Create Your Own Countdown

Google

   
  *** İYİLİK İİN KOŞANLARIN YERİ***
  Prof.Dr.Nevzat TARHAN - NP GURUP
 

Prof.Dr.Nevzat TARHAN


NPGrup


^^^
kuruşları için tıklayabilirsiniz








Toplumu 'kışla', Meclis'i 'yedek subay taburu', bakanları 'asteğmen' gören anlayışa tepki gösteren Prof. Nevzat Tarhan, 'Önce TSK aydınlansın' dedi.

Psikiyatr Profesör Nevzat Tarhan, TSK'nın ortaya çıkan "Türkiye'yi biçimlendirme planı"nı Vakit'e değerlendirdi: Toplumu 'kışla', Meclis'i 'yedek subay taburu', bakanları 'asteğmen' gören anlayışa tepki gösteren Prof. Nevzat Tarhan, "Türkiye'yi 'büyük ikna odası' yapmaya çalışan generaller önce kendilerini aydınlatsın, sonra toplumu" diye konuştu.

28 Şubat sürecinde Gülhane Askerî Tıp Akademisi'nde (GATA) "Albay" rütbesiyle Klinik Şefliği yaparken dönemin Genelkurmay İkinci Başkanı Orgeneral Çevik Bir'in talimatıyla Gaziantep'e "Veteriner" olarak atanan Psikiyatr Profesör Nevzat Tarhan, TSK'nın ortaya çıkan "Türkiye'yi biçimlendirme planı"nı Vakit'e değerlendirdi.

Emekli Tuğgeneral Adnan Tanrıverdi'nin önceki gün gazetemizde yer alan "Genelkurmay'ın yalanlamaya çalıştığı ve 'imzasız, onaysız' dediği Türkiye'yi biçimlendirme planının benzerini biz 28 Şubat sürecinde yaşadık. O günlerde bize verilen emirlerde yazının ne başlık kısmı, ne de imza bloku vardı" şeklindeki açıklamalarının ardından, Prof. Tarhan da "Maalesef Tanrıverdi Paşa'nın da söylediği gibi TSK'nın içinde ve dışında bu şekilde uygulamalar var. Hukuktan kaçırılan, altına imza atmaktan çekinilen, psikolojik harp adına kendi subayını bile tuzak raporlarla harcayabilen çağdışı bir anlayış vardır" diye konuştu.





"İNANMAMIZI KİMSE BEKLEMESİN"
Basına yansıyan "Bilgi Destek Planı ve Faaliyet Çizelgesi" ile ilgili Genelkurmay'ın yalanlama metnini değerlendiren Tarhan, "Genelkurmay 'Böyle bir planla işimiz olmaz, özel birimlerimiz durumdan vazife çıkararak böyle bir şey yaparsa izin vermeyiz, TSK dinin siyasete karışmaması demek olan laiklik kadar, ordunun siyasete karışmaması demek olan demokrasiye de saygılıdır' demedi. Eski Yunanistan'da yakalanmadıkça hırsızlık serbesttir. Burada da böyle, 'deşifre edilmedikçe darbecilik serbesttir' gibi ilkel bir düşünce var. Genelkurmay bildirilerine bakarsanız demokrasi vurgusu hiç yoktur. Demokrasi sözü geçse de kötüye kullanıldığını vurgulamak için geçmektedir. Üç defa darbe yapmış bir ordunun siyasetle el altından ilgilenmediğine inanmak saflık olur" diye konuştu.

"İMZASIZ UYGULAMALAR SÜRÜYOR"
Tanrıverdi Paşa'nın 28 Şubat sürecinde imzasız belgeler ile verilen emirlere örnek sunmasının 'Bilgi Destek Faaliyeti Çizelgesi'ni anlamak için yeterli olduğunu belirten Tarhan, "Maalesef Tanrıverdi Paşa'nın da söylediği gibi TSK'nın içinde ve dışında bu şekilde uygulamalar var. Hukuktan kaçırılan, altına imza atmaktan çekinilen, psikolojik harp adına kendi subayını bile tuzak raporlarla harcayabilen çağdışı bir anlayış vardır. Artık bu konuyu tartışmaya açmak zorundayız. Bu, TSK'nın olduğu kadar, herkesin yararına olacaktır. Geçmişte ve günümüzde yaşanan olayların nedenleri mutlaka ortaya çıkartılmalıdır. TSK içinde olduğu kadar, hiçbir kurumda hukuk denetiminden kaçırılmış uygulamalar olmamalıdır" dedi.

