Create Your Own Countdown

Google

   
  *** İYİLİK İİN KOŞANLARIN YERİ***
  Yargı Taraf Olurmu ?
 





'Gizli tanık Erzincan' Başsavcı Cihaner'in kendisini nasıl tehdit ettiğini anlattı  
Gizli tanık Erzincan, 'Savcı Hüseyin' diye bildiği Cihaner'in "İstediklerini yapmadığı takdirde başına geleceklerle" ilgili tehdit edip "Bu işten ölünce çıkarsın" dediğini anlattı
 
 
Albay Dursun Çiçek imzalı İrticayla Mücadele Eylem Planı'nı uygulama için pilot bölge seçildiği iddia edilen Erzincan'da cemaat evlerine silah yerleştirmeden, 800 bin TL'lik rüşvetlere, sahte mühürlü mektupla soruşturma başlatılmasından, ölümle tehdit etmeye kadar çarpıcı iddialar vardı. Cunta tarafından yurtlara ve okullara silah yerleştirmekle görevlendirilen gizli tanıklar; olayları yer, zaman ve kişi göstererek detaylı biçimde anlattı. Olayların merkezinde Erzincan Savcısı İlhan Cihaner vardı. Cemaatlere yönelik komplolar ile ilgili Erzurum Özel Yetkili Cumhuriyet Savcısına ifade veren Gizli Tanık Erzincan'ın iddialarından satır başları şöyle:
JANDARMA KERİM 800 BİN TL TEKLİF ETTİ
� Jandarma istihbarattan Kerim olarak tanıdığım kişi, bana görüşmelerde özellikle Gülen cemaatine ait kolejde kalmam ve bana verecekleri her türlü işi yapmam için baskı yapıldı.
� Bana verdikleri işleri yapmayacağımı söyleyince Kerim bir tane çek çıkardı. Üzerinde özel bir banka adı yazan çeki sallayarak 'Bu ne' dedi. Devamla bu çekin üzerinde "800 milyar yazıyor, biz senin ve ailenin ne kadar yardıma muhtaç olduğunu biliyoruz. Parayı sevdiğini biliyoruz, söylediklerimizi yaparsan bu çek senin olabilir" dedi.
ÇANTALARINA SİLAH VE BELGE KOY
� Nurcu Kurdoğlu Cemaati evinde beraber kaldığım Yüzbaşı Yıldırım'ın çantasına silah ve illegal olan kitap ve doküman koymamı veya evdeki kendi odasında bulunan kitaplığına suç unsuru taşıyan dokümanlar koymamı istediler. (...) bu kişi ile başa çıkabilmek için çantasına ya da odasına mutlaka verecekleri silahı ve illegal belgeleri koymamı söylediler, ayrıca odasına kamera yerleştirmemi söylemişti. Ancak ben kabul etmedim.
� Daha doğrusu bana bunları yapmak için süre verdiler. Ancak ben verecekleri işi yapamadığımı bunun için de kabul etmediğimi söyledim.
'SAVCI HÜSEYİN' DİYE TANIŞTIRILDIM
� Akşam saat 21.00 sıralarında tekrar aynı yerde buluştuk. Yine aynı araç idi, camları perdeliydi, ben arka sağ koltuğa oturdum, az sonra arkadan bir araç yaklaştı. Siyah renkli bir araçtı, kırmızı kravatlı, beyaz gömlekli, koyu renkli takım elbiseli birisi arabaya bindi. (...) (Arabaya binen) Oradaki savcı geriye dönerek, elini uzattı ve 'Ben Hüseyin' dedi. Ben de kendimi tanıttım. Bana ailemle ilgili konuşmalar yaptı. (...) 'Abilerle abi kardeş gibi olmuşsunuz' dedi.
BU İŞTEN ANCAK MEZARDA ÇIKABİLİRSİN
� Savcı bana 'Sen niye abilerini dinlemiyorsun, dediklerini niye yapmıyorsun, ailen var, enişten var, kardeşlerin memur, yaptığın hata onların hepsinin hayatına malolabilir, bu işin içerisine giren herkes mezara kadar bizimle gelir, önemli olan senin deşifre olmaman, seni emniyet de biz de tanıyoruz, bizimle görüştüğünü kimsenin bilmemesi lazım, cemaatte gelişmeler nasıl, kaldığın yerde askerler var mı?' dedi.
� ...Haberlerde 'Erzincan'da cemaate darbe planı' şeklinde haber sunulmaya başlayınca dikkat kesildim. Televizyona döndüm. Televizyonda Erzincan Başsavcısının törende bayrağın yanında ayakta duran görüntüsünü görünce irkildim. (...) 'Savcı Hüseyin' diye tanıtan kel kafalı savcının haberlerde görüntüsü olan Erzincan Başsavcısı olarak gördüğüm kişinin olduğunu anladım.
BİZ DE ÖLÜRÜZ AİLENİ DE ÖLDÜRÜRÜZ
� Gerek Kerem isimli jandarma istihbarat görevlisi ile yaptığım görüşmede Kerim tarafından ve gerekse bana tanıştırılan savcı beni 'Şayet sana verdiğimiz görevler silah konulması, illegal eşyalar konulması ile ilgili olarak bize en ufak bir şekilde ucu dokunursa senin bütün sülaleni bitiririz yok ederiz, gerekirse biz de ölürüz ama senin sülalelini bitirdikten sonra ölürüz' diyerek Kerim ve savcı ayrı ayrı zamanlarda beni tehdit ettiler.
BURANIN REİSİ SALDIRAY BERK'TİR
� Yaz tatiline gitmeden önce yapmış olduğum görüşmede bana 'Merkez Komutanlığındaki kişilerle seni tanıştıracağız, onlarla görüşeceksin, belki bizden çıkıp onlara geçebilirsin, senin önünden geçip de selam bile veremeyeceğim kişinin buranın reisi Saldıray Berk' olduğunu, bunu tanıyıp tanımadığımı sordu. Ben de beni başsavcıyla görüştürdükleri için bu kişinin de Ağır Ceza Reisi olabileceğini düşündüm.

