Create Your Own Countdown

Google

   
  *** İYİLİK İ«İN KOŞANLARIN YERİ***
  E.Ask.Yargıçlar.
 


Eski askerî yargıçlar: Yargı reformu, askeri siyasetten çıkaracak  
İki maddelik yargı reformu Köşk'ün onayını beklerken, bazı gazetelere dün ilginç bir haber yansıdı. Genelkurmay'ın Köşk'e ilettiği ileri sürülen görüşler 'Kışlaya siyaset girer itirazı' başlığıyla kamuoyuna aktarıldı. Söz konusu yoruma emekli askerlerden tepki geldi.
 
 
Emekli Tuğgeneral Adnan Tanrıverdi, reformun siyasetten kışlayı arındıracağını söyledi. Eski askerî savcı Faik Tarımcıoğlu da, 'emir-komuta zincirinin bozulacağı' iddialarını, "Askerî yargı-nın emir-komutayla işlediğinin itirafı." olarak değerlendirdi. Emekli Askerî Yargıtay Başkanı Nursafa Pandar ise kafa karışıklığının üst düzey komutanların yargılanmalarının izne bağlanmasıyla çözülebileceğinin altını çizdi.
Sivil-asker ilişkilerini düzenleyen Ceza Muhakemeleri Kanunu (CMK)'nun 250. maddesinde yapılan değişiklik konusunda Genelkurmay Başkanlığı'nın değerlendirmelerinin Çankaya Köşkü'ne ulaştığı belirtiliyor. Bazı gazetelere sızan mütalaaya "Bu yasa geçerse kışlaya siyaset girer." endişesi hakim. Habere göre Genelkurmay söz konusu yasa değişikliğinin yürürlüğe girmesine 3 maddeyle itiraz etti: 1- Yasa değişikliği Anayasa'nın askerî yargıyı düzenleyen 145. maddesine aykırılık oluşturuyor. 2- Askerî mahallerin masuniyetini bozar, TSK'nın emir-komuta zincirini olumsuz etkiler. 3- Askerî yargı, yapılan değişikliği uygulamayabilir böylece asker-sivil yargı arasında yetki çatışması çıkar. Ancak itirazlaemekli askerî yargı mensuplarını tatmin etmedi. Düzenlemenin askerî ve sivil yargı arasında çatışma oluşturacağı endişesinin yersiz olduğu ifade edilirken, "Yasal düzenleme TSK'ya siyaseti sokmaz, bilakis bu değişiklik Silahlı Kuvvetler içinde siyasetin önünü kapatır." görüşü dile getirildi. Görüşler özetle şöyle:
KIŞLAYA SİYASET GİRER YORUMU ZORLAMA
Faik Tarımcıoğlu (Emekli Askerî Savcı)
Değişiklik, çatışmaya sebep olmaz. Sivil ve askerî yargının sınırları doğru çizilirse hiçbir problem olmaz. Eğer bir çatışma olursa sivil ve askerî Yargıtay bu sorunu çözer. Eğer bunlar da çözemezse uyuşmazlık mahkemeleri var. Kışlaya siyasetin gireceği yönündeki yorumları da zorlama buluyorum. Zaten kışlada siyaset var. Siyaset maalesef yüksek yargıda da var. Hukuk devleti olamayışımızın asıl sebebi de bu. Anayasa Mahkemesi'nin verdiği kararlar siyasi kararlardır. Bunun en açık kanıtı '367 kararı'dır. Bu kararı verenler muhtemelen utanıyorlardır. Emir-komuta zincirinin etkileneceği endişesi de yersiz. Suç işlemiş biri varsa takip edilir. Bunun askerî veya sivil mahkemede olmasının hiçbir önemi yok. Askerî yargının birçok sorunu var. Sivil yargıya göre problemleri daha şekilsel ve katı. Bu anlamda savcılığın huzuruna herhangi bir olay ancak komuta kademesinden geçerek gelir. Yani komutanın masasından geçer savcının önüne gelir. Halbuki sivil yargıda, vatandaş bir dilekçe vererek savcılığı harekete geçirebiliyor.
AKSİNE TSK'DAKİ SİYASETİN ÖNÜ ALINIR
Adnan Tanrıverdi (Emekli Tuğgeneral)
TSK, bir yandan dışarıdan Silahlı Kuvvetler'in içerisine girişi engellemek, diğer yandan da sivil toplumu belirli ölçüde baskıda tutmak için askerî yargının alanının geniş kalmasını istiyor. Bugün tartışmaya sebep olan Silahlı Kuvvetler'in milli otoritenin kontrolüne sokulmak istenmesidir. Değişiklik, Silahlı Kuvvetler'in milli otoritenin kontrolüne girmesi noktasında atılmış bir adım. Sivil topluma yönelik suç işleyen asker kişilerin sivil yargıda yargılanması TSK'ya siyaseti sokmaz, bilakis Silahlı Kuvvetler içinde siyasetin önünü kapatır. Ayrıca iki yargı arasında da hiçbir itilaf meydana getirmez. Hudutları belli olur. Uyuşmazsa da Uyuşmazlık Mahkemesi bu ikisinin meselesini halleder. Bu düzenlemeyle ordu içinde şeffaflaşma artar. TSK mensupları yargılanma endişesiyle siyasetten uzak kalacaktır. Türkiye'de tek yargı sistemine bir an önce geçilmesi gerekiyor.
