Create Your Own Countdown

Google

   
  *** İYİLİK İ«İN KOŞANLARIN YERİ***
  Erol YÜCEL
 


O şimdi maaşla geçiniyor
 
 
Erol Yücel, bundan 10 yıl önce Türkiye'nin en büyük armatörüydü. Şimdi ise...
08 Ekim 2007
Rahime Baş Uçar/Para Dergisi

FINDIKLI'DAKİ denize nazır ofisinin penceresinden, geçen her gemiyi yüreği cız ederek izliyor. Zaten röportajımızı da sık sık “Bakın şu gemi şu kadar tonluk, öbürünün boyu şu kadar” türünden bilgiler vererek bölüyor...

Deniz Ticaret Odası'nın 10 yıllık Meclis Başkanı Erol Yücel'den söz ediyoruz. Yücel, 1990'ların başında 11 gemisiyle Türkiye'nin en büyük armatörü olarak biliniyordu. Ancak sahibi olduğu Martı Denizcilik ekonomik sıkıntıya düşünce, bankalar, alacaklarına karşılık bütün bu gemileri 38 milyon dolar karşılığında hurdaya satmış...

“Şimdi beş param yok ama itibarım var” diyor Erol Yücel. Halen, adını vermek istemediği bir denizcilik grubuna danışmanlık yapıyor. Ancak söylediğine göre, sorunları büyük ölçüde çözmüş...
Yücel'le son 10 yılda yaşadıklarını ve bugün geldiği noktayı konuştuk.

Önce isterseniz biraz geçmişe dönüp, işlerinizin tepe noktasında olduğu günleri hatırlayalım...
Martı Denizcilik'i 1980'de 5 ortakla kurmuştuk. 1988'e geldiğimizde 4'ü küçük 6 kuru yük gemimiz vardı. Ortaklarımdan ayrıldım ve armatörlük işlerini ben devraldım. 1989'da buğday sıkıntısı olduğu için navlunlar artmıştı. 4 küçük gemimi sattım ve büyük gemiler almaya başladım. Ocak 1996'ya geldiğimizde en küçüğü 78 bin, en büyüğü de 155 bin dwt kapasiteli 11 gemilik bir filo kurdum...

Nasıl oldu da işler tersine döndü?
O yıllarda Doğru Yol Partisi'nden bazı milletvekilleri ANAP'a geçiyordu. Ben Fenerbahçe'de, Sabancı Korusu'nda 3 katlı bir binada oturuyordum. Alt kattaki komşum, Mesut Yılmaz'ın kardeşi Turgut Yılmaz'dı. Biz de o zamanlar Cengiz Kaptanoğlu ve birkaç arkadaşla birlikte DTO'nun (Deniz Ticaret Odası) işleriyle ilgili sık sık Ankara'ya gidiyor ve Hilton Oteli'nde kalıyorduk. Bir gün lobide oturup kahve içerken Turgut (Yılmaz) geldi. Komşum, doğal olarak selamlaştık. Otelden çıkarken resmimizi çekmişler. O zamanki Günaydın gazetesi, ön sayfasına ikimizin boy resmini basmış. Altına da “Güneş Moteli, Hilton Oteli” yazmışlar. Güneş Moteli, Ecevit'in, Demirel'den 10 milletvekilini 1980 öncesinde aldığı vakayı anımsatıyordu. Bu manşetle ANAP-DYP arasındaki milletvekili pazarlıklarının finansmanı da ben yapıyormuşum gibi gösterdiler. Biz o yıllarda İskenderun Demir Çelik'in yüklerini taşıyorduk ve paralarımız Türk Ticaret Bankası'na geliyordu. Bu milletvekili transferlerinin olduğu günlerde bir gecede Türk Ticaret Bankası'nın bütün yönetimini değiştirdiler. Demirel'in bir akrabası dışında... Yeni gelen genel müdür Erol Okuyan, bizi çağırdı, gittik. Eline katlanmış Günaydın gazetesini aldı ve bana doğru attı. Ardından da “Bunlarla uğraşmayın. İpar'ı da bizim batırdığımızı unutma” dedi. Ben hiç ciddiye almadım ve “Elinizden geleni ardınıza koymayın” dedim.

O günlerin devamında bir gemimiz Avustralya, bir gemimiz de Kanada'dan kalktı. 3 milyon dolar gibi bir navlun ücreti geldi Türk Ticaret Bankası'na. Talimat verdik ve “Paraları hesabımıza yatırın” dedik. Bana “Genel müdürün şifahi talimatıyla artık sizin paralarınız bir ara hesapta bloke edilecek” dediler. Ancak alacakları yoktu...

