Create Your Own Countdown

Google

   
  *** İYİLİK İÇİN KOŞANLARIN YERİ***
  Çiftçi Dışarı Bağımlımı Olacak
 

















Yasama, yürütme, genlerime dokunma!
NURSEL DİLEK  
Sayı: 765/ Tarih : 03-08-2009
Meclis, önümüzdeki yasama yılında gıda üretimiyle ilgili kritik bir karara imza atacak. Amerika başta olmak üzere birçok ülkede genetiğiyle oynanarak üretilen ürünlerin iznini kapsayan yasa, Meclis kapısında. Bu tür ürünlerin Türkiye’de üretimine izin verilirse ciddi bir risk söz konusu.




Artık kestiğimiz domateslerin içi kan kırmızısı değil... Karpuzda kabak tadı mı var sanki? Hiçbir sebzenin meyvanın da eski tadı kalmadı… Salatamıza doğradığımız salatalığın ne kokusu var ne tadı... Meyveler hormon sayesinde büyüyor... Bu cümleleri etrafımızdaki insanlardan sıklıkla duyar olduk. Peki, bir gün size doğradığınız domatesin, domates dışında genlere de sahip olduğunu söylerlerse ne yaparsınız? Örneğin balık geninden yapılmış bir domates! Bundan birkaç yıl sonra sadece domates yediğinizi düşünürken bile, aslında balık geni aktarılmış, yepyeni bir ürün tüketiyor olabilirsiniz! Çünkü hazırlanan Ulusal Biyogüvenlik Yasa Tasarısı Meclis’ten geçerse genetiği değiştirilmiş ürünler artık Türk mutfağında da yerini alabilir!
Türkiye Büyük Millet Meclisi, önümüzdeki yasama yılına işte bu tartışmalarla girecek. Hazırlığı üç yıldır süren Ulusal Biyogüvenlik Yasa Tasarısı, Bakanlar Kurulu’nda imzaya açılarak Meclis’e gönderildi. Yakın bir zamanda Tarım, Orman ve Köy İşleri Komisyonu’nda görüşülecek olan tasarı, Meclis’in açılacağı hafta, Genel Kurul’un en önemli gündem maddesi. Tasarı henüz komisyona gelmedi ancak siyasiler ve sivil toplum örgütleri arasındaki tartışma şimdiden bir hayli hararetli. Nedeni ise Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar (GDO). Tasarı Meclis’ten geçerse GDO’lu ürünlerin üretilmesi ülkemizde serbest hale gelecek! Yani balık geninden üretilmiş bir domates, tavuk genli patates, akrep genli mısır artık sofralar ve midelerdeki yerini rahatlıkla alabilecek!
GDO’LU İLK ÜRÜN DOMATES
Genetiği değiştirilmiş organizmalarla ilgili yaşanan tartışmayı anlamak için tanımını anlatmakta fayda var. Kısa adıyla GMO veya GDO (Genetically Modified Organisms-Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar). Kendi türünden ya da kendi türü dışındaki bir canlıdan gen aktarılarak bazı özellikleri değiştirilen bitki, hayvan ya da mikroorganizmalara deniyor. Gen aktarımı kendi türü dışından gerçekleştirilmiş ise buna “transgenetik” adı veriliyor. Aktarılacak gen, önce bulunduğu canlının DNA’sından kesilerek çıkarılıyor. Sonra vektör adı verilen taşıyıcı virüs ile bu gen DNA molekülüne yapıştırılıyor. Bir çeşit kesme, yapıştırma ve çoğaltma işlemi. Yani hayvanda bulunan bir gen bitkiye aktarılarak yeni bir ürün ortaya çıkıyor. Bu şekilde sıcağa, soğuğa, böceklere ya da virüslere karşı dirençli yeni türler oluşturuluyor. Amaç ise dünyada giderek artan açlığa çözüm bulmak. Çünkü GDO teknolojisiyle çok daha fazla ürün elde edilmesi, besin değerlerinin arttırılması ve raf ömürlerinin uzaması hedefleniyor.
