Create Your Own Countdown

Google

   
  *** İYİLİK İÇİN KOŞANLARIN YERİ***
  Güler Yüzlü İnsanlar Ülkesi: Endonezya
 




« : 06 Temmuz 2007,
 

JAKARTA-İslam Dünyası STK’ları Birliği (İDSB)’nin mutat konsey toplantısı ve Endonezya İnsani Yardım Komitesi (Indonesian Humanitarian Comittee, KKI)’nın daveti üzere on iki günlük bir program için İDSB Genel Koordinatörü Mustafa Özkaya ile birlikte Endonezya’nın başkenti Jakarta’dayız.

   En kalabalık İslam ülkesinin en kalabalık şehri Jakarta’ya Bankog ve Singapur üzerinden 12 saati aşan bir yolculuktan sonra ulaştık. Bizi KKI’ın dış ilişkiler bürosundan Oke Setiadi ve arkadaşları karşıladı.    Bizden beş gün sonra ise Türkiye’den ve muhtelif İslam ülkelerinden yaklaşık 30 kişilik bir heyet Jakarta’ya geldi. Hem TGTV hem de İDSB Genel Sekreteri olan Necmi Sadıkoğlu, İDSB Türkiye temsilcisi Ali Kurt, TGTV Başkan Yrd. Necati Ceylan, Hukukçular Derneği Başkanı Hüsnü Tuna, Ensar Vakfı Başkanı Ahmet Şişman, Siyasal Vakfı başkanı Ömer Aydemir, İHH’dan TGTV Yönetim Kurulu üyesi Murat Yaşa oluşan heyetimizi ve 20 farklı İslam ülkesinden gelen kardeşlerimizi Adalet ve Refah Partisi milletvekilleri Mr. Suripto ve Lütfi Hasan İshak çok büyük bir misafirperverlikle ağırladılar. Nasipse hafta başı deprem bölgesi Jogjakarta’ya ve Açe’ye gidip oradaki felaketzede kardeşlerimizle görüşeceğiz ve İDSB üyelerinin ve diğer yardım kuruluşlarının bölgede yaptığı projeleri inceleyip Jogjakarta ve Açe valileriyle istişare edip bölgenin son durumu hakkında bilgi alacağız.

  Güler yüzlü insanlar diyarı olan Endonezya, 250 milyonu bulan nüfusu ile İslam dünyasının en kalabalık ülkesi. Bu kalabalık nüfusun %37’si ise 14 yaşın altında. Asırlarca sömürgecilerin zulmü altında kimliklerini muhafaza etmeyi başarmış olan Endonezya halkı 1949’da tam manasıyla bağımsız olduktan sonra bu sefer de despot ve baskıcı yönetim altında maddeten ve manen esaret altında kalıp yıllarca sömürülmüş.

   Bütün İslam ülkelerinde olduğu gibi Endonezya’da da gelir dağılımında adaletsizlik, yolsuzluk, ahlaki çöküntü en büyük problemler. Ekonomik pastanın çoğu maalesef nüfusun %5’ini teşkil eden Çinlilerin elinde. Jakartalı kardeşlerimizden aldığımız bilgilere göre dünyanın baş belası Siyonist örgütler buradaki Müslüman nüfusu yozlaştırmak için Çinlileri bir manivela gibi kullanıyorlar. Fuhşiyatı ve ahlak anarşizmini alabildiğine artırıp Müslümanları yozlaştırıyorlar.

   Büyük medya kuruluşları çoğu Çinlilerin elinde olan sermaye sahiplerinin kontrolünde. Burada tek müspet gazete denilebilecek ve İslamcı gazete diye adlandırılan Republica Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ihkwanul Kiram Mashuri’den aldığım bilgiye göre “Gerçeklerin Kaynağı” sloganıyla ve 200 küsur bin tirajla günlük basılıyor. Mashuri, Türkiye’yi yakından takip eden birisi. Ben de kendisine Vakit’in yayınlarından ve Türkiye’nin durumu hakkında bilgiler verdim. Rakyad Merdaka gazetesini bizim çok satan ucube medyamıza benzetmek mümkün. Buna rağmen gazetenin editörlerinden Teguh Santosa’yı ziyarete gittiğimde gazetede çoklukla mütedeyyin insanların çalıştığını, namaz kıldığını, gazete mescidinin taşıdığını gördüm. Darısı bizim malum medyanın başına.


 


 
  Bütün olumsuzluklara rağmen Türkiye’ye göre çok olumlu ve güzel tarafları da var Endonezya’nın. Sözgelimi ezanlar hiç susmuyor burada. Sabahları imsaktan güneşin doğuşuna kadar camilerden Kur’ân, zikir, dua, tespih ve ezan sesleri tüm Jakarta’da yankılanıyor. Namaz ise hayatın bir parçası âdeta burada; kimse namaz kıldığı için kınanmıyor, namazı ilave bir yük gibi görmüyorlar. Mescidler yaşlı, genç, çocuk beş vakit tıklım tıklım doluyor. Neredeyse hiç kızmıyor, öfkelenmiyorlar. Dünyanın en halim insanları sanki buraya toplanmış. Bizim kendi aramızdaki konuşmaları bile zaman zaman sert bulup yanlış giden bir şeylerin olup olmadığını soruyorlar.
 
   Güney Asya için, özellikle Açe ve Singapur için Türkiye çok önemli. II. Abdülhamid, Kadı Beydavi tefsirini Malaycaya çevirtip Singapur’a göndermiş. Bu hayırlı hizmeti buralarda İslâmî şuurun yerleşmesinde çok önemli bir vazife icra ettiği için hiç unutmuyorlar. Ayrıca sömürgecilere karşı savaş veren bölge Müslümanlarına yardım için Açe’ye silah da göndermiş Abdülhamid Han. Nereden nereye geldiğimizin hesabını iyi yapmak zorundayız. Yol yok iz yokken, hiçbir iletişim vasıtası yokken ve ulaşım hayli zorken bile Müslümanlara yardım için çırpınan iyi sultanlar iyi atlara binip çoktan gitmişler. 

     Jakarta, Malezya ve Singapur seyahati ile ilgili intiba ve hatırlara devam edeceğiz inşaALLAH.
Bu arada bir hafta sonra İstanbul’a dönüp Yusuf El-Kardavi başkanlığındaki Uluslararası İslam Âlimleri Birliği toplantısına katılacağız. 10 Temmuz günü saat 18’de siz değerli okurlarımı Beylikdüzü Kaya Ramada Otel’e bekliyorum.   
 