"TBMM HESAP SORMALI"
Söz konusu 'Bilgi Destek Faaliyeti Çizelgesi' doğru ise ülkenin büyük bir felaketle karşı karşıya olduğunu belirten Profesör Tarhan, sözlerini şu şekilde sürdürdü: "Yalanlanma tatmin edici olmadığı için doğru olma ihtimali var. Kendini her şeyin merkezine aldığı anlaşılan bir Genelkurmayımız var. Buna göre; 'Medya kullanılmalı, kanaat önderleri kullanılmalı, sanatçılar kullanılmalı.' Bu yaklaşımda hiç empati yok. 'Aydınlatma timleri kurulacak'mış. Dikkat ediniz aydınlanma değil, aydınlatma... 'Toplum bilgilendirilecek'miş. Konunun özü; 'Yargıçları ikna et, kendi subayını ikna et, gerekirse dini kullan, muhalifleri karala, teröre sessiz kalanları taciz et' şeklinde... Kurumlara var mı hesap soran bir mekanizma? Yok... Ülkemizde maalesef hesap soran ile hesap veren karışmış durumda. Hesap soranın toplum olması gerekirken, hep hesap veren toplum olmuştur. Ülke demokrasi ile yönetiliyorsa asker TBMM'ye hesap vermelidir. TBMM ise artık hesap sormalıdır."

"KOMUTANLAR MİLLETİN EMRİNE GİRMELİ"
Sarıkız ve Ayışığı adı verilen darbe planlarıyla ilgili Meclis'in üstüne düşen görevi yerine getirmediğini söyleyen Tarhan, "'Sarıkız' ve 'Ayışığı' darbe planları deşifre edildiğinde, siyasi irade güçlü durmadı. Her şey ortada iken en basit olan tercih edildi. Yani, Nokta kapatıldı. Dün olduğu gibi bugün de karşımıza çıkan durum örtbas edilirse, devlete olan güven azalır. Ciddi sorunlar ile karşı karşıya kalırız. Kaybolan güven ortamını yeniden tesis etmek için komutanlar artık milletin emrine girmeli ve karşısında esas duruşa geçmelidir" dedi.

"MECLİS YEDEK SUBAY TABURU DEĞİL"
Toplumu kışla ve meclisi yedek subay taburu gören algının değiştirilmesi gerektiğini ifade eden Tarhan, "Ordumuzun şerefini kurtarmak için Türkiye'yi 'Büyük ikna odası' yapmaya çalışan generallere 'Yanlış yapıyorsun paşam' demeliyiz. Bunu söylerken küfür değil bilgi, veri ve yaşadığımız örnek olaylardan hareket ederek eleştirilerimizi yapmalıyız. Toplumu kışla, meclisi yedek subay taburu, bakanları asteğmen, başbakanı Türkiye'nin belediye başkanı gören algıyı böyle değiştirebiliriz. Çok şükür ki bu algı ordumuz içinde azınlık durumundadır" diye konuştu.

"ÖNCE KENDİLERİNİ AYDINLATSINLAR"
Prof. Nevzat Tarhan, toplumdan çok öncelikle bazı bürokratların aydınlatılmaya ihtiyacının olduğunu belirterek, şöyle konuştu: "Genelkurmay'a kimler halkla ilişkiler hizmeti veriyorsa, hiç bilimsel hareket etmiyor. Bilimsel iletişim ve liderlik tekniklerinde insanları anlamak, kategorize etmemek, önyargısız olmak, özeleştiriye açık olmak esastır. Klasik ve bayatlamış iletişim tekniklerinde tepeden bakarak, inanmadan, rol yaparak, gerekirse yalan söyleyerek insanları etkilemeye çalışılırdı. Bu tekniği kullananlar gerici iletişimciler oldular. Varsayımı savunan varsa, ona 'Sayın paşam önce kendinizi aydınlatın, sonra toplumu...' dememiz gerekir."

 
TSK DA REFORM  MAĞDURLAR

Analarımızın bir sözü vardır ‘Yaşa ki göresin evladım’ şeklinde� Hoyrat, bencil ve merhametsiz güvenlik birimlerinin yaptıkları yanlarına kâr kalmamaya başladı.
 
Gandi’nin ‘Sabır ve Bilgelik’ olarak özetlenecek yöntemi ile aktif sabır içinde haklarını arayanlar meyvelerini toplamaya başladılar.
 
Genelkurmay Başkanlığı’nın açıklaması ‘Masuniyet karinesi ve adil yargılama hakkı’nın zedelenmesinden rahatsız olunduğunu gösteriyor.
 
Aslında gözaltına alınma ve kovuşturma uygulamaları yeni değil.
 
TSK’dan sorgusuz, sualsiz ve savunma alınmadan ihraç edilen, bir gün sabah sarı bir zarfla karşılaşıp elinden ekmeği alınıp sokak ortasında bırakılan ve belediyelerde bile çalışmasına izin verilmeyen 1550 civarında subay, astsubay “Benin masuniyet karinem ne olacak?” diye soruyorlar.
 