Dünyada tarım sektöründe ilk olarak genetiği değiştirilen ürün domates. ‘FlavrSavr’ adı verilen domates, Amerikalı Calgene şirketi tarafından diğerlerine göre daha uzun raf ömrüne kavuşturularak piyasaya sürülmüş. Ancak tüketiciler tarafından tercih edilmeyince şirket iflas ederek biyoteknoloji devi Monsanto tarafından satın alınmış. Domatesi, gen aktarılmış mısır, pamuk ve patates takip etmiş. GDO’nun ekimi ise 1996’da yaygınlaşmaya başlıyor. 6 ülkede 1,7 milyon hektarlık bir alanda başlarken, günümüzde artık 25 ülkede 125 milyon hektarlık alanda üretim yapılıyor. GDO’lu ürünler en fazla Amerika’da üretiliyor. Ekim alanlarının yüzde 50’sine ABD tek başına sahip. Kanada, Arjantin, Brezilya ve Paraguay gibi ülkeler eklendiğinde ekim alanlarının yüzde 88’i Kuzey ve Güney Amerika’da yer alıyor. İsviçre, Tayland, Suudi Arabistan, Bolivya, Cezayir, Gana, Zambiya ve Gürcistan genetiği değiştirilmiş ürün yetiştiriciliğini yasaklayan ülkeler arasında.
Günümüzde ticari amaçla tarımı yapılan GDO ürünleri soya, mısır, pamuk ve kanola. TÜBİTAK verilerine göre dünyada üretilen 72 milyon hektar soyanın yüzde 57’sini, 140 milyon hektar mısırın yüzde 11’ini GDO’lu ürünler oluşturuyor. Biber, patates, domates, pirinç, buğday, balkabağı, ayçiçeği, yerfıstığı, kasava ve papaya gibi ürünlere de genetik müdahalede bulunulabiliyor. Genetik müdahale çalışmaları henüz devam eden ürünler ise muz, çilek, kiraz, kavun, karpuz, ahududu ve ananas.
TÜRKİYE’NİN GDO’YA İHTİYACI VAR MI?
GDO’lu ürünlerin ekimi, dikimi, üretimi ve ithalatı Türkiye’de kanunen yasak. Ancak 2003 yılında Türkiye’nin yurt dışından satın aldığı tarım ürünlerine bakıldığında 800 bin ton soyanın yüzde 90’ı ve 1,8 milyon ton mısırın yüzde 80’inin ABD ve Arjantin kaynaklı olduğu göze çarpıyor. Bu ülkelerden elde edilen ürünlerin özellikle mısır ve soyanın GDO’lu olmama ihtimali ise oldukça düşük. GDO’lu ürünlerle ilgili herhangi bir mevzuat olmadığı için ülkemize girişi sırasında hiçbir denetime tabi tutulmuyor. Bu anlamda genetiği değiştirilmiş ürünlerin Türkiye’ye girişi serbest.
Ülkemize ithal edilen GDO’lu ürünlerin başında pamuk, mısır ve soya geliyor. GDO’lardan uzak durmak için soya ve mısır yememek de çözüm değil. Çünkü mısır 700, soya ise 900 çeşit gıda içinde katkı maddesi olarak kullanılıyor. Özellikle mısır nişastası, bebek mamaları, şekerlemeler, sebze püreleri, puding ve hazır çorbalar en yoğun kullanıldığı ürünler.
Peki, Türkiye’nin GDO’lu ürüne ihtiyacı var mı? Aslında konunun en hassas noktası bu. Çünkü Türkiye tarım ürünlerinin yetişmesi açısından oldukça elverişli bir ülke. Bu anlamda GDO’ya ihtiyacının olmadığı söyleniyor. Tasarıya karşı çıkanlar tohumların genleriyle oynanmasının sağlık açısından riskli olduğuna dikkat çekerek taslağa tepki gösteriyor. Tasarının şimdiden tartışılmaya başlamasını alevlendiren en önemli olay geçtiğimiz ay bazı milletvekillerinin Amerika’ya yaptığı sürpriz ziyaret.
