Create Your Own Countdown

Google

   
  *** İYİLİK İ«İN KOŞANLARIN YERİ***
  ROGER GRAUDY
 

 

 
ROGER GARAUDY'ENDÜLÜS' ile ilgili görsel sonucu
 
       ROGER GARAUDY'ENDÜLÜS' ile ilgili görsel sonucu
 

    PROF ROGER GARAUDY İSLAMIN VADETTİKLERİ' ile ilgili görsel sonucu



ROGER GARAUDY'ENDÜLÜS' ile ilgili görsel sonucu

ROGER GARAUDY'ENDÜLÜS' ile ilgili görsel sonucu


ROGER GARAUDY'ENDÜLÜS' ile ilgili görsel sonucu



ROGER GARAUDY'ENDÜLÜS' ile ilgili görsel sonucu

 

  



  "îslamı seçmek çağı seçmektir  


 
 

 

 

Bütün fikir cereyanlarını ve düşüncelerini inceledim 

bu yoldaki eserlerin tamamını okudum 

hepsi hergeçen gün 

değerini kaybetmeye mahkum

fani düşüncelerdir.



Bunun TEK istisnası KUR'AN'dır.

O eskimiyor aksine ,

TAZELENİYOR.

 "îslamı seçmek çağı seçmektir      

 

 


 

 

 

 

 



Fransız Düşünür-Komünist Parti Başkanı.                                                                                                                           
 ROGER GARAUDY         




GRAUDY NİN    GÜNÜMÜZ MÜSLÜMANLARINA   SİTEMİ

 “Bir zamanlar bütün insanlık İslam'ı pırıl pırıl parıldayan bir güneş gibi görür ve kelebeklerin mum ışığına üşüşmesi gibi İslam'a kucak açarken, şimdi İslam dünyasına niçin hor bakılıyor? Ataların ocağına sahip çıkmayı, sizler o ocağın küllerini saklamak sanıyorsunuz. Halbuki o ocağın alevini ileriye taşımak gerekir. Gelecek yüzyıllara yüzünüzü geçmişe çevirerek ve geri geri giderek girerseniz İslam'a da, insanlığa da haksızlık, hem de büyük haksızlık edersiniz!"










Dava adamlığıyla başlayan ve
hüsranla biten bir ömür...


İLGİLİSİNE.... !


Uzun bir nöbetti bizimkisi…
Ümmetin umudu olmak için çıkılan uzun ve zorlu bir yolculuğun nöbeti…

Şehir şehir, mahalle mahalle, ev ev tutulacak bir nöbet...

Kimimiz terk etti tepeyi, ganimetlerin peşinden koşup gittik.

Ne zafere ulaşabildik, ne de ganimet toplayabildik…

Ne evlerimizi koruyabildik, ne şehirlerimizi, ne de nesillerimizi...

Tüm tepeleri kaybettik…

Kimimiz karaya çıkınca Allah’ı unuttu...

Ne gemide verdiğimiz sözü tutabildik ne de karada adam gibi durabildik…

Kimimiz bahçe sahiplerinin imtihanına tutuldu…

Kimse görmeden toplayacaktık mahsulümüzü.

Büyük bir musibete duçar olduk.

Ne mahsul toplayabildik, ne de kimse gördü bizi…

Her şeyimizi kaybettik…

Kimimiz amansız bir “vehn” hastalığına yakalandı bu yolda…

Dünya sevgisi ve ölüm korkusu kapladı yüreklerimizi.

Yürürken mal, makam, şan, şöhret, güç, kuvvet ne varsa topladık yoldan.

AVM’lerin, lüks İslami otellerin,

milyarlık iftar sofralarının pençesinde tükenip gittik…

Dünya selinin önünde sürüklenen çer çöp gibi olduk…

Allah düşmanımızın kalbinden söküp aldı korkumuzu…

Dünyalık kazanımlarımızı kaybetmeme adına,
ahiretimizi kaybettik…

Kimimiz Tâlut ordusunun imtihan edildiği nehirle imtihan edildi yolda…

Bir avuç içmemiz gereken nehirden
kana kana, tıksıra tıksıra içtik...

Ne sabit kalabildi ayaklarımız,
ne de gökten sabır yağdı üzerimize…

Dizlerimizin bağı çözüldü…

Bizim bu zalimlerle, bu kalabalıklarla başa çıkacak takatimiz yok,
biz bu medeniyet karşısında yenildik demekten başka bir şey gelmedi elimizden…

İzzetimizi kaybettik…

Onurumuzu kaybettik…

Kimimiz Samiri’lerle karşılaştı yolda…

Buzağıların peşine takılıp gittik…

Sahte böğürtülerin,

göz kamaştıran parıltıların büyüsüyle yoldan çıktık.

Yola çıktıklarımızı,
yolda bulduklarımızla değiştirdik.

