Create Your Own Countdown

Google

   
  *** İYİLİK İÇİN KOŞANLARIN YERİ***
  Endülüsten G.Amerikaya Giden Müslümanlar
 

Latin Amerika da İslam

11 Eylül ve Amerika’nın İslamlaşan Arka Bahçesi

Aslen Porto-Rico’lu eski bir
Katolik olan ibrahim Gonzalez
islâmlaşmasını şu þekilde ifade
etmektedir: “İslâm’a ihtida
etmedim. Bundan daha öte, daha
önce ait olduðumuz ve tarihî
mirasImIzIn bir parçası olan bir
dine geri dönüyoruz”



Latin Amerika’da İslâm İslâm, Latin Amerika’ya biri kuzey diğeri de güneyden
olmak üzere iki koldan girmiştir. İslâm’ın bu
kıtaya girişi 1500’lü yıllara rastlar. Kuzeyde,
Meksika-Venezuella-Porto-Rico hattından, güneyde ise
Arjantin Uruguay hattından girmiştir. 1492 yılında,
İspanya’da, Endülüs devletinini yıkılışı ve Müslümanların
İspanyol Krallığı tarafından vatanlarından sürülmesi üzerine
birçok Müslüman çareyi, Endülüs’ü terk edip, Güney
Amerika’ya göçetmekte bulur. İspanya Kralının hem kendi
ülkesinde ve hem de Güney Amerika’da uyguladığı terör ve
vahşet, Müslümanların kendilerini gizlemelerine ve ibadetlerinin
bir çoğunu unutmalarına yol açmıştır.
Müslümanların bu kıtadaki yoğunluğu Peru gibi bazı ülkelerde
oldukça büyük bir tesir meydana getirmiş ve bir çok
bölgede siyasî ve ticarî hayat Müslümanların denetimine
girmştir. Ancak, zaman içindeki baskılardan dolayı bu tesirleirni
kaybetmişlerdir. Aynı şekilde Arjantin, bugün Latin
Amerika’daki en yoğun Müslüman nüfusun bulunduğu bir
ülkedir. Endülüs devletinin yıkılışı ve Katolik İspanya’nın
sürgün politikası neticesinde sadece Müslümanlar değil, bu
ülkede yaşayan Yahudiler de Latin Amerika’ya toplu göçler
gerçekleştirmiştir. Yazımızın ileriki safhalarında
değineceğimiz gibi, özellikle Arjantin’de bir İslâm –Yahudi
çekişmesi sürüp gitmektedir. Güney Amerika’nın 1500’lü
yıllardan itibaren İspanya ve Portekiz krallığı tarafından
sömürgeleştirilmesi ve halklarının vaşet uygulanarak
Katolikleştirilmesi neticesinde, bölge halkının büyük bir
kısmı “Latino” şeklinde tabir edilen ve melezleşmiş Katolik
bir yapıya bürünmüştür. Maya ve Aztek medeniyetleri başta
olmak üzere, kıta çapında müthiş bir medeniyet ve insanlık
katliamına girişen Batı (İspanya-Portekiz) hem buradaki
yerli halkların nüfusunda büyük bir kırıma yol açmış ve
hem de ülkesinden milyonlarca insanı getirerek, buraları
kendine bağlı sömürgeleştirilmiş bir vatan yapmak istemiş,
buna ilaveten, Afrika’da çoğunluğu Müslüman olan
köleleştirdiği milyonlarca Afrikalıyı da buraya taşımıştır.
Aslında, Müslümanların Güney ve Kuzey Amerika kıtalarına
Batılılardan daha önce ulaştıklarında dair bir kısım
ilmî emaraler bulunmakla birlikte, şuân için
Batılılaştırılmış, tarih anlayışı ve tarihî vesikaların Batılılar
tarafından denetim altında bulundurulmasından dolayı bu
konu bakir bir saha olarak kalmıştır. 1800’lü yılların sonuna
doğru köle haklarında görülen kısmî iyilşeme neticesinde ve
dünyanın iğer bölgelerindeki Müslümanların bu kıtaya göç
etmeleri neticesinde, ikinci bir İslâmlaşma süreci başladı.
Mısır, Lübnan, Hind kıtası, Tayland, Kuzey Afrika gibi
toprakalrdan gerek ticarî ve gerekse daha iyi hayat şartlarına
kavuşmak gayesiyle binlerce Müslüman bu kıtaya
göçettti..
Bugün kıtanın İslâmlaşma süreci iki sınıf üzerinden
gerçekleşmektedir: Birincisi, Endülüs’teki İspanyol zulmünden
kaçan ve zamanla İslâmî kimliğini unutan
Müslümanların torunlarının bugün tekrar, İslâm’a dönüşü,
diğeri ise, hemen yukarıda bahsettiğimiz ikinci göç dalgasıyla
bu kıtaya yerleşen Müslümanlar üzerinden. Aslen
Porto-Rico’lu eski bir Katolik olan İbrahim Gonzalez
İslâmlaşmasını şu şekilde ifade etmektedir: “İslâm’a
ihtida etmedim. Bundan daha öte, daha önce ait olduğumuz
ve tarihî mirasımızın bir parçası olan bir dine geri
dönüyoruz”

