Create Your Own Countdown

Google

   
  *** İYİLİK İÇİN KOŞANLARIN YERİ***
  Şehit Mahmut ŞAHİN ışıktan bir el uzandı ve bunları yukarıya çekti.
 

  

 Mahmut Şahin Binbaşı'nın şehadeti




  Sedat ONAR sedatonar@flasgazetesi.com.tr 


Mahmut Şahin Binbaşı'nın şehadeti

Aslında "Şu çılgın Türkler" kitabının günümüze uyarlanmış ve günümüzdeki kahramanları anlatan bir versiyonu yazılmış olsa; inanın ki, Türk insanının hem kendine olan öz güveni artar, hem de bu kahramanların hatıralarının unutulması önlenmiş olur.

Çılgınlık, bir olayı, bir hareketi uç sınırında yapmak veya yaşamaktır. Bizim jenerasyonumuzda o kadar çok çılgın Türk yaşadı ki anlatmakla bitecek gibi değil. Bunlardan hala yaşayanlarında olduğunu bilmek insana ayrı bir gurur veriyor. En azından Kurtuluş Savaşı'ndaki teğmen Yıldırım Kemallerin, yüzbaşı Şevkilerin torunlarının hala  aramızda yaşadığını görmek bu milletin övünmesinin boş bir kuruntu olmadığının en güzel delili sanki.

 Konuyu PKK ile mücadelede çılgınlıkları zirve yapmış kahramanlara getireceğim. Şimdilik bir kahramanı anlatacağım.

Belki biliyorsunuzdur. 1965 yılından 1973 yılına kadar süren Vietnam Savaşı ile ilgili Amerikalılar şimdilik 6500 civarında film yapmışlar. Bunlardan büyük bir bölümünde Amerikalıların kahramanlıkları anlatılarak Amerikan kamuoyuna milletleşme yolunda dolaylı katkı sağlanmıştır. Belki dünyanın dört bir tarafından gelerek bir ülkede milletleşme mücadelesi veren insanlar için bu tür filmler gerekli idi.

Ya bizim için? Biz terörle mücadele ile ilgili kaç film çekebildik? Bir elin parmaklarını geçmez. Üstelik bizim terörle mücadelemiz 1984-2009 arasındaki 23 yıllık bir süreci kapsıyor.

Biz zaten binlerce yıldır bu topraklar üzerinde yaşadığımız için milletleşmenin bir çok sürecini tamamlamış durumdayız. Bizim için milletin hamaset duygularını şaha kaldıracak ilave etkinliklere belki de ihtiyaç yok. Ama yaşadığı dönemde hiçbir karşılık beklemeden hayatını hiçe sayarak kahramanlık destanları yazan çılgın Türkleri unutacak mıyız? Hayır...

Belki de ilerki dönemlerde günümüzün çılgın Türklerini kaleme alacak, filmlerini çekecek birileri çıkar da bu konu da sahipsiz kalmaz.  

 Bugün size Mahmut Şahin binbaşıyı anlatayım.

Elazığ ile Bingöl ilini ayıran en belirgin hat Akdağlar'ın  zirve hattından geçen çizgidir. Akdağlar kuzeyde Murat Nehri kıyısından başlayarak güneye doğru Diyarbakır'a kadar upuzun bir Çin seddini andırır. Üzerlerinde minik minik onlarca göl ve belki de dünyanın en yaşlı meşe ağaçlarını barındırır. Adı gibi zirveleri yaz-kış karlarla kaplıdır. Hele bazı yerlerinde yüzlerce yıl öncesinden oluşmuş buzullar ve buzulların karaya dönüştüğü noktalarda açan kardelenleri ve anemonları ben ilk defa canlı olarak buralarda gördüm.

Müthiş keskinlikteki zirvesine profesyonel dağcıların bile zorlukla çıktığı düşünülürse askerlerin silah ve teçhizatları ile operasyon için bu zirvelere çıkmasındaki zorluğu hayal bile edemezsiniz.

