve Türkiye'de çalışmalar yürütülüyor. Ancak, Veziroğlu'nu da üzen bir sorun henüz aşılmış değil. Merkezin yerleşeceği arsanın bir türlü tahsis edilememesi. Kurulduğu günden de önce başlayan arsa tahsis bilmecesi, Türkiye bürokrasisinin içerisinde kaybolmuş durumda. Kendisi sürem doldu gidiyorum dese de, belki de yarım yüzyıl sonra tekrar Türkiye'ye gelen Nejat Veziroğlu'nun geri dönmesine arsa sebep olmuş olabilir.

ABD'den geldiniz, şimdi tekrar dönüyorsunuz. Geldim, işleri yoluna koydum ve huzurlu
bir şekilde gidiyorum diyebiliyor musunuz?

Evet, geldim, gayet güzel kuruldu merkez. Burada raporları var yapılan işlerin. Güzel bir ekip
kurduk, bu ekibin dağıtılmaması lazım. Milletlerarası çapta insanlar var burada; ABD'den, İngiltere'den, Fransa'dan, Hindistan'dan, Mısır'dan. Eğer bunlar giderse, bu çapta insan bir daha gelmez. O zaman burası sıradan bir merkez olur. Yani dünyada yüzlerce merkez var, ama burası dünyanın hidrojen merkezi.

Arsa sorunu oldukça uzadı. Bu süreç bitmezse merkezin İstanbul'daki yeri tehlikeye
girer mi?

Olabilir, olabilir... Zaten kurulma aşamasında Japonlar merkezin kendi ülkelerinde olması için çok ısrar ettiler. Fakat ben Dünya Hidrojen Konseyi Başkanı olduğum için, idare heyetindeki Japonlara, "Dokunmayın, bu Türkiye'de olacak" dedim. Ama ben bırakınca ne olur bilmiyorum

Arsayı alıp bir kampus binası yapacaktınız. Bunu gerçekleştirememiş olmak sizi nasıl etkiledi?

Binaların yapılmamasına üzüldüm tabi. Ben buradayken, binalar tamamlansaydı, merkezimize geçseydik çok daha huzurlu gidecektim. Arsa sorunu merkezde de herkesin canını sıktı.

Çünkü Sarıyer'de merkezin ihtiyaçlarına uygun bir arsa bulmuştuk. Rüzgarı kuvvetli, deniz üzerinde, Karadeniz'in derinlerindeki hidrojen sülfürlü sularından istifade edip Ar-Ge çalışmaları yapılacak, boğaz akıntılarından faydalanılacak bir yerdi. Çünkü merkez aynı zamanda bir pilot proje olacak; bütün enerjisi yenilenebilir kaynaklardan üretilecek hidrojenden sağlanacak ve hidrojenle çalışacak. Bu yeri Çevre ve Orman Bakanlığı verdi. Bakan Osman Pepe, hidrojenin ehemmiyetini gayet iyi biliyor. Küresel ısınmayı kökünden halledecek hidrojendir. "Böyle bir merkeze ev sahipliği etmekten onur duyarız. Siz
seçin ben vereceğim" dedi. Seçtik. Enerji Bakanı'ndan yazı getirin vereceğim o yeri dedi. Ve hakikaten Orman İdaresi, "Yeri verdik" diye yazdı. Arsayı Enerji Bakanlığı talep etti, Çevre ve Orman Bakanlığı verdi. Bu sefer Enerji Bakanlığı'nın, "Kabul ettim o yeri" demesi lazım, ama bir senedir bunu diyemedi. Sebeplerini de söylemiyorlar, çok tuhaf.

Mesela Amerika'da bir yazıya 1-2 günde cevap vermezlerse sebebini söylerler; "Şu sebeplerden dolayı uygun bulmuyoruz, başka yeri arayın" diye. Ama Türkiye'de tam bir dipsiz kuyu, taş atıyorsunuz, ses çıkmıyor.

Arsa sorunu devam ediyor mu hala?

2 ay kadar önce UNIDO'dan bir telefon geldi, "Enerji Bakanlığı 6 yer daha önerdi, onlara da bir bakın" diye. Ambarlı, Ataköy, Tuzla, Cumhuriyet Köyü, Alibeyköy, Ömerli Bunları UNIDO'dan gelen heyetle birlikte tetkik ettik. Yeni gösterilen yerlerden Alibeyköy'dekini beğendik. Raporumuzu yazdık. Raporda, Sarıyer'deki arsanın en uygun yer olduğunu belirttik. İkinci uygunsa, Alibeyköy'deki yer çıktı. Merkezimizden Prof. Dr. Engin Türe'yi Ankara'ya yolladık, Bakan Hilmi Güler ile konuştu. Bakan, "Alibeyköy'ü size verdik" dedi.

Nasıl bir yer burası?

Burası DSİ'ye ait bir arazi. 100 dönüm. Hemen Alibeyköy Barajı'nın yanında. DSİ 14. Bölge Müdürlüğü bize 8 Mart 2007 tarihli bir yazı ile bu yerin verilmesinde bir mahsur olmadığını bildirdi. Yazıda Milli Emlak'a müracaat etmemiz isteniyordu. Bu Kuruma müracaat ettik. Milli Emlak tapulara baktı; o arazi DSİ'den Milli Savunma Bakanlığı'na devredilmiş. Milli Savunma DSİ'nin kullanması için tahsis etmiş. Şimdi Milli Savunma'ya müracaat etmemiz gerekecek.

Yine de biz orayla ilgili proje çalışmasına başladık. Mühendislerimizi gönderdik, ön proje hazırladık. Binayı barajdan 100 metre uzakta yapacağız. Binanın kurulacağı yer TEM Otoyolu'na 10 kilometre uzakta bağlanıyor. Yol üzerinde ambarlar, gecekondular var. Biz Karayolları'na müracaat edip TEM'e direkt bağlantı talep ettik. Hem gidiş-geliş süratli olacak hem de hoş olmayan görüntüler görülmeyecek.

Bir binanızın olmaması projelerinizi etkiliyor mu?

Etkiliyor, ama biz yine de bir düzine memlekette projelere başladık; Çin, Hindistan, Güney Kore, Azerbaycan, Romanya, Türkiye, Libya, Portekiz, Arjantin, Ukrayna, Rusya, İtalya gibi. Brezilya ile müzakereler halindeyiz. Milletlerarası konferanslar yaptık. Türkiye'de 200 tane Fen Bilgisi öğretmenine dersler verdik. Onlar şimdi okullarında öğrencilerine hidrojen enerjisini öğretiyorlar. Türkiye'de ayrıca 15 tane uygulamalı projeye başladık.

Bu projelerde bir ilerleme var mı?

Konsorsiyumlar kuruldu. Mesela Konya'da Pancar Kooperatifleri Birliği (PANKOBİRLİK),
traktör fabrikası ve Selçuk Üniversitesi ile. Burada pancardan hidrojen üretilecek ve bu yakıt doğalgazdan daha ucuz olacak. Yani Türkiye bugün doğalgazdan daha ucuza hidrojen üretebilecek pancardan. Türkiye'ye istihdam yaratacak, tarım işçisi çalışacak, o kadar doğalgaz ithal edilmemiş olacak. Bu üretilen hidrojeni PANKOBİRLİK köylüye yakıt olarak dağıtacak. Konya'daki traktör fabrikası TÜMOSAN hidrojenle çalışan traktör yapacak. Hem mazottan daha ucuz, hem çevre kirliliği yok, hem de dışarıdan gelmeyecek. Gayet güzel bir
proje. Ayrıca, Türkiye'deki otomobil ve otobüs şirketleri hidrojenli araç yapmak için teşebbüslere başladı. Deniz Kuvvetleri 6 tane hidrojenle çalışan denizaltı yaptıracak. Bu merkez kurulmadan önce 2 firma ilgileniyordu hidrojenle, şimdi bunların sayısı 40'tan fazla.
Merkez kurulmadan önce 3 üniversitede hidrojenle ilgili çalışma vardı, şimdi 38'inde var. Türkiye'de bu çalışmalar çok ilerledi.

Uzun zamandır sürüncemede kalan projeler var sanırım?

Türkiye doğalgazdan daha ucuza hidrojen üretebilir, fakat bunun üzerine eğilmek lazım, bir
planlama yapmak lazım. Bunda biraz yavaşız. Petrolün fiyatı daha da artacak. Petrol fiyatı artınca doğalgazın da, kömürün de artıyor. Türkiye dışarıdan ithal ettiği doğalgaz, petrol ve kömüre geçen yıl 30 milyar dolara yakın bir para ödedi. Bu yıl 45 milyar dolar verecek. Eğer kendi yakıtımızı üretebilirsek, bu para Hazinenin kasasında kalacak. Bunun için Sayın Başbakan'a, Sayın Enerji Bakanı'na geçen yıl Temmuz ayında bir yazı yazdım ama bir yanıt alamadım halen.