   

Resimlerin Görüntülenmesine İzin Verilmiyo
Resimleri Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap
 
  Re: Güler Yüzlü İnsanlar Ülkesi: Endonezya
: 23 Şubat 2009
 

 
   

 

 


 : 08 Ocak 2008
 

Endonezya
Resmi adı: Endonezya Cumhuriyeti

Başkenti: Jakarta (Nüfusu: 10 milyon)

Diğer önemli şehirleri: Cayapura, Surabaya, Bandung, Medan, Semarang, Palembang, Ujug Pandang, Malang, Padang, Surakarta, Pontianak.

Yüzölçümü: 1.919.443 km2

Nüfusu: 188.220.000 (1993 tahmini). Halkın % 31'i şehirlerde yaşamaktadır. Ortalama ömür 56 yıldır. Çocuk ölümlerinin oranı binde 90'dır. Nüfusun % 37'sini 14 yaşın altındakiler oluşturmaktadır.

Km2 başına düşen insan sayısı: 98

Nüfus artış hızı: % 1.8

Etnik yapı: Endonezya halkı çok çeşitli etnik unsurlardan meydana gelmektedir. Bu etnik unsurların başta gelenleri oran sıralamasına göre şunlardır: Javalılar: % 33.55 orana sahiptirler yani Endonezya nüfusunun üçte birini oluştururlar. Çoğunlukla Java adasında yaşamaktadırlar. Endonezya'nın resmi dili olan Bahasa dilini konuşurlar. % 90'ı Müslümandır. Sundanlılar: % 15.70 orana sahiptirler. Çoğunlukla Java adasında yaşamaktadırlar. Malezya - Polinezya dil grubuna ait olan ve Sundanca denen bir dil konuşurlar. % 98'i Müslümandır. Maduralılar: % 6.65 orana sahiptirler. Çoğunlukla Madura adasında yaşarlar. Cava diline yakın olan ve Madura dili adı verilen bir dili konuşurlar. % 95'i Müslümandır. Malaylar: % 5 orana sahiptirler. % 99'u Müslümandır. (Malezya'daki etnik unsurlara bkz.) Minangkabular: % 3.77 orana sahiptirler. Etnik özellikleri bakımından Malaylara yakındırlar. Daha çok Batı Sumatra'da yaşamaktadırlar. % 98'i Müslümandır. Bugiler: % 2.66 orana sahiptirler. Çoğu Güney Sulawesi'de yaşar. Basa Ogi adı verilen ve kendine özel bir alfabesi bulunan bir dil konuşurlar. % 95'i Müslümandır. Açeliler: % 1.65 orana sahiptirler. Daha çok Sumatra adasında yaşamaktadırlar. İslâm'a bağlılıklarıyla bilinen bir etnik kitledir. Hepsi Müslümandır. Benjar Kuntanlılar: % 1.35 orana sahiptirler. % 90'ı Müslümandır. Makassarlar: % 1.57 orana sahiptirler. Çoğunlukla Güney Sulwesi'de yaşarlar. Çoğu gemicilik, balıkçılık ve deniz aşırı ticaretle uğraşır. % 95'i Müslümandır. Sasaklar: % 1.26 orana sahiptirler. % 95'i Müslümandır. Bunların dışında da hiçbirinin oranı % 1'i bulmayan çok sayıda etnik unsur bulunmaktadır.

Dil: Devletin resmi dili Bahasa Endonezya dilidir. Ancak halk arasında 250'den fazla yöresel dil konuşulmaktadır. İngilizce de geçerli bir dildir.

Din: Devlet, İslâm, hıristiyanlık, hinduizm ve bazı küçük topluluklarının bağlı olduğu tabiat dinlerini resmi din olarak kabul etmiştir. Ancak halkın % 87'si Müslümandır. Müslümanlar genellikle sünni hanefidir. Geriye kalan nüfusun % 4.5'i hıristiyan, % 4.5'i brahmanist, % 1'i hinduist, % 0.8'i budist, diğerleri de tabiat dinleri mensuplarıdır. Hıristiyanların üçte bire yakını katolik diğerleri protestandır.

Coğrafi durumu: Güneydoğu Asya ülkelerinden olan Endonezya, Malezya'nın güneyinde Hint Okyanusu'nun içinde yer alan takım adaların oluşturduğu bir ülkedir. Endonezya'yı oluşturan adaların en büyükleri Büyük Sunda Adaları, Sumatra, Sulavesi (eski adıyla Selebes), Java, Madura, Küçük Sunda Adaları, Moluk Adaları ve İrian Barat'tır. Ülkeyi oluşturan adaların toplamı ise 3 bini bulmaktadır. Nüfusça en kalabalık ada Cava adasıdır. Başkent Jakarta da bu adadadır. En yüksek yerleri İrian Barat'taki Carstens Tepesi (5029 m.), Borneo'daki Kinebalu Dağı (4101 m.), Sumatra'daki Kurentji Dağı (3800 m) ve Java'daki Semeru Tepesi (3676 m.)'dir. Bunların dışında da birçok yüksek dağı ve tepesi bulunmaktadır. En büyük gölü Sumatra adasındaki Toba gölüdür. Adalarda küçüklü büyüklü çok sayıda akarsu bulunmaktadır. Topraklarının % 11'i tarım alanı, % 6'sı otlak, % 64'ü ormandır. Endonezya bol yağmurlu bir iklime sahiptir. Başkent Jakarta'da yıllık sıcaklık ortalaması 30 derece, yıllık yağış ortalaması ise 1755 mm.'dir. Sumatra adasındaki Padang'da bu oran 30 derece/4766 mm.'dir.

Yönetim şekli: Endonezya görünüşte çok partili demokratik bir sistemle yönetilmektedir. Gerçekte ise ülkede bir diktatörlük rejimi hâkimdir. 17 Ağustos 1945'ten buyana yürürlükte olan anayasaya göre cumhurbaşkanının beş yılda bir seçimle belirlenmesi gerekirken 1967'den beri her beş yılda bir Suharto'nun cumhurbaşkanlığı yenilenmektedir. İki meclisli bir parlamenter sistem uygulanmaktadır. Birinci meclis 1000, ikinci meclis 500 üyeden oluşur. Parlamento üyelerinin belirlenmesi için beş yılda bir seçim yapılır. Siyasi partiler üzerinde ağır bir baskı vardır. 1985'te zorla kabul ettirilen Topluluk Yasası'yla Suharto'nun kişisel düşüncelerini içeren "pancasila (beş temel ilke)" devletin tek geçerli ideolojisi haline getirildi. Topluluk Yasası'na karşı düzenlenen gösteriler kanla ve zulümle bastırıldı. Suharto rejimi ordunun ve özellikle Cava adasındaki İslâmi anlayıştan uzaklaştırılmış olan ve kendilerine Abangan denilen bir kitlenin desteğiyle ayakta durmaktadır. Abanganlara devlet kadrolarında ve orduda ayrıcalık tanınmaktadır. Endonezya, BM, İKÖ (İslâm Konferansı Örgütü), OPEC (Petrol İhraç Eden Ülkeler Teşkilatı), APEC (Asya - Pasifik Ekonomik İşbirliği Konseyi), ASEAN (Güneydoğu Asya Milletler Birliği), Uluslararası Para Fonu (IMF), İslâm Kalkınma Bankası gibi uluslararası örgütlere üyedir.