EK DÜZENLEME OLURSA SORUN OLMAZ
Nursafa Pandar (Emekli Askerî Yargıtay Başkanı)
Normalde değişiklikle kışlaya siyaset girmez ancak bir düzenleme yapılmazsa girer. Askerî mahkemede yargılanan bir kişiyi alıp götürürsen korunmasız hale gelir. Askerî ve sivil yargının değişiklikle karşı karşıya gelmesi söz konusu değil. Eyleme karşı itiraz edilecektir. Yasal yollardan girişimler tabii olacaktır. Ancak bu kavga dövüşle değildir. Asker Anayasa'dan gelen haklarını kullanacaktır. Burada olay şu; Kamu görevlilerinin yargılanmasına yönelik bir yasa var. Askerler de kamu görevlisi. Bu noktada idari amirinden izin almazsanız köy muhtarından bile daha az güvensiz olurlar. Genelkurmay Başkanı hariç kuvvet komutanları askerî mahkemede yargılanırlar. Bunların soruşturma emirlerini Genelkurmay Başkanı verir. Savcılar da soruşturmayı açar. Bana göre başkomutan olduğu için bu izin cumhurbaşkanına verilmeli. Ya da Başbakan'a verilmeli. Çünkü bunların bir idari korunması olması gerekir. Askerî Ceza Kanunu'nda bulunan 44. ve 22. maddelerce güvence sağlanmalıdır. Köşk'ten bu noktada bir değişiklik olursa hiçbir sorun yok. Genelkurmay Başkanı da tasarı Köşk'teyken bunlara bakalım, teminatsız duruma gelmeyelim düşüncesi taşıyor olabilir. ZAMAN
BAYRAM KAYA, NERGİHAN ÇELEN
 


Hükümet iyi niyetli, bu yasaya karşı çıkmak yargıya güvenmemektir  
Hava Hakim albay Ali Fahir Kayacan, Askeri Yargıtay üyesi iken, 2001'de kendi isteğiyle emekli oldu ve o tarihten itibaren Ankara Barosu'na kayıtlı olarak serbest avukatlık yapıyor.
 
 
Kendisiyle darbeye teşebbüs suçu işleyen askerlerin sivil mahkemelerde yargılanmalarına olanak sağlayan yasa değişikliği başta olmak üzere, son günlerde yoğun olarak tartışılan yargıda çift başlılık sorununu konuştuk. Spekülasyon yapmak kolay ama hukukçu olmayanlar için son derece karmaşık teknik yönleri ağır basan konular bunlar. İki saat süren söyleşimize azami özen gösterip başta kendim olmak üzere herkes için kolayca anlaşılır bir metin oluşturmaya ve askeri hakim psikolojisi hakkında fikir vermeye çalıştım.
-Askerlik hizmetinizi Askeri Yargıtay Başkanının emir subayı olarak yapıp, açılan sınavı kazanarak, muvazzaf askeri hakimliğe geçtiniz. Mesleğinizi neden emir komuta zinciri altında yapmayı tercih ettiniz?
-Ben aslında otoriteye gelemem. Bu bir yapı meselesi. Allah öyle yaratmış beni. Hiçbir zaman özgür iradem dışında bir başkasının şunu şöyle yap demesiyle çalışamam. Kanuna göre bizden kurmay olmaz. Kazara ailemin zoruyla subay olsaydım, Harp Okulu'nu atılmadan bitirsem, mutlaka üç tane suç işleyebilirdim: Emre itaatsizlik, üste taarruz, üste hakaret.
-Askeri hakim olduğunuzda bu suçları işlemediniz mi?
-Emre itaatsizlik suçunu işleyemem çünkü kimse hakime emir veremez.
-Kağıt üzerinde böyle olabilir, ama üstlerinizin açılmasına karar verdiği, sizin de gereğini yaptığınız hiç mi soruşturma olmadı? Dolaylı yoldan hiç mi baskı altında hissetmediniz kendinizi?
-Hayır hiç olmadı.Zaten olsa idi hakimin bağımsız olduğunu ve hakime baskının suç olduğunu belirtir ve baskı yapan kim olursa olsun yazılı olarak şikayet ederdim.
-Mesleğinizi yaparken otorite alerjiniz sizi zorlamış olmalı o zaman.
-Hayır, hiç zorlanmadım. Tam tersine bu özelliğim, bana o yönde bir empoze ya da ima yapılmasını engellemiştir.
-Hadi size "Delidir, ne yapsa yeridir" dediler, ya yumuşak başlı olanlar? Onların otorite ile ilişkisi nasıl seyreder?
-Başkalarının nasıl hareket edebilecekleri hakkında yorum yapmak uygun düşmez. Ancak , sizin gazetenizde yakın zamanlarda yayımlanan köstebek davası hakiminin yaptığı açıklamalar başkalarının nasıl hareket edebilecekleri hususunda bir fikir verebilir.
-Kurmay asker olsaydınız, üstlerinizin emirlerinin kanuna uygun olup olmadığını yorumlama hakkınız olmayacaktı.
