Create Your Own Countdown

Google

   
  *** İYİLİK İİN KOŞANLARIN YERİ***
  Macar Ahmet .Ahmet BARIŞÇIL Halima Zsuzsanna
 









'' hidayet makinesi''




 Çalışmak için gittiği Macaristyıllar içerisinde
3000'ü aşkın insanın

İslam dini ile tanışmasını sağlamış,

 hidayetlerine vesile olmuş

ilk defa

Kuranı   Eşi Halima ZSUZSANNA Hanımefendiyle 

Macarcaya çeviren

bir gönül ,

bir

samimi islam gönüllüsü.

2011 de ihh nın basılmasına destek verdiği  
 İlk Macarca Kurandan yıllarca tek çeviri olan

önce  Önsözünde

''Muhammed,

Kur'an'daki yaratılış ayetlerinin tamamını

 Tevrat'taki

tekvin bölümünden almıştır''.

yazan

Simon ROBERT in şahsında  

İyiniyetli olmayan

 önyargılı  hristiyanlara  

cevapların en güzelini  yazarak veren   

 salih yürek.
  








Türkiye'de Okuyamayan İmam Hatipli




Macaristan'da Yüzlerce Kişinin Hidayetine Vesile Oldu.
2006






 




Macaristan`da yüzden fazla kişinin
hidayetine vesile olmuş biri ileröportaj yapacağımı haber alınca
çok meraklanmıştım doğrusu.

Nasıl birisidir,
kimdir diye epey bir düşündüm.

Ahmet Barışçıl ile buluştuğum ilk andan beri
kendisindeki pozitif enerjiyi hissetmek zor olmadı.

Röportaj sırasında cümle kurmakta zorlanması bile buna engel değildi.

Tam 6 yıl Türkçe konuşacak bir ortam bulamamıştı ama
bu yüreğinin zenginleşmesine engel olmamıştı.

Ahmet Barışçıl ile geçirdiğimiz keyif dolu saat içerisinde

Bingöl`den Macaristan`a uzanan,

oradan da yüzden fazla kişinin hidayetine vesile olan

bir hayat hikayesinin ayrıntılarını öğrendik.

Sizi tanısak?

Ahmet Barışçıl. 1980 yılında
Bingöl`ün Genç Yavuzca Köyü`nde doğdum.
İlk okulu Bingöl`de okuyup Bursa`ya geldim. Bursa`da
Gemlik İmam Hatip Lisesi`nin ortaokuluna kayıt oldum.


Bursa`ya ailenizle mi gittiniz?

Tek başıma,
babamın bir tanıdığı aracılığı ile oraya gittim. Okurken İmam Hatip yurdunda kaldım.
Liseyi de aynı yerde okudum ve bitirdim.
1999 yılında mezun oldum ve
2000-2001 yılında Macaristan`a gittim.


Eğitimin devamı olarak mı gittiniz yani?

Evet.

Neden orası peki? Ne vesile oldu?

Orda bir arkadaşım vardı, onun aracılığı ile oldu.

“Ahmet, güzel bir yer,
tavsiye ediyorum, gel” dedi.

Mezun olduğumda
İmam Hatipler açısından büyük sıkıntılar vardı.
Hala devam ediyor gerçi…
Ben de peki dedim ama
çok sevinerek de gitmedim.
Üzülerek gittim aslında.


Niçin?

Kendi ülkende okumak varken
neden başka ülkeye çıkayım ki dedim.

Ama burada sorunlar bitmeyecek gibiydi.
O zaman kararımı verdim ve gittim.

Türk toplumu olarak da
dışarı çıkmayı pek seven insanlar değiliz zaten.

Karanlık bir fotoğraf gibi geldi ilk başta.
Niye yurt dışına çıkıyorum ki diyordum.


Kalsaydınız ne yapmak istiyordunuz?

İletişim bölümünde okumak istiyordum.
Ama nasip olmadı.

Bizim bir planımız vardı.
Allah`ın da bir planı vardı.
Allah`ın planı her zaman galip gelir işte.


Ve Macaristan`a gittiniz. Eğitim nasıl devam etti ya da etti mi?

İlk sene dil eğitimi aldım.
2000 yılında.
Daha sonra kamu yönetimine yazıldım.