Siyasi partiler: Endonezya'da siyasi faaliyette bulunmalarına izin verilen partiler şunlardır: Meslek Grupları Birleşik Kalkınma Partisi (GOLKAR): Suharto ideolojisini savunan, batıcı ve laik anlayışa sahip bir partidir. Ülkede iktidarı elinde tutmaktadır. Seçim sistemi bu partinin başarılı olmasını sağlayacak bir şekilde düzenlenmiştir. Birleşik Kalkınma Partisi: İslâmi bir kimliğe sahip olduğunu göstermeye çalışan ama gerçekte İslâmi yönü zayıf olan muhafazakâr bir partidir. Endonezya Demokrat Partisi: Batı yanlısı liberal bir partidir. Ülkede aslında gerçek anlamda varlık gösterebilen tek parti iktidardaki GOLKAR'dır. Diğer iki partinin faaliyetine ülkede çok partili düzenin hâkim olduğu iddiasının şahidi olmaları için izin verilmektedir. Ancak bütün seçimlerde GOLKAR parlamentoda diğer partilerin aldığı toplam sandalyenin iki katından daha fazla sandalye almaktadır.

İdari bölünüş: 27 il, 3 özel bölge, 396 ilçeden meydana gelir.

Tarihi: İslâm Endonezya'ya erken dönemlerde girmiştir. Çünkü Endonezya'nın Sumatra adasından bazı kişiler İslâm öncesinde Körfez bölgesine yerleşmiş, burada uzun süre kalmış ve İslâm'ın gelmesinden sonra da Müslüman olmuşlardı. Daha sonra bazı beldelerin fethedilmesinde de rol alan bu Sumatralı Müslümanların sonraki yıllarda kendi halklarıyla irtibatları olduğundan onların İslâm'dan haberdar olmalarını sağlamışlardı. Tarihi kayıtlara göre İslâm Endonezya adalarına ilk olarak Emevi halifesi Süleyman bin Abdülmelik zamanında yani H. 1. yüzyılda girmiştir. Adalarda İslâm'ın yayılmasında Müslüman tüccarların da önemli rolü oldu. Ancak İslâmlaşma çok hızlı yürümedi. Devlet yönetimlerinin Müslümanların eline geçmesi ise oldukça sonra gerçekleşti. İslâm en önce bugün Endonezya'yı oluşturan adaların en büyüğü olan Sumatra'da güç kazanmaya başladı. Adanın kuzeyinde 15. yüzyılda Pedir Sultanlığı adında bir Müslüman devleti kuruldu. Bu sultanlık daha sonra kurulan Açe Sultanlığı'na katılmıştır. Açe Sultanlığı 1514'te bir İslâm devleti olarak kuruldu. Tarihi kayıtlara göre bu devletin kurucusu Ali Mugayat Şah'tır. Açe Sultanlığı'nın Osmanlı Devleti'yle yakın ilişkileri olmuş ve 16. yüzyılın sonlarına doğru, hilafeti temsil etmesi itibariyle Osmanlı padişahına bağlanmıştır. Sömürgeciler Açe Sultanlığı'nı daha ilk dönemlerinden itibaren rahatsız etmeye başladılar. Ancak Açeliler sömürgeciler karşısında oldukça başarılı bir mücadele verdiler. 1599'da Hollandalı ünlü bir kumandan Açeliler tarafından öldürüldü. Bu olay Hollandalılar için iyi bir darbe oldu ve sömürgeci güçler bir daha 1873'e kadar Açelilere saldırmaktan çekindiler. Ancak Hollandalılar 1821'de Sumatra'daki Menangkabau Krallığı'nı ele geçirdikten sonra bütün savaş hazırlıklarını yaparak 26 Mart 1873'te Açe Sultanlığı'na bir ültimatom verdiler. Bu ültimatomda sultanlıktan bayraklarındaki İslâm'ı temsil eden hilal ve yıldızı kaldırmasını ve hilafet merkezi olan İstanbul'la ilişkilerini kesmesini istiyorlardı. Hollandalılar isteklerinin kabul edilmemesi durumunda savaş açacakları tehdidinde bulundular. Açe Sultanlığı bu istekleri kabul etmenin dinini değiştirip başka bir dine geçmeyi kabul etmek anlamı taşıdığını bildirerek red cevabı verdi. Bunun üzerine Hollandalıların saldırılarıyla başlayan savaş 1904'e kadar sürdü. 1904'ten sonra Hollanda, Açe'yi Sumatra adası için tayin etmiş olduğu genel valiye bağladı. Bugünkü Endonezya'yı oluşturan adalardan Cava'da İslâm 1400 yılından sonra varlık göstermeye başlamıştır. O zamanlar adada Hinduların ve Brahmanistlerin yönetiminde olan bazı krallıklar vardı. 1478'de Sultan Raden Patak Cava Macapahit Hindu Krallığı'nı yıkarak bir İslâm Devleti kurdu. Daha sonra bu devlet yine Müslümanlar tarafından yönetilen Demak, Giri ve Şeribon krallıklarına bölündü. Adada 1604'te Mataram Müslüman Krallığı kuruldu ve bütün adayı yönetimine alarak Müslüman etti. Bu devlet 1704'e kadar ayakta kalmıştır. 1704'te Mataram Devleti, Surakarta ve Cokyakarta krallıklarına ayrıldı. Hollandalılar 1800'den itibaren Cava adasına yönelik saldırılarını şiddetlendirdiler. 1825 - 30 arasında süren Hollanda - Cokyakarta savaşı sonunda Hollandalılar adanın büyük bir kısmını ele geçirdiler. Sonra Müslümanların elinde kalan topraklarda iki küçük prenslik kuruldu ve Hollanda çok geçmeden bunları da ortadan kaldırarak adanın tamamını hâkimiyetine aldı. Bir diğer Endonezya adası Selebes'e İslâm 15. yüzyılda girdi. Bu adada kurulmuş olan Makassar Devleti'nin hanedanı 1603'te Müslüman oldu. Böylece bu adada İslâm güç kazanmaya başladı. Hollandalılar 19. yüzyılda bu adayı da ele geçirdiler. (Topraklarının önemli bir kısmı bugün Endonezya'nın elinde olan Borneo adasının tarihi hakkında Malezya ve Brunei tarihlerine bkz.) Hollandalı sömürgecilerin adı geçen adaların tamamı üzerinde hâkimiyet kurmasından sonra da İslâmi mücadele devam etti. İşgalciler halkın İslâmi duygularını zayıflatmak amacıyla Hollanda'dan getirdikleri komünistlere bir Komünist Parti kurdurdular ve bu partinin her tarafta geniş çaplı faaliyet yürütmesine imkân sağladılar. Partinin "işçi, köylü hakları" sloganlarına dayalı propagandaları kısmen etkili oldu. İşgalciler bir yandan da "Endonezya milliyetçiliği" adıyla farklı bir hareket ortaya çıkardılar. Bu hareketin ileri gelenleri de bölgedeki tüm adaları Endonezya adı altında birleştirerek bağımsız bir devlet kurma fikrini savunuyorlardı. Öte yandan İslâmi düşünce sahipleri çeşitli siyasi örgütler kurarak mücadelelerini sürdürdüler. Endonezya'yı oluşturan adalar, 1942'de, II. Dünya Savaşı'nın başlangıcında üstünlük sağlayan Japonya'nın eline geçti. Ancak Japonya'nın savaştan yenilgiyle çıkması üzerine adalar 1945'ten itibaren yeniden Hollanda'ya verildi. Fakat Hollandalılar güçlenen bağımsızlık mücadelesi karşısında daha fazla dayanamayacaklarını anlayınca kendi elleriyle yetiştirdikleri Endonezya milliyetçilerinin durumlarını sağlama alarak çekilmeye karar verdiler. 1945'te Endonezya Cumhuriyeti'nin kuruluşu ilan edildi. Hollanda bu cumhuriyeti önce tanımadı. Sonra sadece Cava adası içinde kalmasını şart koştu. 28 Aralık 1949'da da BM kararıyla bugünkü sınırlarıyla Endonezya Cumhuriyeti kuruldu. Bağımsızlıktan sonra ilk devlet başkanlığına Ahmed Sukarno getirildi. Sukarno, komünistlerle işbirliği yaparak İslâmi oluşumlara karşı cephe aldı. İslâmi siyasi faaliyetlerde bulunanlara ağır baskı yaptı ve birçoklarını öldürdü. Sukarno'nun yönetimi 22 Şubat 1967'ye kadar sürdü. Onun yerine şimdiki başkan Orgeneral Suharto geçti. Suharto'nun uygulamaları ve politikası selefi Sukarno'nunkinden farklı olmadı. O da komünistlerle ve hıristiyan misyonerlerle işbirliği yaparak Müslümanlara zulüm ve baskıyı sürdürdü.

