Create Your Own Countdown

Google

   
  *** İYİLİK İİN KOŞANLARIN YERİ***
  NEJAT VEZİROĞLU
 



https://youtu.be/80URhKnbcpU



16Shares
 
 

 

Kadın dokunduğunda her şey değişir, güzelleşir. Kadının yüreği, temsil ettiği ruh, ışıklar içerisinde ise bulunduğu alana da aydınlığı çoğalarak, çoğaltarak gelişir. Eserin adından belli değil mi? “Hidrojen Romantiği ” eserini yazan bir kadın. Ancak kadın olmasından değil. Onu tanıyan, yaşamına ortak olan ve sevgi dolu dokunuşları ile bir bilim adamının hayatına fark katan adamın romantikliği aslında.

 

Karşımızda 1974 yılında TÜBİTAK ödül sahibi. 

1982’de “İnsanlık için enerji ödülü” ne layık görülmüş
bir bilim insanı var. 

Sadece bilim insanı kimliği ile hayatta var olmamış,
ömrü boyunca özlemini çok derinden hissettiği
vatan hasreti ve sevgisi,

aydın bakış açısından ülkesi için kaygılarını vazife bilmiş
ve en üst kademelere kadar ulaşmış.

Yeter ki ülkesi hak ettiği yeri bulsun diye.

Eşinin yazmış olduğu bu eseri
yaklaşık bir buçuk günde okudum.

 Çünkü sadece bir çerçeveden bakmıyor. Aslında kitap günümüz Türkiye'sinin geçtiği yolları ve kirlenen dünyanın ne kadar keşfetse de özünde hiçbir şeyin değişmediğini.

Her şeyin yani güç sahiplerinin
temelde sömürüsünü bize gösteriyor.

Akademik kariyere sahip olsalar bile
çıkarlar söz konusu olduğunda 

fedakarsız ve vatanı için vurdumduymaz zihniyeti de
ortaya tüm çıplaklığı ile sermekte.


 2000 yılında, Azerbaycan Bilimler Akademisi tarafından

 “Hidrojen Enerjisi” fikrini ortaya atması ve gerçekleştirmesindeki çalışmaları dolayısı ile 

Nobel Ödülüne aday gösterilen
Türk Profesörü, Nejat T. Veziroğlu
 
ile birlikteyiz.



Odatv: 
Sayın Hocam, öncelikle yine kısa bir Avrupa turu,
WHEC 2016 İspanya(Zaragoza) Konferansı komitesinde yer aldıktan sonra  ülkenize yine bir konferans ve özlem için geldiniz. Bu vesile ile sizlerin eseriniz üzerine konuşacağız. Sizin diyorum çünkü “biz” diyebilen bir çiftin yazgısı da ancak bu kadar güzel dokunabilir. Eğitim çok önemli. “Öğrenimsiz akıl sürülmemiş tarlaya benzer.” der Halil Cibran. 1939 yılında döneminin en özel okulu olan Pertevniyal Lisesi’nde o yıllarda Mantık, Jeoloji ve Astronomi okuyorsunuz. Okul olarak her yaz askeri kampa gidiyorsunuz? O yıllarda bilimsel düşünüş fikriniz oluşmaya, keşfetme heyecanını ruhunuzda duymaya başlamış mıydınız? Ve Yaz okullarında neler yapardınız


?Nejat T. Veziroğlu:
 Evet o dönemlerde de hatta çocukken bile bilimsel düşünüş ve keşiflere meraklıydım. Yaz okulları, sporla ilgili aktivitelerin olduğu okullardı. Aynı bir asker gibi fiziksel eğitim alırdık. Ayrıca ateş etmeyi öğrenirdik. Ben keskin nisancıydım. Askeri disiplini de o yaşlarda öğrendim. Bütün hayatım boyunca aldığım askeri terbiye çalışmalarımda çok faydalı oldu. Pertevniyal Lisesi o dönemlerde bugün üniversitelerin verdiği eğitimi veriyordu. Derslerimize de üniversitelerden hocalar gelirdi.

 

Odatv: 
İkinci Dünya Savaşı dünya da varlığını sürdürürken, 1943 yılında eğitim için İngiltere’ye gidiyorsunuz. Kitabınızda savaş olduğu için Avrupa üzerinden gidilemiyor seyahatin ilk ayağının yataklı trenle Halep ile başladığını belirtiyorsunuz? Bu yolculuk nerelerden geçerek devam etti ve o günlerden unutamadıklarınız dersem?