Düşmanlarımızı yakın,
dostlarımızı uzak tuttuk.

Yakınlaşan düşman dost olmadı amma uzaklaşan dostlarımızı düşman ettik sonunda…

Kardeşliğimizi kaybettik…

Kimimiz Züleyha’lara rastladı yolda…

Nefsimizin ardına düşüp gittik.

Ne Yusuf olabildik ne de ben Allah’tan korkarım dedik…

Zindanlar bize göre değildi,
yırtılmasına bile fırsat vermeden çıkarıp attık gömleklerimizi…

Apart dairelerin tek odalarında,
gizli nikahlarla ve sonu gelmez yalanlarla tükenip gittik…

Ahirete bir şey bırakmadan ne varsa yaşadık bu dünyada…

İffetimizi kaybettik…

Kimimiz Salebe’lere katıldı yolda…

Dava için çıktığımız yolda
davarların peşine takılıp gittik.

Vadi dolusu mallar doyurmadı gözümüzü…
Tırnaklarımızla kazanmıştık her şeyi…

Allah’ın verdiğini itinayla esirgedik onun yolundan…

Daha çok biriktirdik,
biriktirmekten vakit bulamadık dağıtmaya,

her şeyi anladığımız zaman
-dağıttığımızı kabul edecek kimse kalmamıştı yanımızda…

Şuurumuzu kaybettik…
Kimimiz Kuzman’lara dönüştü yolda…

Nice Uhud’lar gördük amma,
desinler, görsünler, bilsinler,sevsinler, övsünler diye savaştık…

Reklamcılık kapladı tüm benliğimizi…

Şan ve şöhretin ardında eriyip gittik…

Canımız dâhil her şeyimizi verdik ancak
ne şehit olabildik sonunda, ne de kimse övdü bizi…

İhlâsımızı kaybettik…
Allah’ın rızasından başka kaybedecek bir şeyi olmayanlardık yolun başında…

Şimdi ellerimizde
kaybetmekten korkacağımız çok şey var amma
her şeyimiz olan
“o bir şeyi”
kaybettik sonunda…

Roger GRAUDY




ROGER GARAUDY'ENDÜLÜS' ile ilgili görsel sonucu


 




ROGER GRAUDY  YAŞAMI 


 


Yarım asırdan fazla süren bir araştırma devresinden sonra 1981'de 68.yaşında Müslüman oldu. 1913'de Marsilya'da doğdu. Dinsiz bir ailenin çocuguydu. Fakat o "Protestan Gençlik Teşkilatı nın başkanlığım yapmış aynı yıllarda (1933) Fransız Komünist partisi'ne de üye olmuştu.

1956'da Komünist Partisi Siyasî Büro Şefi oldu. Marksist Araştırma ve İncelemeler Enstitüsü'nün Müdürlüğünü yaptı. Marksist felsefeyi çeşitli yönleriyle araştıran çok sayıda .eserler yayınladı.




"İslam İstikbalimize Yerleşecek kitabımla ilgili olarak Cenevre'ye konferans vermeye davet edildiğim zamanAvrupa muhiti içinde canlı bir İslam tablosu gördüm. Gerçi Cezayir Fas Endonezya Mısır ve Irak gibi Müslüman ülkeleri gezmiştim. Bilhassa Cezayir'deki ikametim bana hayli tesir etmişti. Fakat Müslümanlarla beşerî münasebetlerim pek olmamıştı."

Garaudy aydın Müslümanları tanımasının da Müslüman oluşundaki payını dile getiriyor ve "Niçin Müslümanım" yazısında da İslamı seçişinin temel fikrî sebeplerini açıklıyor. Ona göre "îslamı seçmek çağı seçmektir. Çünkü İslamiyet b


u çağın yegane dinidir. Çağın ümididir."
Le Monde gazetesinin birinci sayfasında yayınlanan ve büyük yankılar yapan yazısında İslamî düşüncelerini şöyle özetliyor:
"Batı dışı kültürleri incelediğim sırada İslamın özel potansiyelinin şuuruna vardım. Ani bir keşif değildi bu îslamArap medeniyeti üzerine ilk coşkulu yazımı 1946'da Şeyh îbrahimî'yle çok önem taşıyan karşılaşmamdan sonra yazmıştım. Ama şimdi îslam hayatımın sorularına cevap getiriyordu.

"Bu asrın tenkidi şuurunu ilgilendiren başlıca üç noktada.

1. Hz. Muhammed (a.s.m.) hiçbir zaman yeni bir din ihdas etme iddiasında bulunmadı. Bize Hz. ibrahim'in temel inancını tebliğ etti. Kur'an'da Hz. Musa ve îsa îslamın peygamberleridir. Dünya onun içinde Yahudi. Hıristiyan Müslüman birligini kurabilir.