Senelerdir köyünde, evinde hayvanları ile ilgilenen doğulu vatandaş kapısını çalan, postalları ile eve giren jandarmaya “Benim masuniyet karinem ne olacak?” diye soruyor.
 
Faili meçhul ile bir yakının kaybetmiş, kitap okuduğu için hapse atılmış, düşünce suçundan yargılanan, terörle mücadele adı altında itilip kakılan Anadolu çocukları “Benim masuniyet karinem ne olacak?” diye soruyorlar.
 
Fakat askeri bürokrasi ilk defa kendilerine dokunulduğunu görünce hukuku hatırladı. Daha önce ‘Emir demiri keser, hukuk neymiş, ben yaparım onlar haklarını arasınlar, devletin yüce menfaati için hukuk rafa kaldırılabilir’ gibi sözlerTSK’da görev yapanların duydukları sıradan sözlerdi.
 
İzzetbegoviç savaşırken ‘Düşmanlara borcumuz var o da âdil olmaktır’ demişti ve dünyayı dize getirdi.
 
‘Dostlarıma her şeyimi düşmanlarıma sadece hukuku veririm’ diye özetlenecek savaş hukukunu bile vatandaşına layık görmeyen askeri bürokrasinin iç muhasebeye ve yeniden yapılanmaya ihtiyacı vardır.
 
28 Şubat hukuksuzluğunu başlatan emekli Genelkurmay Başkanımız İsmail Hakkı Karadayı ‘TSK yı bölmek isteyenler var’ diyor. Doğrudur TSK gibi güçlü bir ordudan rahatsız olanlar olmuştur ve olacaktır.
 
Fakat Sayın Karadayı, ‘Akıllı komutan düşmanını artırmaz’, bunu bilmiyor mu?
 
Bir psikoloji yasası vardır ‘Yansıtma yasası’. Bu yasaya dikkat etmezsen dostunu düşmanını karıştırman mümkündür. Kendi içindeki temelsiz korkular nedeniyle tehdit algılamanı değiştirirsin. Zarar ve kötülük görme duygularını dışarı yansıtarak şu kişiler benim düşmanım olabilir dersin.
 
Mesela İslamofobin varsa İslami her türlü sembolü tehdit olarak algılarsın ve düşman olarak ilan edersin. Kendi halinde siyasi talebi olmayan dindar insanlara hukuksuzluk yapmaya başlarsın. Onlarda haklarını savununca ‘Bölücülük yapıyorlar’ dersin
 
Eğer çevrenden bazı kişilerin hukunu hiçe sayarsan sonra o kişiler hakkını aradığında ‘Bak işte bunlar itaat etmiyorlar, kamu düzenini bozuyorlar’ diye düşünürsen kendini aldatırsın.
 
Eğer komutan TSK’ya toplumun güvenini ve sevgisini azaltacak hukuksuz uygulamalar yaparsa bölücüleri beslemiş olur. Düşmanını artırarak TSK gittikçe yalnızlaşıyor, bölüneceğiz korkusu mantıklı gerekçelere dayanmazsa geçici olarak insanlar inanır gerçek ortaya çıktıkça komutana güven zayıflar.
 
Sayın Karadayı Genelkurmay Başkanlığı döneminde askeri birliklerde mescit kapatması ve dindar personelin fişletmesi ile ünlendi. Toplumun içini acıttı. Dini siyasete alet edenlerle mücadele edeceğim derken dinle mücadele yolunu seçti.
 
Bütün yapılanları unutup kendi sebep olduğu askeri bürokrasiye olan tepkiyi bölücülük olarak algılaması olaylardan hiç sonuç çıkarmadığını gösteriyor.
 
Akıllı kişi hatayı görüp kabul etme erdemini gösterir. Zaten toplumun tek istediği adam yerine koyulmak, değer verilmek ve değerlerine saygı duyulduğunu görmektir.
 
TSK’nın halk içindeki görünen yüzü Jandarmanın hali perişan.
 
Eski yöntemlerle çalışan, toplumu fişleyen, masuniyet karinesini ucu kendisine dokununca hatırlayan, darbecilerin çöreklendiği bir Jandarma teşkilatı yüz kızartıcı durumda.
 
Jandarma teşkilatı mutlaka çağdaş hale sokulmalıdır. İç Güvenlik Komutanlığı haline getirilip İçişleri Bakanlığına bağlanması doğru olabilir. İnsan hakları derslerinin ve hukuk bilgisinin verildiği, halkı küçük görmeyen subay kadroları oluşturulmalıdır.
 