-Halep’ten otoraya binip Hayfa’ya (o zamanlar İsrail yok o topraklar İngiliz mandası altında ve Filistin’di) oradan Beyrut, tren ile Kahire. Sonra Süveyş şehrine kalkan City of Paris gemisi ile Güney Afrika’yı dolaşarak Mombas'a, Durban'a vardık. Durban'da beni ve seyahat ettiğim diğer Türk öğrencileri gemiden attılar. Yolculuğumuzun geri kalan kimsini tamamlamak için Durban'da yeni gemi bekledik. Duchess of Richmond gemisi geldi. Bu gemi diğerinden daha büyük ve hızlıydı. Daha sonra Cape Town, Altın Sahili Şehri (şimdi ki adı ile Gana) ve Liverpool’dan tren ile Londra'ya gittik. Bu yolculukta City of Paris'ten atılmak hayatımı kurtardı. Bizi gemiden attıklarından yaklaşık bir hafta sonra gemi batırılmış ve kurtulan olmamıştı.

Ayrıca o dönemlerde
Türk subayları birinci mevki giderken, 

Amerikan askerleri üçüncü mevki gidiyordu.

O yolculuğun hiçbir anını unutamadım.
Başından sonuna kadar inanılmaz bir seyahat oldu.Odatv:
 
Mahsuru yoksa neden gemiden atıldınız?


- Kamarot çarşaflarımızı değiştirmiyordu, bizde yere atarsak değiştirir diye düşündük ve tüm Türk öğrenciler çarşaflarımızı yere attık. Geminin ikinci kaptanı kamaraya geldi. O arada kamarada ben vardım. Bana “lideriniz kim? Söylersen onu ilk limanda gemiden atacağız. Bu harp zamanı isyan sayılır” dedi. Ben de “hepimiz kendimiz attık, liderimiz yok” dedim. Bizi ilk liman da (Durban) gemiden attılar. 


 Odatv: 
Eşiniz Ayfer Hanım yaşadığınız tarihsel süreci eserinizde yaklaşık 13.bölümde anlatmış. Yüksek Öğretim döneminizi anlatan (1943-1951) yıllarda büyükanneniz size tavsiye de bulunuyor.

“En iyi okul hangisi ise ona gir” diyor.

En iyi okula sınav ile girildiğini sonradan öğreniyor ve giriyorsunuz. Bitirdiğinizde şeref derecesi ile lisans diplomasını aldığınız okula ve burada ilerleyen yıllarda vefatına kadar sürecek, uzun soluklu dostunuz olacak değerli bilim adamımız Fizik Profesörü Behram Kurşunoğlu ile tanışmanız ve İngiliz Savunma Bakanlığından gelen mektup? Elbette vatan hasreti de yüreğinizde bu hasretle yanan bir kor var. Hafta sonları Türk Öğrenci Derneğinin başkanı olarak organizasyonlar düzenliyorsunuz? Paylaşır mısınız o güzel dönemleri bizlerle lütfen.


1940’LARDAN İTİBAREN AMERİKA DA
TÜRK AKADEMİSYENLER EKOLDÜ


-O dönemlerde Türk öğrenciler olarak çok güzel arkadaşlığımız vardı. Birbirimize yardım ederdik. Savaş dönemi olduğu için İngiltere’de pek erkek yoktu. Biz erkek öğrenciler çok popülerdik. Bunun yanında hayat şartları çok zordu. Birçok gıda karne ile verilirdi.

Cevizle ekmek yiyerek karnımı doyurmayı
o zaman öğrendim.


Ders çalışırken bazen yakınlara bombalar düşerdi.

İletişim bu kadar kolay değildi.
Benim kaldığım pansiyonda telefon yoktu.
Fakat sokağımızda telefon kulübesi vardı.
Telefon etmek için kulübeye giderdik.
Ayrıca Türkiye’ye mektup göndermek çok uzun zaman alırdı. Sevdiklerimizle haberleşmek çok zordu.

O dönemlerde bu şartlara rağmen
sevdiklerimiz her zaman yanımızdaymış gibi hisseder, mutlu olurduk.
Vatanımızı temsil ettiğimiz için gurur duyardık.
Her birimiz derslerimize ve sosyal hayatımıza dikkat eder, kendimizi her yönden yetiştirmeye çalışırdık.
Kuvvetli ve unutulmaz dostluklar edindim.
Bu dostlarımın hepsi daha sonraki hayatlarında seçmiş oldukları alanlarda çok başarılı oldular.
Bülent Ecevit, o dönemlerde Londra’da Kültür Ataşesiydi. Çok güzel aşk şiirleri yazar, bu yazdığı şiirleri bizim Türk örgencilere okurdu.