2. îslam ilmi hikmetten hikmeti de imandan ayırmaz. Müslüman ilim Kurtuba Üniversitesi'nin en parlak döneminde. sebeplerin araştırılmasıyla gayelerin araştırılmasını birbirinden ayırmıyordu. Bu da ilmin ve tekniğin ilim ve teknik bürokrasisine; politikanın Makyevelizme dönüşmesini engeller. Sadece "nasıl" değil"niçin" sorusunu da sormaya zorlar.

3. islam inançla politika arasındaki (insanın iki boyutu) ilişkiler mes'elesinin ortaya atılmasını sağlar ve onları kilise ile devlet arasındaki ilişkilerle (iki kurum illşkisi) karıştırmaz Fransa ve Avrupa'da çok sık olduğu gibi.

Bu idealleştirdigimiz İslam nerede mevcut diyeceksiniz? Hiçbir yerde. Doğru. Bir Kitapta ve insan yüreklerinde var sadece. Hıristiyan toplumlarında hiçbir zaman mevcut olmadığı gibi.

Garaudy bu ideal îslam toplumunun.tarihteki tek ve emsalsiz örneğinin Hz. Peygamber (s.a.v.) tarafından Medine'de kurulduğunu söylüyor. Böylece islam Hıristiyanlıktaki bir boşluğu doldurmuş topluluğun teşkilatlanmasını gerçekleştirmiştir. Hz. Muhammed'in (s.a.v.) oluşturduğu topluluk ne belirli bir kan ne belirli bir toprak ne belirli.. bir pazar ne de belirli bir kültür üzerine kurulmuştur. Bir imanda birlik üzerine kurulmuştur ve herkese açıktır. İşte bana bu insancıl bir toplumun temeli olarak görüldü.'

"Ancak tarih boyunca bir tek örnek İslam için az değil midir derseniz ben de Hıristiyanlıkta. Yahudilikte ve sosyalizmde o bir tek örnek dahi yoktur derim. Evet böyle örneksiz bir dünyada bir tek örnek bile çoktur ve önemlidir."

İslam nedir? sorusuna ise şu cevabı vermektedir:

"Bana göre islam şudur: îslamın büyük Peygamberi 'yarın ölecekmiş gibi ahirete hiç Ölmeyecekmiş gibi dünyaya çalışın' derken her şeyi anlatmıştır İslam anlaşılıyor ki hem maddeye hem de manaya hükmetmiştir. Öyle ise bunların ikisi birbirinden koparılamaz. Nasıl koparılamaz: 'îlim Çin'de bile olsa gidip alınız çünkü ilim ve hikmet Müslümanın kaybolmuş malıdır ara bul' diyor islam... îlmin çalışmanın burada sınırı yoktur islamdünyayı sarsan bu iki olaya sınır koymadıgına göre dünyayı sarsmıştır. Nasıl sarsmıştır?

"Getirdiği sistemle. "Bu sistem nasıldır?

"insanı yaratılmışların en olgunu ve en şere'flisi olarak kabul ederken onun sömürülemeyeceğini anlatmıştır. israf gösteriş ve lüksü tamamen yasaklıyan kazancı alınterindeki damlacıklarda arayan biriken sermayeyi fakire ölçülü ve ahlak kaideleri içinde aktaran faizi tembelliğe ve fakiri ezmeye ittiği için yasaklayan ve gayr-ı meşru serveti bu kaideyle imha eden bir sistemler manzumesidir islam...

"Halife île kölenin eşit hakka sahip olmasını mecbur kılmıştır. Bir deve olayı vardır ki bu kralların kılıçlarından daha keskin bir hadisedir. Hz. Ömer île kölesi bir şehirden bir şehire giderken deveye sıra île binerler. Zaman zaman devenin yularını halife ceket zaman .zaman da köle. İşte adalet ve hukukta aklın devrimidir bu."îslamiyetle diğer dinler arasındaki farkı da şöyle açıklıyor:

"Fark şudur: Bana göre İslam çağları arkasında sürükleyen bir dindir. Diğer dinler ise çağların arkasında sürüklendi. Yani islam dışındaki bütün dinler zamana uyduruldu. Reforma tabi tutuldu. Mukaddes kitaplar. çağlara göre tahrif edildi. Kur'an ise indirildiği günden beri hep zamana hükmettim O zamanı değil zaman onu takip etti. Zaman yaşlandıkça O gençleşti. işte aradakl fark budur.

"Bu çağlar üstü bir olaydır. Bugüne kadar bunca savaşların bıraktığı korkunç sosyal siyasî ve ekonomik sarsıntılardan daha büyük bir olaydır bu..."