Dış problemleri: Endonezya Borneo adasındaki Sarawak ve Sabah eyaletlerinin Malezya'ya verilmesine razı olmadı. Bu konu geçmişte iki ülke arasında savaşa da vesile oldu. Bugün bu konu biraz küllenmiş gibi görünse de iki ülke arasında mesele olmaya devam etmektedir. (Ayrıca Malezya'nın dış meselelerine bkz.)

İç problemleri: Sumatra adasında İslâm'ın yüzyıllar boyunca bayraktarlığını yapmış olan Açe halkı Hollanda sömürgeciliğinin bir devamı olarak gördükleri Endonezya sömürgeciliğine karşı çıkmakta ve kendi bağımsız devletlerini kurmak için mücadele etmektedirler. Açe halkı bu amaçla Açe Sumatra Milli Kurtuluş Cephesi adıyla bir örgüt kurdu. Bu cephe 4 Kasım 1976'da yayınladığı bir bildirgeyle Açe Sumatra'nın bağımsızlığını ilan etti ve cephenin lideri Dr. Tungku Hasan di Tiro'nun liderliğinde bağımsız bir hükümet kurduğunu açıkladı. Ancak Endonezya hükümeti sahip olduğu dış desteğe ve askeri güce dayanarak bu hükümete hayat hakkı tanımadı. Ama Açe Sumatra halkının bağımsızlık mücadelesi sona ermemiştir. Açeliler Endonezya milliyetçiliğini benimsememekte kendi inançlarına göre şekillenen bir yönetime kavuşma arzusu taşımaktadırlar. Bu konu Endonezya yönetiminin sürekli başını ağrıtan bir meseledir. Endonezya, daha önce Portekiz sömürgesi olan Doğu Timor'u 1975'te kendi topraklarına kattı. Ancak burada Endonezya yönetimine karşı bir ayaklanma ortaya çıktı. Hükümet ayaklanmanın lideri Jose Gusmao'yu geçtiğimiz yıllarda tutukladıysa da bölgedeki karışıklıklar tamamen durmuş değil. BM, Endonezya'nın Doğu Timor'u ilhak kararını tanımıyor.