Behram Kurşunoğlu da bu unutulmaz dostlarımdan. Rahmetliyle son anına kadar dostluğumuz devam etti.

O dönemlerde
University of Miami’nin Rektörü Dr. Stanford,  Türklerden o kadar etkilenmişti ki
soyadının sonuna "oğlu" ilave ediyor ve bizden bahsederken bu üniversite de üç Türk var, Kurşunoğlu, Veziroğlu ve kendisini Stanfordoğlu diye tanıtıyordu.
HAYATTA HER ŞEY PARA VE KARİYER DEĞİLDİR. SAHİP OLUNAN DEĞERLER VAR

Odatv:
 
Londra Üniversitesinde doktora çalışmanızı yaparken bir alet tasarlıyorsunuz. Formül satıhlar arasındaki ısı iletiminin arasında ve aynı zamanda atom reaktörlerinin dizaynında kullanılabiliyor. Bunun üzerine Harwell’de “Atom Enerjisi” üzerine çalışan laboratuvardaki bilim adamları iş teklifi yapıyorlar siz kabul etmiyorsunuz? Neden?

-Savaş uzun sürmüştü.
Ailemi ve vatanımı çok özlemiştim. Haberleşmek bugün olduğu gibi kolay değildi.
Mesafeleri daha derinden hissediyordunuz.

Anneannem bu arada rahmetli olmuştu.
Hayatıma yön veren canım anneannem yoktu.
Annemi de kaybederim bir daha göremem diye korkuyordum.


Ayrıca vatan borcum olan
askerlik vazifemi de yapmak istiyordum.


Hayatta her şey kariyer ve para değildi.

Savaş esnasında yaşadıklarım beni
zamanından önce olgunlaştırmış,
değerlerimi farklılaştırmıştı.


Sevdiklerimle daha çok vakit geçirmek istiyordum.
Onun için aileme ve vatanıma döndüm.

Odatv: 
Milli duygularınız ve ailenize özlem artığı için Türkiye’ye dönüş (1951-1960) araya giren askerlik ve kurasız olarak Ankara Milli Savunma’da İcatlar ve Projeler Bürosuna atanma. Size “ Bir lastik fabrikası projesi yap kendimiz üretelim deniyor, biraz paylaşır mısınız lütfen.

-Projeyi tamamladıktan kısa bir süre sonra tezkere aldığım için uygulanıp uygulanmadığını bilmiyorum.
Fakat proje için amirim
“Almanya’ya gitmek ve makineleri yerinde görmek” istedi, onun için Albaya çıktık.

Albay: “Siz gezmek istiyorsunuz galiba,
neden gitmek istiyorsunuz?” dedi.

Amirim “yeni makineler alırız deyince”,

 Albay
“halının eskisi makbuldür.
Eski makine alın
en azından çalıştığını bilirsiniz,
gezmek yok!”


deyip bizi kapı dışarı etti.

Odatv: 
Yıllar 1960-1962’yi gösterdiğinde evlilik bana göre değil düşüncesinde olduğunuz ancak sonrasında hayatınıza anlam katan ilk eşiniz Bengi hanım ile karşılaşmanız ve Amerika’ya gidiş yolculuğunuz. Sanırım hayatınızın temel taşları burada oturmaya başlıyor. Çünkü beraber yaşamayı teklif ettiğinizde
“Ben Türk ailesinin kızıyım.
Metres hayatı yaşamam, ya evleniriz yada bu ilişki biter.” diyen eşiniz sonrasında yoldaşınız, size hep akademisyen olarak kalmanızı öneriyor ve hayatınız başlıyor. Aynı zamanda dönemin siyasi yaşamına da tanıklık etmiş birisi olarak siz, o yıllarda Başbakan Adnan Menderes’ten ihaleler alıyor. NATO'nun Türkiye'deki birçok inşaatını kardeşleriniz Sedat ve Kadir Veziroğlu ile yapıyorsunuz. Adnan Menderes için “inşaat işlerinde çok titiz” diyorsunuz eserinizde. Ayrıca İstanbul'un Vatan Caddesini, Millet Caddesini, Yeşilköy'e kadar uzanan sahil yolunu ve birçok milletlerarası işler bunlar. 1960'ta askeri darbe olunca eşiniz ısrar ediyor akademisyen olmanız için ve bu arada ilk çocuğunuz 29 Mart 1962’ de oğlunuz Emre Alp dünyaya geliyor ve siz akademik kariyer için başvuruda bulunuyorsunuz? Nerelerden teklif aldınız ve hangisini seçiyorsunuz?