Sonra?

Sonra kamu bitti ve iletişime yazıldım.
Hala devam ediyor eğitimim.
Aslında eğitim bir vesile artık.
Oradaki insanlara faydalı olabilmek,
yani bir hizmet götürebilmek amacım.


Macaristan’da ilk duygularınız, ilk izlenimleriniz nasıldı?

Macar insanları gerçekten güzel insanlar.
Mülayim ve kibarlar.
Nüfusu 10 Milyon.
2 milyonu Budapeşte`de yaşıyor.
İlk 5 ay çok zor geçti.

Orda bir çevre oluşturamıyorsunuz,
çünkü dil yok. Bir de şöyle bir gerçek var.

Avrupa’daki insanlarla iletişime girmek
Türkiye`deki insanlarla iletişime girmekten
çok daha zor.

Macaristan`da diğer Avrupa ülkelerine nazaran
daha kolay olabilir ama
yine de zor değil.
Uzak duruyorlar insanlara.

Bunun dışında ezan duymuyorsunuz mesela.

Her zaman alışkın olduğunuz o çoğunluk psikolojisi yok artık.


Bakışlar, davranışlar farklılaşıyor mu ister istemez yani?

Kesinlikle öyle.
Azınlık olmak çok güzel bir psikoloji değil.


Hep bir diken üstünde duruyormuş gibi mi hissediyor insan kendini?

Aynen öyle,
hatta alt yapısı olmayan insanlar için
bir kompleks bile doğabiliyor.
Aşağılık kompleksi.
Böyle sıkıntılı bir 5 ay yaşadık ilk zamanlarda.


O sıralar dil eğitimi alıyorsunuz ve Türk arkadaşlarınızla kalıyorsunuz değil mi?

Evet. Ama
5 ay sonra orda küçük bir Türkiye oluşturmanın doğru bir düşünce olmadığına karar verdim.

Çünkü dili geliştiremezsiniz ve
başka insanlarla tanışamazsınız.

Bunun üzerine özellikle
Müslüman olmuş
Macar insanları bulmaya karar verdim.

Erich adlı bir arkadaşla tanıştım,
Müslüman olmuş ve Yasin adını almış.
Onunla tanıştım.

Ve çok kısa sürede dili geliştirmeye başladım.
Çok sıcak çok samimi bir arkadaştı.
Onunla kalmaya başladım.


Macaristan’a gittiğinizde sizi en çok şaşırtan neydi?

İmam hatip camiasında yetiştiğimiz için,
özellikle dindar insanlarla iletişime giriyorsunuz. Daha çok onlarla görüşüp onlarla buluşuyorsunuz.

Macar gençlerinin
%80’den fazlası ise hiçbir dine bağlı değil.

Ne Hıristiyan,
ne Yahudi
ne de başka bir şey.


Şunu diyorlar:
“Mutlaka vardır bir tane güç.

Ama o bana karışmasın
ben de ona karışmayayım.

O kendi hayatını yaşasın
ben kendi hayatımı yaşayayım.”

Bunları çok okumuştuk ve dinlemiştik ama
orda karşılaşınca çok tuhafıma gitti.

Böyle bir şeyle karşılaşacağımı hiç düşünmemiştim.

İkincisi bireysellik.

Herkes kendi için yaşıyor.
Bunu da görmek çok farklı bir tecrübe olmuştu.


Bir başıboşluk söz konusu yani?

Evet,

hatta dini bir konuyu konuşmak bile
abestir gençler arasında.

Şöyle bir anlayış vardır:
dinle ilgilenen dinle uğraşan insanlar
genellikle zayıftır.
Hastadır,
sıkıntılıdır.
Kendi ayakları üzerinde duramamıştır,
din aracılığı ile ayakta kalmaya çalışıyor.

Çünkü güçlü doğası olan
güçlü yapısı olan insanların
dine ihtiyacı yoktur.

O müstağnidir diye düşünürler.
Bu bana çok eğlenceli gelmişti.

 




Peki bu atmosfer ortasında hizmet etme duygusu nasıl gelişti?

Dini hakir gören insanların
pratik hayatta kendilerine
tezat bir yaşayış içinde olduklarını gördüm.