Peki neler yapmak lazım?

Kanunlar çıkartmak lazım. Mesela şimdi birisi gidip Türkiye'de hidrojen dolum istasyonu kuramaz. Böyle bir istasyonun yerleşim yerine uzaklığı, kullanacağı malzeme, hangi şartlar gerektirdiği belirlenmeli, nizamnameler çıkartılmalı. Hidrojen üretim tesisleri kurmak için özendirici kanunlar olmalı. Daha yeni petrol çıkartmayı özendirici kanun çıktı. Bunun gibi Türkiye'de hidrojen üretmek için özendirici kanunlar çıkartılmalı ve üretilen hidrojeni
devlet doğalgaz fiyatına satın alacaktır denmeli. Çünkü zaten doğalgaza para ödüyoruz. O zaman ülke 30 sene içerisinde bütün yakıtını kendisi üretebilir, fazlasını da Avrupa'ya satarak döviz kazanır. Fakat buna bugün başlamalıyız. Ancak büyük bir atalet var. Bunda petrol firmalarının lobileri etkili oluyor. Çünkü, her ne kadar petrol firmaları ileride hidrojen satacağız diyorlarsa da, bugün büyük karlar ediyorlar petrolden. Yeraltındaki petrolün
tamamını çıkartıp büyük kÂedelim, petrol tükenince hidrojene geçeriz diyorlar.

Sizce hidrojene geçiş ne zaman olacak?

Eğer özendirici tedbirler alınmazsa 2075'lerde bütün dünyada hidrojene geçiş tamamlanacak. Bunda petrol ve doğalgaz üretiminin çok azalmasının da etkisi olacak. Petrol şirketlerinin kendi tahminlerinde de bu öngörüler yer alıyor. Fakat özendirici tedbirler alınırsa, bu tarih çok önce olabilir. Mesela, İzlanda 2030'a kadar hidrojene geçmek için çalışıyor. Türkiye de 2040'a kadar geçebilir, ama bu sene başlarsa.

Nisan sonunda ayrılıyorsunuz görevinizden. Burayı bıraktığınız insanlara neler söyleyeceksiniz?

Son günü bir parti yapacaklar, 30 Nisan'da. Orada, "Bu ekibi muhafaza edin. Engin Bey (Engin Türe) 1 Mayıs 2007'den itibaren merkezin müdürü olacak, O'nu destekleyin" diyeceğim. Zaten burada çalışanların tamamı bu misyona inanmış idealist insanlar.
Dünyayı hidrojene geçirmek için çalışıyorlar, buna devam etmelerini salık vereceğim. Zaten ben arada sırada geleceğim merkeze.

Peki, Türkiye'ye ne gibi mesajınız olacak? Hükümete, şirketlere

Hükümete mesajı geçen yıl verdim, ama cevap gelmedi. Amerika'da Clinton'a yazıyordum, bir hafta içerisinde cevap geliyordu.***

Başbakan'a yazı yazdım,

hiç cevap yok,

aldılar mı almadılar mı bilmiyorum?

***Mektup elden gitti Başbakan'a aslında ama.......***
(
Açıklama için Abdurrahim BARIN alt sayfasına bakınız)
Bizde hiç yazışma adabı yok. Benim gördüğüm her yerde, İngiltere, Amerika'da bulundum, BM'de çalıştım
böylesini görmedim.

O. Çağlar AYDIN

 

 

Haberin Fotoğrafları

 

 

1

 

2

 

3

 

4

 





 

 









 

 

 

1-VEZİROĞLU   ABD YE DÖNDÜ
2- YARDICISI GÖREVDEN ALINDI
3-GEÇ.MRKZ YERLİ-YABAN PERS. DEĞİŞTİ
3-KAMPÜS-MERKEZ ARAZİSİ VERİLMEDİ
4-İBB  TANITIM AMAÇLI  1 OTOBÜS ALMADI
BOĞAZ GEMİ ATIK YAĞL ENERJİ  PROJ YAPT
   2010 DA  PORTEKİZDE  ,DÜN.BEL.BŞK. DA
   HİDROJEN ARAŞT.ÇALIŞMALRINI ANLATTI
5-DÜNYA HİDR FUARINA ,BAŞBKN KATILMDI
6-VEZOĞLUNUN RAPORU BAŞBK CEVAPSIZ
-SPONSOR ELİMSAN EKONOMİK LİNC OLDU
7-
BENZİN 4 TL-DÜN EN PAHALI YAKITI  BİZD








Dr. Mükerrem Şahin,--

Karadeniz dibinde bulunan hidrojen-sülfürlü suyundan,bölgenin 100 yıllık elektrik ihtiyacını karşılayabileceğini,jeolojik oluşumların etkisiyle sürekli olarak arttığının gözlendiğini belirtti.

Şahin, ayrıca İstanbul'daki Milletlerarası Hidrojen Enerjisi Teknolojileri Merkezi'nin Kurucu Direktörlüğünü yapan ve ardından ABD'ye dönen Prof. Dr. Nejat Veziroğlu'ndan da çalışmaları konusunda büyük destek aldıklarını söyledi.









Hidrojen merkezine oto  yan sanayiinden başkan




Hidrojen merkezine oto yan sanayiinden başkan

Hidrojen enerjisi alanında dünyaya örnek olacak uygulamalar yapmak üzere kurulan ICHET’in başına, Enerji Bakanı’nın arkadaşı Mustafa Hatipoğlu atandı. ‘Hidrojen konusunda çalışmam yok’ diyen Hatipoğlu, oto yan sanayii şirketinde Ar - Ge müdürüydü

01:22 | 27 Mart 2008

 

Hidrojen konusunda pilot projeler yapmak için kurulan ICHET’e başkan olarak  bu alanda hiçbir çalışması olmadığını belirten Mustafa Hatipoğlu atandı. Hatipoğlu, Enerji Bakanı Hilmi Güler’in üniversiteden arkadaşı, Uluslararası Hidrojen Enerjisi Teknolojileri Merkezi (ICHET) de Enerji Bakanlığı’na bağlı.
ICHET, hidrojen araştırmaları konusunda dünya çapında otorite sayılan Prof. Dr. Nejat Veziroğlu’nun Birleşmiş Milletler Sınai Kalkınma Teşkilatı’nı (UNIDO) ikna etmesi sonucu Türkiye’de kurulmuş,  Veziroğlu da ABD’de çalıştığı üniversiteden 3 yıl izin alarak kurumun başına geçmişti. Veziroğlu görevinden ayrılırken 3 yıllık süreyi uzatmamasında hükümetin söz vermesine karşın arazi tahsisi yapmaması ve ödeneklerini aksatmasının büyük rol oynadığını söylemişti.
Dönüşü öncesinde Milliyet’e yaptığı açıklamada ‘buruk ayrıldığını’ belirten Veziroğlu, 1980’den beri hidrojen enerjisi konusunda BM’ye danışmalık hizmeti veriyordu ve bu alandaki çalışmalarından dolayı Nobel’e aday gösterilmişti.
Veziroğlu’ndan sonra vekâleten yürütülen başkanlığa bir süre önce asaleten atama yapıldı ve ICHET’nin başına, daha önce otomotiv yan sanayiinde Araştırma - Geliştirme  müdürü olarak çalışan Mustafa Hatipoğlu atandı.  Hatipoğlu’nun başkanlığı UNIDO  tarafından da onayladı.

‘Hidrojenci değilim’
2004 yılında kurulan ICHET ’te 1 Şubat itibariyle göreve başlayan Hatipoğlu, bundan önce Bursa’da otomotiv yan sanayinde faaliyet gösteren Mako adlı bir şirkette çalışıyordu. Mesleği makine mühendisliği olan Hatipoğlu, 26 yıl boyunca çalıştığı bu şirketten Araştırma - Geliştirme Müdürü olarak ocak ayında emekli oldu.
Hatipoğlu, hidrojenle ilgili  çalışmalarını sormamız üzerine, “Hidrojen konusunda hiçbir çalışmam yok.. Ama enerji projeleri dolayısıyla hidrojenle ilgili konuların içindeyim, ama hidrojenci değilim tabii” diyerek yanıtladı.
UNIDO’yla yapılan protokole göre  Enerji Bakanlığı merkeze 5 yıl boyunca 40 milyon dolar kaynak aktaracak. UNIDO ise yapılan atamaları onaylanmakla yetkili olacak.