-Üniversite yıllarına ilk başladığım ve vatanımda görev yapmak istediğim için ilk önce İTÜ’ye müracaat ettim. Oradan araştırma görevlisi pozisyonu teklif ettiler. Doktora tezim olmasına rağmen.
Sonra Londra’ya müracaat ettim.
Oradan ise Yardımcı Doçentlik teklifi geldi.
Sonra Behram'a yazdım.

University of Miami'ye müracaat ettim.
University of Miami,
 çalıştığım ve askerlik yıllarını bir hoca için faydalı olarak görmüş ve bana direkt Doçentlik verdiler.
En iyi teklif UM’ den geldiği için ve iklimi de güzel olduğu için Miami'ye gitmeye karar verdik.

(1974 Miami Beach Ilk WHEC Konferansindan)

Odatv:
 
Yıl 1962-1973 olurken sizler yeni dünya Amerika kapısındasınız. Bir yandan kaygılarınız var Kıbrıs sorunu ile ilgili. Ve okuyucular Ayfer hanımın kitabında tüm detayları ayrıntılı bulacaktır. Kısaca bahsedecek olursak “Kıbrıs Problemi ve Çözümü” hk. rapor kısmının sonunu şu şekilde bitiriyorsunuz: “Atatürk’ün sağ kolu İnönü’de Türkler’in makus talihini yenen, Lozan galibi Sayın İnönü; kahraman, insan gibi yaşamak isteyen, mahsur ve mazlum Kıbrıs Türkleri’nin zalimlerin elinden kurtarılacağı ve şerefimizin iade edileceği günleri ümitle bekliyoruz.” Aynı zamanda Londra’dan arkadaşınız rahmetli Ecevit ise İşçi Bakanı o sıralar ona da bir kopya gönderiyorsunuz. Ve Amerika’ya yerleşebilmek için üç aylık oğlunuzu amcasına bırakıyorsunuz ve University of Miami’de iki koldan çalışmaya başlıyorsunuz. Birincisi Amerikan Uzay İdaresinin Mars’a göndereceği nükleer hidrojenli roketlerle ilgili çalışma. Diğeri Londra Üniversitesinde başladığınız satıhlar arasındaki ısı iletimi ile ilgili. 
Bu arada 4 Şubat 1964’ de kızınız Oya
dünyaya geliyor
ama sıkıntılarınız var.
Bu dönemi özetlersek

-Oya'nın ne yazık ki doğum esnasında beyin damarlarından biri zedelenmiş.
Dolayısıyla hiçbir zaman normal bir çocuk olamadı.
Çok araştırmalar yaptık, doktorlara gittik,
fakat ne yazık ki çare bulamadık.
Oya, çok iyi kalpli bir çocuktu.
Özürlü olmasına rağmen matematikte çok iyiydi.
Aslında özürlü ile normal arasında tam sınırdaydı.
Emre de hiç problem yoktu. Dersleri her zaman iyiydi.
Ben daha çok Oya ile ilgilenirdim, Emre de annesiyle vakit geçirirdi. İki kardeş çok iyi anlaşırlardı.

Odatv: 
Türkiye sorunları, dünya sorunları ruhunuzda. Sabatikal denilen yedi yılda bir üniversitelerin profesörlere verdiği izin hakkınızı kullanıp ama tatil değil ders vermek ve araştırma yapmak üzere o yıllarda ODTÜ’nün Rektörü olan Erdal İnönü’ye mektup yazıyor ve hemen davet yazınıza cevap alıyorsunuz. Yıl 1969 sonları pazartesiden cumaya kadar Ankara’da ders veriyor, hafta sonları İstanbul’a dönüyorsunuz. Eşiniz hep yanınızda size sonsuz destekte. Türkiye siyasi anlamda çalkantılı bir dönemde ve ister istemez bazı anılarınız olmuştur. Bu dönem bilimsel ve ideolojik bakımdan nasıl seyretti. Türkiye’nin kaybı ve kazancı var mı dersek?

BOYKOT VARKEN GİZLİ SINIFTA DERS...