1994 yılının Ocak ayında da kış bütün haşmeti ve acımasızlığıyla bu dağlarda hüküm sürüyordu. Bir gün önceden Palu ilçesinin Burgudere bölgesinden yaya olarak intikale başlayan askerler gecenin sabaha kavuştuğu saatlerde Akdağların zirvelerine yerleşmişlerdi. Havanın ayazının insanın kemiklerine kadar işlediği bu dağlarda tüm askerler operasyonun bir an evvel başlayıp, arazide gizlenmiş teröristlerin bulunmasını arzuluyordu. Herkes elleri tetikte beklerken, Tabur Komutanı Jandarma Binbaşı Mahmut Şahin memleketi Yozgat'ın Çayıralan'ını düşünüyor; buraların kendi memleketinin soğuğunu aratmayacağını düşünüyordu.

İlk defa bir operasyona çıkarken sırtının bu kadar ağrıdığını ve bunun da iyiye işaret olmadığını biliyordu. Ne zaman sırtı ağrısa o operasyon da mutlaka bir çatışma çıkardı. Operasyona çıkarken de bölük komutanlarını yanına çağırarak:"Bu sefer daha dikkatli olmaları gerektiğini, daha geçenlerde Bolu Komando'nun bu bölgede iki defa arka arkaya çatışmaya girdiğini, kendilerinin de kesinlikle çatışmaya gireceğini, bu nedenle her zamankinden daha dikkatli davranmaları gerektiğini" hatırlatmıştı.

Sabah alacakaranlık başlangıcıyla timleri Bingöl'ün Suveren köyü istikametinde yayılarak Akdağların zirvesinden aşağıya Ayı ormanlarına doğru inmeye başladılar. İnmeye başladılar da ne kelime; buzuldan dolayı ayaklarını basacakları düzgün bir yer bulamadıkları için iki yüz metrelik buzulun üzerine sırt çantaları ile oturup, aşağıya kadar elleri tetikte rasgele kayıyorlardı. Ayı Ormanlarının devasa meşeliklerinin önündeki geniş düzlüğe kayarak inen her komando hemen  bir mevzi bulup yerleşiyor, arkasından gelen arkadaşının emniyetini alıyordu. Tabur sağ salim inerek Ayı Ormanlarını arayacak şekilde yerleşti. Timler birer birer sıçrayarak dev ağaçların arasından ormanın içlerine doğru emniyetli bir şekilde girmeye başladılar. Komandolar her köşeyi her ağaç altını dikkatlice arayarak akşama doğru Hore Deresine doğru yöneldiler.

Hava sıkıntılı neredeyse yağdı yağacak durumdaydı.  Hore deresi Ayı Ormanlarının çıkışında Murat nehrine doğru akan cılız bir dereydi. Derenin her iki tarafındaki sırt hatlarına geldiklerinde Mahmut Binbaşı birliklerine:"Ayı Ormanları gibi tehlikeli bir bölgeden geçmelerine rağmen Hore deresinde de hassas olmalarını, derenin sırt hatlarındaki yabani meşelerin içerisinde de teröristlerin sığınaklarının olabileceğini" telsizle ikaz etti. Arama yaparak dere hattında aşağıya doğru 200metrelik bir rakımı da indiler.

Mahmut Binbaşı yanındakilere sırt ağrılarının belki de başka bir sağlık sorunundan olabileceğini, boşuna evham ettiğini söyledi. Kendi kendine de; belki, evvelki gün kas erimesi rahatsızlığı olan oğlu Ozan'ın kaslarına iki saat boyunca durmaksızın masaj yapmasından dolayı sırtının ağrımış olabileceğini telkin etti. Yıllardır büyük oğlunun daha uzun ve daha sağlıklı yaşayabilmesi için her gün, ama istisnasız her gün en az iki saat ellerine ve ayaklarına masaj yaptığını, onun yaşıtları gibi yürüyerek okula gidip gelebilmesi için ömrünün geri kalanını tereddütsüz verebileceğini düşündü. İlk çocuğunun böyle bir rahatsızlığı olması O'nun hayata bakışını tamamen değiştirmişti. İkinci çocuğu sağlıklıydı. Ama üçüncüsü aynı ağbisinin rahatsızlığına benzer emareler O'nda da çıkmaya başlamıştı. Mahmut Binbaşı bunları yaşamasına rağmen umudunu hiç kaybetmemiş, kas erimesi olan iki çocuğu için hayata tutunma mecburiyetinde hissetmişti kendini. Ama bunları çevresindeki kimseyle paylaşmıyordu. Askerleri O'nu sert ve disiplinli bir asker, görevine bağlı bir komutan olarak tanıyordu. Ne de olsa komutanlar dertlerini kimseyle paylaşmayan birer supermendirler.