"Marksizm kapitalizm ve îslam arasındaki fark nedir?" sorusu ise şöyle cevap buluyor: "Biri insanı devlete karşı esir eder. Diğeri ise sermayeye karşı. Yani marksizm ile kapitalizmin ikisi de insanı sömüren sistemlerdir demek istiyorum. Ama İslam bunlara karşı insana prestijini iade eden bir sistemdir."

"Dünyanın içinde bulunduğu büyük bunalımdan ancak Kur'an'la kurtulabiliriz" diyen Garaudy bu kurtuluşun başlamış olduğuna da inanıyor "Batı'da İslam güneşi doğmuştur. Müslümanların sayısı da hızla artmakta ve bu durum Batıyı ürkütmektedir. Ne var ki.

bildiğiniz gibi korkunun ecele faydası yoktur. Ben ve benim gibilerin vazifesi kokuşmuş- Batıya îslamı gerçek manasıyla tebliğ etmek ve îslamın müjdesini vermektir. Müslümanlar Batılılaşma eğilimini bir an önce bırakmalıdırlar. Çünkü Batı iflas etmiştir ve hastadır. Sağlıklı bir kişinin hastayı taklit etmesi ise manasızdır.

Müslümanların vazifesi nedir? Bunalımdan çıkabilmek için ne yapmalıdırlar: "Müslümanlar içinde bulundukları bunalımlı ortamdan Kur'an-ı Kerîmin mesajını tam manasıyla anlayıp uygulamaya soktukları zaman kurtulabilirler." Zira: "İslam. Allah'a dünyaya. insana ilimlere san'atlara bakışı ile her insan ve her cemiyet için ayrılması mümkün olmayan İlahî ve beşerî temellerin her ikisine birden istinat eden yeni bir dünyanın inşa projesini mükemmelen vermektedir."

Fakat biz ne yapmıştık Türkiye'de? Garaudy. Fransa'daki merkeziyetçilikten şikayet edince bir derginin yazan suçlanıyor:

"Ne yazık ki biz de tüm kamu yönetim sistemimizi Fransa'dan kopye ettik."

Garaudy ise cevaplıyor: "Bana öyle geliyor ki siz çağdaşlaşma ile Batılılaşmayı birbirine karıştırmışsınız."

"Halbuki bu özendiğimiz Batı öyle bir Batı ki diyor ben bu Batı'da doğu felsefesi. İslam medeniyeti hakkında tek kelime bilmeden otuz sene profesörlük ettim."

Böyle bir Batıya ve bütün insanlığa karşı Müslümanın görevi ve sorumluluğu nedir? Sayıca çoğalmak paraca üstünleşmek maddî bakımdan gelişmek silah bakımından modernleşmek mi? Hayır!... Müslüman ancak çağın problemlerine cevap bulabildiği ve bunu her vasıtadan yararlanarak dünyaya anlatabildiği ölçüde vazifesini yapmış olacaktır: "Batı'nın çözüm getiremediği içinden çıkamadığı' meselelere İslam çözüm getiriyor. Müslümanlar olarak bu meselelere çözüm bulmak üzerimize düşeri bir vazifedir. Müslüman olarak bizlerin vazifesi Sovyetvari ya da Amerikanvari değil. İlahî kaidelere dayalı yeni özel bir ekonomik gelişme modeli sunmaktır...

Sosyal kültürel ve öteki sahalarda da bu sorumluluğumuzun gereğini yerine getirmeliyiz. İslam bizim bugünümüzü ve geleceğimizi aydınlatan onu yönlendiren değerler bütünüdür. Bunu anlatmak istiyorum."

Yıllarca akıl hocalığı ve "ruh mimarlığı" yaptığı Marksistler Garaudy'nin bu fikirleri karşısında şaşkına dönüyorlar. Onlar daha önce yazdığı eserleri hemencecik Türkçeye tercüme edip hatmederler ve Garaudy'yi üstad bilirlerdi. Oysa şimdiki eserlerine karşı büyük bir ilgisizlik ve lakaytlık göstermeye çalışıyorlar. Çünkü onlar "Garaudy'nin tutarsızlıkları aklını oynatmış olabileceği gibi fantezilerle uğraşmayı yeğlediler." Bu tesbitin yapıldığı Cumhuriyet Gazetesi konuyu şöyle noktalıyor:

"Bu yabancılaşmanın son halkası İslamiyeti Garaudy'den öğrenme çabasıdır. Garaudy'nin son kitaplarının Türkçeye kazandınlması ne kadar olumlu ise islamiyet'i Garaudy'den öğrenmeye kalkmak da o kadar saçmadır ve aslında öğrenmemek demektir."

Ancak unutulmamalıdır ki ülkemizde hala Avrupa üflemekte bizler oynamaktayız. Bu açıdan da Garaudy'nin bilhassa sol çevrelerde İslamiyeti yeniden keşfetmeye vesile olduğunu kabullenmek zorundayız.