Cezaevindeki ilk başsavcı
Dosya:http://91.93.103.35/icerik/100218-014858-p2k.jpgErzincan ?Başsavcısı Cihaner 'terör örgütü üyeliği' ile 'tehdit ve iftira' suçlarından tutuklanarak cezaevine konuldu.?Cihaner'e birbirinden ilginç sorular yöneltildi
Önceki gün makam odası ve evindeki aramaların ardından gözaltına alınarak Erzurum'a götürülen Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı İlhan Cihaner, Savcı Osman Şanal tarafından yaklaşık 7 saat sorgulandıktan sonra gönderildiği Erzurum 2. Ağır Ceza Mahkemesi'nce tutuklandı. ''Ergenekon terör örgütü üyesi olmak'', ''görevi kötüye kullanmak'', ''tehdit ve iftira'' suçlarından tutuklanan Başsavcı Cihaner, cezavine konuldu.
 


ALBAY ÇİÇEK'LE İLGİLİ 10 SORU

Yaklaşık 6.5 saat süren sorguda Savcı Osman Şanal'ın, Başsavcı Cihaner'e Demokrasiye Müdahale Eylem Planı'nda imzası bulunan Albay Dursun Çiçek'le ilgili 10 sorunun yöneltildiği iddia edildi. Savcı Şanal'ın "Albay Dursun Çiçek'i tanıyor musunuz? Daha önce buluştunuz mu? İrtica İle Mücadele Eylem Planı'nı gördünüz mü" sorusuna Cihaner'in "Albay Çiçek'i tanımıyorum. Kendisiyle karşılaşmadım. Telefonda bile görüşmedim" şeklinde cevap verdiği öğrenildi.

Savcı Şanal'ın, Cihaner'e İsmailağa cemaati soruşturmasını Adalet Bakanlığı'ndan 2 yıl neden gizlediğini ve yasa dışı telefon dinleme yaptırıp yaptırmadığı da sordu. Savcılığın "Cemaat evlerine silah bırakılması hakkında bir çalışmanız oldu mu?" sorusuna Cihaner'in "Kesinlikle mümkün değil. Ben zaten silahsız bir yapılanma olduğu için bu soruşturmayı aldım. Siz silahlı olduğunu iddia ederek bu soruşturmayı benden aldınız" şeklinde cevap verdiği öğrenildi.

GİZLİ TANIĞI ÖLÜMLE TEHDİT

Soruşturma kapsamında gizli tanık olarak ifade veren kişilerle ilişkileri de sorulan Cihaner'e "Gizli Tanık Erzincan'ı cemaat evlerine silah konulması konusunda (bize en ufak bir şekilde ucu dokunursa senin bütün sülaleni bitiririz yok ederiz) diye tehdit ettiniz mi?" sorusunun da yöneltildiği, Cihaner'in "Bu insanları tanımıyorum" dediği ifade edildi. Savcı Osman Şanal'ın, Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı İlhan Cihaner'in malvarlığıyla ile ilgili başlattığı soruşturma kapsamında, anaokuluna giden 5 yaşındaki kızı Sıla Cihaner'in de malvarlığını araştırdığı iddia edildi.