-Suç teşkil etmemek kaydıyla.
-Ama hangi alt "efendim bu suçtur" diyerek komutanına karşı çıkabilir?
-Açıkça suç teşkil eden durumlarda karşı çıkabilir. Mesela üstünüz, "Şunu öldür" dedi. Bir insanı öldürmek suç. Alt, bu emre uymak zorunda değildir. Uyarsa "ben verilen emri yerine getirdim" demesi de onu sorumluluktan kurtarmaz.
-Peki ama darbe yapmak da, darbenin altyapısını hazırlamak da, askerin siyaset yapması da açık suçlar değil mi? Bu yöndeki emirlere itaatsızlık yapılabiliyor mu?
-Kanun önünde herkesin eşit olduğuna ilişkin Anayasanın 10'ncu maddesi karşısında söylediğiniz türden suçları işleyen kim olursa olsun yargılanmalıdır. Aksi durum hukukun üstünlüğü ilkesinin hiçe sayılması anlamına gelir.
-Demek ki siz kurmay olsaydınız, öyle bir durumda ordudan atılırdınız.
-Kesin. Ben mesela hasbel kader siyasetçi de olabilirdim. Biliyorsunuz her seçim döneminde her siyasi partiden bazı kişiler milletvekili adayı gösterilir. Onlar genelde vitrin tabir edilir.
Böyle bir durum olduğunu varsayalım. Ben mutlaka o partiden ihraç edilirdim. Çünkü ben asla parti disiplini gibi şeylere gelmem. Benim kafama uygun olmayan hiçbir şeyi bana kimse empoze ettiremez. Grup kararına uyamam.
-Bu son yasa değişikliğine geçelim. İki yeni değişiklik getirdi. Biri askeri konularla ilgili suç işleyen siviller artık sivil mahkemelerde yargılanacak. Siz buna muvafıksınız, bildiğim kadarıyla. Orada problem yok. İkinci değişikliğe gelince kıyametler kopuyor. Sivillerle birlikte darbe suçu işleyen askerlerin sivil mahkemede yargılanmasına siz de karşı mısınız?
-Bir yasaya karşı olmak diye bir kavram ben kabul etmiyorum. Yasama organı bir yasa çıkartmış. O yasa şöyle çıkmış, böyle çıkmış. Bunlar benim dışımda bir konu. Hiçbir hukukçu, "Ben bu yasayı uygulayamam, böyle yasa mı olur?" diyemez. Fakat çıkan bir yasanın anayasaya aykırı olup olmadığı yönünde bir görüş belirtmek ayrıdır. Ben diyorum ki yasa bu haliyle anayasanın 145'inci maddesindeki hükme aykırı düşüyor. Ben inanıyorum ki yasama organı da samimi olarak o yasanın anayasanın 145'inci maddesiyle çeliştiğinin farkında olmadı. Bence niyetleri iyiydi. Benim için kural olarak aksi sabit oluncaya kadar iyi niyetli olunduğu esastır. Bu nedenle katakulli yapmak istenildiği şeklindeki görüşlere katılamıyorum.fakat işin bu yönünün gözden kaçtığını düşünüyorum. Çünkü bizde çok tehlikeli bir anayasa var. Diğer özel kanunların düzenlediği bir sürü konu maalesef anayasada daha ayrıntılı düzenlenmiş. Bu çok tehlikeli. Bir yasal düzenleme anayasaya bakılmadan yapılırsa hatalara yol açar. Cumhurbaşkanı onaylarsa bunu anayasa mahkemesi çözecek.
-Daha önce "Bu yasa Anayasa Mahkemesi'nden döner, iki kere iki dört" demiştiniz.
-Doğru, bu benim hukuki kanaatim. Benim düşündüğümü Anayasa Mahkemesi düşünmek zorunda mı? Bir yerde beş tane hukukçu varsa on beş tane fikir çıkar biliyorsunuz.
-Anayasa iki kere iki dört kesinliğinde tek tip yorumlanamaz yani. Bu yasayı anayasaya aykırı bulmama ihtimali de var diyorsunuz.
-Algılamaya bağlı bu işte. Ben tamamen mevcut hukuk düzeni içinde değerlendirmemi yapıyorum. Ben şöyle olmalıydı yorumunu yapmıyorum hiçbir zaman.
-Şimdi asker ve sivil hukukçular yasa üzerinde ortak çalışma kararı aldılar.
-Basından izlediğim kadarı ile söylediğiniz şekilde bir komisyon kurulmuş ve bu komisyonun tartışma konusu 5918 sayılı yasa ile ilgili hazırlayacağı rapor cumhurbaşkanına sunulacakmış.Yine basından okuduğum kadarı ile , bu kanun dışında başka asker yargıyı ilgilendiren başka kanunlar (Askeri Ceza Kanunu , 353 Sayılı Askeri Mahkemeler kuruluş ve yargılama usulü kanunu gibi ) üzerinde de çalışma yapacaklarmış. Kuşku yok ki önceliği tartışma konusu yasaya vereceklerdir. Benim temennim , bu vesile ile mutlak suretle değişiklik yapılması gereken askeri ceza kanunu üzerinde de çalışma yapılmasıdır.