Olé, “Allah”dan gelir,
Ojala ise “İnşallah”dan…

New York’taki İslam İttifakı merkezi imamlarından
Latin kökenli Müslümanlardan Ocasio, İslâm- Endülüs
kültürünün batı dilleri üzerindeki tesirini anlatırken, şunları
söylüyor: “Bugün İspanyolcada ençok kullanılan kelimeler
olan “Olé”, Arabça “Allah”dan, “Ojala” ise
“İnşallah”dan gelir. Bizler, Morisko ( İspanya Krallığı
tarafından zorla hristiyanlaştırılan Msüslümanlara verilen
isim) Müslümanlar olarak, kültürümüzü asla tamamen kaybetmedik,
entelektüellerimiz Batıyı sürekli sorguladı.
Bizler, Arabların- Faslıların torunları olduğumuzu asla
unutmadık.
Güney Amerika kıtasında bugün için 6,5 milyon
Müslümanın yaşadığı ve bu sayının gittikçe arttığı ifade
ediliyor. İşin dikkat çeken bir yönü ise, 2050 yılına kadar,
ABD nüfusunun %25’nin Latin kökenli Hispaniklerden
oluşacağı ve bu Hispanikler içerisinde de Müslümanların
büyük bir çoğunluğa ulaşacağı hesapları… Zaten, Afro-
Amerikalıların hızla İslâmlaşması korkusunu bir türlü
üzerinden atamayan, Yahudi- Evanjelist ABD, bir de bu
korkuyla yatıp kalkıyor.

Venezuella’dan- Arjantin’e
İslâmî Dalga

Meksika’dan kıt’anın güneyine doğru inmeye
başladığımızda, hemen hepsi, İspanyolca veya bir kısmı
Portekizce konuşan bu insanların asırlardır süren mazlumluğu
ve çaresizliği, özellikle 11 Eylül Akınlarından sonra
bir umuda dönüştü. Vatanlarını asırlardır sömüren, ve
ülkelerinde hükümetler indirip, hükümetler getiren
Hristiytan-Yahudi ABD emperyalizmi yüreklere serinlik
getiren öldürücü bir darbe almıştı çünkü. Güney
Amerika zulüm ve terör yoluyla Hristiyanlaştırıldığı-
Katolikleştirildiği için Batı’nın Hristiyanlık propagandasına
kolayca yem olmamaktadır. Batı hiçbir zaman bu ülkenin
mazlum insanlarını, dünyanın diğer yerlerini sömürmek için
dinî-Katoliklik- motiflerini kullanamamıştır. Bu sebeb-ledir
ki, Güney Amerika insanı kendi acısına derman olacak ve
intikamını almanın yolunu açan ve düşmanlarının çoğu dindaşı(!)
olan Batılılara karşı, İslâm’ın yanında yer alabilmektedir.
Bu ülkedeki isyanlar dinî mahreçlidir, kıtadaki
Komünist gerilla hereketleri bile, neticede Katoliklikten
beslenmiştir. Yüzlerce yerli Katolik rahip, gerilla hareketlerine
aktif destek vermiştir. İş öyle bir noktaya gelmiştir ki,
Hristiyan Katolikleştirilmiş halklar, sömürgeci Hristiyan
Katolik veya Protestan işgalciye karşı onyıllar süren mücadedeleler
vermiştir. Kıtada bir efsane haline gelen Komünist
Che Guevara, aslen Arjantinli bir Katoliktir ve
Türkiye’deki sol cenahın iddialarının aksine Katolik
rahiplerden büyük bir destek görmüştür. Che’den sonra
yaşayan en büyük efsane Gönüldaş Carlos (Ilich
Ramirez Sanchez) ise Venezuella’lı Katolik bir ailenin
evladıdır. Filistin davası uğruna savaşırken 30’lu
yaşlarında İslâmla şereflenen Carlos, Latin Amerika
devrimci hareketlerinde, kıvılcımın dinî kaynaklı
olduğuna dair güzel bir misâldir. Kaderci denilecek bir
yapıdaki Katolik mezhebine tabii iken bile, devrimci bir
mücadeleye katılabilmektedir Güney Amerika insanı.
Katolikliğin merkezi Avrupa’da Katolik bir ayaklanma,
hele hele rahiplerin önderliğinde pek vuku bulmamışken,
Güney-Latin Amerika’da halkla devrimciler arasındaki
bağları rahipler sağlamıştır.
Ancak, Katolikliğin bu insanların acılarına derman
olmaması ve asırlardır kendilerini sömürenlerin de
mezhebdaşları Katolik veya Protestan yani emperyalist Batı
olması, mücadelenin yapısı hakkında bir sorgulama sürecine
girmelerini sağlamıştır. 11 Eylül akınları, zaten gevşemiş
olan ve yerini paraya dayalı protestanlığa bırakması, en
başta devrimci hareketlerin ilgisini İslâm, El -Kaide ve
cihad üzerine yöneltmiştir. Komünizmin ideolojik olarak
bitişi, devlet plânında tarih sahnesinden çekilişi, bölge halklarının
dinî temelli olmayan bir harekete asla cevaz vermemesi,
devrimci örgütleri İslâmla muhatab olmaya sevketti.