-Türkiye çok şey kaybetti. Hiç kazancı olmadı.
Eğitimin durması, işsizliğin artması, milli gelirin düşmesi, o dönemde çok fazla oldu. Çok geriledik. O dönemlere ait bir hatıram şöyle: O zamanlar ODTÜ epey hareketliydi. Gençler sürekli boykot yapıyorlardı. Türkiye’de eğitim durmuş gibiydi. Öğrenciler öğrenmek yerine sürekli direniş halindeydi. Böyle bir ortamda bilimsel olarak ilerlemenin olduğu söylenemez. O zamanlar ODTÜ’de Dr. Sadık Kakaç’ta Makine Mühendisliği Bölüm Başkanıydı. Arada gelir benim derslerimde otururdu. Bir gün öğrenciler “hocam bugün boykot varmış ders yapılmayacakmış, fakat biz gizli bir oda biliyoruz, orada ders yapabiliriz” dediler. Ben de olur dedim. Dr. Kakaçla beraber gizli sınıfa gittik. Tam dersin başında iki tane hakiler giymiş boylu poslu delikanlı içeri girdi. Saatime baktım, ve hemen onlara “siz geç kaldınız oturun
 yerinize” dedim. Fakat delikanlılar “hocam, biz bu sınıftan değiliz, boykot yapıyoruz, bugün ders yok, size haber vermeye geldik” dediler. Sadık’a döndüm, doğrumu dedim. Delikanlılara bir baktık, bizden daha güçlü ve nerdeyse bizim iki mislimiz. Sadık bana baktı ve dedi ki: “Nejat Bey madem ki gençler ders istemiyor, başka zaman yaparız. Beraber oradan ayrıldık

.”Odatv:
 1973-1982 dönemi “Hidrojen Enerjisi” fikrinin doğumu denilebilir mi? İlk araştırma projeniz Mars’a gidecek roketin nükleer hidrojen motorundaki titreşimlerin sebebini bulmak ve gidermek. O zamanlar Amerika Uzay İdaresi Mars’a seyahat planları yapmaya başlamıştı diyorsunuz. Roket, dört ayda Mars’a gidecek. Mars’ta çalışacak ve bu zaman içerisinde Mars yine Dünya’ya yaklaşıyor olacak. Yörüngeler öyle ki birbirlerine yakınken dört ayda gidilebiliyor, uzakken 8-10 ayı bulabiliyor. Bunun için nükleer enerji şart. İlerideki söylemlerinizde de belirttiğiniz gibi gelecek Hidrojen’de diyorsunuz hep. Araştırmanız beş yıl sürüyor. Ve 1973’te enerji krizi başlıyor. Günümüz koşullarını da baz alırsak, bunun içerisine HES dalgalarının Türkiye kıyılarına vuruşunu da dikkate alarak. Sonrasını ve süreci Odatv okuyucuları ile paylaşır mısınız lütfen.

-Hidroelektrik santraller (HES) faydalıdır, Türkiye’de de epey potansiyeli var. Yalnız bu santralleri yaparken tarım için elverişli topraklara yapmamak lazım, zira tarım alanları sular altında kalır ve istenilen ürün alınamaz.

HİDROJEN ENERJİSİNE
İLK JAPONLAR İLGİ DUYDU


Odatv: 
Aynı yıllarda Japonya ve Çin seyahatleriniz var,
mesela Ayfer hanım eserinizde anılarınızdan Tokyo’da bulunduğunuz sırada petrol krizi ile trafiğin yüzde 90 azaldığını anlatıyor. Şimdiye kadar hava kirliliği ile boğuşan hatta Tokyo şehrinden Fujiyama Dağı’nı görmenin imkansız olduğu bir zamanı anlatıyorsunuz. Çevre kirliliğinin boyutlarını biraz biraz anlamaya başlamışlar mıydı? Burada “ Temiz Enerji Araştırma Enstitüsü (CERİ)nü kuruşunuz ve başına neden "Temiz" koyduğunuzu da açıklayalım lütfen.