Yani güçlü zannediyorlar kendilerini ama
güçsüzler;
çünkü mutsuzlar,
huzursuzlar,
yalnızlar.

Güçlü gibi görünmeye çalışıyorlar ama
güçlü değiller.
Bunu görünce kızamıyorsunuz onlara,

belki de acıyorsunuz ve
ben bu insanlar için ne yapabilirim


diyorsunuz içinizden.
Tabii eğer böyle bir derdiniz varsa.


Nereden başlıyorsunuz peki?

İçlerinde yaşadığım için rahat tanıma imkanım oldu.

Birden bire gel ben sana dini anlatayım diyemezsin,

hatta dinden bahsedemezsiniz.


Özellikle Yehova Şahitleri vs,
o tür insanlar
zamanında kapıları çalıp bunu denemişler.

Ve bıktırmışlar dinden
.

Bu yüzden insanlar dinlerden uzak kalmak istiyorlar

. İnsanların dinden uzaklaşmalarında

Hıristiyan din adamlarının vs.

payı çok büyük orada.


Papazlar hakkında
hiçbir güzel şey söylenmez mesela.




Resmi dini Hıristiyanlık değil mi?


Öyle amma,

bir kiliseye giderseniz ne olduğunu anlarsınız.

Adı var kendisi yok.

Bir kaç tane çok yaşlı insan vardır o kadar.


Komünizm dolayısıyla
biraz daha soğuklar dinlere karşı.
Macarlar çok uzak kalmışlar.


Peki İslam? Ne geliyor akla İslam deyince Macaristan`da?

Medyanın yaptığı tahribat çok büyük. Düşünemeyeceğimiz kadar büyük bir tahribat.

Bu sorun her yerde var.
Şöyle bir dipnot düşmek istiyorum,

Macaristan’da yaklaşık 200 bin Yahudi var.

Hatta ikinci İsrail diye bahsederler
.

Bunlar ticaret, ekonomi, eğitim, kültür, sanat, medya alanında çok güçlüler ve
neredeyse bu alanlar tamamen onların elinde.

Çıkıp da tabii böyle bir medyada
İslam güzel bir dindir diye yayın yapmazlar.
Tabii çok fazla da aşırı saldırmıyorlar,
çünkü bir din tehlikesi yok.
Zaten Müslümanlar da çok az.


İslam`dan ilk bahsettiğiniz zaman aldığınız tepkilere vereceğiniz ilginç örnekler var mı?

Usame Bin Ladin`i
resmen tanıyıp tanımadığımı soranlar oldu. (Gülüyoruz)


Yasin`e dönecek olursak tekrar, o evde mi başladı ilk hizmetler?

O ev merkez oldu.
Ama o zamanlar
İslam`ı anlatacak kadar bir dil birikimim yoktu.

Ama şunu fark ettim ve tecrübe ettim ki
İslam`ı anlatmak için
dilinin olmasına gerek yok.


Hal mi?

Kesinlikle.

Belki de öyle bir dönemdi o.

Allah özellikle yaşamamızı istedi.
İslam’ı anlatmak için
dili her şartta kullanmak mecburiyet değil.

Gerek yok.

Mesela
karşılıksız ikramda bulunmak insanlara.

Arkadaşlarla buluşuyoruz
muhabbet ediyoruz çay içiyoruz.
Bir hal transferi oluyor.


Burada sınıfta bir yabancı öğrenci olsa, ona rağbet çok olur. Sizin oradaki durumunuz buna benzer değil miydi?


Orada yabancıların bir albenisi pek yok.
Ama yine de yabancı diye insanlar merak edebiliyor. Ve bir muhabbet oluşuyor.

Dediğim gibi
İslam`ı anlatmak için her zaman dile ihtiyaç yok.

Belki bazen konuşmak da gerekebilir.

Şeyh Abdülkadir Geylani Hazretlerinin
çok hoşuma giden bir sözü var:

Söylemediğin zaman
ahirette hesaba çekileceksen söyle.


Aslında biz Müslümanlar bunu
prensip haline getirsek çok başarılı oluruz.

Çünkü söyleyen insanın,
çok konuşan insanın yapma gücü azalır.

Ama her zaman yapan insan da çok konuşmaz. Kendini vakıf haline getirir. Öyle bir insanın kendini anlatmasına ihtiyacı yoktur.