Sonra...
Sonra olay zincirleme gelişti. Dünyanın dört bir tarafında gemilerimiz vardı. Hemen İngiltere'ye gittiler. Bir gemimizi Amerikan'ın Norfhport Limanı'nda, bir diğerini de Cebelitarık'ta yakıt ikmali yaparken tutukladılar. Bu gemilerin kredisini Norveç'in D.B Oslo bankası vermişti. Bu işlemle onların teminatı tehlikeye girince zincirleme sıkıntı yaşandı...

Bu arada ikinci bir hata yaptık ve bütün bankaları şirket merkezinde topladık. Onlara “Türk Ticaret Bankası'nda sorun yaşıyoruz” dedik. Ofisten çıkar çıkmaz bankacılar telefona sarılıp, şirketimiz hakkında hukuki işlem yapmaya başladılar. Bu da sistemi daha da kilitledi.

Bir de Vakıf Deniz Leasing'den bir gemimiz vardı. Gemimizi Singapur'dan kaçırdılar. Kaçırılmakla kalmayıp gemi seferden men edildi, yıllarca Tuzla'da yattı. Yıllar sonra sulh anlaşması yaptık. Sulh anlaşmasından sonra da birtakım davalar açtılar. Kendilerini kurtardıktan sonra anlaşmayı ihlal ettiler. Geçen yıl, yönetim kurulu başkanından üyelerine Vakıf Deniz Leasing üst yönetiminin alayını mahkemeye verdim. 5 milyon dolarlık dava açtım...

Sonuç ne oldu?
Önümüzdeki aylarda kararı çıkar herhalde. Şu anda bilirkişi aşamasında. Özet olarak şunu söyleyelim. Eğer bu gemiler piyasada olsaydı net günlük kazancım 600-700 bin dolar olurdu. Kimse denizciliği bilmediği için bunu anlayamadı. Benim bir hatam da şu oldu: Banka bir gemiyi banka tutukladığı zaman, ilk iş personelini çekeceksin. Gemiyi nasıl götüreceğini banka düşünsün. Bütün gemilerimiz haraç mezat satıldı. Hurdaya gitti.

Kim batırdı sizi?
Türk Ticaret Bankası'na talimatı kim verdiyse, o batırdı.

Kimin verdiğini tahmin ediyorsunuz?
Bilmiyorum. Siyasi... Sadece şunu söyleyeyim. Bu gemilerin 38 milyon dolar borcu vardı. O gün benim gemilerimi mahkemesiz hurdaya satsaydınız, bütün bu parayı bankalar alırdı. 15-20 milyon dolar da bana kalırdı. Ama bugün bankalar yeni bir anlayışla çalışıyor. Bankalar şu anda denizcilerden kazandığını hiç kimseden kazanmıyor.

Denizciliğe bakışın değişmesinde hükümetin de etkisi var değil mi?
Bu hükümet denizciliğe hep sıcak baktı. Ulaştırma Bakanı denizcilikten çıkma; gemi inşa yüksek mühendisi. İyi de bir müsteşar getirilmiş durumda...

4 yıldır beklediğiniz denizcilik üniversitesi iznini de aldınız. Bu denizciler hükümete her istediklerini yaptırabiliyor mu?
Hayır efendim. Mesela ben AK Parti iktidarına hiçbir şekilde oy vermedim. Ben onların ideolojik taraflarıyla ilgilenmiyorum. Bence denizcilikle ilgili çok doğru şeyler yaptılar. ÖTV konusunu bu hükümet çözdü. Ben şimdi bu hükümete oy vermedim diye aleyhlerinde mi konuşayım? Denizcilikle ilgili mevzuattan kaynaklanan birçok kanunu değiştirdiler. Denizcilik Müsteşarlığı bundan önce denizcilikle ilgisi olmayan meslekten insanların istihdam edildiği yerdi. Bu iktidar kadrolaşma yaptı ama meslekten olan insanlardan oluşan bir kadrolaşma yaptı. Başbakanın oğlunun gemisi var. O da tenkit ediliyor. Yanlış. Biz herkes denizciliğe girsin, gemi alsın diyoruz. Bankalar teminattan önce denizcilikle ilgili bilginin olup olmadığına bakıyor.

Başbakanın oğlunun denizcilikle ilgili bilgisi var mı?
Var, dedesi denizci. Başbakan da denizden gelen parayla okumuş bir insan. Sektörümüzde rekabet bakımından sıkıntı yok. Kim olursa olsun, gelsin.

10 yıldır DTO Meclis Başkanısınız. Hangi şirket üzerinden temsil ediliyorsunuz?
OBO Deniz Taşımacılığı A.Ş. Bu şirket bana ait. Yatırım yapmak üzere kurulmuş ama yatırım yapamamış bir şirket.
Hayatınızı nereden kazanıyorsunuz?
Arkadaşımın bir şirketinden maaş alıyorum. Danışmanlık yapıyorum. Fındıklı'da bir dairede otuyorum.
Peki neyiniz kaldı mal varlığı olarak?
Hiçbir şeyim kalmadı. Evimdeki eşyalar dahil satıldı.