- Japonlar o zaman enerji ve hava kirliliği arasındaki bağı kurmuşlardı. THEME konferansından sonra beni ilk davet eden memleket Japonya'ydı. Daha o zamanlar Hidrojen Enerjisine ilgi duydular. Çevre ile ilgili önlemler aldılar ve geri dönüşüm projelerine başladılar. Bugün dünyada en eski ve en iyi geri dönüşüm projeleri Japonya’da yapılmaktadır. Hidrojen konusunda da dönüşüme başlayan ülkelerin başında gelmekte ve birçok teknolojiyi üretmiş durumdadırlar. Temiz ismini koydum, çünkü çevreyi kirletmeyecek, canlıların yaşamına zarar vermeyecek enerjilerle ilgilendiğimizi belirtmek istedim.2074 HİDROJEN YILI OLACAK

Odatv: 

18 Mart 1974’te “Hidrojen Ekonomisi Miami Enerji Konferansı”nı (The Hydrogen Economy Miami Energy – THEME) gerçekleştiriyorsunuz. Kaç ülke ve yaklaşık kaç kişinin katılımı ile gerçekleştiriyorsunuz. Teknolojinin , iletişimin bu kadar hızlı olmadığı bir dönemden bahsediyoruz. Ne zorluklar yaşadınız? Özel bir sorum olacak ayrıca, anladığım kadarı ile yaptığınız işlerde Mustafa Kemal Atatürk gibi tarihlere önem veriyorsunuz. Çünkü kitabınızın bir bölümünde yine buna şahit olduğum için soruyorum, bu da özel seçilmiş bir tarih mi? Yoksa tesadüf mü?

- 18 Mart tamamen bir tesadüf.
Fakat 74'ün uğurlu olduğuna inanıyorum. Çünkü

1674'te İngilizler hidrojenin bir gaz olduğunu buluyor,
1774'te Fransız Kimyageri Lan Vaz'ye,
bu gaza 'su üreten' manasına gelen Hidrojen adını veriyor.

1874’te Fransız yazar Jules Verne Issız ada kitabında hidrojenden, enerji kaynağı olarak bahsetmiş.

Ben 1974'te bu fikri ortaya attım.

Ve hiçbir özendirici önlemler alınmadan iş dünyası olduğu gibi devam ederse benim tahminim 2074'te Hidrojene geçiş tamamlanmış olacak.

Odatv: 
Konferanslar, bilinçlendirme çalışmaları devam ederken sözde üniversite hocalarının hazırlamış olduğu raporlarda öyle şeyler çıkarıyorlar ki karşınıza. Okurken hakikaten trajikomik dediğimiz bir durum adeta. Mesela “Dünya ısısının artması, iklim değişikliklerinin sebebi karbondioksit değildir. Tarlalarda geviş getiren ineklerdir!” şeklinde, imzalı raporlar sunuyorlar. Bunun gibi dahiyane! Başka ne tür görüş ve davranışlarla karşılaştınız?-Petrol Şirketleri politik ve bilimsel olarak her zaman bizim karşımızda yer aldılar.

Odatv:
 Aslında Petrol şirketleri de Hidrojenin büyük bir rakip olduğunu anlıyorlar. Bu arada bilgilerinizi aktarabilmeniz için bir yayın organına ihtiyaç var.
Pergamon Press sahibi Robert Maxwell
ile anlaşma yapıyor ve
derginizi 1976 yılında çıkarıyorsunuz.
 Eşiniz editörlüğünü yaparken,
sekreteriniz ve öğrencileriniz
gönüllü katkıda bulunuyorlar.
Ve bu yankı büyüyor.

İlk resmi davetinizi 1980 yılında
Çin Yüksek Eğitim Bakanlığından alıyorsunuz.

Sonra hangi ülkeler bunu izledi?

- Çin’den önce Japonlar,
Miami'deki konferanstan sonra beni hemen davet ettiler. Çin,
Rusya,
Arap Emirlikleri,
Libya,
Mısır,
Kore,
Avustralya,
Malezya,
Arjantin,
Brezilya,
Küba,
Kanada,
Meksika,
Pakistan,
Hindistan,
Nepal,
Nijerya ve diğerleri.
Yaklaşık 80 ülkeye gittim.
Dünyanın etrafında defalarca döndüm.
Bazı ülkelere birden fazla gittim.
(2014 )
GKorede Yerel Kral, Kralice kiyafetleriyle.
Lili de prenses)


Odatv:
 Ülkenizde ise yeni anayasa hazırlanmış, darbe gerçekleşmiş. Bu anayasanın sakıncaları hakkında başta hem anayasa, hem üniversite açısından zararlı sakıncaları ile ilgili raporu başta Kenan Evren’e, YÖK Başkanı Prof. Dr. İhsan Doğramacı’ya ve YÖK Üyesi Prof. Dr. Kemal Korhan’a gönderiyorsunuz? Cevap aldınız mı? Olumlu ya da olumsuz.

-Evet, İhsan Doğramacı cevap verdi ve teşekkür etti.