Meksika - Zapatista Hareketi
ve İslâmcılar

Meksika’dan- Arjantin’e kadar, Ortadoğu’daki İslamci
örgütler ve özellikle de El-Kaide, Latin-Güney Amerika’da
büyük bir örgütlenmeye gitmiştir. İslâmcı yapılanmaların
en çok tesir gösterdiği ülkelerin başında, devrimci
mücadelelerin sürdüğü ülkeler, Meksika, Uruguay, Peru,
İspanyol Trinidad’ı, Arjantin ve Paraguay gelmektedir.
Müslümanların yerli halk ile, Katolikleştirilmiş melez
halk üzerindeki tesirî gittikçe artmaktadır. Bu tesirdeki en
büyük rolü ise iki ana akım almıştır. Birincisi, El-Murabitun ismindeki Kuzey Afrika kökenli Tasavvufî
teşkilatlanma ve bununla işbirliği içinde olan 2. kol,
dağlardaki İslâmcı örgütler. Özellikle, muhteşem 11
Eylül Akınları, bu sürece müthiş bir hız kattı.
Meksika’daki Mayaların Katolikleştirilmiş torunları
bugün Zapata hareketi içerisinde örgütlenmiş durumda. Ve,
bu hareket içerisinde, Müslüman olan Mayalar büyük bir
yekûn teşkil etmekte. Zapata Haraketi- EZLN’nin
Tasavvufî örgütlenme El- Murabitun ile olan iç içeliği,
Zapatista hareketinin, hem İslâmcı örgütler ve hem de
İspanya’daki ETA örgütüyle işbirliği içine girmesini
sağlamıştır. Katolikliğin, Mayaların torunları Zapatistalar
üzerindeki tesirinin zayıflaması ve buralara 1960’lı yıllarda
ABD’den akın eden Protestan misyonerlerin faaliyetletleri
neticesinde birçok Maya Protestan(Evanjelist) olmuş,
ancak, Protestanlık mezhebinin fakirleri aşağılayan yapısı
neticesinde, İslâmla muhatab olan bu insanlar topluca
Müslüman olmuşlardır. Katolikliğin dünya çapında zayıflamasıyla
birlikte, yerini almaya çalışan ve işleri güçleri
insanları parayla imâna davet etmek olan Protestanlık
mezhebinin de ruhî ihtiyaca cevap verememesi sebebiyle,
bu insanlar kolay bir şekilde Müslüman olabilmektedir.
İslâm’ın aile bağlarını güçlendirmesi, dayanışmaya önem
veren bir din olması ve haksızlğa karşı topyekûn mücadeleyi
farz kılması, zaten bu hasletlere sahip Maya ve Aztek
torunları üzerinde büyük bir hayranlık uyandırmaktadır.

El-Murabitûn

Kuzey Afrika merkezli tasavvufî bir hareket olan El-
Murabitun 1970’li yıllardan itibaren kıtaya yayılmaya
başlar. Kurucusu, İskoçya asıllı bir Müslüman Olan (Ian
Dallas) Şeyh Abdulkadir es-Sufî’dir. Bütün dünyada
meşhur bir Müslüman olarak bilinen bir çok kitab yazmış
olan Es-Sufî’nin gençliği hakkında Batılı istihbarat kaynakları
ve İskoç basını pek bir bilgiye sahip değildir. Bugün
60’lı yaşlarında olan Sufî, genç yaşlarında Müslüman
olmuştur. Batılılara göre, İslâm’ı hem solcu ve katı bir üslupla
yorumlamakta ve hem de Anti-siyonist ve Hitler
taraftarıdır. Es-Sufî, Batı demokrasisini ve küresel kapitalizmi
lanetlemektedir.
Batılı için bir tezat gibi görünen bu yaklaşım aslında
İslâm’ın özünün anlaşılamadığının bir isbatıdır. İslâm,
zatıyla hem fakirliğin izzetini ve fakrin, mazlumun
hakkını savunurken ve intikam savaşına yönlendiriken,
diğer yandan da, Yahudiliğe karşı sürekli ikazlarda
bulunur. Bir yönüyle, Marksist hareketleri cezp edici,
diğer yönüyle Aryan hareketlerini cezp edicidir…
Nihayetinde Yahudi hariç, kim ne ararsa aslını İslâm’da
bulabilir… El- Murabitun hareketi, özündeki tasavvufî
kıvılcımı bütün dünyaya yaymakta ancak, bizdeki uyuşuk
oluşumların aksine, gittiği yerde cihad şuurunu aşılamaktadır.
Nitekim, Zapatista Devrim hareketinin isyan ettiği
1994 yılında, Meksika’da yoğunlaşan bu hareket, EZNL
ve Subcommante Marcos ile diyaloğa geçmiş ve hem
onların İslâmcılaşmasına önayak olmuş hem de, bu
Zapatista hareketinin, El-Kaide, ETA gibi devrimci
hareketlerle işbirliğine girmesini sağlamıştır. Bu Çalışmalar
neticesinde Subcommante Marcos Müslüman olmuştur.
1996 yılında kendisiyle bir röroprtaj gerçekleştiren ve ATV
kanalında yayınlanan programda, gezgin Coşkun Aral’a;
Türkiye’den İBDA-C lideri Salih Mirzabeyoğlu ile PKK
lideri Abdullah Öcalan’ı tanıyorum” demiştir. El-
Murabitun Hareketinin özellikle İngiltere’de, İBDA
Cepheleri ve PKK ile de yakın ilişkiler içinde olduğu
İngiliz basınında yazılmıştır. Bu ilişki, yaklaşık 2 yıl önce
Madrid’de düzenlenen saldırılar neticesi yakalanan El-
Kaide militanlarının sorgulamaları sonucu elde edilen
ifadelerden yola çıkılarak ifşâ edilmiştir