Elbette îslamı bir bütün olarak yeni kabul etmiş bir insanın çelişkileri olacaktır. Anadan doğma Müslümanların dinlerini Garaudy'den öğrenmeye ihtiyaçları da yoktur. Ama îslamiyti öğrenmeye çok muhtaç aydınlarımız bulunduğu Garaudy dolayısayla bir kere daha anlaşılmıştır. Zaten Garaudy'nin de Müslümanlara îslamiyti öğretmek diye bir iddiası yoktur. Bunu îstanbul'daki basın toplantısında şöyle ifade eti:

"Benim kitabım Müslümanlar için değildir. Bunu Müslümanlara akıl vermek için değil kendi vatandaşlarıma îslamı duyurmak için Yazdım. Bu bakımdan da asıl da îslam bizim geleceğimizdir."

Garaudy'ye yine aynı toplantıda "çok değiştiniz İslam sizin için bir son olacak mı?" diye de soruldu. O da"benim yapım değişmekle varlığını devam ettirir değişmezse ölür. Ancak aranan doğru bulunmuşsa o zaman değişme başkalaşma değil; bulunan doğruda derinleşme olur" demişti.

Dileğimiz Garaudy'nin bulduğu doğruda derinleşmesi ve yarım asırlık marksist kültürünün etkilerinden yüzdeyüz kurtularak Hakka hizmet etmesidir.

Diğer Müslümanlara düşen ise Garaud'ye de ufuk açıcı seviyede çalışmalarla îslamın ilmî fikrî temellerinigerçeklerini gün ışığına çıkarmaktır. Yoksa bazılarının yaptığı gibi biraz elli yıllık marksist kültürünün te'siri. biraz nefis müdafaası biraz da îslam hakkındaki bilgi noksanı sebepiyle onu içinde bulunduğu yanlışlarla itham etmek değil... Hele gidip sünnetine takılmak hiç değil...

Asıl yapılması gereken Garaudy'lere de yol gösterici ve ufuk açıcı çalışmalar ve araştırmalar yapmaktır. Onun deyimiyle îslamın bugünkü problemlere çare ve çözüm olabileceğini isbatlayan çabalar gereklidir. Bunu gösterebildiğimiz yayabildiğimiz müddetçe daha çok Garaudy'ler "kelime-i şehadet"i söylemekte tereddüt etmeyecektir.







Bütün fikir cereyanlarını ve düşüncelerini inceledimbu yoldaki eserlerin tamamını okudumhepsi hergeçen gün değerini kaybetmeye mahkum fani düşüncelerdir.Bunun TEK istisnası KUR'AN'dır.O eskimiyor
aksine TAZELENİYOR




















Cemal Aydın ile Roger Garaudy'nin bir ropörtaj esnasında çekilmiş bir fotoğrafı.(Cemal Aydın arşivi)




“Sizler Yahudileri hiç sevmediğiniz ve nefret ettiğiniz için Arapların kesesinden onlara toprak verdiniz. Batı ile Doğu medeniyetlerinin buluşmasını engellediniz! Bunun çok ağır bedelini hem Doğu, hem de Batı insanlarına ödeyeceksiniz! İsrail'i körü körüne desteklemekten vazgeçin ki, Filistinlilerle insanî barış yapılsın".

Zamane  Don Kişot'unu kaybettik
Krematoryumda cenaze namazı Roger Garaudy'nin, Paris'te Champigny sur Marne krematoryumunda ayrılan özel bir alanda kılınan cenaze namazını DITIB Nation Camii İmamı Üzeyir Gür kıldırdı.
 

Zamane  Don Kişot'unu kaybettik
 
 
 

 


 

Bu satırları Paris'ten yazıyorum. Yarın, 18 Haziran Pazartesi günü Roger Garaudy'ye gidecek ve kısıtlı bir cemaat halinde cenaze namazını kılacağız. Allah'tan kendisine rahmet ve mağfiret dileyeceğiz.



Krematoryumda cenaze namazı Roger Garaudy'nin, Paris'te Champigny sur Marne krematoryumunda ayrılan özel bir alanda kılınan cenaze namazını DITIB Nation Camii İmamı Üzeyir Gür kıldırdı.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Krematoryumda cenaze namazı Roger Garaudy'nin, Paris'te Champigny sur Marne krematoryumunda ayrılan özel bir alanda kılınan cenaze namazını DITIB Nation Camii İmamı Üzeyir Gür kıldırdı.

 

 

 

 

 

 

 

 


 

 

Fransız basını, daha doğrusu Siyonistlerin elinde ve güdümündeki Fransız medyası Garaudy'nin önce vefat haberini vermedi; şimdi de gizlenemeyen bu durum ortaya çıkınca, hep bir ağızdan ve hiç utanmadan “Soykırım inkârcısı Garaudy öldü" başlıklarıyla hayâsızca saldırmaya başladı.Onca eser yazmış, tüm dünyada konferanslar vermiş, tebliğler sunmuş, hakkında üniversitelerde bir zamanlar tezler yazılmış dev bir düşünür, şimdi sadece 'Yahudi soykırımının inkârcısı' olarak takdim ediliyor. Fransız medyası koro halinde o büyük insanı bu saldırıyla küçültmeye çalışıyor.