‘Bakan, arkadaşım’
Birçok ülkede hidrojen enerjisi araştırmaları yürüten merkezin bilimsel kapasitesinin yüksek olması gerektiği belirtiliyor. Veziroğlu bu alanda dünya çapında otorite sayılan bir isimdi. Vekâleten başkanlık yapan Prof. Dr. Engin Türe de Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu’nun (TÜBİTAK) enerji bölümünde başkanlık yapmıştı.
Hatipoğlu, Enerji Bakanı Hilmi Güler’le üniversiteden arkadaş olduğunu, Türk Havacılık ve Uzay Sanayi’nde (TUSAŞ)  birlikte çalıştıklarını, Güler’in ‘belli bir şeyin imalatı’ gibi konularda kendisini çağırıp görüş aldığını söyledi.

Sitede yanlış bilgi
ICHET’in internet sitesinde, Hatipoğlu’nun 1990 yılından bu yana Enerji Bakanlığı’yla “düzenli şekilde teknik danışman olarak ilişkili olduğu” belirtilirken, Hatipoğlu’nun verdiği bilgiye göre resmi bir ilişki söz konusu değil. Hatipoğlu  konuyla ilgili olarak  ”(Bakan) zaman zaman Ankara’ya çağırır. Mesela, belli bir şeyin imalatı nasıl olabilir... Yani bu resmi bir danışmalık değil de fikir teatisi şeklinde bir şey” diye konuştu.

 

Bursa Gözlük’ü kurdu
UNIDO-ICHET’in internet sitesinde Mustafa Hatipoğlu ’nun geçmişiyle ilgili olarak şu bilgiler yer alıyor:
1976’da Ortadoğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) Makina Mühendisliği Bölümü’nden yüksek lisans diploması aldı.
Doktora tezini  ‘motor vitesleri’ üzerine yaptı.
1978’e kadar TUSAŞ’ta çalıştıktan sonra Bursa Gözlük adlı şirketi kurdu.
1982-2008 döneminde Bursa’da otomotiv yan sanayiinde faaliyet gösteren Mako’da çalıştı.
2007 başından bu yana ulaştırma ve KOBİ’ler alanında AB Türkiye delegesi.

 

Erbakan’ın danışmanı ile işbirliği görüşmesi
Dr. Mustafa Hatipoğlu’nun ICHET başkanlığına geldikten sonra yaptığı ilk işlerden birisi, Yavuz Motors adlı bir otomotiv yan sanayii şirketiyle “hidrojenle çalışan dizel motor teknolojisi ile ilgili araştırmalar” yapmak konusunda işbirliği kararı almak oldu. Yavuz Motors’un sahibi Sedat Çelikdoğan, kapatılan Refah Partisi’nin başkanı Necmettin Erbakan’ın başbakanlığı döneminde  başdanışman olarak görev yapmıştı.
Şirketin Finans Müdürü ve Sedat Çelikdoğan’ın oğlu Sezai Çelikdoğan, konuyla ilgili olarak önümüzdeki dönemde projeler geliştirip ICHET’e sunacaklarını kaydetti. Çelikdoğan şirkette toplam 90 kişinin çalıştığını, araştırma-geliştirme bölümünde de 5 kişinin olduğunu söyledi. Cirolarının 10 milyon YTL olduğunu belirten Çelikdoğan, ürünlerini satmak üzere büyük şirketlerle anlaşmak üzere olduklarını kaydetti.

“Geçmişin fosilinden  geleceğin hidrojenine”
ICHET tarafından hazırlanan sunumlardan birinde kurumun geçmişin fosil yakıtıyla geleceğin hidrojen enerjisi arasında bir köprü olduğu belirtiliyor. Uluslararası Hidrojen Enerjisi Teknolojileri Merkezi’nin temel hedefi gelişmiş ve gelişen ülkeler arasında, araştırma kurumları ve piyasa arasında köprü olmak.
Türkiye’de hidrojen yakıtlı tekne, hidrojen yakıtlı belediye otobüsleri gibi projeler yürüten merkezin Arjantin’de “rüzgâr hidrojen” Romanya’da “biyokütle enerji üretim” projeleri var. Kurumun proje yürüttüğü diğer ülkeler arasında Libya, Cezayir ve Hindistan yer alıyor.

 

Arazi tahsisinde 4 yıllık rötar
Prof. Dr. Nejat Veziroğlu’nun 3 yıllık ICHET başkanlığı döneminde merkeze bir arazi tahsis edilememiş, Veziroğlu gö-     revinden ayrılırken Milliyet’e yaptığı açıklamada  “Türkiye’de bürokrasi büyük zorluklar çıkarıyor. Benim de bu işlerin böyle ağır aksak işlemesine çok canım sıkıldı. ABD’ye erken dönmemde Türkiye’de işlerin uzaması, arsa tahsisinin bir türlü gerçekleştirilememesi de büyük rol oynadı” demişti.
Uluslararası Hidrojen Enerjisi Teknolojileri Merkezi halen Boğaziçi Elektrik Dağıtım AŞ’nin (BEDAŞ) binasında faaliyet gösteriyor. ICHET’te Mayıs 2007’den başlayarak 9 ayda başkanlık görevini Prof. Dr. Engin Türe vekaleten yürütüyordu. 2005’ten beri ICHET’te çalışan Türe, daha önce TÜBİTAK’ta enerji bölümünde başkanlık yapmıştı.
Dr. Mustafa Hatipoğlu araştırma kampusunun kurulacağı İstanbul Alibeyköy’deki arazi tahsisiyle ilgili işlemlerin Ankara kısmının  geçen hafta tamamlandığını, bundan sonra İstanbul’daki mercilerle muhatap olacaklarını söyledi. Hatipoğlu, kampusun 2-2.5 yılda tamamlanacağını da sözlerine ekledi. Bu durumda ICHET kurulduktan 6-7 yıl sonra araştırmalarını yapabileceği bir kampusa sahip olacak.



İstanbulda Hidrojenli Otobüsler İşleyecek

Hürriyet Gazetesi 09.11.2004 - Yener SÜSOY

Dünya Hidrojen Enerjisi Konseyi Başkanı Prof. Dr. Nejat Veziroğlu: Petrolün yerini hidrojen alacak. İnşallah 2 sene içinde İstanbulda hidrojenle çalışan otobüs işleteceğiz.

Hidrojen, oksijenle bileşerek suyu oluşturan, atom numarası 1, rengi, kokusu ve tadı olmayan, kısa adı H olan bir gaz...

Prof. Dr. Nejat Veziroğlu, 24 Ocak 1924 Üsküdar doğumlu Dünya Hidrojen Enerjisi Konseyi Başkanı...

Dünyaca ünlü bilim adamı Prof. Dr. Nejat Veziroğlunu can kulağıyla dinleyin. Üsküdarlı Veziroğlu, 80in üstünde; babası Afyon Dinardan, annesi Trakyadan. Rahmetli Adnan Menderes döneminin ünlü müteahhidi Kadri Veziroğlunun küçük kardeşi. İlk ve ortaokulu İzmir Karşıyakada, liseyi Pertevniyalde bitirdikten sonra 1,5 yıl İTÜ İnşaatta okumuş. Sonra Londra Imperial College Makine, lisans, mastır ve doktora... ‘Nükleer reaktörlerde temasta olan satıhlarındaki ısı naklinin hesabı adlı doktora tezinde sunduğu formüllerle nükleer dünyada çığır açma...


Hidrojen normal basınçta, normal ısıda gaz halinde bulunan sentetik bir yakıt.. .


- Atmosfer içinde milyarda bir ölçekte var ama, kainatın yüzde 90ı hidrojen. Bütün yıldızlar, Güneş, Jüpiter başta olmak üzere gezegenlerin tamamına yakını hidrojen. Kainat kurulduğu zaman ilk meydana gelen element hidrojen oluyor. Kainatı kaplayan hidrojen, Einsteinın meşhur Bing-Bangiyle etrafa yayılıp yıldızlar meydana geliyor. Yıldızların çapı, muayyen bir büyüklüğü bulduğu zaman içlerinde füzyon dediğimiz kaynaşım reaksiyonu oluyor. Hidrojen atomları kaynaşıp helyum, helyum da hidrojenle kaynaşıp trityum oluyor. Bildiğimiz bütün elementler güneşin içinde fabrika gibi üretilip yüksek hızla fırlatılıyor. Bunlar uzayda birbirine yaklaştıkça, yerçekiminden dolayı bir araya toplanınca gezegenler meydana geliyor. Mesela bizim dünyamız güneşin küllerinden meydana gelmiştir. Uzayda boşluk denen yerde santimetre küp başına 1 hidrojen molekülü var.

Hidrojenin sihirli rakamı var: 74

Hidrojen gazını ilk olarak 1674de bir İngiliz alimi buluyor ama, ne olduğunu bilemiyor.