Evinin bodrumundan dava dosyaları çıktı

Başsavcı İlhan Cihaner'in evinde Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü ekipleri tarafından Cihaner'in eşi Muhteber Cihaner ve avukatı Hamit Sekman nezaretinde yapılan aramada 3 cep telefonu, sim kartlar, flaş bellekler, dizüstü bilgisayar, yaklaşık 700 CD, bol miktarda evrak ve aracında da çeşitli CD'lere el konuldu. Cihaner, konutunun iki bölmeli bodrum katının bir bölümünü çalışma odası, diğerini ise depo olarak kullanıyor. Bu depora çok sayıda tutanak, resmi belge ve soruşturma dosyası bulunarak el konuldu.

Tahliye talebi oybirliğiyle reddedildi

Dosya:http://91.93.103.35/icerik/100218-014918-p2k2.jpgİlhan Cihaner'in avukatı Hamit Sekman, dün sabah saatlerinde "Perşembe günü tutukluluğa itiraz edeceğim" dedi. HSYK'nın yargı darbesinin ardından hemen harekete geçen Avukat Sekman, müvekkilinin tutuklanmasına ilişkin mahkemeye itiraz dilekçesi verdi. Erzurum 2. Ağır Ceza Mahkemesi itirazı oy birliğiyle reddetti. Cihaner'in avukatlarından Baki Uzun, "Özel savcının yetkilerinin HSYK tarafından kaldırıldığını, bu nedenle bundan sonra, en azından herhangi bir inceleme yetkisi olmadığını söyleyip, "Ağır Ceza Mahkemesi Başkanlığı'ndan tedbir talep ettik. Çünkü kendisi incelemeleri yapmak, dün el konulan evrakları incelemek istemektedir'' dedi. Mahkemenin, bu taleplerini de reddettiğini ifade eden avukat Baki Uzun, ''(Henüz savcı Şanal'a yapılmış bir tebligat olmadığından dolayı, savcının yetkisini kaldırıp kaldırmadığı mahkememiz tarafından henüz bilinmemektedir) diye itirazımız reddedilmiştir'' dedi.

 



h.gulerce@zaman.com.tr  
Sahiden ne oluyor?
 
Türkiye'nin bir yıllık gündemi için, başka hiçbir şey olmasa, son iki günde olanlar, yeter de artar bile. Çünkü olanların hepsi, Türkiye'de bir ilk... Başsavcı tutuklanıyor, iki amiral 7 saat sorguya alınıyor, 3. Ordu komutanı ifadeye çağırılıyor.
Hepsi görevde ve bu yerlerdeki insanlara ilk defa dokunuluyor. Yani "ne oluyor?" sorusunun kısa cevabı; daha önce hiç dokunulmayanlara, dokunulamayanlara dokunuluyor... Şimdi belli çevreler, kozmik elemanlar hop oturup hop kalkıyor.
Demokrasiyi, hükümeti, yasal düzeni yıkmak için Silahlı Kuvvetler bünyesinde darbe planları yapanlar varsa, bunlara dokunulmasın mı? Savcıların ellerindeki delilleri ciddiye alan hâkimler, tutuklama ve yargılama kararı vermesinler mi? Cuntacılara, darbecilere 60 yıldır dokunulmuyor, yine dokunulmasın mı? Daha önce kimse dokunamamış ve altmış senedir her darbeden sonra, binlerce gencimizin, insanımızın katline seyirci kalınmış, kalındıkça yanan ocaklar artmış, yine seyirci mi kalınsın?