İktidar ve muhalefet parti milletvekillerinin aralarında bulunduğu bir heyet Modern Tarımsal Teknolojiler konusunda ABD Tarım Bakanlığı’nın davetlisi olarak Amerika’ya gitti. Heyette CHP’den 1, AK Parti’den 3 ve MHP’den 1 milletvekili yer aldı. Vekiller ziyaret sırasında Amerikalı çevrecilerden büyük tepki gören tohum üreticisi Monsanto’yu da gezdiler. Monsanto genetiği değiştirilmiş tohumların üretiminde dünyanın bir numaralı firması. Bu anlamda ziyaretin yeni çıkacak Biyogüvenlik Yasa Tasarısı için bir ikna gezisi olduğu iddia edildi. Geziye katılan vekillerden biri Tarım, Orman ve Köy İşleri Komisyonu üyesi CHP Mersin Milletvekili Vahap Seçer. Kendisi aynı zamanda Ziraat Mühendisi. Seçer, gezinin bir ikna gezisi olmadığını belirtiyor. Tasarıyı henüz incelemediğini ancak endişeleri olduğunu söylüyor. Nedenini ise GDO’lu ürünlerin sakıncalarına bağlıyor: “Bugün dünyanın hemen her yerinde, GDO’lara yönelik ciddi tartışmalar sürüyor. Yeşil devrim olarak da adlandırılan bu süreci savunan ABD gibi ülkeler, GDO’ların dünya açlığını önlemenin tek yolu olduğunu savunuyor. Birçok Avrupa ülkesi, genetiği değiştirilmiş ürünlerin kendi ülkelerinde üretilmesine karşı. Ben de bu ürünlerin insan sağlığına zararı olduğunu düşünüyorum. Bir yandan organik tarımla ilgili destekleme kanun ve yönetmeliği çıkarılırken, diğer yandan da böyle bir tasarının gündeme gelecek olması endişe verici.” GDO’lu ürünlerin insan sağlığına, biyoçeşitliliğe ve ekolojiye zararı olduğunu düşünen Seçer, Türkiye’nin de buna ihtiyacı olmadığına dikkat çekiyor: “Bizim topraklarımız tarıma elverişli. GDO’nun genellikle kullanıldığı pamuk veya mısır üretimiyle ilgili Türkiye’de sorun yok. Bunun için GDO’lu üretime ihtiyaç yok. Hem bu yasa meclisten geçerse bu ürünlerin üretimiyle ilgili herhangi bir teknolojik alt yapı söz konusu değil.”
Türkiye Ziraat Mühendisleri Odası Başkanı Dr. Gökhan Günaydın da GDO’lu ürünlerin ülkemizde üretilmesine karşı. Günaydın’a göre yasa meclisten rahatlıkla geçebilir. Ancak bu ürünlerin zararları birkaç yıl sonra ortaya çıkacak. Günaydın üretimin olmadığı ülkemizde GDO ürünlerinin yüzde 90’ının ithal edildiğini söylüyor. Ülkemizin kendi yetiştirebileceği soya ve mısırı, üretim planlaması yapmadığından üretim açığını kapatmak üzere her yıl dışarıdan almak zorunda kaldığını aktarıyor. Bu ürünlerin ülkemize girişiyle ilgili endişelerini dile getiriyor: “Bununla ilgili bir mevzuat olmadığından ürünler Türkiye’ye serbestçe girebiliyor. Bu ürünleri çoğunlukla genetiği değiştirilmiş tohumlarla üreten ABD ve Arjantin gibi ülkelerden alıyoruz. Bunlarla ilgili ise herhangi bir inceleme yok.”
Ziraat Mühendisleri Odası İstanbul Şube Başkanı Ahmet Atalık, Türkiye’de GDO’lu ürünlerin market raflarında yer aldığı gerçeğini yineliyor: “GDO’ları analiz edebilecek Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı bünyesinde 4, üniversitelerimizin bünyesinde 5 adet laboratuarımız bulunuyor. Ancak bunların bulunması bir işe yaramıyor, onları harekete geçirecek yasal düzenlemenin bir an önce yapılması gerekiyor.” Türkiye Ziraat Odaları Birliği Genel Başkanı Şemsi Bayraktar ise çıkacak olan biyogüvenlik yasasının GDO’ları yasallaştırma aracı olarak değil GDO’lu ürün ithalatını kontrol altına alacak şekilde olması gerektiğini ifade ediyor.