- 1774te meşhur Fransız kimyager Lavosière hidrojenin ayrı ve en hafif bir eleman olduğunu, yanınca su buharı meydana getirdiğini deneyle gösteriyor. Ona ‘Su doğuran manasına gelen hidrojen adını veriyor. Yine bunda bir asır sonra, 1874te ünlü bilimkurgu yazarı Jules Verne ‘Issız Ada adlı eserinde hidrojenden söz ediyor. Bir grup Amerikalı, balonla Avrupaya giderken fırtınaya yakalanıp Pasifikte ıssız bir adaya iniyorlar. Bir gece ateş başında otururlarken içlerinden biri, ‘Kömür bitince taş devrine mi döneceğiz? diyor. Düşünün o zamanlar petrolün, doğalgazın adı bile yok, sadece kömür var. Bir mühendis cevap veriyor; ‘Kömür bitince hidrojen kullanacağız, kömürden daha kuvvetli bir enerji kaynağı olacak diyor. Ondan bir asır sonra, 1974te ben Miami Enerji Konferansında çıkıp ilk kez hidrojen enerjisi fikrini ortaya atıyorum. O güne kadar bu konuda yazanlar var ama, hidrojenin petrolün yerine geçecek bir enerji olacağını dünyada ilk söyleyen benim. Gördüğünüz gibi her buluşun gelişmesi bir asır sürmüş, 74 sanki hidrojenin sihirli rakamı.

Hidrojen, petrolün yerini almak üzere

Miami, bizim sosyetiklerimizin de gözbebeğidir elbette. Rivayet olunur ki, bilimle başı hoş olmayan pek çok Türk zenginin okyanusa nazır villaları, şatoları vardır orada.

- Miami Üniversitesinde 1962de çalışmaya başladığımda yer aldığım ilk proje Marsa gidecek ilk aracın hidrojen-atom reaktörlü motorlarıyla ilgiliydi. 1973teki enerji krizinde çevreye zarar vermeyen alternatif enerji kaynaklarını araştırmak için Temiz Enerji Araştırma Enstitüsünü kurdum. Miamide 1974de düzenlediğim konferansla dünyada ilk kez Hidrojen Ekonomisi-Hidrojen Enerji Sistemi fikrini ortaya attım. Önceleri bana ‘Hidrojen Romantiği dediler, ama kısa süre çoğu yanımda yer aldılar. Hidrojenli yakıt pillerinden termik santrallere göre 2 kat yüksek randımanlı elektrik üretmek mümkündü. Bunu gören elektrik jeneratörü firmaları, hidrojene ilgi göstermeye başladı. Hidrojen çok temiz bir yakıttı, hiç çevreyi kirletmiyordu, derken otomobil firmaları da konuya el attı. Sadece petrol şirketleri karşı çıktı, beni boğmak için geniş bir konsorsiyum kurdular. Hatta ‘İklim değişikliğinin sebebi petrol değildir, geviş getiren ineklerdir diye raporlar çıkarttılar. Buenos Aireste 1998de yaptığımız 12. Dünya Hidrojen Enerjisi Konferansına dünyadaki bütün dev petrol şirketlerinin başkanlarını davet ettim. Sadece Shell konferansa 15 mühendis gönderdi, onun dışındakilerin hiçbiri cevap bile vermedi. Yener Bey, petrol şirketlerinin kendi tahminlerine göre 2015 yılı civarında petrol ve doğalgaz üretimi düşüşe geçecek. Petrolün yerini alacak hidrojen de yine onların istasyonlarında satılacak.

Yıllık bütçemiz 100 milyon dolardan fazla


Veziroğlu dünyada hidrojen enerjisinin fikir babası olur da, Birleşmiş Milletler onu kendine danışman yapmaz mı?

- BMe verdiğim raporlarda Uluslararası Hidrojen Enerjisi Teknolojileri Merkezi kurulmasını önerdim. Uygun bulundu, UNIDO(Birleşmiş Milletler Sınai Kalkınma Örgütü) benim talebime uyarak bu merkezin Türkiyede açılmasına karar verdi. BM yetkilileriyle birlikte 1992de Süleyman Demirel ve Erdal İnönüyle ön anlaşmaları yaptık. 1996da UNIDO Genel Kurulu oybirliğiyle çalışmalarımızı onaylayıp İstanbulu tescil etti. Yılmaz, Ecevit hükümetleri anlaşmayı onayladı. Üniversite kampusu gibi geniş tesislerimiz olacak, Sarıyerde güzel bir arsa bulduk, Bakan Pepe vermeyi vaat etti. Sanıyorum 4 sene içinde tesislerimiz biter; yıllık bütçemiz 100 milyon doların üstünde olacak ve bu para dışardan gelecek.

İstanbulun havasında yüzde 18 oksijen var

Şu ömrünüzü adadığınız hidrojen kaç paralık bir şey, nerede satılır?

- Şu anda hidrojen, petrol ve doğal gazdan 3 misli pahalı. Sıvı hidrojen ise petrolün 3 misli fiyatta. Halen dünyada 70den fazla hidrojen dolum istasyonu var, otomobiller için. İnşallah 2 sene içinde İstanbulda hidrojenle çalışan otobüs işleteceğiz. Bu arada birkaç dolum istasyonu da kurulacak. İçten yanmalı otomobillerin randımanı yüzde 15-20dir, hidrojenlilerde ise enerjinin yarısı, yani benzinli motordan 3 kat daha verimli. Şu anda Rusya, Amerika ve Japonyada nükleer santrallerden hidrojen üretmek için yoğun çalışmalar yapılıyor. Pekinde yapılacak 2008 Olimpiyatında Çin, sporcuları hidrojenle çalışan otobüslerle taşıyacak. Halen kiraya verilen Toyota ve Hondanın hidrojenli otomobilleri, 2008 den itibaren satışa çıkacak.

Yener Bey, dünyanın ileri memleketlerinde artık kömür ve linyit santralleri kurulmuyor. Avustralya, 40 sene ucuz kömür verecek diye, İskenderunda kömürle işleyen santral kurduk. Al krediyi, gir borca, 40 sene boyunca kömür almaya mecbur kal. Petrolün, kömürün, doğalgazın çevreye verdiği zarar yılda 5 trilyon dolar. Atmosferde yaşam için gerekli oksijenin yüzde 21 olması lazım ama, İstanbulun havasında ancak yüzde 18 var. Çünkü otobüsler, otomobiller, kamyonlar oksijeni çekip yakıyor. Onun için baş ağrısından migrene kadar her türlü hastalık oluyor. Hidrojen enerjisi sisteminde bunlar yok, şehirdeki hava kır gibi tertemiz, hava kirliği sıfır. Çünkü, hidrojeni üretirken onun kullanacağı oksijeni de üretiyoruz. Hidrojen sudan çıkan bu oksijeni kullanacak, havadaki oksijeni almayacak. Hidrojenli araçlarda kullanılan yakıt pillerinde hiç hareket eder kısım olmadığı için gürültü kirliliği olmayacak.

Turana inanan milliyetçiyim

Hocanın ağzınızda milliyetçilik ve benzeri kelimeler sıkça dolaşıyor.

- Aktif siyasetle ilgim yok Yener Bey, her Türk gibi ben de kendi çapımda milliyetperverim. Açık söyleyeyim, ben Türk dünyasının birleşmesini çok isterim, Turan bir ütopya değil. Avrupa Birliğinden çok Türk Birliğinin kurulmasını çok isterim. Niye Türkler bir idare altında toplanmasın, çok güzel, çok başarılı olur. İnsan öncelikle kendi memleketinin, kendi soyundan, dininden olanların kalkınmasını ister. Ben 1962den beri ABDde bulunuyorum, Türk milliyetçisiyim, orada çok sevilip sayılırım. Bazı Türkler var, unutmuştur Türk olduğunu, evinde bile Türkçe konuşmaz. Türk olduğunu, Müslüman olduğunu saklayanlar var, onlara Amerikalılar hiç kıymet vermez.

 

Bu makaleyi toplam 10232 kişi okudu

 

 


Hidrener.com

Detaylı Özgeçmiş >>>

Nejat VEZİROĞLU Kimdir? Nejat Veziroğluj / Prof. Dr. (d. 24 Ocak 1924, İstanbul-Üsküdar) İlkokul eğitimini İzmir Karşıyaka’da Cumhuriyet İlkokulu’nda, orta eğitimini Karşıyaka Ortaokulu’nda, ve lise eğitimini İstanbul Aksaray Pertevniyal Lisesi’nde (birincilikle) yapmıştır. Veziroğlu, İstanbul Teknik Üniversitesi’nde birbuçuk yıl okuduktan sonra, Devlet İmtihanını kazanmış ve üniversite öğrenimini tamamlamak üzere 1943’te İngiltere’ye gitmiştir: Orada Londra Üniversitesi Imperial College’in City and Guilds College kısmından 1946’da Makine Mühendisliği dalında A.C.G.I. Diplomasını ve Londra Üniversitesi B.S. Derecesini, 1947’de Imperial College Üst Bilgiler B.I.C. Diplomasını, 1951’de Isı Transferi dalında Londra Üniversitesi Doktora Derecesini almıştır. Dr. Veziroğlu, 1962 yılında Miami Üniversitesi’nden gelen Associate Profesörlük teklifini kabul etmiştir...