Ortadoğu kaynayan kazan durumunda her an her türlü savaş çıkabilir. TSK’nın asıl görevi bu konularla ilgili etütler yapmak, güvenlik projeleri üretmek, plan tatbikatları geliştirmektir.
 
Geleceğin savaşı olacak elektromanyertik savaş konusunda çalışmalıdır. Fosfor bombalarına karşı çözüm aramalıdır. Şu an İsrail’in ve ABD’nin bizim için tehdit oluşturma potansiyelini değerlendirmelidir.
 
Asıl görevini yapmaya engel olan siyasete sürekli müdahale etmek, Jandarmayı darbe planları içinde tutanlara sessiz kalmak, askeri istihbarat arşivini açıp çete soruşturmalarını başlatmamak, görevini ihmalin ötesinde görevini kötüye kullanmaktır.
 
Toplum ne olacak TSK’nın hali derse ne yapacağız?
Sayın Demirel ‘Bir tane TSK’mız var dikkat edelim’ derken, TSK gemisini yanlış kullanan, yolculara kötü davranan, kendi işini yapmayıp başka işlerle meşgul olan TSK’nın kaptanlarına mesaj vermişti. Bu sözü MGK’da söylemişti çarpıtmayalım lütfen.
Yaşananlardan doğru dersler almak neden bu kadar zor, çok merak ediyorum.
.
NEVZAT TARHAN
Söz sizde
 
Ali ERDOĞAN'a

Sevgili dostum, evet TSK bizim gözbebeğimizdir, işte görüyoruz adam gibi silahlı gücü olmayan milletlerin ne kadar zulme uğradığını. Fakat bu durum bizim_silahlı gücün kölesi olmamızı_gerektirmez.Şayet bu kurumu yönetenlerin bir hatası varsa elbet bunlar konuşulmalıdır. Kol kırılır yen içinde kalır anlayışıyla devam edersek, o kol pek yakın zamanda kangren olur. İşte o zaman vah halimize.Dikkat edersen yazar da yıkıcı olmaktan ziyade yapıcı eleştirilerde bulunuyor, çıkış yolu gösteriyor. Tebrikler...

2009-01-21 09
peki türk milletinin masuniyet karinesi...

yıllardır biz millet olarak,uğur mumcu cinayetiyle ,hablemitoğlu cinayetiyle,madımak oteli cinayetiyle ve daha söyleyemeyeceğim bir çoğu ile suçlanıyoruz.ve bu davada tarafız.çoğumuz işimizi psikolojimizi,normal davranışlarımızı kaybettik.ruh toplum olduk.bunun karinesi nolacak.hadi biz konuşunca mahkeme etkileniyor.bu gün malül gazileri ayaklandırmışlar.bu da mahkemeyi etkilemiyormu.bunların mahkemeyle ne alakası var.biz infial yaratacak hiç bir şey söylemiyoruz.yoksa infiale neden olacak şeyler de var.

2009-01-21 
evet mahkemeden önce yazmak hetalı.ya mahkemeden sonra ne olacak.

askerin onurunun zedelenmesi bizim de onurumuzu zedeler.işta tam da bu nedenle yeterli psikolojik akli muazenesi insana yakışmayacak kişiler asker olmamalı.askerse askerliği son bulmalı.elindeki silah çocuk oyuncağı değil.ergenekonda şahıs suçları önemli değil.şahıslar çoğu ne yaptığından habersiz.fotoğrafın tamamını görmüyor.bu durumda empatisi yok.fil,ergenekon filin kulağı mı,ayağımı,hortumu mu,karnı mı kuyruğu mu.hepsi.yamuk bir düzen.kamuya açık olması şart değil ama bir kurumsal temizlik şart.

2009-01-21 
Bir Asker İntiharı !

Ordudan sonra,Belediyeden sonrada Özel işyerinden *Attırılan* hukuken varsayılan suçuna karşılık,el altından *hukuksuz* olarak üçüncü kez *cezalandırılan* bir İNSAN ın gerçek hikayesi. merak edenler için web sitemde.Saygılar.

2009-01-21 
Ali Erdoğan

Ordu da kendine çeki-düzen versin.. Ordu bizim ordumuz, buna kimsenin itirazı yok... Ama ordu, kendini halkın üzerinde görmesin, halkin seçtiği vekillerin üzerinde görmesin... Herkes yerini bilsin... Biz bunu istiyoruz

2009-01-
Önce jandarmayı halletmek lazım ...

Jandarma kırsal güvenlik gücüdür. Bir nevi kır polisi de diyebiliriz . Ama bizde genelkurmayın eli,gözü,kulağı olmuştur. Vali , misafir takımın otobüsleri taşlandı diye bir anda görevi ihmal gerekçesiyle 30 polisi açığa alabilir ve nitekim 15 sene önce Balıkesir'de almıştır ama bir jandarma uzatmalı çavuşunu elleyemez.. Jandarmayı polis teşkilatına benzeyen bir yapıya kavuşturmak ve başta Harbiye kökenli subayları ve asker giysilerini yeniden yapılandırmak Hükümetin boynunun borcudur..