Bu düşünceler içerisinde neredeyse arazi taramasının dörtte üçlük kısmını bitirmiş ve bazı timler Murat Nehrine paralel uzanan Elazığ-Tatvan demiryoluna inmişlerdi. Mahmut Binbaşı habercisi Ahmet'le geride kalmıştı. Ne de olsa 20 yaşındaki genç askerleri ile kondisyon yönünden boy ölçüşemezdi.

Kafasından bunlar geçerken, bir anda nereden geldiği belli olmayan silah sesi Hore Dersinin sıtlarında yankılandı. Kendinden 10 metre geriden gelen habercisi bacaklarından aldığı mermi yaraları ile yere düşmüş, yakınındaki yabani bir meşenin altına doğru kollarıyla sürünmeye çalışıyordu. Binbaşı hemen silahını doğrultarak ateşin geldiğini tahmin ettiği bölgeye birkaç el ateş etti. Ateş etmesi ile birlikte teröristler tarafından kendi üzerine yoğun bir ateş açıldı. Teröristler büyük ihtimalle kendilerinin fark etmediği çok iyi kamufle edilmiş bir sığınaktan çıkarak aşağıya doğru ateş açıyorlardı. Mahmut Binbaşı kendini hemen bir mevziye attı. Ama habercisi hala teröristlerin yoğun ateşi altındaydı. Bekleyemezdi...

 Aynı anda aşağıya inmiş olan timler toparlanarak tekarar geriye doğru tırmanmaya başladılar. Ancak onların üzerine de yoğun ateş açılmıştı. Mahmut Binbaşı bekleyemezdi. Beklemeye kalktığı taktirde teröristler habercisine doğru yaklaşıp şehit edebilirlerdi.

Yoğun mermi sağanağı altına mevzisinden fırladı. Ateş ederek habercisinin sığındığı meşenin dibine geldi. Nefes nefese beklemeden cebindeki bot bağını çıkardı. Habercisinin her iki bacağına kanamayı durdurmak için turnike yaptı. Sonra belindeki palaskasını çıkardı ve genişletti. Habersisini sırtına alıp palaska ile kendi vücuduna bağladı. Dere yatağından aşağıya doğru habercisi sırtında sürünerek ilerlemeye başladı.


 Üç metrelik bir açık kısımdan

karşıya geçtiği taktirde hem kendisi

hem de habercisi kurtulacaktı.


Açık alanın başına geldi,

nefeslendi.

Bütün gücüyle sürünerek

karşıya geçmeye çalıştı.

Olmadı. Yapamadı.

Hazır bekleyen çakalların

namluları üzerine kilitlenmişti.



Takvimler 1994 yılının
Ocak ayının 11'ini,
saatler ise akşam
17'yi gösteriyordu.


Zaman durdu. Hayat durdu.

Gökyüzünü kapatan

kara bulutların arasından

bunların vücutlarının düştüğü toprağa

doğru ışıktan bir el uzandı

ve bunları yukarıya çekti.

Bunu gören askerler

ömürleri boyunca bunu

kimseye anlatamadılar.


Hoş, anlatsalar da kimse inanmazdı.

Streten derlerdi. Korkudan derlerdi.

Yalnız bu ışığı görenler

onların hala aramızda yaşadığına inanıyorlar.



Şehitlerimize yapılan otopside Binbaşı Mahmut Şahin'in vücudunda 9, habercisi komando er Ahmet Nalçacı'nın vücudunda 11 mermi yarası olduğu tespit edildi...

O akşam Mahmut Şahin Binbaşının evinde olmak ister miydiniz? Ya eşi Emine Hanım'la, çocukları Ozan, Ceren ve Cemre'nin yerinde olmak ister miydiniz?

İstemessiniz. Ama yolunuz Ankara'da Cebeci şehitliği önünden geçerken "Şu Çılgın  Türk" Mahmut Şahin Binbaşı'nın mezarına uğrayıp bir Fatiha okuyabilirsiniz...

Tarih : 18.01.2008








ÇEÇENİSTANA GİDEN MÜCAHİTLER 











Türk Cecenistan SehitlerSehid Bilal...