Okuduğunuz ve okuyacağınız satırlar benim böyle bir duruma olan öfke ve hiddet duygularım içerisinde yazılıyor. O yüzden ifadelerimde kastı aşan hususlar olursa beni bağışlayın.

Türkiye ve İslam dünyasında da bazıları Garaudy'nin fikirleriyle beslenecek yerde, yakılma vasiyetini dillerine dolayıp Müslümanlığını sorgulamaya kalkıyorlar. Ve elin adamlarının yüreğimi dağladıkları yetmiyormuş gibi bizimkilerin bu tavrı da içimi yakıyor. Garaudy yarın bir yanacak, ben bugün bin yanıyorum.

Doğrusunu söyleyeyim mi? Yakılma haberini öğrenince pek şaşırmadım. Şok ise, hiç olmadım. Çünkü Garaudy kendi ifadesiyle Don Kişot olmayı 20 yaşından itibaren bilerek, isteyerek ve neticesine katlanmayı göğüslemeye azmederek yola koyulmuştu. Gencecik bir üniversite talebesiyken Komünist Partisi Gençlik Kollarına gitmiş ve “Ben Allah inancı ve dini olan biriyim, kayıt olmak için geldim!" demişti yetkiliye. Kaydettiler.

Ailesinin geçimini çamaşırcılıkla sağlamaya çalışan ve düzgün bir kıyafeti olmadığı için kilisedeki Pazar ayinine katılamayan, ibadetini yakındaki bir kızlar manastırında yapabilen bir büyükannenin torunuydu o. Aile içinde sadece kendisi tahsil görebilmiş, ebeveyninin ancak ve sadece onu okutmaya gücü yetmişti.

İşte Garaudy'yi isyan ettiren buydu. Niçin zenginlerin her çocuğu okuyabilirken, fakirler sadece 1 veya 2 evladını okutabiliyordu? Daha sonra niçin Komünist olduğunu açıklarken şöyle haykıracaktı:

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

“Niçin kendisinde Mozart olabilecek yeteneğe sahip bir çocuk sırf yoksulluk yüzünden Mozart olamasındı? Niçin fakirlik onca kabiliyetin hak ettiği yeri bulmasına engeldi?"

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Gün geldi, Fransa'da iktidara ortak olmuş Komünist Parti'nin milletvekili, daha sonra da senatörü seçildi. Partinin en üst kademesinde görev yaptı. Ve bir gün adı cadde ve okullara verilmiş Fransa'nın o güçlü Komünist Parti lideriMaurice Thorez'e (ki torunları şimdi Müslümandır) şu uyarıyı yaptı: “Bakın, siz eğer Komünizme ilahi bir boyut, bir ahiret inancı vermez ve dinden uzak durursanız Komünizm ayakta duramaz!" Aynı uyarıyı İtalya'nın ünlü komünist lideri Palmiro Togliatti'ye de yaptı. Sonuç: Komünist Parti'den ihraç! Ama dediği çıktı: Komünizm çöktü.

Garaudy'nin kendisini ilk yakışı böyle oldu. Halbuki o sırada Fransa'nın en büyük düşünürü olarak takdim ediliyordu. Değil dünyanın ünlü kişileri, en güçlü devlet adamları bile Garaudy ile görüşebilmek için can atıyordu. Çünkü bir fikir ve eylem deviydi o! Jean-Paul Sartre gibi bir filozofu alt etmiş, Jacques Monod gibi Nobel Bilim Ödülü'nü almış birini mat etmiş, herkesin gözü önündeki tartışmada onları susturmuş, ünlü şair Aragon'u kovan üniversite gençlerinin karşısına çıkıp onları kendine hayran bırakmıştı.Picasso dahil 20. yüzyılın en büyük sanatçı, yazar ve oyuncuları onunla dost olmuştu. Sonradan kendisi de Müslümanlığı seçen, dünyanın en güçlü koreografı Maurice Béjart da dostuydu ve Garaudy Hayatını Raksetmek adlı eserini ona adamıştı. Önsözünü de merhum Béjart yazmıştı.