20 yıl önce öldürülen Hürriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Çetin Emeç'in acılı eşi; "Sürekli 'İran' dedik, 'dinciler' dedik. Çünkü ben Atatürkçü, orduyu seven, vatanperver bir kadınım. O yüzden daha devletime hiç kızmadım ben. O yüzden hep İran demek işime geldi sanırım. Başka gerçeklerle yüzleşmek istemedim..." diyor. Hâlâ, koskoca bir toplum, gerçeklerle yüzleşmekten kaçalım mı?
Bu ülkenin gerçeği şu: Bu ülkede, astığı astık, kestiği kestik bir vesayet rejimi, bir statüko var. Gözümüzle görüyor, elimizle tutuyor gibi orta yerdeler, her yerde her kurumda, medyada, yargıda, bürokraside, üniversitelerde, sözde sivil toplum kuruluşlarında varlar. Apaçık, hukuk dışındalar. Bunu açıktan söylemiyorlar ama hep ima ediyorlar, "anlarsınız ya" diyorlar. Bazen ağızlarından kaçırıyorlar, kozmik adamları için; "Onları genç iken devşirdik, yetiştirdik, kolladık, yükselttik, bizim adamlarımız olarak emniyet müdürü, vali yaptık. Her partide, gazetelerde, televizyonlarda, her yerde var onlar..." diyorlar. "6-7 Eylül'ü de biz yaptık. Ne müthiş bir organizasyondu ama..." diyorlar.
Bir gün nedamet duymadılar. Bir gün bu ülkenin sevilen, seçilen başbakanını ve iki bakanını astıkları için ağızlarından bir pişmanlık duydunuz mu? Gençleri katlettiler, cinayetleri seyrettiler, Diyarbakır Cezaevi'ni işkencehaneye çevirdiler, "keşke olmasaydı" diye bir laf söylediler mi?
Tam tersine direniyorlar. Meselenin özünü saptırıyorlar. Yüksek yargı devreye giriyor. Olağanüstü toplantılar düzenleniyor. HSYK, müdahale ediyor, savcının görevini sonlandırıyor. Adaletin peşindeki cesur savcılar, cesur hâkimler, meslektaşları tarafından yıldırılmak isteniyor, tehdit ediliyor, hedef gösteriliyor. Bu da şaşırtıcı değil, İtalya'da Gladio davasında da böyle oldu. En büyük engel, en büyük direnç yüksek yargıdan geldi.
Medyadaki adamları hop oturup hop kalkıyor. "Hesaplaşma" ve "intikam operasyonları" manşetleri atılıyor. Hâkim kararını perdeleyip gazetelerinde, "polis savcılığı bastı" başlıkları atılıyor, NTV'lerde, "başsavcıya abluka" alt yazıları geçiyor. Tahriklerin daniskası, psikolojik harbin katmerlisi yapılıyor. 27 Mayıs darbesinin hazırlığı için de böyle yapmışlardı. "Harp okulu öğrencileri kıyma makinelerinden geçiriliyor" diyenler yine bunlardı. CHP lideri de hâlâ Ergenekon durağında iktidar bekliyor, derhal devreye giriyor, cuntacılar yerine başka yerleri hedef gösteriyor; "biz biliyoruz bu işleri, ayarlayanlar var" diyor.
Tekrar sorumuza dönelim: Türkiye'de ne oluyor? Normalleşme oluyor. Demokratikleşmenin önündeki engeller kaldırılıyor. Vesayet rejiminin yerine millet iradesi geliyor.
Sancısız olmaz bu dönem. Sıkıntısız olmaz. Şimdi samimi ve makul insanlara, cesaret ve bir o kadar da sekine lazım. Silahlı Kuvvetler'in komutanlarına da, yeni Türkiye'yi, demokratik bilinçlenmeyi kabullenme basireti lazım. Bırakınız, yargı işlesin. Yardımcı olunuz.
Asker, ülkeyi yönetmekte ısrar ettikçe bitmez bu gerilim...
18 Şubat 2010