GDO’lu ürünlerin üretilip pazarlanmasının ana nedeni üreticiye ya da tüketiciye birtakım yararlarının olması. Çünkü GDO’lu ürünlerin fiyatları daha düşük, besin değerleri yüksek ve raf ömrü uzun. Çiftçiyi ve tüketiciyi ilgilendiren en önemli faydası ise zirai ilaca ihtiyaç duymaması. İnsan sağlığı açısından ciddi risk taşıyan kimyasal ilaçlar bu ürünlerde kullanılmıyor. Örneğin mısır koçanına musallat olan bir virüs için başka bir gen takviyesi yapılarak buna karşı koruma sağlanabiliyor. Bu da kimyasal ilaç ihtiyacını ortadan kaldırıyor. CHP’li Vahap Seçer, bu uygulamanın orta ve uzun vadede daha fazla zararı olacağını belirtiyor. Kimyasal ilaç için de yıllar önce zararsız denildiğini ancak zararlarının 20 yıl sonra ortaya çıktığına işaret ederek GDO’lu ürünler için de bunun geçerli olduğunu savunuyor. Buna karşın Tarım Komisyonu Başkan vekili ve AK Parti Adıyaman Milletvekili Mehmet Erdoğan, tasarının akademisyenler ve sivil toplum örgütleri tarafından desteklenmesi görüşünde. GDO’nun Türkiye’de bilinmediği için spekülasyonlara yol açtığını belirten Erdoğan, çoğu ülkede üretiminin ve ithalatının yapıldığını söylüyor.
Amerika’daki geziye katılan Bayındırlık eski bakanı ve MHP Milletvekili Abdülkadir Akcan ise, konuyla ilgili kuru muhalefetten yana olmadıklarını, tasarıyı inceledikten sonra karar vereceklerini dile getiriyor. Akcan, Türkiye’ye ithal edilen aşıların da genetik yapısıyla oynandığını bunların kullanımında bir sorun olmadığına dikkat çekiyor: “Dünya nüfusu hızla artıyor. Buna karşılık insanların karnını doyuracak ürünü yetiştirmek için alan büyütme şansımız yok. O yüzden tarımsal teknolojiler geliştirmek zorundayız. Bu ürünler hem ucuz, hem raf ömrü uzun.” Akcan’a göre GDO’lu ürünlerin zararıyla ilgili herhangi bir bilimsel çalışma söz konusu değil. Bu anlamda mayınlı arazilerde olduğu gibi yasanın Meclis’ten geçeceğini düşünüyor. Akcan GDO’nun zararlarından çok yararı üzerinde duruyor: “Bu ürünler kimyasal ilaca karşı üretiliyor. Örneğin, kırmızı örümcek, pamukta en önemli zararlı. Buna karşın kimyasal ilaç kullanılıyor. Bu da çiftçinin üretim maliyetini artırıyor, rekabet gücünü kırıyor. Yurt dışında üretilen GDO’lu pamuk, daha ucuza üretilerek Türkiye’ye ithal ediliyor ve sanayide kullanıyor. Tekstil ürünlerinde bu oldukça yararlı. Mesela Kanola’nın genetiği değiştirilmeden önce kanserojen etkisi vardı. GDO’lu olunca bu etki kaldırıldı. Bunlar biyoteknoloji, o zaman bunları da kullanmayalım.” Peki, bu tür ürünleri tüketmenin İslami açıdan hükmü ne? Diyanet İşleri Başkanlığı Din İşleri Yüksek Kurulu Başkanı Prof. Dr. Hamza Aktan, GDO’lu ürünlerin uzun vadede ne gibi olumsuz etkilere yol açıp açmayacağının bilimsel olarak kanıtlanmadığını belirtiyor. Bu nedenle helal veya haramlık konusunda görüş belirtmenin şu an için doğru olmadığı düşüncesinde. Ancak geçtiğimiz hafta İslam Kalkınma Teşkilatı bünyesinde 52 ülkeden uzmanın katılımıyla gerçekleşen ‘Helal Gıda Standardına’ göre genetiğiyle oynanmış ürünler helal kabul edilmiyor. Ancak kendi DNA’sı ile yapılan genetik oynamalar sonrasında oluşturulan ürünlerin yenmesine izin veriliyor.