-Ne yapılsaydı anayasaya aykırılıktan söz edilemezdi?
-Askeri Mahkemelerin görevine ilişkin 353 Sayılı Askeri Yargılama Usulü Kanunu'nun 9. maddesinde " Kanunlarda aksi yazılı olmadıkça " ibaresi yer aldığı için şayet Anayasa'nın 145'nci maddesinde yazılı düzenleme mevcut olmasa idi , meclisten geçen son yasanın Anayasa'ya aykırı olduğundan söz edilmesi mümkün olamayacaktı. 353 Sayılı Kanun 1963 yılında yapılmış ve bu kanunun 9'uncu maddesi bu güne kadar hiç değişmemiştir. 1982 Anayasası yapıldığı zaman 353 Sayılı Kanunun 9.maddesinde yer alan " Kanunlarda aksi yazılı olmadıkça " ibaresi de aynen Anayasa'nın 145'nci maddesine alınmış olsa idi bugün bu tartışma söz konusu olmayacaktı. Çünkü , daha sonra yürürlüğe giren genel kanunun , özel kanunun o hükmüne aykırı hükmünü zımnen onu ilga etmiş olduğu kabul edilir. Bu genel ceza hukuku teorisidir.
-Bu durumda ne yapılması gerekir şimdi?
-Yasama organı olan meclis şimdi tartışılan haliyle yasayı kabul etmiş olduğundan cumhurbaşkanının bu yasa ile ilgili kararının ( yani bir daha görüşülmek üzere meclise geri göndermek veya onaylamak ) beklenmesinden başka bir şey yapılma imkanı hukuken yoktur.
Şayet cumhurbaşkanı bir defa daha görüşülmek üzere geri gönderir ise , geri gönderme gerekçeleri dikkate alınmak suretiyle meclis konuyu yeniden görüşecektir.Kuşkusuz ki , meclisin cumhurbaşkanının geri gönderme gerekçesini benimseme zorunluluğu yok. Aynen eski haliyle yeniden kabul ederse o zaman cumhurbaşkanı onaylamak zorundadır. Ondan sonra ise muhalefet veya askeri veya sivil mahkemelerden birisinin Anayasa Mahkemesi'ne başvurmaları halinde konu Anayasa Mahkemesi tarafından karara bağlanacaktır.
-Darbeciler Anayasa'nın 15. maddesi ile korumaya aldılar kendilerini. Bu durumda 145'inci maddeye ne gerek vardı?
-Anayasanın 145'nci maddesinin darbe yapmak isteyenleri veya darbe yapanları korumakla uzaktan yakından ilgisi yok.145'nci madde sadece askeri mahkemelerin görevlerini düzenler. Esasen , geçmişte görüldü gibi darbenin meşruiyet kaynağı olarak İç Hizmet Kanununun 35. maddesi ifade edilmektedir. Darbe yapan bu maddeye dayanıyor, bu madde kalksın diyenler var. Ben bunlara gülüyorum. kalksa ne olacak, kalkmasa ne olacak?
-Kim tutar darbe yapanı diyorsunuz?
-Gayet tabii. Honduras'ta 35'inci madde mi var?
-Askeri ceza yasasında darbe suçu diye bir tanım yok. Dolayısıyla darbecilerin nasıl yargılanacağı konusu belirsiz.
-O darbenin yapılış şekline göre değişir. İşte ince nokta burada. Olaya hemen şablon gibi bakıyoruz. Darbeyi hep böyle 12 Eylül gibi düşünüyoruz. Şimdi tartışmalara yol açan bu yasa çıkmadan da darbecilerin davası sivil yargıda görülebilir. Bakın bir senaryo üreteyim ben size.
Darbeyi ille asker mi yapacak tek başına? Diyelim ki, emniyet genel müdürü, iki yüz albay, üç yüz teğmen, iki yüz binbaşı, iki yüz yüzbaşı darbe teşebbüsünde bulunsun.1960 ihtilalini de albaylar yapmadı mı, Genelkurmay Başkanı'nı tutuklamadılar mı?
-Yani emir komuta zinciri içinde değil, cunta eseri bir darbe senaryosu üzerinden gidiyoruz şimdi.
-Hatta git gide yukarıdakilerin hepsini tutukladılar, orgeneralleri içeri attılar diyelim. Eğer planlama da kışla dışında yapılmışsa zaten bunlar askeri suç sayılmadığı için bunların suçuna bakmak sivil yargının görevi. Ama böyle bir emir komuta zinciri gibi içerisinde yapılan hareketlerde bu hareketi yapan kişi o suçu işlemekle görevini, nüfuzunu, makamını, rütbesini kötüye kullanıyor önce bir kere. Görevi veya nüfuzu kötüye kullanmakla başlayıp darbe veya darbeye teşebbüs ile biten müterakki bir suç söz konusudur.
-Yani artan şiddette bir suç.