b.korucu@zaman.com.tr  
Hani mahkemeler bağımsızdı?
 
Hâkimler Savcılar Yüksek Kurulu tartışmalı bir karara imza attı. Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı İlhan Cihaner'le ilgili soruşturmayı yürüten Özel Yetkili Savcı Osman Şanal başta olmak üzere görevli 4 savcının yetkilerini kaldırdı.
Gerekçe savcıların yetkilerini aştığı yönünde. Hukuk bilmek gerekmiyor, okuduğunu anlama yeterliğine sahip herkes mevzuatı okuduğunda HSYK'nın haklı olmadığını görüyor. Kurul, Ceza Muhakemeleri Kanunu 250/3'e göre karar veriyor. O madde yargılamaya ilişkin ve birinci sınıf hâkim ve yargıçları Yargıtay'ın yargılayabileceğine atıf yapıyor. Hâlbuki şu anda Erzurum'daki özel yetkili savcıların yaptığı işlem hazırlık soruşturması veya ilk soruşturma diye isimlendirilen bölüm. CMK 251 bu yetkiyi şu sözlerle savcılara veriyor: 250. madde kapsamına giren suçlarda soruşturma, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'nca bu suçların soruşturma ve kovuşturmasında görevlendirilen cumhuriyet savcılarınca bizzat yapılır. Bu suçlar görev sırasında veya görevden dolayı işlenmiş olsa bile cumhuriyet savcılarınca doğrudan soruşturma yapılır." Bu yetmiyor, 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu aynı yetkiyi teyit ediyor. Hem de iki maddede birden. 88. madde "Ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçüstü hâlleri dışında suç işlediği ileri sürülen hâkim ve savcılar yakalanamaz, üzerleri ve konutları aranamaz, sorguya çekilemez."Aynı şekilde 94. madde yetkiyi tekraren veriyor: " Ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçüstü hâllerinde hazırlık soruşturması genel hükümlere göre yapılır. Hazırlık soruşturması yetkili cumhuriyet savcıları tarafından bizzat yürütülür."
Birbirini tamamlayan farklı kanunlar özel yetkili savcıların soruşturma yapmasını amirken, HSYK'nın yetki aşımını nereye dayandırdığını anlamak mümkün değil. Keşke daha tafsilatlı bir açıklamayla bilgi verselerdi. HSYK'nın kararını tartışılır kılan gerekçeler bununla sınırlı kalmıyor. Karar, hâkimlik ve savcılık teminatına halel getiriyor. Haklarında usulüne uygun soruşturma yapılmadan savcılar hakkında işlem yapılması hukuku yaralayacaktır. Hakim ve savcılar elbette HSYK'nın idari denetimine tabidir. Ancak prosedürler yani usuller hiçe sayıldığında keyfilik gündeme gelecektir. HSYK'nın daha önceki benzer kararları Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından mahkum edilmiş ve çok ağır gerekçeler yazılmıştır. 12 Eylülcüler hakkında fezleke düzenleyen Sacit Kayasu kararından dolayı Türkiye'yi daha doğrusu HSYK'yı mahkum eden AİHM, gerekçesinde "kararın savcılar üzerinde baskı oluşturacağını ve görev yapma konusunda çaydırıcı etki yapacağını" kayıtlara geçirmişti.
Ayrıca 4 savcının yetkilerinin alınmasına gerekçe gösterilen bütün uygulamalar mahkeme kararıyla yapıldı. HSYK o mahkemelerde görev yapan hakimler içinde 'teminat' ilkesini zedeledi. 2802 sayılı kanunun 4. maddesi bu teminatı şöyle garanti altına alıyor: "Hakimler mahkemelerin bağımsızlığı ve hakimlik teminatı esaslarına göre görev yaparlar. Hiçbir organ, makam, merci veya kişi, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hâkimlere emir ve talimat veremez, genelge gönderemez, tavsiye ve telkinde bulunamaz. Hâkimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasa'ya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm verirler." Anayasa'nın verdiği ve özel kanunun ayrıntılandırdığı teminat ve bağımsızlık; diğer hâkimleri ve idari kurulları da içine alır. Savcılar hakkındaki kararın hâkimlere de gözdağı olmadığını kimse ileri süremez.
Tabiî mahkeme yahut doğal yargıç ilkesi olarak tanımlanan prensip de çiğnenmektedir. Tabii hakim yargılanacak olayın meydana geldiği anda, o olay için kanunun öngördüğü mahkeme demektir. Savcılar da mahkemelerin bir parçasıdır. 'Tabii hâkimi' el çektirip yeni atama yaptığınızda ağır bir ihlal daha yapmış oluyorsunuz. Kaldı ki "bu mahkemelerde görev yapan hakim ve savcıların disiplin sebepleri hariç, meşru mazeretleri talepleri olmadıkça üç yıl süreyle başka bir yere veya göreve atanamazlar" kanun hükmü HSYK'nın elini kolunu bağlıyor. Buna rağmen Yargıtay ve Danıştay'dan gelen destek mesajları da boşluğa düşüyor.
18 Şubat 2010,
Hukuka darbe kabul edilemez yargı reformu kaçınılmaz oldu  
Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı İlhan Cihaner'in 'Ergenekon terör örgütü üyeliği'nden tutuklanması ve 3. Ordu Komutanı Saldıray Berk'in ifadeye çağrılmasının ardından yaşanan gelişmeler, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'nu (HSYK) yeniden tartışmaların odağına yerleştirdi.
 