İslami Hareket: Bugün Endonezya halkının % 87'si Müslüman olarak değerlendirilse de bu oran İslâm'ı gereği gibi anlayıp yaşayabilenlerin oranı değildir. Bu, gerek sömürge döneminde, gerekse bağımsızlık sonrasında izlenen cahilleştirme, yozlaştırma ve halkı İslâm'dan uzaklaştırma politikasının bir sonucudur. Ancak dinine bağlı olanlar da az değildir. Özellikle son yıllarda İslâmi şuurlanma daha da hız kazanmış ve bütün camiler cemaatlerle dolup taşmaya başlamıştır. Bunun yanı sıra halkı yeniden İslâmi kimliğine kavuşturma ve İslâm'ı devlete hâkim kılma amacı taşıyan örgütler ve cemaatler de bulunmaktadır. Bunlar hakkında özet bilgiler vereceğiz. Önce bu ülkedeki İslâmi hareketin yakın geçmişinden kısaca söz edelim: 1921'de sömürgecilere karşı Serikat İslâm (İslâm Birliği) adında bir örgüt kuruldu. Başlangıçta güçlü olarak yola çıkan bu hareket Hollandalıların çıkardığı fitneyle bölündü ve gücünü kaybetti. Bu hareket 1930'da Endonezya İslâmi Birlik Partisi (PSII) adını aldı ve bağımsızlık sonrasında da siyasi parti olarak varlığını sürdürdü. 1973'te hükümet tarafından kapatılıncaya kadar da siyaset sahnesinde kaldı. 1926'da kurulan Nahdatu'l-Ulema (Alimler Dirilişi - NU) başlangıçta siyasetten uzak duruyor ve "iyiliği emir, kötülükten nehiy" görevini yerine getirme amacı taşıdığını bildiriyordu. 1953'te siyasi bir parti sıfatı kazandı ve 1984'te kapatılıncaya kadar siyasi faaliyetlerini sürdürdü. NU ile aynı dönemlerde kurulan Muhammediye Cemiyeti davet çalışmalarına ağırlık vermiştir. Bugün resmi bir kimliğe sahip olmasa da aynı faaliyetlerini sürdürmektedir. Japon işgali döneminde Hizbullah adı verilen askeri gruplar oluşturuldu. Bunlar Hollandalılara karşı Japonlar tarafından eğitildiler. Ancak Hizbullah mensupları daha sonra Japonlara karşı da tavır aldılar. Japonların çekilmesinden sonra Hizbullah'ın Hollanda karşısında verilen mücadelede önemli etkinliği oldu. 1947'de adını Daru'l-İslâm olarak değiştirerek, askeri kanadına da Endonezya İslâm Ordusu adını vererek faaliyetine devam etti. Bağımsızlık sonrası kurulan yönetim bu örgüte karşı cephe aldı ve 1960'larda da tamamen dağıttı. Bağımsızlığın ilanından sonra İslâmi nitelikli birçok siyasi parti kuruldu. Bunların başında Endonezya Müslümanları Şura Meclisi (MASJUMI) gelir. Bu parti tanınmış İslâmi hareket önderlerinden Muhammed Nasır tarafından kurulmuş ve birçok koalisyon hükümetine katılmıştır. (M. Nasır hakkında aşağıda bilgi verilmiştir.) Ancak 1967'de kapatıldı. Arkasından 1968'de Endonezya Müslümanları Partisi (PMI) kuruldu. Suharto bu partinin çalışmalarını da yasakladı. İslâmi amaçlı diğer partiler de hükümetçe kapatıldılar. 1940'larda kurulan ve öğrenciler arasında etkili olan İslâmi Öğrenciler Birliği 1985'te hükümet baskısı dolayısıyla dağıldı. Hâlen varlığını sürdüren İslâmi teşkilatların başında şu ikisi gelmektedir: Endonezya İslâm Daveti Yüksek Konseyi: Muhammed Nasır'ın önderliğinde 1967'de Jakartalı ilim adamları tarafından kuruldu. Daha çok davet, tebliğ ve eğitim çalışmalarına ağırlık vermektedir. Çok sayıda eğitim kurumu, okul, enstitü ve araştırma kurumu kurmuştur. Bunun yanı sıra Müslüman üniversite öğrencilerine burs temin etmektedir. Endonezya İslâmi Öğrencileri (PII): Özellikle üniversite öğrencileri arasında faaliyet yürütmekte ve öğrencilere İslâmi - siyasi şuur kazandırmaya çalışmaktadır. 4.5 milyon üyeye sahip olan PII'nin gençlik üzerinde etkisini gören yönetim örgüt yöneticilerine ağır baskı yaptı ve kendini feshetmesini istedi. Daha sonra Gençlik Sorunları Bakanlığı bu örgütün meşruiyetini kaybettiği yolunda açıklama yaptı. Ancak PII ağır baskıya rağmen yoluna devam etmeye çalışmaktadır. Bunların yanı sıra devlet kontrolü dışında çeşitli cemaat faaliyetleri yürütülmektedir. İslâmi örgütlenme üzerindeki ağır devlet baskısı bazı Müslüman davetçileri sadece camilerde vaaz vermek ve ev sohbetleri düzenlemek suretiyle faaliyette bulunmaya zorlamaktadır. Halkın bu vaazlara ve sohbetlere ilgisi büyüktür. Bilhassa İslâmi kimliğe sahip siyasi partilerin kapatılması halkı bu tür vaaz ve sohbetlere yöneltti. Bunu gören hükümet vaazlara da sansür getirdi ve konuşulacak şeylerin önceden inceletilmesi ve onaylatılması zorunluluğu getirdi. Bu kez ev sohbetlerine daha çok ağırlık verildi ve "usre (:aile)" adı verilen gruplar oluşturuldu. Bu gruplar merkezi otoriteden mahrum olmakla birlikte belli bir bölgedeki usreler arasında işbirliği olmaktadır. Hükümet son yıllarda usre'lere karşı da savaş açtı. Sık sık bu sohbetlere baskınlar düzenleyerek katılanları mahkemeye sevk etmektedir.

Tanınmış İslâmi Hareket Önderleri: Dr. Muhammed Nasır: 1908'de Sumatra adasında dünyaya geldi. Üniversite tahsilini bitirdikten sonra Eğitim Fakültesi'nde yüksek lisans yaptı ve Jakarta İslâm Üniversitesi'nden doktor unvanı aldı. İşgal döneminde eğitim alanında görev yaptı. Bağımsızlık sonrasında MASJUMI (Bkz. İslâmi hareket) partisini kurdu ve parlamentoya girdi. 1946'da Enformasyan (İletişim) bakanı oldu ve 4 yıl bu görevde kaldı. 1950'de başbakan oldu ancak Sukarno'nun baskıları dolayısıyla 1 yılını doldurmadan istifa etmek zorunda kaldı ve MASJUMI'nin genel başkanlığını sürdürdü. Müslüman Kardeşler ve Pakistan'daki Cemaati İslâmiyye ile yakın ilişkiler kurmuştur. 1961'de Sukarno tarafından hapse atıldı. Ancak halkın tepkisi dolayısıyla bir süre sonra serbest bırakıldı. Sonraki yıllarda da çeşitli İslâmi kuruluşların kurulmasına öncülük eden Muhammed Nasır Şubat 1993'te vefat etti.