-Bunun cezası. maddelerde gösterilmiştir. Bu gibi durumlarda , yani müterakki suçun söz konusu olduğu durumlarda daha az şiddetteki ilk veya başlangıç suçu olan görevi kötüye kullanma veya nüfuzu kötüye kullanma suçundan ayrıca ceza verilmeyip, bu suç daha sonra işlenen ağır suçun içerisinde erir.Yani sonuçta Anayasal rejimi değiştirme , darbe, darbe teşebbüsü veya bunları yapmak için oluşturulan silahlı örgüt suçlarını düzenleyen Türk Ceza Kanunu'nda 309 , 311 , 312 , 313 ve 314.maddelerinden biri veya bir kaçından ceza verilir.
-Yani meclisten bu yasa değişikliği çıkmasaydı dahi darbeye teşebbüs eden askerler sivil yargıda yargılanabilirdi.
-Sivillerle müştereken işledikleri takdirde evet. Şimdi bu değişiklikle suçun sivillerle müştereken işlenme şartını ortadan kaldırdı. O bakımdan olumludur.
-Askeri ceza yasasında "emir komuta zinciri altında darbe işlenemez. İşlenirse cezası şudur" diye bir hüküm neden yok?
-Olamaz ki. Emir komuta zinciri içinde darbe yapılamaz demek, emir komuta zinciri dışında sanki yapılır anlamına gelir. Bir de şu var. Yasalar geneldir, herkes içindir. Askeri ceza kanunu açın, birçok maddede asker şunu yaparsa demez. Şunu yapan şöyle cezalandırılır der. Onu asker de yapabilir, sivil de yapabilir. Sonra sadece üniformalı asker, "asker kişi" sayılmıyor. Milli savunmada görevli sivil memur da, askeri fabrikada çalışan işçiler de asker kişi sayılıyor. Askeri ceza kanununun uygulanması yönünden. Eğri, doğru, o ayrı bir konu.
-Peki şimdi bu yasanın bu şekilde çıkmasının ne sakıncası var?
-Anayasanın 145'inci maddesine aykırılığını bir yana koyarsak, bence hiçbir sakıncası yok. Bence doğal bir kanun. Bu yasaya karşı çıkmak dolaylı olarak adli yargıya güvenilmediği ve askeri yargıyı da töhmet altında bırakabilecek yorumlarına yol açabilir ki, bu uygun bir düşünce tarzı değildir. Unutmayalım, sivildeki hakim de ben de aynı formasyonu almışızdır.
-Ama askeri hakimin bağımsızlık sorunu yok mu?
-Türkiye'de bütün ceza veya hukuk hakimleri kendilerini ne kadar bağımsız hissediyorsa askeri hakim ve savcılar da o kadar bağımsız hissederler. İşte daha yeni 12'inci ağır ceza üyesi ne dedi? "Üzerimde kurumsal baskı var" dedi. Ha ben de aynı şeyi hissetseydim, böyle konuşuncaya kadar istifa ederdim, o ayrı.
-Peki Anayasa mahkemesi anayasaya aykırılık iddiasıyla gelen bir yasayı ille de lafzi olarak mı incelemek zorunda? Anayasanın da üstünde olan bazı normlar var. Hukukun evrensel ilkeleri var, uluslararası sözleşmeler var, AİHM kararları var. Daha demokrasiye yatkın bir anayasa mahkemesi heyeti bu yasanın hiç de anayasaya aykırı olmadığı yönünde bir karara varamaz mı?
-Şu anlamda varamaz, öncelikle yasanın lafzına bakmak zorunda. Mecbur yani.
Aksi takdirde hukukta keyfilik olur, kaos olur. AİHM kararları dediniz. Bizim mahkum olduğumuz kararlar sivillerin askeri mahkemede yargılanmasına ilişkindi. Askerlerin sivillerle birlikte işlediği suçlara dair bir karar yok.
-Ama başvuru olmadığı için yok. Yarın birisi başvurursa öyle bir karar da çıkamaz mı?
-Bu durumu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6.maddesinde düzenleyen adil yargılanma hakkına aykırılık olarak görürse tabiî ki öyle bir karar verebilir.
-Albay Dursun Çiçek'in önce tutuklanıp sonra serbest bırakılmasını nasıl okuyorsunuz?
-Yapılan tutuklama talebi, tek hakim tarafından verilen tutuklama kararı ve itiraz üzerine üç hakim tarafından verilen tahliye kararı yargı organınca verilmiş kararlardır. Dosyada hangi delillerin olduğunu bilmediğim için bu konuda şu aşamada bir değerlendirme yapmak tutuklama veya tahliye kararlarından hangisinin yerinde olduğu hakkında yorum yapmam mümkün değil.
-Albay Çiçek belgede sahtekarlıktan değil, Ergenekon'a üye olmaktan dolayı tutuklanmıştı. Siz yıllarca terör davalarına baktınız. Bunu nasıl yorumluyorsunuz?
-Dursun Çiçek'i örgüt üyeliğinden suçlarsanız o belgeyi de Ergenekon'un yaptığını kabul etmek durumundasınız. Ancak savcının elindeki belge sadece bu belgeyse, dosyada başka bir şey yoksa, isterse on saat ifade alsın, sonuçta mahkumiyet olmaz. Başka delil varsa, ona bir şey diyemem.
-Birden fazla imza atması onun sahtekarlık suçu yaptığını göstermez mi?