“Latin Amerika Sol hareketleri,
İslâmcılaşıyor”

İslâmcı hareketlerin Latin-Güney Amerika’ya yerleşmeleri
ve buralarda üs kurmaları 1990’lı yıllarda hız
kazandı. Önceleri, Lübnan merkezli Hizbullah hareketiyle
adını duyuran bu ögütlenmeler, daha sonra, El-Kaide bölgeye
yerleşmesiyle hız kazanmıştır. Bölgede mücadele eden
Katolik kökenli Marksist örgütlerin bir kısmı Müslüman
olmuş diğer Marksist örgürler ise, El-Kaide ile startejik
işbirliğine gitmeye başlamıştır. 1994 yılında Arjantin’nin
Başkenti Bounes Aires’deki İsrail büyükelçiliğinin
Hizbullah tarafından havaya uçurumasıyla birlikte,
Uruguaya dağlarında, 11 Eylül’ün plânları hazırlanmaya
başlamıştır. Arjantin’de ki yapı bir acaiplik arzetmektedir.
Arjantin, hem Yahudilerin çoğunlukta olduğu ancak
buna karşılık Nazi-Aryan hareketlere de üs vazifesi
gören bir ülkedir. Bu ülkede Müslümanlar ile Yahudiler
arasında da bir çatışma vardır.
İslâmcı hareketler bölgede ençok Arjantin-
Paraguay-Uruguay, Şili ve Brezilya arasındaki dağlarda
faaliyet göstermektedir. İlk önceleri Uruguay’daki dağlarda
kamp kuran El-kaide ve Hizbullah gibi İslâmcı örgütler,
daha sonra “Üçgen Sınır” olarak bilinen ve Arjantin-
Paraguay-Brezilya arasındaki yüksek dağların tepelerinde
üsler kurmuşlardır. 1990’lı yıllarda başlayan bu örgütlenme
süreci, özellikle 11 Eylül’den sonra, bölgedeki diğer antiemperyalist
ve Katolik kökenli Marksist hareketlere de sirayet
etmiştir. Dergimizdeki röportajda okuyacağınız gibi
“Dağların Kızıl Tugayları” gibi eski Marksist örgütler,
hızla İslâmcılaşmaya başlamış ve anti- emperyalist mücadeleyi
İslâm bayrağı altında sürdürmektedirler. Bugün adını
“Las Brigadas Verdes-Yeşil Tugaylar”a çeviren bu
İslâmcı örgütün kurucusu ve komutanı İbrahim
Cortez’dir. Yeşil Tugaylar, bölgedeki diğer anti-emperyalist
devrimci hareketlerle işbirliği içinde olup hem kıtanın
İslâmcılaşmasını sağlamakta ve hem de Hristiyan-Yahudi
ABD emperyalizmine karşı mücadelesini sürdürmektedir.
Yeşil Tugaylar Irak’ta da cihad etmektedir. Geçtiğimiz yıl, 3
İtalyan gazeteci ve Japon işçiler Irak’ta bu örgüt tarafından
kaçırılmış ve cezalandırılmıştır.
Çeşitli istihbarat raporlarına göre, Ortadoğu merkezli
İslamcı örgütler ile, Latin-Güney Amerika merkezli Devrimci örgütler arasında çok büyük bir işbirliği
varolduğu görülüyor. Mısır’dan, Tayland’dan,
Çeçenistan’dan, Sudan’dan, Moritanya’dan, Irak’tan
bu kıtaya karşılıklı militan transferleri gerçekleştirilmekte.
Bölgede El- Kaide’nin yanında, İBDA-C, İslâmî
Cihad, Hizbullah, Ensar Es-Sünneh, Kumandan Salih
Mirzabeyoğlu, Usame bin Ladin, Zerkavî, Eymen
Zevahirî, Molla Ömer, ve Şamil Basay en çok bilinen
isimler arasındadır.
İslâmcı mücadelenin örgütlenme sahası sadece
Güney-Latin Amerika ile sınrlı kalmamıştır pek tabii ki.
Mücadele, Tayland’dan, Malezya’ya, Filipinler’den,
