Create Your Own Countdown

Google

   
  *** İYİLİK İ«İN KOŞANLARIN YERİ***
  Gelecek Nasıl Çalınır
 

24.04.2009 08:49:19
90 sene sonra böyle olmamalı idi - GAZETE YAZARLARI
90 sene sonra böyle olmamalı idi  
RSS
Bu yazıyı 23 Nisan’da yani bir bayram günü yazıyorum ve önümde televizyon var.

Ekranlardan izlediğim, okuduğum köşe yazılarında ‘Bugün 23 Nisan, neş’e doluyor insan’ kafiyesi ile ‘milli egemenlik’ kavramı tartışılıyor.

Bilindiği gibi 23 Nisan hem milli egemenlik hem de çocuk bayramı.

Acaba bu iki konuda, 23 Nisan 1920’den yaklaşık 90 sene sonra neredeyiz?

Bu iki konuda nerede olduğumuz sorusuna da öyle hamasi, metafizik değil, mukayeseli cevaplar üretmek zorundayız.

Ekranlarda bir yandan milli egemenlik bayramı vurgusu, öte yanda da TSK’ya mı, İstek Vakfı’na mı bağlı olduğu karışık bir arazide gömülü bulunan suikast silahları var.

Merkez medya yine bir tuhaflık yapıyor ve İstek Vakfı (Bedrettin Dalan) vurgusunu eleştiriyor ama şayet gömülü bulunan suikast silahlarının İstek Vakfı ile bir ilişkisi yoksa durum çok daha vahim zira o zaman bu işten doğrudan TSK ya da bir grup TSK mensubu sorumlu hale geliyor.

Milli egemenlik bayramı işte böyle bir ortamda kutlanıyor.

TBMM’yi tamamen kapatan son darbenin komutanı da herhalde yazlık bir yörede resmi bir törende devlet protokolü içinde çocuklara kendisinin Picasso’dan daha iyi ressam olduğunu anlatıyordur.

Yunanistan’da yunan parlamentosunu kapatan subaylardan yaşayanlar ise hala, 1974’den beri, hapishanelerdeler.

Onlar AB’ye girdiler, milli egemenliklerini ortak bir havuzda başka üyelerle paylaştılar ama parlamentolarını kapatanlarını affetmediler.

Sorum çok net: Biz mi, yoksa yunanlı mı milli egemenliğine daha düşkün görünüyor bu durumda?

Gelelim ‘Çocuk bayramı’ meselesine.

Ülkemiz Türkiye’de beş yaşına kadarki çocuklarda normal kilonun altında olma oranı yüzde 4.

Yunanistan, Portekiz, İspanya gibi ülkelerde ise böyle bir durum istatistiki olarak görülmüyor yani anlamlı bir sayıda kötü beslenen bir çocuk nüfus yok.

İçimizi rahatlatmak istiyorsak, Ürdün ve Lübnan’da kötü beslenen çocuk oranı bizle aynı; 90 sene sonra bunla gurur duyabiliriz mesela.

Ülkemiz Türkiye’de yüz doğumdan 17’si herhangi bir tıbbi eğitim görmüş kişi denetimi olmaksızın yapılıyor; tıbbi eğitim derken doktor, jinekolog falan kastetmiyorum, her yüz çocuğumuzdan 17’si ebe, hemşire falan olmaksızın ‘çok doğal’ yöntemlerle’ dünyaya geliyor.

Komşumuz Yunanistan’da ise böyle bir durum söz konusu değil, her çocuk mutlaka bir doktor ya da ebe, hemşire ile dünyaya geliyorlar.

Bu konuda, Birleşmiş Milletler istatistiklerine göre Güney Afrika, Moğolistan bizden çok daha iyi durumdalar; Moldovya’da böyle bir sorunun sıfır düzeyinde olduğunu da hatırlatalım.

Her yüz çocuğumuzdan dördü normal kilosunun altında ama her yüz çocuktan 19’u normal boyundan daha kısa.

Bu durumun nedeni de buğday yüklemesinin süt yüklemesinden daha kolay olması herhalde.

Her yüz çocuğumuzdan 16’sı ise doğumda normal kilosunun çok altında doğuyor; bunun nedeni de herhalde anne beslenmesinin çok kötü olması.

Toplumun en fakir yüzde 20’lik kesiminde her sağlıklı doğan bin bebekten 85’i beş yaşına kadar yaşamını kaybediyor.

Bu konuda da Fas’ın, Güney Afrika’nın, Ermenistan’ın çok gerisindeyiz.

90 sene sonra böyle olmamalı idi.

 
  *** SİZİ KUTLUYORUZ *** BUGÜN 1113162 ziyaretçi (2390919 klik) MİSAFİRİMİZ OLDUNUZ ***  
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=
haberler haberler


Google Arama
Sitemde Arama
Yaşam ve İnsanlar

İstanbul Servisleri Neden Pahalı ? burakesc
Namaz Kılan Minik ile burakesc
GİMDES Helal Gıda Ramazan Buluşması burakesc