20 Ekim 2006
Bilal...Onu kardeşleri böyle adlandırmıştı...O da ismini aldığı o mazlum sahabe gibi esaretten hürriyete, kölelikten ebedi mutluluklar diyarına yol almayı başardı...
Doğup büyüdüğü coğrafyanın zayıf bırakılmış, mazlum insanlarının yanından ayrılarak İstanbul'a göç etti. İstanbul'da girdiği üniversite imtihanında, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesini kazandı. Ama hiç bir zaman bu okulda okumayı içine sindiremedi. O kendine Rabbinin rızasını gaye edinmişti. Onun işi salih ameller peşinde koşmaktı. Bilal tüm yaşamını cennet için azık peşinde koşmaya adamıştı.

İlk önce 1995 yılında 21 yaşındayken, Müslümanların batı cephesi olan Bosnalı kardeşlerinin yardımına koştu. Orada 5 ay kadar kaldı. 1995 yılının sonunda savaşın barış antlaşmasıyla son buluşundan sonra Türkiye'ye geri döndü. Kısa bir süre sonra Hinduların esareti altındaki Keşmirli kardeşlerinin yanına gitti. Orada da bir müddet ALLAH yolunda çalıştı. Bir çatışma sırasında cihada beraber gittikleri Osman Öztürk isimli kardeşi şehid oldu, kendisi de yaralandı ve Türkiye'ye tekrar geri döndü. Fakat Kafkasya'da Şeyh Şamil'in torunlarından bir avuç yiğidin, dünyanın en güçlü ordularına karşı verdikleri destansı mücadeleye icabet etmek için tekrar yollara düştü.
ALLAH Resulü (s.a.v.) şöyle buyuruyor: "İnsanların en hayırlısı atının dizginine sıkıca tutunup nerede bir feryad, bir tehlike sesi duysa atını oraya süren kişidir."

Çeçen kardeşlerinin yanına daha önce gittiği yerlerden farklı olarak epey tecrübe kazanarak gelmişti. Yüzyılımızın Halid bin Velid'i, Seyfülislam (İslamın Kılıcı) Emir Hattab'ın grubunda, bölgelerden birinin komutanı olmuştu. Birinci Çeçen cihadı 1996 yılında bitti. Ama o bu bereketli cihad topraklarını terketmek istemedi.

1999'un başında birinci Çeçen Cihadında tanışmış olduğu bir şehid arkadaşının kız kardeşi ile evlendi. Bir sene sonra ismini Musab koyduğu bir oğlu oldu. Musab için; "O benim reyhanım" derdi. Ona karşı çok düşkündü. Eşine bıraktığı son vasiyetinde; "Sizleri çok seviyorum.Siz benim dünya ahiret sevdiklerimdensiniz. Ama ben cihadı, ALLAH yolundaki mücadeleyi, Rabbimin Firdevs Cennetlerini daha çok seviyorum. Şimdi ben sizleri ALLAH için terk ediyorum. Ama şunu bilin ki, Firdevs Cennetinde sizi bekleyeceğim." demişti.

6 Ağustos 1999'da başlayan ikinci Çeçen Cihadında da Bilal, bir mücahid bir komutan olarak görülmemiş kahramanlıklara imza attı. ALLAH onun eliyle birçok düşmanına azap etti ve cehennemlere sürdü. Bu savaşlar sırasında defalarca yaralandı. 1. Dağıstan operasyonları sırasında, karnına isabet eden bir kurşunla midesinden ağır yaralandı. Bundan 4 ay sonra sağ yanağına isabet eden bir mermiyle de çene kemiği ve dişleri dağıldı.En son ise, bir mayına basarak sol ayağını kendinden önce cennete gönderdi.

ALLAH Resulü buyuruyor ki; "ALLAH kıyamet günü şehidi vurulduğu ilk günkü yarasıyla, rengi kan rengi, kokusu misk kokusu olduğu halde diriltecektir."

Bu ağır yaradan sonra Bilal, tedavisi için tekrar Türkiye'ye döndü. 3,4 ay Türkiye'de kaldı ve bu süre içinde kopan sol ayağı yerine protez takıldı. Oğlunu, gönlünün reyhanını, Musab'ını kokladı, öptü. Ona doyamadan cennet kokan o şehitler diyarına tekrar geri döndü. Bu dönüşünde yanında yeni tanıştığı, ahlakından ve imanından etkilendiği Konyalı Mücahid Şener'i de götürdü.O öyle bir gençti ki yaşı henüz 19'du ama o kendisini ALLAH yolunda cihada adamıştı. Yüzü ayın ondördü gibi nurluydu, ama O gençliğini Rabbine adanmış izzetli bir yaşam için harcamıştı.