Vicdanın haykırışı
Dışlanacağını ve partiden atılacağını bile bile Garaudy doğru bildiğini söylemekten ve Don Kişot'un yolunu izlemekten çekinmedi. Kendini yaktı, bile bile ve diri diri yaktı. Bir gün İslam gerçeğiyle karşılaştı. İslam düşüncesini ve tasavvufunu okudu, şaşırdı ve bağırdı:

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

“Ben ki felsefe doçentiyim! Ben ki bütün Batı felsefesini eski Yunan'dan günümüze hatmettim! Nasıl oldu da bana İslam felsefesinden hiç bahsedilmedi? Bu ne menem bir Batı küstahlığıdır ki, Batı dışındaki felsefelere hiç yer vermiyor? Ve onları küçük görüyor? Ta eski Yunan'dan Rönesans dönemine kadar felsefe yapılmadı mı? O arayı Müslüman felsefecilerin doldurduğu niçin söylenmez, itiraf edilmez?"

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Onun bu haykırışına kulak tıkamakla kalmadılar, entelektüeller sınıfından da attılar. Haçlı kinini genlerinde taşıyanlar, ona “Nasıl olur da İslam düşüncesinin gücünden, İbn Arabi'den, İbn Haldun'dan, İbn Rüşd'den, Mevlana'dan vb. bahsedebilirsin?" dediler. Ama bahsetti işte! Dolayısıyla bir kere daha yaktı kendisini Garaudy. Hem de diri diri!

Yetmedi, Müslüman oldu. Zaten onca Müslüman düşünür ve mutasavvıfın eserini, hele de Kur'an'ı diri gözlerle okuduktan sonra Müslüman olmaması düşünülemezdi. Müslümanlığını ilan eden ve “Niçin Müslüman oldum?" başlıklı makalesini dünyamızın en güçlü entelektüel örneklerinden biri olan -şimdi o da Yahudi sermayesinin eline geçti- Le Monde gazetesinde yayınladı.

Derken Endülüs İslam medeniyetini Batılılara örnek gösterdi. Şöyle seslendi: “Bakın Endülüs'e! Müslümanlar 3 semavî dini barış içinde yaşatan, 3 dinin en büyük kafalarının yetişmesine zemin hazırlayan bir medeniyet kurdular. Bunu medeniyetler arası diyalog sayesinde gerçekleştirdiler. Gelin, başka medeniyetleri dışlamayı bırakın. Tam aksine, onlardan yararlanmaya ve onlara yararlı olmaya gayret edin. Batı-merkezci hoyratlıktan vazgeçin. İnsanlık, huzuru ancak böyle bulabilir". Bunu haykırmakla kalmadı, İslam Avrupa'da: Fikrin Başşehri Kurtuba adında bir eser kaleme alıp söylediklerini perçinledi.

Susuyorlardı Batılılar, kendisine kuşkulu tavırlarla yaklaşıyorlardı. Nihayet Garaudy son fakat Batı'nın suratına bir şamar gibi inen şu tarihî tespiti yaptı:

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

“Sizler Yahudileri hiç sevmediğiniz ve nefret ettiğiniz için Arapların kesesinden onlara toprak verdiniz. Batı ile Doğu medeniyetlerinin buluşmasını engellediniz! Bunun çok ağır bedelini hem Doğu, hem de Batı insanlarına ödeyeceksiniz! İsrail'i körü körüne desteklemekten vazgeçin ki, Filistinlilerle insanî barış yapılsın".

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bunun ardından da hiçbir Batılı entelektüelin asla ve kat'a cesaret edemeyeceği bir yola girdi. Ve Siyonistlere şöyle seslendi: “Sizler, 'Hitler bize soykırım yaptı' diye dünya kamuoyunu sürekli kendinize çeviriyorsunuz. O sıra en az sizin kadar çingenenin öldürüldüğünü, 25 milyon Slavın yok edildiğini görmezden geliyorsunuz. En fazla 3 milyon Yahudi öldürülmüşken sayıyı 2 katına çıkarıyorsunuz! Filmler, romanlar, diziler, hikâyeler ve daha başka yollarla hep acınızı dillendirip dünya vicdanını istismar ediyorsunuz. Bir doğrunun yanına bin yalan katıp kendinize acındırıyorsunuz. Fakat 50 yılı aşkın süredir Hitler'in yaptığının daha beterini Filistinlilere kendiniz yapıyorsunuz. Yetsin artık bu zulmünüz". Ve Garaudy'nin çok da korkunç bir şekilde dipdiri yakılışı böylece gerçekleşti.

Garaudy bu son çıkışıyla 'sükût suikastı'na tâbi tutulacağını, medyanın kendisinden artık hiç bahsetmeyeceğini bilmiyor muydu? Siyonistlerin, Garaudy'nin kitaplarını yayınlayan en büyük yayınevlerine gidip “Bundan böyle eserini yayınlarsanız size hiçbir Amerikan kitabının yayın hakkını verdirtmeyiz, kitaplarınızı dağıtım şirketlerine dağıttırmayız" tehdidinde bulunacaklarını bilmiyor muydu? Adı gibi biliyordu.