Okuma oranı yüksek bir toplum bildiğimiz kadarı ile. Kitap konusunda bir çalışmanız oldu mu?


Evet okumayı seviyorlar.
Kitap konusu şöyle gelişti:
Ahmet Taşgetiren Beyi
tanıyorduk gazetelerden, kitaplardan.
Onunla 2003 yılında tanıştık.

O da bize Osman Nuri Topbaş Hocanın
İslam İman İbadet kitabını hediye etti.

Biz de ilk olarak o kitabın çevirisi ile başladık.

Halime Hanım
(Dinler arası diyalog toplantısında tanıştığı
Macar çevirmen.
Toplantı akabinde İslam’la şereflenmiş)

ile birlikte çalışmalara başladık.
Bu kitap orada belki de

İslam`ı anlatan ilk kitap oldu.

İslam ile ilgili kitaplar vardı ama
karalama amacı güden cinstendi.

Bu kendi alanında bir ilk oldu elhamdülillah.

Ve iyi de okundu diyebiliriz bu kitap.




O zamanlar Macaristan`a iyice alışmıştınız değil mi?

Evet,
artık birçok arkadaşımız olmuştu.
Sadece kitap çevirileri değil
müzik çalışmalarımız da oluyordu.
Konser verirdik.




Söylüyor muydunuz?

(Gülümsüyor) Söylüyorduk, çalıyorduk




Sosyal hayatın dışında değildiniz hiçbir zaman.Şimdi sırası gelmişken hidayet hikayelerinden bahsedelim isterseniz.En çok sizi


şaşırtan bir iki örnek verebilir misiniz?


Fizikçi bir arkadaşımın hikayesi var.
O bana kendi hikayesini şöyle anlatmıştı:

“Ahmet
ben her şeyi bilim üzerine kurmak istiyordum,
Öyle bir niyetim vardı,
bilime iman ediyordum.
Ama üniversiteye gittiğim zaman gördüm ki
bilim beni yarı yolda bıraktı
.

Tüm hayallerim yıkıldı.
Çünkü iman ettiğim şey
sorularımı cevapsız bırakıyordu
.

Seni yarı yolda bırakan bir şeye
nasıl iman edebilirdin ki?


Aslında bilinçli veya bilinçsiz bir şekilde
bir şeyin önünde secdeye kapanıyoruz.
Ama senin sorularına cevap vermeyeni,
seni bırakanı,
Hz. İbrahim`in dediği gibi
bırakıp gidenleri sevmiyorlar ve
sonuçta bırakıp gidiyorlar.

Aslında bu insanlar
Hz. İbrahim gibi arayış içindeler.

Batıp gidenleri sevmiyorlar ve
aramaya devam ediyorlar.

Sahte ilahlar bırakılmaya mahkumdur.

Arkadaşımız devamında şunları söyledi:

Devam ederek şunları dedi o arkadaşımız: “Doğrudan İslam`la uğraşmak
bana biraz fazla gelirdi.

İslam ile ilgili bildiklerim medyadan gördüklerimdi.

Savaşlar, bombalamalar vs.
Ama tasavvuf ile ilgilenmeye başladığımda,
İbn-i Arabi gibi,
Mevlana gibi mutasavvıfları okudukça,

tüm sorularımı
iki kelime ile cevapladıklarını gördüm.


Ahmet
sorusu biten bir insan ne yapar bilir misin?

Yere kapanır ve secde eder.


Gerçekten çok etkileyici. Bir arayış ve sonunda hidayet…


Müslüman olmuş bir Macar arkadaşımıza,

Türkiye`den gelen
doğma büyüme Müslüman bir kişi şöyle demişti
bir keresinde
:

“Yahu sen niye Müslüman oldun ki,

niye İslam,
siz çok mutlusunuz,
çok özgürsünüz,
istediğiniz gibi yaşıyorsunuz,
bizim hayal ettiğimiz hayat şekli bu,
niye kendinizi sınırlandırıyorsunuz ki?”


O Macar arkadaş çok güzel bir cevap verdi:

“Aslanım dedi,
biz yolun sonuna kadar gittik ve gördük
ki yolun sonunda uçurum varmış.
Sen de boşuna gitme.
Senin hayal ettiğin o hayatın sonuna
biz gittik zaten.