2009-01-20 
Yazarın tutumu yanlış.

Zaten milletin orduya güveni zedelendi. Bir de sen buradan yüklenme. Ne olucak yani tamam orduya yüklendik. Orduyu eleştiridik. Ne olucak. Nereye çıkıcaz. Nereye. Bindiğin dalı sars salla ne yapabilirsin. Bu sert eleştirilerle nereye gidebiliriz. Ne yapabiliriz. Orduyu mu içeri atalım. Ne yapalım.

2009-01-
Bindiğin dalı kesmek

Askerlik yapmak,TSK da görev yapmak,askerliğin şartlarına severek uyum sağlamak;şehitliği,gaziliği mutlulukla kabullenebilmek,aslında milletimizin İslam inancına olan duyarlılığının eseridir.Türk ordusu,asırlarca bu sayede destanlar yazabilmiş,inanca dayalı cesaretini ortaya koyabilmiştir.Çünkü ölüm korkusunun tek ilacı Allah inancıdır.Ordumuzu,en azından mevcut durumunda muhafaza etmek isteyenler,mensuplarının inançlarını arttırmanın çaresini aramalıdırlar.Hıristiyan ordularında görevli din adamları var.

2009-01-
Tebrik ve teşekkür

Türkiyemize hukuk ve demokrasi sizler gibi cesur fikir adamları sayesinde gelecektir. Tebrikler hocam. Gölgesinden korkarak haksızlığa göz yumanların kulakları çınlasın. Yazılarınızı ilgi ile okuyoruz.

2009-01-
*

İsrail füzelerini bize çevirse biz ne yapacaktık acaba çok merak ediyorum. Din bilime, ilerlemeye engel olsaydı 7 milyonluk İsrail dünyaya meydan okuyabilir miydi? Duvarlar önünde sallanarak uyduruk bir din uğruna dünyaya hakim oldular. Bizde bırak namazı orucu, içki içmeyen fişli. Başımıza bir hal geldiğinde bakalım laikçilik bizi koruyabilecek mi?

Mimiga







   
Genelkurmay Başkanlığı’nın yaptığı açıklama bu yazıyı kaleme alırken geldi. GATA Haydarpaşa Eğitim Hastanesi’nde olan olaylar ve GATA’nın Ergenekon sanıklarının ‘Mutlu sığınağı’ olması ve  olan olayların etik dışı ve insani değerlere uymaması gibi bir durum vardır.
 
Sayın Mukaddes Eruygur’un yaşananları onaylarken koskoca Genelkurmay’ın önyargılı ve mesnetsiz açıklama yapması TSK’yı yıpratmaktadır. Bir kurmay bütün verileri dikkate almadan karar veremez, lehte ve aleyhte bilgilere ulaşmadan hükme veremez.
 
Onurlu kurumlar doğuracağı sonuçlar ne olursa olsun gerçeklerden kaçmazlar. Bu davranışı Genelkurmay’dan beklememiz iyi niyet göstergesidir ve kurmay ahlakının gereğini beklemektir.
 
Aslında Genelkurmay’ın lehte aleyhte delil toplamak için hiç bir inceleme ve soruşturma yapmaması ve yapmayacağını deklare etmesi etik dışıdır. Bu açıklama çok düşündürücüdür.
 
Hatayı kabul edip özür dilemek yerine direnmek ve kamuoyu önünde olanları örtbas etmeye çalışmak ilginçtir ve belki de suçluluk psikolojisinin bir sonucudur!
 
Genelkurmayın Ergenekon soruşturmasında gösterdiği ‘gönüllü bir körlük’ mü bunu kamuoyu takdir edecektir?
 
Adalet Bakanlığı müfettişleri Gülhane Askeri Tıp Akademisi Haydarpaşa Eğitim Hastanesi’ni büyüteç altına almışlar. Savcılarımız GATA’ya ‘haki’ büyüteçle bakarlarsa göremezler. Kirli işlerin faturasını birkaç doktora yıkarak kurtulma taktiği dikkat çekiyor.
 
GATA Komutanı Tabip Tümgeneral Fahrettin Alpaslan 1996 Kasım’ında evinde intihar sonucu ölü bulunmuştu. Onuruna düşkün ve fedakar kişiliği ile tanıdığımız Fahrettin Paşamız sağ olsaydı olanları anlatırdı.
 
Hatta GATA’nın vadi inşaatında yolsuzluk nedeniyle şahsına yapılan suçlamaları hiç hazmedemediği biliniyordu. O yolsuzluk işinde Ergenekon çetesinin kirli işlerinin olduğunu iddiası hiç yabana atılmamalıdır.
 