-Sanık suçunu gizleyebilir. Hatta, sanık hiç ifade vermeyebilir. Tatbikat için imza da atmayabilir. Mecbur tutamazsınız. Siz vatandaş olarak içinizden "İmza atmıyor, demek ki bir gocunduğu nokta var" diyebilirsiniz. ama ben hakim olarak bunu diyemem
-İnsan birden fazla imzaya niye ihtiyaç duyar?
-Geçen basında örneğini gördüm, Zekeriya Öz'ün de birden fazla imzası var.
-Peki bu soruşturmaya konu olmaz mı?
-Tamam peki soruştur. Nasıl soruşturacaksın? Savcı soracak, "Bu ifadede niye değişik imza attınız?" O da diyecek ki, "Efendim o anda öyle atmışım, herhalde farkında değilim". Ne yapacaksınız savcı olarak. Yapabileceğiniz bir şey yok. Yani ceza hukukunda hiçbir zaman kuşkularla, varsayımlarla mahkumiyete gidemezsiniz.
-Bu belge olayında sizin kafanızı kurcalayan bir husus var mı?
-Belgenin içeriği kafama takılıyor. Ben çok karargah içi yazışma gördüm. Doğrudan doğruya suçsuz insanlara suç delili koyulması şeklinde bir öneriyi, normal şartlar altında, bir asker kişinin üstlerine sunması veya üstten o şekilde bir karargah çalışması şeklinde kendisine emir verilmesi askeri bütün teamüllere aykırı.
-Niye aykırı olsun? Lahikalar, andıçlar yayınlandı bu ülkede.
-İkisi farklı. Onların içinde suçsuz insanlara suç delili isnatı var mıydı?
-Suçsuz insanlar fişlenip, suçlanmadı mı o belgelerde? Kamuoyu nasıl manipüle edilirin eylem planları yok muydu? Şemdin Sakık'ın ifadesine söylemediği ithamları yerleştirmediler mi? Hatırlasanıza, lahika 1'de kanaat önderleri yönlendirilecek, Kürt bölgesi silahla rahatsız edilecek, bazı sanatçı ve yazarlar desteklenecek, anayasa paketi milli devlete karşı olmakla suçlanacaktı. Yayınlayanı suçlamanın dışında ne yaptılar? Bunları yapanların cezasını verdiler mi?
-Saydığınız hususlardan ceza kanunlarına göre suç teşkil eden bir fiille ilgili olan kişiler hakkında yargılama ve cezalandırmayı askeri makamlar değil yargı yapabilir. Kaldı ki , şu anda bu konuda her hangi bir engel de bulunmuyor. Ancak, saydığınız faaliyetlerin ceza hukukunun kanunilik ve tipiklik ilkesine göre suç teşkil edip etmediği, ediyorsa hangi suçu teşkil ettiği gibi hususlarda ancak tüm deliller incelenmek suretiyle sağlıklı bir değerlendirme yapılabilir.
-Demek ki böyle bir kültür var ordunun içinde diye düşünmez yani hakim.
-Bakın böyle bir kültürün olması, daha ileri bir kültürün olacağını göstermez. Andıçta, lahikada şunu şöyle öldürelim, evine silah koyalım lafları yoktu. Buna cesaret edemezler. Yani mümkün değil. Mümkün değil derken hiçbir zaman dünyada hiçbir şey kesinlik arz etmez. Ama benim anlayışıma göre, hayatın Silahlı Kuvvetler'deki olağan akışına uygun düşmüyor.
-Albay Dursun Çiçek'in daha önce yine bir belgede imzası var.
-Tamam da, zaten albayın başka bir belgede de imzası olması nedeniyle onun imzası özellikle seçilerek, buraya monte edilip bu şekilde yapılma ihtimali niye yok?
-Ben dışlamıyorum bu ihtimali de.
-Gayet tabii. Onu demek istiyorum. Ceza hukukunda yüzde yüz kesinlik olmadan mahkumiyet verilemez. Hakim olarak benim önüme gelse, bana böyle bir savunma gelse, işte belgenin aslı da yok ama bakın eskiden de bunları yazmış diye ben onu mahkum edemem. Ama belgenin aslı varsa durum tamamen değişir.
-Yargının çift başlılıktan kurtulması ve tek başlı olmasına yandaş mısınız?
-Bence hiçbir sakıncası yok. Ben 2003 yılında askeri Yargıtay'ın sivilleştirilmesinden yana olduğumu Ankara Barosu Dergisinin 2003/3 sayısındaki bir yazımda açıkça belirttim. Askeri Yargıtay, sivil Yargıtay'ın daireleri haline getirilsin veya kaldırılsın dedim. Neden biliyor musunuz? Askeri Yargıtay, sivil Yargıtay'dan farklı kararlar veriyor falan diye değil. İnanın askeri Yargıtay'ın daha CMUK'daki sanık hakları ortada yokken, sivil Yargıtay'dan çok daha özgürlükçü kararları var.
-Peki neden tek başlı olmasını istiyorsunuz?