Genetik Mühendislerine göre GDO oldukça tartışmalı bir teknoloji. Somut etkilerinin görülebilmesi için uzun bir zamana ihtiyaç var. Gıda Mühendisi Neşe Yılmaz, genetiği değiştirilmiş organizmaların zararlarına ilişkin üç hassas noktanın olduğunu dile getiriyor. Bunlardan biri insan sağlığı açısından etkileri. Ona göre bu tip ürünlerin en önemli etkisi alerjik reaksiyonlar. Bu ürünler sofralarımıza ulaştığında antibiyotik dayanıklılık, toksik etki ve doğumla ilgili sorunlar yaşanabileceği ifade ediliyor. Örneğin GDO’lu ürünlerin yüzde 70’ine yakını kuraklığa ve böceğe karşı dayanıklı. Çünkü içerisinde böcek ilacı içeriyor. GDO karşıtları böcek zehri aktarılmış bir mısırı yiyen bünyede toksik etkilerin ortaya çıkabileceğini dile getiriyor. Ayrıca bu tür gıdaların kanser, kısırlık, koroner kalp hastalığı ve Alzheimer tehlikesini de arttırdığı söyleniyor.
GDO’yla ilgili başka bir endiş, e aktarılan genlerin vücut hücrelerine ya da sindirim sistemindeki bakterilere transfer olması. GDO’nun diğer zararı ise üründe bulunan genlerin doğal ürünlere atlaması ve iki ürün tohumunun karışması. GDO’lu ekinler tozlaşma yoluyla aynı türden akrabalarının da genlerini değiştirebiliyorlar. Yapılan denemelerde mısır polenlerinin 35 km. mesafeye kadar rüzgârla taşınabildiği tespit edilmiş. Bu durum zengin biyoçeşitliliği bitirmesinin yanında, organik tarımı da engelleyen önemli bir olumsuzluk. GDO’lu tohumla üretim yapılan yerlerde organik tarım ürünlerinde genetik bulaşıklara rastlanmış. Bu yüzden birçok ülkede doğal ürünler ile GDO’ların tarlaları birbirinden ayrılıyor. Ziraat Odası Başkanı Günaydın tasarı yasalaşırsa ülkemiz tarımının üç-beş şirkete bağımlı hale geleceğini söylüyor. GDO’lu tohumların topraklarımızı ve üreticimizi çok uluslu şirketlerin kâr aracı haline getireceğine işaret ediyor.
Dünyada GDO üretimi birkaç biyoteknoloji devinin elinde bulunuyor. Monsanto, DuPont, Syngenta ve Dow bunlardan en önemlileri. Pastanın en büyük dilimi ise yaklaşık yüzde 90’la Amerikalı şirket Monsanto’ya ait. Bunun yanında Avrupa Birliği’nde içeriğinde yüzde 0,9’dan fazla GDO’lu hammadde bulunan ürünlerin ancak etiketlenerek satışına izin veriliyor. Dr. Günaydın; Avusturya, Macaristan, Yunanistan, Almanya ve Fransa gibi ülkelerde GDO’lu ekim alanlarının 165 bin hektardan 105 bin hektara daraltıldığını belirtiyor: “Alman Tarım Bakanlığı Monsanto’nun Mon 810 tipi genetik değişime uğratılmış mısır türünün Almanya’da yetiştirilmesini yasakladı. Mon 810 mısırı genetik yapısındaki değişiklik sayesinde parazitlere karşı sürekli zehir üretiyor. Monsanto şirketi bu mısır türü sayesinde haşere ilacına ihtiyaç kalmayacağını savunuyor.”
 