Kullanılmanın vicdan azabı çok acıtıcıdır.
 
28 Şubat 1997 sürecinin ilk Psikolojik Savaş operasyonu GATA’da başlatılmıştı. 1994 yazında Cumhuriyet gazetesi bir manşet attı. GATA’da irtica almış başını gidiyor diye...
 
Hemen bu ihbarı değerlendiren ‘Komutanlarımız’ bir denetleme kurulu oluşturup sözde bir rapor hazırlıyorlar. Bu kurul imzasız ihbar mektuplarına ve şimdi anladığımıza göre Ergenekon çetesinin sunduğu malzemelere ve yazdığı senaryolara göre hareket etmiş.
 
Böylece 1995 yılında 35 öğretim üyesinin tayini çıktı. Çoğunluğu mahkemeyi kazandı geri döndü ancak istifa etmek zorunda kaldı. Böylece çürük yumurtalar(!) temizlenmiş oldu.
 
Bu Ergenekoncular çok ileri görüşlü imişler GATA’yı dikensiz gül bahçesi yapmak istemişler (!).
 
Bugün bakıyoruz Ergenekon davasında tutuklu Generaller GATA’nın ‘şefkatli’ kollarına kavuşmak için çırpınıyorlar.
 
Fenerbahçe Orduevi ‘Dostlar Meclisi’nin yüksek üyelerince işgal edilmiş durumdadır. Şu kesin ki Fenerbahçe Orduevi'ni kapatırsanız darbe ihtimalini yüzde elli azaltırsınız.
 
Encümen-i Daniş’in bir üstü konumundaki ‘Dostlar Meclisi’nin bir gongla başladığını ve özel ritüelinin olduğunu tahmin etmek zor değil.
 
GATA’nın bazı hekimleri Emekli generallerin askerlik hatıralarını dinleyerek başlarını sallamaktan mutlularsa onlara bir diyeceğimiz yoktur.
 
Bazı kibirli emekli generallere ‘gönüllü kölelik’ yapmak hiç bir hekime yakışmaz.
 
Bir bilim adamı verileri dikkate almadan karara varmaz.
Bir bilim adamı doğuracağı sonuçlar ne olursa olsun gerçeklerle yüzleşmekten kaçınmaz.
Bir bilim adamı konunun lehine ve aleyhine deliller üzerinde ciddi bir biçimde düşünmeden kanaat oluşturmaz.
 
Yalancılık, zalimlik, ikiyüzlülüğün çirkin yüzünü görenler dürüstlük, tarafsızlık ve âdil olmanın gereğini daha çok hissederler.
 
İçimizde ‘doğru şeyi yapmanın sıcaklığı’nı hisseden hekim ve hakim ahlakına o kadar çok ihtiyacımız var ki?
 
Gönüllü körlük gönüllü köleliğe gider. Prof. Dr. E.Diş Tabip Albay Hüseyin Haskan hocamız birçok şeyi biliyor diye düşünüyorum.
 
GATA’da satışa gelen ve hapis yatan bu ağabeyimizin konuşması ne iyi olurdu ki!
 
Evet bu derece zan altında kalan bir kuruma adli vaka göndermek Maltepe Cezaevi’nden Ağca’nın kaçırılmasına göz yummakla aynı anlama geldiğine dair kamuoyu algısını hatırlatmak isterim.
 
GATA’nın Ergenekon’un gizli hazinelerinden birine misafirlik yapıp yapmadığını çok merak ediyorum.
 
Terör savcılarımız GATA’yı iyi incelemeliler. Bu arada da GATA’ya hasta sevkini durdurmalılar. Kamu vicdanı çok rahatsızdır.
 
Prof. Dr. Nevzat Tarhan � Haber 7
Toplam 15402 kez okundu.


Söz sizde!
HABER7 üyesiyseniz haberimize yorum yapmak için TIKLAYIN. Henüz üye olmadıysanız lütfen üye olmak için tıklayın.
Bu söz Çok Konuşulacak

Sayın TARHAN. Damdan düşen olarak, yazılarınız TARİHE TANIKLIK ediyor.Yola devam.Tebrikler. *Fenerbahçe Orduevi'ni kapatırsanız darbe ihtimalini yüzde elli azaltırsınız.* Bu deyim,çok tutacak gibi. Gata dan Birsabah ansızın sivil elbiselerle,suçunuz bile açıklanmadan,yargıya gidemeden,belediyeye -özel iş yerine giremeden kapı önüne konmak. Acaba nasıl bir duygu. İntihar eden sb.hikayesi web sitemde. -İlahi-Yüce adalet ; Aynı Gata şimdi,çektirenlere, sığınma yeri. *Vekil olarak O yeter* Saygılar.