Odatv: 
Çin ile başlayan serüven Doğu blok ülkeleri ile devam ediyor. 1988 yılında toplanacak olan 7. Dünya Hidrojen Enerjisi Konferansı’nı Moskova’da düzenleme kararı alıyorsunuz.

Çin ve Rusya’nın
gelişmelere bakış açısı arasında
fark var mıydı?


-Evet vardı.
Çin’de komünist hükümet olmasına rağmen
işler kapitalist olarak yürüyordu.
Rusya da ise durum farklıydı.
her şey komünist sisteme göre idare ediliyordu. 

Odatv: 
Bunu elbette kariyerine Amerika’da devam eden üç büyük ülkenin emekçisi ve bilim adamı olarak soruyorum.
Ayrıca eşiniz Ayfer Hanım anılarınızı kaleme alırken ilginç anekdotlara da yer vermiş. Bir bölümde Sovyetler Birliği’nin Orta Asya bölgesini “ Atalarımızın” diyarı olarak bahsetmekte. İzler nasıldı? Ve yakın zamanda Kimya alanında yeni bulunan bazı elementlere Rus Bilim insanlarının adının verileceği açıklandı. Bizim Türk Bilim insanlarımızın uzun soluklu koşusunda, nasıl yorumluyor? Ve nerelerde görüyorsunuz?


-Atalarımızın bıraktığı izlere baktığımızda
o dönemlerde
Türklerin bilimde ileri olduklarını anlıyoruz. 

 İzler:
Semerkant ve Buhara'da
o zamanın ilim adamlarının yetiştiği medreseler vardı.
Zamanın en iyi gözlemlerini yapan
Ulubey rasathanesi vardı.

Ortaçağlarda ilmin en ileri olduğu bölge Orta Asya'ydı.

Tıp kitapları Avrupa'da yüzlerce yıl tıp okullarında okutulan İbni Sina Orta Asyalıydı.

Kimya alanında Nobel almış, Prof. Dr. Sancar
ve aynı seviyede
Nobel verilmemiş Prof. Dr. Oktay Sinanoğlu gibi
yüzlerce kimya bilim adamımız var.

İnşallah onların da isimleri bazı elementlere verilir. 


Odatv: 
Ülkenizde Özal dönemi. Sizin çalışmalarınız 1983-1984 yılları arasında Özal’ın ilgisini çekiyor, bu konu ile ilgili notlar alıyor ve
siz Ekim 1983’te
 “Enerji, Eğitim, Tekeller ve Kalkınma”

 üzerine bir rapor hazırlayıp kendilerine sunuyorsunuz? Sonuç ne oldu dersek?
- Özal’la dostluğumuz epey sürdü.
Mektuplarıma cevap yazardı.
Bazen de telefonla konuşurduk.
Hatta University of Miami'yi ziyaret etmişti
ve bir konuşma yapmıştı.

Odatv: 
Yıllar 1985-1990’ı gösterdiğinde birçok ülke görmüş, eğitim ve konferans vermiş aydın biri olarak içten içe içinizde kaynayan kazan durmuyor.

Türk toplumlarının uygarlık bakımından
daima diğer toplumlardan geride mi kaldığını?
Düşünür oluyorsunuz.

Ve bir geziniz sırasında
Semerkant’ta Recistan meydanında
üç medreseden birisinin kapısında şahit olduğunuz
o yazı
belki de iç sesinizi doğruluyor.

“Her Er ve Hatun kişinin
ilim öğrenmesi
ibadetten önde gelir.”


Düzen hep bu ülkenin aleyhine işlemiş.
Kafanızda bu sorularla

Türkçe en yaygın dil,
Avrupa ve Asya’da kullanılıyor.

Özel bir DİL BÖLÜMÜ projeniz var

ve bu projeniz Dr. Enver Ören tarafından beğeniliyor. Sonrasında ne gelişmeler oldu?


- Avrasya Üniversitesini kuracağımız zaman
Türkiye’de büyük bir devalüasyon
ve dolayısıyla ekonomik kriz oldu,
tabii üniversite işi de suya düştü.
Enver Bey çok hevesliydi. Rahmetli arkadaşım Ömer Öztürkmen de bu konuda benimle çok çalıştı.