Sektörden size destek verenler oluyor mu?
Çok... En büyük desteği Nevzat Kalkavan'dan görüyorum. Aklınızın hayalinizin alabileceği her türlü yardımı o yaptı bana. Bütün bankalar evime hacze geldi ama sadece Toprakbank eşyalarımı götürdü. Evimdeki eşyalarım gittiği zaman Nevzat, “Sana 2 tır eşya göndereyim” dedi. İstemedim, 6 ay eşyasız oturdum.

Şu anda hangi bankayla sorunlarınız kaldı?
Sadece İş Bankası'yla sorunum var. İş Bankası da paramızın olduğuna inanıyor. 150 bin dolarlık borca karşılık 1 milyon dolarlık talebi var. Cengiz (Kaptanoğlu) “150 bin dolarını ben vereceğim” dedi. Ben “İbralaşalım” dedim, yanaşmadılar. İş Bankası'na dava açmaya hazırlanıyorum. Onların da büyük günahı var bu işte. Onun dışında cüzi şeyler kaldı. Bütün hedefim kalanları da temizlemek.

Yeniden başlamak gibi bir hedefiniz var mı?
Piyasa çok yüksek, yeniden başlamak çok zor. Ama bir şekilde, ucundan kenarından yine girerim. Hiçbir şeyden yılmadım. Hiç kimseden kaçmadım, kimseden de korkmadım. Bu koltukta da arkadaşlarımızın arzusuyla oturuyorum. Çalışıyorum, üretiyorum. Şu anda şükretmesini öğrendim. Öyle bir eşe sahibim ki, desem ki “Şuraya çadır kuralım, orada yaşayalım”, kabul eder.

Denizcilik üniversitesinin izni tamam

Denizciler, YÖK'le 4 yıldır sürdürdükleri mücadelede mutlu sona önceki hafta ulaştılar. Piri Reis Denizcilik Üniversitesi'nin kuruluş izni alındı. TÜDEV'in (Türkiye Denizcilik Vakfı) kuracağı üniversitenin 100 milyon dolara mal olacağı tahmin ediliyor. Üniversitenin takipçisi olan Erol Yücel, DTO'nun 30 milyon dolar civarındaki yıllık gelirinin yüzde 25'ini her yıl üniversiteye aktaracaklarını söylüyor. Gelecek yıla yetişecek üniversiteyle ilgili olarak Yücel, “Dünyanın en baba denizcilik üniversitesini kuracağız” diyor.

Çankaya Köşkü'nde 22 yıl oturdu!

Erol Yücel, 1948 Ankara doğumlu. Celal Bayar Cumhurbaşkanı olup Çankaya'ya köşkü'ne gittiğinde ilk yanında götürdüğü ve lojman tahsis ettiği kişi Yücel'in babası Mefail Mehmet Yücel olmuş. O zaman 1.5 yaşında olan Yücel, 1972 yılına kadar 22 yıl Çankaya Köşkü'ndeki lojmanda kalmış. 1960 ihtilalini de, Çankaya Köşkü'nün her halini de görmüş...

Ankara Ticaret Okulu'nda okurken bir taraftan da Çankaya Köşkü'nde memur gibi çalışmaya başlayan Yücel, kabına sığamayınca babasına dışarıda çalışmak istediğini söylemiş. Ziraat Bankası'nın bilgi işlem bölümüne gece elemanı olarak girmiş. Gündüzünü doldurmak için de yeni bir iş aramış. İlk olarak Ertan Balin'in şirketinde çalışmaya başlamış. Çalıştığı şirketin Rusya'ya maden ihracatını gemiyle yapması gerekmiş ve denizcilikle uğraşmaya başlamış. Burada denizciliği öğrenen Yücel, askerden döndükten sonra Ekim 1973'te Zihni Denizcilik'in Ankara müdürü olmuş. 1980'de ise 5 arkadaş olarak Martı Denizcilik'i kurmuşlar. Broker'lık, acentelik derken armatörlüğe giren Martı, 1988'de kadar büyük bir gelişme göstermiş...


 
  *** SİZİ KUTLUYORUZ *** BUGÜN 1164560 ziyaretçi (2544350 klik) MİSAFİRİMİZ OLDUNUZ ***  
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=
haberler haberler


Google Arama
Sitemde Arama
Yaşam ve İnsanlar

İstanbul Servisleri Neden Pahalı ? burakesc
Namaz Kılan Minik ile burakesc
GİMDES Helal Gıda Ramazan Buluşması burakesc