BİLGE DOKTOR NEVZAT TARHAN Psikiyatri bilgisi ve tecrübesini pek de fark ettirmeden konuşturuyor, Nevzat Bey. Siyaseti de rehabilite ediyor, ince çözümler öneriyor ve bunlar da oldukça mantıklı teklifler. Psikolojik savaş yürütenleri ve ruh hallerini çok sade ve yumuşak bir biçimde ifşa ediyor.
BİLGE DOKTOR NEVZAT TARHAN

Rahmetli Üstad Cemil Meriç de uzun zaman münzevi olarak fildişi kulede yaşamış, yeniden topluma dönüp eriştiklerini paylaşmaya başlayınca önce şaşkınlıkla karşılanmıştı. Lakin bu çok sürmeden hayranlığa dönüşmüş; art arda çıkan kitapları, gazete yazıları, mülakatları, verdiği seminer ve konferanslarla; deyim yerindeyse, fırtınalar estirmişti. Büyük düşünceleri bir iki kelimeyle ifade edebilen veciz üslubu ve kuvvetli cümleleri, öfkeli ve çarpıcı konuşmaları, aydınları ve gençliği derinden etkilemeyi başarmıştı. Sonradan şunu söyledik kendi kendimize: Onca yıl neden münzevi yaşamıştı, neden daha önce kültür dünyamıza girmemişti, bu mübarek insan…

 

Tabii o zamanlar biz gençtik; 1980 öncesi ve sonrasında, liseyle üniversite yıllarında paldır küldür yaşıyorduk. Düşüncenin, bilginin, sanatın nasıl ortaya çıktığını idrak edecek halde değildik. Kendimiz gibi sanıyorduk bilginleri, düşünürleri, bilgeleri: Gündüz koşan, gece okuyan ve tartışan hatta bağıran, yorulmak bilmeyen... Hâlbuki halis tefekkür, inzivanın çocuğudur; sükûtun, sükûnetin sonucudur. Biraz dinginlik bulunca anladık ki her bilge, her mütefekkir önce susmuştur, uzun zaman yalnız kalmıştır hatta yalnızlığın keskin azabını çekmiştir; bu çileyle yoğurmuştur kendini ve düşüncelerini ve eserlerini.

 

Yine böyle bir bilgeyle karşı karşıyayız kanaatimce. İlk kitabı, 37 yaşındayken 1989’da yayınlanan asker kökenli bir psikiyatr, bir hekim*. (Aslında onu bana ilk tanıtan kişi, “Makul Çözüm” programını hiç kaçırmayan kıymetli eşimdir.) 2003’te bir seminerini dinlemiş, kendinden emin kişiliği ve sakinliği dikkatimi çekmişti, kitaplarını da az çok okumuştum ama iyi bir psikiyatrdan öte bir yapısı olduğunu o zaman pek fark edememiştim. Asıl 2007’de çekti dikkatimi benim, bu bilge kişi. Aksiyon Dergisi’nden Ufuk Şanlı, 28 Şubat süreci ve darbecilerin psikolojisiyle ilgili bir mülakat yapmıştı kendisiyle (sayı 608, 26.02.2007, bkz. http://www.aksiyon.com.tr/detay.php?id=26827&yorum_id=17305 ) Sonra haber7.com sitesindeki yazılarını okumaya başladım ve içime “yeni bir bilgeyle karşı karşıyayız” cümlesi doğdu.

 
 

Yazıyı yazmakta tereddüt ettim önce. Lakin üst üste yazılan dikkatli, ince ve aydınlatıcı yazılar, beni mecbur kıldı. Güçlü birikimini, güncel olayların açıklanmasında, dikkatli ve hassas bir üslupla ortaya koyuyordu. Siyasi ve güncel yazılar yazmadığı zamanlarda çok iyi gözlemler yapmış; satır aralarında, yakın geçmişi (1980, özellikle 1998 sonrasını) birkaç fırça darbesiyle aydınlatan cümleler var. Psikiyatri bilgisi ve tecrübesini pek de fark ettirmeden konuşturuyor, Nevzat Bey. Siyaseti de rehabilite ediyor, ince çözümler öneriyor ve bunlar da oldukça mantıklı teklifler. Psikolojik savaş yürütenleri ve ruh hallerini çok sade ve yumuşak bir biçimde ifşa ediyor. Şimdilerde moda olan tercüme tabirle, yumuşak bir güç; en sert sözleri söylüyor bazen ama kimseyi ürkütmüyor. Ondan daha çok (siyasi, güncel ve sosyolojik) yazı istenmeli diye düşünüyoruz çünkü geçmiş ile bugünü gerçekten ustaca birleştiriyor.