Bir röportaj'dan: Ben burada İstanbul Teknik Üniversitesi’nde 1.5 yıl okudum; 1941’den 1943’e kadar. 1943’de İkinci Dünya Savaşı sırasında İngiltere’ye gittim. Londra’da Imperial College’de okudum ve Makine Bölümü’nden 1946’da A.C.G.I ve B.Sc. derecelerini aldım. 1947’de Imperial College’den master muadili olan D.I.C. diplomasını, ve 1951’de Londra Üniversitesi’nden ısı transferi üzerine doktora derecesi aldım. Askerliğimi yapıp, devlet ve özel sektörde çalıştıktan sonra, 1962 yılında Miami Üniversitesi’ne öğretim üyesi olarak girdim. İlk araştırma projem Mars’a gidecek roketin nükleer-hidrojen motorundaki titreşimlerin sebebini bulmak ve gidermekti. O zaman Amerikan Uzay İdaresi Mars’a seyahat planları yapmaya başlamıştı. Oraya gidecek roketin nükleer enerji ile işlemesi lazım. Çünkü roket dört ayda Mars’a gidecek, astronotlar dört ay Mars’ta çalışacak, ve bu zaman içinde Mars yine Dünya’ya yaklaşıyor. Yörüngeler öyle ki, birbirlerine yakınken dört ayda gidilebiliyor, yörüngeler uzakken belki 8 ayda 10 ayda gidilebilecek. Seyahatin başlaması ile bitmesi bir yıl sürüyor, ve bu kadar uzun zaman için nükleer enerji şart. Tepkiyi sağlamak için, sıvı hidrojen, nükleer reaktörün ısısından yararlanarak kaynıyor, süper buhar oluyor ve tepki yaratmak için büyük bir hızla roketin egzosundan atılıyor. İşte hidrojenin bu kaynaması sırasında titreşimler oluşuyor. Biz beş sene süren araştırmalar yaptık ve sebebini bulduk. Bunu gidermek için ne yapmak gerektiğini de bulduk. Aynı zamanda hidrojenin uzun seyahatler için iyi bir yakıt olduğunu öğrendim. 1967den sonra, “şehirlerde hava kirliliğini gidermek için nasıl bir yakıt kullanabiliriz?” sorusu üzerinde beş yıl araştırma yaptık. Hava kirliliği bir çok hastalıklara neden oluyor. Los Angeles, Chicago, New York, Londra, İstanbul ve Tokyo gibi büyük şehirlerde insanlara çok zararlar veriyor. Benzin yerine alternatif yakıtları araştırdık; etil alkol, metil alkol, amonyak, hidrojen, ve gördük ki, en temiz yakıt, çevreye hiç zarar vermeyen yakıt: Hidrojen. Bu araştırma da beş sene sürdü. 1967’den 1972’ye kadar. 1973’de enerji krizi başladı. Yani Ortadoğu memleketleri diğer memleketlere, bilhassa endüstriyel memleketlere petrol ihracatını durdurdular. Petrol istasyonlarında büyük kuyruklar oluştu, fabrikalar durdu. Şehirlerde trafik durdu. Mesela, ben Tokyo’ya gitmiştim o zaman. Daha evvel de Tokyo’da bulunmuştum ve trafiğin meydana getirdiği hava kirliliğinden dolayı Tokyo şehrinden Fujiyama Dağı gözükmüyordu. Halbuki, bu petrol krizi sırasında petrol yok otomobillerin 90%’ı çalışmıyor. Hava temiz, tertemiz. Tokyo’nun ortasından Fujiyama Dağı’nı görebiliyorsunuz. 1973’te enerji krizi başlayınca ben de Miami Üniversitesi’nde Temiz Enerji Araştırma Enstitüsü’nü kurdum. Yeni enerji kaynakları arayacağız, çünkü anlaşıldı ki, petrol tükenecek, kömür tükenecek, doğal gaz tükenecek Enstitünün adının başına Temiz Enerji koydum; çünkü, fosil yakıtların çevreye verdiği zararları, şehirlere, insana verdiği zararları biliyorum. Temiz Enerji kaynakları bulmamız gerekti. Güneş, rüzgar, su, nükleer enerji, jeotermal enerji, hiç biri petrol gibi doğal gaz gibi kullanışlı değil. Hiç birini otomobile koyup, otomobili süremezsin. Hiçbirisini uçağa koyup, uçağı uçuramazsın. Düşündüm; eğer biz bu yeni enerji kaynaklarından hidrojen üretirsek problemi çözeriz. Çünkü hidrojenin en temiz, en randımanlı yakıt olduğunu, seyahatler için en iyi araç yakıtı olduğunu biliyordum. “Biz hidrojen üreteceğiz” dedim ve bunun adını “Hidrojen Ekonomisi” koydum. Çünkü enerji ekonominin lokomotifidir. Fabrikaları işletmek için, araçları gereçleri işletmek için enerji lazım. Washington’a, A.B.D AR-GE vakfına gittim. Bir konferans organize edip, Hidrojen Ekonomisi fikrini yaymak istiyorum, fikri ortaya atınca, bakalım reaksiyon ne olacak dedim? 70.000 USD verdiler. Bir sene sonra, 18 Mart 1974’de Hidrojen Ekonomisi Miami Enerji Konferansı’nı açtık. İngilizcesi; “The Hydrogen Economy Miami Energy” Conference. Kısa adı da THEME Konferansı. Orada konferans açılışında, bu fikri ortaya attım. Çay molası verdik, indim kürsüden, muhtelif memleketlerden on kişi yanıma geldi; dediler ki:” Dr. Veziroğlu, biz de aynı fikirdeyiz, bir dernek kuralım”. O gece konferansın olduğu Miami Beach’teki Playboy Plaza Hotel’de toplandık. On kişi bir de ben onbir kişi. O gece, 18 Mart 1974 gecesi, toplanan 11 kişiden bazıları diyor ki, bir dernek kuralım ama birkaç sene bekleyelim, belki fosil yakıtların tükenmelerinin ve çevreye verdikleri zararların çözümü için daha iyi bir fikir ortaya atılır. Daha iyi bir fikir ortaya atılabilir; bir iki sene bekleyelim. Daha iyi bir fikir ortaya çıkmazsa, ondan sonra bir dernek kuralım. Venezuela’dan Dr. Anibal Martinez diyor ki, derhal kuralım derneği. Şimdi, Anibal Martinez bir petrol mühendisi ve OPEC’in kurucularından. Biliyorsunuz, Venezuela OPEC’in kurucu memleketlerinden birisi ve OPEC kurulurken Venezuela’yı Dr. Anibal Martinez temsil etmiş. Petrolcü, petrol mühendisi, OPEC’in kurucusu, şimdi diyor ki: “Bu derneği derhal kuralım!”. Biz, yani diğer on kişi, şüphelenmeye başladık; dedik ki “Acaba bu adam beşinci kol mu?” Halbuki adam hakikati biliyormuş. Petrolün ne kadar kötü olduğunu biliyor, ısrar ediyor. Onun fikri galip geldi, dernek kuruldu, beni başkan seçtiler; hala başkanım. Bir dergi çıkarmaya başladık. İlk önce, yılda 4 tane bastık, üç yıl sonra 6, ondan üç yıl sonra 12, iki yıldır da 15 sayı çıkarıyoruz. Çünkü hidrojene ilgi arttı. Fikri yaymak için iki yılda bir kongreler yapmaya başladık, Dünya Hidrojen Enerjisi Kongreleri... Üniversitelerde, firmalarda AR-GE çalışmaları başladı. Otomobil, otobüs şirketleri, elektrik santralı üreten şirketler hidrojen enerjisi AR-GE çalışmasına başladılar. Fakat petrol şirketleri hep bu işin aleyhinde. Milletlerarası Hidrojen Enerjisi Derneği’ni kurduktan sonra petrol şirketleri bize karşı çıktı. Hidrojenden korkmaya başladılar. Bize, bu onbir kişiye “hidrojen romantikleri” adını taktılar. “Bunlar rüya görüyor, olacak iş değil” dediler ve hidrojeni kötülemek için Shell, British Petrol, Exxon, Mobil gibi bütün büyük petrol şirketlerinin aralarında bulunduğu büyük bir konsorsiyum kurdular. Maksatları, petrolün, doğal gazın, kömürün iyi olduğunu, temiz olduğunu ispat etmekti. Bu konsorsiyum yedi sene evveline, yani 1998’e kadar çalışıyordu. Onlara göre, mesela, şehirlerdeki hava kirlenmesi egsozlardan çıkan gazlardan dolayı değildir. Uzaklarda infilak eden yanardağların havaya saldığı zehirli gazlar ve tozlar şehirlere düşüyormuş atmosferden, oymuş sebep! Raporlarından bu çıktı. Ondan sonra, “Dünya ısısının artması, iklim değişikliklerinin sebebi karbondioksit değildir” dediler. “Tarlalarda geviş getiren ineklerdir!” diye raporlar çıktı üniversite profesörlerinin imzalarıyla. Şimdi ben düşünüyorum, petrol şirketlerini nasıl kendi tarafımıza çekeriz diye. 1998’de Buenos Aires’de 12. Dünya Hidrojen Enerjisi Kongresi olacaktı. 1997’de büyük petrol şirketlerine, bu konsorsiyum üyelerine birer mektup yazdım. “1998’de Buenos Aires’de 12. Dünya Hidrojen Enerjisi Kongresi’ni yapacağız. Bir oturumu petrole ayırıyoruz. Lütfen gelin, bize petrol tükendiğinde ne satacağınızı söyleyin.” Buna çok kızdılar, hiç birisi cevap vermedi. Fakat Shell şirketi 15 mühendis gönderdi kongreye. Kongreden iki ay sonra, Ağustos 1998’de Shell konsorsiyumdan ayrıldı. Shell’de üç bölüm vardır; petrol arama, petrol çıkarma, petrol taşıma. Şimdi dördüncü olarak hidrojen bölümü de var. Shell’den sonra British Petrol de ayrıldı, ve bütün konsorsiyum dağıldı. Şimdi bütün petrol şirketleri, bizim Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı dahil, hidrojen şirketi olmak peşinde, yani petrol tükenince hidrojen satmaya hazırlanıyorlar. Bir çoğu hidrojen dolum istasyonu kurdu ve şimdi 150’den fazla dolum istasyonu var dünyada. Hep petrol şirketleri kuruyor hidrojen dolum istasyonlarını, hidrojen satmaya hazırlanıyorlar.