Avustralya’ya, Afrika’nın en güneyine ve ABD içlerine
kadar sızmıştır. Tayland aleni bir cephe olarak kendini
gösterirken, Filipinler, küresel İslâmcı cihadın eğitim sahası
ve aktarma merkezlerinden biri haline gelmiş, Keşmir’de
yetişen Avustralya asıllı mücahid Müslümanlar
ülkelerindeki Batıcı rejime karşı cihad hazırlıklarına
başlamışlardır. Afrika, daha önceden başladığa kıyama taze
bir nefesle devam etmekte, ve cihadı karşı kıyıdaki Avrupa
topraklarına taşımaktadır. Madrid ve Londra eylemleri
bunun en güzel delilidir. Afganistan, ABD’nin perişan
edilebileceğini isbat eden ilk cephe olurken, Irak’ta
başlayan 3. Dünya savaşı bunun küresel çapta gerçekleştirilebileceğini
göstermiştir. Filipinler, Tayland, Endonezya,
Irak, Afganistan, Filistin cephelerinde devam eden
mücadele, Latin Amerika devrimci hareketlerini de hız
kazandırmıştır.
ABD Savunma Bakanlığı, Askerî- Siyasî ilişkiler
bürosunun hazırladığı bir rapora göre, 11 Eylül akınlarının
plânlayıcılarından olduğuna inanılan Şeyh Halid
Muhammed 1995 yılında Latin Amerika’daki üçgen
sınır bölgesindeki cihad kamplarında haftalarca
çalışmıştır. Ve Latin- Güney Amerika bölgesi, İslâmcı
örgütlere malî kaynak sağlanmasında önemli bir
merkezdir. Büronun raporuna göre, “eğer İslâmcı örgütler
engellenemezse, bölgedeki demokratik projeyi çökertebilirler”
(Bureau of Political-Military Affairs, Foreign Military
Training, US Department of State, 5-05-
III. State Foreign Policy Objectives--Western Hemispheric Region )
ABD’nin Latin Amerika’daki Denizaşırı ilişkilerle
görevli Güneydeniz Saha komutanı Gen. James T. Hill bir
gazeteye verdiği beyanatta, “İslâm bugün Latin Amerika’da
en hızlı yayılan bir dindir. Bölgede Ortadoğu kökenli 6
milyon Müslümanın yaşadığını düşünüyoruz. Kendilerine
kaynak oluşturmak için bu nüfusla temas kuran ve onları
kullanmak isteyen radikal İslamcı Örgütler var. Hamas,
Hizbullah gibi örgütler 1 yılda bölgeden 500 milyon doları
rahatça toplayabiliyor” demektedir.(Miami Herald - March
9, 2003 | ANDRES OPPENHEIMER aoppenheimer@herald.
com with Larissa Ruiz Campo)
Emperyalist ABD bölgedeki sadık müttefik olarak
gördüğü ancak, halkının tepkisinden çekinen Paraguay
yönetiminden beklediği desteği almakta zorlanmaktadır.
ABD, İslâmcı hareketleri kontrolü için Paraguay’a yeni ve
büyük askerî üsler inşâ etmeye çalışmakta ve büyük bir
dirençle karşılaşmaktadır. Bu direnci, Gen. Hill şöyle itiraf
etmektedir: “Birçok Latin Amerika ülkesi, ABD ile güvenlik
ve işbirliği anlaşması yapmaktan çekinmektedir. Sebeb
ise, ABD’nin içişlerine karışacağı endişesidir.”
Kendisine yöneltilen, ABD’nin, Latin Amerika
hükümetlerine yaptığı “İslâmcılarla mücadele edelim
çağrısına” ne gibi cevaplar geldiği sorusuna; “farklı
hükümetlerden, değişik derecelerde” cevabını vermiştir.