Bilal'in ve Mücahid'in şehadetlerine tanık olan bir arkadaşları anlatıyor:

Gün kadir gecesinin sabahı (2003'ün Ramazan ayının), saat 8:30 sıralarıydı. Sığınak içinde kimimiz Kur'an okuyor, ibadetle meşgul oluyor. Kimimiz de günlük işleriyle uğraşıyordu. Emirimiz Bilal ayağını çıkarmış, istirahat ediyordu. Aniden kapıdaki nöbetçi içeri girip, Rusların etrafımızı sardığını ve saldırıya geçmek üzere olduklarını söyledi. Başta emirimiz Bilal olmak üzere hemen hazırlandık. Emirimiz en önde yavaş yavaş dışarıya çıkmaya başladık. Fakat Ruslar saldırıya başlamışlardı. Bilal sığınaktan çıkar çıkmaz, vurularak şehid düştü... O ve diğer kardeşler kadir gecesi sabahı şehid düştüler.



Sehid Ali Riza Beyzan...

Ali Rıza Bayzan, 1969 tarihinde Trabzon'da doğdu. İmam hatip lisesini bitirdi ve direnişe katılmadan önce yerel bir radyoda bir süre spikerlik yaptı. 1994-1996 Çeçen cihadına katıldı. Savaşın son bulmasıyla ailesinin yanına döndü.

İlk çocuğu kendisi cihad meydanlarında iken doğdu. Oğlunun isminin "Cihad Yusuf" olmasını istedi. Oğlunu hiç görememişti.

Oğlunu özleyip özlemediğini soranlara "Benim birinci çocuğum silahım. Onunla bu dünyada beraberiz.Cihad Yusuf'umla ise cennette beraber olacağız."diye cevap verirdi.

Ali Rıza iyi huylu, güler yüzlü bir kardeşimizdi. İnsanlarla bir arada olmaktan pek hoşlanmaz, sürekli kitap okur tefekkür ederdi. Namazlarında huşu içerisindeydi. Namazlarda sürekli ağlardı. Yaralı ve esir mücahid kardeşlerine sürekli dua ederdi.

1.ve 2. Dağıstan operasyonlarına katıldı. En tehlikeli ortamlara hiç gözünü kırpmadan girebilecek kadar atılgan ve cesur bir mizaca sahipti.

Şehadetinden bir gece önce bir rüya gördü.Rüyasında karanlık bir odada kalmaktaydı. Önünde birden gözleri kamaştıran bir nur belirir. O nura doğru yürüdüğünü görür.Nitekim kardeşimiz Grozni'den çıkış esnasında, 6 Şubat 2000 tarihinde yanına düşen bir havan topundan aldığı yara ile şehid düştü.

Ali Rıza Bayzan kardeşimizin, rüyasındaki gibi dünya karanlığından azad olunup, cennet nimetlerinin nurları ile mükafatlandırılmasını niyaz ediyoruz Rabbimizden. Çünkü O, zalimlerin zulümatın karanlığa bürümek istedikleri yeryüzünde nurun hakim olması için, canını kurban verdi. Rabbimiz kendisini hayırla mükafatlandırsın.




Sehid Abdulkadir Kutluay...

Doğum tarihi: 01.01.1974
Memleketi: Yalova

Çocuk yaşlarından itibaren sakin bir kişilğe sahip olan Abdulkadir Kutluay, ailesi ve akrabaları tarafından sevilen bir şahsiyetti. Genç yaşta çalışmaya başlayan şehidimiz, islam coğrafyasında gelişen olaylar sonucunda bir şeyler yapılması gerektiğini idrak etmişti. Bir gece gördüğü bir rüya sonucunda zalimlere karşı mücadele saflarında yer alması gerektiğine iyice kanaat getirdi.