Prof. Dr. Selim Çetiner*:
 
“GDO’nun zararlarıyla ilgili bilimsel çalışma yok”
 
“Halen piyasada olan ürünler, başta Amerika ve AB ülkeleri olmak üzere, insan sağlığı ve çevre açısından risk oluşturmadıkları bilimsel verilerle kanıtlandıktan sonra üretilip tüketilmektedirler. Dolayısı ile risk taşıyan herhangi bir GDO’lu ürünün üretimi söz konusu değildir. Teknoloji karşıtları tarafından ileri sürülen Brezilya fındığı taşıyan soya ve farelerde bağırsak zararına yol açan patates hiçbir zaman piyasaya sürülmemiştir. Yine teknoloji karşıtlarının ortaya attıkları Rusya’daki Ermakova çalışması ise her hangi bir bilimsel değerlendirmeden geçemeyecek kadar tutarsız bir çalışmadır.
 Son olarak Avusturya Sağlık Bakanlığı’nın yaptırdığı çalışmadaki fertilite (doğurganlık) düşüklüğü bulunduğuna dair çalışma raporu detaylı incelendiğinde iddia edilen olumsuzlukları kanıtlayamamaktadır. Hatta GDO’lu mısırla beslenen farelerin GDO’suz mısırla beslenenlerden daha iyi geliştiği görülmektedir. Bu konuda yüzlerce çalışma bulunmaktadır. Ancak, halen piyasada bulunan ürünlerin risk taşımadığını gösteren araştırmalar GDO karşıtları tarafından ısrarla göz ardı edilmekte ve kamuoyu yanıltılmaktadır.”
- Yasa meclisten geçerse Türkiye’de GDO’lu ürünler üretilebilir mi?
Ulusal Biyogüvenlik Kanunu Meclis’ten geçtiği vakit, Avrupa Birliği mevzuatında öngörülen bilimsel esaslara dayalı risk değerlendirmesi ve kurumsal yapılanmayı benimsediği takdirde, GDO’lu ürünler AB ülkelerinde olduğu gibi sıkı bir kontrol altında Türkiye’de de üretilebilecektir.
- Hangi ürünler üretilecek?
Türkiye’de muhtemelen bazı böceklere dayanıklı mısır ve pamukta tarla denemeleri yapıldıktan sonra üretime izin verilecektir. Bunlar tamamen bu ürünlerin çiftçiler açısından sağlayacağı avantajlar görüldükten sonra yaygın kabul görebilecektir.
- Sivil toplum örgütlerinin bu konudaki endişeleri haklı mı?
Sivil toplum kuruluşları ne yazık ki olmayan ürünlerin getireceği riskleri tartışıp onlar üzerinde görüş bildirmekte, bilimsel verilerin ışığında hareket etmemektedirler.
- GDO’lu ürün üretme konusunda Türkiye’de yeterli teknolojik alt yapı var mı?
Burada GDO’lu ürün üretmeden ne anladığımız önemli. Bunları geliştirmekten bahsediyorsanız; gerekli laboratuar altyapısı fazlasıyla var, yetişmiş eleman sayısı ve bilinçli bir ürün geliştirme programı ise maalesef yok.
- Bununla ilgili laboratuar kurma çalışmaları hangi aşamada?
 Türkiye’de son 20 yıldır 1 milyar dolara yakın harcama yapılarak birçok üniversite ve kuruluşa biyoteknoloji merkezleri ve laboratuarları kurulmuş ve hâlâ da kurulmaktadır.
- Türkiye’nin GDO’lu ürüne ihtiyacı var mı?
Modern biyoteknoloji, tarımsal üretimle ilgili birçok soruna yeni çözümler üretmek için önemli yöntemlerden birisidir. Tarım sektörünün çok önemli olduğu Türkiye’nin bu teknolojiden uzak kalması hiç de akılcı olmaz.
- Türkiye’nin GDO’lu ürün ithal ettiği söyleniyor. Varsa bunlar neler, denetimi yapılıyor mu?
Türkiye hemen hemen her yıl soya ve pamuk, bazı yıllar da mısır ithal etmektedir. Dünyada yetiştirilen soyanın neredeyse tamamı, mısır ve pamuğun da yarısı GDO’lu olduğu için bunların ithali mümkün görünmektedir. Bizim yaptığımız TÜBİTAK destekli araştırma projesi bu yönde sonuçlar verdi. Denetim ise tamamen Tarım Bakanlığının sorumluluğu altındadır.
- Avrupa’da çoğu ülkede yasaklanan GDO’nun ülkemiz için yararı/zararı ne olacak?
Avrupa’da çoğu ülkede GDO’nun yasak olduğu teknoloji karşıtı kişilerin konuyu çarpıtmalarından kaynaklanmaktadır. AB’de üretim ve tüketimi onaylanmış 20’den fazla ürün var.
AB ülkeleri her yıl 35–40 milyon ton mertebesinde soya ithal etmekte. Başta İspanya olmak üzere bazı AB ülkelerinde GDO’lu mısır yetiştirilmekte. Kamuoyuna yansıyan son yasaklama kararları ise bilimsel dayanaktan yoksun olup, seçim öncesi politikacıların Yeşiller’e verdiği tavizler olarak değerlendirilmektedir.
* Biyogüvenlik uzmanı Sabancı Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Öğretim Görevlisi
 