-Ben AskeriYargıtay'ın üyesi olmama rağmen, askeri Yargıtay'ın yüksek mahkeme saygınlığını zedeleyen bazı uygulamalar var. Kimse askeri Yargıtay üyesine bir şey yapamaz. Ne sicili var, ne ataması var. Sivil Yargıtay'la aynıdır. Ama askeri protokol kurallarını içime sindiremiyorum. Altı tane yüksek mahkeme var. Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, Danıştay, Askeri Yargıtay, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi, Sayıştay. Askeri Yüksek İdare Mahkemesi kesinlikle kalkmalı bir kere. Çünkü tek dereceli bir mahkeme. Kararlarına itiraz edemiyorsun. Askeri Yargıtay başkanı sivil Yargıtay başkanı ile özlük hakları bakımından eşit. Ama Askeri Yargıtay başkanı, askeri protokol kurallarına tabiidir. Yani rütbesine göre muamele görüyor, yüksek mahkeme başkanı sıfatıyla değil. Cumhurbaşkanı kokteyl veriyor yüksek yargı organlarına. Askeri Yargıtay başkanı o sıfatla gidemiyor oraya. Ankara garnizonunda görevli tuğgenerallerle birlikte gidiyor. Ben genel sekreterdim. Başkana dedim ki, gitme. Ya dedi ayıp olur cumhurbaşkanına. Ki cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'i de daha önce Yargıtay üyesi ve Anayasa Mahkemesi başkanı olmasından dolayı tanıyordu.
-Yani sizin itirazınız sadece protokolde geride kaldıkları için mi?
-Hayır. Yüksek mahkeme saygınlığına uygun olmayan başka uygulamalar da var. Örneğin Kadroları kendi kanununda değil Milli Savunma Bakanlığı kadroları içerisinde gösteriliyor. bağımsız bir bütçesi olmadığı için araç, gereç ve diğer tüm ihtiyaçlarını kendisi karşılayamıyor. Milli Savunma Bakanlığı karşılıyor. Bence bunlar yüksek mahkeme saygınlığı ile bağdaşmaz. Askeri Yargıtay 1914'ten beri var. Ama diyorum tek başlı yargı olsun isteniyorsa, yüksek mahkemenin iki tane olması, içtihat birliği yönünden uygun değil. O yüzden askeri Yargıtay'ı sivile dahil etmek lazım.
-Askeri savcı kendisine soruşturma emri verilmeden olaya el koyabilir mi?
-Kanun, ağır cezada ve gecikmesinde sakınca olunan hallerde askeri savcı duruma derhal el koyar diyor.
-Görmedik ki bir tane örneğini, dünya kadar darbe yapıldı.
-Anayasanın 15. maddesi varken 12 Eylül'e hangi savcı el koyabilir?
-28 Şubat'ta savcının yapabileceği bir şey yok muydu?
-28 Şubat'a bazılarının postmodern darbe demesi TCK'da yazılı suç tanımına uymuyor
-Ben kanunsuzluk açısından soruyorum, siyasi mekanizmalara el koyması gayrikanuni bir şey değil miydi?
-Böyle bir şey demokrasiye uymaz denilebilir, o ayrı ama kanunda yazılı suç tipine uymuyorsa mümkün değil bir şey yapamazsın. Hareketin uygun görülmemesi ayrıdır, suç teşkil etmemesi ayrıdır. İkisi çok farklıdır.
-Askeri ceza kanununda darbe yapmaya kalkışma suçunun olmaması, böyle bir suçun tanzim edilmemesi askeri darbeye teşvik değil midir?
-Olur mu? Diğer ceza kanununda var, fark etmiyor ki. Bir suçun askeri ceza kanununda yer almaması onun soruşturulmayacağı anlamına gelmez. Sadece darbe değil, birçok suç askeri ceza kanununda yer almıyor.
-İsteselerdi sivil mahkemeler bunu dava konusu yapabilirlerdi diyorsunuz.
-Gayet tabii. Ama yapmadılar. Onun için olayı hemen askeri mahkemeye getirmek uygun değil. Evren hakkında dava açtı savcı Sacit Kayasu. Kim ayırdı onu meslekten? Hakimler ve Savcılar Kurulu. Kimlerden oluşuyor? Askerlerden mi? Değil. Yani bağımsızlık sadece sicil ile elbise ile olmuyor.
-Bu son yasa ile Genelkurmay Başkanı, iddia edildiği gibi korunmasız hale mi getirildi?
-Ben o kanıda değilim. Evet doğru, mevcut yasalarda Genelkurmay Başkanı'nın nerede ve nasıl yargılanacağına dair herhangi bir hüküm yok. Ancak böyle bir hüküm olmaması yargılanmayacağı anlamına gelmez. Çünkü bu anayasanın 10. maddesine aykırı. Herkes kanun önünde eşittir. Usul hukukunda da, ceza usulünde de daha teminatlı yargılamanın söz konusu olduğu durumlarda kıyas mümkündür.
-Nasıl?
-Genelkurmay Başkanı Türkiye Cumhuriyeti devletinin hiyerarşisinde üçüncü konumda bir kişi. Anayasanın 148'inci maddesi, Anayasa Mahkemesi'nin yüce divan sıfatı ile kimleri yargılayacağını sayıyor.
-İçlerinde genelkurmay başkanı yok.