Uçurum olduğunu görüp,
atlamadan geldik.
Benim sana tavsiyem

boşuna o yolu bir daha gitme.


İşte böyle.

Bu, fizikçi Abdurrahman kardeşimin
Müslümanlığı ve aşkı yanında
inanın ben kendimden utanıyorum
.

Geceleyin bazen kalkıyor namaz kılıyor.
Namazdan zevk alıyor.
Zaten insanlar
zevk alarak ibadet ettiği zaman
Allah onları seviyor anlamına geliyor.

Üzerinde bir yük varmış gibi,
o yükü bir an önce atması lazım gibi ibadet ediyorsa
o insanın ibadetinde biraz sorun var demektir.




Hidayete eren insan sayısı ne kadar yaklaşık?

Yüzün üzerinde Müslüman olan
arkadaşımız var Elhamdülillah.

Haftada iki gün dersimiz oluyor.
Muhabbet şeklinde, sohbet şeklinde oluyor.


Şuur seviyeleri nasıl? Hani sonradan Müslüman olanlar daha hevesli ve şevkli oluyorlar denir ya, durum orada nasıl?


Genelde şuur seviyeleri iyi.
Her zaman çok aşklı ve şevkli olmasalar da
tutarlılar.

Ama çok büyük örnek eksiğimiz var.

Yani örnek bir Müslüman görebilmeleri lazım ki
ona uyabilsinler.

Kitaptan okuyoruz ama
öğretmene mutlaka ihtiyaç var.

Biz bu açığı kapatmak için arkadaşları
Türkiye`ye getiriyoruz fırsat buldukça.

Burada en azından bir ay kalmalarını sağlıyoruz.

İnanın ki
arkadaşların hepsi burayı görünce
bir köşeye oturup ağlamışlardır.


Nelerden etkileniyorlar mesela?

Yeri de gelmişken
ikinci hidayet hikayesini anlatayım.

Macaristanlı bir çift var tanıdığım.
Bir gün Türkiye`ye gelmişler.
Bir lokantada yemek yemişler.
Yemeğin ardından lokanta sahibi
ikram olarak çay söylemiş onlara.

Şaşırıp kalmışlar.
Bize niye çay ısmarlasın ki diye düşünmüşler.

Çünkü alışkın oldukları bir hadise değil.

Halbuki çay ne ki?
Ama onları çok etkilemiş.
Ardından lokanta sahibi masaya gelmiş,
biraz muhabbet etmişler.

Lokanta sahibi bunların böyle
sıcak kanlı olduklarını görünce
bir de tatlı ikram etmiş.

Olayı anlatan arkadaş,

orada,

kız arkadaşının yanında ağladığını söyledi bana.

Bir insan
tanımadığı bir insana
niye ikramda bulunuyor diye düşünmüş.

Olayı bir türlü idrak edememiş.

Kendime anlatmaya çalıştım,
anlatamadım dedi.

Daha sonra bize de bu çift ile
Budapeşte`de tanışmak nasip oldu.

Bu olayın oluşturduğu zemin ile bu çift
bir sene içinde Müslüman oldular
.


Düşünün,
onların İslam`a karşı sempati duymalarının sebebi İstanbul`da bir lokantacının
onlara sadece ikramda bulunması.

Ve o lokantacı bunu bilmiyor.


Belki anlatmadı, belki pek fazla bir şey yapmadı ama hal bambaşka etkilemiş değil mi onları?

Kesinlikle, kesinlikle.

Onun için İstanbul`a gelen turistler
denizi görmek için,
argo olacak ama kızları görmek için gelmiyorlar.

Buraya gelen turistler
İstanbul`un manevi gücünü görmek istiyorlar
,

aslında hepsi bir arayış içerisinde.

Ne kadar gizleseler de,
soğuk dursalar da
arayış içindeler.

Bizim onlara
soyulacak adam gözü ile bakmamamız gerekiyor.

Ben bu insana ne verebilirim
düşüncesinde olursak çok faydalı olacak inşallah.




Hidayet elbette Allah`tan ama sizin bir çalışma yönteminiz var mı?

Mutlaka olmalı.

Olmazsa olmaz.
Bana dokunmayan yılan bin yaşasın,
bana ne,
ben hayatıma bakarım da diyebilirsiniz.