 
Daha önce Ergenekon soruşturmasını yürüten savcıları görevden almaya çalışan HSYK, bu kez Cihaner için devreye girdi. Kurul'un yüksek yargıdan gelen üyeleri, Adalet Bakanı'nın katılmadığı olağanüstü toplantıda oyçokluğuyla hukukçuları ayağa kaldıran bir karar aldı. Yapılan yazılı açıklamaya göre, Erzurum'daki Ergenekon soruşturmasını yürüten Özel Yetkili Başsavcı Vekili Tarık Gür, savcılar Rasim Karakullukçu, Mehmet Yazıcı ve Osman Şanal'ın yetkileri alındı. Başsavcı Sinan Kuş'la birlikte adı geçen ilgililer hakkında suç duyurusunda bulunulması kararlaştırıldı. Gün içinde Yargıtay Birinci Başkanlar Kurulu, Danıştay ve Yargıtay Başsavcılığı HSYK'ya destek veren açıklamalarla gündeme geldi. Başbakan Tayyip Erdoğan da hukukçu kurmaylarıyla bir araya gelip, kararı değerlendirdi. Akşam saatlerinde basının karşısına geçen Adalet Bakanı Sadullah Ergin, yüksek yargı organlarının tavrına sert tepki gösterdi. HSYK'nın Anayasa ve CMK'yı hiçe sayarak, savcıları görevden almasını tam bir hukuksuzluk olarak değerlendiren Ergin, Kurul'un yargısal görevi bulunmadığını, buna rağmen 'açık bir yetki gasbı' yaptığını söyledi. Yargıtay'ın ihsas-ı reyde bulunduğunu, Danıştay'ın yanlışa katkı sağladığını, Yargıtay Başsavcısı'nın ise hiçbir yetkisi olmadığı soruşturmaya müdahale ettiğini kaydeden Ergin, "Yargı sistemini kaosa sürükleyecek bu girişimleri yargı bağımsızlığına büyük bir darbe olarak görüyoruz. Yargılama sürecine yapılan bu müdahaleden sonra bağımsızlık ve tarafsızlık bakımından yargı reformunun acilen hayata geçirilmesi zorunluluğu bir kez daha ortaya çıkmıştır." dedi.
Adalet Bakanı Ergin'in sert açıklaması, Başbakan Tayyip Erdoğan'ın başkanlığındaki toplantının ardından yapıldı. Erdoğan, yüksek yargının birbiri ardına aldığı kararların ve yaptığı açıklamaların ardından hukukçu kurmaylarıyla bir araya geldi. Toplantıya Başbakan yardımcıları Bülent Arınç ile Cemil Çiçek, Adalet Bakanı Sadullah Ergin, TBMM Anayasa Komisyonu Başkanı Burhan Kuzu, Adalet Komisyonu Başkanı Ahmet İyimaya ve AK Parti Grup Başkan Vekili Bekir Bozdağ katıldı. Bakan Ergin, 3 saatlik toplantının ardından Müsteşar Ahmet Kahraman'ı yanına alarak basının karşısına çıktı.
Ergin, Yargıtay ve Danıştay başkanları ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın peş peşe yaptığı açıklamaların ardından "üstlendikleri sorumluluk ve görevleri gereği mevcut gelişmeler karşısında daha fazla sessiz kalınamayacağını'' belirtti. Kamuoyunu bilgilendirmek için açıklama yapma zarureti doğduğunu kaydetti. Ergin'in açıklamaları özetle şöyle:
HSYK, idarî bir kuruldur, yargısal denetim yapamaz
HSYK, yargısal görevleri olmayan idarî bir kuruldur. Hakim veya savcı, hakim veya mahkeme kararlarına karşı kanun yollarına başvurma hakkı cumhuriyet savcısı, şüpheli, sanık veya katılana aittir. Bunlardan herhangi birinin müracaatı olmaksızın, süreçte yargısal denetimi yapmakla görevli mercilerin bile bu denetimi yapması mümkün değil iken idarî bir kurul olan HSYK'nın bu denetimi yapmaya kalkışması çok açık bir yetki gasbıdır. Anayasa ve yasalara tamamen aykırı bir hukuksuzluktur.
Bağımsız yargının işleyişine engel olundu
Erzurum Cumhuriyet Başsavcılığı'nca yürütülmekte olan bir soruşturma kapsamında yapılan arama, gözaltına alma ve tutuklama kararları üzerine yasada bu konuda hiçbir yetkisi ve görevi olmayan HSYK, aldığı kararla yürütülmekte olan soruşturmaya müdahale etmiş, doğrudan taraf olmuş, yetkisini aşmış, bağımsız yargının işleyişine engel olmuş, soruşturmanın sağlıklı bir şekilde yürütülmesi ve sonuçlandırılmasını tehlikeye sokmuştur.
Savcı ve hâkimlere gözdağı
Bu ve benzeri girişimleri Adalet Bakanlığı olarak yargı bağımsızlığına büyük bir darbe olarak görüyoruz. Yargının bağımsız ve tarafsız şekilde görevini yapması engellenmiş, bu sürece dahil olanlar görevlerinden alınmak suretiyle diğer görevlilere açıkça gözdağı verilmiştir.
Anayasa'nın 138. maddesi ihlal edildi
HSYK tarafından alınan karar ve yapılan açıklamalarla Anayasa'nın 138. maddesindeki "Hakimler, görevlerinde bağımsızdırlar, Anayasa'ya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm verirler. Hiçbir organ, makam, merci veya kişi, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hakimlere emir ve talimat veremez, genelge gönderemez, tavsiye ve telkinde bulunamaz.'' hükmü ihlal edilmiştir.
Soruşturmayı yürüten cumhuriyet savcılıkları ve tedbir kararlarını veren mahkemeler yüksek mahkemelerin ve HSYK'nın ağır baskısı altına alınmıştır. Bu şartlar altında bağımsız ve tarafsız bir yargılama yapmak son derece zorlaşmıştır.