-Yok. Cumhurbaşkanından başlıyor, Bakanlar Kurulu üyeleriyle, protokol sırasıyla gidiyor. İşte bu hüküm kıyasen uygulanır. Başkanını geçtim, Askeri Yargıtay üyesi dahi görev suçlarından dolayı orada yargılanıyor. Peki Genelkurmay Başkanı nerede yargılanacak? Misal askeri mahkemede mi yargılanacak, ağır ceza mahkemesinde mi diye soruluyor? Böyle bir şey olmaz. Tabii ki, yüce divan sıfatıyla Anayasa Mahkemesi'nde yargılanacak. Ama hangi suçlarından? Görevine ilişkin suçlarından.
-Genelkurmay Başkanı'nın adının sayılmaması bir eksiklik midir? Yasa koyucu o zaman neden düşünmemiş bunu?
-Bence bir eksiklik. Genelkurmay Başkanı'nın sanki suç işlemeyeceğini varsaymışlar herhalde.
-Darbe veya darbeye teşebbüs suçu yönünden ele alırsak?
-Darbe veya darbeye teşebbüs Genelkurmay Başkanı yönünden emir komutaya bağlı olacaktır mutlaka. Bu eylem görevine ilişkindir, görevini kötüye kullanıyordur.
-Tabii hangi anayasa mahkemesi böyle bir yargılamayı yapabilir. Böyle bir şeyi hayal dahi edemeyiz. Bırakalım darbeye teşebbüsü, askeri ceza yasası 148'inci maddeye göre siyasi beyanat vermek bile suç. Siyasi beyanat vermeyen Genelkurmay Başkanı tanıyor musunuz?
-Hangi beyanlarını siyasi beyan olarak alıyorsunuz?
-Hangi birini sayayım size. Yapmayın. Siz de bu ülkede yaşıyorsunuz.
-Şimdi bir suç olarak değerlendirebilmem için o beyanatı benim okumam lazım. Hangi beyanat?
-Bu da askerin siyaset yapmasını ne kadar içselleştirdiğinizi gösterir. Ahval-i adiyeden yani.
-Bakın, bu tabii çok sübjektif bir kavram. Size göre siyasi beyanattır, öbürüne göre daha başkadır.
-Öyle olsun efendim. Bu hamur çok su götürür. Son olarak şunu sorayım. Hava Kuvvetlerinde görevli yüzbaşı rütbesinde bir savcı resmen MİT müsteşarını ifade vermeye davet etmiş. Skandalı Sayın Başbuğ önlüyor. Savcının görev yeri değişiyor. Askeri tetkik hakimliğine atanıyor. Ne diyorsunuz bu işe?
-Adı geçen savcı hakkında daha önce yine aynı gazetede başka yayın organlarında yer alan mal varlığı ve sanırım Ankara Çankaya'daki bir arsasına imar izni verildiği yönündeki haberler üzerine hakkında aynen sivil hakimlerdeki usule uygun olarak Milli Savunma Bakanlığı'nca askeri adalet müfettişi görevlendirildiğini okumuştum. Bu müfettiş incelemesinin sonuçlanıp sonuçlanmadığını bilemiyorum. Belki de sonuçlanmış olup , müfettişlerin tanzim ettikleri rapor doğrultusunda böyle bir atama işlemi yapılmış olabilir.
-MİT müsteşarını ne sıfatla ifadeye çağırıyor?
-Bunu bilmiyorum. Ancak , mevcut yasalara göre askeri savcı aynen sivil savcılar gibi soruşturma yapmaya yetkilidir. Bununla birlikte , şayet tanık sıfatı dışında bir sıfatla ifadeye çağırmış ise, MİT müsteşarı hakkında soruşturma yapılabilmesi için yasalarda yer alan düzenlemelere (başbakanın izin vermesi gibi ) uygun davranılmamış ise , savcının davranışını tasvip etmem mümkün değil. Büyük ihtimal MİT müsteşarını ifadeye çağırması olayı ile ilgili olarak da hakkında müfettiş görevlendirilmiş olabilir. Bütün bu durumlar dikkate alındığında , bulunduğu görevden başka bir göreve atanması bence normal ve aslında yapılması gereken bir işlemdir. Esasen , atama kararnamesi Milli Savunma Bakanı, Başbakan ve Cumhurbaşkanı tarafından imzalanıyor. Şayet bu atama uygun bir atama olmasaydı Milli Savunma Bakanı, Başbakan ve Cumhurbaşkanı tarafından kararname imzalanmaz ve geri gönderilirdi. Diğer yandan , askeri hakim veya savcılardan görevinin gerektirdiği özen, dikkat veya mesleğe yakışmayan davranışlarda bulunduğu tespit edilenler hakkında gerekli yasal işlemlerin mevzuata göre yapılmış olduğunu da gösteren bir örnektir bu atama.
NURİYE AKMAN





 
  *** SİZİ KUTLUYORUZ *** BUGÜN 1155330 ziyaretçi (2520318 klik) MİSAFİRİMİZ OLDUNUZ ***  
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=
haberler haberler


Google Arama
Sitemde Arama
Yaşam ve İnsanlar

İstanbul Servisleri Neden Pahalı ? burakesc
Namaz Kılan Minik ile burakesc
GİMDES Helal Gıda Ramazan Buluşması burakesc