11 Eylül, Latin Amerika
ve Chavez

11 Eylül Akınlarının dünya çapında en büyük tesir gösterdiği
yer belki de, Latin Amerika kıtasıdır diyebiliriz.
ABD’ye olan coğrafi yakınlığı ve asırlardır kendilerine
yapılan bu emperyalist zulümlerden dolayı içlerinde
intikam ateşi yanıp tutuşan kıta halkları, yanan İkiz kulelere
nazire yaparcasına adeta düğün bayram etti. Uçaklama
hadiselerinin sıcağı sıcağına yaşandığı saatlerde, bölgede
yayınlanan haberlerde bunu görmek mümkün olmuştur.
11 Eylül akınları, en çok bölgedeki anti-emperyalist
devrimci hareketler ile, bu hareketlerin devlet plânındaki
öncüsü Venezuella Devlet Başkanı Hugo Chavez
üzerinde tesir göstermiştir. 11 Eylül Akınlarından sonra,
ABD’nin yenilebileceğine artık iyice inanan Chavez bu
bağlamda, başta El-Kaide olmak üzere, İslâmcı örgütler
ve ABD muhalifi devletlerle olan münasebetlerini
sıkılaştırmıştır.
Yukarıda da değindiğimiz gibi birçok devrimci örgüt
İslâmcılaşır veya İslâmcılarla stratejik işbirliğine girerken,
Chavez’de, bölgedeki anti-Emperyalist politikalarına hız
vermiştir. Bu mânâda, Kolombiya’dan başlayarak bir çok
ülkedeki devrimci hareketlere olan desteğini arttırmış,
Saddam Hüseyin, Şehid Yaser Arafat, Fidel Kastro gibi
şahsiyetlerle dünya ve kıta çapında anti-emperyalist blok
oluşturulmasına katkıda bulunmuş ve öncülük etmiştir. En
son Arjantin’de düzenlenen ve 34 ülke devlet başkanının
katıldığı Amerika Kıtası Zirvesi’nde, Chavez, Bush’a alenen
meydan okumuş, yanına ünlü futbolcu Maradona’yı da
alarak, onbinlerce Arjantinlinin katıldığı eylemlere
katılmıştır. Bütün kıtayı ABD’nin açık pazarı haline
getirmeyi gaye edinen “Gümrük Birliği” anlaşmasını
mezara gömmüştür.
Chavez’in İslamcılarla olan işbirliği, ABD’li Evanjelist
rahip Pat Robertson geçtiğimiz Ağustos ayında, Chavez’i
öldürme teklifinde bulunmuş ve bunun için gerekçe olarak
ta “Chavez’in , yalnızca Latin Amerika’daki Komünist
hareketleri desteklemekle kalmayıp, İslâmcı isyancılara
da destek vermesini” göstermiştir.
Kolombiya, Meksika, Peru, Paraguay bugün 11 Eylül’ün
yaktığı meşale ile daha bir parlamaktadır. Muhteşem 11
Eylül Akınlarının kıtadaki etkisini anlamak isteyenler, 11
Eylül’den önce yapılan eylem sayısı ve büyüklükleriyle ile
11 Eylül’den sonra gerçekleştirilen eylem sayısı ve büyüklüklerini
karşılaştırabilirler.
11 Eylül aynı zamanda bir turnusol kâğıdı vazifesini
görmektedir. Kim Müslüman, kim hain; kim antiemperyalist,
kim işbirlikçi; kim kâfirleşti, kim
Müslüman oldu; kim dost, kim düşman…11 Eylül’le
birlikte net olarak açığa çıkmıştır.
Aşağıda Kaide Dergisinin 11 Eylül’ün 4.yıl dönümüne
gelen 7. Sayısında (6 Eylül-112 Eylül 2005) yazdığımız bir
makaleden yaptığımız iktibası okuyacaksınız