Kaynak: 3/2/2006 Termodinamik Dergisi


T. Nejat Veziroglu Professor Mechanical Engineering University of Miami 1251 Memorial Drive, EB#219 Coral Gables, FL 33146 Tel/Fax: 1.305.284.4666 vezirogl@eng.miami.edu EDUCATION TEACHING RESEARCH PUBLICATIONS EXPERIENCE HONORS SERVICE LANGUAGE EDUCATION: B.Sc. (Hon) University of London, England, 1946. DIC The Imperial College of Science and Technology, 1947. PhD University of London, 1951. TEACHING: Heat Transfer, Thermodynamics, Energy. RESEARCH: Hydrogen Energy, Two Phase Flow Instabilities, Interstitial Heat Transfer, Environmental Problems. PUBLICATIONS: 300 Papers and Reports, 200 Proceedings, 2 Journals on Energy, Environment & Heat Transfer. EXPERIENCE: Teaching, Research & Consulting - 32 years. HONORS: Turkish Presidential Science Award, 1975. Energy For Mankind Award, 1986. 25 Years' Service, American Nuclear Society, 1987. Turkish Superior Service to Mankind Award, 1991. SERVICE: Lectures to local Organizations, Testifying to Congress, External Examiner. LANGUAGE: Turkish






TÜRK EİNSTEİN�LAR FİRARDA
TÜRK EİNSTEİN�LAR FİRARDA

ATO�NUN RAPORUNA GÖRE YURTDIŞINDA OKUYAN 50 BİN KiŞiNİN TÜRKİYE�YE YILLIK MALİYETİ 1.5 MiLYAR DOLARI, 5 YILLIK EĞİTİM MALİYETİ İSE 7.5 MİLYAR DOLARI AŞIYOR

YURT DIŞINDA EĞİTİM GÖREN 100 KİŞİDEN 59�U DÖNMÜYOR.

TÜRKİYE, YURT DIŞINDAKI 50 BİN ÖĞRENCİDEN GERİ DÖNMEYEN 30 BİNİ İÇİN HER YIL 900 MİLYON DOLAR ÖDEMEKLE KALMIYOR, 5 YILLIK EĞİTİM SONUNDA DÖNMEME MALİYETİ 4.5 MILYAR DOLARI BULUYOR.

AYGÜN: �TÜRKİYE AKLINI KAYBEDİYOR

BEYİN GURBETÇİLERİ SADECE BAVULLARIYLA GİTMEZ

Bir yandan 2 milyona yaklaşan gencimiz üniversiteye girmek için ter döküyor, diğer yandan yetiştirdiğimiz beyinler yurt dışına göç ediyor.

İyi eğitim görmüş, düşünen, üreten, nitelikli işgücümüz, yıllar ve milyarlar harcayarak yatırım yaptığımız beyinlerimiz, gerekli ortamı ya da refahı sağlayamadığımız için yurtdışına uçup gidiyor. Birbirinden önemli buluşlara imza atarak insanlığa büyük katkı sağlayan �Bilimin Gurbet Kuşları� Ankara Ticaret Odası (ATO)�nın son raporuna konu oldu.

İyi eğitim gören her 100 kişiden 59�unu elimizden kaçırdığımızı gözler önüne seren Ankara Ticaret Odası (ATO)�nın hazırladığı �Türk Beyin Gurbetçileri� raporuna göre Türkiye, beyin göçü en fazla olan 32 ülke içinde 24�üncü, yurt dışına en çok öğrenci gönderen ülkeler arasında ise 11�inci sırada yer alıyor.

GÖÇÜN MALİYETİ YÜKSEK

Yurt dışında üniversite eğitiminin maliyeti öğrenci başına yıllık 30 bin doları buluyor. Buna göre yurtdışında okuyan 50 bin kişinin Türkiye�ye yıllık maliyeti 1.5 milyar doları, 5 yıllık eğitim maliyeti ise 7.5 milyar doları aşıyor. Rakam büyük ancak beyinler kolay yetişmiyor. Türkiye bu bedeli seve seve ödüyor. Ancak sorun gidenler geri dönmeyince başlıyor.

Türkiye, yurt dışına giden 50 bin öğrenciden 30 bini için her yıl 900 milyon dolar ödemekle kalmıyor, 5 yıllık eğitim sonunda dönmeme maliyeti 4.5 milyar doları buluyor. Bu da gelişmiş ülkelere karşılıksız hibe anlamına geliyor.

Örneğin, devlet işletme eğitimi almak üzere ABD�ye gönderdiği bir gence eğitimi süresince yaklaşık 100 bin dolar harcıyor. Ancak gençler Türkiye�ye dönmek yerine ABD�de kalmayı tercih ediyor. Çünkü Türkiye�de bir bankada çalıştığında yaklaşık 700 dolar maaş alacakken; ABD�de bu ücretin 10 katından fazlasını alabiliyor.

BEYİN AVCISI ÜLKELER

Rapora göre 24 bini Almanya�da, 15 bini Amerika�da olmak üzere 50 binden fazla Türk genci yurt dışında eğitim görüyor. Bu ülkeleri İngiltere, Kanada, Belçika, Avustralya, Fransa ve G. Afrika�ya izliyor. Türkiye ABD�de en fazla öğrenci okutan 9�uncu ülke konumunda.

Gençlerin akıllarını çelen, hayallerini süsleyen bu ülkeler vasıfsız işçilere kapılarını giderek daha sert önlemlerle kapatırken, yetişmiş ve eğitimli işgücüne büyük kolaylıklar sağlıyor. Örneğin bir numaralı beyin avcısı konumundaki ABD, her yıl 200 bin kalifiye elemana, Kanada ve Avustralya ise 40 bin kalifiye elemana geçici çalışma vizesi veriyor.

Türkiye�de beyin göçünün 1960�lı yıllarda ilk kez tıp doktorları ile başladığı belirtilen rapora göre doktorları, mühendisler ve sonra bilimadamlarının izlediğine vurgu yapılıyor. Bugün sadece Amerika�da 3 bin 600 Türk doktoru bulunuyor. Bunlardan sadece 90�ının Türkiye�ye dönmüş olması, gidenin kolay kolay gelmediğini ortaya koyuyor.

GİDEN DÖNMÜYOR

Raporda son 12 yılda sadece Milli Eğitim Bakanlığı'nın bursuyla yurt dışına giden 1991 gencimizden 769'unun dönmediği (% 38), buna paralel olarak, TÜBİTAK bursiyerlerinin ülkeye dönmeme oranının ise % 21 olduğu belirtiliyor.

Geri dönmeme en çok mühendislikte (bilgisayar, uçak, elektrik-elektronik, haberleşme, makine, kimya, endüstri, maden, metalurji, bioteknoloji gibi dallarda), tıpta ve daha az oranda sosyal bilimlerde yoğunlaşıyor. Fen bilimlerinde master ve doktora çalışmasını tamamlayanlar araştırma merkezleri ve teknoparklarda yüksek ücretle çalışma imkanı bulabiliyor.