 

Nevzat Bey, önemli bir bilim adamı, ciddi bir yazar, geniş ufuklu bir bilge olmasına rağmen ancak internet sitelerinde yazabiliyor. (Büyük gazetelerde böyle bir kişiye bir yer yok mudur; o yerler, sahiplerine ömür boyunca verilmiş mülkler midir; haftanın, ayın ve senenin her günü yazmak zorunda mıdırlar, köşe yazarları? Yine mi zülfü yâre mi dokunduk yoksa?) Üstad Cemil Meriç, o dönemin bazı gazete ve dergilerinde düzenli olarak yazardı; biz de hararetle takip ederdik onun köşesini. O 7,2 şiddetindeki yazılar, gençliği nasıl da etkilerdi; bugün dahi etkiliyor.

*     *     *
 

Gazetelerimizin, dergilerimizin, sitelerimizin; bilim adamı ve yazarlarımızın sayısı oldukça çoğaldı. Bu elbette çok sevindirici bir gelişme. Lakin bir zorlanma da başladı: Hangilerini okuyacağız, hangisini öncelikle ve önem vererek okuyacağız. Onun için tanıtım ve değerlendirme yazıları yazılmalı. Küçük bir araştırma yaptığınızda şöyle bir sonuçla karşılaşıyorsunuz: 9 kitabı, çok sayıda makalesi; seminer ve konferansları, televizyon programları olmasına rağmen Nevzat Bey hakkında, bırakınız biyografiyi, doğru dürüst bir tanıtım yazısı, yazıları ve kitapları hakkındaki ciddi bir inceleme bulunmuyor. Kanaatimce en önemli kitabı (ilk baskısı 2002’de yapılmış) olan Psikolojik Savaş, Gri Propaganda, 2007’de 9. baskıya ulaşmış lakin aydınlarımız yeterince ilgilenmemiş bu değerli eserle.

 
Bilge doktorun yukarıda bahsedilen mülakatta söylediği şu cümleler ne kadar önemli:
 

“Belirli bir hiyerarşi içinde yetişen ve hareket eden Türk ordusu İttihat ve Terakki döneminde bozulmuştur. Halaskar-ı zabitan olarak tanımlanan bu çetelerin masonluk ve diğer gayri millî unsurlarla bağlantılı olmasından kaynaklanan şoven, ırkçı zihniyeti, ordunun işleyişini ve felsefesini bozarak imparatorluğu çöküşe götürmüştür. Bunlar, vatanı ırk birliğine bağlı bir coğrafya olarak tanımlamışlar ve kendi yanlışlarını despotizmle hâkim kılarak koskoca bir imparatorluğun 10 sene içinde yok olmasına neden olmuşlardı. BÇG de görünürde çağdaş; ama Doğu despotizmini benimsemiş bu zihniyetin bir uzantısıdır. Kendisi gibi düşünmeyen, giyinmeyen, içmeyen velhasıl hayat tarzı kendisiyle uyuşmayan kitleleri tasfiye etmekten ve bunun neticesinde ülkeyi yıkıma götürmekten çekinmeyen bu zihniyet, ordu içindeki “Çanakkale ruhunu” ortadan kaldırmayı hedeflemiştir.”

*     *     *
 

Kendimizden olan insanların kıymetini daha çok bilmeliyiz. Lakin bizim için başkalarının söyledikleri nedense daha önemlidir. Bizden birisinin söylediğinde kıymet atfetmediğimiz bir cümleyi, başkasından duyduğumuzda sanki kerametmiş gibi kabul ederiz.

 

Elbette bilgi, ruh ve değer ifade eden herkesi okuyalım, mümkün olan her şeyi öğrenelim, kültürümüzü arttıralım, lakin önce neden yakın daireden başlamayalım. Nevzat Tarhan içimizden biri, önemli bir bilge; neden daha önce ona müracaat etmeyelim, neden onun sözünü öncelikle dinlemeyelim?

 
 

*Bugünkü dilde hekim olarak kullandığımız kelimenin aslı “hakîm”dir ve “bilge; tabib, doktor” anlamlarına gelir. Hem bilge hem de doktor anlamıyla bu kelime, Nevzat Tarhan Bey’e tam olarak uymaktadır.

 
 
Nisan 2008

 
  *** SİZİ KUTLUYORUZ *** BUGÜN 1153718 ziyaretçi (2516052 klik) MİSAFİRİMİZ OLDUNUZ ***  
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=
haberler haberler


Google Arama
Sitemde Arama
Yaşam ve İnsanlar

İstanbul Servisleri Neden Pahalı ? burakesc
Namaz Kılan Minik ile burakesc
GİMDES Helal Gıda Ramazan Buluşması burakesc