Mesele dert edinmekte.

İslam`ı aslında İslam için değil,
İslamsız insanlar için dert edinmek lazım.

Çünkü onlar sıkıntıda,
onlar huzursuz.

Derdi olan bu insanların derdiyle dertlenmek lazım.

Düşen bir insana
bana ne deyip geçerseniz
aslında
bir çok şeyi kaybetmişsinizdir de haberiniz yoktur.

Karşında İslamsız insanlar var.
Bunlar bir çok sorunla karşı karşıya.
Bu sorunları ancak

İslam’ın çözeceğine dair bir inancın da var.

Buna rağmen bunlara kayıtsız kalırsan
İslam`ınızda bir kalite düşüklüğü söz konusudur.

Bütün mesele dert edinmekte.

Dert edinmek
insana motivasyon gücü de veriyor aslında.

Dert edinmiyorsan
motivasyon da yoktur
,

hedef de yoktur.




Peki hiç dara düştüğünüz ya da pes ettiğiniz oldu mu?

Zorluk olmadan olmaz.

Zorluk her zaman var.
Şimdi Bingöl`den geliyorum.
Annemin elini öptüm, duasını aldım.
Duasını aldıktan sonra zorluk olmaz.


Tabii bu bir yönü,
bir yönü de sorunlar sıkıntılar olmadı mı,

diyeceksin ki
ben nerde yanlış yapıyorum ki
sorun yok.

Ben burada sorun arayalım mantığında değilim ama bu işin normali bu,

çile olacak, meşakkat olacak, sabır olacak.


Sizi en çok ne rahatlatıyordu bu çileli ve sabırlı yollarda?

Mesela

bir insanın hidayete ermesi
bütün yükümü sanki sıfırlıyordu
.

Bir insan daha
inşallah ahiretini kurtardı diyorsun vs.

Bizler misyoner değiliz;

hamdolsun Allah`a,
bizler İslam`ı yaşamak isteyen insanlarız.

İnsanlara bir şey anlatırken
ahiretimizi kurtarmayı düşünüyoruz
.


İlerisi için hedefleriniz neler?


Altınoluk dergisinin hepsini olmasa da bazı kısımlarını Macarca’ya çevirme gibi bir düşüncemiz var. Oradaki hadiseleri de buna ekleyip Altınoluk Macarca’yı çıkarmayı düşünüyoruz.

Ama esas hedef olarak
Allah`a layıkıyla kul olmak var.
Bundan daha büyük bir hedef yok.


Benim çok hoşuma giden bir hadise var. Macaristan`da Osmanlı`nın bıraktığı
son Buda Valisinin şöyle bir hikayesi vardır:

Osmanlı kalesi düşmek üzere.
Askerlerin hepsi şehit olmuş nerdeyse.
Sadece valinin bir kaç adamı kalmış.
Adamları diyorlar ki:

“Paşam siz teslim olun,
siz Osmanlı insanısınız size bir şey yapmazlar
ve Osmanlı`ya dönmenize müsaade ederler,
biz de şehit oluruz inşallah.


O paşa da diyor ki:

“Osmanlı buraya beni
Buda`yı teslim etmek için göndermedi.”
Ve çarpışıp şehit olmuş.

Bugün hala mezarında şöyle yazar:

“Kahraman bir düşmandı,
ruhu şad olsun.”

En büyük hedef Allah`a kul olmaktır.


 


 

Ahmet BarıÅçıl


 

Ahmet Barışçıl

@ahmetb121

Ahmet Barışçıl/ Budapeşete Elte Ünv.
İletişim mezunu Elte Ünv.
Beden Dili Master.


Osman Nuri TOPBAŞ
-Müslümanın Para İle İmtihanı<<<
TIKLA







 
  *** SİZİ KUTLUYORUZ *** BUGÜN 1122851 ziyaretçi (2424855 klik) MİSAFİRİMİZ OLDUNUZ ***  
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=
haberler haberler


Google Arama
Sitemde Arama
Yaşam ve İnsanlar

İstanbul Servisleri Neden Pahalı ? burakesc
Namaz Kılan Minik ile burakesc
GİMDES Helal Gıda Ramazan Buluşması burakesc