BEYİN MEZARLIĞI

Dönen beyinler ise, bilgi birikimleri ve deneyimleri doğru yerlerde değerlendirilmediği, aldıkları ücretler geçinmelerine yetmediği ve mesleki gelişimleri sekteye uğradığı için mutlu değil. Yurtdışına gitmeyip Türkiye�de kalanların önemli bir kısmı da ya küstürülüyor ya da düşük ücret ve düşük motivasyonda çalıştırılıyor. Bu durum �Beyin Küsmesi� olarak adlandırılıyor ve Türkiye adeta bir �Beyin mezarlığı� na dönüyor.

Raporda, Karbon kaplama teknolojisini icat ederek bilim dünyasında çığır açan ve ABD�nin �Yüzyılın 100 bilimadamı� ndan biri kabul ettiği Prof.Dr.Ali Erdemir� e, yıllar önce iş aradığı Türkiye�de resepsiyon memurluğu uygun görülmesi beyin küsmesine çarpıcı bir örnek olarak gösteriliyor.

Türkiye, �Zakkumcu Doktor� olarak tanınan Genel Cerrah Opr. Dr. Ziya Özel� in hikayesi de Erdemir�in kinden farklı değil. Türkiye�de şarlatanlıkla suçlanan Özel, küsüp ABD'ye gitti. 1992'de ABD'den zakkumdan elde edilen "Oleander" maddesinin bağışıklık sistemini güçlendiren etkisi üzerine patent aldı. 1995'te bu konudaki araştırma haklarını bir ABD firmasına satan Özel'in oluşturduğu ilaç, ABD'de Teksas eyaletinin San Antonio kentinde bulunan Ozelle Pharmaceuticals Laboratuvarı'nda üretilmeye başlandı.

Cleveland Kanser Kliniği'nde gerçekleştirilen ve zakkumdan elde edilen hammaddenin tümörlere karşı etkili olduğunu gösteren klinik çalışma, ABD'de Amerikan Klinik Onkoloji Cemiyeti'nin 2001 yılında düzenlediği konferansta da sunuldu. İrlanda'da bazı durumlarda ilacın kullanılmasına izin verilmişken, Honduras'ta ilaç resmen eczanelerde satılmaya başlandı. Türkiye önümüzdeki yıllarda bu ilacı ithal etmek zorunda kalırsa şaşmamak gerekir.

CEP DOLMAYINCA BEYİN GÖÇÜYOR

Raporda beyin göçüne neden olan etmenlerin başında ekonomik koşullar gösteriliyor. Düşük ücret politikası, vergi oranlarının yüksek olması, ekonomik istikrarsızlık, gelecek endişesi, en fazla işsizliğin üniversite mezunları arasında olması, üniversite mezunlarının %70�inin meslekleriyle ilgisiz işlerde çalışması gibi nedenlerin yanısıra, siyasal istikrarsızlık, siyasetin ve kayırmacılığın iş hayatına girip onu kontrol etmesi gibi siyasal nedenler, Ar-Ge�ye, bilim ve teknolojiye değer verilmemesi, fikir üretiminin ve buluşun para etmemesi ve desteklenmemesi gibi bilim ve teknoloji politikalarındaki yanlışlıklar ve kişi başına (142 dolar) en az eğitim harcaması yapan 5�inci ülke olmamız, eğitim harcamasında 109 ülke içinde 105�inci sırada yer almamız gibi eğitim sistemindeki çarpıklıklar beyin göçünü tetikleyen diğer nedenler olarak sıralanıyor.

MODERN DÜNYANIN İBNİ SİNA�LARI

Rapora göre Amerika�da yaşayan Türk Doktorlar Birliği�ne kayıtlı tam 1.150 doktor bulunuyor. Onlar artık Amerika�da gelenekselleşmiş �en iyi doktorlar� sıralamasına kolaylıkla giriyor. Biri, modern dünyanın hastalığı obezite ile ilgili çalışıyor, bir diğeri beyin kanamalarının, karaciğer naklinin, sindirim hastalıklarının tedavisinde çığır açıyor. Harvard, Cornell, Yale, John Hopkins gibi hastanelerinin en önemli isimlerinin başında modern dünyanın İbni Sinaları olan Türkler geliyor. Onlar ki, çalıştıkları hastanelerin girişine artık Türk Bayrakları çektiriyor, İstiklal Marşımızı dinlettiriyor. Gazi Yaşargil, Mehmet Öz, Gökhan Hotamışlıgil, Münci Kalayoğlu ve daha nice doktorumuz yabancı ülkelerde göğsümüzü kabartıyor ancak, bu tablo beyin göçünün Türkiye fotografını en acı biçimde gözler önüne seriyor.

TÜRK BEYİN GURBETÇİLERİ

Prof. Dr. Muzaffer Şerif: Sosyal Psikoloji alanında dünyada otorite Psikoloji kürsüsü Öğretim Üyesi Dr. Muzaffer Şerif Güneydoğu Anadolu�da köylüler arasında yaptığı bilimsel araştırmaları esnasında zamanın yönetimi tarafından gözaltına alınır. Emniyette sorgu-sual, mahkeme derken derdini kimseye anlatamaz. Bu yetenekli beyini ABD görür ve derhal sahip çıkar. Adına Enstitü kurar. Ölümü üzerinden yıllar geçmesine rağmen Muzaffer Şerif Sosyal Psikoloji bilim dalının dünyadaki en etkili tek ismi olarak kalır. Günümüzde kullanılan psikoloji kavramlarının isim babası olur. Fakat bu büyük beyin artık bizim değildir. Çünkü bu gerçek bilim adamımız ABD vatandaşıdır ve soyadı da SHERIFF olarak değiştirilmiştir.

Gazi Yaşargil: Beyin Cerrahı. Alanı nöroşirürjide rakipsiz kabul edilen Yaşargil, halen Amerika�da yaşıyor.

Mehmet Öz: Kalp hastalıkları uzmanı. New York Colombia Üniversitesi�nde görev yapan kalp cerrahı Öz, Batı tıbbı ile alternatif tıbbı birleştiren çalışmalarıyla tanınıyor.

Çapa Tıp Fakültesi�nden mezun olan Ankaralı Murat Günel de beyin gurbetçilerinden. �Yeni Gazi Yaşargil� denen Günel, Yale-Çapa arasında kurulan beyin göçü köprüsünden geçenlerden sadece biri. Murat Günel, beyin cerrahı Gazi Yaşargil'den sonra beyin ve damar cerrahisinde dünyada isim yapan ikinci Türk doktoru olarak biliniyor. Günel, başında olduğu laboratuvarında beyin ve damar hastalıkları, moleküler biyoloji ve genetiği üzerine araştırmalar yapıyor, Yale Üniversitesi�nde bölüm başkanlığı yapıyor. Yılda yaklaşık 300 ameliyat yapan Murat Günel, ABD'de mesleğindeki sayısız ödülün sahibi ve pek çok organizasyonun da yönetim kurulunda bulunuyor. �Dahi Türk� olarak adlandırılan bilim adamı, beyin kanamalarının önemli nedenlerinden biri olan damar balonlaşması, tıp dilindeki adıyla �anevrizmalar� konusunda çalışmalarıyla tanınıyor.

Dr.Gökhan Hotamışlıgil: Harvard Üniversitesi�nde Genetik ve Kompleks Hastalıklar Bölüm Başkanı. Obezite, şeker hastalığı ve kalp hastalıklarıyla ilgili kendisine patent kazandırmış çalışmaları var.

Emrah Yücel: Oscarlı afişlerin sahibi. Özellikle ödül aldığı "Frida" afişi ve "Rüyamdaki Amerika", "28 Gün", "Panama Terzisi", "Kadınlar Ne İster" ve daha birçok Hollywood filminin afişleriyle tanıdığımız Yücel şu anda Amerika�da yaşıyor.

Feryal Özel: NASA'nın en başarılı astrofizikçilerinden. Bilimadamı Einstein�ın aralarında bulunduğu 20 dehadan oluşan Büyük Fikirler Listesi'nde yer alıyor.

Prof. Dr. Atilla Ertan:A.Ü. Tıp Fakültesi mezunu Gastroenterolog, ABD'nin en seçkin 10 klinik hekimi arasına girdi. Ertan, dünyaca ünlü ünlü Methodist Hastanesi'nde sindirim hastalıkları konusunda tıbbi direktörlük görevinde bulunuyor.

Prof. Dr. Ali Erdemir: Nano teknoloji kullanarak geliştirdiği yapay elmas özelliği taşıyan buluşuyla, uygulamalı bilimin Nobeli R&D ödülünü 3 kez kazandı. 1987 yılından beri ABD'nin Chicago kenti yakınlarında bulunan Argon laboratuvarlarında araştırmalarını sürdürüyor.

Prof.Dr.Aslıhan Yener: Chicago Üniversitesi'nde görevli Arkeolog .