11 Eylül’den Sonra
Dünya İslâmlaşmaya Başladı
Ezilen bütün insanlık, 11 Eylül’e öyle bir kendini kaptırdı
ki, sanki saldırıları kendileri yapmış gibi sevindi ve bu
sevincini, ülkelerindeki çeşitli spor karşılaşmaları ve festivallerde
gösterdi. Meksika’da futbol stadyumlarında,
yüzbinlerce kişi, “Ladin, Ladin” sloganlarıyla ortalığı inletti.
Hollanda’da, Yahudi Ajax takımına karşı, rakip takım
seyircileri, “Hamas, Hamas , Yahudiler toplama kamplarına”
sözleriyle, statları inletti.
Muhteşem 11 Eylül akınları yalnızca Devrimci
hareketler ve vasat insanlar açısından değil, sanatkârlar
açısından da büyük bir eser olarak kabul gördü “11Eylül
Akınları”. 11 Eylül şanlı Akınları için, 20. asrın en büyük
bestecilerinden Alman Karlheinz Stockhausen “bugüne
kadar gördüğüm en büyük sanat eseri” dedi.
Amerika’nın en büyük satranç dehası Bobby Fisher,
hadise esnasında Filipinler de bir radyoya verdiği beyanatta
“Bu harika bir haber. ABD’nin işini bir kerede tamamen
bitirmenin vakti gelmişti. Öyle mutluyum ki
inanamıyorum. ABD’nin dünyada işlediği tüm suçları
düşünüyorum da… ABD ile İsrail yıllardır Filistinlileri
katlediyordu” dedi. (Radikal- 3 Aralık 2001). Daha sonra
Yahudi düşmanı olduğu gerekçesiyle hakkında soruşturma
açıldı. Yine Avrupa’nın ve dünyanın büyük reklamcılarından
ve “Aşkın Ömrü Yıldır” kitabıyla tanınan Fransız
Frédéric Beigbeder “İkiz Kulelerin yıkılışı muhteşem bir
sanat eseridir. CD’den defalarca zevkle seyrettim. Bence,
Ladin muhteşem bir sanatçı ve reklamcı” dedi, hem de
Hürriyet gazetesi Paris muhabiri Gila Benmayour’a.
Latin Amerika, hem sömürülmekten çektiği 5 asırlık
ıstırapdan ve hem de akınların verdiği heyecana yakın
olmasından dolayı, en çok etkilenen kıta oldu. En az 6 milyon
kişinin Müslüman olduğu varsayılan Latin Amerika’da
İslâm hızla yayılan tek din, Hrıstiyanlık ise hızla çöken bir
din. Avustralya’da, 200 yıldır, sömürülen mazlum
Aborjinler, özellikle de 11 Eylül’le birlikte müthiş bir
İslâmlaşma süreci yaşıyorlar. Ne de olsa, Avustralya, yapı
olarak Amerika’nın küçük bir kopyası, zaten o sebeple
bütün işgal ve sömürü faaliyetlerinde Ağabeyi Amerika ile
birlikte hareket ediyor. Avustralya’nın zencileri olarak
görülen Aborjinler, özgürlüğün İslâm’da olduğunu gördü ve
bu yolda ilerliyor. İslâmlaşma yolunda en önde giden ülke
ise 20 bin aydının Müslüman olduğu ülke Rusya.
11 Eylül, anti-emperyalist solcu hareketlerle, Yahudi
düşmanı neo- nazi hareketlerini aynı çatı altında,
Yahudi-Hristiyan Siyonist emperyalizmine karşı
mücadele çatısı altında bir araya getirdi. Yunan anarşist
ve solcu hareketleri, son 4 yıldan beri düzenledikleri bütün
mitinglerde, 11 Eylül ve Ladin’e duyulan şükran pankartlarıyla
yürümektedirler.
Şanlı 11 Eylül Akınlarıyla beraber, Amerika ve Avrupa
cezaevlerinde, Müthiş bir İslâmcılaşma süreci başladı.
Fransız cezaevleri Müslüman mahkumların denetimine
girmeye başlarken, bundan çekinen İngiltere, ülkesindeki
Asya kökenli Müslümanların suçlu bulunması halinde
cezaevlerine konmayıp, derhal sınırdışı edileceğini açıkladı.
Amerika’daki manzara ise, FBI anti-terör şefi ve
yardımcı asistanı Steve Pomerantz’ın şu sözleriyle anlaşılabilir:
“Amerikan cezaevleri öteden beri Militan
Müslümanlarla başı derttedir. Eyalet ve Federal cezaevlerinde,
gideren büyüyen ve İslâmcı örgütlere militan kazandıran bir manzara ile karşı karşıyayız.”
11 Eylül sonrası Amerika içinde büyüyen İslâm tehlikesine
karşı, Evanjelistler, güya İslâm’ı saptırmak için
“Gerçek Furkan” isimli kitap yayınladılar. Kitabın yayınlanmasının
ve bugün dünyaya pompalanan “dinlerarası
diyalog” toplantılarının temelinin oluşturan korkunun
temeli şu: “20 Yıllık Plan: İslamiyet'in Hedefi ABD"
(Twenty Years Plan for USA: Islam Targets America),
sıkı önlemler alınmadığı takdirde 2020 yılına kadar
İslamiyet Amerika'yı ele geçirecek.” (Kitabın yazarı:
Lübnan kökenli Evanjelist Hristiyan Arab Rahip Anis
Shorrosh)
11 Eylül akınlarından hemen sonra Afganistan’ı işgal
etmeye çalışan ve verdiği büyük zayiatla Kabil’den dışarı
çıkamayan Amerika, bunun üstüne bir de Irak’ı işgal edeyim
derken, çöllere saplanınca, anti-emperyalist dayanışmaya
bir kez daha büyük bir katkıda bulunmuş oldu.
11 Eylül akınlarının insanlık üzerinde nasıl bir cazibe
bıraktığını aşağıda iktibas ettiğimiz iki yazıyla göstermek
istiyoruz. Bunlardan bir tanesi, Protestan ve burjuva bir
Fransız ailesine mensub iken Müslüman olan Hacı Havva
hanımın Mostar dergisinin Temmuz sayısındaki röportajında
söylediği şu cümle yukarıda söylediklerimizi tamamen
doğrulamaktadır: “ Belki ilk duyduğunuzda çok garib
gelebilir ama Avrupa’da, 11 Eylül olaylarından bu yana
her ân yeni birileri İslâmîyeti kabul ediyor. Tahmin
edilenin aksine, İslâmîyete duyulan ilgi ve Müslüman
olanların artışı hızlandı. Fransa’da İslâmîyetin ikinci din
olduğu söyleniyor ancak bu yanlış: Fransa’da birinci dindir
İslâmiyet; İsviçre’de ise ikinci din… ( Millî gazete 14
Temmuz 2005)