Ekonomi: Endonezya'nın ekonomisi birinci derecede petrol ve doğal gaza dayanır. 1992'de toplam 546 milyon varil petrol, 47 milyar 927 milyon m3 doğal gaz üretmiştir. OPEC ülkeleri arasında 1993'te gerçekleştirilen anlaşmadan sonraki günlük petrol üretimi 1 milyon 330 bin varildir. 1993'teki petrol rezervi 8 milyar 350 milyon varil, doğal gaz rezervi de 1 trilyon 374 milyar m3 olarak tahmin ediliyordu. Petrol ve doğal gazdan elde edilen gelirin gayri safi yurtiçi hasıladaki payı % 14'tür. Bununla birlikte halkın büyük çoğunluğunun geçim kaynağı tarım, hayvancılık ve balıkçılıktır. Bu sektörlerden elde edilen gelirin gayri safi yurtiçi hasıladaki payı % 25'tir ve çalışan nüfusun % 55'i bu alanlarda iş görmektedir. Başta gelen tarım ürünleri pirinç, kauçuk, kahve, şeker kamışı, hindistan cevizi, tütün ve çeşitli meyve ve sebzelerdir. 1992'de 55 milyon 760 bin ton pirinç ve tahıl, 19 milyon 230 bin ton yer bitkileri, 510 bin ton baklagiller, 7 milyon 140 bin ton meyve, 4 milyon 725 bin ton sebze üretilmiştir. Aynı yıl ülkede 11 milyon baş sığır, 6 milyon baş koyun, 7 milyon baş domuz bulunuyordu. 1991'de % 75'i denizden, % 25'i iç sulardan olmak üzere 3 milyon 186 bin ton balık ve deniz ürünü avlanmıştır. Aynı yıl balık ve deniz ürünü ihracatından 1 milyar 200 milyon dolara yakın döviz geliri sağlamıştır. Endonezya yerel kaynaklar bakımından da zengin sayılır. Hâlen kalay, boksit, demir, bakır, nikel, altın cevheri ve inşaat taşı çıkarılmaktadır. Maden gelirlerinin gayri safi yurtiçi hasıladaki payı % 1'dir. Bu ülkede orman ürünleri de önemli bir gelir kaynağıdır. 1991'de 173 milyon m3 tomruk üretilmiştir.

Para birimi: Endonezya Rupiahı

Gayri safi milli hasılası: 114 milyar 814 milyon dolar. (Yıllık safi artış: % 5.

Kişi başına düşen milli gelir: 610 dolar

Dış ticaret: İhraç ettiği ürünlerinin başında ham petrol, petrol ürünleri, doğal gaz, ağaç ürünleri, kahve, kauçuk, hindistan cevizi ve maden cevherleri gelir. İthal ettiği malların başında da makineler, ulaşım araçları, elektrikli ve elektronik araçlar ve çeşitli gıda maddeleri gelir. Dış ticaretinde birinci sırayı Japonya alır. (İhracattaki payı % 45, ithalattaki payı % 23'tür.) İkinci sırada gelen ülkeler ABD, Singapur ve Hollanda'dır. 1991'de ihracat gelirleri ithalat giderlerinden 3 milyar 275 milyon dolar fazla olmuştur. Bununla birlikte aynı yıl uluslararası cari işlemlerinde 3 milyar 680 milyon dolar açık olmuştur.

Sanayi: Petrol rafinerilerinin dışında kalan sanayi kuruluşlarının çoğu küçük ve orta sanayi kuruluşlarıdır. Elektrikli ev araçları, motorlu araçlar ve çeşitli tüketim maddeleri üreten fabrikalar kurulmuştur. Bunun dışında ülkede üretilen tarım ürünlerini işleyen, çeşitli gıda maddeleri, meşrubat, sigara, tekstil ürünleri, giyim eşyası, mobilya, çimento, kâğıt, iplik, kimyasal maddeler, plastik, toprak ve madeni eşya vs. üreten fabrikalar bulunmaktadır. İmalat sanayisinin gayri safi yurtiçi hasıladaki payı % 20'dir. Çalışan nüfusun yaklaşık % 10.5'i sanayi sektöründe iş görmektedir.

Enerji: 1991'de 44 milyar 660 milyon kw/saat elektrik üretilmiştir. Aynı yıldaki elektrik tüketimi de bu rakama eşittir. Elektrik enerjisinin % 80.5'i termik santrallerden, % 19'u hidroelektrik santrallerinden, % 0.5'i de nükleer santrallerden elde edilmektedir. Kişi başına yıllık elektrik tüketimi ortalama 238 kw/saattir.

Ulaşım: Başkent Jakarta'daki uluslararası trafiğe açık olmak üzere, tarifeli sefer yapılan 117 havaalanı vardır. Adalar arası ulaşımda daha çok deniz yolu kullanılmaktadır. Endonezya 100 grostonun üstünde yük taşıyabilen 2020 gemiye, 7.000 km. demiryoluna, 118.000 km.'si asfaltlanmış olmak üzere 267.000 km. karayoluna sahiptir. Bu ülkede ortalama 62 kişiye bir motorlu ulaşım aracı düşmektedir.

Eğitim: Eğitim ücretsizdir. 148 bin ilkokul, 29 bin genel ortaöğretim kurumu, 3900 mesleki ortaöğretim kurumu bulunmaktadır. İlkokul çağındaki çocukların % 98'i, ortaöğretim çağındaki çocukların % 38'i bu öğretimden yararlanabilmektedir. 61 üniversitesi, 900 yüksek okulu vardır. Bunların dışında özellikle İslâmi organizasyonlar tarafından kurulmuş çok sayıda yüksek okul bulunmaktadır. Ülkede faaliyet yürüten hıristiyan misyonerlerin de özel okulları vardır. Üniversite çağındaki gençlerden üniversiteye kayıt yaptıranların oranı % 8.5, 25 yaşın üzerindekiler arasında yüksek öğrenim görmüş olanların oranı % 1.2'dir. Okuma yazma bilenlerin oranı ise % 78'dir.

Sağlık: Endonezya'da 1555 hastane, 27500 doktor ve diş doktoru, 100 bin ebe ve hemşire mevcuttur. Ortalama 6844 kişiye bir doktor düşmektedir. (Buna diş doktorları da dahildir.)
 
   
 

 

Endonezya ve Bir Çöküşün Anatomisi
Endonezya yakın zamana kadar bir Hollanda sömürgesiydi. Hollandalılar Endonezya'nın bugün nüfusça en kalabalık adası olan Java adasını 1825'te işgal etmiş daha sonra bütün bölge adalarını ele geçirmişlerdi. İkinci Dünya Savaşı'nın başlangıcında bir üstünlük sağlayan Japonya 1942'de bugünkü Endonezya'yı oluşturan adaları ele geçirmiş ancak daha sonra yenilgiye uğratılınca 1945'te yeniden Hollanda'ya terk ederek çekilmek zorunda kalmıştı.

Halk işgal dönemlerinde sömürgecilere karşı değişik gruplar halinde bağımsızlık mücadelesi başlatmıştı. Bu mücadelede en etkili olanlar da İslami anlayış sahipleriydi. Örneğin 1921'de bağımsızlık mücadelesini organize etmek amacıyla Serikat İslam (İslam Birliği) adında bir örgüt kuruldu. Bu hareket daha sonra sömürgecilerin fitnesiyle bölündüyse de bağımsızlık mücadelesinin kök salmasında ve bütün halka yayılmasında önemli rol oynamıştır.