Şemdinli kararı AB raporlarına girdi
HSYK'nın Şemdinli olaylarına ilişkin soruşturmayı yürüten cumhuriyet savcısı hakkında verdiği meslekten çıkarma kararı, Avrupa Birliği'nin Türkiye hakkında düzenlediği ilerleme raporlarında "yargıya ağır baskı'' olarak nitelendirilmiştir. Yine Avrupa Birliği adına düzenlenen 'Türk Yargısının İşleyişine İlişkin İstişari Ziyaret' raporlarının sonuncusunda yargıya yönelik 'iç tehdit' olarak değerlendirildi.
Gerçekten tarih de bu kararı bu boyutuyla ayrı değerlendirecektir. Van savcısı ile ilgili karar nasıl bugün Türkiye'nin önüne getiriliyorsa, bu karar da hukuk ihlali olarak, yargı bağımsızlığının ihlali olarak çokça önümüze çıkacak konulardan birisi haline gelmiştir. Yaz dönemi kararnamesinde de belli girişimler olmuştu; o zaman da devam etmekte olan soruşturmaların hakim ve savcılarını hizaya getirmek için girişilecek bu tür girişimlerin Türk yargısına yapılacak en büyük haksızlık ve müdahale olacağını ifade etmiştik.
Yargı sistemi kaosa sürükleniyor
HSYK, soruşturmanın tamamlanmasını beklemeksizin ve varsa hukuk ihlallerini araştırma gereği duymaksızın ve hangi somut verilere ve dosyalara dayanarak böyle bir karar aldığını da açıklamaksızın yetki gaspı yapmak suretiyle sürece çok vahim bir müdahalede bulunmuş, yargı sistemini kaosa sürükleyecek bir tutum takınmıştır. Yetkileri değiştirilen cumhuriyet savcılarının hakim tarafından verilen kararları yerine getirdikleri göz ardı edilmiştir. Savcıların yaptıkları, işlemlerin yetki ve görevleri kapsamında kaldığı mahkeme tarafından da kabul görmüştür. Bu durumda cumhuriyet savcılarına atfedilen suçun ne olduğu ve bunu ne şekilde işlediklerinin de yine kamuoyu ile paylaşılması gerekmektedir.
Başsavcılığın hiçbir yetkisi yok
Bu bağlamda Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nca yapılan basın açıklamasında 'Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nca Habur, Erzincan ve Erzurum adli yargı çevrelerinde yargıyı yıpratan, yargıya olan güveni sarsan adli tahkikatlar incelemeye alınmıştır...' şeklinde değerlendirmelere yer verilerek, bu konuya ilişkin hiçbir yetkisi ve görevi olmadığı halde doğrudan bu makamca da HSYK gibi soruşturmaya müdahale etme girişiminde bulunulmuştur. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın ve HSYK'nın açıklamaları ve bu konuda aldığı kararlar TCK'nın 288. maddesindeki 'Bir olayla ilgili olarak başlatılan soruşturma veya kovuşturma kesin hükümle sonuçlanıncaya kadar savcı, hakim, mahkeme, bilirkişi veya tanıkları etkilemek amacıyla alenen sözlü veya yazılı beyanda bulunan kişi .... cezalandırılır' hükmü uyarınca adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs girişimidir.
Yargıtay ihsas-ı reyde bulundu
Hiçbir yargısal görevi bulunmayan Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulu'nun bu konuyu görüşmek üzere toplanarak, HSYK'nın yaptığının doğru olduğuna dair karar alması da yasal dayanaktan yoksundur, ihsas-ı rey niteliğindedir, yargılama faaliyetine müdahale anlamını taşımaktadır. Danıştay Başkanı'nın görev alanıyla ilgili olmayan bu konuyla ilgili yaptığı açıklama da bu yanlışlara katkı vermek anlamına gelmektedir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın devam eden yargısal bir faaliyetten dolayı siyaset kurumunu sorumlu tutmak anlamına gelen açıklamasının da kabul edilmesi mümkün değildir. ZAMAN

m.turkone@zaman.com.tr  
Bu sefer hukuk kazanacak!
 