Esen Ercan Alp: ABD Enerji Bakanlığı Laboratuarları'nda araştırmalar yapan fizikçi 5 bin yıllık metal heykeli, röntgen cihazında analiz ederek, 1949 yılında icad edilmiş olan radyokarbon tekniğine son vererek arkeolojik araştırmalarda yeni bir dönemin başlamasına ışık tuttu.

Ayşem Sunal : Belçika Kraliyet Başdansçısı. Ankara Devlet Balesiyle gittiği Japonya�daki bir yarışmada Anvers Kraliyet Balesi Müdürü Robert Denvers�ın Belçika�ya davet etmesi üzerine Belçika�ya yerleşti ve kariyerine hala burada devam ediyor.

Haldun Direskeneli: Amerikan Uzay ve Havacılık Dairesi NASA�da görev yapan ancak bir süre önce yaşamını yitiren Direskeneli, ODTÜ�yü bitirdikten sonra yaşanan beyin göçü ile ABD�ye gitmişti.

Neva Çiftçioğlu: Amerikan Uzay ve Havacılık Dairesi NASA�da çalışan Türk kadın araştırmacı. Teksas�taki Johnson uzay merkezinde görev yapan Çiftçioğlu, kireçlenmenin neden olduğu kalp ve böbrek hastalıklarının tedavisinde kullanılabilecek yeni bir antibiyotik üzerinde çalışıyor.

Vamık Volkan: ABD�de yaşayan ünlü Psikoanalist. Yaptığı çalışmalarla psikiyatri alanında dünyanın en prestijli ödülü sayılan �Sigmund Freud� ve �En iyi eğitmen ödülü�nü aldı.

Prof. Dr. Hasan Garan: New York Presbytarian Hastanesi Elektrofizyoloji Bölümü Başkanı olan Garan ABD�de en çok tercih edilen doktorlar listesinde yer alıyor.Garan kalp ritmi bozukluğunu kateter yöntemi ile yakarak tedavi ediyor.

Prof.Dr.Ahmet Çakmak: Ulusal Kurtuluş Savaşı kahramanlarından Mareşal Fevzi Çakmak�ın torunu. Princeton Üniversitesi İnş.Müh. Bölümünde deprem konusunda çalışmalar yapıyor.

Prof.Dr.Reşat Kasaba: Washington Üniversitesi Jackson Uluslararası ilişkiler Yüksek Okulu�nun Başkanlığını yaptı.

Prof.Dr.Olcay Çığtay: 30 yıl Georgetown Üniversitesi Hastanesi Lombardi Kanser Merkezi Mamografi Bölümünü yönetti.

Fatih Çulha: Bilgisayar Mühendisi. Maryland Eyaleti�ndeki Amerikan Deniz Kuvvetleri Hastanesinde geliştirdiği veri tabanı projesiyle çalıştığı şirketin binlerce elemanı arasından birinci seçildi.

Prof.Dr.Aydın Arıcı: Yale Üniversitesi�nde hormon hastalıkları ve kısırlık konusunda başarılı çalışmalar yürüten araştırma merkezini yönetiyor.

Süleyman Gökoğlu: NASA�nın Glenn Uzay Merkezinde çalışıyor.

Prof.Dr.Ali Erdemir: Triboloji�nin Türk dehası. Nono teknoloji kullanarak geliştirdiği yapay elmas özelliği taşıyan buluşuyla uygulamalı bilimin Nobel�I R&D ödülünü üçüncü kez kazandı.

Dr.Rahmi Öklü: ABD�nin en iyi hastanelerinden Cornell�de çalışan Öklü beyindeki tıkanan damarların tedavisinde mucizeler yaratıyor.

Prof.Dr.Münci Kalayoğlu: Binin üzerinde karaciğer nakli yaptı.Karaciğer nakline getirdiği yenilikler ile alanında dünyanın en önde gelen bilim adamaları arasında yer alıyor.

Yönetmen Ferzan Özpetek, Güher-Süher Pekinel Kardeşler gibi dünyaca ünlü sanatçılarımızı bu kervana kattığımızda �Beyin Gurbetçileri� nin listesi uzadıkca uzuyor, kalkınmamız geciktikçe gecikiyor.

ON BİN KİŞİYE 11 ARAŞTIRMACI DÜŞÜYOR

Rapora göre Türkiye Ar-Ge�de dünyada 25. Sırada yer alıyor. 2003 yılında araştırmacı sayısı olarak, 10 bin kişide 15 araştırmacı hedefleyen Türkiye, ancak 10 bin kişide 11 araştırmacı oranını yakalayabildi. Yunanistan�da ise 10 bin kişiye 45 araştırmacı düşüyor. OECD raporuna göre her bin kişiye, Türkiye�de 1.1, Yunanistan�da 3.8, AB�de 5.8, ABD�de 8.6, Japonya�da ise 9.7 bilimadamı düşüyor.

Ülkemizde Ar-Ge harcamalarının GSMH içindeki payı sadece binde 6. Japonya�da ise bu oran yüzde 3. 1993- 2003 arasında özel teşebbüsün ar-ge yatırımları yüzde 17�den yüzde 36�ya çıktı.

İleri teknoloji ürünlerinin Türkiye�nin ihracatındaki payı yüzde 4. Bu oran İrlanda�da yüzde 47, Arjantin�de yüzde 8.

Ülkelerin, teknolojiyi ekonomilerine yansıtma başarısına göre 49 ülkeyi kapsayan sıralamada Türkiye 33�üncü sırada yer alıyor. Bu sıralamada ilk üç sırayı ABD, İsveç ve Finlandiya alıyor.

ATO BAŞKANI AYGÜN

Rapora ilişkin değerlendirmelerde bulunan ATO Başkanı Sinan Aygün, beyin göçünün gelişmekte olan ülkelerin gelişmiş ülkelere yaptığı karşılıksız bir hibe olduğu belirterek �Beyin gurbetçileri sadece bavullarını alıp gitmiyor. Beyin avcıları ulusal insani yatırımı temelinden söküp alıyor. Her giden beyni ile Türkiye aklını kaybediyor� dedi. Aygün şunları söyledi:

Bir çocuğun 15 yıllık eğitim maliyeti 150 milyar lirayı buluyor. İyi yetişmiş yetenekli işgücümüz gelişmiş ülkelere akıyor. Türkiye kıt kaynakları ile yetiştirdiği değerli beyinleri doğru yerde ve doğru zamanda değerlendiremiyor, iyi olanaklar sunamıyor. Gençlerimiz gelecekle ilgili hayallerini daha iyi olanaklar sunan ülkelerde yaşamak üzerine kuruyorlar. Gelişmiş ülkelerle aramızdaki uçurum daha açılıyor. Gelişmiş ülkelerdeki iş ve fırsat olanakları olduğu ve daha iyi bir gelecek sunulduğu sürece beyin göçü kaçınılmaz olarak devam edecektir. Yapılacak en iyi iş bunu minimuma indirmektir. Beyin göçünü tersine ve beyin gücüne çevirmeliyiz. İyi eğitilmiş beyinlerimizden yararlanmak ve beyin göçü sorununu aşabilmek, bu yönde gerekli ortamı oluşturmak için devlete, özel sektöre, kamuoyu ve Sivil Toplum Örgütlerine büyük görevler düşüyor. Bu beyinlerimize sahip çıkmadığımız takdirde bu beyinlerimiz tamamen ülkemizin kaybı olacaktır. Türkiye� nin asıl kaybı beyin gücü kaybıdır.

Türkiye�de tescil edilen patent sayısı 2 bini geçmiyor. Buna karşılık her yıl ABD ve Japonya�da 150 bin, Almanya�da 50 bin, Fransa ve İngiltere�de 40 bin, Rusya�da 20 bin patent tescil ediliyor. Beyinler göçtükçe buluş yapma sayımız da yerinde sayıyor. Buna karşın yurt dışında dünyaca ünlü firmalarda çalışan beyinlerimiz buluş üzerine buluş yaparak hem çalıştıkları şirketlere hem göçtükleri ülkelere her yıl milyarlarca dolar para kazandırıyor. Cefasını Türkiye, sefasını gelişmiş ülkeler çekiyor�






 
  *** SİZİ KUTLUYORUZ *** BUGÜN 1190427 ziyaretçi (2634391 klik) MİSAFİRİMİZ OLDUNUZ ***  
 
haberler haberler


Google Arama
Sitemde Arama
Yaşam ve İnsanlar

İstanbul Servisleri Neden Pahalı ? burakesc
Namaz Kılan Minik ile burakesc
GİMDES Helal Gıda Ramazan Buluşması burakesc
Bu web sitesi Łcretsiz olarak Bedava-Sitem.com ile oluşturulmuştur. Siz de kendi web sitenizi kurmak ister misiniz?
‹cretsiz kaydol