Ancak Hollanda bu bağımsızlık mücadelelerini kontrol edebilmek amacıyla kendi eliyle "Endonezya milliyetçileri" adında farklı bir bağımsızlık hareketi oluşturdu. 1945'te adaları Japonya'dan geri aldıktan kısa bir süre sonra da bu Endonezya milliyetçilerinin durumunu sağlama alarak çekilmeye karar verdi. Tabii bu arada söz konusu milliyetçi akımının kendi inisiyatifinde bir grup olduğunu kamufle edebilmek ve onu halka benimsetebilmek için görünüşte bu gruba karşı tavır aldı. Hatta bu grubun 1945'te ilan ettiği Endonezya Cumhuriyeti'ni başlangıçta resmen tanımadı.

Fakat 28 Aralık 1949'da BM'in resmen tanımasıyla Endonezya Cumhuriyeti dünya devletleri arasında yerini aldı. Bu kuruluştan sonra ülkenin ilk cumhurbaşkanlığına da Hollandalıların özel olarak ve kendi çıkarlarını koruyacak anlayışla yetiştirdikleri bir siyasetçi olan Ahmed Sukarno getirildi. Sukarno durumunu sağlamlaştırdıktan sonra ilk fırsatta ülkedeki İslami faaliyetlerin kökünü kazıma çabalarını başlattı.

Diktatör Sukarno, 22 Şubat 1967 tarihinde gerçekleştirilen bir darbeyle tahttan indirildi ve yerine Orgeneral Suharto geçti. Suharto ülkede kendinden önce başlatılmış baskıcı uygulamaları sürdürmekten ve biraz da artırmaktan başka bir iş yapmadı. Zaten bu konuda altyapı ve zemin kendinden önceki diktatör Sukarno zamanında oluşturulduğundan onun için bu konuda herhangi bir zorluk söz konusu değildi.

Orgeneral Suharto siyasi açıdan tam bir diktatörlük sistemi kurdu. Örneğin getirdiği seçim sistemi sadece kendisinin siyasi partisi olan GOLKAR (Meslek Grupları Birleşik Kalkınma Partisi)'nin iktidara gelmesine imkan veriyordu. Bu seçim sistemi dolayısıyla GOLKAR'ın parlamentoda kazandığı sandalye sayısı her zaman diğer bütün siyasi partilerin kazandığı toplam sandalye sayısının iki katından daha fazla oluyordu. Ayrıca anayasaya göre her beş yılda bir cumhurbaşkanlığı seçimi yapılması gerekirken Suharto her beş yılda bir kendi cumhurbaşkanlığını yenilemenin ötesinde bir şey yapmıyordu.

Suharto'nun baskıcı uygulamalarından en fazla pay alanlar ise İslami anlayış sahipleriydi. Çünkü ülke halkının büyük bir çoğunluğu Müslüman olduğundan onların dinlerini gerçek şekliyle öğrenmeleri durumunda siyasi bir güç haline geleceklerini ve İslami muhalefetin rejimin geleceği açısından tehdit oluşturacağını düşünüyordu. Müslüman halk İslam'ı sadece namaz vs. gibi ibadetlerin yerine getirilmesinden ve birtakım ahlaki faziletlerin kuşanılmasından ibaret olarak görür de, hayatın bütün yönlerini kapsayan bir ilahi nizam olarak hakim kılınmasını istemezse diktatörler açısından herhangi bir sorun olmaz. Ama İslam'ın ulvi değerlerini hayatın her alanına çekmeye başladıkları an iş değişir. Bundan dolayı diktatörler İslam'ın bir hayat nizamı olarak algılanmasını önlemek amacıyla özellikle "cahilleştirme politikası"na başvururlar. Ayrıca din oldukça kalabalık kitleleri bir anda harekete geçirebilecek bir güce sahiptir. Özellikle İslam, insanlara zulme boyun eğmemeği öğütlediği ve cihad anlayışı getirdiği için emperyalizmin hakim kıldığı sistemler açısından tehlike arz etmektedir. Ancak kitlelerin dini bir etkenle zulme baş kaldırabilmeleri için dinlerini doğru bilmeleri ve hayatlarına dinlerinin koyduğu kurallara göre şekil vermeleri gerekir. İşte bundan dolayı sömürgeciler ve onların hizmetindeki diktatörlük rejimleri halkın dini yönden cahil bırakılmalarına büyük özen gösterirler.

Endonezya diktatörü Suharto da ülkesindeki Müslüman halkın dini yönden bilinçlenmesini ve kendi içinde örgütlü bir yapıya kavuşmasını önlemek için kılıcını iyice keskin tutmaya özen gösterdi. Bu amaçla Endonezya'nın bağımsızlık mücadelesinde önemli yeri olan Muhammed Nasır'ın öncülüğünde kurulan Endonezya Müslümanları Şura Meclisi (MASJUMI) adlı siyasi partiyi 1967'de kapattı. Arkasından 1968'de Endonezya Müslümanları Partisi (PMI) kuruldu. Ancak Suharto çok geçmeden bu partinin çalışmalarını da yasakladı. İslami amaçlı diğer bütün partileri de kapattı. 1940'larda kurulan ve öğrenciler üzerinde hayli etkili olan İslami Öğrenciler Birliği'ni 1985'te dağıttı. Öğrenciler arasında 4,5 milyon üyesi bulunan Endonezya İslami Öğrencileri (PII) adlı örgütün de meşruiyyetini kaybettiğini iddia ederek kendini fesh etmesini istedi. Ancak PII Suharto'nun bütün baskılarına rağmen kendini feshetmeyerek zor şartlarda da olsa faaliyetlerine devam etmeyi tercih etti. Suharto bu şekilde örgütsel faaliyetlere baskı yaptığı gibi örgütsel olmayan davet ve eğitim çalışmalarını da şiddetli bir ablukaya almaya çalıştı. Bu amaçla önce İslami davet çalışmalarının sadece camilerde verilecek vaazlarla ve küçük çaplı ev sohbetleriyle yürütülebileceğini bildirdi. Ancak halk bu vaazlara ve ev sohbetlerine yoğun ilgi gösterince bu kez bu faaliyetlere de kısıtlama getirerek vaazlarda işlenecek konuların önceden bildirilmesini istedi. Bunun üzerine halk ev sohbetlerine ağırlık vererek "usre (:aile)" adını verdikleri küçük sohbet grupları oluşturdu. Bu usreler belli bir merkezi otoriteye sahip olmamakla birlikte herhangi bir bölgedeki usreler arasında işbirliği oluyordu. Suharto yönetimi son zamanlarda bu usrelere karşı da savaş açmıştı. Onun kolluk kuvvetleri sık sık bu usre sohbetlerinin düzenlendiği evlere baskınlar düzenleyerek katılanları mahkemeye sevk ediyorlardı.