Rus işgali altında inleyen Çeçen kardeşlerinin feryatlarına daha fazla kayıtsız kalamayan Şehid Abdulkadir 1995 yılı bahar aylarında Çeçenistan Cihadı'na katılmak için yola koyuldu. Uzun süren bir yolculuk ve çetin meşakkatler sonucunda Çeçenistan'a ulaştı. Daha sonra Komutan Hattabın emri ile Çeçenistandan bütün yabancı mücahidlerle birlikte çıkmak zorunda kaldı. Bir süre sonra tekrar Çeçenistana döndü.

Birinci Çeçen Cİhadı'nın sonuna kadar orada kalan Şehid Abdulkadir, savaşın bitmesi ile tekrar ailesinin yanına döndü.Bir süre ailesinin yanında kaldı. Bu süre zarfında tebliğ çalışmalarına ağırlık verdi ve Türkiye'deki İslami Mücadelenin aktif şahsiyetlerinden biri oldu. Daha sonra Afganistan'a gitmeye karar verdi. Yaklaşık 8 ay Afganistanda kalan Abdulkadir, Rusların tekrar Çeçenistan'ı İşgal etmesi ve 2.Çeçen Cihadının başlaması ile Afganistandan ayrılıp Çeçenistana gitmek üzere hazırlıklara başladı.



Çeçenistan'a gitmek için yola çıkan Abdulkadir ve arkadaşları yaklaşık 8 ay sınır bölgelerde beklemek zorunda kaldılar. Çeçenistan'a girmek için aç susuz günlerce dağlarda dolaştılar. Zaman zaman İşgalci Rus askerleri ile çatışmaya girdiler. Abdulkadir ve arkadaşları çatışmalarda bir çok şehid verdiler. Ancak yola çıktıktan 55 gün sonra Çeçenistan'a ulaştılar. Şehidimiz yakın çevresine zaman zaman bu yolculuk esnasında hayatta kalmak için yaprak yedikleri bilgisini aktarmıştı. Yaşanan bu olaylar mücahid kardeşlerimizin ne zorluklarla mücadelelerine devam ettiklerini gösteren açık birer belge olarak zihinlerimizde yer etmektedir.

Çeçenistanda mücadeleye devam eden Şehid Abdulkadir'den ailesi yaklaşık bir buçuk sene hiç bir haber alamadı. Bir buçuk sene sonra görüştükleri sırada Ruslar yerlerini tespit ederek bu bölgeyi bombalamaya başladı. Bu bombalamadan yara almadan kurtulan, olayın ardından Abdulkadir uzun süre ailesi ile görüşemedi.

Çeçenistanda katıldığı operasyonlarda üstün başarılar gösteren Şehid Abdulkadir bulunduğu bölgelere hep kardeşlerinden önce giderdi. Her hangi bir operasyon sonucunda mücahid kardeşlerinden yaralanan olduğunda onu yalnız bırakmaz ve son yaralıyı o bölgeden çıkarmadan kendisi olay mahallini terk etmezdi. Bu özelliğinden ötürü Mücahidler arasında ismi "Yaralıların Babası " olarak anılıyordu.

Şehid olduğu gün, içinde bulundukları sığınağın kapısında duruyordu. İşgalci Rusların ateş açması sonucunda karnından yaralandı. Ruslar tarafından yaralanan ilk mücahid olmuştu. Bir süre durgunlaşan Şehid Abdulkadir kendisini toparlayıp çatışmaya devam etti. Çatışmanın sonuna kadar çatışmaya devam eden Abdulkadir son olarak bulunduğu yerden çıkmak için hamle yaptığı sırada Rusların mermilerine hedef olarak Rabbine iltica etti.





Rabbimiz Kardeşlerimizin Şehadetini kabul buyursun ve cennet nimetleri ile mükafatlandırsın...Aminnn...
__________________________________________________________________________________________



" NAMAZINIZI KAZAYA BIRAKMAYIN YA SIZ KAZAYA UGRARSANIZ "


 
  *** SİZİ KUTLUYORUZ *** BUGÜN 1164681 ziyaretçi (2544667 klik) MİSAFİRİMİZ OLDUNUZ ***  
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=
haberler haberler


Google Arama
Sitemde Arama
Yaşam ve İnsanlar

İstanbul Servisleri Neden Pahalı ? burakesc
Namaz Kılan Minik ile burakesc
GİMDES Helal Gıda Ramazan Buluşması burakesc