Ama o Garaudy'ydi. O çağımızın Don Kişot'uydu. Onun üstadı Don Kişot'tu. Ancak Don Kişot gibi davranırdı. Ve öyle davrandı.

Siyonist yalanlara savaş açtı
Çok geçmedi, onu yaşayan bir ölü haline getirdiler. Üzerine sükût külü döktüler. Yetmedi, mahkûm bile ettirdiler. Hâlbuki mahkûm edilmesine sebep olan İsrail, Mitler ve Terör adlı kitabında, başka hiçbir kitabında uygulamadığı bir usule başvurmuş ve her paragrafın altına kaynaklarını koymuştur. Alıntıların büyük çoğunluğu Siyonist olmayan ve insancıl yanı ağır basan Yahudi yazarların yazdıkları olmasına rağmen Garaudy 30 bin Avro'ya mahkûm edilmiştir. Siyonistlerin baskısı yüzünden Geleceği Haber Veren 60 Eser: Avrupa Resminin Yedi Yüzyılı adlı kitabını kaleme almış bir kimsedir. Estetik dalındaki bu eserin benzerini bir Batılı yazamaz. Garaudy'nin düşmanları bile o kitabın bir şaheser olduğunu itiraf ederler.

Geride estetik, felsefe ve din konularında 60 kadar eser, binlerce makale ve birçok kıymetli ürün bırakmış olan Garaudy'yi tam olarak anlayabilmek için bütün eserlerinin dikkatlice okunması gerekir. Bir sözünden, bir cümlesinden onu değerlendirmeye kalkmak insafsızlık olur.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 


 

 

 

 

 

 

 
 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 



Garaudy'yi iman açısından değerlendirmek isteyenlerin, Hatıralar: Yüzyılımızda Yalnız Yolculuğum kitabında Kâbe karşısında sanki bütün yaratıklar kendisiyle birlikte namaz kılıyorlarmış gibi duygulanarak kıldığı o namazın bir benzerini aynı duygularla kendilerinin de bir kere olsun kılıp kılmadıklarına bakmalarında fayda var!

O sadece bir fikir adamı değildi. Fikirle eylemi birleştiren ve ikisini kol kola yürüten korkusuz ve pervasız bir yiğitti. Komünistken Nazım Hikmet'le tanışmış, onun “Sen Yanmazsan" şiirini Fransızcaya çevirmiş ve birkaç kitabında da kullanmıştı. Müslüman olduktan sonra İslam ve İnsanlığın Geleceği kitabını yazmış ve Müslümanlara şöyle seslenmiş, daha doğrusu avazı çıktığı kadar bağırmıştı:

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

“Bir zamanlar bütün insanlık İslam'ı pırıl pırıl parıldayan bir güneş gibi görür ve kelebeklerin mum ışığına üşüşmesi gibi İslam'a kucak açarken, şimdi İslam dünyasına niçin hor bakılıyor? Ataların ocağına sahip çıkmayı, sizler o ocağın küllerini saklamak sanıyorsunuz. Halbuki o ocağın alevini ileriye taşımak gerekir. Gelecek yüzyıllara yüzünüzü geçmişe çevirerek ve geri geri giderek girerseniz İslam'a da, insanlığa da haksızlık, hem de büyük haksızlık edersiniz!"

 

 

 

 

 

 

 

 

 
 

 

 

Benzer ifadelerle Müslümanları sürekli uyarmaya çalıştı. Sesine ses gelmedi. Sesinin yankılandığını göremedi. Batı'ya körü körüne kapılanmalarını engelleyemedi. Bir türlü uyandırıp harekete geçiremedi onları…

Bence Garaudy, “Ben yanmazsam…" diyerek önce kendisini hayattayken defalarca yaktı. Yakmasaydı, Batılıların istediği gibi yaşasaydı, şimdi ondan daha ünlüsü, ondan daha şanlısı olamazdı.

Don Kişot'un talebesi Roger Garaudy, bu son vasiyetiyle ölüsünü de yaktırarak bize en son mesajını vermiş oldu. Müslümanların tepkisini bilerek ve görerek kendisini diri diri defalarca yaktıran birinin ölüsünü de yaktırması yadırganmamalı!

 

 

 

 
 
 
 

 

 



 
  *** SİZİ KUTLUYORUZ *** BUGÜN 1190978 ziyaretçi (2635612 klik) MİSAFİRİMİZ OLDUNUZ ***  
 
haberler haberler


Google Arama
Sitemde Arama
Yaşam ve İnsanlar

İstanbul Servisleri Neden Pahalı ? burakesc
Namaz Kılan Minik ile burakesc
GİMDES Helal Gıda Ramazan Buluşması burakesc
Bu web sitesi Łcretsiz olarak Bedava-Sitem.com ile oluşturulmuştur. Siz de kendi web sitenizi kurmak ister misiniz?
‹cretsiz kaydol