Odatv:
 1990-1995 yılları
Türk ortak pazarı ve Dünya dersek.
İmparatorluklar ve yapay federasyonlar
art arda çökerken, Türklerden ve Rumlardan müteşekkil Kıbrıs Cumhuriyeti doğuyor.
Sovyetler Birliği, Yugoslavya ve Çekoslovakya çözülüyor. Etnik gruplara dayalı bağımsız ülkeler beliriyor.
Bu yeni dünya düzeninde bir aydın olarak Avrupa Ekonomik Topluluğu ve bilim nereye evrildi dersek?


-Avrupa Birliği esas itibariyle ,
Almanya, Fransa ve İngiltere arasında
ikide bir yapılan savaşlara son verdi.

Birliğin bütçesi savunma yerine bilime çevrildi.

Bilimsel araştırmalar arttı. Bu bakımdan Avrupa Birliği, Amerika'ya eş değer bir memleket oldu.

BARIŞ DÜNYAYA TÜRKİYE'DEN YAYILACAKTI

Odatv:
 1995-1998 yılları arasında
Milletlerarası Hidrojen Teknolojileri Merkezi
Fikri doğuyor. Burada da sanırım hep değer verdiğiniz öğrencilerinizden Hırvatistanlı Frano Babir’in katkısı, düşünüşü hakim. Oluşum nasıl gelişti?
Bu arada siz Milletlerarası Sınai Kalkınma Teşkilatı (UNİDO)’na, Hidrojen Enerjisi konusunda danışmanlık yapıyorsunuz.
Uluslararası Hidrojen Teknolojileri Merkezi (ICHET) olarak bir rapor sunuyorsunuz?
Bu raporda geleceğimizi ilgilendiren neler vardı?





-Bu merkez,
Dünyaya
hidrojen enerjisi ile ilgili teknolojileri yayacak
ve kalkınmakta olan memleketlere yardım
***edecekti.

Barış, dünyaya Türkiye'den ***yayılacaktı

***NEDEN  AÇILAMADI   
 İSTANBUL DÜNYA HİDROJEN ENERJİ MRK


***EDİTÖR  NOTU
***DETAY  TIKLA 
hidrojenenerjihareketi.tr.gg

***DETAYIN DETAYI  TIKLA I>>>    utgRP0v2Zu


Odatv: 

Bilimsel çalışmalar devam ederken
İtalya’da UNİDO temsilcileri,
İtalya Dış İşleri Bakanlığı, Enerji Bakanlığı,
petrol şirketlerinin toplantısından çıkıyor
fakat kendinizi yorgun hissediyorsunuz
sonradan Miami’ye döndüğünüzde kalp krizi geçirdiğinizi ve ardından eski eşiniz Bengi hanımın rahatsızlığı ortaya çıkıyor ve siz o kadar üzülüyorsunuz ki o hastanede tetkikleri yapılırken, siz kalp krizi geçiriyorsunuz. Sonrasında Bengi hanımı iyileştirme çabası ve bir gün artık konuşamayacak duruma geldiğinde size yazılı olarak verdiği “beni İstanbul’a götür” mesajı. Sizi fazla üzmeden kısaca paylaşırsanız.


-Bengi'nin hastalığını tam geçirdik derken yeniden tekrarlaması bizi çok üzdü.
Beni İstanbul’a götür deyince onu gayet iyi anladım. Vatanında hayata gözlerini yummak istiyordu.
Rahmetli annesiyle beraber Bengi'yi İstanbul’a götürdük. Fırtınalı bir gündü. Miami'de o gün Hurricane başlamak üzereydi. Bizden sonra başka uçak kalkmadı. Bengi'nin arzusuna Allah da yardım etmişti. Bengi İstanbul’da iken ben,  konferanslara ve derslere devam edip ara ara İstanbul’a gidip Bengi'yi gördüm. Annesi ve Türk doktorlar, fizik tedaviciler, arkadaşlar, akrabalar çok yardımcı oldu. Bengi son zamanlarını sevgi dolu geçirdi.

Emel SeçenOdatv.com

image.png

İSTANBUL  BİRLEŞMİŞ MİLLETLER HİDROJEN ENERJİ MRK 
KAPANMASIYLA   ÜLKEM  NELER  KAYBETTİ 
   SLAYT 

 

 
  *** SİZİ KUTLUYORUZ *** BUGÜN 1123370 ziyaretçi (2425948 klik) MİSAFİRİMİZ OLDUNUZ ***  
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=
haberler haberler


Google Arama
Sitemde Arama
Yaşam ve İnsanlar

İstanbul Servisleri Neden Pahalı ? burakesc
Namaz Kılan Minik ile burakesc
GİMDES Helal Gıda Ramazan Buluşması burakesc