Suharto'nun önemli bir özelliği de halkını fakirliğe mahkum ederek ülkenin bütün zenginlik kaynaklarını kendi şahsi çıkarları ve kendisinin iktidarda kalmasını sağlayan tabakanın kasalarının dolması için değerlendirmesiydi. Özellikle Java adası halkından olan ve İslami anlayıştan uzaklaştırılmış durumdaki Abanganlara ve Çinlilere ülkenin bütün maddi imkanları peşkeş çekiliyordu. Abanganlara devlet kadrolarında ve orduda ayrıcalık tanınıyordu.

Fakat Suharto bütün bu baskıcı uygulamalarında elinin altındaki silahlı baskı gruplarına yani kolluk kuvvetlerine fazla güveniyordu. Çünkü zaten diktatörler halktan kopuk ve halkla savaş halinde olduklarından saltanatlarını sürdürmek için silahlı kolluk kuvvetlerine dayanmak zorundadırlar. Ama unutmamak gerekir ki halk da başlı başına bir güçtür. Ne var ki halk kendi içinde organize olmadığından diktatörlerin kolluk kuvvetleri baskıcı uygulamalarında başarılı olabilmektedirler. Diktatörler de bu yüzden genellikle halklarının organize ve aktif bir güç haline gelmelerini önleyebilmek için ellerinden geleni yapmaya çalışırlar. Ama bir gün halk, önündeki seti yıkan baraj suyunun oluşturduğu sel gibi sokaklara dökülürse diktatörlerin de onların emrindeki kolluk kuvvetlerinin de yapacakları bir şey kalmaz. Bu gerçeğin en son örneği de Endonezya'da yaşanan olaylar oldu.

Halkın gücü organize bir şekilde olmasa bile toplu halde sokağa yansıyınca diktatör Suharto kendisinin gerçekte çok zayıf ve yapayalnız olduğunu anladı. Dolayısıyla her ne kadar başlangıçta: "Sorumlu kişiler istifa etmezler" diyerek kendini güya üstlendiği görevin bilincinde biri olarak lanse etmeye çalıştıysa da sonuçta teslimiyet bayrağını çekerek zayıflığını kabullenmek zorunda kaldı.

Gerçekte bütün diktatörlerin durumu Suharto'nun durumu gibidir. Onlar saltanatlarını koruyabilmek için emirlerindeki kolluk kuvvetlerini çok güçlü ve derli toplu göstermeye çalışırlar. Ama gerçekte bunlar menfaatleri icabı diktatörlerin baskı unsurları olarak görev yapmaktadırlar. Onların bu görevi sürdürmelerinin sebebi kesinlikle diktatöre veya onun sözde birtakım ideolojik temelleri olan rejimlerine bağlı olmaları değildir. Dolayısıyla sıkıştıkları zaman emrine amade oldukları diktatörleri de bağlılık yemini ettikleri rejimlerini de unuturlar. Bu yüzden diktatörlerin kurdukları saltanat gerçekte örümceğin yuvası gibi bir üfürüklük canı olan saltanatın ötesinde bir şey değildir. Ama onların baskı ve şiddet politikalarının etkili olması için güçleri sürekli abartılarak kamuoyuna yansıtılmaktadır. Diktatörlerin baskı uygulamalarına boyun eğmek zorunda bırakılan halklar da güçsüz olduklarından dolayı bu zulme katlanıyor değiller. Gerçekte diktatörlerin kolluk kuvvetlerinin sahip olduğu gücün birkaç katı güce sahip oldukları halde belli bir otorite etrafında örgütlenmiş halde olmadıklarından, halkı oluşturan fertlerin her biri kendini sadece tek bir fert olarak görmektedir. Ama bazen bir yerden küçük bir kıvılcımın çakması bu potansiyel gücün aktif bir güç haline gelmesi için yeterli olabilir. Bu yüzden diktatörlerin kendilerinin abartarak kamuoyuna yansıttıkları güçlerine çok fazla güvenmemeleri, zulme uğrayanların da resmi şiddetin etkili olması için yürütülen psikolojik savaştan çok fazla etkilenmemeleri gerekir.

Suharto, Endonezya'da uluslararası sömürgecilerin bir maşası görevi görüyordu. Sömürgeci güçler onun tıpasının artık tutmamaya başladığını görünce adeta eskimiş araba gibi çöpe atmaktan çekinmediler. Dolayısıyla Suharto, yıllarca kendilerine hizmet ettiği çağdaş sömürgeciler tarafından da kenara itilmenin ızdırabını yüreğinin derinliklerinde hissediyor olmalı. Fakat onun böyle bir sonuçla karşılaşmaması için kendinden önce değişik ülkelerde sömürgecilere maşalık edenlerin başlarına gelenlerden ibret alması ve onlarla işbirliğine gitmek yerine halkının değerlerine saygı duyması, halkıyla barışık bir yönetim biçimini hakim kılması gerekirdi.

Sömürgeci güçler şimdi daha başka İslam ülkelerinde oynadıkları bir oyunu Endonezya halkına karşı da oynamak istiyorlar. Bu amaçla geçmişte Suharto'nun üstlendiği görevi aynen sürdürecek birini iş başına getirmek, bu arada birtakım reform vaadleriyle halkı avutmak istiyorlar. Ancak bu diktatörlük kalıntıları genellikle bu tür reform vaadleriyle tepkileri yatıştırdıktan sonra tahtlarını sağlamlaştırmakta, ardından tekrar vidaları sıkmaya ve halk iradesinin yönetime yansıtılmasına fırsat vermeyen baskıcı rejimi hakim kılmak için gerekeni yapmaya başlamaktadırlar. Temennimiz Endonezya halkının bu konuda daha başka İslam ülkelerinde oynanan oyunlardan ve yaşanan tecrübelerden ibret alarak diktatörlük kalıntılarına fırsat vermemesidir
 

 
  *** SİZİ KUTLUYORUZ *** BUGÜN 1156236 ziyaretçi (2522920 klik) MİSAFİRİMİZ OLDUNUZ ***  
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=
haberler haberler


Google Arama
Sitemde Arama
Yaşam ve İnsanlar

İstanbul Servisleri Neden Pahalı ? burakesc
Namaz Kılan Minik ile burakesc
GİMDES Helal Gıda Ramazan Buluşması burakesc