Amerika’da İslâm:
İdealler ve Gerçekler

İsmail Yakup –Karakalem.net
2000 yılına doğru yaklaşmakta olduğumuz için,
Amerika bu 1000 yılı nasıl karşılıyor. Genel ahvali,
Amerika’daki genel durumu özetleyen bir haberdi bu. Tabii
İslam’a da yer veriliyor. 1997 yılı itibarıyla CNN’in verdiği
raporda, Amerika’da 1100 tane cami var ve 6 milyon
civarında -ki bunun 4 milyonu, bizler gibi Amerika’ya
dışardan gitmiş, evveli Müslüman olan insanlar, 2 milyon
kadarı Amerikan-Müslüman var. ‘Eğer bu hızla devam
ederse, 2020 yılında -Haberin verildiği tarih 1997- 2020
yılında, yani 23 sene sonra, nüfusu 10 milyona çıkacak ve
Hristiyanlıktan sonra ikinci din, -en kalabalık din- konumuna
yükselecek.’ diyor haber.
11 Eylül hadisesinden sonra Amerika’daki
Müslümanlar çok tedirgin oldu, yani Amerika halkı ve
devleti bundan sonra bize nasıl muamele edecek diye. Biz o
tedirginliği, ürkekliği yaşarken, hiç tahmin etmediğimiz bir
gelişme oldu orada, Amerika’da. Amerika insanı, ferdi
bazda olsun veya gruplar halinde Müslümanlarla irtibata
geçtiler. Özellikle kiliseler, üniversiteler, hatta iş merkezleri,
çevrelerindeki İslâmi organizasyonlarla irtibata geçip,
bulamadıkları zaman en yakınlarındaki Müslüman olarak
kimliği belirlenmiş kişilerle temas haline geçip İslam’ı
öğrenmek istediler, merak ettiler. Tabii onların bakış açısı
çok farklıydı. Yani Amerika, iki tarafı okyanuslarla çevrili
bir ada... Ortadoğu’da, hala daha, ortaçağda yaşayan bir
insan, nasıl bir vasıta buluyor, Amerika’ya ulaşıyor ve gelip
en büyük iki binayı çökertebiliyor yani. Bunun arkasındaki
güç nedir’ Kimdir bu insan’ Ve bu binalardan sonraki hedefleri
nedir, ne yapmayı istiyorlar’ Amerikan insanı bu korkunun
içinde. Bizlerle veya organizasyonlarla temas kurup bir
sonraki adımı merak ettiklerinden, sormak için... Ve 11
Eylül hadisesini takip eden ilk 1 ay içerisinde
Amerika’da tam 4000 tane resmi konferans oldu. 4000
resmi konferansta, İslamiyet bu insanlara anlatıldı. Fakat
bu 4000 resmi konferanstan kat kat daha fazlası gayri resmi
olarak yapıldı. Bu süreçten sonra New York Times şöyle bir
haber geçti. Bunların kupürleri bende var, ben size haberleri
verirken bunları sakladım. NY Times diyor ki ‘11 Eylül ile
Amerika’da insanların İslamiyete karşı ilgisi arttı. Ve
İslâmlaşma oranı tam 4 kat arttı.’ Bu haber 2001 yılına ait.
2002 yılında CNN aynen 97’deki gibi bir rapor daha geçti
bizlere, okuduk. CNN’in raporu şu, 2002 yılında. 97’de
1100 cami, 6 milyon Müslüman vardı ve bu hızla giderse
2020 yılında 10 milyona ulaşıp 2. din konumuna gelecek
demişti. 2002’deki haberi şu: Bugün Amerika’da
6000 tane cami var, ve 10 milyon Müslümanla İslam 2.
din konumuna yükselmiş durumdadır diyor, 2002 yılında.’
Yani onların beklentisinden tam 18 yıl önce bu
gerçekleşti. Bu bir vakıadır.
Peki, 11 Eylül’den sonra 4 kat arttı diyoruz bu İslâmlaşma
oranı, veya İslâmîyete ilgi duyup da Müslüman olanların
oranı. Sayısı nedir bunun’ Bugünkü sayısı itibarıyla
söylüyorum: Amerika’da 1 yılda Müslüman olan
Amerikalıların sayısı 500,000’dir, tam 500,000 kişi bugün
Amerika’da Müslüman oluyor. Amerika bu hızıyla dünyada
3. ülke konumunda, İslâmlaşmanın ya da insanların
İslâmîyete dahil oldukları hızda Amerika 3. sırayı alıyor.
İslamiyetin en hızlı yayıldığı ülkeyi, toprakları biliyor
musunuz, Rusya. Şu anda, günde 1300 kişisiyle Amerika
3. sırada. 2. sırada Avrupa geliyor; genel anlamda
söylüyorum bunu, bütün Avrupa ülkelerini birlikte
düşünüyoruz. Böyle bir hıza ulaşmış durumda.
(…)İslâmîyetin en hızlı yayıldığı yerlerden bir
tanesi de hapishaneler. Şu anda yaklaşık 400,000 Müslüman
mahkum var hapishanelerde ve bunların büyük bir çoğunluğunu
zenciler oluşturuyor. Yıllık ortalama 30,000 kişi
hapishanelerde Müslüman oluyor, zenciler arasında çok
yayılıyor. Medya, her gün her saat İslam’ı terörizm olarak
tanıtmasına rağmen İslâmîyetin hızla yayıldığı ‘belki hapishanelerden
daha da hızlı bir şekilde yayıldığı- bir merkez de
üniversiteler.

img Subcommante Marcos Müslüman olmuþtur. 1996 yýlýnda kendisiyle bir röroprtaj gerçekleþtiren ve
ATV kanalýnda yayýnlanan programda, gezgin Coþkun Aral’a;
“Türkiye’den ÝBDA-C lideri Salih Mirzabeyoðlu ile PKK lideri Abdullah Öcalan’ý tanýyorum” demiþtir.

img Che’den sonra yaþayan en büyük efsane
Gönüldaþ Carlos
(Ilich Ramirez Sanchez) ise
Venezuella’lý Katolik bir ailenin evladýdýr.
Filistin davasý uðruna savaþýrken
30’lu yaþlarýnda Ýslâmla þereflenen Carlos,
Latin Amerika devrimci hareketlerinde,
kývýlcýmýn
dinî kaynaklý olduðuna dair

img Uruguay- Las Brigadas Verdes- Yeþil Tugaylar Komutaný Ýbrahim Cortez:
1427 yeni Hicri yýla giriþle birlikte Ýslâm âleminin emperyalizm
karþýsýnda kýtalararasý ihtilâl sürecinin düðmesine basýldý
Salih Mirzabeyoðlu 72 Milletin En Güçlü Beynidir

aylıkdergi 2005
 
  *** SİZİ KUTLUYORUZ *** BUGÜN 1141653 ziyaretçi (2487670 klik) MİSAFİRİMİZ OLDUNUZ ***  
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=
haberler haberler


Google Arama
Sitemde Arama
Yaşam ve İnsanlar

İstanbul Servisleri Neden Pahalı ? burakesc
Namaz Kılan Minik ile burakesc
GİMDES Helal Gıda Ramazan Buluşması burakesc