Bu seferki Şemdinli davası ve Ferhat Sarıkaya olayı değil. Endişeye mahal yok.
Peşinen yargıya müdahale edenler mağlup. Hakkında hiçbir bilgi sahibi olmadıkları olaya dair hüküm tesis etmek, HSYK'nın meşruiyetini kaybettirir. HSYK geçmişte olduğu gibi yargıya alenen müdahale ediyor. Anayasa'nın 138. maddesini çiğniyor. Doğrudan görülmekte olan bir davaya ağır bir hukuk dışı müdahale söz konusu. Karmaşık bir hukuk davasını tartışmıyoruz. Terör örgütü üyeliği, vatandaşa iftira gibi çok ağır suçlarla suçlanan bir başsavcı, bir başka başsavcının aylardır yürüttüğü soruşturma sonucunda tutuklanıyor. Bir tek kişinin tasarrufu değil bu. Savcı suçluyor, delilleri sıralıyor ve mahkeme tutukluyor. HSYK ise, deliller hakkında fikir sahibi olmadan bu tutuklamayı yapan savcılara görevden el çektiriyor. Eğer hukuk arıyorsanız, meşruiyet arıyorsanız bir mantık aramanız gerekir. HSYK kararının bir mantığı var mı? Görülmekte olan bir davada, yargıç teminatını ve bağımsızlığını çiğneyerek hüküm tesis etmenin, meşru bir mantığı olabilir mi?
Sonuçta kim kazanır? İşini yapan savcılar, yargıçlar mı? Baştan beri bir davada taraf olduğu tartışılan HSYK mı?Yargı erkinin geçtiği bir sınav bu. HSYK'ya rağmen yargı bu sınavdan yüzünün akıyla çıkacak. Çünkü hukuku uygulayan yargıya kimse telkinde bulunamadı? Kararlarını etkileyemedi. Anayasa'nın 138. maddesi: "Hiçbir organ, makam, merci veya kişi, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hâkimlere emir ve talimat veremez; genelge gönderemez; tavsiye ve telkinde bulunamaz" diyordu. "Emir ve talimat" verilmedi mi? "Tavsiye ve telkinde" bulunulmadı mı? Hepsi son üç yılda sistematik olarak ve göstere göstere yapılmadı mı? İşini yapan savcılar ve yargıçlar bize dönüp dedi ki "Biz kimseden emir ve talimat almayız; kimsenin telkinine bakmayız, tavsiyesine uymayız; hukuk ne diyorsa onu uygularız." Semboller üzerinden düşünmeye alışık olduğumuza göre, bir savcıyı tutuklayan ve cezaevine gönderen; generalleri çağırıp sorgulayan yargının bize verdiği mesajın üzerinde dikkatle durmalıyız. Hiçbir telkine boyun eğmeyen yargı, kendisi bize, hepimize bir telkinde bulunuyor. Çok basit, çok sağlam bir telkin. Bize hukuka güvenmemizi telkin ediyor. Hiçbir güce boyun eğmeyen bir yargının bizim hak ve hukukumuzu kararlı ve cesur biçimde koruduğunu söylüyor. Bizim hukukumuza kefil olduğunu gösteriyor.
Bu devletin güvenliğini sağlamakla görevli birimler kafa kafaya vermiş, sahte deliller uydurarak vatandaşına tuzak kurabilirler. Halkın huzurunu korumakla görevli Millî İstihbarat Teşkilatı elemanları, Jandarma'nın üst düzey kadrosu; halk adına halkın hukukunu tecavüzlerden korumakla görevli savcı ve bütün bunların üzerinde koskoca ordunun başındaki orgeneral bir ilde elbirliği ile suçsuz insanlara komplolar hazırlayabilir. Sahip oldukları bütün yetkileri, bütün imkânları ve imtiyazları bu komploları tezgâhlamak için kullanabilir. Karanlık kişilere güvenceler verip yalancı şahitliğe ikna edebilir. Evet bunların hepsini yapabilir. Bunların hepsi yapılabilir. Yapıldı mı? Bilmiyoruz. Yargı soruşturuyor. Yapılırsa ne olur?
Erzincan soruşturmasını yürüten savcı bize, bu kadar derin ve güçlü bir komplo karşısında kalsak bile endişeye kapılmamamızı, hukuka güvenmemizi telkin etti. Ve bu telkinin gereğini yerine getirdi. MİT elemanlarını, Jandarma komutanını ve subaylarını derdest edip tutukladı. Kendi meslektaşını saatlerce sorguladı ve mahkemeye tutuklanmak üzere sevk etti ve tutuklandı. Bu savcı, gücünü hukuktan alıyordu.
Peki HSYK ne yaptı? Yargıç teminatını sağlamak yerine, engel oldu. Peki meşruiyet kimden yana? Hukukun sağladığı meşruiyet kime güç veriyor? HSYK toplanan delilleri nereye saklayacak? HSYK gücünü nereden aldı?
Merak etmeyin. Bu sefer hukuk kazanacak. Çünkü son üç senede görüldü ki bu ülkede savcılar ve hâkimler var. O zaman hukuk da var. Teraziye ağırlığı koyduğunuz zaman önce bir sallanır, sonra dengeyi bulur. O kadar delili saklayacak bir çuval HSYK'da var mı?



 
  *** SİZİ KUTLUYORUZ *** BUGÜN 1153881 ziyaretçi (2516773 klik) MİSAFİRİMİZ OLDUNUZ ***  
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=
haberler haberler


Google Arama
Sitemde Arama
Yaşam ve İnsanlar

İstanbul Servisleri Neden Pahalı ? burakesc
Namaz Kılan Minik ile burakesc
GİMDES Helal Gıda Ramazan Buluşması burakesc