Tasarı yasalaşırsa ne olacak?
 
 GDO’lu ürünlerin üretim ve tüketimine izin verilecek. Bu ürünlerin risk değerlendirmesi şirketlerin kontrolünde olacak. Ürünlerden zarar gören çiftçiler ve tüketiciler zararlarını ispat etmek zorunda bırakılacak, bu ürünlerin zararlı olmadığının ispatı şirketlerin üzerinde olmayacak. Bu ürünleri ülkemize sokan veya üreten şirketlerin cezai sorumlulukları oldukça düşük olacak. Zarara uğradığını iddia eden çiftçiler zamanaşımı tehdidi ile karşı karşıya kalacak. Risk denetimine tabi bu ürünlerle ilgili bilgiler kamuoyuna açıklanmayacak, şirket sırrı olarak korunacak. Tüketicilerin sağlıklı gıda tüketme hakları, küçük çocuklarla sınırlandırılacak, sadece küçük çocuk ürünlerinde GDO kullanılmayacak. Ülkenin tüm genetik varlıkları şirketlerin kontrolüne bırakılacak. Çiftçiler, tohumluk ayırma haklarını yitirecek; tozlaşma vb. yollarla ürünlerine GDO bulaşmışsa şirketlere tazminat ödemek zorunda kalabilecekler. Bu ürünlerin denetimi konusunda çiftçi, tüketici, ekoloji örgütlerinin; bağımsız bilimsel kurumların, meslek odalarının herhangi bir söz ve karar yetkisi olmayacak.
 
GDO’nun zararları
 
 İnsan sağlığı açısından; Alerjik reaksiyona neden oluyor, Antibiyotik direncini azaltıyor, Toksik etki yaratıyor. Ekosistem açısından; Normal ve organik tarımı tehdit ediyor, Ne kadar uzakta olursa olsun rüzgâr ve arılar yoluyla organik ürünlere bulaşabiliyor, GDO’lu tarım yapılan alanlardaki haşereleri yiyen kuşların türü tükeniyor, Biyoçeşitliliği yok ediyor. Tozlaşma yoluyla aynı türden akrabalarının genlerini değiştirebiliyor.
 
GDO’nun yararları
 
 En büyük avantajı üretimi artırması. Tarıma uygun olmayan alanlarda tarım yapılabilmesini sağlaması. Tarımsal verimi artırması. Tarım ilacı kullanılmasına ihtiyaç duymaması. Gıdanın besleyiciliğini ve raf ömrünü uzatması. Üretim verimliliğini 10 kata kadar artırması.




 
  *** SİZİ KUTLUYORUZ *** BUGÜN 1164682 ziyaretçi (2544718 klik) MİSAFİRİMİZ OLDUNUZ ***  
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=
haberler haberler


Google Arama
Sitemde Arama
Yaşam ve İnsanlar

İstanbul Servisleri Neden Pahalı ? burakesc
Namaz Kılan Minik ile burakesc
GİMDES Helal Gıda Ramazan Buluşması burakesc